Anestezi Nedir, Nerelerde Kullanılır?

Ameliyat öncesi ve sonrası da dahil olmak üzere hastanın işlem esnasında ağrı duymaması ve cerrahın da rahat çalışabilmesi için yapılan bir dizi tıbbi uygulamanın adıdır.

Ameliyatlar yaklaşık 150 yıldır anestezi ile yapılmaktadır ve ameliyat tekniklerinin gelişmesi anesteziyolojideki gelişmeler ile birlikte olmuştur.

Anestezinin üç türü var; genel, bölgesel ve lokal anestezi. Genel anestezide tüm vücut uyuşturulur ve hastanın bilinci kapanır. Vücudun belden aşağısını, kol ya da bacak gibi belli bir bölgesini uyuşturma işlemine ise bölgesel anestezi denilir.

Bu yöntemde ise hastanın bilinci açık iken girişim yapılır. Uygulama, genellikle ilacın sinir bölgesine yakın bir yere enjekte edilmesi ile gerçekleştirilir. Lokal anestezi de daha küçük bir bölgenin uyuşturulmasıyla yapılır.

Paylaşın

Afazi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Afazi, bireyin söylemek istediğini artık söyleyememesi anlamına gelmektedir. Daha geniş bir tanımla, Afazi, beyindeki konuşma merkezlerinde meydana gelen bir hasar sonucunda konuşma, konuşulanı anlama, adlandırma, tekrarlama, okuma veya yazma gibi becerilerin kısmen ya da tamamen kaybıdır.

Afazi sonrası kişinin planlama, basit etkinlikleri yerine getirme, problem çözme ve karar verme becerileri de etkilenebilir. Afazisi olan kişi bir işe nereden ve nasıl başlayacağını belirlemekte, o işi yerine getirmek için gerekli basamakları oluşturmakta güçlük yaşayabilir.

Afazinin gelişimi

Afazi beyin hasarı neticesinde oluşmaktadır. Afaziye sebep olan bu tür beyin hasarının nedeni genellikle kan damarlarında oluşan bozukluklardır. Bu tür bir bozukluk aynı zamanda inme, serebral hemoraj (beyin kanaması), serebral enfarkt veya apopleksi olarakta adlandırılmaktadır. Tıp dilinde SVO denilmektedir: Serebro (=beyinsel) Vasküler (=kan damarı) Olay. Afazi Turkish oluşumunun diğer sebepleri arasında travma (beyinin bir (trafik) kazası sonucunda hasar görmesi gibi) veya beyin tümörü gösterilebilir.

Beynimizin işlevini yerine getirebilmesi için oksijene ve glikoz’a ihtiyacı vardır. Bir SVO sonucu veya diğer bir sebepten dolayı beyindeki kan dolaşımı bozulmuşsa, o yerdeki beyin hücreleri ölür. Beyinde farklı işlevlere sahip birçok alan bulunmaktadır. Birçok insanın dil kullanım alanları beyinin sol yarısında bulunmaktadır. Bu beyin alanlarının hasar görmesi durumunda afazi oluşumu söz konusudur.

Afazinin belirtileri nelerdir?

Konuşmada güçlük
Adlandırmada güçlük
Anlamada güçlük
Okuma-yazmada güçlük
Konuşmada garip ve uygun olmayan kelimeler kullanma olarak sıralanabilir.

Afazi çeşitleri nelerdir?

Afazi türlerinin semptomları değişiklik göstermektedir. Yaygın görülen türleri ise:

Tutuk Afazi: Bu tür afazinin görüldüğü kişiler ne demek istediğini bilir ancak fikirlerini söylemede ve başkalarıyla iletişim kurmada zorluk yaşar. “Dilimin ucunda, ama bir türlü söyleyemiyorum.” Tabiri bu tür için kullanılır. Tutukluk hem yazılı hem de sözlü iletişimde görülmektedir.

Akıcı Afazi: Bu tür afazinin görüldüğü kişiler sağlıklı işitmesine ve okuyabilmesine rağmen anlamlandırmada güçlükler yaşar. Çoğunlukla nasıl ve nerede kullanıldığına bakmaksızın kelimeleri sadece gerçek anlamlarıyla algılarlar. Akıcı bir konuşma mevcut fakat anlamlı üretim oldukça kısıtlıdır.

Anomik Afazi (Akıcı): Bu hastalar akıcı ve anlaşılır konuşurlar fakat adlandırma da güçlük yaşarlar. Algılamada sorun yaşamamalarına rağmen nesneleri adlandıramaz ya da kullanmak istedikleri kelimeyi hatırlamakta güçlük yaşarlar. Arıca sözlü ve yazılı anlatımda da güçlük çekerler.

Global Afazi: Afazinin en şiddetli türüdür. Genellikle kişi felç geçirdikten hemen sonra görülür. Bu tür afazinin görüldüğü kişiler konuşma ve anlama güçlüğü çekmelerinin yansıra okuma ve yazma becerilerini de yitirirler.

Progresif Afazi: Nadir görülen bir afazi türü olan progresif afazide kişiler konuşma, okuma, yazma ve anlama becerilerini yavaş yavaş kaybederler. Hastalar el işaretleri ya da mimik gibi alternatif iletişim yollarını kullanmayı tercih etmeye başlarlar.

Afazi, hafif ya da şiddetli görülebilir. Hafif afazi görülen kişiler konuşup sohbet edebilir ancak kelimeleri bulmada ya da karmaşık konuşmaları anlamada güçlük çekebilirler. Şiddetli afazi ise kişinin iletişim kabiliyetini büyük ölçüde etkilemekte, hastalar etkili iletişim kurmada ya da konuşulanı anlamada ciddi ölçüde güçlükler yaşar.

Afazi nasıl teşhis edilir?

Felç, beyin hasarı ya da tümör sonrasında afazi görülme olasılığı oldukça yüksektir. Nörolojik muayene sonrası afazik durum tanımlanabilir. Süreçte dil ve konuşma becerilerinin değerlendirilmesi sonucu tanı kesinleştirilir.

Afazinin tedavisi

Afazili birçok birey bir süre hastanede yatmıştır. Hastanede yatma genelde beyin hasarı oluştuktan sonra gerçekleşmiştir. Afazili birçok bireyin hastaneden taburcu olduktan sonra ek tedaviye ihtiyacı vardır. Yardım için kime başvurmaları gerektiği her zaman açık değildir. Lütfen bölgenizdeki olanaklar konusunda sizi tedavi eden doktora danışınız. Afazi tedavisi çoğu zaman bir konuşma terapisti tarafından yürütülür. Genelde afazili her bireye konuşma terapisi uygulanabilir. Tedavinin süresini etkileyen sebepler arasında afazinin iyileşme hızı ve yaşadığınız ülkedeki olanak ve düzenlemeler gösterilebilir.

Paylaşın

Ambliyopi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Ambliyopi (Göz Tembelliği), tek taraflı veya çift taraflı görme keskinliğinde azalmadır. Daha geniş bir tanıma; Gözün hipermetropi, miyopi, astigmatizma, katarakt, şaşılık gibi nedenlerle iyi görememesi sonucunda görme yollarının gelişememesidir.

Ambliyopi (Göz Tembelliği) riski 7 yaşına kadardır. 7 yaşından sonra göz tembelliği gelişmez. Her 100 çocuktan 4’ünde göz tembelliği bulunur.

Ambliyopi (Göz Tembelliği) nedenleri:

Şaşılık: En sık görülen sebepdir. Kayan gözden gelen görüntü çift görmenin önlenmesi amacıyla yok sayılır ve çocuk sadece tek gözüyle görmeye yönlenir. Bu kayan gözün görmesinin düşmesine neden olur.

Refraktif farklılık: Refraktif bozukluklar gözlükle düzeltilmektedir. Amblyopi tek gözün diğerine göre daha fazla myopik, hipermetropik ya da astigmatik olmasıyla oluşmaktadır. Bulanık gören göz yok sayılır ve amblyopi gelişir. Gözler normal gözükmektedir ama tek göz diğerine göre daha az görmektedir. Bu en zor tanı konan amblyopi nedenidir ve sıkı takibin yapılması gerekmektedir.

Göz dokularının geçirgenliğinin bozulması: Katarakt yada görüntünün net olarak odaklanmasını engelleyecek her türlü durumda amblyopi gelişmektedir. Bu en ağır amblyopi tipidir.

Her iki gözde ileri derecede yüksek kırma kusuru: Her iki gözde 3 dereceden fazla hipermetrop veya 7-8 derece miyopi varlığı her iki gözün birden tembelliği ile sonuçlanır.

Ambliyopi (Göz Tembelliği) tedavisi:

Göz tembelliğinde tedavinin esası gözdeki görmeyi bozan patolojinin en erken zamanda ortadan kaldırılmasıdır. Gözlük verilebilir. Şaşılık gözlükle düzeltilebilir. Eğer katarakt varsa veya görmeyi engelleyen bulanık ortam mevcutsa, şaşılık gözlükle düzelmiyorsa bunun ameliyatla düzeltilmesi gerekir.

Ayrıca zayıf gözün daha çok çalışması sağlanmaya çalışılır. Bu, sağlam gözün özel bir bandajla haftalar bazen aylar boyunca kapatılması ile yapılır. Önce gerekli olan reçete edilir. Çocuk bunu kullanmaya başlar ve kapama tedavisi yapılır. Şaşılıkta eğer bir cerrahi müdahale yapılacaksa genellikle önce göz tembelliği giderilmeye çalışılır. Ameliyat öncesi belli bir dönem kapama tedavisi yapılır, ameliyat uygulanır, daha sonra bir müddet daha kapama yapılmaya devam edilir.

Bundan sonrası ise tamamen sizin sabrınıza kalmıştır. Çocuklar kapama yapılmasından hiç hoşlanmazlar ve bunu reddederler. Ancak ebeveyn olarak bu dönem, sizin ilgi ve sabrınızla, başarılı bir şekilde yaşanabilir. Yaşamları boyunca göz tembelliklerinin mevcudiyeti nedeniyle yaşayacakları sıkıntıları düşünerek sabırla yaklaşılmalıdır.

Göz muayenesi ne zaman yapılmalıdır?

Tüm çocuklar doğumda, 1 yaşında, 4 yaşına gelmeden önce herhangi bir sorun olmasa da mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmiş olması gerekir. Bu arada doğumdan itibaren hem ailenin hem de çocuk doktorlarının bazı tespitleri ile gerekli hallerde, çok erken dönemlerde de göz muayenesi yapılabilir.

Ambliyopi (Göz Tembelliği) tedavi edilmezse ne olur?

Göz tembelliği toplumun %2-4 ‘ünde oldukça sık karşılaştığımız bir problemdir. Ancak, hayatın ilk yıllarında tanındığı ve tedavi edildiği takdirde düzeltilebilen bir sorundur.

Çocuğun yalnızca görme keskinliğinde değil derinlik algısında yani üç boyutlu görmede de problemlere neden olabilir. Çocuğun ileriki hayatında meslek seçiminde bile karşısına bir sorun olarak çıkabilir. Yapılan çalışmalarda bir travma sırasında sesin geldiği yöne kişinin genellikle tembelliği olmayan iyi gözüyle baktığı ve iyi gören gözün hasar aldığı bildirilmektedir.

Düzeltilebilir bir hastalık olan göz tembelliğinin çocukluk döneminde rutin göz muayeneleri ile tanınması ve tedavi edilmesi bütün bu nedenlerle çok önemlidir.

Paylaşın

Alzheimer; Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Genellikle 60 yaş ve üzerine ortaya çıkan ve halk arasında bunamada denilen Alzheimer, hastanın duygu, düşünce ve davranışlarında problemlere yol açan bir çeşit unutkanlık tipi olarak tanımlanabilir.

Alzheimer, beynin sinir hücreleri dokusunda “beta-amyloid” adındaki anormal protein birikmesine bağlı olarak oluşur ve bu birikim zamanla beyinden atılamaz hale gelir. Dolayısıyla protein birikmesi ve plaklar sebebiyle sinir hücreleri arasında bağlantı kurulamaz ve sinir hücreleri ölür. Bu durumda direkt olarak beynin düzgün çalışmasını engeller.

2050 yılına kadar 11 ila 16 milyon kişinin Alzheimer hastası olacağı düşünülmektedir. Alzheimer tanısı konmuş kişilerin pek çoğu tanıdan itibaren 8-20 yıl kadar yaşayabilirler.

Alzheimer belirtileri:

Kısa dönemli hafıza kaybı: Demansın en yaygın erken belirtileri arasında yeni bilgiyi unutmak gelir. Önemli konuları unutmak ve sürekli aynı bilgiyi sormak da Alzheimer’ın erken evresinde yaygın görülen semptomlar arasındadır.

Aşina olunan işleri yaparken zorluk yaşamak: Demansa sahip kişiler genelde günlük işleri planlamada ve tamamlamada zorluk yaşar. Kişiler yemek hazırlamada, telefon görüşmesi yapma veya oyun oynamadaki sıralamaları aklında tutamayabilir.

Yazma ve konuşmada oluşan yeni sorunlar: Alzheimer belirtileri yaşayan hastalar genelde basit veya alternatif farklı kelimeleri unuturlar. Bu da onların konuşma ve yazmasını anlaşılması zor hâle getirir. “Diş fırçası” kelimesini hatırlamakta güçlük çekerek, bunun yerine “ağzım için kullandığım o şey” ifadesiyle sorabilirler.

Zaman ve yer karışıklığı: Alzheimer hastaları kendi mahallesinde kaybolabilir, nerede olduklarını ve oraya nasıl geldiklerini unutabilir ve eve nasıl gideceklerini bilemeyebilirler.

Yanlış veya zayıf kararlar: Alzheimer hastaları güzel havada üzerine kat kat bir şeyler alabilir veya soğuk havada çok hafif bir şekilde giyinebilirler.

Soyut düşünmeyle ilgili sorunlar: Alzheimer hastası olan biri hangi numaraların ne olduğunu ve ne için kullanıldıkları gibi kompleks zihinsel işlevleri gerçekleştirmede olağandışı bir zorluk yaşayabilir.

Eşyaları yanlış yere koyma ve adımları takip edememe: Alzheimer hastası olan biri eşyaları olmadık yerlere koyabilir. Örneğin, ütüyü buzdolabında, kol saatini şeker kâsesinin içinde bulabilirsiniz.

Ruh hâli ve davranışlarda değişimler: Alzheimer hastası olan birinin ruh hâlinde hızlı değişimler yaşanabilir. Sakinken birdenbire gözyaşları içinde kalmak, sinirlenmek veya saldırganlaşmak gibi. Aşırı derecede kafaları karışmış, endişeli, şüpheli veya aile bireyine bağımlı olma hâli içinde olabilirler.

Görsel imajları ve mekânsal ilişkileri anlamada zorluk: Bazıları için, görsel işlemedeki bir değişim Alzheimer’ın erken belirtileri arasında olabilir. Bu kişiler okumada zorluk yaşayabilir, mesafeyi çıkaramayabilir, renk ya da tezatlığı belirleyemeyebilirler. Bu da araba kullanmada sorunlara sebep olur.

Sosyal aktivitelerden geri çekilme: Alzheimer belirtileri yaşayan bir kişi yaşadığı değişimler sebebiyle sosyal olmaktan kaçınabilir. Bu kişiler spordan, sosyal etkinliklerden ve hobilerinden uzaklaşabilirler. Saatlerce televizyon karşısında pasif bir şekilde oturup, normalinden daha fazla uyuyabilir veya günlük aktiviteleri yapmak istemeyebilirler.

Alzheimer nedenleri:

Beyindeki protein birikiminin yanı sıra sinir iletiminin bozulması, beyin hücrelerinin zarar görmesi gibi etkenler nedeniyle yaşanabilir. Yapılan araştırmalara göre hastaların sadece %20’sinde alzheimer görülme riski bulunuyor.
Yani hastalık, yaş etkeninin yanı sıra genetik faktörlere bağlı olarak da görülebilir. Ancak sadece kalıtsal sebeplerle ilişkilendirilmesi yanlış olur. Çünkü Alzheimer, sinsice etkilerini gösteren bir hastalıktır ve bulguları yaşa bağlı olarak artış gösterir. Diğer nedenler ise şöyle sıralanabilir;
Geçmişe bağlı depresyon
Damar hastalıkları (Kolestrol, tansiyon yüksekliği ve kalp krizi)
Geçmişe bağlı ciddi yaralanmalar
APOE4 taşıyıcılığı
Düşük eğitim düzeyi
Alzheimer testleri:

Alzheimer teşhisi, birtakım nöropsikolojik ve bilişsel testler yardımıyla ortaya konur. Testler, genellikle hastanın problem çözme, zihinsel işlevsellik, dikkat, dil becerileri ve sayma gibi birtakım yeteneklerini ölçmeyi hedefler.

Psikiyatrik değerlendirme: Yapılan psikolojik muayene, hastada depresyon gibi semptomları tetikleyen herhangi bir zihinsel sağlık durumunun varlığını tespit etmek içindir.

Beyin tarama testleri: Beynin yapısında ve işlevinde tümör gibi farklı bir problemin var olup olmadığı anlaşılmaya çalışılır.

Genetik testler: Alzheimer probleminin herhangi bir gen kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek için uygulanır. Test sonucu, hastanın demans risk grubunda yer alıp almadığını da ortaya koyar.

Diğer tarama yöntemleri: Beyin aktivitelerini resimleyen pozitron emisyon tomografisi (PET), manyetik rezonans görüntüleme (MRI), beyni ayrıntılı görüntüleyen bilgisayarlı tomografi (BT).

Tedavi sürecinde uygulanan yöntemler:

Alzheimer tedavisi konusunda kesin ve tam şifa veren bir yöntemden söz edilemez. Mevcut olan ve kullanılmakta olan ilaçlar, sadece hastaların şikayetlerini belirli oranda azaltmak ve davranışlarını düzenlemek konusunda yardımcıdır. Tedaviye ilk olarak düşük doz ilaçlarla başlanır.

İlerleyen vakalarda da ilacın dozu arttırılır. Çünkü ilacın dozu ne kadar yüksek olursa mide bulantısı, kusma ve ishal gibi yan etkileri de o denli artabilir. Tedavi sürecinde genellikle “kolinesteraz inhibitörleri” grubu ilaçlarla reçete edilir.

Örneğin: “Namenda” adıyla bilinen ilacı, orta ve ileri düzey alzheimer hastaları kullanabilir. İlaç, hastaların günlük işlerini daha rahat yapabilmelerini amaçlar. Hastaların banyo yapma becerilerini bağımsız olarak sürdürmelerine destek olur.

Paylaşın

Alzheimer Nedir, Nedenleri, Belirtileri Nelerdir?

Alzheimer, iki zararlı proteinin çökmesi ile ortaya çıkan ve demansın (bunamanın) en sık görülen nedeni olan hastalıktır. Hastanın duygu, düşünce ve davranışlarında problemlere yol açan bir çeşit unutkanlık tipi olarak da tanımlanabilir.

Genellikle 60 yaş ve üzeri hastalarda ortaya çıkar, belirtilerini yavaş yavaş hissettir ve hasta gün geçtikçe günlük rutin işlerini dahi yapamayacak hale dönüşür. Alzheimer, beynin sinir hücreleri dokusunda “beta-amyloid” adındaki anormal protein birikmesine bağlı olarak oluşur ve bu birikim zamanla beyinden atılamaz hale gelir. Dolayısıyla protein birikmesi ve plaklar sebebiyle sinir hücreleri arasında bağlantı kurulamaz ve sinir hücreleri ölür. Bu durumda direkt olarak beynin düzgün çalışmasını engeller.

Alzheimer nedenleri nelerdir?

Hastalığın nedenleri konusunda herhangi bir kesinlik yok. Beyindeki protein birikiminin yanı sıra sinir iletiminin bozulması, beyin hücrelerinin zarar görmesi gibi etkenler nedeniyle yaşanabilir.

Yapılan araştırmalara göre hastaların sadece %20’sinde alzheimer görülme riski bulunuyor. Yani hastalık, yaş etkeninin yanı sıra genetik faktörlere bağlı olarak da görülebilir. Ancak sadece kalıtsal sebeplerle ilişkilendirilmesi yanlış olur. Çünkü Alzheimer, sinsice etkilerini gösteren bir hastalıktır ve bulguları yaşa bağlı olarak artış gösterir.
Diğer nedenler ise şöyle sıralanabilir;

Geçmişe bağlı depresyon
Damar hastalıkları (Kolestrol, tansiyon yüksekliği ve kalp krizi)
Geçmişe bağlı ciddi yaralanmalar
APOE4 taşıyıcılığı
Düşük eğitim düzeyi
Belirtileri nelerdir?

Eğer bir hafıza sorunu varsa bundan sonra ne olacaktır? Hafıza kaybı yada duyu durum değişiklikleri olduğunda, doktor Alzheimer hastalığını olası bir neden olarak düşünebilir. Ama Alzheimer tanısı, bir eleme sürecidir. Doktor, bulgu ve belirtilerin tüm olası nedenlerini birer birer araştıracak ve tek olasılık Alzheimer hastalığı kalana dek diğer nedenleri birer birer eleyecektir. Yüzde 100 kesin tanıya ancak otopsi ile varılabilir ki bu da beyin dokusunun direkt olarak mikroskop altında incelenmesi ile olur.

Erken belirti ve bulguları fark etmek genellikle güçtür. Bunlar genetik yapı özellikleri yaşam tarzı kültürel birikim ve yaşamdaki tecrübelerine göre kişiden kişiye farklılık gösterir sıklıkla gözlenen özellikler şunlardır.

Ağır bellek kaybı
Kafa karışıklığı
Soyut düşünceleri oluşturma beceriksizliği
Konsantrasyon güçlüğü
Gündelik ya da karmaşık işleri yapmada zorluk.
Kişilik değişiklileri
Şüpheci ya da garip davranışlar.
Hastalığa nasıl tanı konulur?

Yeni bazı yöntemler hızla gelişmekle birlikte, halen hastalığın tanısı klinik belirtiler ve demans nedeni olacak başka bir hastalığın olmadığının gösterilmesine dayanır. Bununla beraber yakın bir gelecekte şu an deneysel amaçlı kullanılmakta olan birçok tanı yöntemi, günlük kullanıma da girecek olup hastalar klinik belirtiler ortaya çıkmadan önce de tanınabilecektir.

Hastalığın bir tedavisi var mıdır?

Halen hastalığın kesin bir tedavisi olmamakla beraber, bu hastalıkta beyinde eksik olan asetil kolin maddesini artıran bir grup ilaç ve yine bu hastalıkta hücreler arası boşlukta artmış olarak bulunan glutamat maddesinin aşırı etkisini azaltan bir ilaç kullanımdadır.

Ağız, çene ve yüz deformiteleri nedir?

İleride gerek hastalığın erken dönemde tanısının konulmasına yönelik tetkik yöntemlerinin daha gelişmesi gerekse beyindeki değişiklikleri önleyici ya da ortadan kaldırıcı tedavilerin ortaya çıkması ile bu hastalığa karşı tedavi başarımız daha da artacaktır.

Bununla beraber şu an alabileceğimiz en iyi önlemlerin başında orta yaşta ortaya çıkmış yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kan yağlarındaki yükselmelerin erken dönemde tedavisi gelmektedir.

Paylaşın

Alkol Ve Alkollü İçki Nedir?

Alkol genellikle mayalanmış ürünlerin damıtılmasıyla elde edilir. Karbon, Oksijen ve Hidrojenin birleşimiyle oluşan kimyasal bir sıvıdır. Fazla tüketildiğinde sinir sistemine olan etkisinden dolayı baş dönmesi, baş ağrısı, bulanık görme, bilinç kaybı vb. gibi belirtiler oluşur.

Sindirim sistemine olan etkisi sonucu ülser ve siroz gibi hastalıkların oluşumuna zemin hazırlar. Alkolün kan basıncını arttırıcı etkisi vardır. Bu etki akut alkol alımı ile görüldüğü gibi daha düşük dozda fakat sürekli kullanımda da ortaya çıkmaktadır. Akut veya sürekli alkol alımı beyin kanaması ve felç riskini arttırmaktadır.

Günde 15 gram saf alkole eşdeğer miktarda bir alkollü içeceğin tüketilmesinin kardiyovasküler risk oluşturmadığı, hatta bir ölçüde koruyucu olduğu belirtilmektedir. Ancak, alışkanlık yapan böyle bir içeceğin, tüketen kişiler tarafından ne derecede kontrollü içilebileceği, dengenin fayda sağlamak yönünde ne ölçüde kurulabileceği oldukça şüphelidir. Bu nedenle alkol kullanımı ve miktarı ile ilgili bir öneride bulunmak son derece yanlıştır. Öneri doktor denetiminde uygulanabilir.

Alkollü içkiler (Alcoholic Beverages) nedir ?

Yapım tekniği ve bileşimleri yönünden değerlendirildiğinde fermante alkollü içkiler ve distile alkollü içkiler olmak üzere iki grupta incelenir.

Fermente olanların alkol içerikleri daha düşüktür. Bira ve şarap fermente içkilerdir. Her ikisinin de farklı alkol içeriklerinde hazırlanmış çeşitleri vardır. Şaraplar alkolle zenginleştirilerek şeri, port, şeker eklenip ikinci kez fermente edilerek şampanya, alkolle zenginleştirilip baharat ve lezzet vericiler katılarak vermut elde edilir. Rakı, brendi, viski, rom, cin, votka, konyak, likör distile içkilerdir. İçki şişeleri üzerinde alkol yüzdelerini gösteren rakamlar vardır.

Paylaşın

Aspirin Nedir, Faydaları Ve Zararları Nelerdir?

Aspirin (Asetilsalisilik Asit), genellikle hafif ağrı ve sızılar için kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücü bir ilaçtır. Ayrıca kan seyreltici etkisi vardır ve kalp krizine karşı koruma sağlaması amacıyla uzun dönem az dozaj kullanılır.

Aspirinin faydaları nelerdir?

JAMA Onkoloji dergisinde yayınlanan 136 bin kişi üzerinde gerçekleştirilen araştırmada, haftada iki kez düzenli aspirin kullananlarda kansere yakalanma riskinin yüzde 3 azaldığı görüldü.

Hollanda’da yapılan başka bir araştırmanın sonuçlarında ise tedavisi devam eden mide – bağırsak kanseri hastalarının ömrünü yaklaşık iki kat artırdığı belirlendi.

Londra’daki Francis Crick Enstitüsü’nden bilim insanları aspirinin kanser hücreleri üzerindeki etkisi araştırdı. Araştırmada,  aspirinin kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden saklanmasını önleyebileceğine işaret ediliyor.

PLoS One isimli bilimsel dergide yayımlanan bir makalede ise kanser tedavisinde asetil salisilik asitin (ASA) yararını bir kez daha ortaya koydu. Buna göre, düşük dozda ASA alınması hem kansere yakalanma riskini düşürüyor hem de kansere bağlı ölüm riskini ortalama % 20 oranında azaltıyor.

Aspirinin zararları nelerdir?

Her ne kadar az doz kullanıldığında faydalı olduğu söylense de aspirin kullanımında dikkatli olmakta fayda var. Aspirin dudak ve dilde alerjik etki gösterebilir.Aşırı doz kullanımda karaciğerde işlev bozukluğuna, kanamalara, ve ülsere yol açabilir. Kanı sulandırdığı için kanamalı hastalıklarda pıhtılaşmayı geciktirdiğinden sağlık riski oluşturabilir. Uzun süreli kullanımı böbrek hasarına yol açabilir, böbrek yetmezliği görülebilir.

Tüm bu etkilerinin yanı sıra diğer ilaçlarla olan olumsuz etkileşimlerine de dikkat etmek gerekiyor. Uzun süreli kullanımlarda muhakkak doktorunuza danışın.

Kimler Aspirin kullanmalıdır?

Koroner damar hastalığı bulunan ve aspirin kullanmasına mani bir durumu olmayan tüm hastalar için aspirin yararlıdır ve ömür boyu önerilmektedir. Günde 75-100 mg doz bu amaç için yeterlidir; daha yüksek dozlarda yarar artışı olmaksızın kanama riski artmaktadır. Bilinen kalp hastalığı olmayanlarda aspirin kullanma kararını hekimleri vermelidir. Toplam kardiyovasküler risk hesaplanarak orta veya yüksek (10 yıllık risk >%10) olanlara verilebilir.

Kimler Aspirin kullanmamalıdır?

Kalp damar hastalığı riski düşük olanların aspirin kullanmasının anlamı yoktur. Çünkü koroner kalp hastalığından sakınırken en az o kadar mide kanamasına maruz kalınabilir. Ayrıca, kalp damar hastalığı olmayan 50 yaş altı bireylerde ve klinik olarak kalp- damar hastalığı oluşmamış diyabetik hastalarda koruyucu olur beklentisi ile aspirin kullanılması önerilmez.

Gelecek 10 yılda koroner arter hastalığı gelişme riski %10-20 (orta derecede), herhangi bir kanserle karşılaşma riski %12 civarında olan, 60’ lı yaşlarda ki 1000 hastaya aspirin verildiğinde: 6 ölüm, 17 kalp krizi, 6 kanser önlenebilirken, inme oranları değişmez. Ancak, kafa içi kanama dahil ek 16 önemli kanama oluşabilir.

Paylaşın

Aerobik Egzersiz Nedir, Faydaları Nelerdir?

Aerobik Egzersiz, vücudun oksijen taşıyan sistemini zorlayarak daha güçlü hale getiren, kalbin çalışmasını ve solunumu hızlandıran fiziksel egzersiz tipidir.

Aerobik Egzersiz, uzun süreli yapabileceğiniz düşük yoğunluklu egzersizler olarak düşünebilirsiniz.

Aerobik Egzersiz etkileri

Aerobik egzersizde, temel prensip egzersiz süresince nefes nefese kalmaman ve oksijen yetmezliği çekmemendir. Aerobik egzersizler sırasında kol, bacak, kalça gibi büyük kas grupları hareket eder.

Hareketleri uygularken daha hızlı ve derin nefes almaya başlayacağın için, kanındaki oksijen düzeyi maksimum derecede artar. Kalp atışların hızlanır, akciğer ve kaslarına daha çok kan pompalanır. Vücudun doğal ağrı kesici niteliğinde olan endorfin hormonunu salgılamaya başlar.

Aerobik Egzersizler nelerdir?

Tempolu yürüyüş
Koşu
Bisiklet sürme
İp atlama
Merdiven çıkma

Yüzme
Step-aerobik çalışmalar
Kayak
Dans etme bu egzersizler içerisinde geçmektedir.

Aerobik Egzersizin faydaları:

Akciğerlerin daha verimli çalışmasını sağlayarak kullanılan oksijen miktarı arttırmaktadır.

Kalbinizin daha verimli ve daha kapasiteli çalışmasını sağlar. Egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirenlerin kalbi, istirahat halinde kalbi yapmayanlara göre daha daha az atmaktadır.

Yeni damarlar gelişir. Aerobik egzersizler; kısmen veya tamamen tıkanmış damarlar yerine, özellikle kalp içinde, yeni damarlar oluşmasını sağlamaktadır.  Vücudun kanlanması arttırarak kan akışı düzene girmesini sağlamaktadır.

Aerobik Egzersiz kan hacminin çoğalmasını sağlar. Özellikle kandaki hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerini çoğaltmaktadır. Bu suretle ciğerlerden kana ve adalelere oksijen nakil kapasitesi yükselmiş olmaktadır.

Osteoporosis’e (Kemik erimesi) karşı korumaktadır. Her türlü fiziki çalışma sonucunda kas yapısını geliştirmekte, yağları azaltmakta, kemik yoğunluğu artmakta ve kemik erimesi oluşması geciktirmektedir. Kadınların kemik erimesi riski daha fazla olduğundan egzersizleri yapmaları tavsiye edilmektedir.

Diabetes’e (şeker hastalığı) karşı korumayı sağlamaktadır. Oluşmuş şeker hastalığında hastalık derecesinin iyileşmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Şeker hastalığını kontrol altında tutmakta kolaylaştırıcı özelliği bulunmaktadır.

Vücut ağırlığındaki azalmaya yardımcı olmaktadır.

Kolesterolü olumlu yönde etkileyerek LDL (Kötü kolesterolü) seviyesini azaltmaktadır ve HDL (İyi kolesterol) seviyesini arttırır.

Aerobik egzersiz sindirim sisteminde rahatlatıcı etki yapmaktadır. Bağırsak çalışmasını düzene sokarak sindirimi kolaylaştırmaya yardımcı olmaktadır.

Paylaşın

Akustik Sinir, Akustik Nöroma Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Akustik Sinir, tip dilinde işitme sinirine verilen addır. Akustik Nöroma ise, işitme ve denge sinirlerinde ortaya çıkan iyi huylu yavaş büyüyen tümörlerdir. İşitme kaybı ve denge problemlerine neden olabilmektedir. 

Yetişkinlerde çocuklara nazaran daha sık görülmektedir. Genellikle tek taraflıdır, nadiren çift taraflı gözlenebilmektedir.

Akustik nöromaların nedeni nedir?

Akustik nöromaların neden ortaya çıktığı bilinmemektedir. Bu tümörün belirli bir tür tümör baskılayıcı gende bir bozukluk olduğu zaman ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Akustik nöromalar ne sıklıkla görülürler?

Akustik nöromalar genellikle bir milyonda 10 kişide görülürler. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla ve en çok 30-60 yaş arasında görülürler.

Akustik nöromların belirtileri nelerdir?

İşitme kaybı – gelişmesi uzun yıllar alabilir, kişi bu nedenle işitme kaybının farkında olmayabilir.
Çınlama, uğultu
Yürüyüş esnasında denge problemleri
Bir tarafa yalpalama hissi
Yüz belirtileri ;  yüzde  hissizlik, ağrı, yüzün bir kısmını hareket ettirmede güçlük

Akustik nöromların tedavisi

Akustik nöroma tedavisi tümörünüzün büyüklüğüne, konumuna, ne kadar hızlı büyüdüğüne ve genel sağlık durumunuza göre değişir. Ana seçenekler:

Tümörün izlenmesi; küçük tümörlerin genellikle düzenli MRG taramasıyla izlenmesi gerekir ve aşağıdaki tedaviler genellikle yalnızca taramalar büyüdüğünü gösteriyorsa önerilir.

Beyin ameliyatı; tümörü kafatasındaki bir kesikten çıkarmak için yapılan ameliyat, genel anestezi altında yapılır.

Stereotaktik radyocerrahi; küçük tümörlerin veya ameliyat sonrası kalan tümör parçalarının, büyümesini engellemek için uygulanan radyasyon tedavisidir.

Tüm bu seçenekler bazı riskler taşır. Örneğin, cerrahi ve radyocerrahi bazen yüz uyuşukluğuna veya yüzünüzün bir kısmını hareket ettirememeye neden olabilir (Yüz felci).

Büyük akustik nöromlar ciddi olabilir çünkü bazen beyinde hayatı tehdit eden bir sıvı birikmesine neden olabilirler (hidrosefali). Ancak bu aşamaya erişmeleri nadirdir. Birçoğu çok yavaş büyür veya hiç büyümez bu yüzden erken dönemde tedavi edilebilir.

Tedavi edilse dahi işitme kaybı ve kulak çınlaması gibi semptomlar devam edebilir ve çalışma, iletişim kurma ve araç kullanma yeteneğinizi etkileyebilir. Bu sorunların giderilmesi için ek bir tedaviye ihtiyaç duyulabilir.

İyi huylu beyin tümörü tedaviden sonra tekrar edebilir. Bu ameliyat olan her 20 hastadan 1’inde görülmektedir. Muhtemelen tümörün tekrar büyüyüp büyümediğini kontrol etmek için düzenli olarak MRG taraması yaptırmanız gerekecektir.

Akustik nöromalarla ilgili tedavi sonrası beklentiler nedir?

Akustik nöromalar iyi huylu, kanser olmayan tümörlerdir. Vücudun diğer yerlerine metastaz yapmazlar, ancak büyümeye devam ederek kafatası içindeki önemli yapılara bası yapabilirler.

Beyin cerrahisi sonucunda hastaların %95’inde tümör tam olarak çıkartılabilmektedir. Bu ameliyattan ölüm riski %1’in altındadır.

Küçük tümörü olan hastaların yaklaşık % 95’inde kalıcı yüz felci ortaya çıkmaz. Ancak büyük tümörleri olan hastaların yaklaşık üçte ikisinde ameliyat sonrasında kalıcı yüz felci görülür.

Küçük tümörü olan hastaların yaklaşık yarısında tümörün olduğu tarafta bir miktar işitme kalacaktır.

Radyocerrahi sonrasında sinir hasarı, işitme kaybı ve yüz felci gibi istenmeyen durumlar belli bir süre sonra bile ortaya çıkabilmektedir.

Paylaşın

Asesülfam Nedir, Sağlığa Zararlı Mıdır?

Asesülfam (Acesulphame), düşük kalorili bir tatlandırıcıdır. Organik sentetik bir tuzdur. Sakkarozdan 200 kat daha fazla tatlıdır. İnsan sindirim sisteminde değişmeksizin dışarı atılır ve bundan ötürü de kalori sağlamaz. 

İçeceklerde (alkolsüz) tek başına kullanılabilir. Isıya dayanıklılığı, pH 3 ün üzerinde olduğunda daha fazladır. Asesülfam K ile tatlandırılmış içecekler asesülfamın yapısı bozulmaksızın pastörize veya sterilize edilebilir.

Asesülfam nelerde bulunur?

Çoğu yiyecek ve içecekte bulunur. Aspartam gibi diğer tatlandırıcıların aksine ısıtıldığında değişime uğramadığı için fırınlanmış veya pişirilmiş yiyeceklerde de kullanımı yaygındır.

Bulunduğu yerlere örnek olarak; soda, meyve suyu, alkollü içecekler, süt ürünleri, dondurma, tatlılar, reçeller, marmelatlar, diş macunları, gargaralar, sakızlar, turşular, mısır gevrekleri, salata sosları ve baharatlar verilebilir.

Asesülfam sağlığa zararlı mıdır?

Yapay tatlandırıcıların vücuda etkileri halen tartışmalıdır ve vücuda bazı zararları olduğu iddia edilmektedir. Metabolizmayı, iştahı, kilo kontrolünü ve kan şekerine müdahale ettiği söylenmektedir. En büyük endişe edilen noktaları ise; kanser gelişimine etkisi olup olmadığı ve bebeğin anne karnındaki gelişimini etkileyip etkilemediğidir.

Bu endişelere rağmen Avrupa ve Amerika’da, insanların kullanımı için güvenli olduğu kabul edilmiştir. FDA tarafından günlük alımı kilogram başına Amerika’da 15 mg, Avrupa’da 9 mg olarak sınırlandırmıştır.

Bu rakam Amerika’da yaklaşık 68 kg olan bir kişinin günlük 20 kutu diyet kola tüketmesine eş değerdir. Bazı ülkelerde kullanımı kabul edilmesine rağmen bilim insanları yapılan çalışmaların bilimsel standartları karşılamadığını söylemektedirler.

Paylaşın