Adrenalin (Epinefrin) Nedir?

Bazı kaynaklarda ismi Epinefrin olarak da geçen Adrenalin, vücutta böbreküstü bezlerinden beyinde ise beyin sapı civarında bazı nöronlardan salgılanan bir tür hormondur.

Bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

Vücutta doğal olarak üretilirken dışarıdan ilaç olarak da verilebilir.

Adrenalin hormonunun tıp alanında tedavi amaçlı uygulandığı alanlar:

Bazı sebeplerden dolayı durmuş olan kalbe, adrenalin tedavisi uygulanmaktadır. İlk önce göğüs duvarından uzun bir iğne yardımıyla kalp karıncığı denilen boşluğa girilir ve buraya adrenalin zerk edilir. Bu yöntem sayesinde duran bir kalp yeniden çalıştırılabilir.

Adrenalin hormonu ameliyatlar sırasında da kullanılır. Ameliyat sırasında, operasyon yapılan bölgede yer alan damarlara adrenalin damlatılır ve damarların büzülmesi sağlanır. Aynı zamanda bu işlem kan kaybının azalmasına da neden olmaktadır.

Bu hormon, bölgesel anestezik bazlı maddelere belli bir oranda katılır ve böylece uyuşma daha fazla devam eder.

Adrenalin hormonu tehlike, korku, öfke ve heyecan durumlarında beynin emirleri doğrultusunda salgılanarak vücudu alarma geçirir. Böylece bu durumlarda yaşamsal organlara kan taşıma işlemi daha rahat gerçekleşir ve ekstra güç sağlanmış olur.

Paylaşın

Adipoz Doku (Adipose Tissue) Nedir?

Adipoz Doku ya da Yağ Dokusu; yağ hücrelerinin – adipositlerin sayıca daha yoğun oldukları özel bir bağ dokusudur. Erkeklerde yağ dokusu toplam vücut ağırlığının %15-20’sini, normal ağırlıktaki kadınlarda ise vücut ağırlığının %20-25’ini temsil eder.

Yağ dokusunda adipositler yağı trigliserit şeklinde depolamaktadır ve yağ dokusu içerisinde tek başlarına, küçük veya büyük öbekler halinde bağ dokusu içinde bulunurlar.

Yağ hücreleri arasında vücudun anatomik bölgelerine göre değişen kısmen sıkı kısmen gevşek bir bağ dokusu bulunmaktadır. Bu bağ dokusunu fibroblast hücreleri, fibröz bağlar, kan ve lenfatik damar ve sinirlerden oluşturmaktadır.

Vücudumuzda farklı yerleşim, yapı, renk ve patolojik nitelik gösteren, iki tip yağ dokusu bulunmaktadır.

Sarı – Beyaz Yağ Dokusu: Hücre içerisinde tek boşluğu olan – üniloküler hücrelerden yapılı yağ dokusu.
Kahverengi Yağ Dokusu: Hücre içerisinde çok sayıda boşluğu olan- multiloküler hücrelerden yapılı yağ dokusu.

Yağ Dokunun Önemli Görevleri:

Yağ dokusu vücudun en büyük enerji (trigliseritler halinde) deposudur. Vücut yağ oranı olan ortalama %15-25 kısmı açlık durumunda vücudun 40 günlük enerjisini karşılayabilir.
Organların, vücut parçalarının birbirlerine karşı kayganlığını sağlamak.
Vücudu ve organları mekanik dış etkilere karşı korumak.

Deri altı yağ dokusu tabakaları estetik olarak yüz ve vücut yüzeylerinin şekillenmesine yardım eder.
Ayak taban ve avuç içleri başta olmak üzere belli anatomik alanlarda yağ dokusu dış etkenlere karşı yumuşak, koruyucu tabakalar halinde yerleşmişlerdir.
Yağda eriyen vitaminlerin depolanması.
Yağ zayıf bir ısı iletkeni olduğu için, vücudun ısı yalıtımına katkısı vardır.

Yağ dokusu diğer dokular arasındaki boşlukları doldurur ve bazı organların anatomik yerlerinde kalmalarını sağlar.
Yağ dokusu üzerinde norepinefrin, büyüme hormonu, glikokortikoidler, prolaktin, kortikotropin, insülin ve tiroit hormonlarının da etkin rol oynar.

Yağ doku son yıllarda önemli bir endokrin organ olarak da kabul edilmektedir. Yağ dokusunun uzaktaki organları etkileyen, kanla taşındığı tahmin edilen çeşitli tip molekülleri salgıladığı görülmüştür. Bunlara “Apokin” denilmektedir. Bunlar vücuda hem yaralı hemde zararlı olabilirler. Örneğin leptin vücut yağ dokusunu azaltırken vücut savunma sistemini zayıflatabilmektedir.

Paylaşın

Açlık Hipoglisemisi Nedir?

Kan şekeri düşüklüğü olarak da adlandırılan hipoglisemi, vücudun ana enerji kaynaklarından biri olan glikozun referans aralık olan 70 mg/dl’nin altında olması durumu olarak kabul edilir. 

Açlık hipoglisemisi ise altı saat veya daha uzun süreli açlığı bağlı kan şekerinin 60 mg/dl veya daha az olması durumudur. Normalde seyrek olarak görülür.

Kan şekerinin 60 mg/dl veya daha az olması. Pankreasın beta hücrelerindeki tümörler, diğer endokrin bez tümörleri, hipotroidizm, karaciğer yetmezliği bazı ilaçların toksik dozda alınması durumlarında ortaya çıkar.

Paylaşın

Acil Tedavi Nedir, Nasıl Yapılır?

Acil Tedavi; hasta ya da yaralılara, ilaç ve tıbbi malzeme kullanan, sağlık eğitimi almış uzman kişilerce yapılan müdahaledir. Genellikler ilk yardım ile acil tedavi birbirine karıştırılır.

Burada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken esas husus, ilk yardım olay yerinde ilaç kullanılmadan yapılan müdahaledir. Acil yardım ise ilaçlı ve tıbbi malzeme kullanılarak ve en önemlisi sağlık eğitimi almış yetkin kişilerce yapılan müdahaledir.

Paylaşın

Aberasyon (Aberration) Nedir?

Aberasyon (Aberration), normalden sapma veya uzaklaşma; normal dışı değişiklik anlamına gelir. Tıp dilinde ise, normal lokalizasyondan farklı lokalizasyonu ifade eder.

Kornea, göz bebeği ve göz içi merceğindeki kişiye özel her tür yapısal fark, göze giren ışık demetinde sapmaya (aberasyon) neden olur. Wavefront teknolojisi, bu aberasyonların analizini sağlar.

Wavefront Teknolojisi Nedir?

NASA’nın Uzay araştırmalarında görüntünün netleştirilmesi için kullanılan tekniğin göz ameliyatlarına uyarlanması sonucu gözdeki aberasyonların ortadan kaldırılması amacı ile geliştirilmiş bir tekniktir.

Gelişmiş bir teleskop teknolojisi olan wavefront uygulaması, görme kalitesini alışılmış laser uygulamasından daha fazla arttırmayı amaçlamaktadır.

Gözlük değerlerinden farklı olarak kişiye özel görme haritası çıkartılır ve bu harita eşliğinde laser uygulanır. Özellikle düzensiz astigmatizmada ve göz içi aberasyonların fazla olduğu kişilerde mükemmel sonuçlar verir.

Paylaşın

A Vitamini Nedir, Hangi Besinlerde Bulunur?

A Vitamini, yağda çözülebilen ve bağışıklık sistemini destekleyen güçlü bir antioksidandır. A Vitamini, doğada iki farklı şekilde bulunur. Gıda kaynağının bir hayvan mı yoksa bir bitki mi olduğuna bağlı olarak;

Hayvanlardan elde edilen gıdalarda bulunan A Vitamini, önceden oluşturulmuş vitamin A veya retinol olarak adlandırılır;

Meyve ve sebzelerde bulunan A Vitamini provitamin A karotenoid olarak adlandırılır. Karotenoidler insan hücrelerinde retinole dönüşürler ve A Vitamini aktivitesi gösterirler. Diğer provitamin A karotenoidler alfa-karoten ve beta-kriptoksinindir. Karotenoidlerden en fazla A Vitamini aktivitesi gösteren bileşik ise beta karotendir.

Vücuttaki A Vitamini’nin fazlası retinil esterler halinde karaciğerde depolanır.

A Vitamini neye iyi gelir?

Gözleri korur ve daha iyi görmeyi sağlar.
A vitamini, proteine dönüşmesi sebebiyle kemiklerin gelişmesinde önemli rol oynar.
Bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyon ve hastalıklara karşı vücudu korur. Hücre fonksiyonlarını düzeltir.
Üremeyi ve gelişmeyi arttırır.
Diş ve diş eti sağlığını olumlu yönde etkiler.
D vitamini daha etkin kılar.
Sağlıklı saç ve derinin oluşmasında yardımcıdır.
Cildin parlamasını ve daha yumuşak olmasını sağlar.
Mide, karaciğer ve üriner sistemin korunmasına destek verir.

A Vitamini eksikliği nedir, neden olur?

A vitamini açısından dengeli bir diyet ile beslenmeme kişide A vitamininin eksikliğine neden olabilir. Bu durumda kişide gece körlüğü başta olmak üzere pek çok sağlık sorunu görülebilir. Erken doğmuş bebekler, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan bebek ve çocuklar, gelişmekte olan ülkelerdeki emziren anneler ve hamileler, kistik fibrozisli hastalar; risk altındadırlar.

A Vitamini fazla kullanılırsa ne olur?

Yüksek dozda ve sürekli A vitamini kullanımı her şeyin fazla kullanımında olduğu gibi zararlıdır.

A vitamini fazlalığı baş ağrısı gibi çeşitli ağrılara, dudak çatlaması saç dökülmesi gibi dermatolojik rahatsızlıklara, mide bulantısı, kusma ve iştahsızlık gibi semptomlara sebep olabilir. Aynı zamanda riskli doğumlara yol açtığı için hamile kadınlar mutlaka doktora danışarak tüketmelidir.

A vitaminleri akne ilaçlarıyla birlikte kullanılmamalıdır.

Günlük ne kadar A Vitamini tüketilmelidir?

0-6 Ay: 400 mcg
7-12 Ay: 500 mcg
1-3 Yaş: 300 mcg
4-8 Yaş: 400 mcg
9-13 Yaş: 600 mcg
14-18 Yaş: 900 mcg (Erkek), 700 mcg (Kadın)
19-50 Yaş: 900 mcg (Erkek), 700 mcg (Kadın)
Gebelik: 770 mcg
Emzirme: 1300 mcg

A Vitamini hangi besinlerde bulunur?

A Vitamini bulunan bitkisel besinler: Yeşil fasulye, Domates, Kuşkonmaz, Maydanoz, Kırmızı Biber, Tatlı Patates, Pırasa, Bezelye, Havuç, Brüksel Lahanası, Ispanak, Şalgam, Brokoli, Kabak, Pazı, Mercimek, Kavun, Papaya, Karpuz, Greyfurt, Kayısı,

A Vitamini bulunan hayvansal besinler: İnek Sütü, Keçi Sütü, Yumurta, Peynir, Yoğurt, Ciğer Ezmesi, Tavuk, Tuna Balığı, Sardalya, Karides, Somon

Paylaşın

Absorbsiyon (Emilim) Nedir?

Absorbsiyon (Emilim), kelimesi farklı bilim dallarında farlı anlamları ifade etmektedir. Kelimenin tıp alanında kullanıldığı anlamı ise, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.

Başka bir deyişle; Absorbsiyon (Emilim), sindirilmiş besinlerin vücudun çeşitli bölgelerine taşınmak üzere, sindirim kanalının epitelyum hücreleri tarafından emilmesidir.

Paylaşın

Absans Nedir, Absans Nöbetleri Nasıldır?

Kısa süreli şuur kaybı olarak bilinen ve jeneralize nöbetler olarak da adlandırılan Absans Nöbetleri, tüm beyine yayılan nöbetlerdendir. Önceleri Absans Nöbetleri küçük hastalık anlamına gelen petit mal adıyla anılıyordu.

Hafif olan bu nöbetler çok sık olursa yaşamı etkileyebilir. Absans Nöbet sırasında kişi uyarıları algılayamaz ve çevresinden haberdar değildir, kısa süreli bilinç kaybı mevcuttur.

Sıklıkla 6-12 yaş arasında görülür. Kızlarda daha sık rastlanır. İlaç tedavisine iyi cevap verir. Bazı çocuklarda daha ileri yaşlarda Tonik-Klonik Nöbetler ortaya çıkabilir. Çocukların ailelerinin % 25-40’ında benzer nöbetler görüldüğü bildirilmiştir.

Çocukların zaman zaman hayallere dalmaları bu nöbetlerin fark edilmesini zorlaştırmaktadır. Bazen günde yüzlerce kez böyle nöbetler görülebilir.

Bu okulda öğrenmeyi ve çeşitli aktivitelere katılımı engelleyici olabilir. Cümlenin başını duyup sonunu duymayabilir ve bu nedenle çocukta davranış bozukluğu olduğu sanılabilir.

Derin derin soluk alıp verme (hiperventilasyon) sırasında bu tip nöbetlerde artma görülmektedir. Bu nedenle tanı amacıyla yapılan EEG’de rutin uygulamada, hastaya derin nefes aldırıp verdirilerek nöbet kaydedilmeye çalışılır. Nöbet sırasında EEG çekilmesinin tanının kesinleştirilmesinde en önemli tanı yöntemi olduğu unutulmamalıdır.

Miyoklonik nöbetler veya sıçrama nöbetleri

Çoğumuz uykuya dalarken boşluğa düşme hissi ile birlikte sıçrama hareketi yaparız. Bu epilepside görülen miyoklonik nöbetlerin aynısıdır. “Miyo” kas , “klonus” sıçrama anlamına gelir.

Kaslarda kısa süreli ani kasılma ile kendisini gösterir. Bazen tüm vücudu etkiler, bazen tek veya iki kol ile sınırlı kalırken bazen baş da etkilenir. Bu sıçramaların uykuya dalarken olması fizyolojiktir, yani hastalık anlamına gelmez.

Tonik ve atonik nöbetler

Tonik nöbet sırasında tüm kaslar kaskatı olur ve hasta yere düşer. Atonik nöbetlerde ise tam tersi olur, yani kasılma yerine kaslarda gevşeme olur ve kişi yere yıkılır.

Ani yere yıkılmaya rağmen hızla tekrar kalkmayı başarırlar. Bu düşmeler genellikle öne doğru olur ve kişi başını yere vurabilir. Çok sık tonik ve atonik nöbetleri olanlarda başa geçirilen kask gibi özel koruyucu önlemler yararlıdır.

Paylaşın

Apse Nedir? Çeşitleri Ve Tedavi Yöntemleri

Vücudun herhangi bir yerinde enfeksiyona bağlı olarak meydana gelen irin birikmesine apse denir. Sıcak ve soğuk olmak üzere ikiye ayrılan apse, ağrı, kızarıklık ve şişliğe neden olur.

Apseler tedavi edilmezlerse burada üreyen mikroorganizmalar vücudun diğer bölgelerine yayılabilirler. Apseler, komşu dokulara açılabilir veya komşu damarlara ilerleyerek, bu damarlardan kaynaklanan kanamalara sebep olabilir.

Apse; Sıcak Apse ve Soğuk Apse olmak üzere iki çeşittir;

Sıcak Apse; Bu apsede ateş yükselir, ağrı ve zonklama olur. Apsenin oluşma nedeni, her zaman bir veya birkaç mikroptan dolayıdır (yani sebep mikroorganizmadır). Sıcak apsenin, ağrı, kızartı, şişlik, sıcaklık gibi dört belirtisi vardır.(latince, color, rubor, dolor, tumor). Apsenin çevresi sert, ortası ise oynak ve yumuşaktır.

Sıcak apselerin tedavisi, cerrahi müdahale ile gerçekleştirilir. Bu tedavi, uzman doktor tarafından apse yerinin açılması, irinin boşaltılması ve antibiyotikli merhemle uygulamadır. ayrıca ağızdan antibiyotik vermek gereklidir.

Soğuk Apse; Verem hastalığında görülen bir apse türüdür. El şişlik üzerine konulunca sıcaklık alınamaz ve basmakla ağrı uyandırılamaz. Sıcak apsedeki kesin iltihap belirtileri yoktur. Fakat şişlik açılırsa, sıcak apsedeki gibi bir apse içeriğinin olduğu görülür. Soğuk apselerden en çok rastlananı çene kemiğinin, bel kemiğinin ve boyundaki bezelerin verem mikrobu ile tahribinden meydana gelenlerdir. Bunlar boyunda, çene altında bir şişlik biçiminde görülür. Bel kemiği apseleriyse aşağı doğru kayarak kasık altında kendini gösterir.

Soğuk apselerin tedavisi, doktorun önermesi durumunda verem ilaçları kullanılır. Bazen (örneğin böbrek vereminde) hastalığın yayılmasını önlemek için cerrahi işlem yapılabilir.

Paylaşın

Antiseptik Nedir? Antiseptiklerin Tarihi

Genel olarak “mikrop” öldürücü anlamına gelen Antiseptik, enfeksiyon, septisemi veya çürümeyi önlemek amacıyla canlı dokuya uygulanan mikrop karşıtı maddelerdir.

Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir.

Antiseptikler, yalnızca bakterilere karşı etkili olan antibiyotiklerden farklı olarak, vücut yüzeyindeki tüm bakteri, mantar ve virüslerin çoğalmalarını engeller. Bu dezenfektanlar, enfeksiyonu önlemek, yaranın iyileşmesini hızlandırmak için geçici olarak mikroorganizmaları ortadan kaldırmaya yardımcı olurlar.

Antiseptiklerin tarihi nedir?

İnsanlar, “mikrop kuramının” bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur’ün değerli çalışmalarının ürünüdür.

Paylaşın