Endonezya’da 5,6 Büyüklüğünde Deprem: 162 Ölü

Endonezya’daki 5,6 büyüklüğündeki depremde en az 162 kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 700 kişinin de yaralandığı açıklandı. Depremde yaralananların çoğu yıkılan binalar sebebiyle yaralandı.

Endonezya’nın Batı Cava Valisi Rıdvan Kamil, 162 kişinin hayatını kaybettiğini doğruladı. 100 kilometre uzaklıkta başkent Cakarta’da da hissedilen depremde gökdelenlerde ve ofis binalarındaki insanlar tahliye edildi.

Yetkililer olası artçı sarsıntılar konusunda uyarıda bulundu ve ölü sayısının artabileceğini söyledi.

Depremin gerçekleştiği bölgede nüfusun yoğun ve binaların yapısal olarak zayıf olduğuna ve ayrıca heyelanların sık yaşandığına dikkat çekildi.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde bölgedeki evlerin ve dükkanların yıkıldığını görülüyor.

Endonezya haber kanalı Kompas TV’ye konuşan Cianjur bölge yetkilisi Herman Suherman, 700 kişinin yaralandığını söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS) Cianjur kentinin 18 kilometre güneybatısında meydana gelen depremin, 10 kilometre derinlikte kaydedildiğini duyurdu.

Depremin ardından Cianjur kentinin birçok bölgesinde toprak kaymaları meydana geldi; deprem ve heyelanlarda, aralarında hastane, yatılı okulu ve diğer kamu binalarının da olduğu onlarca bina zarar gördü.

Depremin ardından tsunami uyarısı yapılmadı.

Öte yandan, deprem Endonezya’nın başkenti Jakarta’da da hissedildi. Endonezya’da sık sık deprem olsa da depremlerin Jakarta’da da hissedilmesi daha az rastlanır bir durum. Ülkede en son Şubat ayında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremde en az 25 kişi ölmüştü.

Ülkede Ocak 2021’de de 6,2 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş, 100’ün üzerinde insan ölmüş, yaklaşık 6 bin 500 kişi yaralanmıştı.

2004 yılında Hint Okyanusu’nda yaşanan deprem ve tsunamide ise aralarında Endonezya’nın da olduğu ülkelerde yaklaşık 230 bin kişi ölmüştü.

Paylaşın

ABD’de Eşçinsel Kulübüne Silahlı Saldırı: 5 Ölü, 18 Yaralı

ABD’nin Colorado eyaletinde eşcinsellerin gittiği “Club Q” adlı gece kulübünde düzenlenen silahlı saldırı da 5 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi de yaralandı. 2016 yılında da Florida’da bir eşcinsel kulübü hedef alınmış , silahlı saldırıda 49 kişi hayatını kaybetmişti.

Haber Merkezi / ABD’de son dönemde eşcinsel karşıtı söylem artmış durumda. Olayın gerçekleştiği Colorado Springs 480 bin nüfuslu bir kent ve Denver şehrinin 112 km güneyinde yer alıyor. Kent uzun süredir ABD evanjelik inancın merkezi.

Polis saldırının cumartesi gecesi gerçekleştiğini duyurdu. Polis Sözcüsü Pamela Castro, ilk acil durum telefonunun gece yarısından kısa bir süre geldiğini ve olay yerine giden polislerin bir şüpheliyi gözaltına aldığını açıkladı. Polis olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Saldırıya hedef olan Club Q’nun Facebook sayfasından yapılan açıklamada, “Club Q topluluğumuza yönelik bu anlamsız saldırıdan dolayı şok yaşamaktadır” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, “Silahlı saldırganın üzerine atlayarak bu nefret saldırısını sonlandıran kahramanca konuklarımıza hızlı tepkilerinden dolayı minnettarız” denildi.

Olayla ve saldırganın kimliği ile ilgili ayrıntı vermeyen polis yetkilileri, yaralıların çevredeki hastanelerde tedavi altına alındığını duyurdu. Federal Soruşturma Bürosu FBI’dan görevliler de olayı soruşturmak için bölgede.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Ölü Sayısı 378’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda yaşamını yitirenlerin sayısı 378’e yükseldi.

İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) Mahsa Amini’nin “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle başlayan protestolarla ilgili bir rapor açıkladı. IHR’nin raporuna göre, son bir haftada güvenlik güçlerinin protestoculara yönelik saldırıları sonucu yaklaşık 40 kişinin hayatını kaybetmesiyle, üçüncü ayına giren protestolarda ölü sayısı 378’e yükseldi.

Ülkedeki 31 eyaletten 25’ine dair verilerin yer aldığı IHR raporunda, en fazla can kaybının Sistan-Beluçistan eyaletinde yaşandığı belirtildi.

Raporda, Sistan-Beluçistan’da 123, Tahran ve Kürdistan’da 40, Batı Azerbaycan’da 39, Mazenderan’da 33, Gilan 23, Elborz’da 15, Kirmanşah’ta 14, Huzistan’da dokuz, Horasan-ı Rezevi ve İsfahan’da beşer, Zencan ve Doğu Azerbaycan’da dörder, Merkezi, Kazvin ve Loristan’da üçer, Kohgiluye-Buyer Ahmed, Erdebil, İylam, Buşehr, Fars ve Hemedan’da ikişer, Hürmüzgan, Simnan ve Kirman’da da birer göstericinin öldüğü kaydedildi.

IHR’nin raporuna göre, hayatını kaybeden göstericilerden 47’si 18 yaş altında, 27’si kadın ve 351’i erkekti.

Protestoculara ateşli silahlarla saldırı

Öte yandan, İran’ın Batı Azerbaycan eyaletine bağlı Mahabad kentinde düzenlenen protestolara emniyet güçleri ateşli silahlarla saldırdı.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülere göre, dün gece Mahabad’da yaşanan olaylarda polis protestoculara karşı silah ve patlayıcılar kullandı.

Kentte rejim aleyhine sloganlar atan göstericiler, bazı caddeleri tuğla ve taşlarla kapattı. Emniyet güçlerinin göstericilere ateşli silahlarla saldırdığı kentte, yer yer patlama sesleri duyuldu.

Kente çok sayıda polisin sevk edildiği belirtilirken, rejim karşıtları sosyal medyadan yaptıkları paylaşımlarla “Mahabad halkına yardım” çağrılarında bulunuyor. Çıkan olaylarda can kaybı ya da yaralı olup olmadığına ilişkin resmi makamlar tarafından henüz bir açıklama yapılmadı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

İsveç’te Anayasa Değişikliği Tartışmaları: Türkiye Detayı

Temmuz ayında yeni terör yasasının yürürlüğe girdiği İsveç’te bu yönde yapılacak Anayasa değişikliği tartışılıyor. Anayasa değişikliği ile terör örgütlerine katılımın özendirilmesi, propagandasının yapılması ve bireylerin terör eylemlerine teşvik edilmesinin önlenmesi hedefleniyor.

Tasarı, Andersson hükümetinin değişmesiyle sonuçlanan Eylül seçimlerinden önce, parlamantodaki ilk tur oylamada kabul edilmişti. Şimdi 16 Kasım’da ikinci ve son kez oynalanacak. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan değişiklik 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek.

Türkiye’nin “terör örgütlerine yuva olmakla” suçladığı İsveç, gelecek hafta yapılacak anayasa değişikliğini tartışıyor. Anayasa değişikliği ile hükümet ve kolluk kuvvetlerine, “terörist organizasyonlarla ilişki görülmesi durumunda örgütlenme hürriyetini engelleme hakkı” veriliyor.

Öneride, “Değişiklik ile İsveç, terörle daha fazla ve yeni yöntemlerle mücadele etme kabiliyeti kazanacak” deniyor.

Stockholm, belirli durumlarda örgütlenme özgürlüğün kısıtlanmasını öngören düzenleme ile Ankara’nın itirazlarını yumuşatabilmeyi umuyor. İnsan hakları örgütleri ve bazı muhalefet partileri ise tepkili.

Hazırlıklarına NATO adaylığından çok önce başlansa da Ankara’nın, İsveç’i İttifak’a katılımını veto etmekle tehdit ettiği bir ortamda 16 Kasım’da yapılacak oylama ayrıca önem kazandı.

İsveç’in yeni Başbakanı Ulf Kristersson da 8 Kasım’da Ankara’ya yaptığı ilk yurt dışı ziyareti sırasında Türkiye’nin terörle ilgili eleştirilerini ciddiye aldıklarını, yasal değişiklikler yapacaklarını söylemişti. Değişiklik için “Yasal otoritelere terörle mücadelede kas gücü sağlayacak” yorumunu yapan Başbakan Kristersson, “Terör faaliyetleri ister İsveç’i ister Türkiye’yi hedefliyor olsun, eşit derecede ciddiye alarak mücadele edeceğiz” diye konuşmuştu.

Sol Parti itiraz ediyor

İsveç parlamentosu Riksdag’da 24 sandalyesi bulunan Sol Parti, örgütlenme hakkının kısıtlanacağı endişesiyle planlanan değişikliğe “hayır” oyu vereceğini açıklayan tek parti. Bazı Sol Parti milletvekillerinin Temmuz ayında PKK bayraklarıyla çektirdiği fotoğraf da tartışma yaratmıştı. Türkiye’den gelen tepki üzerine dönemin Başbakanı Magdalena Andersson, PKK’nın “terör örgütü listesinde olduğunu” belirterek vekillere tepki göstermişti.

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’ın sorularını yanıtlayan Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin’e göre değişiklik uzun süredir üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları gibi geniş bir kesimin görüşlerine açıktı ve tepkiler genelde olumlu oldu.

Yine de Uluslararası Af Örgütü ve İsveç merkezli Sivil Hak Savunucuları hak ihlalleri yaşanabileceğine dair itirazlarını dile getiriyor. İnsan hakları örgütleri, Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında Haziran ayında Madrid’de imzalanan üçlü mutabakat ile bazı terör şüphelilerinin Türkiye’ye iade edilmesine zemin hazırlanmasına da adil yargılama yapılmayacağı gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Düzenleme 1 Ocak’ta yürürlüğe girecek

Aslında 2019’dan beri tartışılan anayasa değişikliğine dair yasama süreci İsveç’in NATO adaylığından çok önce başlamıştı.

Peki düzenleme Türkiye’nin itirazlarına yanıt verebilecek mi?

Paul Levin, “Bu polise, terörü desteklemeleri halinde miting veya protesto gösterilerini engelleme hakkı verebilir. Bugüne kadar böyle bir şey söz konusu değildi” yorumunu yaptı.

Son şeklini Nisan ayında alan Anayasa değişikliği ile terör örgütlerine katılımın özendirilmesi, propagandasının yapılması ve bireylerin terör eylemlerine teşvik edilmesinin önlenmesi hedefleniyor. Tasarı, Andersson hükümetinin değişmesiyle sonuçlanan Eylül seçimlerinden önce, parlamantodaki ilk tur oylamada kabul edilmişti. Şimdi 16 Kasım’da ikinci ve son kez oynalanacak. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan değişiklik 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek.

Ancak Stockholm Üniversitesi’nden uluslararası hukuk profesörü Dr. Mark Klamberg’e göre PKK sembollü yürüyüşler hâlâ ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Klamberg, düzenleme ile terör örgütlerinin desteklenmesi veya katılımın özendirilmesinin cezaya tabi olduğuna dikkat çekti, “Sadece sempati ifade etmek suç sayılmayabilir” değerlendirmesini yaptı.

Bu peş peşe ikinci değişiklik

Anayasa değişikliği, İsveç’in terör kanunlarını sıkılaştırmak yönünde attığı ikinci adım oldu. Ülkede Temmuz ayında daha sert yeni terör yasası yürürlüğe girmişti.

Yasama sürecine yine NATO adaylığından önce başlanan kapsamlı “Terör Suçları Yasası” ile terörle bağlantılı suçların hemen hepsinde cezalar ağırlaştırıldı. Ayrıca terörün tanımı daha geniş şekilde ele alındı. Dönemin hükümeti, 31 Mayıs’ta mecliste kabul edilerek 1 Temmuz’da yürürlüğe giren değişiklik ile Ankara’nın itirazını yumuşatmayı hedefliyordu. Ancak bu yeni kanuna göre de Türkiye’yi rahatsız eden PKK bayraklı eylemler suç sayılmıyor.

İsveç, PKK’yı 1984’te terör örgütü olarak tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştu.

Paylaşın

İsveç, NATO Üyeliğinin Onayı İçin Anayasayı Değiştiriyor

İsveç Başbakanı Kristersson’un NATO üyeliği konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından İsveç parlamentosu, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamak için şart koştuğu “terörle mücadele” konusunda yasaları sertleştirmeyi mümkün kılacak anayasa değişikliğinin önümüzdeki hafta oylanacağını açıkladı.

Parlamentodan yapılan açıklamada, değişikliğin “teröre bulaşan grupların örgütlenme özgürlüğünü sınırlayacak” yeni yasaların çıkarılmasının önünü açacağı belirtildi. Uzmanlar, yeni yasayla özellikle PKK üyelerine yönelik cezai takibatın kolaylaşmasının amaçlandığını belirtiyor.

Milletvekillerine değişikliğe onay vermeleri tavsiyesinde bulunan parlamentonun anayasa işlerinden sorumlu komitesi, oylamanın 16 Kasım’da yapılacağını ve değişikliğin 1 Ocak’ta yürürlüğe girmesinin beklendiğini açıkladı.

İlk oylama meclisten geçmişti

İsveç’te bir anayasa değişikliğinin kabul edilebilmesi için parlamentonun onayından sonra yapılacak ilk genel seçimde göreve gelen yeni parlamentonun da onaylaması gerekiyor. İlk oylama İsveç’in bir önceki sol hükümeti döneminde yapılmış ve değişiklik kabul edilmişti.

11 Eylül’de yapılan seçimleri kazanarak başbakanlık koltuğuna oturan Ulf Kristersson anayasa değişikliğini “büyük bir adım” olarak nitelendirmişti. Kristersson, “İsveç yıl sonuna kadar ya da önümüzdeki yılın başlarında, adli makamlara terörle mücadelede daha fazla güç verecek büyük adımlar atacak” demişti.

Erdoğan’dan İsveç’e NATO üyeliği için Temmuz mesajı

İsveç’in başbakanı Ulf Kristersson, Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyarette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. Düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan,  “İsveç kendi güvenliği için NATO üyeliğini istiyor, biz de kendi güvenlik kaygılarımızın giderilmesine destek olan bir İsveç görmek istiyoruz” diye konuştu.

Konuk lider Kristersson ise, “İsveç, Türkiye’ye yapmış olduğu taahhüde riayet edecek, yerine getirecektir” dedi. Kristersson PKK’yı bir terör örgütü olarak gördüklerini de vurguladı.

Türkiye’nin “PKK, YPG, FETÖ, DHKP-C, gibi terör örgütleriyle mücadele ettiğini” hatırlatan Erdoğan, “Madrid’de imzalanan üçlü muhtırada da vurgulandığı üzere terörizmle mücadele tam dayanışma ve iş birliğidir. Yeni İsveç hükümetinin taahhütlerinden memnuniyet duyduk. Savunma sanayiinde ülkemize uygulanan kısıtlamaların kaldırılması olumlu adım teşkil ediyor” dedi.

İsveç’e “Bülent Keneş” talebi

İsveçli bir gazetecinin “üçlü muhtırada İsveç’in gerçekleştirmediği taahhüt nedir ve İsveç’ten talebiniz tam olarak nedir?” yönündeki sorusuna verdiği yanıtta Erdoğan, bazı isimlerin iadesini gündeme getirdi. Erdoğan, “Dört tanesi deport edildi. Şu anda FETÖ terör örgütünden İsveç’te olan bir tanesi var ki, Bülent Keneş, mesela bu teröristin Türkiye’ye deport edilmesi bizler için büyük önem arz ediyor” diye konuştu.

Erdoğan ayrıca, söz konusu örgütlerin İsveç ve Finlandiya’daki faaliyetlerinin engellenmesi gerektiğini belirterek, 7 ay sonraki seçimlerde halkın karşısına bu sorunu çözmüş olarak gitmek istedikleri mesajını verdi.

“Temmuz’a kadar süre var”

Erdoğan, “Birinci derecedeki NATO dostlarımızla dayanışma içerisinde olmamız lazım. Bu teröristleri ülkelerinde barındırmamak gerekiyor. Özellikle İsveç’te mi bu var? Hayır. Birçok AB üyesi ülkelerde maalesef teröristler cirit atıyor…Bu konuda değerli dostuma şu an itibariyle beni anlayacağına inanıyorum. Önümüzde Temmuz ayına kadar süre var. Bir diğer taraftan da Haziran ayında Türkiye’de seçim söz konusu. Gerek Cumhurbaşkanlığı gerek parlamento seçimi. Bu seçimlere de hazırlanırken halkımızın karşısına çok rahat çıkabilmemiz lazım. Bunları da değerli dostumla paylaştık, görüştük. Ona göre de adımlarımızı atacağız” diye konuştu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından İsveç ve Finlandiya uzun süredir sürdürdükleri tarafsızlık politikasını terk ederek askeri ittifaka katılmak için başvuruda bulunmuştu. Ancak Ankara, özellikle İsveç’in Türkiye’nin mücadele ettiği “terör örgütü üyelerini” barındırdığı gerekçesiyle iki ülkenin NATO üyeliğine engel olmuştu.

Paylaşın

Avrupa’da 15 Bin Kişi ‘Aşırı Sıcaklar’ Nedeniyle Hayatını Kaybetti

2022 yılında Avrupa’da sıcak hava nedeniyle 15 bin kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Üç aylık yaz döneminde yetkililerin DSÖ’ye sunduğu verilere göre İspanya’da yaklaşık 4 bin, Portekiz’de binden fazla, Birleşik Krallık’ta 3 bin 200’den fazla ve Almanya’da da yaklaşık 4 bin 500 kişi sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde düzenlenen BM iklim zirvesi dolayısıyla yaptığı açıklamada, iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.

Avrupa’da geçen yaz insan sağlığını olumsuz etkileyen sıcak hava dalgalarına, kuraklık ve orman yangınlarına tanık olunduğunu belirten Kluge, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğini gözlemleyen kuruluşu Copernicus’a göre, 2022 yazının bugüne kadar kaydedilen en sıcak yaz olduğunu hatırlattı.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Kluge, tahminlere göre Avrupa’da sıcak hava nedeniyle 2022 yılında 15 bin kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. Üç aylık yaz döneminde yetkililerin DSÖ’ye sunduğu verilere göre İspanya’da yaklaşık 4 bin, Portekiz’de binden fazla, Birleşik Krallık’ta 3 bin 200’den fazla ve Almanya’da da yaklaşık 4 bin 500 kişi sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Kluge, diğer ülkelerin de verileri sunması halinde, ölü sayısında artış kaydedilebileceğini ifade etti. DSÖ Avrupa Direktörü, “İklim değişikliği bizi şimdiden öldürüyor, ama bugün harekete geçmek bu ölümlerin sürmesini engelleyebilir” dedi.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ile Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliğini gözlemleme kuruluşu Copernicus tarafından geçen hafta açıklanan bir raporda, son 30 yılda Avrupa kıtasındaki hava sıcaklıklarının dünya ortalamasına kıyasla iki kat fazla arttığı belirtilmişti.

Rapora göre, 1991 yılından 2021’e kadar Avrupa’daki hava sıcaklıkları her on yılda bir ortalama 0,5 derece artış gösterdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Mahsa Amini Protestolarında Can Kaybı 304’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 304’e yükseldi.

Haber Merkezi / Norveç merkezli İran İnsan Hakları Kurumu (IHR), gösterilerde 10 binden fazla kişinin gözaltına alındığını da duyurdu.

Eylül ayında Amini’nin ölümü sonrası başlayan ve toplumun tüm kesimlerinden vatandaşların katıldığı bir halk isyanına dönüşen protestolar, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana ruhani liderliğe karşı en sert tepki ve meydan okumalardan biri olarak öne çıkıyor.

İran yönetimi, yaklaşık 50 gündür devam eden olayları, “ülkeyi parçalamayı hedefleyen ABD ve İsrail gibi güçlerin komplosu” olarak değerlendiriyor.

ABD, Mahsa Amini gösterilerinde polisin eylemcilere yönelik müdahalesine ilişkin bazı İranlı güvenlik yetkililerine yaptırım kararları almıştı.

Washington yönetimi, ayrıca yakın zamanda İran’a, “Ukrayna’da kullanması için Rusya’ya silahlı insansız hava araçları ve teknik yardım sağladığı” gerekçesiyle yaptırım uygulamıştı.

İran da ABD’nin yaptırımlarına karşılık 1 Kasım’da “ülkedeki şiddeti kışkırtmak ve iç işlerine müdahale” gerekçesiyle üst düzey sivil ve askeri yetkililerin de aralarında bulunduğu Amerikalı 10 kişi ve 4 kuruluşa yaptırım kararı almıştı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

İdlib’e Hava Saldırısı: En Az 9 Can Kaybı

2011’de Suriye İç Savaşı’nın başlamasından bu yana, şehir Beşar Esad’a karşı silahlı mücadele yürüten muhalif güçlerin elinde bulunan İdlib’e yönelik hava saldırısında 9 kişinin hayatını kaybettiği, 70 üzerinde yaralı olduğu bildirildi.

Suriye hükümeti ve Rusya’nın kuzeybatıdaki İdlib vilayetine yönelik saldırıları hız kazanırken dün Rus savaş uçaklarının kent yakınındaki kampları bombaladı. Saldırılarda dokuz kişi hayatını kaybetti.

Görgü tanıkları ve kurtarma ekiplerinin verdiği bilgiye göre Suriye topçusunun da eşlik ettiği saldırılarda, muhaliflerin kontrolündeki son bölge olan İdlib’in batısındaki kamplar ve kamp çevresindeki ormanlık alan hedef alındı.

Suriye ordusu, silahlı muhaliflerin sığınma yerlerini hedef aldığını belirterek sivillere saldırdığı iddialarını reddetti. Rusya’dan herhangi bir açıklama yapılmadı.

Muhalif kuvvetlerin sivil savunma servisi hayatını kaybedenler arasında üç çocuk ve bir kadının bulunduğunu, saldırıların düzenlendiği kamplarda ise 70’in üzerinde insanın yaralandığını belirtti.

Muhalif güçlerin elinde olan ve kuzeybatıda Türkiye sınırı üzerinde bulunan bölgede nüfus 4 milyonun üzerinde.

Muhalif kaynaklar cihatçı Hayat Tahrir el Sham öncülüğünde bir grup ve Türkiye’nin desteklediği isyancı güçlerin öncülüğünde bir diğer grubun bir araya gelmesiyle kurulan koalisyonun ise Suriye ordusunun bölgedeki başlıca mevzilerine saldırarak karşılık verdiğini belirtti.

İdlib

İdlib veya İdlip, Suriye’nin kuzeybatısında bulunan ve aynı isimli yönetim bölgesinin merkezi şehridir. Halep’e 60 km uzaklıktadır. İlin, Hatay ile toprak komşuluğu vardır. Bu nedenle Hatay ve Kilis gibi güney illeri ile benzerlikler gösterir.

Suriye’nin büyük bir tarım merkezi olan İdlib bölgesi, aynı zamanda birçok “ölü şehir” içeren ve insan yapımı anlatımlar içeren tarihsel yapıtlar olarak oldukça önemlidir. Idlib, bir zamanlar güçlü bir krallığın başkenti olan Ebla antik kentini içermektedir. Nuhaše ve Luhuti antik krallıkları, bugünkü Valilik Bölgesi’nde Bronz ve Demir çağlarında ortaya çıkmıştır.

Şehrin ekonomisi tarıma dayanır ve Suriye’nin önemli tarım merkezlerinden birisidir. Özellikle de zeytin üretimi yapılmaktadır. İdlib zeytin, pamuk, buğday ve meyve, özellikle kiraz için önemli bir üretim merkezidir. Diğer başlıca ürünlerinde badem, susam, incir, üzüm ve domates içerir. 1995 yılında çeşitli narenciye kırpma ile ekili yaklaşık 300 hektar alan vardı.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları Devam Ediyor; İran’dan ABD’ye Tepki

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar 8. haftaya girerken, yönetimin artan baskısına rağmen gösteriler cumartesi günü de hız kesmedi.

Ülkede Sünnilerin çoğunlukta bulunduğu Sistan-Beluçistan eyaletine bağlı Haş kentinde gerginliğin sürdüğü gelen haberler arasında.

Üniversite öğrencileri ülke genelinde gösterilerini sürdürürken, işyerleri “kepenk kaparak” yönetime yönelik tepkilerini dile getiriyor.

Sosyal medya üzerinden yönetimi eleştirel paylaşımlar da artarak sürüyor.

Bu arada güvenlik güçlerini başta başkent Tahran olmak üzere üniversiteler önünde eylemleri bastırmak için daha sert önlemler aldığı görüldü.

AFP, başkentteki üniversiteler dışında Meşhed kentindeki Azad Üniversitesi ile ülkenin kuzeyinde Reşt kentindeki Gilan Üniversitesi’nde öğrencilerin yönetim karşıtı gösteriler yaptığını duyurdu.

Güvenlik güçlerinin, eylemlere katılanların tespiti için yüzlerini maskeyle kapatanları durdurup, daha fazla kimlik kontrolü yaptığı aktarıldı. Buna rağmen üniversitelerdeki eylemler cumartesi günü de devam etti.

Merkezi Norveç’te bulunan İranlı insan hakları derneği Hengaw, Amini’nin doğduğu kasaba olan Sakız’da esnafın tepsini dile getirmek için yine kepenk kapatma eylemi yaptığı duyurdu.

Reisi’den Biden’ın “İran’ı özgürleştireceğiz” sözlerine tepki

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ABD Başkanı Joe Biden’ın “İran’ı özgürleştireceğiz” şeklindeki sözlerine karşılık ülkesinin “ABD esaretine düşmemeye kararlı” olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Reisi, 1979’da ABD’nin Tahran Büyükelçiliğinin işgal edilmesinin 43’üncü yıl dönümü nedeniyle Tahran’da düzenlenen etkinlikte konuştu.

ABD Başkanı Biden’ın Kaliforniya eyaletindeki konuşmasında kullandığı ifadelere işaret eden Reisi, “Birkaç saat önce ABD Başkanı’nın belki de dikkati dağıldığı için bir açıklama yaptığını öğrendim. ‘İran’ı özgürleştirmeyi hedefliyoruz’ dedi. İran, 43 yıl önce özgürleşti ve sizin esaretinize düşmemeye kararlıdır.” dedi.

Konuşmasında ülkede genç bir kadının polis nezaretinde hayatını kaybetmesinin ardından başlayan ve yaklaşık 50 gündür devam eden protestolara da değinen Reisi, göstericileri “bazı aldatılmış kişiler“ veya ”hainler” olarak niteledi.

Çok sayıda can kaybının olduğu olaylardan ABD’yi sorumlu tutan Reisi, “Düşman bugün ulusal birliğimizi hedef almıştır. ABD, bugün güvenliğimizi, huzurumuzu ve iktidarımızı hedef almıştır. Bu konuda uyanık ve basiretli olmalıyız. Bugün isyanda olan herkes düşmanın stratejisi doğrultusunda hareket etmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD Başkanı Biden, Kaliforniya’da düzenlenen Demokrat Parti etkinliğinde yaptığı konuşmada, destekçilerinin cep telefonlarını kaldırarak “Özgür İran” mesajı göstermesi üzerine, “Endişelenmeyin, İran’ı özgürleştireceğiz. Onlar çok yakında kendilerini özgürleştirecek.” ifadelerini kullanmıştı.

İran’daki gösteriler

Tahran’da 13 Eylül’de “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından gözaltına alındıktan sonra komaya girerek hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de yaşamını yitirmesi İran’da ülke yönetimine karşı protestolara yol açmıştı.

Olaylarda resmi kaynaklardan sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılsa da ölü sayısı hakkında net bilgi verilmedi.

Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü ise gösterilerde 253 kişinin öldüğünü duyurmuştu. İran medyasına yansıyan haberlerde ise gösteriler sırasında şu ana kadar 30’dan fazla güvenlik görevlisinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor.

İran ABD ve İsrail’i suçluyor

İran yönetimi, yaklaşık 50 gündür devam eden olayları, “ülkeyi parçalamayı hedefleyen ABD ve İsrail gibi güçlerin komplosu” olarak değerlendiriyor.

ABD, Mahsa Amini gösterilerinde polisin eylemcilere yönelik müdahalesine ilişkin bazı İranlı güvenlik yetkililerine yaptırım kararları almıştı.

Washington yönetimi, ayrıca yakın zamanda İran’a, “Ukrayna’da kullanması için Rusya’ya silahlı insansız hava araçları ve teknik yardım sağladığı” gerekçesiyle yaptırım uygulamıştı.

İran da ABD’nin yaptırımlarına karşılık 1 Kasım’da “ülkedeki şiddeti kışkırtmak ve iç işlerine müdahale” gerekçesiyle üst düzey sivil ve askeri yetkililerin de aralarında bulunduğu Amerikalı 10 kişi ve 4 kuruluşa yaptırım kararı almıştı.

Sünnilerin çoğunlukta bulunduğu eyalette gerginlik sürüyor

İran’da Sünnilerin çoğunlukta bulunduğu Sistan-Beluçistan eyaletine bağlı Haş kentinde dün cuma namazı sonrası düzenlenen protestolarda güvenlik güçlerinin göstericilere müdahalesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybettiği bildirilmişti.

İranlı Sünni din adamı Mevlevi Abdulhamid İsmailzehi’ye ait Telegram sayfasından yapılan yazılı açıklamaya göre, Haş kentindeki gösterilerde en az 16 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı.

Emniyet güçlerinin orantısız güç kullanmasının eleştirildiği açıklamada, “Haş vilayet binası önünde toplanan kalabalık sloganlar atarak, binaya taş attılar. Emniyet güçleri atılan taşlara, göstericilerin üzerine ateş açarak karşılık verdi.” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Zahidan kenti Cuma İmamı İsmailzehi şunları kaydetti: “Haş’da en az 16 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı. Polisin Sistan-Beluçistan eyaletindeki tutumu diğer eyaletlerden neden farklıdır bilinmez. Bu eyalette insanlar merhametsizce öldürülüyor ve kana bulanıyor. Dün Zahidan kentinde Kanlı Cuma’da, bugün Haş kentinde kanlı facia, zulüm ve ayrımcılığın boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu faciayı kınıyorum. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.”

Beluç Aktivistler Örgütü, Haş’daki olaylarda 1 kişinin öldüğünü duyurmuştu.

İran’da Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı Sistan-Beluçistan eyaletinin yönetim merkezi Zahidan kenti, 30 Eylül’de cuma namazı sırasında protestocular ile İran güvenlik güçleri arasında “Kanlı Cuma” olarak bilinen büyük olaylara sahne olmuştu.

Gösterilerde çıkan olaylarda 30’dan fazla emniyet görevlisinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Nükleer Savaşın Kazananı Olmayacak

Rusya’nın Ukrayna’da nükleer silah kullanma riski düşük olduğunu ancak sonuçları büyük olacağı için çok ciddiye aldıklarını vurgulayan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Rusya sorumsuzca ve pervasızca davranıyor. Nükleer silahlar çatışmanın doğasını değiştirecektir. Nükleer savaşın kazananı olmayacaktır. Bu mesajı net biçimde veriyoruz. Rusya’nın nükleer duruşunda değişiklik yok” dedi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “Putin kazanırsa sadece Ukrayna için felaket olmaz. Rusya Ukrayna’da kazanırsa tüm dünyanın zararına olacaktır. Hepimiz için Ukrayna’nın kazanıp Putin’in zafere ulaşamaması önemli” ifadelerini kullandı.

NATO’ya üye olmak için başvuran İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile imzaladıkları üçlü muhtıranın gerekliklerini yerine getirdiğini söyleyen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Artık tam üyelik zamanı gelmiştir, üyeliklerinin en kısa sürede onaylanmasını bekliyorum” dedi.

NTV Brüksel Temsilcisi Güldener Sonumut‘un sorularını yanıtlayan Stoltenberg, “Şimdiden muhtıra uygulanmaya başladı. İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi olduktan sonra da işbirliğini sürdürecek. İki ülkenin tam üyeliği hem onlar hem NATO hem de Türkiye için iyi olacak. Kolay müzakereler olmadı Madrid’de saatler süren toplantılar yaptık. Finlandiya, İsveç ve Türkiye’yi anlaşmalardan dolayı takdir ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’a teşekkür

Savaş devam ettikçe riskler süreceğini belirten Stoltenberg, “Açlıkla mücadele için Ukrayna tahılının dünyaya ulaşmayı sürdürmesi gerkeiyor. Bunun için Putin savaşa son vermeli. Savaş ortamında tahıl anlaşması son derece büyük önem taşıyor. Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tahıl anlaşmasının sağlanması ve yeniden uygulanması için çabalarından dolayı takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

‘Nükleer savaşın kazananı olmayacak’

Rusya’nın Ukrayna’da nükleer silah kullanma riski düşük olduğunu ancak sonuçları büyük olacağı için çok ciddiye aldıklarını vurgulayan Stoltenberg, “Rusya sorumsuzca ve pervasızca davranıyor. Nükleer silahlar çatışmanın doğasını değiştirecektir. Nükleer savaşın kazananı olmayacaktır. Bu mesajı net biçimde veriyoruz. Rusya’nın nükleer duruşunda değişiklik yok” diye konuştu.

Stoltenberg, “Putin kazanırsa sadece Ukrayna için felaket olmaz. Rusya Ukrayna’da kazanırsa tüm dünyanın zararına olacaktır. Hepimiz için Ukrayna’nın kazanıp Putin’in zafere ulaşamaması önemli” ifadelerini kullandı.

‘Yunanistan ve Türkiye çok değerli iki müttefikimiz’

Türkiye ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar ile görüştüğünü söyleyen Stoltenberg, “Yunanistan ve Türkiye çok değerli iki müttefikimiz. NATO’nun ortak savunmasına büyük katkıları var. İki ülke NATO çerçevesinde yakın işbirliği içerisindeler. Sadece NATO karargahındaki diplomatik işbirliği değil operasyonel olarak da yakın işbirliği var. Anlaşmazlıklar olduğunun farkındayım ancak işbirliği ve iyi müttefiklik ruhu içinde çözülmesini bekliyorum” diye konuştu.

Paylaşın