02-sağ slayt Diğer Sağlık

Konu çocuk sağlığı olduğunda, her ebeveyn en iyisini ister. Doğru beslenme, bir çocuğun gelecekte geliştirme riski altında oldukları hastalıkları önlemeye yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Ebeveynlerin çocuklarına besleyici yiyecekler sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarına şüphe yoktur.

Ancak, zararsız veya hatta sağlıklı olduğu düşünülen yiyeceklerden bazıları sessizce bu hedefe karşı çalışıyor olabilir. Evet, renkli ambalajların ve ilgi çekici pazarlamanın altında gizlenen bazı ara sıra yapılan şımartmalar aslında çocuğun sağlığını riske atıyor olabilir.

İşte çocuğun sağlığında sessizce tahribata yol açabilecek beş yiyeceğin listesi:

Şekerli içecekler (Gazlı içecekler, meyve suları, enerji içecekleri): Bu içecekler, yüksek fruktozlu mısır şurubu veya şeker içerirler. Diş çürümesi, obezite ve tip 2 diyabet riskini artıran bu içecekler, çocuklarda konsantrasyon sorunlarına da yol açabilir.

Paketli atıştırmalıklar (cips, kraker): Bu tür atıştırmalıklardaki trans yağlar ve yüksek sodyum kalp sağlığını tehdit eder ve obeziteye katkıda bulunurlar. Besin değeri oldukça düşük olan bu atıştırmalıklar, ayrıca bağımlılık da yapabilirler.

İşlenmiş et ürünleri (sosis, sucuk, salam): Bu tür yiyecekler, nitrat ve koruyucu maddeler içerirler; uzun vadede kanser riskini artırabilirler. Bu tür yiyeceklerdeki yüksek tuz içeriği kan basıncını da yükseltebilir.

Şekerli tahıllar (renkli kahvaltılık gevrekler): Bu yiyecekler, yüksek şeker içeriği nedeniyle kan şekeri dalgalanmalarına neden olurlar, obezite ve diş çürüklerini tetiklerler. Ayrıca, bu yiyeceklerin besin değerleri de genellikle düşüktür.

Fast food (hamburger, patates kızartması): Bu yiyecekler yüksek kalori, doymuş yağ ve tuz içerirler. Bu yiyeceklerin tüketilmesi, obezite, kolesterol artışı ve bağırsak sağlığı sorunlarına yol açabilir.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

1920’lerden 1980’lere kadar olan araştırmaları analiz eden yakın zamanlı bir araştırma, D vitamini ile diş çürüğü insidansının azalması arasında önemli bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Günümüzde diş hekimi randevusu almak kolay değil, sorunları gidermek için harcamanız gereken paradan bahsetmiyorum bile.

Diş çürüğü basit ve uygun fiyatlı bir besinle önlenebilseydi ne olurdu? Bir araştırma, diş çürüğü ile vitamin eksikliği arasında bir bağlantı buldu. Nutrition Reviews’da yayınlanan araştırma, belirli bir vitaminin diş çürüğü oranını düşürdüğünü buldu.

Araştırma, D vitamininin diş çürüğü insidansında yüzde 50’lik bir azalma ile bağlantılı olduğunu buldu. D vitamini ile diş çürüğü arasındaki bağlantıyı anlamak için araştırmacılar, 1920’lerden 1980’lere kadar uzanan ve birkaç ülkede yaklaşık 3 bin çocuk üzerinde yapılan 24 kontrollü araştırmaları inceledi. Bu araştırmalar, D vitamininin diş çürüğü insidansında yaklaşık yüzde 50’lik bir azalma ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

D vitamini nedir?

“Güneş vitamini” olarak da bilinen D Vitamini, vücutta önemli bir rol oynayan yağda çözünen bir besindir. Kemik sağlığının korunmasından, bağışıklık fonksiyonuna ve ruh halinin düzenlenmesine kadar D vitamini birçok hayati fonksiyonda yardımcı olur.

Vücut güneş ışığına maruz kaldığında D vitamini üretebilir. Güneşin ultraviyole B (UVB) ışınları cilt hücrelerindeki kolesterolle etkileşime girer ve D vitamini sentez sürecini tetikler. Bu besini yağlı balık (somon, uskumru), yumurta sarısı ve güçlendirilmiş gıdalar (süt, portakal suyu) gibi yiyeceklerden de alınabilir.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Gazlı, enerji veren, renkli veya meyveli içecekler neredeyse her markette satılıyor. Bu içeceklerin, güneşe maruz kaldıklarında kanser riskini artırıp artırmayacağı, içeceğin türüne ve maruziyet koşullarına bağlıdır.

Haber Merkezi / Bilimsel olarak, güneşe maruz kalan içeceklerin kanser riskini artırdığına dair kesin bir kanıt olmasa da, güneşe maruz kalan içeceklerde kanser riskini artırabilecek bazı durumlar şunlardır:

Plastik şişeler: Plastik şişelerde saklanan içecekler (özellikle PET plastik), güneş ışığına veya yüksek sıcaklıklara maruz kaldığında, plastikteki bazı kimyasallar (örneğin, ftalatlar veya bisfenol A gibi) içeceğe sızabilir. Bu kimyasalların uzun süreli ve yüksek miktarda alımı, bazı çalışmalarda hormonal bozukluklar ve potansiyel kanser riskiyle ilişkilendirilmiştir. Ancak, bu riskin kesinliği hala tartışmalıdır ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Gıda bozulması ve bakteri oluşumu: Güneşe maruz kalan içecekler, özellikle süt veya meyve suyu gibi organik içerikli olanlar, bozulabilir. Bu bozulma sırasında oluşan bazı mikroorganizmalar veya toksinler (örneğin, aflatoksinler) kanserojen olabilir, ancak bu durum daha çok uygun olmayan saklama koşullarıyla ilgilidir.

UV ışınlarının kimyasal reaksiyonları: Güneş ışığındaki ultraviyole (UV) ışınları, bazı içeceklerdeki kimyasal bileşenlerle reaksiyona girerek yeni bileşikler oluşturabilir. Örneğin, bazı alkollü içeceklerde veya aromalı içeceklerde bu tür reaksiyonlar teorik olarak zararlı maddeler üretebilir, ancak bu durumun kanser riskine doğrudan etkisi üzerine yeterli kanıt yoktur.

Özel durumlar: Bira gibi bazı içecekler, güneş ışığına maruz kaldığında “skunking” adı verilen bir kimyasal reaksiyon geçirir. Bu, içeceğin tadını bozar, ancak kanser riskiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Adını Shakespeare’in Othello oyunundan alan Othello sendromu, kişinin partnerinin sadakatsiz olduğuna dair mantıksız ve takıntılı bir inanç geliştirdiği psikolojik bir durumdur.

Haber Merkezi / Patolojik kıskançlık olarak da bilinen sendrom, genellikle paranoid düşünceler, şüpheler ve partnerin davranışlarını yanlış yorumlama ile karakterizedir.

Birey, gerçek bir kanıt olmaksızın partnerinin kendisini aldattığına inanır ve bu inanç her iki bireyinde hayatlarını ciddi şekilde etkileyebilir.

Othello sendromunun özellikleri:

Sürekli şüphe ve partneri izleme eğilimi
Küçük olayları yanlış yorumlama (ör. masum bir konuşmayı ihanet olarak görme)
Partnerin sadakatini sorgulayan yoğun duygusal tepkiler
İlişkide güven eksikliği ve kontrol davranışları

Othello sendromunun nedenleri:

Altta yatan psikiyatrik bozukluklar (ör. paranoid kişilik bozukluğu, şizofreni)
Geçmiş travmalar veya güvensizlik
Düşük özsaygı veya terk edilme korkusu
Bazen alkol veya madde kullanımıyla ilişkilendirilebilir

Othello sendromunun tedavisi:

Psikoterapi (özellikle bilişsel davranışçı terapi)
Gerektiğinde ilaç tedavisi (antidepresanlar veya antipsikotikler)
Çift terapisi, eğer ilişki devam ediyorsa

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Sağlıklı bir yaşam için çabalayanlar arasında nane çayına olan ilgi artmaya devam ediyor. Araştırmalar, nane çayının sinir sinyallerini yoğunlaştırdığını ve zihinsel aktiviteyi belirgin şekilde artırdığını ortaya koyuyor.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, nanenin içindeki faydalı bileşenler kan dolaşımını uyarıyor ve beyin dokularına daha fazla oksijen ve besin ulaştırılmasına yardımcı oluyor. Bu da bilişsel aktivite, dikkat ve algıdan sorumlu reseptörlerin daha verimli çalışmasını sağlıyor.

Günlük yaşamda, sık sık yorgunluk, dikkat dağınıklığı veya hatırlama zorluğu yaşıyorsanız, nane çayı doğal bir yardımcı olabilir.

Araştırmalar sırasında, nane çayı içen katılımcıların hafıza ve dikkatle ilgili bilişsel görevleri çok daha hızlı ve daha doğru bir şekilde tamamladıkları kaydediliyor.

Ayrıca, nane çayı vücudu sakinleştirmeye, stresi azaltmaya ve uyku kalitesini iyileştirmeye yardımcı olabilir. Beyin aktivitesini artırmak isteyenler için (özellikle öğrenciler, araştırmacılar veya düzenli olarak entelektüel çalışma yapanlar) bu içecek doğal ve güvenli bir çözüm olarak kabul edilir.

Nane çayının faydalı özelliklerinin doğru kullanımı, herkesin günlük yaşamda beyin kaynaklarını en üst düzeye çıkarmasına yardımcı olabilir.

Nane (Mentha), Lamiaceae familyasına ait aromatik bir bitkidir ve dünya genelinde yaygın olarak kullanılır. Nanenin genel özellikleri:

Mentol: Nane’nin ferahlatıcı kokusundan ve serinletici etkisinden sorumlu ana bileşendir. Antiseptik ve spazm çözücü özelliklere sahiptir.

Rosmarinik asit: Güçlü bir antioksidandır, iltihap önleyici etkiler sunar.

Flavonoidler: Antioksidan özellikleriyle hücre hasarını azaltır.

Uçucu yağlar: Nane yağında menton, sineol ve limonene gibi bileşenler bulunur; bunlar aromaterapide kullanılır.

Besin değeri: Taze nane yaprakları düşük kalorilidir ve A vitamini, C vitamini, demir, kalsiyum ve potasyum gibi mikro besinler içerir. Nanenin antioksidan kapasitesi yüksektir, serbest radikallerle savaşır.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Klinik depresyon, bir kişinin nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve günlük aktivitelerini nasıl idare ettiğini etkileyen ciddi bir ruh sağlığı durumudur. Araştırmalar, kadınların depresyon yaşama olasılığının erkeklerden neredeyse iki kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

Haber Merkezi / Bu fark sadece hormonlarla ilgili değildir; aynı zamanda yaşam deneyimleri, sosyal roller ve kadınlara duygularla başa çıkmanın nasıl öğretildiğiyle de ilgilidir. Kadınlarda depresyon belirtilerini tanımak erken destek ve tedaviye yardımcı olabilir.

Kadınlarda klinik depresyonun en yaygın belirtilerinden biri devam eden üzüntü veya geçmeyen düşük ruh halidir. Bu sadece kötü bir gün geçirmekle ilgili değildir; en az iki hafta veya daha uzun süren derin bir boşluk veya umutsuzluk hissidir.

Kadınlar daha kolay ağlayabilir veya duygusal olarak daha uyuşuk hissedebilir. Bazı kadınlar, hobiler, sosyalleşme veya hatta yemek yeme ve uyku gibi eskiden zevk aldıkları şeylere olan ilgilerini kaybedebilirler.

Yorgunluk bir diğer önemli belirtidir. Depresyonu olan birçok kadın, dinlendikten sonra bile sürekli yorgun hissettiğini söyler. Araştırmalar, depresyonu olan kişilerin beyin kimyasında enerji seviyelerini, motivasyonlarını ve konsantre olma yeteneklerini etkileyen değişiklikler olduğunu göstermiştir.

Uyku ve iştahta değişiklikler de yaygın belirtilerdir. Bazı kadınlar çok fazla uyurken, bazı kadınlarda uykuya dalamaz veya çok erken uyanabilir. İştah da değişebilir; bazı kadınlar yemeğe olan ilgisini kaybederken, bazı kadınlarda daha fazla yemek yer.

Suçluluk veya değersizlik duyguları depresyonlu kadınlarda özellikle güçlüdür. Kendilerinin suçu olmayan şeyler için kendilerini suçlayabilir veya başkalarına yük olduklarını hissedebilirler. Araştırmalar, kadınların erkeklere oranla stresi içselleştirme ve kendilerini suçlama olasılıklarının daha yüksek olduğunu, bunun da kadınlarda depresyon oranlarının daha yüksek olmasını kısmen açıklayabileceğini gösteriyor.

Başka bir işaret artan kaygıdır. Depresyonu olan birçok kadın aynı zamanda kaygılı düşünceler de yaşarlar. Bazı araştırmalar, kadınların erkeklerden daha çok depresyon ve kaygı karışımına sahip olma olasılığının olduğunu gösteriyor; bu da durumu fark etmeyi veya tedavi etmeyi zorlaştırabilir.

Sinirlilik ve öfke de belirtiler olabilir, depresyon genellikle sadece üzüntü olarak düşünülse de. Kadınlar, küçük sorunlar karşısında dahi bunalmış hissedebilirler. Bu durum, ilişkilerde stres yaratabilir ve suçluluk duygularına yol açabilir, bu da depresyonu derinleştirir.

Depresyon, bazı durumlarda, normal tedavilere yanıt vermeyen baş ağrısı, mide sorunları veya vücut ağrıları gibi fiziksel belirtilere neden olabilir. Bunlar duygusal sıkıntıdan kaynaklansalar bile gerçek belirtilerdir. Araştırmalar, kadınların bu fiziksel semptomları bildirme olasılığının erkeklerden daha yüksek olduğunu gösteriyor ve bu da bazen teşhislerin atlanmasına veya yardımın gecikmesine yol açıyor.

Hormonal değişiklikler de rol oynar. Hamilelik, doğum sonrası ve menopoz gibi olaylar ruh halini etkileyebilecek büyük hormonal değişimlere neden olur. Örneğin doğum sonrası depresyon, 7 kadından yaklaşık 1’ini etkiler ve “bebek hüznü”nün çok ötesine geçer. Şiddetli üzüntüye, korkuya ve bebekle bağ kurmada soruna neden olabilir. Erken yardım almak hem anne hem de çocuk için uzun vadeli sorunları önleyebilir.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Aralıklı oruç (intermittent fasting) diyeti, belirli zaman dilimlerinde yemek yemeyi ve belirli zaman dilimlerinde oruç tutmayı içeren bir beslenme yaklaşımıdır. 

Haber Merkezi / Aralıklı oruç diyeti, tip 2 diyabet hastaları için potansiyel faydalar sağlayabilir, ancak diyetin güvenliği bireysel sağlık durumuna bağlıdır ve diyet mutlaka doktor gözetiminde uygulanmalıdır.

Potansiyel faydaları:

Kan şekeri kontrolü: Aralıklı oruç, insülin duyarlılığını artırabilir ve kan şekeri seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir. Araştırmalar, özellikle 16:8 (16 saat oruç, 8 saat yeme penceresi) veya 5:2 (haftada iki gün düşük kalori alımı) gibi yöntemlerin, HbA1c ve açlık kan şekeri seviyelerini iyileştirebileceğini gösteriyor.

Kilo kontrolü: Tip 2 diyabet hastalarında kilo vermek, insülin direncini azaltabilir. Aralıklı oruç, kalori alımını kısıtlayarak kilo kaybını destekleyebilir.

Enflamasyon azalması: Bazı araştırmalar, aralıklı orucun vücuttaki enflamasyonu azaltabileceğini ve bu durumun diyabet yönetiminde olumlu etkileri olabileceğini öne sürüyor.

Riskler ve dikkat edilmesi gerekenler:

Hipoglisemi riski: Özellikle insülin veya sülfonilüre gibi kan şekerini düşüren ilaçlar kullanan hastalarda, oruç sırasında hipoglisemi (düşük kan şekeri) riski artabilir.

İlaç doz ayarı: Oruç, ilaçların dozajını ve zamanlamasını etkileyebilir. Bu nedenle, diyete başlamadan önce bir doktorla ilaç düzenlemeleri yapılmalıdır.

Beslenme dengesi: Oruç dönemlerinde yeterli besin alımı sağlanmazsa, vitamin veya mineral eksiklikleri ortaya çıkabilir.

Bireysel farklılıklar: Her tip 2 diyabet hastasının durumu farklıdır. Böbrek fonksiyonları, komplikasyonlar veya diğer sağlık sorunları oruç güvenliğini etkileyebilir.

Öneriler:

Doktor danışmanlığı: Aralıklı oruca başlamadan önce mutlaka bir endokrinolog veya diyabet uzmanına danışılmalıdır. Kan şekeri takibi sıklaştırılabilir.

Kademeli başlangıç: 12:12 gibi daha hafif bir oruç yöntemiyle başlanabilir, ardından duruma göre 16:8’e geçilebilir.

Beslenme kalitesi: Yeme penceresinde dengeli, düşük glisemik indeksli gıdalar (tam tahıllar, sebzeler, sağlıklı yağlar, protein) tercih edilmelidir.

Hidrasyon: Bol su içmek ve dehidrasyondan kaçınmak önemlidir.

Kan şekeri takibi: Oruç sırasında kan şekeri düzenli olarak ölçülmeli, özellikle hipoglisemi belirtileri (terleme, titreme, baş dönmesi) izlenmelidir.

Bilimsel kanıtlar:

2021’de The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bir meta-analizde, aralıklı orucun tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünü iyileştirebileceğini, ancak uzun süreli etkilerinin daha fazla araştırılması gerektiği belirtildi.

Diabetes Care (2020) dergisindeki bir araştırmada, aralıklı orucun kilo kaybı ve insülin duyarlılığı üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini, ancak doktor gözetiminin gerektiği vurgulandı.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Sıcak hava dalgaları, her yıl, diğer tüm doğal afetlerin toplamından daha fazla insanının hayatını kaybetmesine neden oluyor. Buna kasırgalar, seller, hortumlar ve yıldırım düşmeleri de dahil.

Haber Merkezi / Kendinize, sıcak hava dalgalarının neden bu kadar tehlikeli olduğunu soruyor olabilirsiniz. Bunun nedeni, çoğu insanın aşırı sıcaklığın gerçekte ne kadar tehlikeli olabileceğinin farkında olmamasıdır.

Kendi iç sıcaklığınıza, su içmenize veya eforunuza dikkat etmiyorsanız, sonuçları korkunç olabilir. İşte sıcak hava dalgasında yapmamanız gerekenler:

Susamayın: Susuz kalmamak vücudun serin kalmasına yardımcı olur. Susamasanız bile gün boyunca düzenli olarak su tüketmelisiniz.

Çok fazla alkol tüketmeyin: Çok fazla alkol tüketmek, vücudunuzun su kaybetmesine neden olur.

Ağır yemekler yemeyin: Protein gibi daha ağır yiyecekler yemek, vücudunuzun daha fazla su kaybetmesine neden olarak metabolik ısı üretiminizi artırır. Salatalar, çiğ sebzeler ve soslar, krakerler ve peynir veya meyve ve biraz fıstık ezmesi gibi serin, hafif yemeklerle yetinin.

Güneşte çok fazla zaman geçirmeyin: Güneşli alanlar gölgeli alanlardan daha sıcak olmakla kalmaz, aynı zamanda güneş yanığı olursanız vücudunuz ısıyı dağıtmada daha fazla zorlanır.

Klima olmayan yerlerde kalmayın: Klima, yalnızca ara sıra olsa bile, ısı tehlikelerini önemli ölçüde azaltır. Evinizde klima yoksa, kliması olan halka açık bir yere veya soğutma merkezine gidin. Serin bir banyo veya duş da yardımcı olabilir.

Egzersiz yapmayın: Günün en sıcak saatlerinde egzersiz yapmayın veya yorucu aktivitelerde bulunmayın. Vücudunuz kolayca aşırı yüklenebilir ve işlevini yerine getiremez hale gelebilir. İdeal olarak, sadece ısı endeksi 80 derecenin altındayken yorucu dış mekan aktiviteleri yapmalısınız.

Kendinizi zorlamayın: Eğer dışarıdaysanız ve kas spazmları, yoğun terleme, yorgunluk, mide bulantısı veya halsizlik yaşamaya başladıysanız, mola vermenin zamanı çoktan geçmiş demektir. Dışarısı sıcak olduğunda, daha sık dinlenmeniz, sık sık serinleme molaları vermeniz (içeride, klimada) ve bol su içmeniz gerekir.

Çok fazla kafein veya şekerli içecekler içmeyin: Alkol gibi bunlar da vücudunuzun su kaybetmesine neden olur.

Koyu renkli, dar veya ağır giysiler giymeyin: Hafif malzemelerden yapılmış açık renkli, bol giysiler serin kalmanıza yardımcı olacaktır.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Fazla ve rahatsız edici kilolardan kurtulmaya çalışan herkes, vücutta gerçekleşen biyolojik ve hormonal süreçler nedeniyle, yaşlandıkça kilo vermenin daha zor hale geldiğini bilir.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça kilo vermenin zorlaşmasının birkaç temel nedeni vardır. İşte o nedenler:

Metabolizma yavaşlaması: Yaş ilerledikçe bazal metabolizma hızı (BMR) azalır. Vücut, dinlenme halinde daha az kalori yakar çünkü kas kütlesi azalır ve yağ oranı artar. Kaslar daha fazla enerji tükettiği için bu kayıp metabolizmayı yavaşlatır.

Kas kütlesi kaybı (Sarkopeni): 30’lu yaşlardan itibaren her on yılda yaklaşık yüzde 3-5 kas kütlesi kaybı yaşanabilir. Bu, daha az kalori yakılmasına ve kilo vermenin zorlaşmasına neden olur.

Hormonal değişiklikler: Yaşla birlikte östrojen (kadınlarda), testosteron (erkeklerde) ve büyüme hormonu gibi metabolizmayı düzenleyen hormon düzeyleri azalır. Bu, yağ depolanmasını artırabilir ve kilo kaybını zorlaştırabilir.

Fiziksel aktivite azalması: Yaşlandıkça hareket etme eğilimi azalabilir. Eklem ağrıları, düşük enerji veya yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle egzersiz yapmak zorlaşabilir, bu da kalori yakımını azaltır.

İnsülin direnci ve şeker metabolizması: Yaşla birlikte insülin direnci artabilir, bu da vücudun şekeri enerjiye dönüştürme yeteneğini azaltır ve yağ depolanmasını kolaylaştırır.

Beslenme alışkanlıkları: Yaş ilerledikçe iştah düzenlemesi değişebilir ve kalorisi yüksek gıdalara yönelim artabilir. Ayrıca, duygusal yeme gibi alışkanlıklar kilo kontrolünü zorlaştırabilir.

Uyku ve stres: Yaşlandıkça uyku kalitesi düşebilir ve stres hormonları (kortizol) artabilir. Bu, iştahı artırarak ve yağ depolamayı teşvik ederek kilo vermeyi zorlaştırır.

02-sağ slayt Diğer Sağlık

Karaciğer sirozu, karaciğerin kötü bir şekilde yara aldığında oluşan ciddi bir durumdur. Fibrozis olarak da adlandırılan bu yara izi zamanla birikir. Siroz ileri bir aşamaya ulaştığında ise, karaciğer artık düzgün çalışamaz.

Haber Merkezi / Sirozun özellikle ileri evrelerde tamamen tersine çevrilebilmesi mümkün olmasa da araştırmalar, hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini ve hatta bazı durumlarda, nedenin tedavi edilmesi ve yaşam tarzında değişiklikler yapılmasıyla iyileştirilebileceğini gösteriyor.

Karaciğer sirozunun birçok nedeni vardır. Bunlara kronik hepatit B veya C enfeksiyonları, yoğun alkol kullanımı, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) ve otoimmün karaciğer hastalıkları dahildir.

Tüm bu vakalarda karaciğer zamanla iltihaplanır. Vücut hasarı onarmaya çalışır, ancak bu sağlıklı karaciğer hücrelerinin yerini alan yara dokusuna yol açar. Yara dokusu arttıkça karaciğerin işini yapması zorlaşır: besinleri işlemek, toksinleri temizlemek ve protein üretmek gibi.

Siroz ciddi bir hastalık olsa da, çalışmalar her zaman hızla kötüleşmediğini gösteriyor. Nature Reviews Gastroenterology & Hepatology’de yayınlanan 2020 tarihli bir araştırma, altta yatan neden iyi yönetilirse sirozun yıllarca stabil kalabileceğini açıklıyor.

Örneğin, sebep alkol ise, içkiyi tamamen bırakmak en önemli adımdır. Alkolsüz yaşam, karaciğere iyileşme şansı verir ve kanama, enfeksiyonlar ve karaciğer kanseri gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonların riskini azaltır.

Sebep hepatit B veya C ise, antiviral tedaviler vücuttaki virüs miktarını azaltabilir ve karaciğer hasarını yavaşlatabilir veya hatta durdurabilir. Yeni hepatit C tedavileri özellikle etkilidir.

New England Journal of Medicine’deki araştırma, hepatit C için tedavi gören kişilerin yüzde 95’inden fazlasının iyileştiğini ve hatta bazılarının zamanla fibrozunun tersine döndüğünü gösterdi. Hepatit B için günlük antiviral tabletler virüsü kontrol altında tutabilir ve karaciğer hücrelerini koruyabilir.

Alkol kaynaklı olmayan yağlı karaciğer hastalığı, özellikle diyabet veya obezitesi olan kişilerde sirozun bir diğer önemli nedenidir. Bu durumda kilo kaybı büyük bir rol oynar. Vücut ağırlığının yüzde 7-10’unu kaybetmek, karaciğer yağında ve iltihabında büyük bir azalma ile ilişkilendirilmiştir.

JAMA’da 2021 yılında yapılan bir araştırma, yağlı karaciğer hastalığı olan ve egzersiz yapıp diyetlerini iyileştiren kişilerde, hiçbir değişiklik yapmayanlara kıyasla hastalığın daha yavaş ilerlediğini ortaya koydu.

Yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol, kontrol altına alınmadığı takdirde karaciğer hasarını hızlandırabilir. Sirozlu kişiler ayrıca ibuprofen veya yüksek dozda asetaminofen (parasetamol) gibi karaciğeri strese sokabilecek ilaçlardan da kaçınmalıdır.

Düzenli ve sağlıklı beslenme

Karaciğer dostu bir beslenme yardımcı olur. Buna bol miktarda sebze, meyve, tam tahıllar ve yağsız proteinler dahildir. Tuz, özellikle sirozda yaygın olan karında sıvı birikmesi (assit) gelişen kişilerde sınırlandırılmalıdır. Yeterli su içmek ve çiğ deniz ürünlerinden (özellikle istiridyelerden) kaçınmak enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Sirozlu kişiler hepatit A ve B’ye karşı aşılanmalıdır, çünkü bu enfeksiyonlar zayıf karaciğeri olan kişilerde ciddi hastalıklara neden olabilir. Komplikasyonları önlemek için yıllık grip aşıları ve zatürre aşıları da önerilir.

Doktorlar karaciğer fonksiyonunu kontrol etmek ve karaciğer kanseri veya iç kanamanın erken belirtilerini aramak için kan testleri, görüntüleme veya endoskopi önerebilir. Sorunları erken yakalamak daha iyi tedavi ve sonuçlara yol açabilir.