Uzak Doğu: Kuzey Kore, İlk Kez Deniz Sınırının Güneyine Füze Fırlattı

Uluslararası yaptırımlara rağmen füze denemelerine devam eden Kuzey Kore, Japon Denizi ve Sarıdeniz’de farklı noktalara en az 10 füze ateşlediği. Güney Kore ve Japonya makamları gelişmeyi doğruladı.

Haber Merkezi / Kuzey Kore, 1953’te sona eren Kore Savaşı’ndan bu yana ilk kez Kuzey-Güney arasındaki deniz sınırının güney tarafına da füze fırlattı.

Füzenin düştüğü yer, Güney Kore’nin Sokcho kentinin 57 kilometre doğusu ve Ulleungdo adasının 168 kilometre kuzeybatısı.

Kuzey Kore, bu hafta Güney Kore ile ABD’nin yarımada çevresindeki ortak askeri tatbikatını kınamış ve “güçlü adımlar atmakla” tehdit etmişti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Kore’nin bölünmesinden bu yana ilk kez bir Kuzey Kore füzesi karasularımıza bu kadar yakın bir yere indi. Bu son derece istisnai ve affedilemez bir durum. Ordumuz buna kararlı bir şekilde yanıt verecektir” ifadeleri yer aldı.

Japonya Savunma Bakanı Yasukazu Hamada, gazetecilere verdiği demeçte, Kuzey Kore füzelerinden Japon gemilerinin ve uçaklarının herhangi bir hasar görmediğini belirtti.

Hamada, “Savunma Bakanlığı diğer bakanlıklarla bilgi alışverişinde bulundu. Bu zamana kadar Kuzey Kore füzelerinden gemilere ve uçaklara herhangi bir hasar gelmedi” dedi.

Kuzey Kore’nin son füze denemeleri:

  • 25 Eylül, Pazar: Bir ABD donanma gemisinin Kore yarımadası çevresindeki sulara ulaşmasının ertesi günü, kısa menzilli ilk füze denemesi yapıldı.
  • 28 Eylül, Çarşamba: ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Seul’u ziyareti öncesi iki kısa menzilli füze fırlatıldı.
  • 29 Eylül, Perşembe: Harris’in Güney Kore’den ayrılması sonrası iki kısa menzilli füze denemesi daha yapıldı.
  • 1 Ekim, Cumartesi: ABD, Japonya, Güney Kore ortak askeri tatbikatları sürerken iki kısa menzilli füze daha fırlattı.
  • 4 Ekim, Salı: Orta menzilli balistik füzeyi Japonya üzerinden fırlattı.
  • 6 Ekim, Perşembe: İki kısa menzilli füze daha fırlatıldı.
  • 28 Ekim Perşembe: Japon Denizi’ne iki balistik füze fırlatıldı.
  • 02 Kasım 2022: Japon Denizi ve Sarıdeniz’de farklı noktalara en az 23 füze ateşledi.
Paylaşın

İsrail’de Seçimi Binyamin Netanyahu Kazandı

İsrail’de son 3.5 yıl içinde yapılan beşinci erken genel seçimde eski Başbakan Binyamin Netanyahu’nun lideri olduğu Likud Partisi’ne destek vermesine kesin gözüyle bakılan sağ blok 120 sandalyeli İsrail Meclisinde 62 milletvekiliyle çoğunluğu elde etti.

Haber Merkezi / Sandık çıkış anketlerinin yayınlanmasının ardından açıklamada bulunan Netanyahu, “Çok büyük bir zaferin eşiğindeyiz” dedi ve “istikrarlı ve ulusal bir hükümet” kurma sözü verdi. Sesi kısık olan Netanyahu’nun sözü sık sık destekçileri tarafından “İsrail’in kralı Bibi” tezahüratları ile kesildi.

“Halk farklı bir yol istiyor, güvenlik istiyor” diyen Netanyahu sözlerine şöyle devam etti: “Güç istiyorlar, zayıflık değil. Diplomatik bilgelik istiyorlar.”

Netanyahu blokunda radikal sağcı Likud, Dini Siyonizm, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri bulunuyor. “Değişim Koalisyonu” olarak isimlendirilen, farklı ideolojilerin bir araya geldiği karşı cephedeyse Yeni Umut, İsrail Evimiz, Yamina, Gelecek Var, Mavi Beyaz, İşçi Partisi ve Meretz’le Birleşik Arap Listesi yer alıyor.

Bu iki blok arasında kalan Filistinli Eymen Avde liderliğindeki Demokratik Barış ve Eşitlik Cephesi Koalisyonu’yla (Hadaş) Filistinli Ahmed Tıybi önderliğindeki Değişim için Arap Listesi (Ta’al) ortak olarak seçimlere katılıyor.

Kesin olmayan sonuçlara göre, Likud, 31 milletvekili çıkararak seçimi birinci tamamladı. Netanyahu’nun rakibi Başbakan Yair Lapid’in Gelecek Var Partisi ise 24 sandalyeyle ikinci parti oldu.

Kamuoyu araştırmaları çok çekişmeli geçecek bir yarışa işaret ediyordu. Yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanan Netanyahu’nun partisi Likud’un seçimde ilk sırada yer alması bekleniyordu.

Bu sonuçlara göre, Netanyahu liderliğindeki blokta yer alan aşırı sağcı Dini Siyonizm Partisi 15, Ultra Ortodoks partilerinden Şas 10, Birleşik Tevrat Partisi ise 5 milletvekili kazandı.

Buna karşın Lapid öncülüğündeki ‘Değişim Koalisyonu’ isimli blokta Benny Gantz’ın öncülüğündeki Ulusal Birlik Partisi seçimleri dördüncü sırada tamamlayarak Meclise 12 milletvekili gönderdi.

Lapid blokundaki, İsrail Evimiz, soldaki İşçi Partisi ve İsrail vatandaşı Filistinlilerin partisi Birleşik Liste 5’er milletvekili çıkardı. Aynı bloktaki sol parti Meretz ise 4 milletvekili elde etti. Sandık çıkış anketine göre, Lapid liderliğindeki Değişim Koalisyonu’ndaki partiler toplamda 54 sandalyeye ulaştı.

Başbakan Yair Lapid, koalisyondaki sorunlar yüzünden erken seçim kararı almıştı. Seçime rağmen İsrail’de siyasi kriz sürerse 2023’ün bahar aylarında tekrar seçime gidilmesi mümkün.

Ancak sağ bloğun son haftalardaki oy artışını sürdürmesi ve Filistinli seçmenler arasında katılım oranının az olması halinde Netanyahu yeniden hükümeti kurabilir.

Netanyahu’nun potansiyel koalisyon partnerleri arasındaki aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir, “sadık olmayan vatandaşların” sınır dışı edilmesi gerektiğini savunmuş, İsrail pasaportu olan “düşman” Arapların ülkeden ayrılmasını teşvik eden bir bakanlık kurulması çağrısı yapmıştı.

“Seçim sonuçları yükselen aşırılığın doğal sonucu”

Seçim sonuçlarının Filistinlilere karşı yükselen aşırılığın doğal sonucu olduğunu belirten Filistin Başbakanı Muhammed İştiyye, “İsrail seçimlerinde aşırı sağ partilerin yükselişi, halkımızın yıllardır çektiği, ölüm, tutuklanma, şehirleri, köyleri ve beldeleri işgal eden tutumlara dair, İsrail toplumunda aşırılık ve ırkçılığın artan tezahürlerinin doğal bir sonucudur. Böylece işgal askerleri, yerleşimciler suç işlemeleri için serbest bırakılıyor ve iki devletli çözüm baltalanıyor.” dedi.

Filistin halkının, işgalin sonlandırılması, başkenti Kudüs olan bağımsız devletin kurulması projesine dair mücadelesinin kesinlikle durmayacağını aktaran İştiyye, “İsrail seçimlerinde kazananların kimlikleri ne olursa olsun, ülkedeki partilerin arasındaki fark, Coca Cola ile Pepsi arasındaki fark gibidir.” şeklinde konuştu.

Uluslararası toplumun da sorumluluklarını yerine getirmesini isteyen İştiyye, Filistin halkına yönelik korumanın sağlanması talebinde bulundu.

Binyamin Netanyahu

Binyamin Netanyahu, İsrail tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı olmakla birlikte, devletin kuruluşundan sonra doğan ilk başbakandır. 1967 Altı-gün Savaşında, İsrail Güvenlik Kuvvetleri’ne katıldı ve Sayeret Matkal özel biriminde takım lideri oldu. Birçok operasyonda görev aldı. Bu operasyonların içinde; Hediye operasyonu ve omzundan vurulduğu İzotop Operasyonu vardır.

1973 yılında Yom Kippur Savaşı’nda ön cephede savaştı, Süveyş kanalı boyunca yapılan baskınlarda görev aldı ve Suriye sınırlarının içinde gerçekleşen Komando saldırısında liderlik yaptı. Terhisinden önce yüzbaşı rütbesine ulaştı. Netanyahu, 1984 yılından 1988 yılına kadar Birleşmiş Milletler İsrail Elçiliği yaptı, Likud Partisi’nin başkanlığı yaptı ve 1996-1999 yılları arasında başbakanlık yaptı.

Netanyahu, 1999 yılı başbakanlık seçimlerinde, Ehud Barak’a yenildikten sonra politikadan çekildi. 2002 yılında dış ilişkiler bakanı (2002-2003) ve Finans Bakanı (2003 – Ağustos 2005) olarak Ariel Şaron hükûmetleri altında görev aldı, fakat, Gazze’den geri çekilme Planı’ndan kaynaklanan anlaşmazlıkla birlikte ayrıldı. Şaron’un yeni bir parti kurmak için Likud Partisi’nden çekilmesiyle, 20 Aralık 2005 yılında tekrar Likud Partisi’nin başkanlığına geçti.

Netanyahu, 2006 seçimlerinde Likud çok başarılı olamadı ve sadece 12 koltuk kazandı. 2006 Aralık’ta Netanyahu resmi olarak Knesset’te muhalefet lideri ve Likud Partisi’nin başkanı oldu. Ağustos 2007’de Moşe Feiglin’i yenerek parti başkanlığı seçimlerini kazandı.

10 Şubat 2009 parlamento seçimleriyle birlikte, Likud ikinci parti oldu ve sağ partiler çoğunluğu kazandı. Netanyahu bir koalisyon hükûmeti kurdu. Netanyahu’nun kardeşi, İsrail Özel Güçleri kumandanı Yonathan Netanyahu, 1976 yılında, terörle mücadele rehine kurtarma operasyonunu yönetirken öldü. Diğer kardeşi İddo Netanyahu, oyun yazarlığı yapmaktadır.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: Pakistan Çöküşün Eşiğinde

Pakistan’da 14 Haziran’dan bu yana etkili olan muson yağmurlarının yıkıcı etkisine dair bir açıklama yapan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ülkede sekiz milyon insanın tıbbi yardıma muhtaç olduğunu belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü Doğu Akdeniz Bölgesi Acil Durum Direktörü Rick Brennan Cenevre’de gazetecilere yaptığı açıklamada Pakistan’ın “çöküşün eşiğinde” olduğunu söyledi.

Muhtaç durumdakilere yardım için Dünya Sağlık Örgütü’ne 81 milyon dolar tahsis edildiğini belirten Brennan, Birleşmiş Milletler’in (BM) Pakistan için öngördüğü 816 milyon euroluk toplam yardımın şimdiye kadar sadece yüzde 16’sının toplanabildiğini ifade etti.

Rick Brennan, selin çekilmesiyle ülkenin sivrisinek yatağına dönüştüğünü, birçok yerde temiz içme suyu olmadığını ve lağım sularının doğru bir biçimde tahliye edilemediğine dikkat çekti. Ülkede ishal hastalığının yaygınlaştığına dikkat çeken Brennan, Temmuz ile Ekim ayı arasında 540 bin sıtma vakası kaydedildiğini söyledi.

Pakistan’da binlerce sıtma hastası yeterli tedavi görmediği için hayatını kaybediyor. Kalıcı bir biçimde yetersiz beslenen çocukların sayısı artıyor. Seller nedeniyle bir sonraki hasat döneminin nasıl olacağı da belirsizliğini koruyor. Pakistan’da hükümet ülkede açlık krizinin yaşanmasını önlemek için bu hafta içinde Rusya’dan 300 bin ton buğday sipariş etti.

En az 1606 can kaybı

Pakistan’da etkili olan muson yağmurlarından kaynaklı sellerde can kaybının en az 1606 olduğu belirtiliyor. Ölenlerin 579’u çocuk ve 325’i kadın.

Bilim insanları, bu yıl Pakistan’da yıllık yağış ortalamasının üç buçuk katı üzerinde gerçekleşen muson yağmurlarında tartışmasız bir şekilde iklim krizinin rolü olduğunu söylüyor.

Pakistan’daki sel felaketinden sonra ülkede yaşam neredeyse durma noktasına gelmişti.

Selden sonra Pakistan’da:

  • 2 milyondan fazla ev,
  • Yaklaşık 24 bin okul,
  • 1500 sağlık tesisi,
  • 13 bin kilometre yol ya hasara uğradı ya da tamamen yıkıldı.

Ülkede yıkılan diğer yapılar arasında çok sayıda köprü, otel ve baraj da var.

İklim krizini tetikleyen küresel karbon salınımında yüzde 0,8 payı olan Pakistan’ın sel felaketi sonrası karşı karşıya olduğu hasarın maliyeti 30 milyar doların üzerinde.

Bu miktar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor.

Muson yağmurları hakkında

Muson sözcüğü, Arapça “mevsim” sözcüğünden geliyor; yağışların mevsimlik olduğunu vurgulamak açısından bu adlandırma kullanılıyor.

Musonlar denildiğinde akla ilk olarak “Asya musonu” gelse de bunun dışında ABD’nin güneybatı kıyılarını ve Meksika’yı etkileyen Meksika musonu veya Arizona musonu da denilen Kuzeybatı Pasifik Musonu da bilinen mevsimsel yağışlar arasında.

Güney, güneydoğu ve doğu Asya’da etkili olan muson yağışları, temel olarak yaz mevsiminde Umman Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nda denizdeki havanın daha serin olması nedeniyle ısınan Asya kara kütlesinin alçak basınç alanı oluşturmasıyla, nemli hava kütlesinin denizden karaya doğru taşınması sonucu meydana geliyor.

Yaz mevsiminde Hint Okyanusu üzerinde ortalama sıcaklık 25 santigrat dereceyken, karalarda 45 dereceye kadar çıkabiliyor. Denizden karaya doğru esen rüzgarlarla taşınan dev bulut kütleleri Himalaya Dağları’na kadar olan bölgede mevsimsel yağışlara yol açıyor.

Yağışlar, Hint alt kıtası, Hindi Çini ve güneydoğu Asya ülkeleri ile Çin, Kore Yarımadası, Japonya’ya kadar olan bölgede etkili oluyor. Ancak yağışların en fazla etkilediği bölge, cephe kütlesinin kuzeydeki Himalaya Dağları ile karşılaşarak sıkıştığı Hindistan, Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar’ı içine alan bölge. Bu bölgede yağışlar zaman zaman on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan sellere yol açıyor.

İklim krizi

Öte yandan, iklim krizi de söz konusu yağışların şiddetini ve yarattığı etkileri arttırabiliyor. Örneğin, çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan, halihazırda iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz’da, yaşanan seller ile ilgili açıklamasında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Tahran’da 1000’e Yakın ‘Sabotaj’ İddianamesi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar devam ederken, Tahran Başsavcısı, hükümet karşıtı gösterilerle bağlantılı olarak 1000 dolayında kişiye suçlama yöneltildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Aralarında güvenlik güçlerini öldürmek ve kundakçılığın da bulunduğu “Sabotaj eylemleriyle” suçlanan zanlıların bu hafta başlayacak kitlesel duruşmalarda yargılanacağı belirtildi. Yetkililer, ülke genelinde kaç kişinin tutuklandığını açıklamadı, ancak insan hakları savunucuları toplam tutuklu sayısının 14 bin olduğunu söylüyor.

Eylül ayında Amini’nin ölümü sonrası başlayan ve toplumun tüm kesimlerinden vatandaşların katıldığı bir halk isyanına dönüşen protestolar, 1979 İslam Derimi’nden bu yana ruhani liderliğe karşı en sert tepki ve meydan okumalardan biri olarak öne çıkıyor.

İnsan hakları örgütleri, altıncı haftasına giren eylemlerde İran genelinde şu ana kadar en az 250 protestocunun öldürüldüğünü ve binlerce kişinin tutuklandığını belirtiyor.

Öte yandan, İran yönetimi, ülkede Eylül ayında ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybeden 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan ve rejim karşıtı eylemlere dönüşen protestolar hakkında açıklama yaptı.

Resmi basın organlarında yayınlanan açıklamada, ülkedeki protestolardan Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA), İngiltere Elektronik İstihbarat Servisi (GCHQ) ile İsrail dış istihbarat servisi (Mossad) sorumlu tutuldu. İran yönetimi açıklamasında Facebook, Instagram, Whatsapp, Twitter gibi sosyal medya platformlarının da İran’a yönelik “komplonun parçası” olduğunu savundu.

İran yönetimi geçen haftalarda da Batı ve Batılı medya organlarının ülkedeki protestolardan sorumlu olduğunu açıklamış ve protestoları “kışkırttığı” suçlamasında bulunmuştu. Söz konusu suçlamalara göstericilere yönelik müdahalenin sertleştirileceği tehditleri de eklenmişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Buğday Fiyatlarında Artış; Tahıl Anlaşmasından Çekilen Rusya’ya Tepki

Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilme kararı sonrası, küresel çapta buğday ve mısır fiyatlarında artış meydana geldi. Rusya’nın kararını AB ve ABD tarafından sert ifadelerle eleştirilirken, BM ise söz konusu anlaşmanın devamı için girişimlerin devam ettiğini duyurdu.

Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesine tepkiler devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) Karadeniz Tahıl Girişimi Koordinatörü Amir Mahmoud Abdulla, konuya ilişkin Pazartesi Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Gıda akışı devam etmelidir, sivil kargo gemileri askeri hedef haline getirilemez ya da rehin tutulamaz” ifadelerini kullandı.

Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir de Rusya’nın anlaşmadan çekilmesini eleştirerek, “Rusya’nın tahıl anlaşmasını tek taraflı askıya alması dünyada milyonlarca insanın aç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, sorumsuzca bir hareket” ifadelerini kullandı. Rusya’ya söz konusu anlaşmaya saygı duyması çağrısı yaptı.

Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesinin ardından buğday fiyatları yüzde 5, mısır fiyatları yüzde 2 oranında artış gösterdi. Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) buğday vadeli işlemleri yüzde 5,4 artışla 8,7 dolara yükseldi. Buğday fiyatları, günün erken saatlerinde 8,9 dolara yükselerek 14 Ekim’den bu yana en yüksek seviyeyi görmesinin adından saat 09.25 itibarıyla 8,7 dolar seviyesinde dengelendi.

Rusya’nın Ukrayna tahılının Karadeniz’den dünya pazarlarına ulaştırılması anlaşmasını askıya almasının ardından buğday ve mısır tedarikleri konusunda küresel endişe hakim. Tahıl piyasaları, sekiz aydır devam eden Rusya’nın Ukrayna saldırısı kapsamında yaşanan gelişmelere oldukça duyarlı.

Pazar günü tahıl anlaşması kapsamında oluşturulan tahıl koridorunda gemi hareketliliği gözlemlenmediği belirtildi ancak deniz trafiği yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre, Pazartesi günü tahıl ve diğer tarım ürünlerini taşıyan iki kargo gemisi Ukrayna limanlarından ayrıldı. Ortak Koordinasyon Merkezi’nden yapılan açıklamada Pazartesi günü 12 kargo gemisinin daha Ukrayna limanlarından ayrılmasının beklendiği söylendi.

Birleşmiş Milletler (BM), Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekildiğini duyuran Rusya’yı, bu kararından vazgeçirmeye çalışıyor. BM Sözcüsü Stephane Dujarric, Moskova ile irtibat halinde olunduğunu ve tüm tarafların, tahıl koridoru girişimini tehlikeye atacak adımlardan uzak durması gerektiğini belirtti. Dujarric ayrıca, Ukrayna tahılının, dünya çapında gıda sıkıntısı nedeniyle zor durumda olan milyonlarca insan için önemine vurgu yaptı.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan Cumartesi günü yapılan açıklamada, “Kiev rejimi tarafından İngiliz uzmanların katılımıyla Karadeniz Filosu gemilerine ve tahıl koridorlarının güvenliğini sağlayan sivil gemilere yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle Rusya, Ukrayna limanlarından tahıl ihracat edilmesini öngören anlaşmanın uygulanmasına katılımını askıya aldı” denilmişti.

AB’den Rusya’ya eleştiri

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Rusya’yı aldığı karardan dolayı, Twitter üzerinden yayınladığı mesajla eleştirerek, bu kararın “Ukrayna’ya karşı açılan savaş nedeniyle dünya çapında yaşanan gıda krizi ile mücadele için gerekli olan gıda ve gübre sıkıntısına karşı en önemli ihracat yolunu tehlikeye attığını” dile getirdi. Borrell, AB’nin Moskova’dan söz konusu kararı ivedilikle geri almasını talep ettiğini belirtti.

ABD’den Rusya’ya ağır suçlama

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Rusya’yı, Tahıl Koridoru Anlaşması kararından çekildiği için ağır ifadelerle eleştirdi. Moskova’nın, Karadeniz üzerinden tahıl ihracatını durdurarak, gıda konusunu “silah olarak kullandığını” dile getiren Blinken, Rusya’nın aldığı bu kararla insani krizi daha da tetiklediğini belirtti.

“Rusya’nın bu kritik tahıl ihracatını durdurmaya yönelik attığı her adım, temelde dünyanın tüm bölgelerinde insanların ve ailelerin gıdaya daha fazla para ödemesine ya da aç kalmasına neden oluyor” diyen Blinken, Twitter mesajında da, “Karadeniz tahıl girişimi ile Ukrayna’dan 9 milyon ton tahıl ihraç edildi ve küresel çapta gıda fiyatları düştü. Tüm tarafları, bu olağanüstü başarılı girişimi ayakta tutmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Joe Biden de Rusya’ya yönelik açıklamasında, Moskova’nın tahıl anlaşmasından çekilme kararının “tek kelimeyle rezalet” olduğunu savunmuş ve böyle bir karar için ortada herhangi bir sebep bulunmadığını öne sürmüştü.

Türkiye ile BM öncülüğünde varılan anlaşma

Ukrayna Savaşı’nın tarafları olan Rusya ve Ukrayna, geçen Temmuz ayında Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in girişimi ile Tahıl Koridoru Anlaşması konusunda mutabakata varmış ve söz konusu anlaşma İstanbul’da imzalanmıştı. BM verilerine göre o günden bu yana 360’dan fazla yük gemisi yaklaşık 8,1 milyon ton tahıl ile Ukrayna limanlarından demir aldı. Savaştan önce küresel çapta en önemli gıda tedarikçilerinden biri olan Ukrayna’dan dünya pazarlarına her yıl 45 milyon tondan fazla tahıl ihraç ediliyordu.

Ne olmuştu?

Rusya, Cumartesi günü tahıl anlaşmasından çekildiğini duyurmuştu. Rusya Savunma Bakanlığı, çekilmeye gerekçe olarak Kırım’daki Rus gemilerine insansız hava aracı ile saldırı düzenlenmesini göstermişti. Rusya bu saldırıdan Ukrayna’yı sorumlu tutuyor.

Savunma Bakanlığı, saldırı düzenlenen gemilerin tahıl sevkiyatı konvoylarını korumak üzere görev yaptığını belirterek, “Kiev rejimi tarafından İngiliz uzmanların katılımıyla Karadeniz Filosu gemilerine ve tahıl koridorlarının güvenliğini sağlayan sivil gemilere yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle Rusya Ukrayna limanlarından tahıl ihracat edilmesini öngören anlaşmanın uygulanmasına katılımını askıya aldı” ifadesine yer vermişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Brezilya’da Seçimi Solcu Lula Da Silva Kazandı

Brezilya’da devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunu solcu aday Lula da Silva veya kısa adıyla Lula, ülkenin mevcut lideri Jair Bolsonaro’yu geride bırakarak kazandı. Lula, oyların 50,83’ünü alırken, Bolsonaro ise oyların yüzde 49,17’sini aldı.

Haber Merkezi / Lula da Silva, 1 Ocak 2023’te devlet başkanlığını Bolsonaro’dan devralacak.

Uluslararası seçim gözlemcileri dünkü seçimlerin verimli ve etkin bir şekilde yürütüldüğünü bildirdi. Reuters’e konuşan bir gözlemci, askeri denetçilerin oylama sistemi üzerindeki incelemelerinde herhangi bir kusur bulamadıklarını söyledi.

Lula’nın zaferine karşın, ülkede aşırı sağ ve aşırı sol arasındaki derin ayrılıkların daha da belirginleşeceği yorumları yapılıyor.

Rio de Janeiro’da yaşayan bir doktor olan 60 yaşındaki Ana Valeria Doria Reuters’a yaptığı açıklamada, “Lula için bu ülkedeki bölünmeyi yönetmek kolay olmayacak. Ama şimdilik çok mutluyuz” dedi.

77 yaşındaki Lula, Sao Paulo’da yaptığı ilk konuşmada, “Ülkenin barış ve birlikteliğe ihtiyacı olduğunu“ söyledi, “Brezilyallılar artık kavga etmek istemiyor. Kimse bölünmüş ve sürekli savaş durumunda bulunan bir ülkede yaşamak istemez“ ifadelerini kullandı. Lula, konuşmada 33 milyondan fazla Brezilyalıyı etkileyen açlığı bitireceğini söyledi

“Bugün dünyaya Brezilya’nın geri döndüğünü söylüyoruz” diyen Lula, Amazon ormanlarındaki tahribata karşı da önlem alınacağını açıkladı.

Bolsonaro, seçim sonuçlarına ilişkin bir açıklama yapmadı. Brezilyalılar ABD Başkanı Donald Trump örneğinde olduğu gibi eski liderin sonuçları tanımayacağından endişeli.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla ülkedeki Lula destekçileri farklı kentlerde havaifişeklerle ve alkışlarla kutlamalar gerçekleştirdi. Medyanın paylaştığı bilgilere göre Sao Paulo sokaklarını yüz binlerce insan doldurdu.

Tebrik mesajları gelmeye başladı

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, yeni lider Lula’ya dünyadan destek mesajları da geldi. ABD Başkanı Joe Biden, “Gerçekleştirilen adil ve özgür seçimlerin ardından başkan seçilen Lula’yı tebrik ediyorum“ ifadelerini kullandı ve ABD ile Brezilya arasındaki işbirliğini dört gözle beklediğini duyurdu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Lula’nın zaferini “Brezilya tarihinde yeni bir sayfa“ olarak yorumladı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Ortak pek çok zorluğu aşmak için ve iki ülkenin dostluğunu yenilemek için güçlerimizi birleştireceğiz“ dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau da tebrik mesajı yayımlayan liderler arasında.

Ne olmuştu?

Brezilya’da 30 Ekim’de, ikinci tur devlet başkanlığı seçimi gerçekleştirildi. İlk turda, görevdeki Devlet Başkanı Jair Bolsonaro da, en güçlü rakibi Luiz Inacio Lula da Silva da, galibiyet ilan etmek için gerekli oyu alamamıştı.

2 Ekim’deki seçimlerde, Brezilyalı seçmen sadece devlet başkanını belirlemek için oy kullanmamıştı. Aynı zamanda Federal Senato’nun üçte birini, Temsilciler Meclisi’nin 513 üyesini, 27 vali ve eyaletlerin yasama organlarını seçmek için oy vermişti.

Brezilya ekonomisinin büyük zorluklardan geçtiği bir dönemde yapılan bu seçimlere, Bolsonaro ile ezeli rakibi Lula arasındaki kıran kırana mücadele damgasını vurmuştu.

Ülkenin sağcı lideri Jair Bolsonaro, solcu rakibi Lula da Silva ile yarıştığı seçimlerin “iyilikle kötülük” arasında bir savaş olacağını söylüyordu.

Eski cumhurbaşkanı Lula ise kamuoyu yoklamalarında önde görünüyordu ve bu yarışı “demokrasi ve otoriterlik arasında” bir mücadele diye niteliyordu.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla Lula destekçileri sokaklara akın etti. Zaferin kesinleşmesiyle sokaklara coşku hakim oldu.

Ne savunuyorlardı?

Lula:

  • Solcu, eski sendika lideri
  • Amazon yağmur ormanlarını daha iyi korumak için önlemler almayı savunuyor.
  • Gelir transferi projeleri yoluyla ülkedeki açlığı ortadan kaldırmayı hedefliyor.
  • Birçok ülkeyle ilişkileri yeniden kurmayı ve bölgenin liderliğini üstlenmeyi vaadediyor.

Bolsonaro: 

  • Sağcı, popülist, orduda yüzbaşılık yapmış eski milletvekili
  • Çoktandır bekleyen emeklilik reformunu yaptı ve devlette reform yapmayı hedefliyordu.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili taleplere karşı çıkmayı ve ülkeyi Hristiyanlık prensipleriyle yönetmeyi savundu.
  • Sıradan halkın silah edinebilme hakkına kavuşmasını sağlamayı vaadediyordu.

Lula da Silva kimdir?

Kısaca Lula olarak adlandırılan İşçi Partili (PT) devlet başkanı adayı Luiz Inacio Lula da Silva, eski devlet başkanı ve eski bir sendika başkanı.

Bu, sol görüşlü Lula’nın altıncı devlet başkanlığı kampanyası. 2003-2010 yılları arasındaki devlet başkanlığı boyunca çok popüler bir siyasetçiydi.

Bunda, ülkenin emtia patlamasıyla finanse edilen ve yoksul ailelere yardım etmek için uygulamaya koyduğu sosyal programların etkisi büyüktü.

Yolsuzluk ve para aklama iddiaları nedeniyle 10 yıl hapis cezasına mahkum edilen Lula, 2018 yılında tutuklandı, cezaevine girdi. Bu nedenle de 2018 seçimlerinde, Bolsonaro’ya karşı yarışamadı.

Ancak adil yargılanmadığı gerekçesiyle 2019’da Lula hakkındaki mahkumiyet kararı iptal edildi. Bu sayede sol görüşlü siyasetçi, bu seçimlerde aday olabildi.

Lula, Brezilya halkına ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları aşmayı vaat ediyor.

Paylaşın

Devrim Muhafızları Tehdit Etmişti: İran’da Öğrenciler Yine Sokaklara Döküldü

İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, ülke genelinde devam eden protestolarla ilgili eylemcileri sert bir şekilde uyararak, “artık gösteri yapmayın, bu son olsun”  tehdidinde bulunmasına rağmen, öğrenciler, yine sokaklara çıktı.

Haber Merkezi / İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar bugünde devam etti. Başkent Tahran başta olmak üzere, Meşhed, Zencan, Erak, Senendec, İsfahan, Mazenderan, Şiraz, Hemedan, Kazvin şehirlerinde bulunan üniversitelerde öğrenciler gösteri düzenledi.

Yönetim karşıtı sloganların atıldığı gösterilerde öğrenciler, gözaltına alınan arkadaşlarının bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Gösterilerde zaman zaman protestocular ile güvenlik güçleri ve yönetim yanlısı öğrenciler arasında arbede yaşanıyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (Sepahi Pasdaran), 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi’nin hemen sonrasında Ayetullah Humeyni’nin (Ruhullah Musavi Humeyni) talimatıyla 5 Mayıs 1979 tarihinde “iç düzeni sağlama ve devrimin korunması” gibi görevlerle oluşturuldu.

Askeri varlığının yanı sıra siyasi ve ekonomik alanda da önemli yeri bulunan Devrim Muhafızları, İran ordusuna paralel kuruldu ve emirleri de doğrudan dini liderden alıyor. Asli görevi iç güvenlik olmakla birlikte askeri uzmanlar, DMO’nun düzenli orduya göre çok daha etkin ve baskın olduğunu belirtiyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Hindistan’da Köprü Çöktü: En Az 141 Can Kaybı

Hindistan’ın batısındaki Gujarat eyaletinde nehir üzerindeki yaya köprüsünün çökmesi sonucu en az 141 kişi hayatını kaybetti. Onlarca kişinin de enkazın altında kaldığından endişe edilirken, kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Haber Merkezi / Morbi kentindeki asma köprünün çöküş nedeni henüz belirlenemezken, yerel basına göre çöktüğü sırada köprüde yaklaşık 400 kişi bulunuyordu.

Gujarat eyaleti bakanı Brijesh Merja köprüdeki yüzlerce kişinin Macchu Nehri’ne düştüğünü, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ve kayıp kişi sayısının henüz tespit edilemediğini aktardı.

Gujarat Emniyet Müdürü Ashish Bhatia ise çok sayıda kişinin kurtarıldığını ancak ölü sayısının artabileceğini açıkladı.

Morbi belediyesinin üst düzey yetkilisi Sandeepsinh Zala, yüzyıldan daha yalı köprünün martta kapatıldığını ve Oreva isimli özel bir firmanın 7 ay süren onarım çalışmalarının ardından sadece 4 gün önce yeniden açıldığını, ancak şirketin köprüyü açarken belediyeden uygunluk ruhsatı almadığını söyledi.

230 metre uzunluğundaki köprü 1800’lerde, İngiliz sömürgesi döneminde yapılmıştı.

Olay Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin, memleketi olan Gujarat’a düzenlediği üç günlük gezi sırasında gerçekleşti.

Modi, “bu trajedi nedeniyle son derece üzgün olduğunu” söyledi. Modi, yakınlarını kaybedenlere ve yaralananlara tazminat ödeneceğini de ekledi.

Köprüden düştükten sonra nehir kıyısına yüzerek kurtulan Prateek Vasava, yerel bir haber kanalına çok sayıda çocuğun nehre düştüğüne tanık olduğunu söyledi.

“Bazılarını yanımda götürmek istedim ama ya boğuldular ya da sürüklendiler” diyen Vasava, köprünün birkaç saniye içinde çöktüğünü ifade etti.

Eyalet yönetimi, felaketle ilgili soruşturma yürütmek için beş kişilik özel bir soruşturma ekibi kurdu.

Hindistan haber ajansı Press Trust, köprünün üzerindeki kalabalığı kaldıramadığı için çöktüğünü bildirdi.

Morbi, dünyadaki seramik üretiminin en önemli alanlarından biridir ve Hindistan’ın seramik üretiminin %80’inden fazlasını oluşturmaktadır.

Hindistan’da köprüler de dahil olmak üzere eski ve bakımsız altyapıdan kaynaklanan kazalar oldukça yaygın yaşanmakta.

2016 yılında Kalküta kentinde işlek bir caddede yer alan bir üst geçidin çökmesi sonucu 26 kişi hayatını kaybetmişti.

Bir haftadan kısa bir süre sonra Arunaçal Pradeş eyaletinde bir nehir üzerindeki bir yaya köprüsü çökmesi sonucu 30 kişi yaşamını yitirmişti.

2006’da Bihar eyaletindeki tren istasyonunda 150 yıllık bir köprünün bir yolcu treninin üzerine çökmesi sonucu en az 34 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Taliban, Burka Giymeyi Reddeden Öğrencileri Döverek Gözaltına Aldı

Afganistan’ın Bedahşan Üniversitesi’nde okuyan kadın öğrenciler, burka giymeyi reddedince kampüse girişleri engellendi. Kararı protesto etmek isteyen kadın öğrenciler, Taliban güçleri tarafından dövülerek gözaltına alındılar.

Haber Merkezi / Kaynaklar, Bedahşan Üniversitesi’ne bağlı yurtta kalan başka bir kadın öğrenci grubunu da “Taliban’a ölüm” sloganları atığı için  tutukladığını da ekledi.

Kaynaklar, Taliban’ın kadın öğrencilerin üniversitede derslere girmesini engellemek için daha fazla güç kullanmaya başladığını belirtiyorlar.

Ayrıca, Herat, Belh, Kabil ve Bamyan’da kadın öğrencilerin protestoları da Taliban tarafından sert bir şekilde bastırıldı ve çok sayıda öğrenci tutuklandı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Somali’de Bomba Yüklü Araç Saldırılarında Ölenlerin Sayısı 100’e Çıktı

Somali’nin başkenti Mogadişu’da eğitim bakanlığı önünde bomba yüklü iki aracın infilak etmesi sonucu en az 100 kişi hayatını kaybetti, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yetkililer saldırılardan El Şebab’ı sorumlu tutarken, saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Haber Merkezi / Saldırı, 2017 yılının aynı ayında, Somali’nin en büyük bombalı saldırısının gerçekleştiği noktada gerçekleşti. 2017’deki saldırıda aynı noktada patlayıcı yüklü bir kamyon patlatılmış ve en az 600 kişi ölmüş, 1.000 kişi de yaralanmıştı.

Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mohamud bu sabah yaptığı açıklamada “Ölü ve yaralı sayıları artmaya devam ediyor” dedi ve ekledi: Somali halkı beş yıl önce aynı noktada düzenlenen saldırıların yarasını saramadan bir saldırı daha gerçekleşti.

Devlet Başkanı Mohamud, yabancı ülkelerden doktor ve ilaç talebinde bulundu: Uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz: Lütfen bize ilaç ve doktor gönderin. Tüm yaralıları, gerekli tedavileri için yurt dışına gönderebilecek vaktimiz yok. Durumları her an kötüleşebilir.

Polis sözcüsü Sadiq Doodishe ise, “Gece 2’de Eş-Şebab teröristleri çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da dahil olmak üzere sivilleri hedef alan iki patlama gerçekleştirdi” dedi.

Reuters’e açıklama yapan polis memuru Nur Farah, ilk patlamanın bakanlığı vurduğunu, ikinci patlamanın ise çevredekilerin yaralılara yardım etmek için toplandığında meydana geldiğini söyledi.

Acil yardım ekibinden Abdikadir Abdirahman Reuters’e yaptığı açıklamada, “İlk patlama sonrası yaralı olanlara müdahale etmek için geldiğimizde ikinci patlama meydana geldi” dedi.

On yıldan fazla bir süredir Somali’de savaşan El Kaide müttefiki El Şebab, merkezi hükümeti devirmek ve şeriatın katı bir yorumuna dayanan kendi yönetimini kurmak istiyor.

El Şebab,, hem Somali’de hem de başka yerlerde bombalı eylemler gerçekleştiriyor. El Şebab’ın hedefleri arasında askeri tesislerin yanı sıra oteller, alışveriş merkezleri ve trafiğin yoğun olduğu yerler bulunuyor.

Somali 1991’de Siad Barre liderliğindeki askeri yönetimin devrilmesinden bu yana siyasi istikrarsızlık içinde.

Somali, bu yıl çatışmaların yanı sıra son 40 yılın en kötü kuraklığı nedeniyle de zor bir dönem yaşıyor. İklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alması beklenen Somali’nin, bu değişimin etkilerini gidermeye yönelik hazırlık yapma imkanı da bulunmuyor.

Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenler için taziye mesajı yayımladı. ABD, Almanya ve Katar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülke saldırıyı kınadı.

Paylaşın