Rusya’dan Nükleer Saldırıya Yanıt Provası: ‘Gök Gürültüsü’ Tatbikatı

Nükleer saldırı tartışmalarının tırmandığı bir dönemde Rusya, “Gök Gürültüsü” adını verdiği ve denizaltılar, stratejik bombardıman uçakları, balistik füzelerin kullanıldığı bir tatbikatla olası bir nükleer saldırı durumunda vereceği yanıtın provasını yaptı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, tatbikatı uzaktan izledi. Moskova’nın düşmanlarını korkutma ve caydırma amacıyla gövde gösterisi yaptığı ve nükleer gücünü sınadığı tatbikatta test füzeleri fırlatıldı.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Putin’e tatbikatlarda “düşman nükleer saldırısına yanıt olarak stratejik taarruz güçleriyle dev bir nükleer vuruşun” provasının yapıldığını aktardı.

Rusya Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov da nükleer kapasiteli kıtalararası balistik füzelerle havadan TU-95MS bombardıman uçaklarından fırlatılan seyir füzelerinin testlerden başarıyla geçtiğini söyledi.

RIA haber ajansı, Putin’in dünyada ve bölgede çatışma potansiyelinin yüksek olduğunu söylediğini aktardı.

ABD Savunma Bakanlığı dün, Rusya’nın tatbikat planı hakkında kendilerini bilgilendirdiğini kaydetti. NATO da aynı zaman zarfında “Steadfast Noon” adlı yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatlarını sürdürüyor. Tatbikatlar, Avrupa’da konuşlanmış olan Amerikan nükleer bombalarının kullanım provasını kapsıyor.

Nükleer gövde gösterileri, Rusya’nın Ukrayna’da savunma konumunda olması ve Ukrayna’yı radyoaktif madde içeren “kirli bomba” kullanma planı yapmakla suçlaması nedeniyle hassas bir konu.

Ukrayna ve Batılı ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik bu suçlamalarının temelsiz olduğunu ve Rusya’nın savaş sahasında şiddeti arttırma girişimleri için bir gerekçe olarak kullanılabileceğini söylüyor.

Batılı yetkililer, Ukrayna güçlerinin Rus işgali altındaki Herson vilayetinde ilerlediği bir dönemde Moskova’nın Kiev’i teslim olmaya zorlamak için, Ukrayna’da düşük tesirli “taktik” bir nükleer silah kullanma eğilimine girebileceğinden ve Moskova için büyük bir yenilgi tehdidinde bulunabileceğinden endişe duyduklarını ifade etmişlerdi.

ABD Başkanı Joe Biden, Rusya’yı dün, böyle bir hamlenin “çok ciddi bir hata” olacağı yönünde uyardı.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ise Rusya’nın elindeki her türlü silahı kullanarak kendi topraklarını savunma hakkı olduğunu söylemiş, ancak taktiksel nükleer silahlar konusunda net olarak konuşmamıştı. Rusya, dünyanın en büyük nükleer silah stoğuna sahip.

Hendek savaşı

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’daki kuvvetlerinin güney ve doğuda Ukrayna’nın ilerleme girişimlerini durdurduğunu bildirdi.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov ise yağışlı hava ve arazi şartlarının Ukrayna’nın Herson’daki karşı harekatını, kuzeydoğuda geçen ay Rus kuvvetlerinin püskürtüldüğü saldırıdan daha zor hale getirdiğini kaydetti.

Putin’in nükleer silah kullanacağına inanmadığını söyleyen Reznikov, medyaya, Rus güçlerinin Herson’da su kanallarını hendek olarak kullandıklarını belirtti.

Herson’un kuzeyindeki hattın bir bölümünde konuşlu olan Ukrayna askerleri, Ruslar’ın bölge başkenti civarındaki hatları kuvvetlendirdiğini, geri çekilmeleri gibi bir durum olmadığını söyledi.

Lakabı Nikifor olan birim komutanı, “Basında Ruslar’ın korktuğu ve askerlerini çekeceği yazıyor ama bu doğru değil. İyi savaşıyorlar ve askerlerimizi vuruyorlar” dedi.

Ukrayna askeri nizamına göre Mikolayiv’deki yeri tanımlanamayan Nikifor, “Bu bölgede çok faaller. Her gün topçu ateşi açıyorlar, hendek kazıyorlar, savunma hazırlığı yapıyorlar” şeklinde konuştu.

Ukraynalı subaylar, telsiz iletişiminin, yeni seferber edilen Ruslar’ın karşı hatlara yerleştirildiğini, bu ayın başındaki gözle görülür azalmadan sonra Rus topçu saldırılarının yeniden arttığını söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Lübnan, Suriyelileri Geri Göndermeye Başladı

6,7 milyon nüfusa sahip ve kişi başına düşen mülteci sayısı açısından dünyada ilk sırada yer alan Lübnan, ülkede bulunan Suriyeli mültecileri Suriye’ye geri gönderme planını uygulamaya başladı.  

BBC Türkç’nin aktardığına göre, bugün itibarıyla yüzlerce kişi Suriye’ye dönmek üzere yola çıktı. Lübnan hükümeti Eylül’de açıkladığı plan kapsamında her ay 15 bin Suriyeli mülteciyi ülkelerine göndermeyi hedefliyor.

Yetkililer yaklaşık 700 mültecinin Çarşamba günü ülkenin sınırlarını korumaktan sorumlu Lübnan Genel Güvenlik ajansı tarafından koordine edilen gönüllü bir program kapsamında Suriye’ye dönüş yaptığını belirtti.

Lübnan hükümetine göre ülkede yaşayan Suriyelilerin sayısı 1,5 milyon. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği, kayıtlı mülteci sayısının 800 bin olduğunu söylüyor.

Lübnan’dan Suriye’ye dönmek isteyen mülteciler yıllardır kendi bireysel başvurularıyla bunu yapabiliyor. Hükümetin yeni planı ise organize ve kitlesel bir dönüş planını içeriyor.

Ancak BM, 2011’den bu yana iç savaşın sürdüğü Suriye’deki cephelerin durgun olmasına rağmen ülkede olası şiddet eylemleri ve gözaltı riski yüzünden büyük ölçekli geri dönüşlerin güvenli olmadığını belirtti.

2018 yılında Lübnan, Suriye’ye geri dönmek isteyen mültecilerin güvenli geri dönüşünü sağlayan bir program daha yürütmüştü.

Bu program kapsamında, Covid pandemisi öncesinde yaklaşık 400 bin Suriyeli’nin geri dönüşü sağlanmıştı.

Yakında görevden ayrılacak olan Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun, benzer bir programı bugün yeniden başlattı.

İnsan hakları örgütlerinden tepki

Uluslararası insan hakları örgütleri, Suriye’nin henüz geri dönüşler için güvenli olmadığı gerekçesiyle hükümetin planına karşı çıkıyor.

Son dönemde tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayan Lübnan hükümeti artık Suriyelilere ev sahipliği yapamadığını ifade ediyor.

Lübnan’da 2019’da başlayan, Covid-19 salgınıyla birlikte artan, 2020’deki Beyrut Limanı patlamasıyla iyice derinleşen ekonomik kriz devam ediyor.

BM verilerine göre günümüzde Lübnan toplumunun yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) daha önce Suriye’ye geri gönderilen mültecilerin insan hakları ihlalleri ile karşılaştıklarını aktarıyor; mültecilere Suriye’deki güncel durum hakkında doğru ve yeterli bilgi paylaşımı yapılmadığını öne sürüyor.

Eylül ayında BBC Türkçe’ye konuşan Af Örgütü Lübnan araştırmacısı Reina Wehbi, “Uluslararası Af Örgütü’nün araştırması, Suriye yönetiminin bireylere yönelik çeşitli insan hakları ihlallerinde bulunmaya devam etmesi nedeniyle, mültecilerin dönüşünün güvenli olmadığını gösteriyor” demiş ve sözlerine şöyle devam etmişti:

“Vatana ihanet, muhaliflik veya ‘terörizm’ algıları, güvenlik güçlerinin suçlamalarını körüklüyor ve sonra da dönenlere işkence ve diğer kötü muameleleri uyguluyorlar. Bunlar arasında cinsel istismar ve tecavüz, hukuk dışı ve keyfi tutuklama ve zorla kaybetme de var.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW) ise Suriyelilerin geri gönderilmesinin “güvenli olmadığını ve yasa dışı olduğunu” söylüyor.

HRW Lübnan araştırmacısı Aya Majzoub Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Mültecilerin Suriye’ye zorla geri dönüşü, Lübnan’ın insanları açık bir işkence veya diğer zulüm riskiyle karşı karşıya oldukları ülkelere zorla geri göndermeme yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelecektir. Suriye geri dönüş için güvenli değil” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Binlerce Kişi, Ölümünün 40. Gününde Mahsa Amini’nin Mezarı Başında

22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesinin üzerinden 40 gün geçti. Toplu gösterilerin planlandığı ülke genelinde Amini’nin memleketinde “grip salgını” iddiasıyla üniversiteler dahil tüm okullar tatil edildi.

İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı, okulların tatil edilmesi kararının asıl sebebinin grip değil Mahsa Amini’nin ölümünün 40’ıncı günü olduğu gerekçesiyle alındığını bildirdi.

İran geleneklerine göre ölümün 40. günü önemli bir tarih olarak kabul ediliyor. Amini ailesi çarşamba günü için herhangi bir anma merasimi düzenlemeyi düşünmediklerini duyurmuştu.

İnsan hakları grupları, Amini’nin ölümünün 40. gününün daha şiddetli protestolara yol açmasından endişe duyan güvenlik güçlerinin aileyi anma töreni düzenlememeleri konusunda uyardığını dile getirdi.

Ancak sosyal medyaya yansıyan görüntülerde binlerce kişiden oluşan büyük bir kalabalığın sabah saatlerinde Amini’yi anmak için mezarlığa doğru yürüdüğü görülüyor.

Rejim muhalifi gruplar, günler öncesinden halka Amini’nin vefatının 40. günü için geniş katılımlı sokak gösterileri çağrısı yapmaya başlamıştı.

Görgü tanıkları Tahran ve Sakkız kentleri başta olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde güvenlik güçlerinin yoğun şekilde cadde ve sokaklarda konuşlandırıldığını belirtiyor.

Sakkız’daki bir görgü tanığı Amini’nin gömülü olduğu mezarlığın Besiç milisleri ve polisle dolu olduğunu söyledi.

Aynı kişi, “Mezarlığa girmemizi engellemeye çalıştılar ama ben girmeyi başardım. Mahsa’nın ailesini henüz görmedim.” diye konuştu.

Bir başka görgü tanığı da vatandaşların mezara doğru ilerlediğini söyleyerek “İnsanlar güvenlik güçlerinin uyarılarına kulak asmayıp mezarlığa gidiyor ama onlarca çevik kuvvet polisi ve Besiç (gönüllü milisler) var.” sözleriyle mezarlıktaki atmosferi anlattı.

Dün akşam (25 Ekim) saatlerinde de Amini’nin memleketi olan Kürdistan eyaletinin Sakkız kenti protestolara sahne olmuş, göstericiler polis müdahalesiyle dağıtılmıştı.

Öte yandan protestolar ülkenin çeşitli üniversitelerinde bugün de devam ediyor.

Tahran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi öğrencileri yaptıkları eylemde yönetim karşıtı sloganlar atarken, kampüsteki parka Mahsa Emini’ye ithafen “Jina Parkı” ismini verdi.

Terbiyet Müderris Üniversitesi öğrencileri ise gözaltındaki arkadaşları için “Arkadaşlarımızı bekliyoruz, bir yere gitmiyoruz, buradayız” sloganının yanı sıra “Tahran gözaltı merkezi oldu, Evin mezbaha oldu”, “Mahsa’nın kanı üstüne yemin olsun ki İran özgürleşecek” sloganlar atarak tepkisini gösterdi.

Ülkenin çeşitli şehirlerinde bulunan, Allame Tebatebai, Tahran, Kum, Beheşti, Bilim ve Teknoloji, Emirkebir Teknoloji, Zehra, Noşirevani Teknoloji, Terbiyet Müderris, Tahran Sure, Tahran Azad, Meşhed, Şehrekurd, Yezd Bilim ve Sanat, İsfahan, Tahran Harezmi, Şiraz gibi üniversitelerde de çeşitli gösteriler düzenleniyor.

Ülke sathına yayılan gösterilere İran’ın her kesiminden vatandaşlar katılıyor.

İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması çağrısında bulunan eylemciler dini lider “Ayetullah Ali Hamaney’e ölüm” sloganları atıyor.

Mahsa Amini protestoları

Başkent Tahran’da 13 Eylül’de “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad görevlileri tarafından gözaltına alındıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de yaşamını yitirmesi ülkede infiale yol açtı.

Amini’nin ölümünü dünyaya duyuran gazeteci daha sonra gözaltına alındı.

Amini’nin 17 Eylül’de memleketi Sakkız kentindeki cenaze töreni sonrasında başlayan gösteriler, ülkenin birçok kentine yayıldı.

Protestolar daha sonra rejim ve Hamaney karşıtı gösterilere dönüştü.

Yönetim karşıtı duruşuyla bilinen İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı (HRANA) ise bugün yayınladığı raporda 32’si çocuk, 26’sı güvenlik görevlisi olmak üzere en az 244 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

Bazı kaynaklar ise can kaybının 250’nin üzerinde olduğunu belirtiyor.

İran makamları ise “İsyan” olarak tanımladıkları gösterilerin ABD, İsrail ve Batı’nın kışkırtması sonucu yaşandığını belirtiyor ve can kayıplarına ilişkin bilgi vermiyor. Devlet medyası olaylar sırasında 30 güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini bildiriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

8 Yılda 29 Binden Fazla Göçmen Avrupa Yolunda Öldü

2014’ten bu yana Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmenlerden 29 bini yollarda hayatını kaybetti. 2022’nin başından beri en az 5 bin 684, 2021 yılında ise 2 bin 836 göçmen Avrupa’ya gitmeye çalışırken yollarda yaşamını yitirdi.

Göçmenler için en ölümcül göç rotası, Libya ve Tunus’tan Malta ve İtalya…

Birlemiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) son raporuna göre 2014’ten bu yana Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmenlerden 29 bini yollarda hayatını kaybetti.

IOM, bu sayının 2022’nin başından beri en az 5 bin 684 olduğunu belirtti. Bu sayı 2021 yılında 2 bin 836’da bulunuyordu.

Rapora göre en ölümcül göç rotası, Libya ve Tunus’tan Malta ve İtalya’ya giden göçmenlerin dayanıksız sal ve botlarla geçmeye çalıştığı Akdeniz olmaya devam etti.

“Ölümler hızlı ve etkili yardımlarla engellenebilirdi”

Ölümlerin birçoğunun “zor durumdaki göçmenlere hızlı ve etkili bir şekilde yardım edilerek önlenebileceği” belirtilen raporda, “yeterli güvenli yolların sağlanmasında yapısal bir başarısızlık” olduğu da ileri sürüldü.

Avrupa yolunda en fazla hayatını Suriyelilerin kaybettiği belirlenirken, onları Faslılar ve Cezayirliler takip etti.

IOM ayrıca denizde habersiz batan göçmen tekneleri nedeniyle gerçek kayıp sayısının daha yüksek olabileceğini de kabul etti.

Rapordaki çarpıcı bir diğer detay da en az 252 göçmenin “Avrupalı yetkililer” tarafından yapıldığı iddia edilen yasadışı geri itmeler veya zorla sınır dışı etmelerin doğrudan bir sonucu olarak öldüğünün belirtilmesi oldu.

Rapora göre geri itmeye bağlı ölümlerin 97’si Orta Akdeniz’de, 70’i Doğu Akdeniz’de, 58’i Türkiye-Yunanistan kara sınırında, 23’ü Batı Akdeniz’de ve dördü Belarus-Polonya sınırında belgelendi.

IOM raporunda, “Şeffaflık eksikliği, erişim yetersizliği ve bu tür olayların son derece siyasallaşmış doğası nedeniyle bu tür vakaları tam olarak doğrulamak neredeyse imkansız” deniliyor.

Raporun yazarı Julia Black, “Devam eden bu ölümler, göç için daha yasal ve güvenli yollara ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha hatırlatıyor” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Zelenskiy, Bütçe Açığını Kapatmak İçin Uluslararası Toplumdan 38 Milyar Dolar İstedi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Almanya’nın başkenti Berlin’de, Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik düzenlenen uluslararası konferansa video konferans yöntemi ile katıldı. 2023 yılında ülkesinde yaşanması planlanan dev bütçe açığının kapatılması için uluslararası toplumdan yardım talep eden Zelenskiy, “Çok büyük bir meblağ, 38 milyar dolarlık bir açık söz konusu” dedi.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, mali yardım kararının, yaşanan bütçe açığı nedeniyle “bugün” karara bağlanmasını umut ettiğini belirten Zelenskiy, söz konusu paraya doktor ve öğretmenlerin maaşlarının ödenebilmesinin yanı sıra emekli maaşları ile sosyal giderlerin karşılanması için ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Rus hava saldırıları ile Ukrayna’daki altyapı sisteminin üçte birinin tahrip olduğunu ve bunun yeniden işler hale getirilmesi için de paraya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Ukrayna Devlet Başkanı, özellikle kış aylarının kapıda olduğu bugünlerde, bu konunun büyük önem arz ettiğini dile getirdi.

Scholz: 21. yüzyılın Marshall Planı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in daveti ile Berlin’de yapılan konferansa çok sayıda hükümet temsilcisinin yanı sıra uzmanlar, uluslararası organizasyonlar ile sivil toplum üyeleri iştirak ediyor.

Organizasyonun açılışında bir konuşma yapan Başbakan Scholz, Ukrayna’nın yeniden inşasının kuşaklar boyu sürecek bir görev olduğunu ve buna “derhal başlanması gerektiğini” dile getirdi.

Ukrayna’ya yapılması gereken yardımları, “21. yüzyılın Marshall Planı’nı uygulamak ve başarmak” olarak nitelendiren Scholz, “Sivillere ve sivil altyapıya karşı da yapılan Ukrayna’ya yönelik keyfi kamikaze İHA saldırıları, Rusya’nın Ukrayna’yı haritalardan silmeye yönelik iğrenç uğraşlarının yeni bir dip noktasıdır” ifadelerini kullandı.

Ülkesi Almanya’nın Ukrayna’yı hava savunma sistemleri ile donatmaya devam edeceğini belirten Scholz, bu sayede altyapının korunacağını dile getirerek, “En iyi yeniden inşa gerekli olmayandır” dedi.

Von der Leyen: AB, Ukrayna’nın giderlerinin üçte birini karşılamalı

Konferansta konuşan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise, gelecek sene Ukrayna’nın giderlerinin üçte birinin AB tarafından karşılanması gerektiğini, ancak bunun için iki tarafta güvenilir mekanizmalar oluşturulmasının şart olduğunu belirtti.

Ukrayna’nın kendi ihracat gelirlerine bağlı olarak her ay üç ila beş milyar euro’ya ihtiyaç duyduğunu ifade eden Komisyon Başkanı, “Bunun üçte biri bizim tarafımızdan karşılanmalı. Bu da savaş sürdüğü müddetçe yılda doğrudan 18 milyar euroya tekabül ediyor” dedi.

AB’nin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından da benzer büyüklükte bir yardımda bulunacağına güvendiğini vurgulayan von der Leyen, geri kalan kısmın ise, Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası finans kurumları tarafından karşılanabileceğini aktardı.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmihal, ülkesinin 2022 yılında üretim gücünün yüzde 45’ini kaybettiğini belirterek, 2023 senesinde 38 milyar euro büyüklüğünde bir bütçe açığı yaşayacaklarını dile getirdi.

Paylaşın

İran’da Protesto Eylemlerine Katılanlar İdamla Yargılanacak

İran’da başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve kısa süre sonra da yaşamını yitiren 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini ile ilgili ülke çapında yoğun kitlesel eylemler devam ediyor.

Protesto eylemlerinde, çoğunluğu göstericiler olmak üzere, aralarında güvenlik gücü mensuplarının da bulunduğu onlarca kişi yaşamını yitirdi. Eylemlere katılan yüzlerce kişi tutuklanırken İran makamları bugüne dek gözaltı ve tutuklamalar ile ilgili net bir rakam vermemişti.

İran’da rejim karşıtı kitlesel protesto eylemlerine katılan 300’den fazla kişi hakkında dava açıldığı bildirildi.

Tahran Savcısı Ali Salihi’nin açıklamalarına göre, haklarında dava açılanların bir kısmı idam cezası ile yargılanacak. Buna göre, “Allaha karşı savaşmakla” suçlanan “dört isyancı” hakkında ölüm cezası talep edilebilecek.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, Salihi bu sanıkların, “Toplumu ve halkı terörize etmek için silah kullanmak ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurtsal sistemine saldırı amacıyla güvenlik görevlilerini yaralamak, kamu mülkünü ateşe vermek ve tahrip etmek” suçlarından yargılanacağını dile getirdi.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Myanmar’da Konser Alanına Düzenlenen Hava Saldırısında Can Kaybı 80’e Yükseldi

Myanmar’ın kuzeyindeki Kaçin eyaletinde Kaçin Bağımsızlık Örgütünün yıl dönümü kutlamalarına ordunun düzenlediği hava saldırısında can kaybı 80’e yükseldi. Saldırıda ilk belirlemelere göre 60 kişinin yaşamını yitirdiği bildirilmişti. 

Myanmar’da 1 Şubat 2021’de yapılan askeri darbenin ardından yönetimi ele geçiren cunta, Kaçin eyaletinde konser alanına hava saldırısı düzenledi. Kansi bölgesinde ayrılıkçı Kaçin Bağımsızlık Ordusu’nun (KIA) kuruluşunun 62’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen konserin hedef alındığı saldırıda, orduya ait 2 savaş uçağı tarafından saldırı düzenlendiği belirtildi.

Bölge halkının herhangi bir şekilde uyarılmadığını aktaran görgü tanıkları, yerel saatle 20.30 sularında üç büyük patlama meydana geldiğini ifade etti. Görgü tanıkları ayrıca, ordunun yaralıları Hpakant kasabasındaki hastaneye taşımaya çalışan sağlık görevlilerini engellediğini iddia etti.

Kutlamalarda yer alan müzik grubu üyeleri ile bir kurtarma görevlisi, ülkenin kuzeyindeki Kaçin eyaletinde etnik azınlığın ana siyasi kolu Kaçin Bağımsızlık Örgütünün yıl dönümü kutlamalarına katılan şarkıcı ve müzisyenlerin de aralarında olduğu 80 kişinin, ordunun düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybettiğini dile getirdi.

Reuters, bölgeden kaynaklara dayandırdığı haberinde, ölenlerden en az 50’sinin sivil olduğunu aktardı.

Kaçin Sanatçılar Derneği Sözcüsü, AP’ye telefonla yaptığı açıklamada, askeri uçakların, 300 ila 500 kişinin katıldığı kutlamanın yapıldığı alana yerel saatle 20.00 sularında 4 bomba attığını söyledi.

Myanmar ordusu: Terörist eylemlere yanıt için gerekli bir operasyondu

Saldırı, ordunun geçen yıl şubat ayında seçilmiş hükümeti devirip iktidarı ele geçirmesinden bu yana düzenlediği tek seferde yaşanan en fazla can kaybı olarak kayıtlara geçti.

Askeri cuntanın bilgi ofisinden yapılan açıklamada, Kaçin Bağımsızlık Ordusu’nun 9. Tugayının karargahı diye tanımlanan bölgeye saldırı düzenlendiği teyit edildi ve saldırının Kaçin tarafından gerçekleştirilen “terörist” eylemlerine yanıt olarak “gerekli bir operasyon” olduğu savunuldu.

Açıklamada, onlarca kişinin hayatını kaybettiği yönündeki haberler “söylenti” olarak nitelendirilirken, ordunun bir konseri bombaladığı ve ölenler arasında şarkıcıların ve seyircilerin de olduğu iddiaları yalanlandı.

Myanmar’daki Birleşmiş Milletler (BM) Ofisi tarafından yapılan açıklamada ise, hava saldırısından “derin endişe ve üzüntü duyulduğu” belirtilerek, güvenlik güçlerinin silahsız sivillere karşı aşırı ve orantısız güç kullanmasının kabul edilemez olduğu ve sorumlulardan hesap sorulması gerektiği vurgulandı.

Uluslararası Af Örgütü’nden Hana Young yaptığı açıklamada, “Ordu, muhaliflere karşı artan saldırılarında sivil yaşamlara karşı acımasız bir kayıtsızlık gösterdi. Ordunun bu saldırı alanında önemli bir sivil varlığından haberdar olmadığına inanmak zor. Ordu, bu hava saldırılarından etkilenenlere ve ihtiyacı olan diğer sivillere derhal sağlık ve insani yardıma erişim izni vermelidir” dedi.

Myanmar’da silahlı mücadele yoluyla uzun süredir özerklik talep eden azınlık grupları ile ordu arasındaki çatışmalar artarak sürüyor. Hükümet, etnik grupların baskın olduğu sınır bölgelerindeki silahlı gruplarla yıllardır mücadele ediyor.

Myanmar’daki askeri darbe

Myanmar ordusu, 2020 genel seçimlerinde hile yapıldığı iddialarının ortaya atılması ve ülkede siyasi gerilim yaşanmasının ardından 1 Şubat 2021’de yönetime el koydu.

Ordu, ülkenin fiili lideri Aung San Suu Kyi başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına aldı ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etti.

Myanmar ordusunun darbe karşıtı protestocu ve isyancı gruplara silahlı müdahalesi sonucu bugüne kadar 1800’ün üzerinde kişi hayatını kaybetti. Darbeden bu yana yaklaşık 13 bin kişi gözaltına alınırken 10 binin üzerinde kişi halen içeride tutuluyor.

Siyasi Tutuklulara Yardım Kuruluşuna (AAPP) göre, ülkede darbeden bu yana 1900’den fazla kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi de gözaltına alındı. Myanmar askeri mahkemeleri, tutuklulardan 2’si çocuk 114 siyasi mahkum hakkında idam kararı verdi.

Myanmar, resmi adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya’da bir ülkedir. Kuzeybatıda Bangladeş ve Hindistan, kuzeydoğuda Çin, doğuda Laos, güneydoğuda Tayland ile komşudur. Güney ve güneybatıda Andaman Denizi ve Bengal Körfezi’ne kıyısı vardır.

Myanmar Güneydoğu Asya anakarasındaki en büyük, Asya genelinde ise 10. büyük ülkedir. 2017 verilerine göre nüfusu 54 milyondur. Başkenti Nepido, en büyük şehri Yangon’dur.

Bağımsızlık yılları boyunca Myanmar sayısız etnik grup arasında yaşanan gerilimlere ve 70 yılı aşan bir süredir devam eden yakın tarihin en uzun iç savaşlardan birine sahne oldu. Bu süre içinde Birleşmiş Milletler ve bazı diğer örgütler sürekli ve sistematik insan hakları ihlalleri bildirdiler.

Paylaşın

ABD’nin Missouri Eyaletinde Liseye Silahlı Saldırı: 3 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Missouri eyaletindeki St. Louis kentinde yer alan Görsel ve Performans Sanatları Lisesinde gerçekleştirilen silahlı saldırıda, saldırgan da dahil üç kişi öldü, yedi kişi de yaralandı. 

Haber Merkezi / Yaralanan üç kız, dört erkek öğrencinin ise hayati tehlikesi bulunmuyor. Yaklaşık 400 öğrencisi bulunan liseye silahlı saldırıyı düzenleyen kişi aynı liseden yeni mezun olmuş, adli sicil kaydında suç geçmişi olmayan bir erkek.

St. Louis Metropolitan Polis Departmanı’ndan Mike Sack, saldırganın “bir akıl sağlığından mustarip olmuş olabileceğini” kaydetti.

Sack, olayda toplam dokuz kişinin yaralandığını, bu kişilerin ikisinin öldüğünü belirtti. Abbey Kuczka, lisede sağlık öğretmeni olarak çalışa annesi Jean Kuczka’nın silahlı saldırıda öldürüldüğünü doğruladı. Mike Sack, olay yerinde hayatını kaybeden ikinci kişinin 16 yaşındaki bir kız çocuğu olduğunu açıkladı.

Saldırganın okula nasıl girdiği konusunda açıklama yapmayan St. Louis polisi, saldırı esnasında öğrencilerin sınıfta kapıların arkasına barikatlar kurduğu, bazılarının da camdan atlayarak kaçtığı bilgisini paylaştı. Polis, saldırganın kimliğini açıklamazken olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Yerel haber kanalı KMOV’a konuşan bir öğrenci, saldırganın bir arkadaşına doğru yürüdüğünü ve “Ölmeye hazır mısın?” diye sorduğunu söyledi. Raven Terry isimli öğrenci, “Gerçekten ama gerçekten çok hızlı koştuk… Sadece ağlıyorduk, çok korktuk” dedi.

St Louis Post-Dispatch gazetesine konuşan 16 yaşındaki Taniya Gholston ise sınıfta saldırganla yüz yüze geldiğini, saldırganın kendisini vurmaya çalıştığını dile getirdi: Koşmaya çalışıyordum ama koşamadım. Göz göze geldik. Silahı tutukluk yaptı ve o sayede kurtulabildim.

Gholston, saldırganın “Bu lanet okuldan bıktım” dediğini duyduğunu söyledi.

ABD’de bu yıl okullara 130’dan fazla saldırı

Öte yandan, bireysel silahlanmanın ve silahlı şiddetin sık sık bir sorun olarak gündeme geldiği ABD’de 28 Eylül 2022 tarihi itibariyle bu yıl okullara yönelik 130’dan fazla silahlı saldırı kayıtlara geçti. Bunlardan 30’u ise saldırıya uğrayan kişilerin ölümü veya yaralanması ile sonuçlandı.

Bu saldırılardan en ölümcül olanı, Mayıs ayında Teksas eyaletinin Uvalde bölgesinde bir ilkokulu hedef alan ve ikisi yetişkin, 19’u çocuk olmak üzere 21 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırıydı.

Paylaşın

İngiltere’nin Yeni Başbakanı Asya Kökenli Rishi Sunak Oldu

İktidardaki Muhafazakar Parti’nin yeni lideri seçilen Rishi Sunak, İngiltere’nin yeni başbakanı oldu. Rishi Sunak, daha önceden maliye bakanlığı görevini üstlenmişti. 42 yaşındaki Sunak, İngiltere’nin modern tarihindeki en genç başbakan oldu.

Haber Merkezi / İngiltere’nin tarihindeki en genç başbakan ise 1804’te 24 yaşında göreve gelen William Pitt. Kral 3. Charles’ın en kısa sürede hükümeti kurma görevini Sunak’a vermesi bekleniyor.

Rishi Sunak, yazın istifasıyla Boris Johnson’ın görevden ayrılmak zorunda kalmasında önemli rol oynamıştı. Rishi Sunak, Johnson’ın istifasının ardından iktidardaki Muhafazakar Parti’de liderlik yarışına katıldı.

Rishi Sunak, Muhafazakar Parti milletvekilleri arasında en fazla destek alan adaydı. Ancak partinin üyeleri onu değil Dışişleri Bakanı Liz Truss’ı seçmişti.

Başbakanlığa uzanan kariyeri

Rishi Sunak’ın aile büyükleri, Hindistan’ın Pencap eyaletinde doğdu ama dedeleri daha sonra Britanya’nın Afrika’daki kolonilerine göç etti. Babası Kenya’da, annesi ise Tanzanya’ya bağlı Tanganyika özerk bölgesinde dünyaya geldi.1960’larda aile Britanya’ya göç etti.

Böylece Hint kökenli Rishi Sunak 12 Mayıs 1980’de Birleşik Krallık’taki Southampton Genel Hastanesi’nde doğdu. Annesi Usha eczacı, babası Yashvir ise pratisyen hekimdi.

Oxford Üniversitesi’nde felsefe, siyaset ve ekonomi okuyan Sunak, yüksek lisans eğitimini ABD’deki Stanford Üniversitesi’nde işletme alanında tamamladı. Britanya’nın etnik azınlığa mensup ilk başbakanı olması beklenen Sunak, eşi Akshata Murthy’yle de Stanford Üniversitesi’nde tanıştı.

Mezun olduktan sonra yatırım bankası Goldman Sachs’ta analist olarak çalışmaya başlayan Sunak, daha sonra fon yönetim şirketi Children’s Investment Fund Management’a geçti ve 2006’da şirkete ortak oldu.

2010’da ABD’nin Kaliforniya eyaletinde kendi yatırım firması Theleme Partners’ı kurdu. Şirketin yönetimi altındaki fonlar yaklaşık 700 milyon dolar ediyordu.

Sunak’ın kayınpederi  N. R. Narayana Murthy’nin de çok varlıklı olduğu biliniyor. 76 yaşındaki Hint asıllı milyarder, yatırım firması Catamaran Ventures’ın sahibi ve teknoloji firması Infosys’in kurucusu. Sunak 2013 ve 2015 arasında Catamaran Ventures’ta da yöneticilik yaptı.

Siyasete nasıl girdi?

Sunak 2014’te Yorkshire bölgesinden Muhafazakar Parti adayı olarak seçildi. Daha sonra Avam Kamarası’na girerken, Hindu olduğu için Hintlilerin kutsal metni Bhagavat Gita üzerine yemin etti.

İlk büyük siyasi mücadelesini Brexit’te veren Sunak, BK’nin Avrupa Birliği dışında “daha özgür, daha adil ve daha müreffeh” olacağını savunuyordu.

24 Temmuz 2019’da Başbakan Boris Johnson tarafından Maliye Bakanı Sajid Javid’in yanına hazine baş sekreteri olarak atandı. Böylece Javid’in sağ kolu oldu.

2020’de Maliye Bakanı olan Sunak, Temmuz 2022’de Boris Johnson’a karşı başlayan istifa dalgasında görevini bıraktı. Kısmen koronavirüs pandemisindeki istikrarlı performansı sayesinde Johnson’ın yerine geçeceği düşünülen favori isimlerdendi. Ancak ilk seçimde başbakanlık koltuğunu Truss’a kaptırdı.

Sunak, İngiliz parlamentosunun en varlıklı ismi

Geçen yılki vergi ve harcama bütçesi, İngiltere’yi 1950’lerden bu yana en büyük kamu borcuna iterken, Sunak daha düşük gelirlilerden daha düşük vergi alma vaadinin ise gerçekleşmediği eleştirilerine hedef oldu.

Brexit referandumunda ülkenin Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılması yönünde oy kullanan Sunak, İngilz parlamentosunun en varlıklı ismi olarak biliniyor.

Sunak, 2015 yılında Parlamento’ya ilk kez seçildikten sonra hızlı bir yükseliş yaşadı. Şubat 2020’de 39 yaşındayken “başbakandan sonra ikinci yetkili” gibi görülen Maliye Bakanı olarak atadı.

Sunak, “partygate” skandalı olarak bilinen kutlamalara katılarak koronavirüs önlemlerini ihlal ettiği gerekçesiyle Başbakan Boris Johnson ile birlikte para cezasına çarptırılan isimler arasındaydı.

Hintli bir göçmen ailenin en büyük oğlu olan Sunak, elit Winchester College ve daha sonra Oxford’da eğitim aldı. Kendisine ait websitesinde verdiği bilgiye göre Sunak, Hint asıllı eşiyle Kaliforniya’da tanıştı ve iki çocukları bulunuyor.

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı; Avrupa’da Siyasi Dengeleri Nasıl Değiştirdi?

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar Avrupa genelinde petrol, gaz ve elektrik fiyatlarında şok etkisi yarattı. Rusya ve Ukrayna savaşına yönelik görüş ayrılıklarının son dönemde Avrupa Birliği (AB) içindeki siyasi dengeleri de önemli ölçüde sarstığı görülüyor.

Fransa ve Almanya, AB’nin temel motoru olarak görülse bile görüş ayrılıkları son krizle birlikte her zamankinden fazla hissediliyor.

Paris ve Berlin arasında savunma ve enerji politikalarında oluşan çatlak nedeniyle ekim ayı sonunda yapılması planlanan zirve ocak ayına ertelendi.

Robert Schuman Vakfı Başkanı Dominique Giuliani, mevcut durumun “AB içinde dengenin bozulması için elverişli bir ortam yarattığı” görüşünde.

Avrupa projesinin tarihi merkezi olarak bilinen Batı Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Doğu Avrupa’dan, özellikle de Ukrayna’nın AB içindeki en güçlü destekçisi olarak görülen Polonya ve Baltık ülkelerinden son dönemde ciddi eleştiriler alıyor.

Avrupa’nın doğusunun batısına yönelik eleştirilerine dikkat çeken Giuliani, “Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya’nın temsil ettiği tehlikeye karşı ortaklarını yıllarca uyardıktan sonra, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından seslerini daha çok çıkarmaya başladı. Bu ülkelerin endişeleri Batı Avrupa, özellikle de Almanlar ve Fransızlar tarafından her zaman yanlış anlaşıldı.” diyerek doğu ve batı Avrupa arasında yaşanan görüş ayrılığına dikkat çekti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un pazar günkü açıklamasında “Rusya’da iktidarın gücü, Sovyet imparatorluğunun ortadan kaldırılmasından doğan kızgınlık ve aşağılanmadan besleniyor.” şeklindeki açıklaması ise yaşlı kıtada yine farklı tepkilere yol açtı.

İsmini açıklamak istemeyen ancak Polonya ve Baltık ülkelerine tepkisini gizlemeyen bir Fransız diplomat, AFP’ye yaptığı açıklamada “Herkese karşı haklı olduklarına inanan Polonya ve Baltık ülkelerinin kendilerince konuya bir şekilde kibirli bir yaklaşımı var. Ancak şu anda bu ülkelerin ahlaki bir otorite olduğunu söylemek de doğru değil. Ahlaki otorite liderlik değil haklı olmak anlamına geliyor.” diyerek ülkesini görüşlerini dile getirdi.

AFP’ye göre, AB’nin motoru olarak görülen Almanya ve Fransa arasındaki başta silah ve enerji politikaları gibi konularda ortaya çıkan görüş ayrılıkları da Brüksel’de ciddi sorun olarak ortaya çıkıyor.

Bu sıkıntılar yüzünden çarşamba günü iki ülke arasında yapılması beklenen ortak bakanlar kurulu toplantısı ocak ayına ertelenmek zorunda kaldı.

Almanya, Fransa ve Polonyalı parlamenterler arasında cumartesi günü öngörülen toplantı ise iptal edildi.

Fransa’nın daha önce Çin, Rusya ve İngiltere’de görev yapmış emekli büyükelçisi Sylvie Bermann, Berlin ve Paris arasında son dönemde yaşanan sıkıntıları kabul ederek, “İki ülke arasında açıkçası bir kriz dönemi yaşanıyor ve Fransa ile Almanya arasında ilişkiler her zamankinden daha gergin görünüyor” diyerek endişesini dile getirdi.

“Fransa yeni ortak arayışına girebilir”

Robert Schuman Vakfı Başkanı Dominique Giuliani’ya göre, koşullara göre tavır alma konusunda becerikli görülen Fransa, yeni ortaklar bulma konusunda vakit kaybetmeden harekete geçebilir.

Giuliani, “Fransa, her zaman koşullara çok hızlı uyum sağlamayı bilen bir Avrupa vizyonuna sahip. Emmanuel Macron etkili önlemler önererek, Fransa için konulara bağlı olarak geçici koalisyonlar oluşturabilir.” diyerek görüşlerini dile getirdi.

İtaya seçimleri AB’de dengeleri değiştirdi mi?

AB ülkelerinden birinde bakanlık yapan ancak isminin açıklanmasını istemeyen yetkili ise, geçmişte dönemde İtalya ve Fransa arasındaki kurulun işbirliği köprüsünün çökmesin önemli olduğuna değinerek, “AB, şu anda en azından Fransız-İtalyan ekseninin başarısızlığı nedeniyle net bir ağırlık merkezinden yoksun. Bugün İtalya’da, muhtemelen Fransa ile işbirliği yapmak istemeyen bir aşırı sağ hükümet var.” diyerek görüşlerini dile getirdi.

Almanya neden eski gücünde değil?

Yine aynı bakan, Almanya’da iktidarın yaşadığı zorluklar yüzünden daha çok kendi iç sorunlarına konsantre olmak zorunda kaldığını belirterek, Başbakan Olaf Scholz’un söylendiği gibi zayıf olmadığı, daha kendi gücünü göstermeye vakit bulamadığı değerlendirmesinde bulundu.

AB yetkililerine göre, giderek AB içinde güç kazanan Polonya ise hala Fransa, Almanya ve İtalya’nın yerini almaktan oldukça uzak durumda.

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar petrol, gaz ve elektrik fiyatlarında şok etkisi yarattı.

Bununla birlikte yaşlı kıtanın ekonomisi tamamen hidrokarbon ithalatına bağımlı olması nedeniyle Rusya’nın Avrupa yaptırımlarına tepki olarak uyguladığı teslimat kesintilerinden başka büyük zarar görmedi.

Özellikle Ukrayna’daki savaştan önce Rus gaz dağıtımına yüzde 55’ten fazla bağımlı olan Almanya, bu konuda en fazla mağdur olan ülke oldu.

Ancak, enerji kaynakları politikası açısından AB içinde ülkelerin farklı eğilimler göstermesi yüzünden birlik Rusya’nın sevkiyatı kesme tehdidinin ardından bu konuda hızlı ve etkili ortak kararlar alamadı.

AB ülkelerinde dayanışma zayıflıyor mu?

AB liderleri, perşembe gününden cuma gününe kadar Brüksel’de zorlu müzakerelerin ardından petrol fiyatlarındaki yükselişi durdurmaya yönelik önlemleri uygulamaya koymayı amaçlayan bir “yol haritası” üzerinde anlaştı.

Ancak karar verilmesi gereken hala birçok nokta var ve önümüzdeki haftalarda müzakerelerin oldukça zorlu geçmesine ise kesin gözüyle bakılıyor.

Estonya’da Tartu Üniversitesi’nde siyasal bilimler dersi veren Profesör Stefano Braghiroli, “AB, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında ender bir birlik sergiledi. Ancak şu anda Avrupa’da gittikçe daha fazla gördüğümüz şey yorgunluk ve uzlaşı şansının kademeli aşınması. 27 ülke artık ortak tavır yerine daha fazla oranda kendisi için düşünmeye başladı.” diyerek birlik içindeki son durumu özetledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın