Myanmar’da Yeni Seçim Yasası: 40 Siyasi Parti Kapatıldı

Myanmar’da muhalif grupların ordunun tercih ettiği adaylara karşı mücadele vermesini zorlaştırmak amacıyla getirilen yeni seçim yasası kapsamında aralarında devrik lider Aung San Suu Çii’nin partisi NLD’nin de bulunduğu 40 siyasi parti kapatıldı.

Şubat 2021’de ordu, seçilen tüm milletvekillerinin parlamentodaki yerlerini almalarını engellemiş ve Suu Çii hükümetinin ve partisinin üst düzey üyelerini gözaltına alarak iktidarı ele geçirmişti.

Ordunun yönetime el koyması yaygın bir halk muhalefetiyle karşılaştı. Barışçıl gösterilerin ölümcül güç kullanılarak bastırılmasının ardından pek çok askeri yönetim karşıtı silaha sarıldı ve ülkenin büyük bir bölümünde çatışmalar devam ediyor.

Myanmar’da cunta yönetimi, aralarında devrik lider Aung San Suu Çii’nin partisi Ulusal Demokrasi Birliği’nin (NLD) de bulunduğu 40 siyasi partiyi kapattı.

Kapatma kararı, askeri hükümetin ocak ayında, muhalif grupların ordunun tercih ettiği adaylara karşı ciddi bir mücadele vermesini zorlaştırmak amacıyla getirdiği yeni bir siyasi parti tescil yasasına dayanıyor.

Yasa, asgari üye sayısı, aday ve ofis sayısı gibi, ordunun ve yandaşlarının desteğini almayan herhangi bir partinin, özellikle de baskıcı siyasi atmosferde, yerine getirmekte zorlanacağı koşullar getiriyor.

Yeni seçim yasası, mevcut siyasi partilerin 28 Mart’a kadar seçim komisyonuna kayıt için yeniden başvurmalarını gerektiriyor. Bu bağlamda 2020 seçimlerinde yarışan 90 partiden 50’sinin kayıt yaptırdığı, 40 partinin ise yaptırmadığını gösteren bir liste yayınlandı.

Yasaya göre listede kayıt yaptırmadığı görülen partiler bugün itibarıyla kapatıldı. Kapatma kararı, darbeyle göreve gelen askeri yönetimin muhaliflerini etkisiz hale getirmek için attığı önemli bir adım olarak görülüyor.

NLD seçimlerin özgür ve adil olmayacağı görüşünde

Ordu tarafından devrilmeden önce 2015’ten 2021’e kadar Myanmar’ı parlamento’da ezici bir çoğunlukla yöneten NLD de kapatılan 40 parti arasında bulunuyor.

NLD üyeleri, “tutuklama ve işkencelerin sürdüğü” askeri yönetim altında seçimlerin özgür ve adil olacağına dair verilen vaatlerin inandırıcı bulmadıkları için seçimlere kayıt yaptırmayacağını açıklamıştı. Partinin lideri Suu Çii dahil çok sayıda üyesi tutuklu durumda.

NLD Merkez Çalışma Komitesi üyesi Kyaw Htwe yaptığı açıklamada partinin varlığının ordunun kararına bağlı olmadığını ve “halk desteklediği sürece var olacağını” söyledi ve partinin, halkın emanet ettiği sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Yeni seçimlerin temmuz ayı sonuna kadar yapılması bekleniyordu, ancak ordu güvenliğin sağlanamadığı gerekçesiyle şubat ayında olağanüstü halin altı ay uzatıldığını açıklayarak seçim için olası tarihini erteledi. Yaygın bir silahlı direnişle karşı karşıya olan askeri yönetim, ülkenin büyük bir bölümünü kontrol etmekte zorlanıyor.

1988 yılında askeri yönetime karşı başarısız bir ayaklanmanın ardından kurulan NLD, Kasım 2020 seçimlerinde ezici bir zafer kazanmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Demokrasi Zirvesi’ne Neden Davet Edilmedi? Beyaz Saray’dan Açıklama

NATO üyeleri Türkiye ve Macaristan’ın Demokrasi Zirvesi’ne neden davet edilmediği ile ilgili soruyu yanıtlayan Beyaz Saray sözcülerinden John Kirby, davetli listesi ile ilgili kararların, ülkelerin demokratik kurumları, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve medya özgürlüğünü destekleme iradesine göre alındığını söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, günlük basın toplantısında resmen yarın başlayacak olan Demokrasi Zirvesi ile ilgili bilgi verdi.

John Kirby, ‘’Zirve ABD ve NATO’nun, özellikle Ukrayna konusunda birlik olunmasını istediği bir döneme denk geliyor. Acaba bu iki müttefikin davet edilmemesinin bir nedeni var mı ve NATO birliğinin önemi göz önünde bulundurulduğunda olası tepkileri konusunda bir endişe mevcut mu?’’ sorusunu yanıtladı.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre Kirby, iki NATO müttefikiyle ilişkileri ilerletme ve güçlendirme konusunda son derece kararlı olduklarını, ortak kaygı ve menfaatleri ilgilendiren pek çok farklı konuda birlikte çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Ancak aynı zamanda demokratik kurumları, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve medya özgürlüğünü desteklemeye kararlı olduklarını vurgulayan Kirby, ‘’Ülkelerin zirve listesine eklenip eklenmemesine ilişkin kararlar tüm bunlar göz önünde bulundurularak alındı. 2023’te yeni davet edilen ülkeler, zirvenin temalarını destekleme konusunda açık bir siyasi irade sergilemektedir’’ dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Demokrasi ve İnsan Hakları Direktörü Robert Berschinski, geçen haftaki zirve brifinginde, “Türkiye, ABD’nin önemli bir NATO müttefiki ve son derece önemli bir ortağı olmaya devam ediyor. Ancak Türkiye’nin ikinci Demokrasi Zirvesi’ne davet edilmediğini sizin için teyit edebilirim’’ ifadelerini kullanılmıştı.

Türkiye gibi 2021’deki zirveye davet edilmeyen Macaristan da Başbakan Viktor Orban yönetiminde demokratik gerilemelerin yanısıra Rusya ile olan yakın ilişkileri nedeniyle, Avrupa Birliği ve NATO’dan uzaklaşmış durumda.

Bazı yorumculara göre Batı’nın Rusya’ya karşı stratejisini desteklemek için iki ülkeye de ihtiyaç duyan Washington’un buna rağmen davette bulunmaması, Türkiye ve Macaristan’daki demokratik gerilemenin derecesine ilişkin artan endişeyi yansıtıyor.

Paylaşın

Çin’den 22 Ülkeye 240 Milyar Dolar Kredi

Çin son 20 yılda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkeye 240 milyar dolar kredi sağladı. IMF ve ABD’nin sağladığı kredilere oranla Çin’in kredilerinin hacimsel olarak daha az olmakla birlikte son yıllarda önemli artış görüldüğüne işaret edildi.

Çin’in son 20 yıl içinde verdiği dış kredilerde özellikle 2016 ila 2021 yılları arasında büyük artış görülürken, son 20 yıldaki kredilerin yüzde 80’inin bu dönemde verildiği belirlendi.

Çin son 20 yıl içinde kalkınmakta olan 22 ülkeye 240 milyar dolar tutarında kredi sağladı. Dünya Bankası, Harvard Kennedy Okulu, AidData ve Küresel Ekonomi İçin Kiel Enstitüsü tarafından kaleme alınan 40 sayfalık rapor, ilginç saptamaları ve uyarıları içeriyor.

Buna göre Çin’in son 20 yıl içinde verdiği dış kredilerde özellikle 2016 ila 2021 yılları arasında büyük artış görülürken, son 20 yıldaki kredilerin yüzde 80’inin bu dönemde verildiği belirlendi.

Rapora göre kredilerin önemli bir kısmı, Çin’in Yeni İpek Yolları projesi üzerinde yer alan Arjantin, Moğolistan, Mısır, Pakistan Sri Lanka ve Türkiye gibi ülkelere gitti.

Raporda, Çin’in krediyi kullanan ülkelerin temerrüde düşmekten kaçınmasına ve en azından kısa vadede kredilerini geri ödemeye devam etmesine yardımcı olan bir sistem geliştirdiği bildirildi.

Raporda, IMF ve ABD’nin sağladığı kredilere oranla Çin’in kredilerinin hacimsel olarak daha az olmakla birlikte son yıllarda önemli artış görüldüğüne işaret edildi.

Çin’in 150’den fazla ülkenin katılmasını öngördüğü bu proje, uluslararası alanda yoksul ülkelere yüklediği tehlikeli borç nedeniyle ciddi eleştiri konusu oluyor.

Çin hükümeti salı günü konuyla ilgili eleştirileri reddetti ve bunun “Çin’in borç tuzağı olduğu”, “kredilerin şeffaf olmadığı” suçlamasını getirenleri “Çin’i karalamakla” suçladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, “Çin hiç kimseyi borç almaya zorlamadı, hiçbir ülkeyi ödemeye zorlamadı, kredi anlaşmalarına siyasi koşul koymadı ve bu sistemde siyasi çıkar yok.” diyerek suçlamaları reddetti.

AFP’ye göre, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve salgının getirdiği olumsuz etkiler kredi alan ülkelerin bir bölümünde bunları geri ödemeyi sorun haline getirdi.

Raporda, Çin’in kurtarma kredilerinin neredeyse tamamı düşük ve orta gelirli Kuşak ve Yol ülkeleri için olduğu belirtilirken, bu ülkelerin Çin bankalarına önemli borçları olduğu kaydedildi.

IMF bu tür kredilere yüzde 2 faiz karşılığı verirken, Çin’in ise ortalama yüzde 5’lik faiz karşılığı verdiği bildiridi.

Asya ile Avrupa arasında önemli ticaret hattı olan İpek Yolu’nun modern versiyonu ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ karadan ve denizden olmak üzere üç kıta arasında çifte koridor oluşturacak.

Girişimin arkasında bulunan Çin, 1 trilyon dolarlık projenin Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki ticari kanalları açmayı hedeflediğini savunuyor.

Pekin’i samimi bulmayıp Yeni İpek Yolu’nun arkasında farklı jeopolitik amaçlar olabileceğini savunanlar da var.

Projeyi eleştirenler, kredi ile gelişmekte olan ülkelerin borçlandırılmasını, ihalelerin Çin firmalar üzerinden yürütülmesini ve şeffaflık sorununu tepkilerine gerekçe olarak gösteriyor.

Yeni İpek Yolu ile mevcut lojistik imkanlarla bile ulaşılması zor noktalara gidilmesi hedefleniyor. Dev proje kara üzerinden olan hatta ‘kuşak’, deniz üzerinden olan güzergaha ise ‘yol’ dendiğinden ‘Kuşak ve Yol’ adını taşıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi de her fırsatta projenin, parasal dolaşımın arttırılması, karayolu bağlantılarını geliştirme, engelsiz ticareti teşvik etmek, politika iletişimini hızlandırmak ve insanlar ve toplumlar arasındaki anlayışı artırmak gibi 5 ilkesi olduğunu dile getiriyor.

Yeni İpek Yolu’nun hedefi ne?

2013’te projeyi duyuran Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in aktardığı verilere göre ‘ekonomik kemer’ adı verilen demiryolu hattının çevresi 3 milyar kişiye ev sahipliği yapıyor. Hat bu sebepten dolayı dünyanın en büyük ‘ekonomik piyasası’ olarak görülüyor.

Temelde Asya, Afrika ve Avrupa’yı birbirine bağlamayı hedefleyen “Kuşak ve Yol” girişimi kara yolları, demir yolları, limanlar ve enerji nakil hatlarını içeren milyarlarca dolarlık altyapı yatırım projelerini kapsıyor.

Proje ilk açıklandığında hayata geçirilebilmesi için onlarca ülkeye 8 trilyon dolar kredi vereceğini duyuran Çin yönetimi bazı kurumlara projenin ilk yıllarında çoktan milyar dolarlar hibe etti:

Hibeler dışında İpek Yolu’nun altyapısı için şu ana kadar 200 milyar doların üzerinde harcama yapan Pekin’in dev projesinin maliyetinin 2027’ye kadar 1,3 trilyon doları bulacağı tahmin ediliyor. Çin’e göre yaklaşık 150 ülke projeye ilgi gösteriyor. Batılı uzmanlar ise bunun 70’i geçmeyeceği görüşünde.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Okula Silahlı Saldırı: Saldırgan Dahil 7 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tennessee eyaletine bağlı Nashville kentinde yer alan özel bir Katolik ilkokulu olan Convenant School düzenlenen silahlı saldırıda, saldırgan dahil yedi kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Haber Merkezi / Nashville polisi, genç bir kadın olarak tanımladığı silahlı saldırganın çıkan çatışmada öldüğünü bildirdi. Polis, kurbanları ve zanlıyı tespit etmek için çalışmalarını sürdürüyor.

2001 yılında kurulan Covenant School, Nashville’deki Covenant Presbiteryen Kilisesi’nin bir kurumu. İnternet sitesine göre okulun 200 öğrencisi var. Okul ana sınıfından 6’ncı sınıfa kadar eğitim veriyor.

Saldırı ülkenin dört bir yanında, geçen yıl Teksas eyaletinin Uvalde kentindeki bir ilkokulda meydana gelen katliam dahil okullarda yaşanan bir dizi şiddet olayının ardından geldi.

Son olarak Virginia’da bir birinci sınıf öğrencisi öğretmenini silahla vurarak yaralamış ve geçen hafta Denver’daki bir silahlı saldırıda da iki okul yöneticisi yaralanmıştı.

Education Week tarafından derlenen verilere göre, ABD’de 2023 yılında 23 Mart tarihine kadar ölüm veya yaralanmayla sonuçlanan 12 okul silahlı saldırısı gerçekleşti.

Paylaşın

Humza Yousaf, İskoçya’nın İlk Müslüman Başbakanı Olacak

Humza Yousaf, Birleşik Krallık’a bağlı dört ülkeden biri olan, yaklaşık 5,5 milyon nüfuslu İskoçya’da hükümet başkanlığına seçildi. İskoçya’nın ilk Müslüman başbakanı olan Yousaf, tüm İskoçların başbakanı olacağını belirtti.

Humza Yousaf’ın partisi İskoç Ulusal Partisi (SNP) İskoçya’nın Büyük Britanya’dan bağımsızlığını savunuyor.

İskoçya’da iktidardaki İskoç Ulusal Partisi’nden (SNP) Pazartesi günü yapılan açıklamada, üyelerin bölgesel sağlık bakanı Humza Yousaf’ı yeni parti lideri olarak seçtiği bildirildi. Parlamentoda çoğunluğa sahip SNP, “Birinci Bakan” olarak adlandırılan Başbakanlık makamını da elinde bulunduruyor. Yousaf, Salı günü (yarın) Edinburgh’daki bölgesel parlamentoda yapılacak oylama sonucunda resmen hükümet başkanı olacak.

İstifa eden eski Başbakan Sturgeon’un yerine parti genel başkanı seçilen 37 yaşındaki Yousaf‘ın, “yakın sırdaşı” olarak bilinen selefinin izlediği siyaseti sürdürmesi bekleniyor. Yousaf, Sturgeon’un istifasından sonra yapılan seçimde Maliye Bakanı Kate Forbes (32) ve eski kabine üyesi Ash Regan (49) ile yarışmıştı.

Edinburgh’da yaptığı açıklamada ülkesini “Birinci Bakan” olarak yönetebilmenin hayatının en büyük onuru olacağını blirten Yousaf, “Kendimi dünyanın en mutlu adamı gibi hissediyorum” dedi.

Birleşik Krallık’a bağlı dört ülkeden biri olan, yaklaşık 5,5 milyon nüfuslu İskoçya’da hükümet başkanlığına seçilen ilk Müslüman olan Yousaf, tüm İskoçların başbakanı olacağını belirtti. Yousaf’ın partisi SNP İskoçya’nın Büyük Britanya’dan bağımsızlığını savunuyor.

37 yaşındaki siyaset bilimci Humza Yousaf, nispeten genç olmasına rağmen hükümette şimdiye kadar üstlendiği görevler nedeniyle deneyim kazandı. Yousaf, Dışişleri Bakanı olarak görev yaptıktan sonra 2018’de Adalet Bakanlğı, 2021 yılında da Sağlık Bakanlığı yaptı. Ancak siyasi rakipleri ülkede sağlık hizmetlerinin kötü durumda olmasından kısmen onu sorumlu tutuyor.

Sturgeon 15 Şubat’ta sürpriz bir şekilde “Birinci Bakanlıktan” ve SNP liderliğinden istifa ettiğini açıklamıştı. 52 yaşındaki Sturgeon, Birleşik Krallık’ın en kuzeyinde yer alan İskoçya’nın ilk kadın başbakanıydı.

Bağımsızlık çabalarının sonu mu?

Birleşik Krallık’tan bağımsızlığı savunanların öncüsü olarak görülen Sturgeon’un istifası bağımsızlık hareketinin geleceği sorusunu da gündeme getirdi. Yousaf görevi devraldığı Sturgeon’un bu siyasetini sürdüreceğini açıklasa da işinin kolay olmayacağı değerlendiriliyor. İngiliz Yüksek Mahkemesi, bağımsızlık için yeni bir referandumun ancak Londra’daki merkezi hükümetin onayıyla mümkün olacağına hükmetmişti. Ancak merkezi hükümet böyle bir adımı kesinlikle reddediyor. Kamuoyu yoklamalarında da bağımsızlığa verilen destek Sturgeon’un istifasının ardından düştü.

Yousaf’ın önündeki bir diğer muhtemel engel de Sturgeon’un kendi saflarındaki direnişe rağmen kabul ettirdiği liberal cinsiyet yasa tasarısı olacak. Söz konusu tasarı, cinsiyet değişikliği için ön koşul olan sağlık raporu zorunluluğunun kaldırılmasını öngörüyor. Ayrıca başvuru yaşı da 18’den 16’ya düşürülecek. İngiliz hükümeti ise öneriyi engelliyor. Yousaf, Londra’nın vetosuna karşı yasal yollara başvurma sözü verdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna’ya Silah Desteği ABD’nin Füze Ve Cephane Stoklarını Tüketti

Rusya’nın bölgesel bir operasyon olarak adlandırdığı Ukrayna’nın ise ‘Batı’lı güçlerin desteğiyle devam ettirdiği savaşın bir yılı geride kalırken, Ukrayna’ya silah desteği sağlayan ABD’nin füze ve cephane stoklarını tüketti yazıldı.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden The New York Times’ın haberine göre, ABD’nin Ukrayna’ya gönderdiği Stingerlar kadar yeni füze üretmesi 13 yıl sürecek. Benzer şekilde, Javelin füze sistemlerinin savaştan önceki stok seviyesine gelmesinin de en az 5 yıl alacağı hesaplandı.

Mühimmat üretiminde yaşanan sıkıntılar ve eksikliklerin savunma sanayi profesyonelleri arasında da endişe yarattığı ifade edildi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi tarafından yayınlanan bir raporda, “Bu bir kriz olabilir. Ön cephe hareketsiz bir hale gelmişken, toplar en önemli savaş silahına dönüştü. Ukrayna asla 155 milimetrelik mühimmattan mahrum kalmaz ama top birlikleri sadece öncelikli hedeflere ateş etmek zorunda kalabilir” ifadelerine yer verildi.

Biden yönetimi mart başında Savunma Bakanlığı için 842 milyar dolarlık rekor bütçe önermiş ve bu bütçenin 19,2 milyar dolarının üretim tesislerini yenilemek ve füze üretimini artırmak için kullanılacağını belirtmişti.

ABD’nin bir ayda ürettiği, Ukrayna’da 48 saatte tükeniyor

ABD elindeki mevcut kapasiteyle bir ayda 155 milimetrelik 14 bin top mermisi üretebilirken, Ukrayna güçleri bu sayıda mermiyi 48 saat içinde tüketiyor. ABD’li yetkililer ocak ayında bir öneri sunmuş ve talebi karşılayabilmek için üretim kapasitesinin günde 90 bin mermiye kadar çıkarılmasına karar verilmişti. Ancak bu rakamın 2025’e kadar yakalanması beklenmiyor.

Konuyla ilgili geçen aralıkta Dış Politika Araştırma Enstitüsü (Foreign Policy Research Institute) için bir makale yazan savunma uzmanları Michael Kofman ve Rob Lee, “Mühimmat erişimi, 2023’te savaşın gidişatını belirleyecek en önemli ve tek faktör olabilir” ifadelerini kullanmıştı.

Daha önce Körfez Savaşı gibi yüksek yoğunluklu ve kısa süreli ya da Afganistan Savaşı gibi düşük yoğunluklu ve uzun süreli çatışmalarda bulunan Amerika Birleşik Devletleri bu savaşlarda cephane sıkıntısı yaşamamıştı. Bu savaşların yoğunluğu ve süresi, ABD’nin stoklarını ihtiyaç duyduğu şekilde tazelemesine fırsat sunmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Putin: Belarus’a “Taktik Nükleer Silahlar” Konuşlandıracağız

Rusya devlet televizyonuna açıklama yapan Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus’a taktik nükleer silahlar konuşlandıracağını söyledi. Putin, Moskova’nın silahların kontrolünü Minsk yönetimine bırakmayacağını da sözlerine ekledi.

Haber Merkezi / Vladimir Putin, söz konusu hamlenin nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmalarını ihlal etmeyeceğini söylerken; ABD’nin de silahlarını Avrupa ülkelerinde konuşlandırdığını hatırlattı.

Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun Belarus’ta taktik nükleer silah konuşlandırma meselesini uzun süredir gündeme getirdiğini söyledi.

“Burada da olağan dışı bir şey yok” diyen Putin şunları söyledi: ABD bunu onlarca yıldır yapıyor. Taktik nükleer silahlarını müttefik ülkelerinin topraklarında uzun süredir konuşlandırıyor.

Bu hareketle birlikte Moskova, 1990’ların ortasından bu yana ilk kez yurt dışında nükleer silaha sahip olacak.

Sovyetler Birliği’nin 1991’deki çöküşüyle beraber silahlar Rusya, Ukrayna, Belarus ve Kazakistan olmak üzere dört yeni bağımsız ülkeye nakledilmişti. Tüm savaş başlıklarının Rusya’ya transferi 1996’da tamamlandı.

Belarus hükümeti, Kremlin’in sıkı bir müttefiki ve aynı zamanda Ukrayna işgalini de destekliyor.

Rusya, gelecek hafta itibarıyla silahları kullanabilecek personelin eğitimine başlayacak. Putin, Belarus’ta taktik nükleer silahlar için kurulacak depolama tesisi inşaatının da 1 Temmuz’a kadar tamamlanacağını söyledi.

Putin, nükleer silahları kullanmak için kullanılabilecek İskender taktik füze sisteminin Belarus’a transfer edildiğini söyledi.

Silahların ne zaman gönderileceğini belirtmedi.

Ukrayna BM’yi acil toplantıya çağırdı

Ukrayna Rusya’nın Belarus’a taktik nükleer silah konuşlandırma planını kınayarak, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyini acil toplantıya çağırdı.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Rusya’nın hareketi “başka bir provakatif adım” olarak nitelendirilerek Moskova’nın “uluslararası güvenlik sistemini külliyen tehlikeye attığı” vurgulandı.

Açıklamada “Rusya bir kez daha, bir tehdit ve aşağılama aracı değil de caydırıcılık ve savaşı engelleme aracı olarak nükleer silahlara sorumlu şekilde hamilik yapmaya kronik kabiliyeti olmadığını gösterdi” denildi.

Ukrayna, Güvenlik Konseyi’nin toplanmasını talep ederek G7 ülkeleri ve Avrupa Birliği’nden (AB) Belarus’u Rus nükleer silahlarını kabul etmesi durumunda bunun sonuçları olacağı konusunda uyarmasını istedi.

NATO’dan Rusya’ya kınama

NATO, Putin’in açıklamasını kınadı. İttifaktan yapılan açıklamada Rusya’nın taktik nükleer silahları Belarus’a konuşlandırma planı “tehlikeli ve sorumsuz” olarak nitelendirildi.

NATO Sözcüsü Oana Lungescu, Batılı müttefiklerin “Rusya’nın nükleer duruşunda kendi duruşlarında değişikliğe gitmelerine neden olacak bir değişikliği henüz görmediklerini” söyledi.

Gerginlik tırmanıyor

Ukrayna Savaşı’nda gerginlik Batılı ülkelerin Kiev’e silah göndermesinden sonra tırmanıyor. Moskova da Ukrayna’nın askeri olarak silahsızlandırılması söyleminden komşu ülkede Batılı ülkeler ile topyekûn mücadele söylemine kaymaya başladı.

Taktik nükleer silahlar büyük şehirleri yok etmek için değil savaş alanında belirli taktik kazanımlar elde etmek için kullanılıyor. Rusya’nın sahip olduğu silah sayısı bilinmiyor.

Paylaşın

Tunus Açıklarında Göçmen Tekneleri Battı: En Az 29 Ölü

Tunus Sahil Güvenliği, Akdeniz üzerinden İtalya’ya ulaşmak isteyen göçmenleri taşıyan üç teknenin alabora olması sonucu en az 29 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Tunus son dönemde Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden Avrupa’da daha iyi bir hayat umuduyla Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışan göçmenlerin izlediği rotada Afrika’dan ayrılma noktası olarak Libya’nın yerini almış durumda.

Avrupa’ya ulaşmak için Afrika ülkelerinden yola çıkan göçmenlerin rotaları üzerinde bulunan Tunus kıyılarında son günlerde üst üste çok sayıda tekne alabora oldu.

Göçmen teknelerinin sayısının arttığı Sfaks kıyılarında son dört günde 5 tekne battı. Bu teknelerde bulunan göçmenlerden 67’si kaybolurken 29’unun cansız bedenine ulaşıldı.

Sfaks kıyılarında tekneleri alabora olan 5 kişi de Mahdia açıklarında sahil güvenlik ekipleri tarafından kurtarıldı.

Tunus sahil güvenlik ekipleri, sadece son dört günde İtalya’ya doğru yola çıkan 80 tekneyi durdurduklarını ve 3 binden fazla göçmeni gözetim altına aldıklarını açıkladı.

İtalya sahil güvenlik ekipleri de perşembe günü yaptıkları iki operasyonda 750 kişiyi kurtardıklarını duyurmuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre bu yıl İtalya’ya Tunus’tan 12 bin sığınmacı düzensiz geçiş yaptı. Geçen yıl aynı dönemde bu rakam bin 300 düzeyindeydi.

Aynı dönemde Tunus sahil güvenliği 14 bin göçmeni taşıyan onlarca teknenin denize açılmasına engel oldu. Geçen yıl bu sayının yaklaşık 3 bin olduğu kaydedildi.

İtalya’dan ekonomik yardım çağrısı

İtalya sahil güvenlik yetkilileri ise son iki kurtarma operasyonunda İtalya açıklarında 750 göçmenlerin kurtardıklarını duyurdu.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni Tunus’un finansal istikrarı göçmenlerin Avrupa’nın artan sığınmacı akını riski altında olduğunu söyledi. Meloni, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve bazı ülkelere Tunus’a yardım çağrısında bulundu.

Paylaşın

ABD İle İran Destekli Gruplar Arasında Suriye’de Çatışma: En Az 19 Ölü

Suriye’deki iç savaşı takip eden İngiltere merkezli Suriye Gözlemevi, ABD saldırılarında İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların kullandığı üslerin vurulduğunu ve 19 militanın öldüğünü kaydetti.

Gözlemevi, ABD saldırısında 3 Suriye askeri, 11 Şam hükümeti destekçisi Suriyeli savaşçı ve yine hükümet destekçisi yabancı 5 savaşçının öldüğünü belirtti. Öldürülen yabancı savaşçıların hangi ülkeden olduğuna dair net bilgi elde edilemedi.

Suriye’nin doğusunda 1 ABD sözleşmeli personelin öldüğü, 1 sözleşmeli personel ile 5 askerin de drone saldırısı sonucu yaralanmasının ardından çatışmalar sürüyor.

ABD askerlerinin, İran destekli militanları hedef aldığı saldırılarda can kaybı 19’a yükseldi. İran devlet televizyonu ise Tahran destekli grupların ABD üslerine yönelik saldırılarına ait görselleri paylaştı.

Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine destek veren İran’ın desteklediği gruplarla, bu ülkede başta Kürt gruplar olmak üzere muhaliflere arka çıkan ABD birlikleri arasında çıkan çatışmalar şiddetlendi.

Salı günü 1 ABD sözleşmeli personelin öldüğünü, 1 sözleşmeli personel ile 5 askerin de drone saldırısı sonucu yaralanmasının ardından bölge bir kez daha hareketlendi.

ABD savaş uçakları, Suriye’nin doğusunda Deyrizor ili ve ona bağlı Elbukemal ve Meyadin ilçesinde, İran destekli gruplara ait askeri noktalara hava saldırısı düzenledi.

İngiltere merkezli Suriye Gözlemevi, ABD saldırılarında İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların kullandığı üslerin vurulduğunu ve 19 militanın öldüğünü kaydetti.

Suriye’deki iç savaşı takip eden gözlemevi, ABD saldırısında 3 Suriye askeri, 11 Şam hükümeti destekçisi Suriyeli savaşçı ve yine hükümet destekçisi yabancı 5 savaşçının öldüğünü belirtti.  Öldürülen yabancı savaşçıların hangi ülkeden olduğuna dair net bilgi elde edilemedi.

İran devlet televizyonu görsel yayınladı

İran devlet televizyonu İRNA, Deyrizor’da İran destekli yabancı grupların varlık gösterdiği bölgelerden ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer petrol ve Kuniko gaz sahalarına düzenlenen roket saldırılarının fotoğraflarını yayınladı.

Sabah saatlerinden bu yana İran destekli terörist guruplar, ABD askerlerinin konuşlandığı Ömer petrol ve Kuniko gaz tesislerine İHA ve roketlerle saldırı düzenliyor.

Pentagon Sözcüsü Ryder, günlük basın toplantısında, yerel saatle dün 08.05 sularında Deyrizor’da ABD tarafından Yeşil Köy olarak adlandırılan üsse 10 roket saldırısı düzenlendiğini açıklamıştı.

ABD Savunma Bakanlığı da söz konusu saldırıda 1 sözleşmeli personelin öldüğünü, 1 sözleşmeli personel ile 5 ABD askerinin yaralandığını duyurmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Suriye Ordusu İle Heyet Tahrir Şam Arasında Çatışma: 10 Ölü

Suriye ordusu ile El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) arasında çıkan çatışmada 10 kişi hayatını kaybetti. Çatışmada HTŞ’den 10, Suriye güçlerinden ise 6 kişi de yaralandı.

Suriye’nin kuzeyindeki Halep vilayetinde Suriye ordusu ve El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütü arasında çıkan çatışmalarda 10 kişi öldü.

Rûdaw’ın aktardığına göre, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Halep’te çıkan çatışmalarda beş Suriye Ordusu askeri ile beş HTŞ mensubunun öldüğünü duyurdu.

İngiltere merkezli SOHR’nin paylaştığı bilgilere göre, Suriye güçleri ile diğer silahlı gruplarla birlikte İdlib’in yaklaşık yarısını kontrol eden HTŞ arasında başta Halep olmak üzere komşu vilayetlere yakın noktalarda gerçekleşen çatışmada, HTŞ’den 10, Suriye güçlerinden altı kişi de yaralandı.

Gözlemevi’ne göre, çatışmaların ardından Suriye ordusu, Halep’in batı kırsalındaki Atarib kentini top atışlarıyla vurdu. Atışların sonucunda siviller yaralandı.

Gözlemevi Direktörü Rami Abdel Rahman, ‘Türkiye ve Suriye arasındaki yakınlaşmanın ardından HTŞ’nin Suriye ordusunun İdlib’deki mevzilerini bombalamayı yoğunlaştırdığını’ söyledi.

Suriye iç çatışmaları

Suriye ordusu, Suriye hükûmeti ve Suriye’deki iç isyancılar arasında başlayan, sonrasında Irak ve Şam İslam Devleti, El Nusra ve bazı Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani gruplarda katılmıştır.

Son dönemde ise Rusya, İran, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ve İsrail gibi dış güçlerin de sınırlı ve düzenli olarak dâhil olduğu çatışmalardır.

Paylaşın