ABD’den Savunmaya Rekor Bütçe: 886 Milyar Dolar

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), 2024 savunma bütçesi 886 milyar dolar olarak açıklandı. ABD’nin içinde bulunduğumuz sene için kabul edilen savunma bütçesi 858 milyar dolar olmuştu.

ABD’nin 2024 savunma bütçesinin 842 milyar dolarlık kısmı Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) kullanımına, 44 milyar dolarlık kısmın ise savunma ile ilgili projeler için, örneğin Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından harcanmasını öngörüyor.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin hazırladığı bütçe tasarısı kabul edildiği takdirde, ülkenin bir barış döneminde ya da herhangi bir savaşa dolaylı da olsa katılmadığı bir dönemde savunma giderlerine harcanacak en yüksek miktar olacak.

886 milyar dolara çıkarılan savunma bütçesi ile, askeri personele ortalama yüzde 5,2 maaş zammı ve ordunun AR-GE (araştırma-geliştirme) çalışmalarının finansmanının sağlanması hedefleniyor.

Ayrıca Rusya’ya karşı savaşında Ukrayna’ya verilen desteğin de savunma giderlerini arttıran bir başka etken olduğu belirtiliyor. ABD Kongresi’nin her iki kanadı, geleneksel tavrını sürdürerek, söz konusu bütçeyi onaylayacağının sinyallerini verdi.

“En büyük kriter Çin’e karşı caydırıcılık”

Ukrayna savaşının daha uzun süre devam edebileceğinden yola çıkan Kongre ve Biden yönetimi, diğer yandan Rusya ve Çin ile olası ihtilaflara ordunun hazır olmasını istiyor.

ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Kathleen Hicks, konuyla ilgili açıklamasında, “Bizim en büyük ve burada en sık dile getirdiğimiz başarı kriterimiz, Çin yönetiminin her sabah uyandığında, olası bir saldırganlığının bedelini düşünmesi ve ‘Bugün o gün değil’ demesidir” ifadelerini kullandı.

ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, ticaretten casusluk faaliyetlerine kadar pek çok konudan dolayı uzun süredir gerilimli bir seyir izliyor. Her iki ülke sınırlarının çok uzağındaki ülkelerde birbiri ile büyük bir rekabet halinde.

İsveç merkezli düşünce kuruluşu Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2022 yılı küresel silah ihracatı raporuna göre, listenin birinci sırasında, küresel silah ihracatındaki payı, önceki dört yıla oranla yüzde 7 artış göstererek yüzde 40’a yükselen ABD geliyor.

İkinci sıradaki Rusya’nın payı ise yüzde 22’den yüzde 16’ya gerilerken, bu iki ülkeyi üçüncü sıradaki Fransa, dördüncü sıradaki Çin ve beşinci sıradaki Almanya takip ediyor.

Küresel silah ihracatındaki payı 2018-2022 yılları arasında yüzde 1,1 olarak seyreden Türkiye ise, sıralamada 12’nci sırada yer alıyor.

Paylaşın

İsrail’de Yüzbinlerce Kişi Hükümeti Protesto Etmek İçin Sokaklara Çıktı

İsrail genelinde 500 bin kişinin hükümetin yargıdaki reform planını protesto etmek için sokaklara çıktığı açıklandı. Bunun ülke tarihindeki en geniş katılımlı protesto gösterisi olduğu belirtildi.

İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu öncülüğündeki koalisyon hükümetinin yargı düzenlemesine karşı özellikle her hafta cumartesi akşamı ülke genelinde kitlesel olarak gösteri düzenleyen İsrailliler, protestoların onuncu haftasında yine sokaklardaydı.

Başta Tel Aviv olmak üzere, Hayfa, Batı Kudüs, Birüssebi ve Netanya gibi büyük kentler dahil ülke çapında onlarca noktada gerçekleştirilen gösterilere yüz binlerce İsrailli katıldı.

Gösteri alanında Netanyahu’nun Başbakanlığı aleyhinde sık sık kullanılır hale gelen, İngilizce “Suç Bakanı” (Crime Minister) yazılı pankartlara yer verilirken, “Demokrasiye açılan savaş” ve “Yargının bağımsızlığını koruyun” gibi hükümetin yargı düzenlemesini eleştiren dövizler taşındı.

Protestocular yargı reformunun uygulamaya geçmesi durumunda demokrasinin darbe alacağını belirtiyor.

Başbakan Benyamin Netanyahu ise değişikliklerin devlet yönetiminin kolları arasında dengeyi sağlayacağını iddia ediyor. Muhalefet lideri Yair Lapid İsrail’in en büyük krizi içinde olduğunu belirtiyor.

Ülkenin güneyindeki Be’er Sheva kentindeki protesto gösterisinde konuşan muhalefet lideri Lapid, “Ülkede terör olayları oluyor, ekonomi çöküyor, para ülkeden kaçıyor. İran Suudi Arabistan’la daha dün anlaşma imzaladı. Ama hükümetin tek ilgilendiği İsrail demokrasisine darbe vurmak” dedi.

Reform planı hayata geçerse seçilmiş hükümet hakimlerin atanmasında kati bir şekilde etkili olacak ve Anayasa Mahkemesi’nin hükümetin kararlarına karşı karar alması ve bir yasayı hükümsüz hale getirmesi engellenecek.

Konu İsrail toplumunu bölmüş durumda. İsrail ordusunun bel kemiği olarak nitelenen yedek askerler plana muhalefetlerini göstermek için orduya hizmet etmemekle tehdit etti.

Geçen hafta onlarca yedek pilot eğitim için bildirimde bulunmayacaklarını açıkladı, daha sonra kararlarından geri adım attılar ve komutanlarıyla konuyu görüşeceklerini belirttiler.

Netanyahu hükümetinin “yargı reformu”

Adalet Bakanı Yariv Levin, 5 Ocak’ta Yüksek Mahkemenin yetkilerini sınırlandıran, yargının, hakimlerin seçimi üzerindeki etkisini azaltan bir yasa planladıklarını duyurmuştu.

Netanyahu başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin, yargının bazı yetkilerini meclise devretmeye yönelik hamleleri, Yüksek Mahkeme başta olmak üzere hükümet ile İsrail yargı mekanizması arasında gerilime yol açmıştı.

Ülkedeki en yüksek yargı mercisi olarak görev yapan İsrail Yüksek Mahkemesi, Meclisin çıkardığı kanunları, anayasa taslağı olarak kabul edilen “temel yasalara” aykırılık gerekçesiyle bozma yetkisine sahip.

Netanyahu hükümeti, açıkladığı yargı düzenlemesinde, Yüksek Mahkemenin, Meclisin çıkardığı kanunları bozma yetkisinin elinden alınacağını belirtmişti.

İsrail Başsavcısı Gali Baharav-Miara, hükümetin yargı düzenlemesine karşı itirazlarını yazılı olarak iletmiş, “güçler ayrılığı, yargının bağımsızlığı ve bireysel hakların korunması”na ilişkin kaygıları olduğunu paylaşmıştı.

Paylaşın

Kuzey Kore Lideri Kim’den Orduya “Gerçek Bir Savaş İçin” Hazırlanın Çağrısı

Kore Yarımadası’nda yer alan Güney Kore ile Kuzey Kore arasında gerilim on yıllardır görülen en üst seviyelerden birinde. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Kuzey Kore ordusuna “gerçek bir savaş için” tatbikatları yoğunlaştırma çağrısı yaptı.

Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un ile isminin Ju Ae olduğu düşünülen kızı, ordu komutanlarıyla birlikte Hwasong’da yapılan topçu tatbikatını denetledi.

Kuzey Kore devlet medyasının yayınladığı fotoğraflara göre, tatbikatta 6 kısa menzilli füze eş zamanlı fırlatıldı. Devlet haber ajansı KCNA’nın haberinde, tatbikatın senaryosunun batı cephesi yönündeki bir düşman havaalanını vurmak olduğu belirtildi.

Kim Jong-un tatbikat sırasında topçu birliklerine iki görev için hazırlanmaları gerektiğini, bunlardan ilkinin savaştan caydırmak, ikincisinin ise gerçek savaş similasyonlarıyla tatbikatları yoğunlaştırarak savaşta sorumluluk almak olduğunu söyledi.

Kuzey Kore’nin füze tatbikatı ve Pyongyang’dan gelen “gerçek savaşa hazırlık” söylemleri, ABD ile Güney Kore’nin pazartesi günü başlayacak, son 5 yılın en büyük askeri tatbikatından hemen önce geldi.

İki Kore arasındaki ilişkiler on yıllardır gördüğü en kötü seviyelerden birinde. Nükleer silaha sahip olan Kuzey Kore, yasaklı silahlarla yaptığı testlerin sayısını artırırken, Güney Kore ise buna yanıt olarak Washington’la askeri işbirliğini güçlendirme yolunu seçti.

Kim Jong Un’un kızı da askeri tatbikatta

Kuzey Kore’nin yaptığı son askeri tatbikatın en dikkat çekici noktalarından biri de Kim Jong-un’un kızı Ju Ae oldu.

Güney Kore istihbaratı tarafından Kim Jong-un’un ikinci çocuğu olduğuna inanılan Ju Ae’nin yayınlanan fotoğraflarda babasıyla aynı siyah paltoyu giydiği görülüyor.

Kuzey Kore medyasının isminden bahsetmediği Ju Ae’nin 11 yaşında olduğu düşünülüyor.

AFP’ya konuşan Seul’deki Kuzey Kore Çalışmaları Üniversitesi’nin başkanı Yang Moo-jin, “Ju Ae’nin Kuzey Kore’nin nükleer veya füze faaliyetlerinde görünmesi sıradanlaşmış gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

Birçok uzman Ju Ae’nin, Kim Jong-un’un fiili varisi olduğunu ve bu nedenle tatbikatlara katıldığını tahmin ediyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Şi Jinping Üçüncü Kez Çin Devlet Başkanı Seçildi

2013 ve 2018’de iki kez devlet başkanı seçilen ve 10 yıldır görev yapan Şi Jinping, 5 yıllığına yeniden seçildi. Jinping, Çin Halk Cumhuriyeti tarihinde devlet başkanlığını üçüncü dönme taşıyan ilk isim oldu.

Jinping’in yardımcılığına Han Cıng, meclis başkanlığına ise Cao Licı seçildi. Şi, Cao ve Han, yemin ederek görevlerine başladı.

Çin Ulusal Halk Kongresi’nin başkent Pekin’de devam ediyor. Kongrede, tek aday olan Şi Jinping, oybirliğiyle üçüncü kez devlet başkanı seçilmiş oldu.

3 bin üyeli kongrede bugün yapılan oylama yaklaşık bir saat sürdü ve elektronik sayım ise yaklaşık 15 dakikada tamamlandı. Oylamanın ardından Şi Jinping, yemin ederek görevine başladı.

69 yaşındaki Şi’nin önümüzdeki günlerde kabinesini belirlemesi ve Başbakanlık koltuğuna ise yeniden Li Qiang’ın oturması bekleniyor.

Çin’de 2018 yılında cumhurbaşkanlığı görev süresi sınırlaması kaldırılmıştı. Böylece Şi’nin 2013 ve 2018 yıllarının ardından üçüncü kez devlet başkanı seçilmesinin önü açılmıştı.

Batı ile ilişkiler ve ekonomi ön planda

Çin Devlet Başkanı’nın gelecek hafta başında kongrenin genel kurulu sona ermeden bir konuşma yapması ve Batı ile ilişkiler ile ekonomi gibi konulara değinmesi bekleniyor.

Bu haftanın başında Şi, Çin ekonomisinin karşılaştığı zorluklardan ABD ve Batı’yı sorumlu tuttuğu bir konuşma yapmıştı.

Başkanlık rolü büyük ölçüde simgesel olsa da Şi, parti tarafından merkezi askeri komisyon başkanlığına da yeniden seçildi ve Çin ordusu başkomutanı olarak da üçüncü beş yıllık dönemine başladı.

Parlamento ayrıca 66 yaşındaki Zhao Leji’yi yeni parlamento başkanı ve 68 yaşındaki Han Zheng’i de yeni başkan yardımcısı olarak seçti. Her iki isim de Şi’nin Politbüro Daimi Komitesi’ndeki önceki parti liderleri ekibindendi.

Mao’dan sonra ilk isim

Xi, ülkeyi yöneten Çin Komünist Partisinin (ÇKP) Ekim 2022’de düzenlediği 20. Ulusal Kongresi’nde üçüncü kez parti genel sekreterliğine seçilerek Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedong’dan bu yana parti yöneticiliğini iki dönemden fazla sürdüren ilk lider olmuştu.

Tek parti iktidarının olduğu, parti ve devlet yönetiminin iç içe geçtiği Çin’de üst düzey devlet görevleri parti iktidarının uzantısı olarak görülüyor ve aynı yetkililerce yerine getiriliyor. Şi, mevcut haliyle 1982 Anayasası ile kurulan devlet başkanlığı makamında iki dönemden fazla kalan ilk lider oldu.

Şi’den önceki iki lider iki dönemde bırakmıştı

Ancak 1989’de Tienanmın Meydanı’ndaki protestoların yaratığı iç siyasi kriz, parti, devlet ve ordu liderliğinin yeniden tek elde toplanmasını getirdi.

Reform ve dışa açılma siyasetinin izlendiği, yönetimde kurumsallaşma eğiliminin öne çıktığı bu dönemde, devlet başkanlığına iki dönem sınırı getirilmesi iktidarın çatışmasız devrini sağlayacak formül olarak görüldü.

Şi’den önce 1993-2003 yıllarında Ciang Zımin, 2003-2013 yıllarında Hu Cintao, iki dönem devlet başkanlığı yaptıktan sonra devlet ve parti görevlerinden ayrıldı.

Çin liderinin yakın dönemdeki teamüllerden farklı olarak iktidarını üçüncü döneme taşıması, Şi’nin yeni dönemde “tek adam” konumunun pekiştiğinin işareti olarak görülüyor.

Şi’nin “Yeni Dönemde Çin Karakterinde Sosyalizm” adı verilen düşünceleri, Parti Tüzüğü’ne ve Anayasa’ya girmiş, ÇKP’nin 2021’de parti tarihine ilişkin aldığı kararda, Şi, Mao ve Dıng ile birlikte “düşünce kurucu önder” olarak tanımlanmıştı.

Geçen yılki ÇKP Kongresi’nde partinin üst yönetim kadrolarına Şi’ye yakın isimler seçilirken Parti Tüzüğü’nde yapılan değişiklikle Şi’nin partinin “çekirdek lideri” olduğu ve düşüncelerinin ÇKP iktidarına rehberlik edeceği vurgulanmıştı.

Paylaşın

Rusya, Ukrayna’yı Bu Kez Hipersonik Füzelerle Vurdu: En Az 9 Ölü

Rusya’nın bölgesel bir operasyon olarak adlandırdığı Ukrayna’nın ise ‘Batı’lı güçlerin desteğiyle devam ettirdiği savaşın bir yılı geride kalırken, Rusya, Ukraayna’yı bu kez hipersonik füzelerle vurdu.

En az dokuz kişi hayatını kaybettiği saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyüğü konumunda olan Zaporijya Nükler Santrali’nin elektriği de kesildi. Ancak daha sonra bu sorun giderildi.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Igor Konaşenkov, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “Kinzhal hipersonik füze sistemi de dahil olmak üzere havadan, denizden ve karadan uzun menzilli silahlarla Ukrayna’nın askeri altyapısının temel unsurlarını vurduk” dedi.

Söz konusu yaylım ateşi, Ocak ayının sonundan bu yana gerçekleştirilen en büyük Rus saldırısı olarak kayıtlara geçti.

Ukrayna ordusu, 34 seyir füzesinin ve dört de İran yapımı insansız hava aracının düşürüldüğünü iddia etti. Ancak yetkililer, Kinzhal balistik füzeleri, Kh-22 gemisavar füzeleri ve S-300 uçaksavar füzelerini ise imha edemediklerini de aktardı.

Reuters’a konuşan Ukrayna hava kuvvetleri sözcüsü, “Bu büyük bir saldırıydı ve ilk defa bu kadar çok farklı türde füze kullanıldı. Böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise ülkesinin ses hızının beş katından daha hızlı hareket edebilen balistik hipersonik füzelere yaptığı yatırımı vurguladı.

Nükler enerji operatörü Energoatom, Zaporijya’daki elektrik kesintisinin Ukrayna elektrik sistemi ile tesis arasındaki bağlantıyı yok ettiğini duyurdu.

Tesisteki enerji kesintisi daha sonra çözüldü. Ancak çözüm sağlanana kadar ise santral dizel jeneratörlerle çalıştırıldı.

Santraldeki radyoaktif maddelerin soğutulması için elektriğe ihtiyaç duyuluyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Başkanı Rafael Grossi, “Bugün enerji kaybının, Zaporijya Nükleer Santrali için durumun ne kadar kırılgan ve tehlikeli olduğunu bir kez daha gösterdi” dedi.

Grossi, Perşembe günü sabah saatlerinde tesisin korunması için uluslararası bir taahhüt verilmesini istemişti.

“Her seferinde bir zar atıyoruz” diyen Grossi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun defalarca devam etmesine izin vermemiz durumunda, bir gün şansımız tükenecek.”

Başkent Kiev’de ise şehrin batı ve güney bölgelerinde patlamalar meydana geldi. Acil servisler bu noktalara müdahalelerde bulundu.

Odesa valisi Maksim Marçenko, liman kentindeki bir enerji tesisine füze isabet ettiğini ve bu nedenle elektrik kesintilerinin yaşandığını söyledi. Bölgede yerleşim yerleri de vurulurken, herhangi bir can kaybının olmadığı bildirildi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’nın Birçok Kentine Füze Saldırısı: En Az 5 Ölü

Rusya’nın bölgesel bir operasyon olarak adlandırdığı Ukrayna’nın ise ‘Batı’lı güçlerin desteğiyle devam ettirdiği savaşın bir yılı geride kalırken, Rusya bugün erken saatlerde Ukrayna’nın birçok kentinde çoğunlukla enerji altyapısını hedef alan geniş çaplı füze saldırıları düzenledi.

Füze saldırıları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Ukrayna’nın Karadeniz limanlarından tahıl sevkiyatına ve Rusya’nın gıda ve gübre ihracatına izin veren bir anlaşmanın uzatılması konusunda Ukrayna Cumburbaşkanı Vladimir Zelenskiy ile görüşmek üzere Kiev’i ziyaret etmesinden saatler sonra geldi.

Ukraynalı yetkililer konutların da isabet aldığı saldırılarda en az beş kişinin öldüğünü, çok sayıda yaralı olduğunu açıkladı.

Son üç haftadır Rus güçlerince yapılan en şiddetli saldırıda füzelerin başkent Kiev, ülkenin ikinci büyük kenti Harkiv, Karadeniz’deki önemli liman kenti Odesa’nın yanı sıra ülkenin merkezindeki Dinyeper ve Poltava’dan batıdaki Zitomir, Vinnitsya ve Rivne’ye  kadar uzandığı bildirildi.

Yerel makamlar dört sivilin batıdaki Lviv bölgesinde, bir kişinin de Dnipropetrovsk’te füzelerin yerleşim yerlerine isabet etmesi sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ukrayna Enerji Bakanı Herman Haluşçenko füze saldırılarında Kiev, Mikolaiv, Harkiv, Zaporijya, Odesa, Dnipropetrovsk ve Zitomir bölgelerindeki enerji tesislerinin hedef alındığını söyledi ve saldırıları “Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik bir başka barbarca saldırı” olarak nitelendirerek kınadı.

Saldırılar sonucu kentlerde durum

Kiev Belediye Başkanı Vitali Klitschko, kentin güneybatısında patlamalar olduğunu ve acil servislerin bölgeye gittiğini belirtti. Kentin bazı bölgelerinde elektriklerin kesildiği bildirildi.

Harkiv Valisi Oleh Syniehubov da, Ukrayna’nın doğusunda yer alan kentin kuzeydoğusuna 15 füze isabet ettiğini ve sivillerin yaşadığı binalarının vurulduğunu açıkladı. Bu kentte de elektrik kesintileri yaşandığı aktarıldı.

Odesa bölge valisi Maksim Marchenko da yaptığı açıklamada, toplu bir füze saldırısının liman kentindeki bir enerji tesisini vurduğunu ve elektriklerin gittiğini belirtti. Kentte yerleşim alanlarının da vurulduğu aktaran vali halka sığınaklarda kalmaları uyarısında bulundu.

Devlete ait nükleer enerji şirketi Energoatom da, Rus güçleri tarafından işgal edilen Zaporijya Nükleer Santrali füze saldırıları sonucunda güç kaybettiğini açıkladı. Energoatom, santralin aylar önce Rusya tarafından devralınmasından bu yana altıncı kez elektrik kesintisine uğradığını ve bunun da santrali 10 gün boyunca çalıştırabilecek 18 dizel jeneratöre güvenmek zorunda bıraktığını söyledi. Nükleer santraller soğutma sistemlerini çalıştırmak ve bir erimeyi önlemek için sürekli güce ihtiyaç duyuyor.

Öte yandan Rus ve Ukrayna güçleri arasında Bahmur bölgesini ele geçirmek için yoğun çatışmalar sürüyor.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

NATO: Türkiye İle İsveç’in Üyeliği Konusunda İlerleme Sağladık

İsveç Başbakanı Krsitersson ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, iki İskandinav ülkesinin NATO’ya giriş sürecinin tamamlanmasının “hem NATO’nun hem de kendisinin önceliği” olduğunu söyledi.

Bu konuda Ankara, Helsinki ve Stockholm arasında adeta mekik diplomasisi yürüten Stoltenberg, yarın NATO karargahında kendi başkanlığında yapılacak üçlü görüşmeye atıfta bulunarak, “İsveç’in Türkiye’ye verdiği taahhütleri yerine getirdiğini, artık NATO’ya üye olmasının zamanının geldiğini ve Tükiye ile bu konuda ilerleme sağladıklarını” dile getirdi.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg başkent Stockholm’den İsveç’e güvence vererek, “Konu İsveç’in NATO’ya girip girmeyeceği değil, ne zaman gireceğidir” dedi. Avrupa Birliği savunma bakanları, Stoltenberg’in de katılımıyla İsveç’te toplandı.

Ekim 2023’de görev süresi dolacak Stoltenberg, hem Türkiye hem de Finlandiya’da yaklaşan seçimler nedeniyle iki ülkenin NATO üyeliğinin gecikmesine engel olmak için, bu sorunun çözümü için şahsen mekik diplomasisi yürütüyor.

Deprem dolayısıyla önceki hafta Ankara’ya, geçtiğimiz hafta da Finlandiya parlamentosunun NATO üyeliğine ilişkin yasa tasarısını kabul ettiği gün Helsinki’ye giden Jens Stoltenberg, bu hafta da İsveç’in başkenti Stockholm’de.

Genel Sekreter, AB dönem başkanı İsveç’in ev sahipliğinde yapılacak AB Savunma Bakanları toplantısına katılmak üzere İsveç’e giderek, Başbakan Ulf Kristersson ile görüştü. Stoltenberg Stockholm’de Ukrayna’nın acil top mermisi ve mühimmat ihtiyacını görüşmek üzere biraraya gelen AB Savunma Bakanları toplantısına da katılacak.

Krsitersson ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Stoltenberg, iki İskandinav ülkesinin NATO’ya giriş sürecinin tamamlanmasının “hem NATO’nun hem de kendisinin önceliği” olduğunu söyledi.

“Tükiye ile bu konuda ilerleme sağladık”

Bu konuda Ankara, Helsinki ve Stockholm arasında adeta mekik diplomasisi yürüten Stoltenberg, yarın NATO karargahında kendi başkanlığında yapılacak üçlü görüşmeye atıfta bulunarak, “İsveç’in Türkiye’ye verdiği taahhütleri yerine getirdiğini, artık NATO’ya üye olmasının zamanının geldiğini ve Tükiye ile bu konuda ilerleme sağladıklarını” dile getirdi.

Ocak ayında, İsveç’te İslam karşıtı bir aşırı sağcı kişinin Kuran yakması eyleminin ardından yaşanan diplomatik kriz, Stoltenberg’in deprem nedeniyle de gittiği Ankara’da aşıldı. Stoltenberg, İsveç’te düzenlediği basın toplantısında bu görüşmeyi gündeme getirerek, “Geçenlerde Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüm ve İsveç ve Finlandiya ile üçlü görüşmeleri yeniden başlatmayı kabul etmesinden memnunum” dedi.

İsveç Başbakanı Kristersson da, tıpkı Finlandiya gibi İsveç parlamentosunun da, Macaristan ve Türkiye’nin vetosunu beklemeden, NATO üyeliğine ilişkin yasayı onaylayacağını açıkladı.

Macaristan kaygısı

İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğini veto eden Macaristan’da da, geçtiğimiz hafta parlamentoda bir genel görüşme yapıldı.

Stoltenberg, onaylama vaadini sürekli ertelemesi nedeniyle endişelere yol açan Macaristan hakkında, parlamentonun onay müzakerelerine başlamasını memnuniyetle karşıladığını belirterek, “Sürecin hızla tamamlanmasını bekliyorum. Burada soru, İsveç’in ittifaka girip girmeyeceği değil, ne zaman gireceğidir” dedi.

Stoltenberg’in ziyaretiyle aynı gün, sabah erken saatlerde Macaristan’dan bir parlamenter heyeti Helsinki’nin ardından İsveç’e gelerek temaslarda bulundu.

Budapeşte yönetimi İsveç’in NATO üyeliğini destekliyor ancak, AB içerisinde bu ülkenin “Macaristan aleyhindeki hukuk devleti ve demokrasi uygulamalarına ilişkin yalan ve hakaretlerine son vermesini” istediklerini dile getiriyor.

AB savunma bakanları İsveç’te toplandı

AB üye ülkelerinin savunma bakanları, Ukrayna’ya acilen ihtiyaç duyulan topçu mühimmatının nasıl hızlı bir şekilde tedarik edileceğini görüşmek üzere İsveç’in başkenti Stockholm yakınlarında bir arayageldi.

Dün akşam yemeğinde biraraya gelen savunma bakanları, bugün yapılacak ilk oturumda Ukrayna’ya AB askeri yardımı konuşacak. Burada Ukrayna’nın acil ihtiyacı olan top mermileri ve sırhlı tank teslimatları, Ukrayna ordusunun eğitilmesi konuları ele alınacak, savaşta gelinen son durum değerlendirilecek.

Aylardır Ukrayna’ya “kendi stoklarını eritmeden nasıl silah ve mühimmat desteği” yapacağını tartışan AB devletleri; Ukrayna’nın, Bahmut kuşatmasıyla hızlanan acil mühimmat ihtiyacını karşılamak için bir mali plan izleyecek.

Uzmanların tahminlerine göre, Ukrayna’da Rusya her gün, “Avrupa’nın aylık üretimine eşdeğer” mühimmat ateşliyor. Ukrayna Savunma Bakanlığı, AB’li bakanlara özellikle Caesar toplarının ateşlediği 155 milimetrelik top mermisi ihtiyacı olduğunu bildirdi.

AB Savunma ve Dış İlişkiler Yüksek Komiseri Josep Borrell, bakanlara bu sabah, “Ukrayna’dan gelen acil taleplere hızlı bir şekilde yanıt vermek için hazırladıkları üç aşamalı bir eylem planını sunacak. Bu plana göre, önce, AB ülkelerinin ulusal stoklarda halen var olan mermilerin derhal teslim edilmesi. Ardından, ulusal sözleşmeler yerine Avrupa’nın Avrupalı üreticilerden toplu alım yapması. Bu toplu pazarlıkla, “hem Kiev’in ihtiyaçlarının karşılanması hem de aynı zamanda üye devletlerin stoklarını yenilenmesi”. Ve son olarak, top mermisi üretimini artırılması planını uygulamaya koymak.

Bunun için AB Komisyonu İç Pazardan sorumlu komiseri Therry Breton, Avrupa’daki silah kapasitelerinin bir haritasını çıkardı. Buna göre, “AB’ye üye 11 ülkede, 155 milimetre top mermisi üreten 15; Sovyet dönemi topçu sistemleri tarafından kullanılan 152 milimetrelik top mermisi üreten ise 3 şirket var.

“Avrupa savaş ekonomisine geçmeli”

Josep Borrell, yüksek yoğunluklu bir çatışmanın ihtiyaçlarını karşılamak için organize olmaktan hala çok uzak olan Avrupa savunmasını “savaş ekonomisi” aşamasına geçirmeyi amaçlayan, yani daha fazla ve daha hızlı üretime destek verilmesini hedefleyen önerilerini savunma bakanlarının tartışmasına açacak.

Borrell, Kiev’e 250 bin adet 155 milimetrelik top mermisinin teslimatını finanse etmek için, Avrupa Barış Aracı fonlarından 1 milyar Euro ayrılmasını öneriyor. Plan, AB’li banka ve özel fonların da Avrupa’nın savunma ve güvenlik çabalarına katkıda bulunması ve bunun için Avrupa Yatırım Bankası’nın harekete geçirilmesini de içeriyor.

Savunma Bakanları resmi olmayan toplantıda, Avrupa savunmasını ilgilendiren güncel konuları da görüşecek. Toplantı, BM ve NATO temsilcilerinin de katıldığı çalışma yemeğiyle son bulacak.

(Arzu Çakır / VOA Türkçe)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Üniversiteler Kadın Öğrenciler Olmadan Açıldı

Taliban yönetimindeki Afganistan’da aralık ayında kadınların üniversiteye gitmesinin yasaklanmasının ardından, üniversiteler kış tatilinin ardından kadın öğrenciler olmadan açıldı.

Taliban Yüksek Eğitim Bakanı, yazılı bir açıklamayla kadınların üniversiteye gitmesini yasaklamıştı. Taliban böylece Afganistan’da yönetimi ele geçirdikleri 2021’de kadınların eğitimine izin veren politikalarını iptal etmişti.

Bu süre içinde kadınlar buna benzer çeşitli diğer kısıtlamalarla da karşı karşıya kaldı. Birçok lise kapılarını kız öğrencilere kapattı.

Taliban yetkilileri bu müdahalelerin geçici olduğunu söylüyor. Yetkililer, kıyafet kurallarının ihlali, bütçe eksikliği ve müfredatın yeniden şekillendirilmesi ihtiyacı gibi çeşitli gerekçeleri sıralıyor.

Üniversitelerin büyük bir kısmı ise halihazırda kadın ve erkekleri ayırmak gibi önlemlerin alındığını belirtiliyor.

Ülkede kadınların haklarına yönelik çeşitli protestolar düzenleniyor ancak Taliban bunların büyük bir kısmını engelliyor. Taliban, Salı günü Birleşmiş Milletler (BM) ofisinin önünde düzenlenen küçük bir gösteriyi dağıttı.

Sosyal medyada ise Kabil Üniversitesi’nin önünde oturarak kitap okuyan bir grup kadın öğrencinin fotoğrafları paylaşıldı.

Taliban’ın kadınlara yönelik kısıtlamaları uluslararası tepkilere de neden oldu. Bu hafta yayımlanan bir BM raporu, kısıtlamaların insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini söylüyor.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Kuzey Kore’den ABD’ye “Savaş İlanı” Uyarısı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong, ABD’nin Kuzey Kore’nin stratejik silah denemelerine karşı askeri güç kullanmasını, “savaş ilanı” olarak görecekleri uyarısında bulundu.

ABD ve Güney Kore, bölgede önümüzdeki hafta başlayacak ve 10 gün sürecek “Özgürlük Kalkanı” adlı geniş kapsamlı bir askeri tatbikat düzenleyecek.

Kuzey Kore, kendi füze denemeleri sırasında herhangi bir test füzesinin vurulmasına yönelik herhangi bir girişimin savaş ilanı sayılacağını açıkladı. Pyongyang bir kez daha ABD ve Güney Kore’nin bölgede yaptığı askeri tatbikatların tansiyonu yükselttiğini dile getirdi.

Açıklama, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong tarafından yapıldı. Devlete bağlı medya kanalı KCNA’in yayınladığı açıklamasında Jong, ABD’nin Kuzey Kore’nin stratejik silah denemelerine karşı askeri güç kullanmasını, “savaş ilanı” olarak görecekleri uyarısında bulundu.

Jong ayrıca Kuzey Kore’nin Pasifik Okyanusu’na daha fazla füze fırlatabileceğinin de işaretini verdi. Bugüne kadar ABD ya da müttefik ülkeler, bu füze denemeleri Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olmasına karşın Kuzey Kore’nin herhangi bir füzesini hedef almadı.

Ancak Kuzey Kore’nin Japonya üzerinden geçecek daha fazla füze denemesi yapabileceğini açıklamasının ardından, bu sorun yeniden gündeme geldi.

Kim Yo Jong açıklamasında “Pasifik Okyanusu ABD ve Japonya’nın hegemonyasında değildir” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, Kuzey Kore’nin Pasifik Okyanusu’nu bir atış talim alanı haline getirmesinin, teknik anlamda daha da fazla ilerleme kaydetmesine neden olacağını belirtiyorlar.

ABD tatbikat için B-52 bombardıman uçaklarını yolladı

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir başka açıklamada da ABD’yi Güney Kore ile saha tatbikatları planlayarak ve dün bir B-52 bombardıman uçağıyla ortak hava tatbikatı yaparak, durumu “kötüleştirmekle” suçladı.

Bu açıklamaya Güney Kore’den karşılık geldi. Kuzey ile ilişkileri yürüten Güney Kore Birleşme Bakanlığı, Pyongyang’ın “pervasızca nükleer silah ve füze geliştirmesinin” kötüleşen durumun sorumlusu olduğunu bildirdi.

ABD, Seul’le düzenlenen ortak askeri tatbikata Güney Kore savaş uçaklarının yanında B-52 ağır bombardıman uçağı konuşlandırdı. Güney Kore Savunma Bakanlığı, bu tatbikatın Kuzey Kore’nin tehditlerine karşı bir güç gösterisi olduğunu belirtti.

ABD ve Güney Kore, bölgede önümüzdeki hafta başlayacak ve 10 gün sürecek “Özgürlük Kalkanı” adlı geniş kapsamlı bir askeri tatbikat düzenleyecek.

Yonhap haber ajansı da bugün, ABD ve Güney Kore savaş uçaklarının Kuzey Kore’den gelecek bir tehdide karşı hızlı kalkış denemeleri yaptığını duyurdu.

Kuzey Kore ordusu da kendi sınırları yakınında bugün 30 kadar top atışı yapıldığını açıkladı ve “provokatif eylemler” olarak adlandırdığı eylemlerin derhal durdurulmasını talep etti. Güney Kore yönetimiyse bu iddiayı reddetti.

ABD’nin 1950 ile 1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’ndan sonra Güney Kore’de hala 28 bin 500 askeri bulunuyor. Güney ve Kuzey Kore arasında ateşkesle sonuçlanan savaşın ardından bir barış anlaşması imzalanmadığı için, iki ülke teknik olarak halen daha savaş halinde görünüyorlar.

Paylaşın

BM’den Afganistan’daki İnsan Hakları İhlallerine Dikkat Çeken Rapor

Birleşmiş Milletler (BM), Taliban’ın 15 Ağustos 2021’de yönetimi ele geçirdiği Afganistan’daki insan hakları ihlallerine dikkat çeken bir rapor hazırladı. Raporda, Taliban’ın kadın ve kız çocuklarına yönelik muamelesinin “insanlığa karşı suç teşkil edebileceği” uyarısı yapıldı.

Birleşmiş Milletler (BM), Afganistan İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Bennett’in, Temmuz-Aralık 2022 dönemini kapsayan raporu, Cenevre’deki İnsan Hakları Konseyi’nde sunuldu.

Bennett, belgede, “Taliban’ın kadın ve kız çocuklarına yönelik muamelesinin insanlığa karşı işlenen bir suç olan toplumsal cinsiyet zulmü anlamına gelebileceğini” kaydetti.

Uluslararası toplum, Afganistan’da 2021’de iktidara gelen Taliban’ın, kadınların lise ve üniversiteye gidebilmeleri de dahil olmak üzere özgürlüklerini ve haklarını büyük ölçüde kısıtladığı eleştirisi yapıyor.

Bennett, “Taliban’ın politikası, kadınların ve kız çocuklarının insan haklarını reddetmek ve onları kamusal yaşamdan silmektir” dedi.

İnsan Hakları Konseyi’nin Taliban’a güçlü mesaj vermesi gerektiğini belirten Bennett, “Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik kısıtlamalar, tüm nüfus üzerinde yıkıcı ve uzun vadeli bir etkiye sahip. Bu cinsiyet ayrımcılığıyla eşdeğerdir” ifadelerini kullandı.

Taliban daha önce, kadın haklarına saygı duyduklarını ve gelecekte kız çocukları için belirli koşullar oluşturduktan sonra okul açmayı planladıklarını söylemişti.

Üniversiteler kız öğrenciler olmadan eğitime başladı

Bu arada Afganistan genelinde kış ayları nedeniyle derslere ara verilen üniversiteler kız öğrenciler olmadan yeni eğitim ve öğretim dönemine başladı.

Taliban geçici hükümetinin Yüksek Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamada, tüm üniversitelerin bugünden itibaren eğitime başladığı duyuruldu.

Böylece aralık ayında, Taliban geçici hükümetinin kız öğrencilerin üniversitelerde eğitim almasını yasaklamasının ardından ülke çapındaki üniversiteler ilk defa kız öğrenciler olmadan kapılarını açtı.

Sabah saatlerinden itibaren üniversitelerin erkek öğrencileri sınıflardaki yerini aldı. Kampüs önlerinde toplanan küçük gruplar halindeki kız öğrencilerin içeri girmesine ise izin verilmedi.

Bazı kız öğrenciler sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarda kızların eğitim alacağı ana kadar erkek öğrencilerin üniversitelerdeki eğitimi protesto edip derslere katılmamasını istedi.

Bu çağrıya uyan ülkenin kuzeyindeki Belh Üniversitesinden bir grup erkek öğrenci dersleri boykot edeceklerini duyurdu.

Eğitim ve çalışma hayatında kısıtlamalar

15 Ağustos 2021’de Taliban’ın Afganistan yönetimine gelmesiyle kadınların çalışması ve kızların eğitim almasına yönelik ciddi kısıtlamalar getirildi.

Kızların önce ortaokul ve liselerde, geçen aralık ayında ise üniversitelerde eğitim alması engellendi. Yine aralık ayında Afgan kadınların yerel ve yabancı sivil toplum kuruluşlarında çalışması da askıya alındı.

Afgan kadınlarına “örtünme zorunluluğu” getirilirken, kadınların spor salonları, park ve bahçeler gibi sosyal mekanlara da girişi yasaklandı.

Taliban yetkilileri ise, yasakların ardındaki nedeni “örtünme kurallarına uygun bir biçimde riayet edilmemesi” olarak gerekçelendirdi.

Yetkililer, yasakların “geçici” nitelikte olduğunu söylemesine karşın, şu an kadar kadınlara yönelik getirilen kısıtlamalarda herhangi bir iyileşme görülmedi.

Söz konusu alandaki kısıtlamalar uluslararası toplumdan da büyük tepki topluyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın