Hamaney’den Dikkat Çeken Açıklama: Kültürde Devrime İhtiyaç Var

İran’da muhafazakar yönetimin bir numaralı ismi konumundaki Ali Hamaney, kültürde devrim çağrısı yaparak, “Yüksek Konsey, ülkenin farklı alanlarında kültürdeki zayıflıkları gözlemlemelidir” diye konuştu.

Mahsa Amini’nin ölümüyle patlak veren gösteriler, zamanla yaşam tarzına müdahale eden katı muhafazakar yönetim anlayışına yönelik protestolara dönüşmüştü. Yoğun tepkiler üzerine ahlak polisinin lağvedildiği yönünde Başsavcılığın açıklaması medyaya yansımış, ancak konuyla ilgili belirsizlik oluşmuştu.

22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin, yeterince örtünmediği gerekçesiyle ahlâk polisi tarafından gözaltına alındıktan üç gün sonra, 16 Eylül’de kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmesi, haftalar sürecek protestoların fitilini ateşlemişti. İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre protesto gösterilerinde 470 gösterici ve 60’ın üstünde güvenlik görevlisi öldü, 18 bin kişi tutuklandı.

Son olarak bugün Entekhab haber sitesi, ahlâk polisinin faaliyetlerinin durdurulduğunu bildirdi. Haber sitesi, ahlâk polisinin bağlı olduğu “İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakınma Merkezi”nin sözcüsü Ali Hanmuhammedi’nin, “Ahlâk polisinin faaliyetleri Başsavcılığın talimatıyla durdurulmuştur” açıklamasına yer verdi. Hanmuhammedi, İslami kıyafet formlarına uyumu sağlamanın diğer yolları ile ilgili kararın kısa zaman içinde verileceğini kaydetti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

İran’da Ahlak Polisi Belirsizliği; Kaldırılması Sorunu Çözer Mi?

İran’da Mahsa Amini’nin hayatını kaybetmesi ile birlikte ahlak polisi, yeniden gündeme gelmişti. Amini, kılık kıyafet kurallarına uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınması sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiş, genç kadının 16 Eylül’deki ölümü ülke genelinde protestolara yol açmıştı.

İnsan hakları aktivistleri Amini’nin ahlak polisi tarafından dövüldüğü için yaşamını yitirdiğini öne sürerken devlet yetkilileri bu iddiayı yalanlamıştı. Kılık kıyafet kurallarına uymayan kadınları gözaltına almakla görevli ahlak polisi olarak bilinen “İrşat Devriyesi”nin lağvedilip edilmediği tartışma konusu oldu.

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’a konuşan İran araştırmacısı Gizem Aslantepe, söz konusu tartışmanın İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin ahlak polisinin sokaklarda görünmemesinin sebebinin sorulması üzerine verdiği “Kurulduğu yerden kaldırıldı” cevabından kaynaklandığını söylüyor.

Aslantepe, İran’da ahlak polisinin aylardır sokaklarda olmadığını belirterek, “Bu durum protestoların devam etmesiyle ilişkilendirilmişti. Hatta Parlamentodaki Hukuk ve Yargı Komisyonu üyesi Mehdi Bakırî, güvenlik güçlerinin sayısında sıkıntı yaşandığından İrşat Devriyeleri’nin çalışmadığını söylemişti” diyor.

İran’da devletin teokratik yönünü, dini ayağını güçlendiren bir kurum olan İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi (Emr be Maruf ve Nehyi Ez Münker) Sözcüsü Seyyid Ali Hanmuhammedi’nin, “Ahlak polisinin görevi sona erdi. Başörtüsü denetimi konusunda daha modern bir çerçevede bu denetimi sürdüreceğiz” dediğini aktaran Aslantepe, bu açıklamanın kurumun lağvedildiğini kanıtladığını ama akıllarda başka soru işaretleri oluştuğunu dile getiriyor: “Modern denetimden kasıt nedir? Ahlak polisinin yerini ‘teknolojik araçlar’ mı alacak?”

“Kadınlara yönelik müdahaleler devam edecek”

İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin de ülke çapında protestoların fitilini ateşleyen Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ahlak polisi biriminin İran devleti içerisinde gündeme geldiğini dile getiriyor: Tartışmanın özünü, ‘Tesettür konusu inançla, değerle ilgilidir. Dolayısıyla bu aslında kolluğu ilgilendiren bir konu değil, kültürel bir konudur’ düşüncesi oluşturuyordu.

Arif Keskin, ahlak polisinin kaldırılmasının olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse dahi yeterli olmayacağını vurguluyor. Keskin, “İran kadınları açısından belki bir başarı olarak gözükebilir ama onları tatmin etmiyor, onları memnun etmiyor” diyor.

İran araştırmacısı Aslantepe de aynı görüşü paylaşıyor. Ahlak polisi kaldırılsa da kadınlara yönelik müdahalelerin devam edeceğini söylüyor. Aslantepe, kadınların zorunlu başörtüsü kanununa uymamasının, ahlak polislerinin meşruiyetini zedelediği kanaatinde.

Uzmanlara göre, ahlak polisinin lağvedilmesinin tek başına yeterli olmamasının sebebi, sorunun daha köklü olmasından kaynaklanıyor. Yani ahlak polisi lağvedilse bile İranlı kadınların rejimle yaşadığı sorunların çözülmeyecek olması. Arif Keskin, “İranlı kadınların sorunu sadece İrşat Devriyesi’nin ilgileneceği sınırlı bir alan değil. Bu sadece tesettürle ilgili değil. İran Anayasası, cinsiyetçi bir anayasa. Bir kadın lider olamaz, cumhurbaşkanı olamaz, yargı erki olamaz. İran İslam Cumhuriyeti köklü olarak dönüşmediği sürece İran’da kadın sorunu çözülmeyecek” diyor.

Protestoların önünü almak için mi yapıldı?

Ahlak polislerinin kaldırıldığına yönelik İranlı yetkililerden gelen açıklamaların ülkede devam eden protestoların önünü almak için yapıldığına dair yorumlar da yapılıyor. Arif Keskin, “Var olan öfkeyi yumuşatmak için olabilir. ‘Aslında biz değişiyoruz’ havasını yaratıp protestolara katılmak isteyen toplumsal kesimlerin önünü kesmek için olabilir” diyor.

Gizem Aslantepe ise tansiyonu düşürecek bir hamle yapılmak istendiğini ama bir yandan da rejimin reform arayışının sürdüğü kanaatinde: Özellikle başörtüsü uygulaması ve bu uygulamayı denetleme konusunda yeni bir formüle ihtiyaç var. Bunu sağlayan, müesses nizamı hiç hesapta yokken reformu düşünmeye iten kadınlar oldu.

Ahlak Polisi belirsizliği

Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki bir kadının, Eylül’de ‘başörtüsünü düzgün takmadığı’ gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan üç gün sonra yaşamını yitirmesi ülke çapında protestoların başlamasına neden olmuştu. Ahlak polisinin Amini’nin başına vurduğu söyleniyor. Ancak polis Amini’nin kalp krizi geçirdiğini öne sürüyor.

Amini’nin ölümünden sonra başlayan eylemler, hükümet karşıtı protestolara dönüşmüştü. Hükümetin ‘isyan’ diye nitelediği eylemlerde göstericiler, yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik ve yolsuzluğu protesto ettiğini söylüyor. Hâlâ devam eden eylemlerde şimdiye kadar yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

İran’da 1979 İslam Devrimi’nden bu yana farklı “ahlak polisi” (İrşat Devriyeleri) birimleri görev yaptı. Şimdiki ahlak polisinin devriyeleri 2006’da başladı. Bu polisler, sokaklarda kadınların İslami kurallara giyinip giyinmediğini denetliyor.

Başlarını örtmeleri ve uzun kıyafetler giymeleri istenen kadınların yırtık kot pantolon, şort ya da “uygunsuz” kabul edilen diğer kıyafetleri giymeleri yasak.

Başsavcı Muhammed Cafer Montazeri’ye Pazar günkü dini etkinlikte ahlak polisi soruldu. Montazeri “Ahlak polisinin yargıyla ilgisi olmadığını, kurulduğu yer tarafından lağvedildiğini” söyledi.

Başsavcı bununla birlikte yargının toplumun davranışlarını izlemeye devam edeceğini vurguladı. İrşat Devriyeleri polis gücünün bir parçası ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı.

Yabancı medya kuruluşlarının başsavcının açıklamalarını yayımlamasından sonra devlet denetimindeki yayın organlarında aksi yönde haberler yer aldı. Arapça yayın yapan Al-Alam televizyonu, “Bazılarının başsavcının açıklamalarını yanlış yansıtmaya çalıştığını” savunarak “Başsavcı, sadece kurulduğundan bu yana İrşat Devriyeleri’nin yargıyla bağlantısı olmadığını söyledi” dedi.

Muhafazakar çizgideki Öğrenci Haber Ağı (SNN) de “yanlış manşetler”e gönderme yaparak “İran’da başörtüsünün hâlâ zorunlu olduğunu” duyurdu. Fakat reform yanlısı Şark gazetesi Tahran polis gücünün ahlak polisinin tasfiye edilip edilmediğiyle ilgili soruları “geçiştirdiğini” yazdı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Amir Abdullahyan’a da Sırbistan ziyareti sırasında bu soru soruldu. Abdullahyan, bu haberleri ne doğruladı ne de yalanladı ve “Her şey demokrasi ve özgürlük çerçevesinde ilerliyor” demekle yetindi.

Doğrulanması halinde  ahlak polisinin lağvedilmesi protestoculara verilmiş bir taviz olacak. Ancak bunun protestoları durdurmayabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

Rusya, Bir Kez Daha Ukrayna’nın Enerji Altyapısını Hedef Aldı

Rusya, Ukrayna’nın birçok bölgesini aynı anda füzelerle vurdu. Ukrayna’nın ulusal enerji şirketi Ukrenergo da Rusya’nın füze saldırılarının ardından ülke genelinde meydana gelebilecek elektrik kesintilerine karşı uyarıda bulundu.

Ukrayna’ya göre en az 60 ya da 70 füze atıldı. Moskova ise “17 hedefin tümünü vurduğunu” duyurdu. Ukrayna’dan yapılan açıklamaya göre füze saldırılarında dört kişi hayatını kaybetti.

Rusya dün gece Ukrayna’nın çeşitli bölgelerini füzelerle vurdu. Ukraynalı yetkililerin verdiği bilgilere göre, saldırılarda en 70 füze atıldı.

Telegram kanalından verilen bilgilerde, füzelerin çoğunun uzun menzilli olduğu belirtilerek Hazar Denizi üzerinden fırlatıldığı, “Kalibr” tipi 22 adet seyir füzesinin ise Karadeniz’deki Rus gemilerinden fırlatıldığı ifade edildi.

Rus ordusu, saldırıların hedefinin Ukrayna’nın askeri tesisleri ile Ukrayna ordusunun enerji altyapısı olduğunu açıkladı.

Ancak füzelerin Ukrayna’nın güneyindeki Odessa ve başkent Kiev’de de bazı hedefleri vurduğu bildirildi. Rusya’nın füze saldırısının ardından Kiev bölgesinde hanelerin yarısına elektrik verilemediğini söyleyen Kiev Valisi Oleksiy Kuleba, “Bölgenin yarısına gelecek günlerde elektrik verilemeyecek” dedi.

Zelenski: Dört kişi hayatını kaybetti

Rusya’nın saldırıları ile ilgili açıklama yapan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna hava savunma sistemlerinin füzelerin çoğunu imha etmeyi başardığını söyledi.

Zelenski, “Fırlatılan her Rus füzesi terörün alt edilebileceğinin somut bir kanıtı” dedi. Fırlatılan 70 füzeden 60’ından fazlasının imha edildiğini söyleyen Zelenski, saldırılarda en az dört kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Rusya’nın son füze saldırısının, 5 Aralık 1994’te imzalanan Budapeşte Memorandumu’nun yıldönümünde düzenlendiğine dikkat çeken Zelenski, söz konusu anlaşmanın kaderinin Rusya ile sorulara bugün de yanıt verdiğini söyleyerek, “Bu teröristlerle bir şey imzalarsınız, barış olmaz. Onlarla mutabakata varırsınız, bunu ihlal ederler” diye konuştu.

Söz konusu memorandum, Ukrayna, Belarus ve Kazakistan’ın toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına ilişkin güvenceler içeriyordu.

Enerji şirketinden kesinti uyarısı

Ukrayna’nın ulusal enerji şirketi Ukrenergo da Rusya’nın füze saldırılarının ardından ülke genelinde meydana gelebilecek elektrik kesintilerine karşı uyarıda bulundu.

Şirket Telegram’dan yaptığı açıklamada, “elektrik üretimi ile tüketimi arasındaki dengenin sağlanabilmesi için” Ukrayna genelinde acil kesintiler yapılacağını, elektrik tedarikinde önceliğin altyapı tesislerine verileceğini duyurdu.

Bazı enerji santrallerinin faaliyetlerinde sorunlar olduğu ifade edilen açıklamada, onarım çalışmalarının sürdüğü belirtildi.

Ukrayna’da elektrik şebekesinin neredeyse yarısı, son haftalarda düzenlenen Rusya saldırılarında zarar görmüştü.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Grev Ve Boykot Çağrısı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar sürüyor. Protestocular üç günlük grev çağrısı yaparken, üniversite öğrenciler de üç gün boyunca dersleri boykot edecek.

Uluslararası ajanslar, ülkede “İrşad devriyesi” olarak bilinen “ahlak polisi” biriminin kaldırıldığını açıklasa da söz konusu birimin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’ndan henüz konuyla ilgili bir açıklama yapılmış değil.

İran’ın devlet televizyonu El Alam, “İran İslam Cumhuriyeti’nden hiçbir yetkili ahlak polisi biriminin kapatıldığını doğrulamadı” dedi.

“Ahlak polisinin” kaldırıldığını açıklayan İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri de haber ajanslarının paylaştığı açıklamasında, “yargının ahlak polisi üzerinde herhangi bir otoritesi bulunmadığını” söylemişti:

“Ahlak polisliğinin yargı erki ile bir bağı ve ilişkisi yok. Ahlak polisliği geçmişte nerede ve kim tarafından kurulduysa öyle kaldırıldı. Elbette, yargı erki olarak toplumdaki ahlaki sorunlar hakkında görüşümüzü sunacağız.”

“Bu, ayaklanmayı durdurma taktiği”

Haberlerin ardından sosyal medya hesaplarından açıklama yapan bazı İranlı aktivistler de söz konusu haber ve açıklamaların “protestoları yatıştırmak için kullanılan bir strateji olduğunu” ifade etti.

ABD’de yaşayan İranlı aktivist Masih Alinejad, sosyal medya hesabından dün (4 Aralık) paylaştığı mesajda, “İran İslam Cumhuriyeti’nin ahlak polisini kaldırdığı [haberleri] dezenformasyondur. Ayaklanmayı durdurmak için bir taktiktir” açıklamasında bulundu.

“Protestocular ahlak polisini ya da başörtüsü zorunluluğunu kaldırmak için silahlar ve kurşunlar ile karşı karşıya kalmıyor” diyen Alinejad, protestocuların “İslami rejime son vermek istediğini” söyledi.

İranlı gazeteci ve sunucu Sima Sabet de “İran’daki ahlak polisi kaldırılmadı. Bu, önümüzdeki günlerde ülke çapında protesto çağrıları yapılırken protestocuları kandırmak ve bölmek için bir yalan” dedi.

Protestoları takip eden Middle East Matters sayfası da paylaşımında, “ahlak polisinin” kaldırıldığına ilişkin polis yetkilileri, yürütme erki veya parlamentodan herhangi bir açıklama yapılmadığını” kaydetti.

Protestoculardan grev çağrısı

Öte yandan, Amini’nin öldüğü 16 Eylül’den bu yana eylemlerini sürdüren protestocular ülkede üç günlük grev ve çarşamba günü (7 Aralık) başkent Tahran’ın Azadî (Özgürlük) meydanında miting çağrısında bulundu.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü de İran’daki 20 şehirde insanların grev çağrısına uyarak kepenk kapattığını söyledi.

Üniversitelerde üç günlük boykot

Üniversite öğrencileri de üniversite yönetimlerinin öğrencilere yönelik uygulamalarını protesto etmek için üç gün süreyle dersleri boykot edeceklerini duyurdu.

İslami Kuruluşlar Öğrenci Birliği’nin Telegram sayfasından yayımlanan açıklamada, Mazenderan eyaletindeki “Noşirevani” ile “Bilim ve Teknoloji” üniversiteleri öğrencilerinin 5-7 Aralık tarihlerinde derslere katılmayacağı belirtildi. Boykot kararı alan öğrencilerin talepleri şöyle:

  • Tutuklu tüm öğrencilerin serbest bırakılması,
  • Üniversite alanında polis ve güvenlik güçlerinin öğrencilere müdahalesine son verilmesi, Disiplin Kurulu’nda alınan tüm kararların iptal edilmesi,
  • Öğrencilerin üniversitede toplantı yapma hakkının güvence altına alınması
  • Üniversite bahçesinden öğrencilerin gözaltına alınarak götürülmesi gibi olaylarda sorumluların belirlenip cezalandırılması.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

2021 Yılında Silah Şirketlerinin Satışları Yüzde 1,9 Arttı

Silah şirketleri, “tedarik zincirinde yaşanan aksamalara rağmen” satışlarını arttırmayı sürdürüyor. 2021 yılında silah şirketleri satışlarını bir önceki yıla göre yüzde 1,9 oranında artırdı. Dünyadaki en büyük 100 silah şirketi arasında Türkiye merkezli iki şirkette yer aldı.

En büyük 100 silah şirketi arasında merkezi ABD’de olan 40 şirketin satışları 2021 yılında yüzde 0,9 azaldı. Buna göre, ABD merkezli silah şirketlerinin silah satışlarından elde ettiği toplam rakam 299 milyar dolara geriledi.

Öte yandan, listede yer alan Çin merkezli sekiz silah şirketinin silah satışları 2021 yılında 109 milyar dolara yükseldi. Bu, 2020 yılındaki rakamlar ile karşılaştırıldığında yüzde 6,3’lük bir artış demek.

Stockholm Uluslararası Barış Enstitüsü (SIPRI) 2021 yılında dünyanın en büyük silah şirketlerinin silah satışlarına ilişkin “2021 En Büyük 100 Silah Üreticisi ve Askeri Hizmet Şirketi” bilgi notunu yayınladı.

SIPRI’nin bugün (5 Aralık) yayınladığı bilgi notuna göre, 2021 yılında “tedarik zincirinde yaşanan aksama ve kesintilere rağmen” silah şirketlerinin satışları bir önceki yıla göre yüzde 1,9 oranında artış gösterdi.

Buna göre, SIPRI’nin en büyük 100 silah şirketi listesinde bulunan şirketler 2021’de toplam 592 milyar dolar değerinde silah sattı.

Söz konusu silah şirketlerinin silah satışları 2015 yılından bu yana artmaya devam ediyor. SIPRI’nin bilgi notu da silah satışlarındaki artışın 2015-2021 yılları arasında yüzde 19 olduğunu ortaya koydu.

ABD’nin satışları azaldı, Çin’in arttı

Kovid 19 pandemisinin tedarik zincirinde yol açtığı aksama ve kesintilerin sektörün faaliyetleri üzerinde etkisi olduğunu hatırlatan SIPRI’nin bilgi notuna göre, en büyük 100 silah şirketi arasında merkezi ABD’de olan 40 şirketin satışları 2021 yılında yüzde 0,9 azaldı.

Buna göre, ABD merkezli silah şirketlerinin silah satışlarından elde ettiği toplam rakam 299 milyar dolara geriledi.

Öte yandan, listede yer alan Çin merkezli sekiz silah şirketinin silah satışları 2021 yılında 109 milyar dolara yükseldi. Bu, 2020 yılındaki rakamlar ile karşılaştırıldığında yüzde 6,3’lük bir artış demek.

Rapora göre, Asya ve Okyanusya merkezli 21 silah şirketinin satışları da 2021’de yüzde 5,8’lik bir artışla 136 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.

Bu ise Avrupa merkezli 27 şirketin satışlarından ciddi oranda daha yüksek bir rakama işaret ediyor. Buna göre, Avrupa’daki silah şirketleri geçtiğimiz yıl toplam 123 milyar dolar değerinde silah sattı.

Veri eksikliğine atıfta bulunarak bir önceki yıla kıyasla Rusya merkezli daha az şirket hakkında veri paylaşabildiğini belirten SIPRI, Rusya merkezli altı silah şirketinin satışlarının 2020’ye oranla yüzde 0,4 arttığını, bu şirketlerin 2021’de 17,8 milyar dolar değerinde silah sattığını kaydetti.

Türkiye’nin silah satışlarında da artış

SIPRI nin yayınladığı bilgi notuna göre, dünyadaki en büyük 100 silah şirketi arasında Türkiye merkezli iki şirket de yer alıyor.

Bilgi notu, ASELSAN ile Aerospace’in toplam silah satışlarının 2021 yılında 3,4 milyon dolara ulaştığını gösterdi. Listenin 56’ncı sırasında bulunan ASELSAN, bir önceki seneye kıyasla silah satışlarını yüzde 6 oranında artırarak toplam 2,2 milyon dolarlık ciro elde etti.

2020 yılında “Dünyanın en büyük 100 silah şirketi” listesinin dışında kalan Aerospace ise silah satışlarını yüzde 62 oranında artırarak yeniden listeye girdi. Rapora göre, listenin 84’üncü sırasında yer alan şirketin silah satışlarını bir yıl içerisinde bu denli artırabilmesinde Anka-S İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) Türkiye ordusuna teslimatı etkili oldu.

Paylaşın

ABD, Suriye’de DSG’yle Ortak Devriyelere Yeniden Başladı

Suriye’nin Hasake vilayetindeki ABD üssünden 4 Amerikan ve 1 Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) ait zırhlı aracın birlikte çıktığı görüldü. Devriye’nin Irak sınırı yakınlarındaki bir diğer Amerikan üssüne doğru hareket ettiği bildirildi.

AP’nin haberine göre, Amerikalı yetkililer yeniden başlayan devriyelerin IŞİD militanlarının tespiti için yapılmadığını IŞİD’li esirlerin tutulduğu hapishaneler ve bağlantılı ailelerin tutulduğu kampların etrafıyla sınırlı olduğunu duyurdu.

CENTCOM devriyelerin durduğunu açıklamıştı

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye’deki ortak askeri devriyelerini durdurduğunu duyuran ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), devriyelerin ‘özellikle cezaevleri çevresinde’ kısıtlı bir şekilde devam ettiğini açıklamıştı.

Merkez Komutanlık sözcüsü Albay Joe Buccino, konuyla ilgili açıklamasında “DSG, el-Hol kampı, gözaltı tesisleri ve cezaevlerinde devriye gezmeye ve güvenliği sağlamaya devam ediyor. IŞİD, bölgesel güvenlik ve istikrar için bir tehdit olmaya devam ediyor. IŞİD’in kalıcı yenilgisine bağlı kalmaya devam ediyoruz ve gelecekte IŞİD’e karşı operasyonların yeniden başlamasını dört gözle bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Çatı yapısını Kürt YPG güçlerinin oluşturduğu SDG’nin sözcülerinden Aram Henna, Reuters’a “Koalisyonla tüm koordinasyon ve ortak terörle mücadele operasyonlarının yanı sıra düzenli olarak yürüttüğümüz tüm ortak özel operasyonlar durduruldu.” açıklamasında bulunmuştu.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder ise daha önce yaptığı bir açıklamada IŞİD’e yönelik operasyonların durmadığını söylemişti.

SDG askeri lideri Mazlum Abdi hafta başında Reuters’a verdiği demeçte, Türkiye’nin sınır boyunca daha önce görülmemiş bir şekilde asker konuşlandığını belirterek Washington’dan Ankara’nın durdurulmasına yönelik “daha güçlü” bir mesaj beklediklerini dile getirmişti.

Abdi konuşmasında, “Hala tedirginiz. Türkiye’yi durdurmak için daha güçlü, daha somut açıklamalara ihtiyaç var. Türkiye niyetini açıkladı ve şimdi nabız yokluyor. Bu bir işgalin başlangıcı, diğer ülkelerin pozisyonlarını nasıl analiz ettiğine bağlı olacak.” demişti.

Türkiye, İstanbul Beyoğlu’nda gerçekleşen ve 6 kişinin hayatını kaybettiği, 80’den fazla kişinin de yaralandığı bombalı saldırıdan PKK ve PYG’yi sorumlu tutmuş ve Suriye’ye yönelik kara harekatının başlatılacağı açıklamasında bulunmuştu. PKK ve YPG ise saldırının sorumluluğunu üstlenmemiş, IŞİD’i adres göstermişti.

Önce Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG mevzilerini hava harekatıyla hedef alan Türkiye, “en uygun bir zamanda” kara operasyonunun başlayacağını belirtiyor. Ankara ayrıca, Kürt güçlerin, kontrol ettikleri bölgelerden çekilmesi ve yerine Suriye ordu güçlerinin konuşlanması gerektiğini kaydediyor.

Aralarında ABD, Rusya, Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu ülkeler ise Türkiye’ye itidalli olması çağrısında bulunuyor. ABD, Kürt güçlerin IŞİD’le savaştığını belirterek, Ankara’nın olası operasyonu sonrası bu örgütle mücadelenin akim kalacağını iddia ediyor.

Şam yönetiminin en güçlü destekçisi konumundaki Moskova, Türkiye-Suriye sınırı boyunca gerilimin azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Sinema Oyuncusu Mitra Heccar Tutuklandı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolara destek veren İranlı oyuncu Mitra Heccar tutuklandı.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın haberine göre, Sinema Evi’ne bağlı sanatçıların tutuklanmasından sorumlu takip komitesinin üyesi Mehdi Kuhiyan, ünlü sinema oyuncusu Heccar’ın tutuklandığını duyurdu. Haberde, Heccar’ın tutuklanma nedenine ilişkin bilgi verilmedi.

Çevre aktivisti kimliğiyle de bilinen ve ülkedeki gösterilere destek veren sanatçılar arasında yer alan Heccar geçen ay “sosyal medyada belgesiz ve provokatif içerik yayınlanmak” suçlamasıyla savcılıkta ifade vermişti.

İran’da bazı sinema oyuncuları, “ayaklanmaları teşvik etmek ve provokatif sosyal medya paylaşımları yapmak” gibi gerekçelerle tutuklanmıştı.

İran Sinema Evi’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada, bazı sinemacılara yönelik gözaltı ve tutuklamaların devam etmesi halinde üyelerin greve giderek, ülkedeki sinema ve dizi projelerinden çekileceği belirtilmişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Başörtüsüz Yarışmıştı: İranlı Sporcu Elnaz Rekabi’nin Ailesine Ait Ev Yıkıldı

Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen bir şampiyona sırasında başörtüsü olmadan yarışan kaya tırmanışçısı Elnaz Rekabi’nin ailesinin evinin polis tarafından yıkıldığı öne sürüldü. Evin devletin emriyle yıkılıp yıkılmadığı ise henüz doğrulanmadı.

Ayrıca Rekabi’nin ailesinin, gerekçesi açıklanmayan bir nedenden ötürü 5 bin dolara yakın para cezasına çarptırıldığı da iddia edildi.

Başörtüsüz yarışarak gündem olan İranlı tırmanıcı Elnaz Rekabi’nin ailesinin evinin yıkıldığı iddia edildi.

Birleşik Krallık (BK) merkezli Farsça haber kanalı Iran International’ın paylaştığı videoda, 33 yaşındaki Rekabi’nin ailesinin evine ait olduğu düşünülen binanın yıkıntıları gösterildi.

Tırmanıcının kardeşi Davud Rekabi’nin ağladığının da görüldüğü videoyu kimin çektiği bilinmiyor.

ABD’nin tanınmış medya kuruluşlarından CNN’in haberinde, videodaki kişinin şu ifadeleri kullandığı aktarıldı:

Gördükleriniz, bu ülkede yaşamanın sonucu. Bu kişi, ülkeye birçok madalya kazandıran bir şampiyon. Ülkesini gururlandırmak için çok çalıştı. Ama bunun karşılığında kendisine biber gazı sıktılar, 39 metrekarelik evi yıkıp gittiler. Ne diyebilirim ki?

Yerel medyada yer alan haberlerde Zencan şehrindeki evin polis tarafından yıkıldığı öne sürüldü. Öte yandan CNN, evin devletin emriyle yıkılıp yıkılmadığının henüz doğrulanamadığını, yetkililerin ya da hükümete yakın medyanın olaya dair yorum yapmadığını bildirdi.

Muhalif yurttaş gazetesi Iran Wire’ın aktardığına göre kardeşi Elnaz gibi tırmanıcı olan Davud’un ulusal ve uluslararası yarışmalarda en az 10 madalyası var.

16 Ekim’de Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Asya Kaya Tırmanışı Şampiyonası’nın son turunda başörtüsüz yarışan Rekabi’nin bu hareketi, muhalifler tarafından ülkede süren Mahsa Emini protestolarına destek olarak yorumlanmıştı.

Kendisinden bir süre haber alınamayan sporcu, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda başörtüsünün yanlışlıkla düştüğünü savunmuştu. BK’nin kamu yayımcısı BBC’nin İran bürosuysa kimliğini açıklamadığı kaynaklardan edindiği bilgiye göre tırmanıcının özür dilemesi için baskı altında bırakıldığını öne sürmüştü.

19 Ekim’de ülkesine dönen sporcunun ev hapsine alındığı iddia edilmişti. İranlı yetkililerse bunu reddederek, sporcunun dinlenmesi için eve gönderildiğini savunmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’in Geri Dönme Olasılığı Gerçekten Var Mı?

Yıllardır süren hava saldırıları ve örgüt liderlerine yönelik nokta atışı operasyonlara rağmen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidi ortadan kalkmış değil. Peki IŞİD’in güçlü bir şekilde geri dönme olasılığı gerçekten var mı?

Türkiye’nin Suriye’de yeni bir kara harekatı düzenlemesi beklenirken ABD’den böyle bir operasyonun IŞİD’le mücadeleye zarar vereceği uyarısı geldi. Salı günü yaptığı açıklamada Pentagon sözcüsü Patrick Ryder, Türkiye’nin olası operasyonunun IŞİD’le mücadelede elde edilen kazanımları “ciddi şekilde tehlikeye atacağını” söyledi.

Çarşamba ise mevkidaşı Hulusi Akar’la telefonda görüşen ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyon düzenlemesine güçlü karşıtlığını” dile getirdi.

Peki IŞİD’le mücadele ne durumda? ABD yönetiminin Ankara’ya itirazının altında ne yatıyor?

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a konuşan Washington Enstitüsü’nden terörle mücadele uzmanı Devorah Margolin’e göre IŞİD halen Suriye’nin orta ve kuzeydoğusunda aktif.

“Sadece 2022’de Suriye’deki 251 saldırıyı üstlendiler” diyen Margolin, Ocak ayında IŞİD’in Haseke hapishanesinde tutuklu üyelerini kaçırmak için düzenlediği baskına dikkat çekti. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki hapishanede 3000 kadar IŞİD’li tutuluyordu. Baskın sonucu çıkan çatışmada yüzlerce kişi öldü. Hapishane Türkiye sınırına yaklaşık 80 kilometre mesafede.

SDG’nin öncelikleri değişiyor

SDG’nin ana gövdesini ise Türkiye’nin PKK’nın uzantısı olarak gördüğü ve terör örgütü kabul ettiği YPG oluşturuyor. “Eğer Türkiye, Kürtlerin kontrolündeki alanlara saldırırsa SDG önceliklerini değiştirmek zorunda kalacaktır” diyen Margolin, IŞİD tutuklularının bulunduğu tesisleri koruyan güçlerin başka yerlere kaydırılması durumunda söz konusu hapishane ve kampların yeni baskınlara karşı savunmasız kalacağını savundu.

Margolin’e göre bu senaryo halihazırda yaşanıyor:

“Türkiye’nin devam eden hava saldırıları, SDG ve ABD’nin ortak devriyelerinin sayısında azalmaya yol açtı. Olası sonuçlarını şimdiden görüyoruz. SDG güçlerini kaydırdığı için daha az devriye yapılıyor.”

SDG komutanı Mazlum Abdi, “Türkiye’nin hava saldırıları yüzünden ABD liderliğindeki koalisyon ile sürdürdükleri IŞİD karşıtı operasyonları durdurduklarını” söylemişti. Pentagon sözcüsü Ryder da Salı günü SDG devriyeleri sınırlandırdığından kendilerinin katılımının da azaldığını açıklamıştı.

ABD askeri Suriye’de ne yapıyor?

Amerikan ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki topraklarda 900 kadar asker bulundurduğu biliniyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council’den Thomas Warrick, bu birliklerin temel misyonuna ilişkin “Temelde SDG’lilere eğitim ve teknik destek sağlıyorlar. Öncelikleri SDG ile ilişkileri geliştirmek. IŞİD’e karşı çatışmalara dahil olmuyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Yine de ABD güçleri geçtiğimiz aylarda bazıları Türk askerinin kontrolündeki bölgeler içinde olmak üzere IŞİD liderlerinin yakalanmasına yönelik operasyonlar düzenledi.

Bu arada bölgede sadece asker değil, Amerikalı sivil personel de bulunuyor. ABD iç güvenlik ve dışişleri bakanlıklarında çeşitli görevler yapmış olan Warrick, “ABD’li diplomatlar SDG’li yetkililerle temas halinde, bölgeye giderek görüşmeler yürütüyorlar. Benzer şekilde insani yardım programları için de gidip gelenler var. Bunlar SDG ile değil, yerel yardım gruplarıyla irtibat halinde” dedi.

ABD’nin hafta ortasında diplomatlar dahil bölgedeki sivil personelini Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’e tahliye ettiği iddia edilmişti. Bu gelişmeye dair Warrick, “Askeri tehdit varsa siviller bölgeden çıkarılmış olabilir. ABD’nin isteyeceği son şey bir Amerikalı sivil ya da askerin Türkiye tarafının ateşiyle ölmesi olur. Bu Türkiye’nin de çıkarına olmaz” yorumunu yaptı.

IŞID tehdidi neden bitmiyor?

Yıllardır süren hava saldırıları ve örgüt liderlerine yönelik nokta atışı operasyonlara rağmen IŞİD tehdidi ortadan kalkmış değil. Uzmanlara göre, Avrupa başta olmak üzere Batılı ülkelerin politikaları bunda rol oynuyor.

Thomas Warrick, “IŞİD bölgesel kontrolünü kaybetse de geri dönmeye çalışıyor. Belirli bir alanı kontrol etmiyorlar ancak kuzeydoğu Suriye’de varlıkları sürüyor. Ağları, siviller üzerinde etkileri var” dedi.

Temel problem ise binlerce savaşçı ve yakınlarının tutulduğu hapishane ve kamplar. Warrick, “IŞID’li binlerce savaşçının eşleri ve çocukları SDG kontrolündeki El-Hol kampında tutuluyor. Kamptaki çocukların radikalleşmeye devam ettiği yönünde farklı kaynakların raporları var. Birçok ülke, özellikle Avrupa’nın oradaki vatandaşlarını geri almakta isteksiz olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

“IŞİD’in geri dönebilme riski var” diye ekleyen Warrick, “Özellikle hapishanedeki üyelerini kaçırmakla ilgililer” görüşünü aktardı. Kamplardaki yabancı savaşçı ve yakınlarını kendi ülkelerinde hapsetmek için yeterli kanıt bulamayan Avrupa ülkelerinin, geri alırlarsa “kısa sürede serbest kalmalarından endişe ettiğini” söyleyen Warrick, “Bu yüzden SDG’nin onları Suriye’de tutmasını istiyorlar” dedi.

Hapishane ve gözaltı merkezlerinde aktifler

IŞİD’in SDG kontrolündeki hapishane ve gözaltı merkezlerinde aktif olduğunu kaydeden Margolin de buralarda yaşanan ölümcül şiddet olaylarına ve bunun etkilerine dikkat çekti. El-Hol’de yalnızca bu yıl en az 100 ölüm vakası yaşandı. ABD ve ortaklarının IŞİD karşıtı çabalarının sadece askeri operasyonlarla sınırlı olmadığını kaydeden Margolin, “Bu çabalar, diğer ülkeleri vatandaşlarını geri almaya teşvik ederek kuzeydoğu Suriye’de gözaltında bulunan IŞİD’lilerin sayısını azaltmayı da içeriyor” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Dünyaya Rekor Bağış Çağrısı

Mayıs ayında dünya genelinde çatışmalar, gıda güvensizliği ve iklim değişikliği nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan insan sayısının ilk kez 100 milyonu geçtiğini ortaya koyan BM, 2023 yılında dünya genelindeki ihtiyaç sahiplerine yardım edilebilmesi için 51,5 milyar dolar toplanması gerektiğini duyurdu. Bu, BM’nin şu ana kadar talep ettiği en büyük bağış miktarı oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) 2023 yılında 65 milyon insanın daha yardıma muhtaç durumda olacağı öngörüsünde bulundu. Yapılan tahmin, 68 ülkedeki toplam ihtiyaç sahibi sayısını 339 milyona çıkaracak. Bu sayı, dünya nüfusunun yüzde 4’ünden fazlasına tekabül ediyor.

İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlediği basın toplantısında konuşan BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Ukrayna’daki savaş ve Pakistan’dan Afrika Boynuzu’na kadar uzanan bir bölgede yaşanan “öldürücü kuraklık ve selleri” hatırlatarak “Bu yılki aşırı olaylar 2023’e de sıçrayacağı için insani ihtiyaçlar şoke edici şekilde fazla” ifadesini kullandı.

Evlerini terk etmek zorunda kalan insan sayısının şu an dünya genelinde 100 milyonun üzerinde olduğunu belirten Griffiths, “Bu çağrı, eşikteki insanlar için bir can simidi” dedi.

OCHA raporuna göre, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası başlayan savaş, gıda ihracatını büyük sekteye uğratırken 37 ülkede yaklaşık 45 milyon insanı açlıkla yüz yüze bıraktı. Rapor, 53 ülkedeki en az 222 milyon insanın da akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. OCHA, iklim değişikliği, kamu sağlığı ihtiyaçları ve cinsiyet eşitsizliğinin de ekstra güçlük yarattığını bildirdi.

2022 hedefinin çok uzağında kalındı

BM’nin bu yılki çağrısında belirttiği meblağ, geçen yıla göre yüzde 25 artış gösterdi. Ancak BM, henüz 2022’de ulaşmayı hedeflediği meblağ için dahi yeterli bağış toplayamadı. BM’nin Kasım ayı ortasındaki verileri, 2022 hedefinin sadece yüzde 53’üne ulaşılabildiğine işaret etmişti.

BM açıklamasında, “Bu nedenle insani kuruluşlar eldeki fonla kime yardım edeceğine karar vermek zorunda kalıyor” denildi. BM’nin geçen Mayıs ayında yayımladığı veriler, dünya genelinde çatışmalar, gıda güvensizliği ve iklim değişikliği nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan insan sayısının ilk kez 100 milyonu geçtiğini ortaya koymuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın