ABD’nin Missouri Eyaletinde Liseye Silahlı Saldırı: 3 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Missouri eyaletindeki St. Louis kentinde yer alan Görsel ve Performans Sanatları Lisesinde gerçekleştirilen silahlı saldırıda, saldırgan da dahil üç kişi öldü, yedi kişi de yaralandı. 

Haber Merkezi / Yaralanan üç kız, dört erkek öğrencinin ise hayati tehlikesi bulunmuyor. Yaklaşık 400 öğrencisi bulunan liseye silahlı saldırıyı düzenleyen kişi aynı liseden yeni mezun olmuş, adli sicil kaydında suç geçmişi olmayan bir erkek.

St. Louis Metropolitan Polis Departmanı’ndan Mike Sack, saldırganın “bir akıl sağlığından mustarip olmuş olabileceğini” kaydetti.

Sack, olayda toplam dokuz kişinin yaralandığını, bu kişilerin ikisinin öldüğünü belirtti. Abbey Kuczka, lisede sağlık öğretmeni olarak çalışa annesi Jean Kuczka’nın silahlı saldırıda öldürüldüğünü doğruladı. Mike Sack, olay yerinde hayatını kaybeden ikinci kişinin 16 yaşındaki bir kız çocuğu olduğunu açıkladı.

Saldırganın okula nasıl girdiği konusunda açıklama yapmayan St. Louis polisi, saldırı esnasında öğrencilerin sınıfta kapıların arkasına barikatlar kurduğu, bazılarının da camdan atlayarak kaçtığı bilgisini paylaştı. Polis, saldırganın kimliğini açıklamazken olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Yerel haber kanalı KMOV’a konuşan bir öğrenci, saldırganın bir arkadaşına doğru yürüdüğünü ve “Ölmeye hazır mısın?” diye sorduğunu söyledi. Raven Terry isimli öğrenci, “Gerçekten ama gerçekten çok hızlı koştuk… Sadece ağlıyorduk, çok korktuk” dedi.

St Louis Post-Dispatch gazetesine konuşan 16 yaşındaki Taniya Gholston ise sınıfta saldırganla yüz yüze geldiğini, saldırganın kendisini vurmaya çalıştığını dile getirdi: Koşmaya çalışıyordum ama koşamadım. Göz göze geldik. Silahı tutukluk yaptı ve o sayede kurtulabildim.

Gholston, saldırganın “Bu lanet okuldan bıktım” dediğini duyduğunu söyledi.

ABD’de bu yıl okullara 130’dan fazla saldırı

Öte yandan, bireysel silahlanmanın ve silahlı şiddetin sık sık bir sorun olarak gündeme geldiği ABD’de 28 Eylül 2022 tarihi itibariyle bu yıl okullara yönelik 130’dan fazla silahlı saldırı kayıtlara geçti. Bunlardan 30’u ise saldırıya uğrayan kişilerin ölümü veya yaralanması ile sonuçlandı.

Bu saldırılardan en ölümcül olanı, Mayıs ayında Teksas eyaletinin Uvalde bölgesinde bir ilkokulu hedef alan ve ikisi yetişkin, 19’u çocuk olmak üzere 21 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırıydı.

Paylaşın

İngiltere’nin Yeni Başbakanı Asya Kökenli Rishi Sunak Oldu

İktidardaki Muhafazakar Parti’nin yeni lideri seçilen Rishi Sunak, İngiltere’nin yeni başbakanı oldu. Rishi Sunak, daha önceden maliye bakanlığı görevini üstlenmişti. 42 yaşındaki Sunak, İngiltere’nin modern tarihindeki en genç başbakan oldu.

Haber Merkezi / İngiltere’nin tarihindeki en genç başbakan ise 1804’te 24 yaşında göreve gelen William Pitt. Kral 3. Charles’ın en kısa sürede hükümeti kurma görevini Sunak’a vermesi bekleniyor.

Rishi Sunak, yazın istifasıyla Boris Johnson’ın görevden ayrılmak zorunda kalmasında önemli rol oynamıştı. Rishi Sunak, Johnson’ın istifasının ardından iktidardaki Muhafazakar Parti’de liderlik yarışına katıldı.

Rishi Sunak, Muhafazakar Parti milletvekilleri arasında en fazla destek alan adaydı. Ancak partinin üyeleri onu değil Dışişleri Bakanı Liz Truss’ı seçmişti.

Başbakanlığa uzanan kariyeri

Rishi Sunak’ın aile büyükleri, Hindistan’ın Pencap eyaletinde doğdu ama dedeleri daha sonra Britanya’nın Afrika’daki kolonilerine göç etti. Babası Kenya’da, annesi ise Tanzanya’ya bağlı Tanganyika özerk bölgesinde dünyaya geldi.1960’larda aile Britanya’ya göç etti.

Böylece Hint kökenli Rishi Sunak 12 Mayıs 1980’de Birleşik Krallık’taki Southampton Genel Hastanesi’nde doğdu. Annesi Usha eczacı, babası Yashvir ise pratisyen hekimdi.

Oxford Üniversitesi’nde felsefe, siyaset ve ekonomi okuyan Sunak, yüksek lisans eğitimini ABD’deki Stanford Üniversitesi’nde işletme alanında tamamladı. Britanya’nın etnik azınlığa mensup ilk başbakanı olması beklenen Sunak, eşi Akshata Murthy’yle de Stanford Üniversitesi’nde tanıştı.

Mezun olduktan sonra yatırım bankası Goldman Sachs’ta analist olarak çalışmaya başlayan Sunak, daha sonra fon yönetim şirketi Children’s Investment Fund Management’a geçti ve 2006’da şirkete ortak oldu.

2010’da ABD’nin Kaliforniya eyaletinde kendi yatırım firması Theleme Partners’ı kurdu. Şirketin yönetimi altındaki fonlar yaklaşık 700 milyon dolar ediyordu.

Sunak’ın kayınpederi  N. R. Narayana Murthy’nin de çok varlıklı olduğu biliniyor. 76 yaşındaki Hint asıllı milyarder, yatırım firması Catamaran Ventures’ın sahibi ve teknoloji firması Infosys’in kurucusu. Sunak 2013 ve 2015 arasında Catamaran Ventures’ta da yöneticilik yaptı.

Siyasete nasıl girdi?

Sunak 2014’te Yorkshire bölgesinden Muhafazakar Parti adayı olarak seçildi. Daha sonra Avam Kamarası’na girerken, Hindu olduğu için Hintlilerin kutsal metni Bhagavat Gita üzerine yemin etti.

İlk büyük siyasi mücadelesini Brexit’te veren Sunak, BK’nin Avrupa Birliği dışında “daha özgür, daha adil ve daha müreffeh” olacağını savunuyordu.

24 Temmuz 2019’da Başbakan Boris Johnson tarafından Maliye Bakanı Sajid Javid’in yanına hazine baş sekreteri olarak atandı. Böylece Javid’in sağ kolu oldu.

2020’de Maliye Bakanı olan Sunak, Temmuz 2022’de Boris Johnson’a karşı başlayan istifa dalgasında görevini bıraktı. Kısmen koronavirüs pandemisindeki istikrarlı performansı sayesinde Johnson’ın yerine geçeceği düşünülen favori isimlerdendi. Ancak ilk seçimde başbakanlık koltuğunu Truss’a kaptırdı.

Sunak, İngiliz parlamentosunun en varlıklı ismi

Geçen yılki vergi ve harcama bütçesi, İngiltere’yi 1950’lerden bu yana en büyük kamu borcuna iterken, Sunak daha düşük gelirlilerden daha düşük vergi alma vaadinin ise gerçekleşmediği eleştirilerine hedef oldu.

Brexit referandumunda ülkenin Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılması yönünde oy kullanan Sunak, İngilz parlamentosunun en varlıklı ismi olarak biliniyor.

Sunak, 2015 yılında Parlamento’ya ilk kez seçildikten sonra hızlı bir yükseliş yaşadı. Şubat 2020’de 39 yaşındayken “başbakandan sonra ikinci yetkili” gibi görülen Maliye Bakanı olarak atadı.

Sunak, “partygate” skandalı olarak bilinen kutlamalara katılarak koronavirüs önlemlerini ihlal ettiği gerekçesiyle Başbakan Boris Johnson ile birlikte para cezasına çarptırılan isimler arasındaydı.

Hintli bir göçmen ailenin en büyük oğlu olan Sunak, elit Winchester College ve daha sonra Oxford’da eğitim aldı. Kendisine ait websitesinde verdiği bilgiye göre Sunak, Hint asıllı eşiyle Kaliforniya’da tanıştı ve iki çocukları bulunuyor.

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı; Avrupa’da Siyasi Dengeleri Nasıl Değiştirdi?

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar Avrupa genelinde petrol, gaz ve elektrik fiyatlarında şok etkisi yarattı. Rusya ve Ukrayna savaşına yönelik görüş ayrılıklarının son dönemde Avrupa Birliği (AB) içindeki siyasi dengeleri de önemli ölçüde sarstığı görülüyor.

Fransa ve Almanya, AB’nin temel motoru olarak görülse bile görüş ayrılıkları son krizle birlikte her zamankinden fazla hissediliyor.

Paris ve Berlin arasında savunma ve enerji politikalarında oluşan çatlak nedeniyle ekim ayı sonunda yapılması planlanan zirve ocak ayına ertelendi.

Robert Schuman Vakfı Başkanı Dominique Giuliani, mevcut durumun “AB içinde dengenin bozulması için elverişli bir ortam yarattığı” görüşünde.

Avrupa projesinin tarihi merkezi olarak bilinen Batı Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Doğu Avrupa’dan, özellikle de Ukrayna’nın AB içindeki en güçlü destekçisi olarak görülen Polonya ve Baltık ülkelerinden son dönemde ciddi eleştiriler alıyor.

Avrupa’nın doğusunun batısına yönelik eleştirilerine dikkat çeken Giuliani, “Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya’nın temsil ettiği tehlikeye karşı ortaklarını yıllarca uyardıktan sonra, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından seslerini daha çok çıkarmaya başladı. Bu ülkelerin endişeleri Batı Avrupa, özellikle de Almanlar ve Fransızlar tarafından her zaman yanlış anlaşıldı.” diyerek doğu ve batı Avrupa arasında yaşanan görüş ayrılığına dikkat çekti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un pazar günkü açıklamasında “Rusya’da iktidarın gücü, Sovyet imparatorluğunun ortadan kaldırılmasından doğan kızgınlık ve aşağılanmadan besleniyor.” şeklindeki açıklaması ise yaşlı kıtada yine farklı tepkilere yol açtı.

İsmini açıklamak istemeyen ancak Polonya ve Baltık ülkelerine tepkisini gizlemeyen bir Fransız diplomat, AFP’ye yaptığı açıklamada “Herkese karşı haklı olduklarına inanan Polonya ve Baltık ülkelerinin kendilerince konuya bir şekilde kibirli bir yaklaşımı var. Ancak şu anda bu ülkelerin ahlaki bir otorite olduğunu söylemek de doğru değil. Ahlaki otorite liderlik değil haklı olmak anlamına geliyor.” diyerek ülkesini görüşlerini dile getirdi.

AFP’ye göre, AB’nin motoru olarak görülen Almanya ve Fransa arasındaki başta silah ve enerji politikaları gibi konularda ortaya çıkan görüş ayrılıkları da Brüksel’de ciddi sorun olarak ortaya çıkıyor.

Bu sıkıntılar yüzünden çarşamba günü iki ülke arasında yapılması beklenen ortak bakanlar kurulu toplantısı ocak ayına ertelenmek zorunda kaldı.

Almanya, Fransa ve Polonyalı parlamenterler arasında cumartesi günü öngörülen toplantı ise iptal edildi.

Fransa’nın daha önce Çin, Rusya ve İngiltere’de görev yapmış emekli büyükelçisi Sylvie Bermann, Berlin ve Paris arasında son dönemde yaşanan sıkıntıları kabul ederek, “İki ülke arasında açıkçası bir kriz dönemi yaşanıyor ve Fransa ile Almanya arasında ilişkiler her zamankinden daha gergin görünüyor” diyerek endişesini dile getirdi.

“Fransa yeni ortak arayışına girebilir”

Robert Schuman Vakfı Başkanı Dominique Giuliani’ya göre, koşullara göre tavır alma konusunda becerikli görülen Fransa, yeni ortaklar bulma konusunda vakit kaybetmeden harekete geçebilir.

Giuliani, “Fransa, her zaman koşullara çok hızlı uyum sağlamayı bilen bir Avrupa vizyonuna sahip. Emmanuel Macron etkili önlemler önererek, Fransa için konulara bağlı olarak geçici koalisyonlar oluşturabilir.” diyerek görüşlerini dile getirdi.

İtaya seçimleri AB’de dengeleri değiştirdi mi?

AB ülkelerinden birinde bakanlık yapan ancak isminin açıklanmasını istemeyen yetkili ise, geçmişte dönemde İtalya ve Fransa arasındaki kurulun işbirliği köprüsünün çökmesin önemli olduğuna değinerek, “AB, şu anda en azından Fransız-İtalyan ekseninin başarısızlığı nedeniyle net bir ağırlık merkezinden yoksun. Bugün İtalya’da, muhtemelen Fransa ile işbirliği yapmak istemeyen bir aşırı sağ hükümet var.” diyerek görüşlerini dile getirdi.

Almanya neden eski gücünde değil?

Yine aynı bakan, Almanya’da iktidarın yaşadığı zorluklar yüzünden daha çok kendi iç sorunlarına konsantre olmak zorunda kaldığını belirterek, Başbakan Olaf Scholz’un söylendiği gibi zayıf olmadığı, daha kendi gücünü göstermeye vakit bulamadığı değerlendirmesinde bulundu.

AB yetkililerine göre, giderek AB içinde güç kazanan Polonya ise hala Fransa, Almanya ve İtalya’nın yerini almaktan oldukça uzak durumda.

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar petrol, gaz ve elektrik fiyatlarında şok etkisi yarattı.

Bununla birlikte yaşlı kıtanın ekonomisi tamamen hidrokarbon ithalatına bağımlı olması nedeniyle Rusya’nın Avrupa yaptırımlarına tepki olarak uyguladığı teslimat kesintilerinden başka büyük zarar görmedi.

Özellikle Ukrayna’daki savaştan önce Rus gaz dağıtımına yüzde 55’ten fazla bağımlı olan Almanya, bu konuda en fazla mağdur olan ülke oldu.

Ancak, enerji kaynakları politikası açısından AB içinde ülkelerin farklı eğilimler göstermesi yüzünden birlik Rusya’nın sevkiyatı kesme tehdidinin ardından bu konuda hızlı ve etkili ortak kararlar alamadı.

AB ülkelerinde dayanışma zayıflıyor mu?

AB liderleri, perşembe gününden cuma gününe kadar Brüksel’de zorlu müzakerelerin ardından petrol fiyatlarındaki yükselişi durdurmaya yönelik önlemleri uygulamaya koymayı amaçlayan bir “yol haritası” üzerinde anlaştı.

Ancak karar verilmesi gereken hala birçok nokta var ve önümüzdeki haftalarda müzakerelerin oldukça zorlu geçmesine ise kesin gözüyle bakılıyor.

Estonya’da Tartu Üniversitesi’nde siyasal bilimler dersi veren Profesör Stefano Braghiroli, “AB, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında ender bir birlik sergiledi. Ancak şu anda Avrupa’da gittikçe daha fazla gördüğümüz şey yorgunluk ve uzlaşı şansının kademeli aşınması. 27 ülke artık ortak tavır yerine daha fazla oranda kendisi için düşünmeye başladı.” diyerek birlik içindeki son durumu özetledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya’da Ukrayna’nın “Kirli Bomba” Patlatma Endişesi

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun Fransız mevkidaşı Sebastien Lecornu ile görüşmesinde, Ukrayna’nın radyoaktif patlayıcı içeren “kirli bir bomba” patlatmasından endişe duyduğunu aktardığı kaydedildi.

Rusya’nın daha önce Ukrayna’nın biyolojik silahlar kullanabileceğine dair yaptığı açıklamalar, Batı ülkelerinde Moskova’nın sahte kimlikle saldırılarda bulunup bunlardan Kiev’i sorumlu tutabileceği kaygısına yol açmıştı.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere ve Fransa savunma bakanları ile görüşerek, Ukrayna Savaşı’nın daha da sertleşmemesi konusunda uyarılarda bulundu.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Ukrayna’da durumun hızla kötüye gittiği ifade edilerek, Şoygu’nun Fransız mevkidaşı Sebastien Lecornu ile görüşmesinde, “Çatışmaların kontrol dışına çıkması yönünde yeni bir eğilim yaşandığını” dile getirdiği belirtildi. Şoygu’nun söz konusu görüşmede ayrıca, Ukrayna’nın radyoaktif patlayıcı içeren “kirli bir bomba” patlatmasından endişe duyduğunu da aktardığı kaydedildi.

Fransa Savunma Bakanı Lecornu ise, Şoygu ile yaptığı telefon görüşmesinde ülkesinin, Ukrayna Savaşı’nın barışçıl bir çözüme kavuşması talebini vurguladığını belitti. Lecornu ayrıca, ülkesi Fransa’nın söz konusu çatışmanın içine herhangi bir biçimde çekilmeme isteğini yineledi.

Rusya’nın daha önce Ukrayna’nın biyolojik silahlar kullanabileceğine dair yaptığı açıklamalar, Batı ülkelerinde Moskova’nın sahte kimlikle saldırılarda bulunup bunlardan Kiev’i sorumlu tutabileceği kaygısına yol açmıştı.

Moskova, Sergey Şoygu ile dört NATO ülkesi savunma bakanları arasında yapılan görüşmelerin olumlu geçtiğine dair herhangi bir açıklama yapmazken, Ukrayna Savaşı’nda nükleer silahların kullanılabileceği yönünde endişelerin arttığı bir dönemde Rusya ile NATO arasında iletişim kanallarının açık olması dikkate değer bulunuyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun son dönemde yaşadığı başarısızlıkların ardından, ülkesinin “toprak bütünlüğünü” korumak için gerekirse nükleer silahlara başvurabileceğini dile getirmişti.

Austin ile üç günde ikinci görüşme

Rusya Savunma Bakanlığı, Sergey Şoygu’nun Pazar günü ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile de görüştüğünü duyururken, söz konusu görüşmenin içeriğine dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. İki bakan geçen Cuma günü de görüşmüş ve bir Rus diplomat bu görüşmenin ardından, “Bir kaza yaşanmaması için yanlış anlamaların bertaraf edilmesi gerekiyordu” ifadesini kullanmıştı.

Sergey Şoygu’nun İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace ile yaptığı görüşmenin ardından Londra’dan yapılan açıklamada ise, Wallace’ın, Rus mevkidaşı tarafından iddia edilen, Batı ülkelerinin Ukrayna’nın çatışmaları yoğunlaştırma planına destek verdiği yönündeki fikirlerine karşı çıktığı vurgulandı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la da görüşen Şoygu, bu görüşmede de ülkesinin “kirli bomba” kaygısını yineledi.

Paylaşın

Sudan’daki Kabile Çatışmalarında En Az 220 Kişi Hayatını Kaybetti

Sudan’ın Mavi Nil eyaletindeki Hausa ile Hemec kabileleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalarda en az 220 kişi yaşamını yitirdi. Sayının çok daha yüksek olabileceği açıklandı. Hausa ile Hemec sık sık çatışma yaşanmaktadır.

Fakat Mavi Nil Sağlık Genel Müdürü Fath Arrahman Bakheit, konuyla ilgili açıklamasında, yetkililerin ölü sayısını en az 220 olarak açıkladığını fakat sağlık ekiplerinin çatışmaların yaşandığı yerlere ulaşamaması nedeniyle bu sayının çok daha yüksek olabileceğini söyledi.

Etiyopya ve Güney Sudan sınırında bulunan Mavi Nil eyaletindeki çatışmaların Ekim ayında bir toprak anlaşmazlığı yüzünden yeniden şiddetlenmesi üzerine yetkililer Wad al-Mahi’de gece sokağa çıkma yasağı ilan etmiş ve çatışmaları durdurmak için asker görevlendirmişti.

Anadolu Ajansı’nın (AA) bölgeden aktardığına göre, yaşanan çatışma ve ölümleri protesto etmek için sokaklara çıkan yüzlerce yurttaş Demazin şehrinde, içinde valiliğin de bulunduğu hükümet binasını ateşe verdi.

Protestocular, Eyalet Başkanı Ahmed el-Umda Bade’nin çatışmaları kontrol altına alamaması nedeniyle görevden alınmasını talep etti.

Sudan’da kabile çatışmaları

Son olarak, Mavi Nil bölgesinde yaşanan kabile çatışmaları sebebiyle 21 Ekim’de bir ay süreyle “acil durum” ilan edilmişti.

Sudan Sağlık Bakanlığı, Mavi Nil bölgesindeki iki kabile arasında Temmuz ayında yaşanan çatışmalarda 109 kişinin öldüğünü açıklamıştı.

2 Eylül 2022’de yeniden şiddetlenen çatışmalarda ise 18 kişi yaşamını yitirmiş, 23 kişi yaralanmıştı.

Çatışmaların, Hemec kabilesinin, bölgenin yerlisi olmadıkları gerekçesiyle Hausaları bölgeden uzaklaştırmak istemesiyle başladığı iddia edilmişti.

Orduya bağlı Hızlı Destek Kuvvetleri Uzlaşma Komitesi arabuluculuğundaki görüşmeler sonucunda Hausa ve Hemec kabilelerinin yetkilileri, “düşmanlıkları durdurma” anlaşması imzalayarak şiddetin sona erdirilmesi konusunda mutabakat sağlamıştı.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Sudan’ın güneydoğusundaki bu kabile çatışmaları sonucunda 31 binden fazla bölge sakininin evlerini terk etmek zorunda kaldığını bildirmişti.

Darbenin 1. yılı yaklaşırken çatışmalar

Ülkedeki son çatışmalar, Sudan için kritik denebilecek bir zamanda, askeri darbenin birinci yıldönümünden sadece birkaç gün önce yaşandı.

Ordu, güvenlik ve beka tehdidi gerekçesiyle 25 Ekim 2021’de Sudan’daki sivil yönetime el koymuş ve olağanüstü hal (OHAL) ilan ederek ülkenin başbakanı da dahil onlarca siyasiyi gözaltına almıştı.

Sudan’daki siyasi krizin çözümüne dair BM ve Afrika Birliğinin (AfB) Mayıs’ta başlattığı uzlaşı ve diyalog girişimlerden henüz netice alınamadı.

Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz’daki ulusa sesleniş konuşmasında, askerin, BM, AfB ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesinden (IGAD) oluşan “üçlü mekanizma” himayesinde yürütülen diyaloğa katılmayacağını ve sivil geçiş hükümeti kurulmasının ardından Egemenlik Konseyinin feshedileceğini açıklamıştı.

Sudan Merkezi Doktorlar Komitesine göre, askerin yönetime el koyduğu 25 Ekim 2021’den bu yana süren gösterilerde 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Paylaşın

Uzak Doğu’da Gerilim Tırmanıyor: Karşılıklı Uyarı Ateşi

Kuzey Kore ile Güney Kore arasında gerilimi tırmanarak artıyor. Son olarak, Güney Kore Donanması, sabah saatlerinde Kuzey Kore bandıralı bir ticaret gemisine uyarı ateşi açtı. Kuzey Kore’de benzer şekilde cevap verdi.

The Guardian gazetesinin haberine göre, Güney Kore Donanması bir açıklama yaparak Kuzey Kore bandıralı bir ticaret gemisinin Güney ve Kuzey Kore arasında tartışmalı olan deniz sınırını geçtiğini, bunun üzerine Güney Kore’nin gemiye yönelik uyarı ateşi açtığını açıkladı.

Güney Kore medyasına yansıyan haberlere göre, Güney Kore’nin bu hareketi Kuzey Kore’nin de benzer şekilde yanıt vermesine sebep oldu.

Kuzey Kore Halk Ordusu, Güney Kore’ye ait bir askeri geminin iki ülke arasındaki “fiili sınırı” ihlal ettiğini iddia ederek Kuzey Kore’nin batı kıyısından söz konusu geminin olduğunu iddia ettiği bölgeye 10 uyarı ateşi açtı.

Kuzey Kore Genelkurmay Sözcüsü, konuyla ilgili açıklama yaparak, “Batı cephesindeki kıyı savunma birimleri, denizde tespit edilen düşman hareketinin olduğu karasuları yönünde saat 5.15’te birden fazla roketatardan 10 kez ateş ederek ilk olarak karşı önlem aldı” dedi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, Güney Kore ve Kuze Kore arasındaki batı deniz sınırı, geçmişte de iki ülke arasında sık sık tartışmalara neden olmuştu. Kuzey Kore, Kore Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler (BM) tarafından çizilen deniz sınırını tanımıyor.

Kuzey Kore’den 5 yıl sonra ilk deneme

Kuzey Kore, 3 Ekim 2022’de beş yılın ardından ilk defa Japonya toprakları üzerinden balistik füze denemesi yapmıştı.

Japonya Savunma Bakanı Hamada Yasukazu, konuyla ilgili bir açıklama yaparak 1000 kilometre irtifaya ulaşan balistik füzenin Japonya’nın üzerinde yaklaşık 1 dakika havada yol aldığını açıklamıştı.

Hamada, ülkenin kuzeydoğusundan geçerek yaklaşık 4 bin 600 kilometre seyreden füzenin, Japonya’nın 3 bin 200 kilometre doğusuna Pasifik Okyanusu’na (Büyük Okyanus) düştüğünü kaydetmişti.

Kuzey Kore’nin balistik füze denemesi hakkında, Japonya hükümeti de yerel saatle sabah 07:29’da “Kuzey Kore’nin bir füze fırlatmış olduğu görülüyor. Lütfen sığınaklara saklanın” uyarısında bulunan bir açıklama yapmış, Güvenlik Konseyi’ni de toplantıya çağırmıştı.

Kuzey Kore’nin balistik füze denemesine Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Japon Denizi’ne fırlattıkları füzelerle yanıt verdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Patrick Ryder, Kuzey Kore’nin Japonya hava sahasını aşan uzun menzilli balistik füze denemesi yapmasını kınayarak ABD’nin “bu denemeye yanıt olarak Japonya ve Güney Kore ile bölgede ayrı ayrı askeri tatbikat yaptığını” açıkladı.

Paylaşın

Avrupa Polis Teşkilatı Europol: Avrupa’yı Kokain Dalgası Vuruyor

Avrupa Polis Teşkilatı Europol İletişim Direktörü Ja Op Gen Ooorth, son dört yılda Batı Avrupa’da her yıl rekor miktarda kokain ele geçirildiğini belirterek, “2021’de en az 240 ton kokaine el konuldu. Yani piyasada çok fazla kokain var” dedi.

Birleşmiş Milletler, koka ekimi ve üretimindeki artışı temel olarak “bölgesel kırılganlık”, “artan küresel talep” ve bu ticaretten kazanç sağlayan “silahlı aktörlerin varlığına” bağlıyor.

Europol İletişim Direktörü Ja Op Gen Ooorth Hollanda’nın Amsterdam şehrinde düzenlediği basın toplantısında çeşitli organize suç şebekelerinin düşünülenden daha iyi bir şekilde organize olduğunu ve şiddete gözle görülür şekilde daha fazla başvurduğunu belirtti.

“Son dört yılda Batı Avrupa’da her yıl rekor miktarda kokain ele geçirildi” diyen İletişim Şefi, “2021’de en az 240 ton kokaine el konuldu. Yani piyasada çok fazla kokain var” açıklamasında bulundu.

Kokain kaçakçılığının Avrupa’da yılda 5,7 milyar euro gelir yarattığını belirten Europol, mayıs ayında yayınladığı raporunda kokain ve metamfetamin kaçakçılığının kıta genelinde “şiddeti körüklediğini ve pazarın hızla büyüdüğünü” belirtmişti.

Europol ile İspanyol güvenlik güçlerinin ortak çalışması sonrası ülkede büyük bir uyuşturucu şebekesine darbe vurulmuştu. Çoğunlukla Suriye’den geldiği belirtilen kişiler tarafından yönetilen örgütün kokain ve esrar satışı sayesinde yılda yaklaşık 300 milyon euro kara para akladığı tahmin ediliyor.

Kokainin menşei Güney Amerika

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin son raporuna göre dünyanın en büyük kokain üreticisi, konumundaki Kolombiya’da 2021’de 204 bin hektar koka tarlası tespit edildi. Bu alanın 2020’ye kıyasla yüzde 43 oranında arttığı raporun vurguladığı konuların başında geliyor. Kolombiya’nın ardından Peru ve Bolivya’da da kokain üretiminin hızla arttığının altı çiziliyor.

Koka tarlalarının artması aynı zamanda kokain üretiminin de artması anlamına geliyor. Dünyanın en büyük kokain tüketicisi olan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya taşınan kokain miktarı bin 10 tondan bin 400 tona yükseldi.

Birleşmiş Milletler, koka ekimi ve üretimindeki artışı temel olarak “bölgesel kırılganlık”, “artan küresel talep” ve bu ticaretten kazanç sağlayan “silahlı aktörlerin varlığına” bağlıyor.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

İran’da Şiddetli Protestolar; Ülkenin Güneydoğusu Karıştı

İran’da “başörtüsünü düzgün bağlamadığı” gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolar devam ederken, ülkenin güneydoğusunda şiddetli protestolar patlak verdi. İran devlet medyası, göstericilerin bankalara saldırdığını bildirdi.

Protestolar, İran’da üst düzey bir din adamının ülke genelinde göstericilere karşı sert önlemler alınması çağrısında bulunmasının ardından başladı.

İl Emniyet Müdürü Ahmad Taheri’nin resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamaya göre, bugün Zahidan kentinde göstericilerin taş atması ve bankalara saldırmasının ardından polis “isyancı” olarak tanımladığı en az 57 kişiyi gözaltına aldı.

Devlet televizyonu 300 kadar protestocunun Cuma namazından sonra kentte yürüyüşe geçtiğini duyurdu; camları kırılmış banka ve dükkanları gösterdi.

Sosyal medyada yayınlanan videolarda binlerce protestocunun Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’e atfen “Diktatöre ölüm” ve protestoları bastırmak için yaygın olarak kullanılan Besic milislerine atfen “Besiclere ölüm” sloganları attığı iddia edildi. Reuters haber ajansı bu videoları doğrulayamadı.

Zahidan, İran’ın Beluç azınlığına evsahipliği yapan ve huzursuzluğa sahne olan güneydoğu eyaleti Sistan ve Belucistan’ın başkenti. Uluslararası Af Örgütü, güvenlik güçlerinin 30 Eylül’de Zahidan’da Cuma namazı sonrasında gerçekleştirdiği şiddetli müdahalede en az 66 kişiyi öldürdüğünü açıklamıştı.

Pakistan ve Afganistan sınırındaki Sistan ve Belucistan, Şii ağırlıklı hükümete karşı Sünni Müslüman militanların yuvası olarak biliniyor.

Tahran’da sertlik yanlısı din adamı Ahmed Hatemi, “Yargı, ulusa ihanet eden ve düşmanın değirmenine su taşıyan isyancılara öyle bir muamele etmelidir ki, başkaları bir daha isyan etmeye heveslenmesin” dedi.

İran devlet medyasına göre bir Cuma namazı hutbesinde konuşan Hatemi,”Kandırılmış çocuklara bir hafta sokakta kalırlarsa rejimin düşeceğini söylediler. Rüya görmeye devam edin!” diye konuştu.

İran, olaylardan “yabancı düşmanlarla” bağlantılı “haydutları” sorumlu tutuyor.

Ülke çapındaki protestolar, 1979 devriminden bu yana İran’ın dini yöneticilerine karşı en cesur meydan okumalardan birine dönüştü. Protestocular İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması çağrısında bulunsa da protestolar sistemi devirmeye yakın görünmüyor.

Sosyal medyada yayınlanan ve kuzeybatıdaki Tebriz’den olduğu söylenen videolarda protestocuların bugün kendilerini dağıtmak için göz yaşartıcı kullanan çevik kuvvet polisine “Utanç verici!” diye bağırdıkları görülüyor.

İran’ın en kalabalık altıncı şehri olan Tebriz’de çok sayıda Azeri etnik azınlık yaşıyor.

Aktivist haber ajansı HRANA yaptığı bir paylaşımda olaylarda 32’si çocuk olmak üzere 244 protestocunun öldüğünü bildirdi.

Ajans, düne kadar 114 şehir ve kasaba ile 81 üniversitede düzenlenen protestolarda 28 güvenlik gücü mensubunun öldürüldüğünü ve 12 bin 500’den fazla kişinin tutuklandığını belirtti.

Bu arada Amerikalı haber kanalı CNN, Beyaz Saray’ın milyarder Elon Musk ile SpaceX’in uydu internet hizmeti Starlink’in İran’da kurulması konusunda görüşmeler yaptığını bildirdi.

Uydu tabanlı geniş bant hizmeti, İranlılar’ın internete ve bazı sosyal medya platformlarına erişim konusunda hükümetin getirdiği kısıtlamaları aşmalarına yardımcı olabilir. İranlı aktivistler, kısıtlamalar nedeniyle protesto videolarının geciktiğini söylüyor.

Almanya da İran için bir seyahat uyarısı yayınlayarak, özellikle çifte uyruklular için keyfi olarak tutuklanma ve uzun hapis cezalarına çarptırılma riskinin bulunduğunu kaydetti. Bugünkü duyuru, Berlin’in geçen ay şiddetle karşı çıktığı İran seyahati için uyarı seviyesini yükseltti.

İki gün önce Fars haber ajansı, güvenlik güçlerinin protestolara katıldıkları gerekçesiyle aralarında Amerikan, İngiliz ve Fransız vatandaşlarının da bulunduğu 14 yabancıyı tutukladığını duyurmuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Başörtüsü Takmadan Yarışan İranlı Sporcu Elnaz Rekabi, Ev Hapsinde

The Guardian gazetesi, Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen bir şampiyona sırasında son turda başörtüsü olmadan yarışan kaya tırmanışçısı Elnaz Rekabi’nin ev hapsinde olduğunu yazdı.

BBC Farsça servisi, “konuyla ilgili bilgisi olan bir kaynağa” dayandırdığı haberinde, Rekabi’nin “zorla itiraf” için baskı altında olduğunu belirtti.

Başkent Tahran’daki havaalanında protestocularca çiçekler ve sloganlarla karşılanan Rekabi’nin havaalanından eve gitmediğini söyleyen kaynak, “Rekabi, Spor Bakanı Hamid Sajjadi ile görüşene kadar Ulusal Olimpiyat Akademisinde sivil polislerin denetiminde tutuldu” bilgisini paylaştı.

Buna göre, Rekabi söz konusu “zorla itirafı etmemesi halinde ailesinin 100 milyon riyallik (276 bin sterlin) mal varlığına el konulması ile tehdit edildi.”

İran’da protestolar sürerken, Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Asya Kaya Tırmanma Şampiyonası’nın final ayağında ülkesinde takması zorunlu olan başörtüsü olmadan yarışan İranlı sporcu Elnaz Rekabi’nin bu hareketi söz konusu protestolara destek olarak değerlendirilmişti.

Rekabi’den bu olayın ardından uzun süre haber alınamazken sporcu olayın ardından sosyal medya hesabından bir açıklama yapmış, söz konusu açıklamada, son turda yarışmak üzere planlanandan önce alana çağırılması sebebiyle başörtüsünü takamadığını söylemişti.

ABD’de yaşayan İranlı gazeteci ve aktivist Masih Alinejad, aynı gün yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Havaalanındaki insanlar Rekabi’nin güvenliğinden endişe duyuyor. İnsanların güvenlik görevlilerinin onu nereye götürdüğü hakkında hiçbir fikri yok. Eğer İran devlet kanalı Elnaz’ı zorla itiraf için alırsa, bu İranlılarda mutlaka çok büyük bir öfke yaratacaktır. Uluslararası desteğin ona yardım edeceğini umuyorum” demişti.

İran’da “başörtüsünü düzgün bağlamadığı” gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra 16 Eylül’de hayatını kaybeden Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolar, başta İran’ın başkenti Tahran olmak üzere ülkenin birçok kentinde sürüyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre, Tahran merkezi İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), protestoların başladığı 17 Eylül 2022 tarihinden bu yana 12 bin 450 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

İran İnsan Hakları Merkezi’nin verilerine göre, sadece başkent Tahran’da dün 3 bin kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin 835’i halen gözaltında; gözaltında olanların ise 200’ü üniversite öğrencisi.

Evin Hapishanesinde çıkan yangının ardından tahliye edilen bin 300 kişi ise Büyük Tahran Merkezi Hapishanesine gönderildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: Maymun Çiçeği Vakaları Azalıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), mayıs ayında dünya genelinde hızla yayılmaya başlayan, temmuz ayında zirveye çıkan maymun çiçeği vakalarının aylardır azalma eğiliminde olduğu ancak ‘zafer ilan’ etmek için henüz erken olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği salgınında 100 ülkede 73 binden fazla vaka tespit edildiğini ve hastalık nedeniyle 29 kişinin öldüğünü duyuran DSÖ, vakaların yüzde 90’nın eşcinsel ilişki yaşayan erkeklerde görüldüğünü kaydetti. Temmuz ayında vaka sayısı zirve yapan hastalığın özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da düzenli şekilde gerilediği belirtildi.

DSÖ açıklamasında, küresel maymun çiçeği vakalarının son 7 günde önceki haftaya göre yüzde 20 düştüğü belirtildi. Ancak Güney Amerika’nın da aralarında bulunduğu bazı bölgelerde vakaların halen artmaya devam ettiği vurgulandı. Peru’da vaka oranının yüzde 7 arttığı kaydedildi.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus geçen hafta “Yavaşlayan bir salgın en tehlikeli salgın olabilir, çünkü bizi krizin bittiğini düşünmeye ve gardımızı düşürmeye teşvik edebilir” dedi.

AFP’ye konuşan uzmanlar ise vakaların düşmesinin ana nedeninin risk altındaki toplulukların, özellikle erkeklerle ilişki yaşayan erkeklerin davranışlarındaki değişiklik olduğunu, ancak aşılamanın da bir rol oynadığını söyledi.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının bir çeşit akraba virüsü.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu ileri sürüldü.

2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Nasıl bulaşıyor?

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

DSÖ bulaşma şekilleri olarak şunları saydı: “Maymun çiçeği döküntüsü olan biri tarafından kullanılan giysilere, çarşaflara veya havlulara dokunmak. Döküntülere ya da kabuklarına dokunmak. Enfekte bir kişinin öksürmesine veya hapşırmasına maruz kalmak.”

Paylaşın