Avrupa Polis Teşkilatı Europol: Avrupa’yı Kokain Dalgası Vuruyor

Avrupa Polis Teşkilatı Europol İletişim Direktörü Ja Op Gen Ooorth, son dört yılda Batı Avrupa’da her yıl rekor miktarda kokain ele geçirildiğini belirterek, “2021’de en az 240 ton kokaine el konuldu. Yani piyasada çok fazla kokain var” dedi.

Birleşmiş Milletler, koka ekimi ve üretimindeki artışı temel olarak “bölgesel kırılganlık”, “artan küresel talep” ve bu ticaretten kazanç sağlayan “silahlı aktörlerin varlığına” bağlıyor.

Europol İletişim Direktörü Ja Op Gen Ooorth Hollanda’nın Amsterdam şehrinde düzenlediği basın toplantısında çeşitli organize suç şebekelerinin düşünülenden daha iyi bir şekilde organize olduğunu ve şiddete gözle görülür şekilde daha fazla başvurduğunu belirtti.

“Son dört yılda Batı Avrupa’da her yıl rekor miktarda kokain ele geçirildi” diyen İletişim Şefi, “2021’de en az 240 ton kokaine el konuldu. Yani piyasada çok fazla kokain var” açıklamasında bulundu.

Kokain kaçakçılığının Avrupa’da yılda 5,7 milyar euro gelir yarattığını belirten Europol, mayıs ayında yayınladığı raporunda kokain ve metamfetamin kaçakçılığının kıta genelinde “şiddeti körüklediğini ve pazarın hızla büyüdüğünü” belirtmişti.

Europol ile İspanyol güvenlik güçlerinin ortak çalışması sonrası ülkede büyük bir uyuşturucu şebekesine darbe vurulmuştu. Çoğunlukla Suriye’den geldiği belirtilen kişiler tarafından yönetilen örgütün kokain ve esrar satışı sayesinde yılda yaklaşık 300 milyon euro kara para akladığı tahmin ediliyor.

Kokainin menşei Güney Amerika

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin son raporuna göre dünyanın en büyük kokain üreticisi, konumundaki Kolombiya’da 2021’de 204 bin hektar koka tarlası tespit edildi. Bu alanın 2020’ye kıyasla yüzde 43 oranında arttığı raporun vurguladığı konuların başında geliyor. Kolombiya’nın ardından Peru ve Bolivya’da da kokain üretiminin hızla arttığının altı çiziliyor.

Koka tarlalarının artması aynı zamanda kokain üretiminin de artması anlamına geliyor. Dünyanın en büyük kokain tüketicisi olan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya taşınan kokain miktarı bin 10 tondan bin 400 tona yükseldi.

Birleşmiş Milletler, koka ekimi ve üretimindeki artışı temel olarak “bölgesel kırılganlık”, “artan küresel talep” ve bu ticaretten kazanç sağlayan “silahlı aktörlerin varlığına” bağlıyor.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

İran’da Şiddetli Protestolar; Ülkenin Güneydoğusu Karıştı

İran’da “başörtüsünü düzgün bağlamadığı” gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolar devam ederken, ülkenin güneydoğusunda şiddetli protestolar patlak verdi. İran devlet medyası, göstericilerin bankalara saldırdığını bildirdi.

Protestolar, İran’da üst düzey bir din adamının ülke genelinde göstericilere karşı sert önlemler alınması çağrısında bulunmasının ardından başladı.

İl Emniyet Müdürü Ahmad Taheri’nin resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamaya göre, bugün Zahidan kentinde göstericilerin taş atması ve bankalara saldırmasının ardından polis “isyancı” olarak tanımladığı en az 57 kişiyi gözaltına aldı.

Devlet televizyonu 300 kadar protestocunun Cuma namazından sonra kentte yürüyüşe geçtiğini duyurdu; camları kırılmış banka ve dükkanları gösterdi.

Sosyal medyada yayınlanan videolarda binlerce protestocunun Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’e atfen “Diktatöre ölüm” ve protestoları bastırmak için yaygın olarak kullanılan Besic milislerine atfen “Besiclere ölüm” sloganları attığı iddia edildi. Reuters haber ajansı bu videoları doğrulayamadı.

Zahidan, İran’ın Beluç azınlığına evsahipliği yapan ve huzursuzluğa sahne olan güneydoğu eyaleti Sistan ve Belucistan’ın başkenti. Uluslararası Af Örgütü, güvenlik güçlerinin 30 Eylül’de Zahidan’da Cuma namazı sonrasında gerçekleştirdiği şiddetli müdahalede en az 66 kişiyi öldürdüğünü açıklamıştı.

Pakistan ve Afganistan sınırındaki Sistan ve Belucistan, Şii ağırlıklı hükümete karşı Sünni Müslüman militanların yuvası olarak biliniyor.

Tahran’da sertlik yanlısı din adamı Ahmed Hatemi, “Yargı, ulusa ihanet eden ve düşmanın değirmenine su taşıyan isyancılara öyle bir muamele etmelidir ki, başkaları bir daha isyan etmeye heveslenmesin” dedi.

İran devlet medyasına göre bir Cuma namazı hutbesinde konuşan Hatemi,”Kandırılmış çocuklara bir hafta sokakta kalırlarsa rejimin düşeceğini söylediler. Rüya görmeye devam edin!” diye konuştu.

İran, olaylardan “yabancı düşmanlarla” bağlantılı “haydutları” sorumlu tutuyor.

Ülke çapındaki protestolar, 1979 devriminden bu yana İran’ın dini yöneticilerine karşı en cesur meydan okumalardan birine dönüştü. Protestocular İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması çağrısında bulunsa da protestolar sistemi devirmeye yakın görünmüyor.

Sosyal medyada yayınlanan ve kuzeybatıdaki Tebriz’den olduğu söylenen videolarda protestocuların bugün kendilerini dağıtmak için göz yaşartıcı kullanan çevik kuvvet polisine “Utanç verici!” diye bağırdıkları görülüyor.

İran’ın en kalabalık altıncı şehri olan Tebriz’de çok sayıda Azeri etnik azınlık yaşıyor.

Aktivist haber ajansı HRANA yaptığı bir paylaşımda olaylarda 32’si çocuk olmak üzere 244 protestocunun öldüğünü bildirdi.

Ajans, düne kadar 114 şehir ve kasaba ile 81 üniversitede düzenlenen protestolarda 28 güvenlik gücü mensubunun öldürüldüğünü ve 12 bin 500’den fazla kişinin tutuklandığını belirtti.

Bu arada Amerikalı haber kanalı CNN, Beyaz Saray’ın milyarder Elon Musk ile SpaceX’in uydu internet hizmeti Starlink’in İran’da kurulması konusunda görüşmeler yaptığını bildirdi.

Uydu tabanlı geniş bant hizmeti, İranlılar’ın internete ve bazı sosyal medya platformlarına erişim konusunda hükümetin getirdiği kısıtlamaları aşmalarına yardımcı olabilir. İranlı aktivistler, kısıtlamalar nedeniyle protesto videolarının geciktiğini söylüyor.

Almanya da İran için bir seyahat uyarısı yayınlayarak, özellikle çifte uyruklular için keyfi olarak tutuklanma ve uzun hapis cezalarına çarptırılma riskinin bulunduğunu kaydetti. Bugünkü duyuru, Berlin’in geçen ay şiddetle karşı çıktığı İran seyahati için uyarı seviyesini yükseltti.

İki gün önce Fars haber ajansı, güvenlik güçlerinin protestolara katıldıkları gerekçesiyle aralarında Amerikan, İngiliz ve Fransız vatandaşlarının da bulunduğu 14 yabancıyı tutukladığını duyurmuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Başörtüsü Takmadan Yarışan İranlı Sporcu Elnaz Rekabi, Ev Hapsinde

The Guardian gazetesi, Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen bir şampiyona sırasında son turda başörtüsü olmadan yarışan kaya tırmanışçısı Elnaz Rekabi’nin ev hapsinde olduğunu yazdı.

BBC Farsça servisi, “konuyla ilgili bilgisi olan bir kaynağa” dayandırdığı haberinde, Rekabi’nin “zorla itiraf” için baskı altında olduğunu belirtti.

Başkent Tahran’daki havaalanında protestocularca çiçekler ve sloganlarla karşılanan Rekabi’nin havaalanından eve gitmediğini söyleyen kaynak, “Rekabi, Spor Bakanı Hamid Sajjadi ile görüşene kadar Ulusal Olimpiyat Akademisinde sivil polislerin denetiminde tutuldu” bilgisini paylaştı.

Buna göre, Rekabi söz konusu “zorla itirafı etmemesi halinde ailesinin 100 milyon riyallik (276 bin sterlin) mal varlığına el konulması ile tehdit edildi.”

İran’da protestolar sürerken, Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Asya Kaya Tırmanma Şampiyonası’nın final ayağında ülkesinde takması zorunlu olan başörtüsü olmadan yarışan İranlı sporcu Elnaz Rekabi’nin bu hareketi söz konusu protestolara destek olarak değerlendirilmişti.

Rekabi’den bu olayın ardından uzun süre haber alınamazken sporcu olayın ardından sosyal medya hesabından bir açıklama yapmış, söz konusu açıklamada, son turda yarışmak üzere planlanandan önce alana çağırılması sebebiyle başörtüsünü takamadığını söylemişti.

ABD’de yaşayan İranlı gazeteci ve aktivist Masih Alinejad, aynı gün yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Havaalanındaki insanlar Rekabi’nin güvenliğinden endişe duyuyor. İnsanların güvenlik görevlilerinin onu nereye götürdüğü hakkında hiçbir fikri yok. Eğer İran devlet kanalı Elnaz’ı zorla itiraf için alırsa, bu İranlılarda mutlaka çok büyük bir öfke yaratacaktır. Uluslararası desteğin ona yardım edeceğini umuyorum” demişti.

İran’da “başörtüsünü düzgün bağlamadığı” gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra 16 Eylül’de hayatını kaybeden Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolar, başta İran’ın başkenti Tahran olmak üzere ülkenin birçok kentinde sürüyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre, Tahran merkezi İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), protestoların başladığı 17 Eylül 2022 tarihinden bu yana 12 bin 450 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

İran İnsan Hakları Merkezi’nin verilerine göre, sadece başkent Tahran’da dün 3 bin kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin 835’i halen gözaltında; gözaltında olanların ise 200’ü üniversite öğrencisi.

Evin Hapishanesinde çıkan yangının ardından tahliye edilen bin 300 kişi ise Büyük Tahran Merkezi Hapishanesine gönderildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: Maymun Çiçeği Vakaları Azalıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), mayıs ayında dünya genelinde hızla yayılmaya başlayan, temmuz ayında zirveye çıkan maymun çiçeği vakalarının aylardır azalma eğiliminde olduğu ancak ‘zafer ilan’ etmek için henüz erken olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği salgınında 100 ülkede 73 binden fazla vaka tespit edildiğini ve hastalık nedeniyle 29 kişinin öldüğünü duyuran DSÖ, vakaların yüzde 90’nın eşcinsel ilişki yaşayan erkeklerde görüldüğünü kaydetti. Temmuz ayında vaka sayısı zirve yapan hastalığın özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da düzenli şekilde gerilediği belirtildi.

DSÖ açıklamasında, küresel maymun çiçeği vakalarının son 7 günde önceki haftaya göre yüzde 20 düştüğü belirtildi. Ancak Güney Amerika’nın da aralarında bulunduğu bazı bölgelerde vakaların halen artmaya devam ettiği vurgulandı. Peru’da vaka oranının yüzde 7 arttığı kaydedildi.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus geçen hafta “Yavaşlayan bir salgın en tehlikeli salgın olabilir, çünkü bizi krizin bittiğini düşünmeye ve gardımızı düşürmeye teşvik edebilir” dedi.

AFP’ye konuşan uzmanlar ise vakaların düşmesinin ana nedeninin risk altındaki toplulukların, özellikle erkeklerle ilişki yaşayan erkeklerin davranışlarındaki değişiklik olduğunu, ancak aşılamanın da bir rol oynadığını söyledi.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının bir çeşit akraba virüsü.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu ileri sürüldü.

2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Nasıl bulaşıyor?

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

DSÖ bulaşma şekilleri olarak şunları saydı: “Maymun çiçeği döküntüsü olan biri tarafından kullanılan giysilere, çarşaflara veya havlulara dokunmak. Döküntülere ya da kabuklarına dokunmak. Enfekte bir kişinin öksürmesine veya hapşırmasına maruz kalmak.”

Paylaşın

AB’nin Yeni Mülteci Düzenlemesine Tepki: Hukukun Üstünlüğüne Darbe

İnsan Hakları Örgütleri ve Sivil Toplum Kuruluşları, Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin mülteci akınını koz olarak kullanmasına karşı Avrupa Birliği’nin hazırladığı yeni düzenlemeye tepki gösterdi: Bu düzenleme Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını temelinden dinamitleyecek.

70’i aşkın Sivil Toplum Kuruluşu ve İnsan Hakları Örgütü ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Avrupa Birliği (AB) yaptığı yeni bir düzenleme ile Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin göçmenleri “silah”, “şantaj” ya da “siyasi baskı aracı” olarak kullanmasına karşı direncini güçlendirmeyi hedefliyor.

Ancak AB’nin bu amaçla hazırladığı ve “Araçsallaştırma Tüzüğü” olarak da adlandırılan hukuki düzenlemeyi onaylamaya hazırlanması, Avrupa’daki insan hakları örgütlerinin sert tepkisine yol açtı. Sivil toplum kuruluşları (STK), bu düzenlemenin Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını “temelinden dinamitleyebileceği” uyarısında bulunuyor.

AB ise sınırlarına göçmen akınını teşvik eden ülkelerin bu hamlelerini “Birliği istikrarsızlaştırmaya yönelik tehdit” ve “hibrit saldırılar” olarak nitelendirerek eleştirileri geri çeviriyor.

Bu konuda yaptıkları hemen her açıklamada “siyasi şantajlara boyun eğmeyecekleri” mesajını veren AB liderleri, diğer yandan Birliğin dış sınırlarından kaçak geçişleri önleyecek daha sıkı önlemler alıyor. AB, yeni hukuki düzenlemeyle de bu tür durumlarda çok daha hızlı hareket edilerek daha kapsamlı önlemlerin yaşama geçirilmesini sağlamayı umut ediyor.

Tüzük hangi gerekçelere dayandırılıyor?

“Göç ve İlticanın Araçsallaştırılması” adlı tüzüğün gerekçe bölümünde, AB ile sorun yaşayan bazı devletlerin artan bir şekilde, göç akımlarını siyasi amaçlar için bir araç olarak kullandıkları, ayrıca yapay göç akınları oluşturabildikleri, AB ve üye ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bu adımların da endişe verici olduğu ifade ediliyor.

Mevcut düzenlemelerin “göçmenlerin araçsallaştırılması yoluyla AB’nin bütünlüğü ve güvenliğine yapılan saldırılara” yanıt vermekte yetersiz kaldığı vurgulanan tüzüğün, üye ülkelerin acil göç ve iltica yönetim süreçlerini uygulayabilmelerine imkan tanınacağı kaydediliyor.

Peki araçsallaştırma olup olmadığına kim, nasıl karar verecek?

Düzenlemeye göre, üye ülkeler belirli bir ülkenin göçmenleri araçsallaştırıldığını gündeme getirmesi halinde Avrupa Komisyonu konuyu inceleyerek öneri hazırlayacak, daha sonra da bu öneri AB Konseyi’nde oylamaya sunulacak. Önerinin kabülü için nitelikli çoğunluk yeterli olacak.

AB Dönem Başkanı Çekya, Avrupa Komisyonu tarafından 2021 yılının sonunda önerilen tüzüğün Aralık ayında üye ülkeler tarafından onaylanmasını sağlamayı hedefliyor.

AB üyelerine “ölümcül darbe” uyarısı

İnsan hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve Oxfam gibi 70’i aşkın sivil toplum kuruluşu ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Tüzüğün üye ülkelerin AB sığınma hukukunun öngördüğü sorumluluk ve yükümlülükleri süresiz olarak askıya almalarına kapı araladığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu tüzüğün kabülü Avrupa Ortak İltica Sistemi’ne (CEAS) ölümcül bir darbe indirecektir” uyarısı yapıldı.

Avrupa Birliği Mülteciler ve Sürgünler Konseyi’nden (ECRE) Josephine Liebl, “hukuki düzenlemenin hukukun askıya alınabilmesini” düzenlediğini, üye ülkelere AB hukukundan sapma, iltica düzenlemelerini askıya alma, uygulamama izni verdiğini söylüyor.

“Hak ihlalleri için açık çek veriliyor”

AB’ye üye ülkelerin hükümetlerine tüzüğü onaylamama çağrısını yapanlar arasında Almanya’nın mültecilere destek veren en büyük sivil toplum örgütü PRO ASYL de yer alıyor.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtlayan PRO ASYL’ün Avrupa Sorumlusu Karl Kopp, “Asıl bu tüzük, Avrupa’da hukukun üstünlüğüne açık bir saldırı girişimidir. Üye ülkelere, sınırlarında Avrupa sığınmacı hukukunu çiğneyebilmelerine açık bir çek veriliyor” dedi.

AB’nin sınırlarında yıllardı hukukun üstünlüğünün, insanlık onurunun yok sayıldığına, bunun sonucunda da sığınmacı hukukunun erozyona uğratıldığına işaret eden Kopp, “Ne yazık ki bu tüzükle, insanların sığınma hakkının ayaklar altına alınması yasal hale getirilmek isteniyor” görüşünü aktardı.

Dünyanın geri kalanına örnek olabilir

İnsan hakları savunucuları, iltica başvuralarının sınırda yapılmasını ve başvuruda bulunanların yine o bölgede tutulacak olmasına tepkili. Bunun Yunanistan’ın Türkiye sınırında yaptığı gibi yasadışı geri itmeleri daha da teşvik edebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yine üye ülkelerin yapılan iltica başvurularını kaydetmek için dört haftaya kadar bekleyebilmesi, toplamda işlemler için öngörülen sürecin de 16 haftaya kadar uzatılması endişeleri artırıyor.

Hak savunucuları, bunun koruma talep eden kişilerin bu süre boyunca fiilen gözaltında tutulacakları anlamına geldiğine işaret ediyor, çocuklar, hamile kadınlar veya travma geçirmiş kişiler için herhangi bir istisna öngörülmemiş olunmasını da “kabul edilemez” buluyor.

Karl Kopp, Avrupa’da devletlerin belirli durumlarda uluslararası hukuka aykırı hareket edebilmesine imkan tanımanın da ağır sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı, diğer ülkelerin de bunu örnek alabileceğini, bunun sonucunda da küresel çapta sığınma haklarının baltalanabileceğini kaydetti.

“AB kurumlarına ihlal prosedürü başlatılmalı”

“AB sınırlarında, üye ülkelerin göçmenlere uyguladıkları vahşeti, tanık olduklarımızı tarif edebilecek kelimeleri bulmakta çok zorlanıyorum” diyen Kopp, şunları kaydetti:

“Hukuk devleti, insanlık onuru, insan hakları, bütün bunlar AB’nin temel değerleri. Ancak her gün bu değerler ihlal ediliyor. Aslında AB Komisyonu ve diğer kurumlara temel değerlerimizi çiğnedikleri gerekçesiyle, ihlal prosedürünün başlatılması gerekiyor.”

“Tabular yıkıldı”

PRO ASYL Avrupa Sorumlusu Kopp ayrıca, AB sınırlarında “araçsallaştırma” bahanesiyle Avrupa sığınmacı hukukunun askıya alınmasına imkan sağlayan tüzükten sürekli yararlanmak isteyebilecek ülkeler olduğuna da dikkat çekti.

Kopp, “Baltık ülkeleri, Polonya, Hırvatistan, Bulgaristan, Yunanistan, İspanya yani AB’nin tüm sınır hattı boyunca mülteciler için son derece toksik olan bu ‘araçsallaştırma’, ‘silah olarak kullanma’ tanımlarını kullanıyorlar. Şu anda ne yazık ki mültecilere karşı bir savaşa tanıklık ediyoruz. Tabular yıkıldı” diye konuştu.

AB özellikle 2015 yılından itibaren, Suriye iç savaşından kaçan Suriyelilerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın etmesiyle patlak veren krizden bu yana, mültecilerin birlik topraklarına geçmeye çalışmasını önlemeye odaklanıyor.

Ülkelerinden kaçanları ağırlayan ülkelere verilen mali yardımlarla, mültecilerin bu ülkelerde kalmaya devam etmesi, kaçtıkları ülkelere yakın bölgelerde tutulmaları sağlanıyor.

“Her şey mübah”

Karl Kopp ise aynı zamanda Yunanistan’ın yaptığı gibi, sınırdaki yasa dışı geri itmeler yoluyla caydırıcı olunmaya çalışıldığını, AB’de buna üstü kapalı bir onay da olduğunu söylüyor.

Kopp, gelinen noktada mültecileri AB sınırları dışında tutacak her şeyin mübah görüldüğünü söylerken, şu değerlendirmeyi aktardı:

“Hukukun üstünlüğü deniyor. Ancak Polonya, Hırvatistan, İspanya ve Yunanistan’ın sınırlarda yaptıklarını, uyguladıkları şiddeti, nedense kimse hukukun üstünlüğü ile ilişkilendirmiyor. Neden? Çünkü mültecileri AB’den uzak tuttukları müddetçe sorun yok. Bu çok açık. Ayrıca Libya’da sığınmacı kamplarında korkunç acıları, işkence, tecavüzler yaşanıyor. Ama kaçmaya çalışanlar geri gönderiliyor. Neden? Çünkü onlara bunun için para veriyoruz. Pis işleri başkalarına da yaptırıyoruz. Çünkü üçüncü ülkeler AB’nin bekçiliğini yapıyor, yapmazlarsa da kızılıyor.”

AB’nin araçsallaştırma suçlamasının hedefindeki ülkeler

Avrupalı liderlerin göç krizini dış politika aracı olarak kullanmakta suçladığı, göçmenleri araçsallaştırdığı için tepki gösterdiği ülkeler arasında Rusya, Belarus ve Fas’ın yanı sıra Türkiye de yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılında “kapıları açtık” diyerek Avrupa sınırına yeni bir göç akınının fitilini ateşlemesi, sadece Yunanistan ile değil, AB ile Türkiye arasında da büyük bir kriz yaşanmasına yol açmıştı.

2021 yılında Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun ülkesi üzerinden AB’ye göçmen akınını teşvik etmesi, Fas’ın da bu yıl, İspanya ile yaşadığı sorunlar nedeniyle sınır kontrollerini kaldırması, mülteci krizinin araçsallaştırılmasına örnek olarak gösteriliyor.

Hafta sonunda Yunanistan, Meriç Nehri’ni geçen çok sayıda göçmenin dövülmesi ve çıplak bir şekilde tutulması sonrasında yaptığı açıklamada da yine Türkiye’yi “göçmenleri araçsallaştırmakla” suçlamıştı.

Paylaşın

Beyaz Saray: İran, Rusya’ya Kırım’da Yardım Ediyor

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, gazetecilere verdiği demeçte, İranlılar’ın Kırım’da Ruslar’ın İran insansız hava araçlarıyla Ukrayna’yı hedef almasına yardım ettiğini açıkladı: İran şu anda sahada, doğrudan savaşa müdahil.

John Kirby, Kırım’dan uzaktan faaliyet gösteren Rus askeri personelinin son günlerde Kiev de dahil olmak üzere Ukrayna hedeflerine saldırılar başlatmak için İran insansız hava araçlarını kullandığını söyledi.

Rusya, 2014’te Kırım’ı ilhak etmişti.

Kirby, “İran askeri personelinin Kırım’da sahada olduğunu ve bu operasyonlarda Rusya’ya yardım ettiğini değerlendiriyoruz” dedi. Kirby, nispeten az sayıda İranlı’nın buna dahil olduğunu da ekledi.

Tahran’dan ABD’nin iddialarına bir yanıt gelmedi. Rusya’nın savunma ve dışişleri bakanlıkları da yorum taleplerine yanıt vermedi.

Bu açıklama, Eylül ayında Tahran’da “uygunsuz olarak nitelenen kıyafeti” nedeniyle tutuklanan Mahsa Amini’nin gözaltındayken hayatını kaybetmesinin ardından protestoculara yönelik baskıları Başkan Joe Biden tarafından kınanan İran ile ABD arasında yeni bir gerilim noktasına işaret ediyor.

Kirby, ABD’nin bu noktada, İran’ın 2015’te imzaladığı İran nükleer anlaşmasına dönüşü konusunda Tahran’la müzakereye devam etmeye ihtiyaç duymadığını belirtti.

Bir önceki ABD Başkanı Donald Trump, 2018’de Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen anlaşmadan çekilmişti.

Kapsamlı Ortak Eylem Planı ABD’nin odağında değil

Kirby, “Anlaşmaya geri dönüş açısından İranlılar’dan çok uzaktayız, bu yüzden şu anda buna odaklanmıyoruz” dedi.

İki aydan kısa bir süre önce ABD’li yetkililer anlaşmayı yeniden hayata geçirme konusunda bazı ilerlemeler bildirdiler.

Kirby, ABD’nin şu anda, Rusya’nın İran’dan Ukrayna’ya karşı kullanılmak üzere karadan karaya füzeler gibi gelişmiş konvansiyonel silahlar almaya çalışabileceğinden endişe duyduğunu söyledi.

John Kirby, ABD’nin İran’ın Rusya’ya mühimmat tedarikini “ortaya çıkarmak, caydırmak ve yüzleşmek” için daha fazla yaptırım da dahil olmak üzere her yolu izleyeceğini söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, “İran ve Rusya, dünyaya yalan söyleyebilirler, ancak gerçekleri kesinlikle gizleyemezler ve gerçek şu ki, Tahran şimdi doğrudan sahada devreye giriyor” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da aynı görüşte

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price da bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran askeri personelinin Kırım’da Rus ordusuna Tahran tarafından sağlanan insansız hava araçlarını kullanmasına yardım ettiğini belirlediğini söyledi.

Price düzenlediği basın brifinginde, insansız hava araçlarına atıfta bulunarak, “Kırım’da bulunan Rus askeri personelinin İran İHA’larını kullandığını ve bunları, son günlerde Kiev’e yönelik saldırılar da dahil olmak üzere Ukrayna genelinde kinetik saldırılar gerçekleştirmek için kullandığını doğrulayabiliriz” dedi.

Ned Price, “İran askeri personelinin Kırım’da sahada olduğunu ve bu operasyonlarda Rusya’ya yardım ettiğini değerlendiriyoruz” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İngiltere Başbakanı Liz Truss istifa etti; En Kısa Görevde Kalan Başbakan

5 Eylül’de Muhafazakâr Parti Genel Başkanı olarak seçilen, 6 Eylül’de Kraliçe II. Elizabeth tarafından başbakan olarak atanan Liz Truss, göreve gelmesinden yaklaşık altı hafta sonra istifasını açıkladı.

Haber Merkezi / Sadece 45 gün görev yapan Liz Truss böylece İngiltere’nin tarihinde en kısa süre görevde kalan başbakan oldu. İngiltere’nin daha önceki en kısa süre başbakanlık yapan ismi olan George Canning, 1827 yılında hayatını kaybetmeden önce 119 gün başbakanlık koltuğunda oturmuştu.

Liz Truss dün Parlamento’da kendisine yönelik eleştirileri yanıtlarken, “mücadeleden kaçan biri olmadığını, savaşacağını” vurgulamıştı.

Truss, Londra’da başbakanlık konutunun önünde yaptığı açıklamada yeni başbakan seçilene kadar göreve devam edeceğini belirtti. Truss, Kral III. Charles ile de istifa kararını görüştüğünü sözlerine ekledi.

Düşük vergilere ve büyümeye odaklı bir vizyon belirlediklerini hatırlatan Truss, gelinen durumda bunu gerçekleştirmenin mümkün olmadığına işaret etti.

“Muhafazakâr Parti tarafından bana verilen bu görevi yerine getiremeyeceğimi kabul ediyorum” diyen Truss, Kral III. Charles’a Muhafazakâr Parti genel başkanlığından istifa edeceğini bildirdiğini söyledi. Truss, partinin yeni liderinin gelecek hafta içinde seçilmesinin öngörüldüğünü de sözlerine ekledi.

Muhafazakâr Parti lideri doğrudan başbakanlık görevine atanacak.

Ekonomi politikası kaosa yol açtı

5 Eylül’de Muhafazakâr Parti Genel Başkanı olarak seçilen,  6 Eylül’de Kraliçe II. Elizabeth tarafından başbakan olarak atanan Liz Truss, İngiltere tarihinde görev süresi en kısa başbakan oldu.

Altı hafta önce Boris Johnson’dan görevi devralan 47 yaşındaki Truss’ın tartışmalı vergi indirimi planları finans piyasalarında türbülansa yol açmıştı. Vergi indirimi planları, piyasalarda devlet borçlarının artması endişesi yaratmış, İngiliz Sterlini ABD Doları karşısında tarihi bir düşüş yaşamıştı.

Vergi indirimi planlarında geri adım atan Truss, Maliye Bakanı Kwasi Kwarteng’i de görevden almıştı. Çarşamba günü de İçişleri Bakanı Suella Braverman görevinden istifa etmişti.

Son bir hafta içinde iki kabine üyesinde değişiklik yapmak zorunda kalan, izlediği ekonomi siyaseti nedeniyle üzerindeki baskılar artan Truss’ın kendi partisinden de istifa çağrıları geliyordu.

İstifa kararını açıklamadan yaklaşık 24 saat önce görevini bırakmayacağı mesajını veren Truss, Çarşamba günü parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’ndaki konuşmasında “bir savaşçı” olduğunu belirterek, bundan vazgeçmeyeceğini belirtmişti.

Muhalefet erken seçim istiyor

Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer, Liz Truss’ın istifasını açıklaması ardından, hızla erken genel seçime gidilmesi çağrısında bulundu.

Starmer, iktidardaki Muhafazakar Parti’nin artık seçmen desteğine sahip olmadığını belirterek, “İngiltere, Muhafazakarların canlarının istediği gibi yönetebilecekleri şahsi toprakları değildir” dedi.

Liberal Demokrat Parti ve İskoç Ulusal Partisi de erken seçim çağrısı yaptı.

Paylaşın

İngiltere’de Siyasi Kriz: Başbakan Truss Baskı Altında

İngiltere’de geçen ay göreve başlayan Başbakan Liz Truss’ın lideri olduğu Muhafazakar Parti içerisinde kırılmalar yaşanıyor. İngiliz basını “Truss’ın birkaç gün içinde devrilebileceği” tahmininde bulunuyor.

İngiltere’nin 47 yaşındaki üçüncü kadın Başbakanı Liz Truss, geçen ay başında partisinin üyelerinin desteğiyle seçilmişti.

İngiltere’de geçen ay başında göreve başlayan yeni Başbakan Liz Truss, İçişleri Bakanı’nın istifa etmesinin ardından yeni bir baskı altında.

Truss’ın lideri olduğu iktidardaki Muhafazakar Parti içerisinde kırılmalar yaşanıyor. Ulaştırma Bakanı Anne-Marie Trevelyan, kabinenin Truss’a Başbakan olarak güvenmediğini dile getirdi.

İçişleri Bakanı Suella Braverman ise dün görevinden istifa ederken Başbakan Truss’ı istifa mektubunda sert bir dille eleştirdi. Braverman mektubunda, “vaatlerimizi terk ettik, seçmenlerimize verdiğimiz sözleri tutamadık” ifadelerini kullandı. Braverman’dan boşalan koltuğa ise Grant Shapps getirildi.

İngiliz basını Shapps’in de Truss’ı en sert eleştiren Muhafazakar Partili milletvekilleri arasında olduğuna dikkat çekiyor. Basın ayrıca, “Truss’ın birkaç gün içinde devrilebileceği” tahmininde bulunuyor.

Parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’ndaki kaya gazı oylaması öncesinde Muhafazakar Partili vekillerin, partinin disiplinden sorumlu yöneticisinin milletvekillerini oy vermeleri için tehdit ettiğine dair açıklamaları ülkedeki siyasi kaosu daha da derinleştirdi.

Liz Truss göreve geldikten hemen sonra İngiltere ekonomisini durgunluktan çıkarmak için 45 milyar sterlinlik vergi kesintisi açıklamış, ancak karara tahvil yatırımcılarının tepkisi sert olmuş ve ülkedeki borçlanma maliyetleri yükselmişti.

Maliye Bakanının istifa etmesi ve paketin geri çekilmesinin ardından özür dileyen Truss, baskılara rağmen istifa etmeyeceğini söylüyor. İngiltere’nin 47 yaşındaki üçüncü kadın Başbakanı Liz Truss, geçen ay başında partisinin üyelerinin desteğiyle seçilmişti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırımlar; Biden: Putin Çok Zor Bir Pozisyonda

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulama kararı alırken, ABD Başkanı Biden, Rusya Devlet Başkanı Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’ olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / ABD, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulama kararı aldı ve Washington’un Amerikalı üreticilerden askeri ve çift taraflı kullanılan teknolojiler alarak bunları Ruslar’a tedarik etmekle suçladığı bir ağı hedef aldı.

ABD Maliye Bakanlığı tedarik aracısı olmakla suçladığı Rus vatandaşı Yuri Yurieviç Orekhov’u ve iki şirketi Nord-Deutsche Industrieanlagenbau GmbH ve Opus Energy Trading LLC’yi yaptırım listesine aldı.

Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarının geniş kapsamlı bir müttefikler koalisyonu tarafından uygulandığını ve Rusya’yı savaş için üretim ve teknoloji konusunda gittikçe daha zor durumda bıraktığını belirtti.

Adeyemo açıklamasında ”Çaresizlik Rusya’yı kalitesiz tedarikçilere ve eski ekipmanlara yönlendirdiği için bu çabaların savaş alanında doğrudan etkisi olduğunu biliyoruz” dedi.

Açıklamada bugünkü yaptırımların, 33 ülkeden maliye bakanları ve diğer ilgili kurumların üst düzey yetkililerinin geçen hafta yaptıkları, Rusya’nın askeri endüstriyel üretim kapasitesi ve hassas savunma tedarik zincirlerine yönelik uluslararası yaptırımların ve ihracat kısıtlamalarının görüşüldüğü toplantının ardından geldiği belirtildi.

Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’dan ilhak ettiği bölgelerde sıkı yönetim ilan eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’ olduğunu söyledi.

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesi Beyaz Saray’da konuşan Başkan Joe Biden, enflasyon ve petrol fiyatlarının yanı sıra dış politikayla ilgili soruları yanıtladı.

Putin’in Ukrayna’nın ilhak edilen bölgelerinde ilan ettiği sıkı yönetim konusundaki bir soruya ise Biden, “Bence Putin çok zor bir pozisyonda. Şu anda yaptığı ise bunu (sıkı yönetim), Ukrayna halkına boyun eğdirmek için elindeki tek aracı kullanmasıdır.” yanıtını verdi.

Paylaşın

Kadın Dışişleri Bakanları ‘Mahsa Amini’ Protestoları İçin Toplanıyor

Dünyanın kadın dışişleri bakanları, İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestoları görüşmek için Kanada’nın ev sahipliğinde sanal toplantıda bir araya gelecek.

Perşembe günü yapılacak toplantıya ilişkin açıklama yapan  Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly, “Meslektaşlarım ve ben net bir mesaj göndermek için toplanacağız: İran rejimi, özellikle kadınlara yönelik vahşi saldırılar da dahil olmak üzere halka karşı her türlü şiddet ve zulme son vermelidir. Kanada, insan hakları için savaşan tüm cesur İranlıların yanında olmaya devam edecektir. Kadın hakları insan haklarıdır” dedi.

Bakan Melanie Joly’nin ofisi, sanal toplantının yetkililerin İran halkına destek olmak adına çabalarını koordine etme fırsatı vereceğini kaydetti.

Protestolarda en az 233 kişi hayatını kaybetti

İran’da ise protestolar, ülkenin bütün büyük kentlerinde sürüyor. Son olarak, ABD Merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Human Rights Activists News Agency, HRANA), İran’da Mahsa Amini’nin gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi üzerine başlayan protestolarda en az 233 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın