Bazal Metabolizma hızı nedir?

Metabolizma, bir canlının yaşamını sürdürmek adına vücudunda gerçekleştirdiği biyokimyasal işlemlerin bütününe denir. Bazal Metabolizma hızı ise, vücudun dinlenme halindeyken harcadığı enerjidir.

Solunum, kan dolaşımı, vücut ısısının kontrolü, hücre büyümesi ve yenilenmesi, beyin ve sinir fonksiyonları için gerekli olan enerji miktarı bazal metabolizma hızını oluşturur. Bu enerji miktarı aynı zamanda günlük harcanan enerjinin en büyük yüzdesini (yaklaşık %50-80) oluşturur. Bazal metabolizma hızı, bir insanın günlük harcadığı kalori miktarını, yani kilo alıp – vermesini ya da kilo kontrolünü doğrudan etkiler.

Metabolizma hızını etkileyen faktörler;

Yaş: Metabolizmanın en hızlı çalıştığı dönem 15-30 yaş aralığıdır. Özellikle ergenlik döneminde ve bayanların hamilelik dönemlerinde metabolizma hızı artmaya başlar.

Cinsiyet: Kadınlardaki kas miktarı erkeklere oranlara hem daha az hem de daha zayıftır. Bu da kadınların daha az enerji harcaması ve kadınların metabolizma hızının erkeklerin metabolizma hızına göre daha yavaş çalışması demektir.

Genetik: Genetik olarak ailesinde metabolizma sorunu olan kişilerde metabolizma doğuştan yavaş çalışabilmektedir.

Diyet: İnsanların sürekli kilo alıp vermeleri de metabolizma hızını etkileyen faktörlerdir. Özellikle yanlış uygulanan diyetler metabolizma hızını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Hastalıklar: Özellikle hormonal etkisi olan Troit bezlerinin hızlı veya yavaş çalışması, vücudun kortizon veya insülin salgılama miktarları metabolizma hızını etkileyebilmektedir.

Karbonhidrat-Protein: Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek ve protein tüketiminin az olması metabolizma hızını yavaşlatabilmektedir.

Sıcaklık: Yaz aylarında metabolizma daha hızlı çalışırken, soğuk günlerde vücudun kendine koruma güdüsüyle daha yavaş çalışmaktadır.

Metabolizma hızını artıracak faktörler;

Dengeli beslenme: Güne kahvaltıyla başlayın, öğün atlamayın.

Fiziksel aktivite: Gün içerisinde fiziksel aktiviteyi arttırmak ve haftada en azından 2-3 gün 40 dakika süren egzersizler sonucunda hem vücut enerji harcar hem de vücutta yağ kitlesi azalıp, kas kitlesinin artması sonucunda metabolizma hızı hızlanır.

Yeterli protein tüketimi: Gün içerisinde vücudun ihtiyacı olan karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineralleri dengeli almalıyız, bu besin öğelerinin içinden özellikle proteinlerin termik etkisi (vücut proteini sindirirken daha fazla enerji harcar) yüksektir. Bu yüzden süt, yoğurt, peynir, yumurta, et, tavuk, balık, kurubaklagiller gibi protein içeren besinleri diyetimizde yeteri kadar almalıyız.

Kendinizi hazır hissettiğinizde diyet yapın: Bazı dönemlerde bireyler kilo vermek isterler fakat çevresel veya psikolojik etmenlerden dolayı buna hazır değildirler. Bu durumda kendinizi test edin ve gerçekten diyete hazır olduğunuz dönemde diyete başlayın. Çünkü sık sık diyet yapmak metabolizma hızınızı yavaşlatır.

Bol su için: Su içmek dolaşım sisteminizi hızlandırır ve vücudunuzu temizler.

Kendinizi az yemeye alıştırmayın: Ne kadar az besin tüketirseniz, metabolizma hızınızda o kadar yediğiniz besinlerden aldığınız kaloriye kendini adapte eder. Bu yüzden az besin tüketmeyin, dengeli ve sağlıklı beslenin.

Hep aynı şekilde beslenmeyin: Bazı kişiler her gün aynı saatte aynı besinleri tüketirler, sürekli aynı besinleri tüketmek yerine diyetinize çeşit katınız.

Baharatları yemeklerinizde kullanın: Kırmızı acı biber, karabiber, zencefil gibi baharatlar metabolizmayı hızlandırır.

Günde 2-3 fincan kahve tüketin: Kahve tüketimi metabolizmayı hızlandırır (hamilelikte, reflü / gastriti olanlarda, çarpıntısı olan kişilerde önermiyoruz.)

Yeşil çay: Metabolizmayı hızlandırdığı yapılan çalışmalarda görülmüştür.

Metabolizma hızını düşüren faktörler;

Metabolizma hızımız kışın yavaşlıyor: Mevsimler değiştiğinde, beynimiz insülin direncini artırması için vücudumuza sinyaller gönderiyor. Karaciğerimiz buna bağlı olarak yağ üretimini hızlandırıyor ve böylece yağ dokusu ile diğer dokular kış mevsimine hazırlık olarak yağ depolamaya başlıyor. Vücut yağ depolamasını artırıp kas dokusu paralelinde azalma gösterdiği için de metabolizmamız kış aylarında daha yavaş çalışıyor. Buna bir de hatalı alışkanlıklarımız eklenince hız daha da düşüyor ve kilo almak kaçınılmaz hale geliyor.

Düşük kalorili diyet uygulamak: Aşırı düşük kalorili diyetler metabolizmayı olumsuz etkileyen etmenlerin başında geliyor. Bunun nedeni ise düşük kaloriyle beslenen kişilerde vücudun açlık durumunu fark etmesi ve birçok kimyasal süreçleri enerjiden tasarruf etmek için yavaşlatması. Bu nedenle yo-yo diyeti (kısa sürede kilo verilen ve dikkat edilmediği taktirde tekrar alınan diyetler biçimi) uygulayan kişilerin metabolik hızları uzun vadede olumsuz yönde etkilenebiliyor.

Hareketsizlik: Vücudumuzdaki kas dokusu ne kadar çok olursa, bazal metabolizmamız da o kadar hızlı oluyor. Bunun nedeni ise kas dokusunun yağ dokusunun aksine metabolik olarak aktif olması, istirahat halinde bile enerji kullanması. Kadınların metabolizmalarının erkeklerden daha yavaş çalışmasının en önemli sebebi, vücuttaki kas miktarının daha az olması. Kadınların vücutlarındaki kas dokusu az, yağ dokusu ise erkeklere göre daha fazla. Kilo verme amacıyla yapılan egzersizlerle artan kas dokusu metabolizma hızını önemli ölçüde yükseltiyor. Egzersiz metabolizma hızını yükseltmekle kalmıyor bu etki egzersizden birkaç saat sonra da devam ediyor.

Metabolizma, bir otomobil motoru gibidir. Dinlenme sırasındayken rölantide çalışır, hareket etmeye başladığında enerji harcar ve daha hızlı hareket ettiğinde daha fazla yakar. Dolayısıyla sürekli egzersiz yapıldığında metabolizma hızı asla eskisi kadar düşük olmaz. Bu yüzden ne kadar sık egzersiz yaparsanız metabolizma hızınız o kadar yüksek olacaktır. Uzmanlar da bu etkisinden dolayı haftada en az 3-4 gün 30 dakikanın üzerine çıkan, kişinin sağlık durumuna uygun egzersizler yapılmasını tavsiye ediyorlar.

Günde sadece 1 veya 2 öğünle beslenmek: Kilo vermek veya kilo almamak için günde sadece bir öğün yemek de metabolizmayı yavaşlatıyor. Bu durum metabolizmayla ilgili hormon olan insülinin etkisinden dolayı oluyor. İnsülin, kandaki glikoz seviyeleri arttığında salınıyor. Daha sonra hücrelere enerjiyi bırakıp bırakmayacaklarının sinyalini veriyor, böylece yağ olarak depolanacak miktarı etkiliyor. Vücudumuz, büyük bir öğünde, küçük bir atıştırmalıktan daha fazla insülin üretiyor. Bu yüzden çok yemek yediğimizde daha fazla insülin üretiyoruz, bu da daha fazla enerjinin yağ olarak depolanmasına neden oluyor. Sonuçta hem kilo alımına hem de metabolizmanın yavaşlamasına yol açıyor. Bu yüzden mutlaka düzenli saatlerde 3 ana öğünü, porsiyon kontrolü yaparak ve her besin örüntüsünde olacak şekilde düzenleyerek almalısınız. Gerekli durumlarda sağlık durumunuza göre, uygun besinlerle ara öğün eklemeleri yapabilirsiniz.

Fazla alkol tüketimi: Alkol karaciğerde parçalanıp yağ aktarım mekanizmalarını etkiliyor, bu nedenle kan dolaşımında daha fazla yer kazanabiliyor ve daha fazla yağ olarak depolanıyor. Vücutta yağ dokusu arttıkça kas dokusu azalıyor, buna paralel olarak metabolizma yavaşlıyor.

Hormon düzensizliği: Ürettiği tiroksin hormonu sayesinde tiroit bezi metabolizmanızın anahtarını oluşturuyor Tiroksin seviyesi metabolik kimyasal reaksiyonların ne kadar hızlı veya yavaş olduğunu belirliyor. Aşırı aktif bir tiroit ile daha fazla kalori yakarsınız, bu nedenle zayıf, sinirli ve çok aktif olma eğilimi gösterirsiniz. Aksine daha yavaş bir tiroit, metabolik hızının çok yavaş olduğunu gösteriyor. Bu da sizin kilolu ve daha yavaş hareket eden bir kişi olmanıza yol açabiliyor.

 

Paylaşın

Bayılma nedir? Nedenleri, Tedavisi

Halk arasında bayılma, baygınlık ve kendinden geçme denilen; tıp dilinde ise senkop olarak adlandırılır.

Senkop, kimi zaman duygusal stres, ağrı, aşırı sıcağa maruz kalma gibi nedenlerle yaşanıyor. Kimi zaman da aşırı terleme ve ishal gibi sıvı kaybının arttığı durumlarda, hatta şiddetli öksürüklerde ortaya çıkıyor.

Bayılma sıklıkla görülebilir. Genellikle ciddi olmamakla beraber bayılma sırasındaki düşmeden kaynaklanan yaralanmalardan endişelenilir.

Bayılma bir belirtidir mutlaka altta yatan bir neden vardır. Bayılma, kalbe bağlı veya kalp dışı nedenlerden oluşur.

Kalbe bağlı bayılma nedenleri nelerdir?

Kardiyak bayılma (senkop), kalp debisindeki (atım hacmi) ani düşüşe bağlı olarak gelişen yetersiz beyin kan akımına bağlı geçici şuur kaybı olarak tanımlanır.

Aritmiler, kalp bloğu, düşük tansiyon, kalp kapak hastalıkları, kardiyak iskemi kalbe bağlı senkop nedenleri olabilir. Çok hızlı veya yavaş aritmiler hafif baş dönmesinden baygınlığa kadar şuur değişikliği yapabilir. Geçici tam kalp bloğu, kalp duraklaması, ciddi taşikardiler, baygınlığa yol açabilir. Ön belirti olmadan ani şuur kaybı olur ve ritm düzelince kişi hemen normale döner. Ana atardamar aortun darlığı veya kalp kası hastalıklarında eforla gelen şuur kaybı olabilir.

Kalp boşluğu içindeki tümör veya pıhtı tarafından kalp kapağının geçici tıkanması, hastanın pozisyonuna bağlı olarak senkopa neden olabilen nadir bir durumdur.

Atak sırasında yaralanma, ani bayılıp düşme ile olan daha ciddi bir durumu gösterir. Kardiyak ritm bozukluğuyla gelişen senkopta, kısa süreli kasılma gözlenebilir. Kardiyojenik şokta da senkop olabilir. Bu durumda hasta idrar kaçırabilir

Kalbe bağlı olmayan bayılma nedenleri de var mıdır?

Senkop vakalarının çoğu kalbe bağlı olamayan nedenlerle görülür. Bu sıklıkla görülen tipteki bayılmaya vazovagal senkop denir. Nabız ve tansiyonda ani ve hızlı düşme nedeniyle gelişir. Çoğunlukla, sıcak bir odada, ağır bir yemek gibi uyarıcı faktörler vardır. Bulantı, terleme, esneme, bazen görme ve duyma bozukluğu gibi ön belirtiler olur. Atak sonrasında hasta soluk, terli olabilir ve kalp hızı yavaştır.

Öte yandan boyundaki şah damarının hemen yakınındaki reseptörlerin aşırı hassasiyeti de nabzı yavaşlatıp baygınlığa yol açabilir. Traş sırasında, sıkı kravat takıldığında, baş aşırı çevrildiğinde gelişebilir. Sık rastlanan bir durum değildir.

Çoğu normal hastada hızlı pozisyon değişikliğine bağlı geçici baş dönmesi olabilir. Yaşlılarda daha fazla görülür. Postüral hipotansiyon, hasta uzanmışken ve genelde yatar veya oturur pozisyondan ani kalkışlarda gerçekleşen bayılma veya baş dönmesinin sık nedenlerindendir. Buna da sebep sıklıkla periferik nöropati, otonom fonksiyon bozukluğu, sıvı kaybı veya ilaç yan etkisidir.

Nörolojik şoka bağlı olarakda senkop gelişebilir bu tip bayılmalarda şuur hemen açılmaz, uykulu hal devam eder. Bazen de altta yatan akciğer hastalığına bağlı güçlü öksürük nöbetleri senkopa yol açabilir.

Bayılma nedeni nasıl anlaşılır?

Çocuk ve gençlerde bayılmanın altında yatan neden genellikle yapısal bir kalp hastalığı veya ritm bozukluğu olmuyor. Bu nedenle ayrıntılı tanısal tetkiklere nadiren ihtiyaç duyuluyor. Hekim tarafından yapılan kalp atım hızı ve ritminin değerlendirilmesi, ayakta ve yatarken kan basıncı ölçümü gibi ayrıntılı bir sorgulama ve fizik muayene, çoğu kez tanı için yeterli görülüyor. Bazı kişilerde ise kalp kökenli bayılma nedenlerini aydınlatabilmek için elektrokardiyogram, ekokardiyografi, egzersiz stres testi, holter monitörizasyonu, koroner anjiyografi, elektrofizyolojik inceleme gibi ileri tanı yöntemlerinin devreye sokulması gerekebiliyor. Bu noktada; mutlaka tilt testine başvurmak gerekiyor.

Bayılma durumunda hekime danışılmalı mıdır?

Eğer bir kez bayılma görülmüş ve belirgin bir sağlık yakınması yoksa hekime danışmaya gerek görülmeyebilir. Ancak, özellikle kalp ile ilişkili, yüksek kan basıncı ve şeker hastalığı gibi ciddi sağlık durumlarında hekime danışılmalıdır. Aşağıdaki durumların mevcudiyetinde hekime kesinlikle danışılmalıdır:

  • Düzensiz kalp atımı,
  • Göğüs ağrısı,
  • Nefes darlığı,
  • Uyarıcı belirti olmadan ani gelişim,
  • Görme bulanıklığı,
  • Konuşma güçlüğü,
  • Düşünce güçlüğü,
  • Başın çevrilmesi ile bayılma,
  • Aydan birden fazla bayılma.

Bayılma nasıl tedavi edilir?

Bayılma yaşayan kişinin EKG ve diğer kalp tetkikleri normal ise tilt testi uygulanıyor ve bayılmanın nedeni kolayca saptanıyor. Test sonucunda ciddi bir hastalıktan kaynaklanmadığı anlaşılan atakların önlenmesi için bol su içilmesi, düzenli egzersiz yapılması, aşırı sıcak ve uzun süre ayakta kalmak gibi bayılmayı tetikleyen durumlardan kaçınılması öneriliyor.

Kişinin sıcak basması, terleme, fenalık hissi, bulantı, baş dönmesi, ani başlangıçlı, genel bir güçsüzlük hali gibi belirtiler hissettiği anda oturması veya yatması gerekiyor. Bazı insanlarda atakları engellemek için ilaç kullanımı, nadiren ise kalp pili takılması gerekebiliyor. Kardiyoloji ve nöroloji uzmanlarını bünyesinde barındıran Senkop Kliniği, senkop geçiren kişilerde bayılma mekanizmalarını aydınlatarak tedavi ve yaşam tarzı değişikliği önerilerinde bulunuyor.

Paylaşın

Ballismus ve Hemiballismus nedir?

Hastanın günlük aktivitelerini etkileyen Ballismus, kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir.

Gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, Hemiballismus adını alır.

Ballismus;

Amaçsız ve düzensiz ani ve hızlı hareketlerdir. Ellerde ayaklarda oranla daha sık görülür. Bazen de dil, dudak, yüz ve omuz hareketleri görünümündedir. Ağır şekillerinde hastanın yazı yazma, yemek yeme gibi günlük aktiviteleri etkilenebilir.

Hemibalismus;

Vücudun bir yarısında görülen, kol ve bacağı tümüyle tutan, geniş amplitüdlü, şiddetli istemsiz hareketlerdir. Hareketin şiddetinden hasta kolunu-bacağını duvara çarpıp kendini yaralayabilir, yatak yüzeyine sürtünme sonucu derileri soyulabilir.

Paylaşın

Bahar yorgunluğu nedir, nasıl geçer?

Yorgunluk, genel olarak kişilerin kendini halsiz isteksiz hissetmesidir. Bahar yorgunluğu ise, mevsim geçişlerinden kaynaklanan ısı, ışık ve nem değişimine vücudumuzun adapte olmaya çalışması sürecidir.

Bahar yorgunluğu bir hastalık olarak tanımlanıyor ve önlem alınması gerekiyor.

Yorgunluk, genel olarak kişilerin kendini halsiz isteksiz hissetmesi halidir. Bilimsel incelendiğinde 3 tipe ayrılır:

  • Kronik yorgunluk sendromu: Bu tip yorgunluklar 6 aydan fazla sürer ve tedavisi güçtür. Endokrin, nörolojik ve psikolojik sebepleri vardır.
  • Psikolojik yorgunluk: Bu tip yorgunluklar genelde kişilerin çevresel olaylara paralel olarak ortaya çıkar ve psikatrik destek ile çözülebilir.
  • Bahar yorgunluğu: Bu tip yorgunluk mevsimsel olarak oluşan baharın başlaması ile oluşan tiptir.

Bahar yorgunluğundan korunmak için ne yapmalı?

Bahar yorgunluğuyla başa çıkmak için yapılması gereken birinci değişiklik beslenmemizde olmalıdır. Özellikle B ve C vitaminleri içeren besinleri bolca tüketmeli, bol sıvı almalıyız.

Bu anlamda meyve ve sebze tüketimimizi artırmalı, fazla karbonhidrat ve özellikle fastfood tüketiminden kaçınmalı enerji verirken vücudumuzun vitamin ve mineral ihtiyacını da karşılayabilecek besinler tüketmeliyiz.

Kış aylarında gelişen D vitamini yetersizliği nedeniyle bahar aylarında artan güneş ışığından faydalanmaya çalışmalı, süt, yoğurt, peynir ve bağışıklık sistemimizi de destekleyen kefir tüketimine önem vermeliyiz.

İkinci önemli konu ise egzersiz.Günlük 15 dk bile olsa yapılan tempolu bir yürüyüş hem vücudumuzdaki kan dolaşımını, aldığımız oksijen miktarını artırarak daha zinde hissetmemizi, hem de egzersiz sırasında salınan hormonlarla ( başta endorfin olmak üzere ) kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacaktır.

Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin. Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir. Kola ve kafeinden de uzak durun.

Paylaşın

Bağışıklık nedir ve nasıl güçlendirilir?

Bağışıklık (İmmünite); Belirli bir mikroorganizmaya (Virüs, Bakteri…) karşı bedenin doğal ya da sonradan kazanılan koruma mekanizmasıdır.
Bağışıklık sisteminin yapısı ve işleyişi oldukça karmaşıktır ve temel rolü, vücudun iç ortamına ait dengeyi korumak ve mikroorganizmalara (Virüs, Bakteri…) karşı savunmasını sağlamaktır.

Aktif ve pasif olmak üzere iki tip Bağışıklık (İmmünite) vardır. Aktif İmmünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif İmmünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.

Bağışıklık sistemimiz iki savunma hattından oluşur: doğal bağışıklık ve kazanılmış (edinsel) bağışıklık.

Doğal bağışıklık, vücudun ilk savunma hattıdır. Genetik olarak belirlenir ve bu nedenle doğuştan gelir ve spesifik değildir. Doğal bağışıklık, doğum anından itibaren çevreden gelen zararlı maddelere ve farklı patojen mikroplara karşı bizi korur. Doğal bağışıklık ayrıca, yabancı mikroorganizmaların vücuda girmesi halinde etki gösterebilen belli kan hücreleriyle desteklenir. Deri ve muköz membranlar, vücudu bu patojenlere karşı koruyan esas bariyerlerdir.

Kazanılmış (edinsel) bağışıklık ise spesifiktir ve vücudun ikinci savunma hattıdır. Bu bağışıklık tipi, doğal bağışıklık sistemi yoluyla imha edilmeyen bakteri gibi yabancı partiküllerle temasa bağlı olarak, kişinin yaşamı boyunca gelişir. Kazanılmış bağışıklığın fonksiyonu, hücrelerden oluşan karmaşık bir sistem ve antikorlar olarak bilinen proteinler yoluyla sağlanır.

Kazanılmış (edinsel) bağışıklık ve gelişimi, belli antijenler ile bağışıklık sistemi arasındaki temastan hemen sonra değil, biraz zaman geçmesi ardından aktif hale gelir. Patojenle temas oluşması ile bağışıklığın gelişmesi arasındaki dönem, ilgili hücrelerin bölünmesi ve farklılaşmasının yanı sıra antikorların üretilmesi açısından önemlidir.

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolları:

Dengeli ve doğru beslenme alışkanlıkları kazanıldığı ölçüde enfeksiyonlara ve birçok hastalığa karşı savunma gücü oluşturan bu sistem güçlenecektir ya da zayıflamayarak gücünü koruyacaktır. Doğru ve yeterli beslenme alışkanlıklarıyla vücudun ihtiyaç duyduğu karbonhidrat, vitamin, mineral, protein, sağlıklı yağlar gibi birçok besin öğesi bağışıklık sistemini güçlendirecektir.

Tabi bunların vücuda alınması yeterli bir önlem olmayacaktır. Bu besin öğelerinin dengeli ve doğru miktarlarda alınması da oldukça önemlidir. Vitamin sağlığa yararlıdır düşüncesiyle doğal olmayan vitamin desteklerine yönelmek ya da gereğinden fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmek elbette yanlış olacaktır.

Yeterli miktarlarda denilince besin öğelerinin miktarlarını matematiksel verilerle ölçmek ve buna göre beslenmek mümkün değildir, zaten doğalı da bu değildir; ancak bu konuda uzmanların görüşlerine dikkat etmek gereklidir. Doğru beslenme çeşitlilikten geçer. Tek tip beslenme bağışıklık sistemini güçlendirici etki yaratmayacaktır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve sağlığı korumak için farklı besinlerden dengeli olarak her gün tüketilmesi öneriliyor. Et, süt, süt ürünleri, yumurta, balık, sebze, meyve, bakliyat ve tahıllar gibi birçok besin grubundan yararlanılmalıdır. Vücudun ihtiyaç duyduğu besinler bu yolla karşılanabilir ve hastalıklara karşı daha dirençli hale gelebilir.

Paylaşın

Atkins Diyeti Nedir, Nasıl Yapılır? Faydaları, Zararları

Dünyanın birçok yerinde oldukça popüler olan Atkins Diyeti, protein ve yağı yüksek, karbonhidratı düşük ketojenik bir diyettir. Atkins diyeti aslında 1972 yılında en çok satan kitaplardan biri olan doktor Dr. Robert C. Atkins tarafından tanıtılmıştır.

Bu diyetin savunucuları, karbonhidratlı gıdalardan uzak durduğunuz sürece, istediğiniz kadar protein ve yağ tüketirken kilo verebileceğinizi iddia ediyor.

Son 12 yılda, 20’den fazla çalışma, kalori sayımına ihtiyaç duymadan düşük karbonhidratlı diyetlerin kilo kaybı için etkili olduğunu ve çeşitli sağlık faydalarına yol açabileceğini göstermiştir.

Diyet esas olarak sağlıksız ve yaygın olarak kullanılan yüksek doymuş yağ içeriği nedeniyle, ana akım sağlık yetkilileri tarafından kötülenmiştir. Bununla birlikte, yeni çalışmalar doymuş yağın zararsız olduğunu göstermektedir.

Atkins diyeti nasıl yapılır?

Atkins diyetine uygun beslenme şekli 4 aşamadan oluşmaktadır. Ancak bu süreçlerin uygulanması karışık olduğundan 4 aşamanın da uygulanması zorunlu değildir. Diyet süresince tüketilmemesi ve uzak durulması gereken bazı besinler vardır. Tüketilecek besinlerin çeşitlerine dikkat edilmesi gerekir. Bu besinlere dikkat edildiği taktirde aşamaların tek tek uygulanma şartı yoktur.

Bu beslenme düzenine göre günde 2 veya 3 öğün beslenilebilir ve aralarda az miktarda atıştırmalıklar yapılabilir. Atkins diyeti listesi uygularken mutlaka günde 8-10 bardak su içilmesi önerilir. Diyette karbonhidrat kaynakları sınırlı olduğu için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tüketilecek karbonhidratın miktarıdır. Her aşamaya geçildikçe gün içerisinde tüketilebilecek karbonhidrat miktarı da artış gösterir. Dördüncü aşama olan koruma evresinde günlük tolere edilebilecek karbonhidrat miktarı da artık belirlenmiş olur.

Atkins diyeti aşamaları nelerdir?

Daha öncede bahsedildiği gibi Atkins diyeti 4 aşamadan oluşmaktadır.

1. Aşama: İlk aşamanın 20 gün uygulanması ve günde 20 gramın altında karbonhidrat tüketilmesi gerektiği belirtilmektedir. Atkins diyetini uygulayan bireyler ilk aşamayı çoğunlukla 2 hafta uygulamayı tercih etmektedir. Bu süreçte yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesine izin verilir. Yüksek yağlı ve proteinden zengin besinlerin tüketilmesi önerilir. Ortalama olarak günlük enerjinin %25’inin proteinden, %70’inin yağdan, %5’inin ise karbonhidrattan alınması gerektiğine dikkat çekilir.

2. Aşama: Azar azar ve tek tek olmak kaydıyla diyete fındık, düşük karbonhidratlı sebze ve az miktarda meyve eklenmesi önerilir.

3. Aşama: Bu süreçte hedef ağırlığı yaklaşılmış olunur. Kilo kaybı yavaşlayana kadar diyete karbonhidrat kaynaklarının eklenebileceği belirtilir.

4.Aşama: Bu aşama koruma evresi gibi düşünülebilir. Bu süreçte vücudun kilo kaybetmeden tükebileceği miktar kadar karbonhidrata izin verilir.

Atkins diyetinde yenilebilecek besinler;

Atkins diyeti listesi sağlıklı yiyeceklerin etrafına şekillenmektedir.

Etler: Sığır eti, kuzu, tavuk, pastırma ve diğerleri.
Yağlı balık ve deniz ürünleri: Somon, alabalık, sardalya vb.
Yumurta: Bıldırcın, tavuk yumurtası
Düşük karbonhidratlı sebzeler: Lahana, ıspanak, brokoli, kuşkonmaz ve diğerleri.
Tam yağlı süt ürünleri: Tereyağı, peynir, krema, tam yağlı yoğurt.
Kuruyemiş ve tohumlar: Badem, fındık, ceviz, ayçiçeği çekirdeği vb.
Sağlıklı yağlar: Sızma zeytinyağı, hindistancevizi yağı, avokado ve fındık yağı.

Yemeklere sebze, kuruyemiş ve bazı sağlıklı yağların eşlik etmesi kilo verme hızını artırabilmektedir. Bu kadar basit bir yöntem ile hızlı kilo vermek mümkün olabilmektedir.

Atkins diyetinde tüketilebilen içecekler;

Atkins diyeti listesi kapsamında tüketilebilecek bazı içecekler şu şekilde belirlenmiştir;

Su: Her zaman olduğu gibi, su içmek bu diyette de çok önemlidir.
Kahve: Birçok çalışma, kahvenin antioksidanlardan olduğunu göstermiştir ve oldukça sağlıklı olduğu da kanıtlanmıştır.
Yeşil çay: Çok sağlıklı içecekler arasında yer almaktadır.

Yüksek karbonhidratlı içecekler bu diyetin gizli düşmanları arasındadır, Atkins Diyeti yapanlar için tüm programın verimli sonlanabilmesi bu içeceklerden ve karbonhidratlı yiyeceklerden kaçınmaya bağlıdır.

Diyette dikkat edilmesi gerekenler;

Süt ürünleri arasında yer alan krema günde maksimum 45 ml, peynir ise 115 gr tüketilmelidir.
Kilo kaybının gerçekleşmesi için kadınların günde ortalama 1500-1800 kalori, erkeklerin ise 1800-2000 kalori almaları gerektiği belirtilir.
Bu beslenme şeklinde tüketilecek protein miktarının sayılmasına gerek yoktur. Dikkat edilmesi gereken karbonhidrat gramının hesaplanmasıdır.

Paylaşın

Çocuklarda Ateşli Havale Nedir, Neden Olur?

Ateş nedeniyle oluşan havale, 6 ay – 6 yaş arası çocuklarda kasılmalarla görülen bir nöbet durumudur; herhangi bir ateşli hastalık sonucu vücut sıcaklığının 38 derecenin üstüne çıkmasıyla meydana gelir.

Özellikle ateşi çıkmaya duyarlı ve ailesel yatkınlığı olan çocuklarda meydana gelir. Anne babalar için ateşli havale endişe verici bir sorundur ancak her zaman tehlikeli değildir. 0-3 aylık bebeklerde yüksek ateşte mutlaka doktora görünülmesi gerekir.

Ateşli havale neden olur?

Ateşe genellikle çocuğun geçirdiği viral ya da bakteriyel enfeksiyonlar neden olur. Bademcik ve orta kulak iltihapları, bağırsak ve idrar yolu enfeksiyonları, tüberküloz, menenjit, zatürre de ateşe yol açar. Ayrıca lösemi, lenfoma ve bağışıklık sistemi hastalıkları da ateşin sorgulanması gereken durumlardır.

Çocuklarda ateşi havale belirtileri;

Yüksek ateş
Bilinç kaybı
Vücudun kilitlenmesi
Kasılmalar
Göz kayması
Solgunluk
Nöbet sonrası baygınlık hali

Ateşli havale nasıl tedavi edilir?

Ateşli havalede önemli olan, ateşe yol açan nedeni bulmak ve hastalığın tedavi edilmesidir. Havale nöbetini durduracak ilaçlar da kullanılabilir.

Ateşli havale kalıcı sorunlara neden olur mu?

Korkulanın aksine ateşli havale kalıcı hasar yaratmaz. Tekrarlanabilir ve havale geçirme oranı yaş ilerledikçe düşer.

Paylaşın

Aspartam Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur?

Sofra şekerinden yaklaşık 200 kat daha tatlı olan Aspartam, binlerce farklı gıda ürününde ve ilaçlarda bulunan düşük kalorili yapay bir tatlandırıcıdır. Piyasadaki en popüler tatlandırıcılardan biridir.

Yaygın olarak hazır yiyecek ve içeceklerde, diyet olarak etiketlenmiş ürünlerde, ısı gerektirmeyen tariflerde kullanılır. Aspartamın bileşenleri aspartik asit ve fenilalanindir.

Aspartik asit; (yüzde 40) insan vücudunda doğal olarak bulunmayan, vücut tarafından üretilen bir aminoasittir. Vücut hormonları oluşturmak ve sinir sisteminin normal işlevini desteklemek için kullanılır. Bakliyat, kabuklu yemişler, et, yumurta ve somonda bulunur.

Fenilalanin; (yüzde 50) vücutta doğal olarak üretilmeyen, yiyeceklerden alınan önemli bir aminoasittir. Vücut proteinleri, beyin kimyasallarını ve hormonları yapmak için kullanır. Et, balık, yumurta, süt ürünleri ve fındıkta bulunur.

Aspartam güvenli midir?

Aspartamın gıdalardaki yaygın kullanımı, kısa zamanda herkesçe tanınmasına ve bununla birlikte bu bileşen hakkında çok çeşitli sorulara yol açmıştır. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) aspartamın toz karışımlarda ve düşük kalorili sofra tatlandırıcılarında kullanımına 1981 ‘de onay vermiş ve bunu takiben 1983’te aspartamın karbonatlı içeceklerde kullanımı da onaylanmıştır, Aynı yıl, Avrupa Gıda Güvenliği Makamı da (EFSA) aspartam kullanımına onay vermiştir.

Aspartam zararlı mıdır?

Aspartam piyasaya sürülmeden önce her sentetik ürün gibi birçok testten geçmiş ve insan sağlığı üzerinde herhangi bir kötü etkisi olmadığı belirlenmiştir. Ancak aspartam gıdalarda kullanılmaya başlandıktan sonra aspartamın zararsız olmadığı yönünde itirazlar gelmiştir. Yapılan çalışmalarda aspartamın günlük doz sınırında fazla kullanılması durumunda insanlarda toksikolojik ve kanserojenik etki gösterebileceği görülmüştür.

Aspartam yan etkileri;

Uyuşma, Bulantı
Kas spazmları, Tat kaybı
Deri döküntüleri, Eklem ağrıları
Uykusuzluk, Çarpıntı
İşitme kaybı, Görme bozuklukları
Nefes zorluğu, Baş dönmesi
Vertigo, Kulak çınlaması

Aspartam içeren yiyecekler;

Alkolsüz İçecekler: Aspartam diyet kola gibi birçok diyet içecek ürününde bulunmaktadır. Çünkü şeker kamışı ve yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi diğer tatlandırıcılara göre daha az kalori içerir. Tadı normal şekerle benzeştiğinden dolayı, şeker alımını azaltmak veya kilo vermek isteyen çoğu insan diyet meşrubatlardan yararlanmaktdır. Aspartam içeren diğer meşrubatlar; aromalı su ürünleri, tatlandırılmış ice tea, toz içecek karışımları, protein beslenme içecekleri, meyvesebze suları ve kahvelere koyulan aromalı şuruplardır.

Sakızlar ve Şekerlemeler: En popüler markalar özellikle paketlerinde ”şekersiz” yazanlar çoğu zaman aspartam içerir. Normal şekerlermelerin yanı sıra naneli sakızlar, sert ve yumuşak şekerler gibi ürünlerde yaygın olarak kullanılan ortak madde/tatlandırıcıdır. Aspartam alımını orta derecede tutmak için normal şekersiz sakızlar ve şekerlemeler seçtiğinizden emin olun.

Lezzet Artırıcılar: Akçaağaç şurubu, reçeller, jöle, meyve tozları, ketçap, barbekü sos ve şekersiz çikolata gibi aspartam içeren maddeler, beslenmenizde istenmedik kalori alımını önlemek için kullandıklarınızdır. Aspartam bu yiyeceklere kalori alımını riske atmadan lezzetli bir tat katar.

Tatlılar: Şekersiz kurabiye, şeker içermeyen kekler, mus, dondurma ve dondurma sosları gibi tatlılar çoğunlukla aspartam içerir. Bu yiyeceklere kalori alımını önlerken normal tatlarının korunması için aspartam eklenir.

Yoğurt: Şekersiz, yağsız ve içilebilir yoğurt katkılı içecekler aspartam içeren süt ürünleridir. Normalda yoğurt veya süt gibi yağsız veya az yağlı süt ürünleri sıklıkla aspartam gibi kalorisiz veya düşük kalorili yapay tatlandırıcılarla tatlandırılır.

Paylaşın

Asidoz Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Asidoz, kan ve vücut sıvılarının aşırı asitli olması durumudur. Daha geniş bir tanımla, Asidoz, organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

Haber Merkezi / Metabolik süreçlerin doğru biçimde çalışması ve dokulara uygun miktarda oksijen sevki için kan pH’sının 7.35 ila 7.45 gibi dar bir aralıkta tutulması gerekmektedir.

Asidoz pH’nın 7.35 altına düşmesine neden olan kanda aşırı miktarda asit, alkaloz ise pH’nın 7.45 üstüne yükselmesine neden olan kanda aşırı miktarda alkali bulunmasıdır. Asidoz, solunum veya metabolik asidoz olarak sınıflandırılır.

Solunum asidozunun nedenleri şunlardır:

Kifoz gibi göğüs deformiteleri
Göğüs yaralanmaları
Göğüs kaslarında güçsüzlük
Uzun süreli (kronik) akciğer hastalığı
Miyastenia gravis, amiyotrofik lateral skleroz veya kas distrofisi gibi nöromüsküler bozukluklar
Sedatif ilaçların aşırı kullanımı solunumun azalmasına neden olur
Şiddetli zatürre veya şiddetli tıbbi hastalıkla ilişkili akut solunum sıkıntısı sendromu gibi akut akciğer hastalığı

Metabolik asidoz, vücutta çok fazla asit üretildiğinde gelişir. Böbrekler vücuttan yeterli asidi çıkaramadığında da ortaya çıkabilir. Metabolik asidozun birkaç türü vardır:

Diyabetik asidoz (diyabetik ketoasidoz ve DKA olarak da bilinir), kontrolsüz diyabet (genellikle tip 1 diyabet) sırasında keton cisimleri adı verilen maddelerin (asidik olan) birikmesiyle gelişir .
Hiperkloremik asidoz, vücuttan çok fazla sodyum bikarbonat kaybı nedeniyle oluşur ve şiddetli ishalle birlikte ortaya çıkabilir.
Böbrek hastalığı (üremi, distal renal tübüler asidoz veya proksimal renal tübüler asidoz ).
Laktik asidoz.
Aspirin, etilen glikol (antifrizde bulunur) veya metanol zehirlenmesi.
Şiddetli susuzluk.

Laktik asidoz, laktik asit birikmesidir . Laktik asit esas olarak kas hücrelerinde ve kırmızı kan hücrelerinde üretilir. Oksijen seviyeleri düşük olduğunda vücut enerji için kullanmak üzere karbonhidratları parçaladığında oluşur.

Belirtileri:

Metabolik asidoz belirtileri altta yatan hastalığa veya duruma bağlıdır. Metabolik asidozun kendisi vücudunuz bunu telafi etmeye çalışırken hızlı ve derin nefes almaya neden olur.

Kafa karışıklığı veya uyuşukluk da oluşabilir. Şiddetli metabolik asidoz şoka veya ölüme yol açabilir. Bazı durumlarda, metabolik asidoz hafif, devam eden (kronik) bir durum olabilir.

Solunum asidozu belirtileri şunları içerebilir:

Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
Tükenmişlik
Letarji
Nefes darlığı
Uyku hali

Tedavisi:

Tedavi, asidoza neden olan sağlık sorununa yöneliktir. Bazı durumlarda, kanın asitliğini azaltmak için sodyum bikarbonat (kabartma tozundaki kimyasal) verilebilir.

Paylaşın

Beslenme Ve Vejeteryanlık

Son yıllarda kalp – damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker ve kanser gibi kronik hastalıklardan korunma amacı ile de vejetaryen beslenme biçimi seçilmektedir.

Vejetaryen beslenme, bitkisel kaynaklı besinlerin ağırlıklı olarak tüketilmesini içeren bir beslenme tarzıdır.

Vejeteryan beslenme dikkatli düzenlendiği takdirde besin ögeleri yönünden yeterlidir. Özellikle vejeteryan beslenme düzeni az da olsa bazı hayvansal besinleri içeriyorsa tüm besin ögelerini bu diyetle karşılamak mümkündür.

Süt, peynir ve veya yumurta yiyen vejeteryanlarda hiç hayvansal besin yemeyenlere oranla besin ögesi yetersizliklerine çok az rastlanır.

Ancak veganlar, fruvitaryanlar ve Zen makrobiyotik diyet uygulayanlar protein, riboflavin, B12 vitamini, demir, kalsiyum ve çinkoyu yeterince alamayabilirler. Bu durumda çeşitli besin ögesi eklemlerine (suplemantasyona) gerek duyulabilir.

Vejetaryen beslenmenin 7 türü vardır:

Vegan Diyeti: Hiçbir hayvansal kaynaklı besin tüketilmez. Diyet tahıllar, sebze ve meyve ile kuru baklagillerden oluşur. Tüm dünyada vegan diyeti uygulayanların sayıları oldukça azdır. Veganların alt grupları da bulunmaktadır.

Lakto Vejeteryan Diyeti: Bitkisel besinlerle birlikte hayvansal kaynaklı besinlerden süt ve süt ürünleri tüketilir.

Ova Vejeteryan Diyeti: Diyette bitkisel besinlerle birlikte yumurta da yer alır. Bunun yanında et ve süt tüketilmez.

Lakto-ova Vejeteryan Diyeti: Günümüzde en sık uygulanan vejetaryen beslenme şeklidir. Tahıl, sebze, meyve, baklagiller, tohumlar, yemişler, sut ürünleri ve yumurtaya dayanır.

Polo Vejeteryan Diyeti: Bu diyette kırmızı et tüketilmez. Bitkisel besinler yanında hayvansal olarak yalnızca tavuk, hindi gibi kümes hayvanlarını tüketilir.

Pesko Vejeteryan Diyeti: Bu diyette de kırmızı et tüketilmez. Bitkisel besinler yanında hayvansal olarak yalnızca balık çeşitleri, midye su ürünlerini tüketilir.

Semi-vejeteryan Diyeti: Bu diyette de kırmızı et tüketilmez. Sınırlı miktarda tavuk ve balık tüketilir. Semi-vejetaryenler yumurta, süt ve türevlerini istedikleri kadar tüketirler.

Paylaşın