Galaktore nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Gebelik süreci ve doğum dışında memelerden süt gelmesi durumuna ‘Galaktore’ denir. Hamilelik ve emzirme dönemleri dışında memeden süt gelmesi sorunu; fizyolojik, farmakolojik nedenlerden ya da hipofiz adenomlarından kaynaklanmaktadır.

Galaktore çoğunlukla kadınlarda görülmekle birlikte, nadiren erkeklerin de memelerinden süt gelebiliyor. İster erkeklerde, isterse kadınlarda görülsün galaktore çok ciddiye alınması, sağlık kurumuna başvurularak tedavi edilmesi gereken bir sorundur.

Nedenleri;

Galaktorenin oluşumunda genellikle bir hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçların etkisi olduğu, bunun bir yan etki olarak ortaya çıktığı bilinmektedir. Bununla birlikte vücudumuzdaki her bir etkinin ve tepkinin hormonsal dayanağı olduğundan galaktorenin de hormonsal düzensizlikle bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Aynı zamanda olumsuz psikolojik etkenler, fizyolojik sorunlar ya da beyindeki hipofiz bezinden kaynaklanan problemler dolayısıyla da galaktore oluşabiliyor.

  • Beyin tümörleri
  • Tiroid hormonu sorunları
  • Böbrek rahatsızlıkları
  • Hipofiz bezinde sarkoidoz
  • Polikistik over sendromu
  • Bazı ilaçların yan etkisi
  • Çevresel etkenler

Belirtileri;

Galaktore’nin en belirgin iki belirtisi, meme uçlarından süt beyazı bir akıntı gelmesidir. Akıntı, bazen sarı ya da yeşil renkte de olabilir. Bu gibi bir durumda, doktorunuz meme kanseri açısından muayene etmek isteyebilir. Diğer belirtiler şunları içermektedir:

  • Adet dönemleri dışında akıntı
  • Adet düzensizliği
  • Baş ağrısı
  • Görme problemleri
  • Cinsel isteksizlik
  • Çene ya da göğüs bölgesinde artan tüylenme
  • Sivilce problemi
  • Erkeklerde sertleşme güçlüğü

Teşhisi ve tedavisi;

Galaktore teşhisi için, doktorunuz size önce fiziksel bir muayene yapacak ve belirtileri inceleyecektir. Doktorunuz ayrıca sağlık geçmişiniz, aldığınız ilaçlar ve yaşam tarzınız ile ilgili sorular da soracaktır. Doktorunuz; hormon seviyelerini kontrol etmek için kan testi talep edebilir, ayrıca hamilelik testi de talep edilebilir.

Tümörden şüphelenilmesi durumunda, doktorunuz MRI talep edebilir. Bu test, hipofiz bezinde bir tümör ya da kusur olup olmadığını anlamak için yapılmaktadır. Ayrıca doktorunuz, meme kanserini kontrol etmek için ultrason ya da mamografi talep edebilir.

Tedavi, galaktorenin altında yatan nedene bağlı olarak değişiklik gösterecektir. İyi huylu bir tümör, ilaç ya da cerrahi yöntemler ile tedavi edilebilir. Vücuttaki hormonlara bağlı olarak geliştiyse, doktorunuz yine bazı ilaçlar önerebilir. Galaktore tedavisi, genellikle ilaç tedavisi ile gerçekleştirilmektedir.

Paylaşın

Güneş yanığı nedir? Nedenleri, Tedavisi

Yaz mevsiminde en sık görülen sorunlardan biri olan güneş yanığı, cildin güneş ışığından veya güneş lambası gibi yapay kaynaklardan gelen ultraviyole, yani kısaca UV, ışığa çok fazla maruz kalmasından dolayı geçici olarak iltihaplanmasına verilen isimdir.

Güneş yanığı derinin güneş ışığına kısa sürede ve yoğun olarak maruz kalması sonucu oluşan deri rahatsızlığıdır. Uzun süre güneşe maruz kalındığında ultraviyole ışınları; ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olur.

Kızarıklık, ağrı, şişme güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte maksimuma ulaşır. Bu birinci derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda yanık artık ikinci derece olmuş demektir. Üçüncü derece yanıklarda kabuklanmalar olur, güneş üçüncü derece yanığa sebep olmaz.

Belirtileri;

  • Bulantı ve kusma
  • Baş ağrısı
  • Ateş
  • Titreme
  • Boyun tutulması

Tanısı;

Güneş yanığı fiziksel muayene sonucunda teşhis edilebilir. Bu muayene sürecinde doktor bireye belirtileri, ultraviyole ışığa maruz kalma süresi ve geçmişteki güneş yanığı vakaları hakkında soru sorabilir.

Çok az miktarda güneş ışığına maruz kaldıktan sonra güneş yanığı veya cilt reaksiyonu geliştiren bireylerde, doktor sorunu gözlem altında tekrarlamak için cildin küçük bölgelerinin  ölçülü miktarlarda UVA ve UVB ışığına maruz kaldığı bir test olan fototest yapılmasını önerebilir. Bu test sonucunda bireyin cildi UV ışığına aşırı tepki verirse, birey ışığa duyarlı ya da güneş ışığına duyarlı olarak kabul edilebilir.

Tedavisi;

Güneş yanığı tedavisi ilk müdahale çok önemlidir. 2. ve 3. derece yanıklarda ise vakit kaybetmeden en yakın hastane kuruluşuna başvurulmalıdır. Güneş yanığı durumunda yaranın acısını alıp kişiyi rahatlatacağı düşüncesi ile yanık bölgesine yoğurt ve diş macunu sürülmesi son derece yanlış bir uygulamadır. Tıbbi etkisi bilinmeyen ve bakteri üremesine yol açabilecek bu maddelerin yanık sahasında sürülmesinden mutlaka kaçınılması gerekmektedir. Bunun yerine doktorun önereceği ilaçlar ve uygulamalardan faydalanılmalıdır.

İkinci derece yanıklar su toplaması ile karakterlidir ve birinci derece yanıklardan daha derin bir yanık yaralanmasına işaret eder. Su toplaması olan güneş yanığı sahaları açık yara olarak kabul edilmelidir ve bir plastik cerrah tarafından yapılacak değerlendirmenin ardından kimi hastalarda kapalı pansumana geçilmesi gerekebilmektedir.

Su toplaması olan sahanın genişliği arttıkça, bu durumun vücut için daha belirgin zarara yol açacağı unutulmamalıdır. Özellikle kronik böbrek yetmezliği, alkolizm, kalp hastalığı gibi ek hastalıkların ya da durumların varlığında, geniş yüzeyleri kaplayan ikinci derece yanıklarda damar içi yoldan serum tedavisi gerekebilmektedir. Güneş yanığı olan hastalarda sıklıkla 5-7 gün içerisinde tam iyileşme beklenmektedir.

Güneş yanığında ağrı ve sıcaklık hissi, 48 saat sürer. Nemlendirici kremler günde üç kere uygulanırsa kişiyi rahatlatır. Bu kremlere iki gün devam edilmelidir.

  • Soğuk banyo yaptırılabilir ve yanık yerler günde birkaç kez soğuk su ile ıslatılmış steril bir bezle silinebilir
  • Küçük bir havluyu su ile ıslatın ve yanık olan alanlara hafifçe uygulayın. Bunu 15 dakika kadar uygulayın ve gün içinde 4-5 kere tekrarlayın
  • Yanıklar olduğunda çocuğa bol su içirilmelidir. Bu durum, hastalık hissini önler
  • Bir hafta içinde soyulmalar başlar, deriye nemlendirici kremler sürmek gerekir. Vazelin uygulamayın çünkü bu hava temasını önler ve hava teması iyileşme için gereklidir
  • Deri su toplar ve patlarsa, üzerindeki ölü deriyi temiz, küçük bir makasla temizlemek gerekir. Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmelidir
  • Merhemi günde üç kez yıkayıp, tekrar sürmek gerekir. Derinin su topladığı durumlarda, bir sağlık kuruluşuna başvurulup tedaviye başlanmalıdır

 

Paylaşın

Gut nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında ‘zengin’ ya da ‘padişah’ hastalığı olarak da bilinen, romatizmal, ortopedik bir rahatsızlık olan Gut, eklemlerde ağrı, şişlik, hassasiyet ve sıcaklığa neden olan bir iltihap şeklidir. 

Gut, vücuttaki aşırı ürik asit miktarından kaynaklanır, bu da eklemlerde ve yumuşak dokularda anormal ürik asit kristallerinin (monosodyum ürat kristalleri) birikmesine ve gut hastalığına neden olur. Bir yumruya yol açan yumuşak dokudaki ürik asit toplanmasına tofüs denir. Ürik asit kristalleri böbreklerde de oluşabilir ve böbrek taşlarına neden olur.

Monosodyum ürat vücutta doğal bir kimyasal olan ürik asitten oluşur. Ürik asit, RNA ve DNA’nın (hücrelerdeki genetik materyal) doğal parçalanmasından meydana gelir. Özellikle kırmızı etlerin, kabuklu deniz canlılarının ve sakatatların aşırı tüketimi vücutta ürik asit birikimine yol açar.

Alkolden kaçınmak, hayvan etlerini az, sebze ve meyveleri daha fazla tüketilmesini amaçlayan bir diyet ile kandaki ürik asit seviyesinin ve gut ataklarının gelişmesi olasılığının azaltılması sağlanabilir.

Belirtileri;

  • Sabaha karşı vücutta asit iyonları birikmesi sonucu eklemlerde şişlik oluşur ve şiddetli ağrılar meydana gelir. Hatta ağrılar o kadar şiddetlidir ki hasta uykusundan uyanır
  • Böbreklerde ürik asit birikimi nedeniyle oluşan bir gut hastalığı ise idrarda kan, taş gibi belirtilere ek olarak karın ve bel ağrıları yaşanabilir
  • Ağrılar kronik bir hale gelir ve eklemlerde biriken ürik asit, eklemlerin sürekli şişmesine yol açarak deformasyonlara neden olabilir

Tanısı;

Gut, bir kan testiyle kolayca teşhis edilemeyen hastalıklar skalasındadır. Çünkü birçok insanın farklı nedenlere bağlı olarak kan ürik asit seviyelerinde artış olabilir ve bu durum her zaman gut hastalığına neden olmaz.Gut hastalığının tanısı için, hastalıktan etkilendiği düşünülen bir eklemden sıvı alınır ve bu sıvı patolojik inceleme için gönderilir. Sıvı, monosodyum ürat kristallerinin varlığı için polarize bir mikroskop altında incelenir.

  • Kan testi; Doktorunuz kandaki ürik asit ve kreatinin seviyelerini ölçmek için bir kan testi önerebilir. Yine de kan testi sonuçları yanıltıcı olabilir. Bazı insanlar yüksek ürik asit seviyelerine sahiptir, ancak hiçbir zaman gut hastalığına sahip olmazlar. Bazı insanlar da gut belirtileri ve semptomları gösterir, ancak kanlarında olağandışı ürik asit seviyeleri yoktur.
  • Röntgen; Gut hastalığı dışında eklem iltihabına neden olabilecek diğer hastalıkların bulunmasında yardımcı olur.
  • Ultrason; Ultrason, kas ve iskelet sistemindeki eklemlerde meydana gelen iltihabi durumu veya ürat kristallerini tespit edebilir.
  • MR; MR görüntülemesi ile eklemdeki ürat kristallerin varlığı tespit edebilir.

Gut hastalığı, eklemlerin zayıflamasına ve uzun vadede eklem hasarına neden olabileceğinden, bu hastalıkta doğru tanının konulması son derece önemlidir.

Tedavisi;

Gut hastalığı ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem ve eklemlerin çevresindeki dokularda birikim yaparak deri altında şişlikler oluşturur. Gut hastalığının tedavisi yapılmazsa eklemlerde hasar oluşturabilir. Bu şişlikler genellikle hasta eklemlerin içinde veya çevresinde, dirseklerin yanında, parmakların üstünde, ayak başparmağında ve kulak kıvrımında oluşmaktadır.

Gut hastalığı tedavi edilmezse hastalık ilerledikçe ürik asit kristalleri eklem çerçevesindeki dokularda birikim yapmaya başlar.

Gut hastalığının tedavisi akut ataklar sırasında ve ataklar arasında ayrı şekillerde yapılır. Ağrılı durumlarında; yani akut atak zamanlarında “antienflamatuar” ilaçlar kullanılır. Gut hastalığında kullanılan ilaç tedavisi kişinin hastalık seyrine göre ayarlanmaktadır. Eğer ürik asit seviyeleri oldukça yüksekse idrarla atılmalarını sağlayan ilaçlar da verilebilmektedir.

Aşırı yorgunluk atakları tetikleyebilir. Ağrılı dönemlerde zaten spor yapamaz; ama kronikleşmiş hastalığı varsa kendini çok yoran sporlar yapmamalıdır. Ağrılı dönemde istirahate ihtiyaç duyabilirler. Gut hastalığında tuz kristallerinin çözünmesi arttırması açısından su tüketimi de önemlidir. Böylece böbrek taşı oluşmasının da önüne geçilir.

İltihaplı eklemlere buz koymak; ağrı ve şişliğin azalmasında etkili olabilir; ancak bunun dışında tedavi edici bir etkisi yoktur. Gut tedavisi mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. İltihaplar için doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanılmamalıdır.

Diyeti;

Gut hastalığıyla nasıl başa çıkılır sorusunun cevabı uygun bir diyette yatmaktadır. Gut hastalığında diyetle atak gelişimini engellemek, atak geliştiğinde de atağın şiddetini azaltmak mümkündür. Diyette dikkat edilmesi gereken özellikler şunlardır:

  • Başta su olmak üzere bol bol sıvı tüketmek, özellikle fruktozla tatlandırılmış içeceklerden uzak durmak.
  • Protein ihtiyacını düşük yağ oranlı süt ve süt ürünlerinden karşılamak.
  • Et, balık ve kümes hayvanları tüketimini sınırlamak. Küçük miktarlarda tüketmek gut hastaları tarafından tolere edilebilir. Ayrıca sayılan kaynaklardan hangisinin kişiye daha fazla zararlı olduğunun saptanması da beslenmede büyük önem taşır.
  • Kilo alımını engellemek ve küçük prosiyonlar tüketerek kilo vermek. Burada önemli olan nokta ürik asit düzeyini aniden arttıracağından hızlı ve aşırı kilo kaybından kaçınma gerekliliğidir.
Paylaşın

Grip nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Tıp literatüründeki ismiyle İnfluenza olan ve yıl içerisinde sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başına kadar olan dönemde daha sık görülen Grip, temel olarak burun, boğaz, bronşları ve daha ender olarak akciğerleri etkileyen influenza virüsüne bağlı solunum yolu enfeksiyonudur.

Öksürük, hapşırma, yakın temas, öpüşme, tokalaşma ile çok çabuk bulaşabilen influenza virüsü ellerin gün içinde sık sık yıkanmaması sonucu yayılmaktadır. Gribin bulaşması kapalı ortamlarda çok kolaydır. Hasta öksürdüğünde, hapşırdığında milyonlarca virüs havaya yayılır. Sağlıklı insanlar solunum yoluyla virüsü alır. İnfluenza virüsüne karşı bağışıklığı olmayan kişiler 1-4 gün içinde gribe yakalanır.

Öksürük, hapşırık yoluyla okul, ibadet yerleri, sinema, tiyatro gibi insanların toplu bulunduğu yerlerde yüzlerce kişiye grip bulaşabilir. Virüs dış ortamlarda 2-8 civarında varlığını sürdürebilir. Bu bağlamda hasta olan bir kişinin dokunduğu merdiven tutamaçları, telefon ahizeleri, masa, kapı kollarına temas eden sağlıklı insanlar grip virüsü alır. Virüsü alan kişiler ellerini ağızları ve gözleri ile temas ettirdiklerinde virüsü kendilerine bulaştırmış olur.

Belirtileri;

  • Ateş (koltuk altından ölçülen 38 °C ve üzeri)
  • Titreme
  • Kuru öksürük
  • Boğaz ağrısı
  • Burun akıntısı ve tıkanıklığı
  • Baş ağrısı
  • Kas ve eklem ağrıları
  • Şiddetli halsizlik
  • İshal, nadiren kusma

Ateş (38 °C ve üzeri ) yükselir ve titreme görülür, bunlara baş ve karın ağrısı eşlik etmektedir. Kuru bir öksürük görülür. Bunların dışında, eklem ve boğaz ağrıları, iştahsızlık, burun akıntısı, hapşırma, baş dönmesi de grip hastalığında görülebilir.

Çocuklarda bu duruma kusma ve ishal eşlik edebilir, küçük çocuklarda dikkat edilmesi gereken ek belirti huzursuzluk, iştahsızlık ve uyku halidir. Belirtiler hastanın günlük işlerini etkileyecek düzeye ulaşabilir. Halsizlik grip geçtikten sonra bile bir kaç hafta devam edebilir.

Tanısı;

Grip tanısı genelde hikaye ve fizik muayene sonucu konulur. Ancak tanı kesin olarak virüsün izolasyonu ile konabilir. Ancak virüslerin kültür işlemi, özel sistemler gerektirdiğinden ve uzun zaman aldığından hastanın tedavisinin planlanmasında genelde tercih edilmemektedir.

Tedavisi;

Grip virüsü şiddetine göre farklı tedavi seçenekleri ile tedavi edilebilir. Bu tedavilerin başında genelde bağışıklık sisteminin kuvvetli tutulması hedeflenmektedir. Bunun dışında mevsimsel geçiş döneminde grip aşısı yaptırarak, o sene salgınlara neden olması muhtemel virüs tiplerinden korunulabilir.

Grip tedavisi için genellikle burun spreyi, nefes açıcı spreyler, vitamin takviyeleri veya hekiminizin uygun görmesi halinde antiviral (virüslere karşı) ilaç tedavisi önerilebilir.

Grip enfeksiyonu- soğuk algınlığı (nezle) farkları nelerdir?

Grip, influenza A ve B virüstlerinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Soğuk algınlığına ise 200’den fazla virüs yol açar. Soğuk algınlığı şikayetinde bulunan kişilerde ya ateş yoktur ya da hafif şekilde seyreder. Grip hastalarında ise aniden ateş yükselmesi görülür. Gripte baş ağrısı her zaman görülürken, soğuk algınlığı olan kişilerde baş ağrısı bazen ortaya çıkar. Soğuk algınlığı belirtilerinde hafif şekilde seyreden halsizlik, grip hastalarında belirgindir ve haftalarca sürebilir. Öksürük şikayeti soğuk algınlığında hafif şekilde, gripte ise şiddetli biçimde görülür. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında (soğuk algınlığı) boğaz ağrısı genellikle vardır, gripte ise boğaz ağrısına daha nadiren rastlanır.

Gripten korunmak için neler yapılabilir?

Hastalıktan korunmak için grip sezonundan önce aşılanmak faydalıdır. Fakat artık değişik suşlarla olan gribal enfeksiyon sıklığının artması sebebiyle aşı olmak her zaman korumamaktadır. Aşı komplikasyonları ve yan etkileri de göz önüne alındığında aşı kararı bir uzmana danışılarak alınmalıdır.

Özellikle çocuklar, 65 yaşını geçenler ve kronik hastalığı olanlar (Astım, kalp yetmezliği, diyabet ve kanser hastaları gibi) ın aşılanmasında fayda vardır. Hastane çalışanlarının da aşılanması hastane enfeksiyonlarının önlenmesi açısından önemlidir. Öksürük ve aksırık sırasında ağız çevresine ve ellere bulaşan damlacıkların, enfeksiyonun yayılmasında önemli rolü vardır. Bu nedenle ellerin sürekli yıkanarak temiz tutulması, çok önemlidir. Düzenli ve yeterli beslenmek, yüzeyleri sürekli temiz tutmak, gripli kişilerle temasın azaltılması, kapalı ortamların sık olarak havalandırılması diğer yapılması gerekenlerdir.

Grip aşısı nedir?

İnfluenza virüsü, zatürre gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu yüzden kronik sağlık problemi olanların, gebelerin ve bebeklerin gripten korunması önemlidir. Gribe yol açan influenza virüsünün pek çok alt tipi bulunur. Bunun yanı sıra virüs, sürekli değişime uğrayarak bir önceki yıl görülen virüslerden farklılaşır. Bağışıklık sisteminin virüsü tanımamasının, dolayısıyla kişinin her yıl gribe yakalanmasının nedeni budur. Gribin neden olduğu enfeksiyondan korunmak için en etkili yöntem aşılanmaktır.

Dünya Sağlık Örgütü, (WHO, DSÖ) grip aşısının önemine her yıl vurgu yapmasının ve kişileri aşılanmaya teşvik etmesinin nedeni de budur. Grip aşısı her yıl tekrar geliştirilir. Bir önceki yıl toplumu en fazla enfekte eden ve etkileyen virüslerin 3-4 alt tipi, virüs aşısına dahil edilir. Grip aşıları son derece güvenilir olsa da influenza virüsünün nitelik değiştirme özelliğinden dolayı %100 olarak koruma sağlamaz. Ancak kişinin pek çok influenza virüsüne karşı bağışıklık geliştirmesini sağlayarak grip olma olasılığını düşürür.

Grip aşısı her zaman yaptırılabilse de aşılanmanın önerildiği zaman Ekim ayının sonudur. Aşılanmadan iki hafta sonra kişi, mevcut influenza virüslerine karşı bağışıklık kazanır. Çocuklarda ilk 6 aydan sonra yapılabilen grip aşısı, 9 yaşına kadar olan çocuklara ilk kez uygulandığında 4 hafta arayla iki doz şeklinde yapılabilir. Özellikle risk grubunda bulunan yaşlıların, kronik hastalığı olanların ve gebelerin, grip aşısı yaptırması gerekir. Herhangi bir yan etkisi bulunmayan aşı, talep eden hemen herkese yapılabilir. Şu kişilerin mutlaka grip aşısı yaptırması önerilir:

  • Diyabet hastaları
  • Akciğer, kalp ve böbrek gibi kronik hastalığı olanlar
  • Bakım evinde yaşayan kişiler
  • Yüksek riskli hastalarla birlikte yaşayanlar
  • Sağlık çalışanları
  • 50 yaş ve üzerindeki kişiler
  • Hamileler
  • 5 yaşından küçük çocuklar
Paylaşın

Glokom (Göz Tansiyonu) nedir? Belirtileri, Tedavisi

Net olarak bilinmemekle birlikte Türkiye’de 40 yaş üzeri her 100 kişiden 1’inde görülen Glokom (Göz Tansiyonu), göz içi basıncının sıklıkla yükselmesi nedeniyle görme sinirinin zarar görmesidir. Glokom, körlüğe neden olabilen bir hastalıktır.

Başka bir tanımla; Glokom, göz içi basıncının artması sonrasında gözün optik sinirinin hasar görmesine ve kişinin görme yeteneğini kaybetmesine neden olabilen oldukça ciddi bir göz hastalığıdır. Göz tansiyonu gözün ön kısmında sıvı birikmesi sonucunda ortaya çıkar. Göz önünde biriken bu sıvı, göz içi basıncını arttırarak, optik sinire hasar verir ve böylelikle kişide glokom gelişebilir.

Belirtileri;

Hastaların büyük bir bölümünde herhangi bir belirti görülmez. Erken dönemde bazı hastalarda sabahları belirginleşen baş ağrıları, zaman zaman bulanık görme, geceleri ışıkların etrafında ışıklı halkalar görülmesi, televizyon izlerken göz etrafında ağrı, vb. belirtiler ortaya çıkabilir.

göz tansiyonu (glokom), birçok hasta tarafından, ancak, ileri dönemde ve belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilir. Aile bireylerinde bulunan glokom hastalığı, ilerleyen yaşlarda görülen şeker hastalığı, miyopi, uzun süreli kortizon tedavisi, göz yaralanmaları ve migren glokom riskini artırır.

Diğer bir glokom tipi ise, ileri yaşlarda ani bir şekilde krizle ortaya çıkan dar açılı glokomdur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı-kusma ile ortaya çıkar. Acil tedavi gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir.

Glokom kimlerde görülür?

  • Göz içi basıncı normalden yüksek olan kişilerde glokom gelişme riski daha yüksektir; ancak göz içi basıncı yüksek olan herkeste glokom olabileceği anlamına gelmez
  • 40 yaşın üzerindeki kişilerde glokom riski artmaktadır
  • Glokomun genetik ile ilişkisi olabilir. Ailesinde glokom olan kişilerde gelişme riski daha yüksektir. Diğer bir deyişle, bir veya birden fazla gende bozukluk olabilir ve bu bireyler hastalığa karşı daha hassas hale gelebilir
  • Şeker hastalığı ve hipotiroidizm (guatr) olan hastalarda glokom gelişme riski daha fazladır
  • Ciddi göz yaralanmaları göz içi basıncı yükselmesine neden olabilir. Diğer risk faktörleri; retina dekolmanı, göz tümörleri ve kronik üveit veya iritis gibi göz iltihaplarıdır. Bazı göz cerrahileri de ikincil glokom gelişimini tetikleyebilir
  • Genellikle uzağı iyi görememe olarak bilinen miyopide glokom sıklığı yaklaşık iki misli artmıştır
  • Uzun süreli kortizon kullanımı (damla, ağızdan veya cilt pomadı vb. olarak) ikincil glokom gelişimine neden olabilir
  • Bu özelliklere sahip kişilerin, görme sinirindeki hasarın erken tespiti için düzenli göz muayenesi olmaları önemlidir

Tanısı;

Göz doktorunuz tarafından düzenli göz muayeneler, glokomun saptanması için en iyi yöntemdir. Sadece göz tansiyonunuzun ölçülmesi, glokom olup olmadığının saptanması için yeterli değildir. Glokomu saptamanın kesin olan tek yolu, tamamen göz muayenesi yapmaktır.

Glokom açısından değerlendirilmeniz sırasında, göz doktorunuz şunlara bakacaktır:

  • Göz içi basıncınızın ölçülmesi (tonometri),
  • Gözünüzün drenaj açısının incelenmesi (gonyoskopi),
  • Optik sinirinizde hasar olup olmadığının belirlenmesi (oftalmoskopi),
  • Her bir gözün görme alanının değerlendirilmesi (perimetri)

Optik sinirin fotoğrafının çekilmesi veya başka bir bilgisayarlı yöntemle görüntülenmesi tavsiye edilmektedir. Bu yöntemlerin hepsi, herkes için gerekli olmayabilir. Ayrıca bu testlerin, durumunuzda değişiklik olup olmadığının izlenmesi için düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekebilir.

Tedavisi;

Göz tansiyonu (glokom), tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip ortadan kaldırılamaz; fakat birçok olguda uygun tedavi ile başarılı bir şekilde kontrol altında tutulabilir ve görme kaybının ilerlemesi engellenebilir.

Açık açılı glokom, öncelikle, göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla tedavi edilir. Dirençli vakalarda veya glokom tipine göre cerrahi tedaviler uygulanabilir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi girişim de gerekebilir.

Kriz ile ortaya çıkan dar açılı tipinde ise tedavi çok acildir. Lazer tedavileri, kontrol altına alınamayan glokomda veya kapalı açılı glokomda kullanılabilir. Glokom sinsi bir hastalıktır. Her sene göz tansiyonunuzu ölçtürmeyi unutmayınız.

Paylaşın

Göbek Granülomu nedir? Detaylar

Göbek Granülomu; yeni doğan bebeklerde göbek kordonu düştükten sonra göbeğe yapışma yerinde gelişen üzeri nemli bir granülasyon dokusudur. İçeri çökmüş göbek halkası içinde saptanan parlak ve kırmızı renkte, üzeri pütürlü, minik bir karnıbahar görünümünde, büyüklüğü 1-10 mm arasında değişen göbek bağı kalıntısıdır.

Nedeni tam olarak belli olmamakla birlikte göbek sulantı kordunu bakımının iyi olmadığını göstermez. Tedavi edilmezse göbekten sürekli akıntı ve sulantıya neden olarak bebeğin cildini tahriş eder.

Göbek kordonu anne karnında en önemli yapılardan biridir. Doğumdan sonra görevi ve önemi kalmaz Göbek kordonu ile ilgili tün yapıların kapanması ve gerilemesi gerekir. Eğen bunlar olmazsa sorunlar yaşanır. Göbek kordonu 3-45 gün arasında göbekte kalabilir, ortalama ayrılma ve düşme süresi 2 haftadır. Kordun geç ayrılması bazı bağışıklık sistemi hastalıkları ile ilgili olabilir.

Göbek kordonunun bakımı için farklı yaklaşımlar vardır. Hiçbirşey sürmeden kendi haline bırakılabilir. Bazı doktorlar sabun ile yıkama alkol uygulanmasını önerir. En çok korkulan şey göbeğin iltihaplanmasıdır (omfalit).

Umbilikal granülom göbekte en sık görülen kitle nedenidir. Kord düştükten yaklaşık 1 hafta sonra ortaya çıkar. Nemli ve pembedir, 1-10 mm arasında değişir, Kanlı veya sarı-yeşil akıntıya neden olabilir.

Muayene sırasında ailenin verdiği öykü ve görüntüsü ile tanı konur, herhangi bir ek tetkik yapılması gerekmez.

Tedavisi;

Granülomun tedavisi veya yok edilmesi için çeşitli yöntemler vardır.

Kimyasal madde uygulanarak kuruması sağlanabilir, gümüş nitrat çubukları bu tedavi için hazırlanmıştır. 2 gün aralıklı olarak 3 uygulamaya kadar gümüş nitrat kullanılabilir. Grnülom küçülerek hücresel iyileşme ve cildin oluşması hızlanır.

Kimyasal etkisi nedeniyle göbek çevresindeki cilt koyu renk alabilir, göbekten gelen akıntı ilacın yayılmasına neden olabilir, bu nedenle cildin kremle korunması gerekir. Normal ciltteki etkisi sınırlı ve geçicidir. 2-3 uygulamadan sonra göbek granülomu küçülür ve düşer. Düşmemişse göbekte daha nadir olarak görülen kitlelerin gözden geçirilmesi gerekir.

Gümüş nitrattan sonra en sık kullanılan tedavi yöntemi cerrahi dikiş yardımı ile granülomun göbeğe birleştiği kısımdan bağlanmasıdır. Böylece granülomun beslenme yolu kesilerek ölü doku haline gelmesi ve düşmesi sağlanır.

Umbilikal granülom tedavisi bittikten sonra bebek normal banyosunu yapabilir.

Paylaşın

Glukoz Tolerans Testi nedir? Detaylar

Açlık kan düzeyinin normalin üzerinde, ancak diyabet tanısı konulması için yeterli derecede yüksek olmadığı hastalara uygulanılması önerilen Glukoz Tolerans Testi, hastaya belli miktarda glukoz içeren bir çözelti içirildikten sonra belirli zaman dilimlerinde kan glukoz ölçümü yapılmakta ve glukozun dolaşımdan uzaklaştırılışı takip edilmektedir.

Doktor ya da beslenme uzmanı tarafından özel bir beslenme düzeni önerilmediyse, test yapılmadan önce üç gün normal şekilde yemek düzeni sürdürülmeli ve aşırı ya da her zamankinden farklı bir egzersiz yapılmamalıdır. Test uygulanmadan bir gece önce, saat 21:00’dan sonra su dışında herhangi bir yiyecek tüketilmemelidir.

Hastalar düzenli kullandıkları ilaç varsa ilaçlarını almaları gereken saatlerde almalıdır, ancak kullandıkları ilaç yiyeceklerle birlikte alınıyor ise test bitimine kadar bu ilacın alınması ertelenebilir. Ayrıca bazı ilaçlar Glukoz Tolerans Testisırasında hatalı sonuçlara yol açabilirler.

Bu nedenle test öncesinde hastanın kullandığı ilaçlar hakkında doktoruna bilgi vermesi ve bu ilaçların kullanılabilirliği hakkında onay alması gerekmektedir (Glukoz Tolerans Testi testini etkileyen ilaçların sıklıkla bir hafta öncesinden kesilmesi önerilmektedir).  Şüphe duyulan herhangi bir durumda mutlaka testi isteyen doktora danışılmalıdır. Glukoz Tolerans Testi enfeksiyon varlığında, ayrıca ağır bir stres, travma ya da cerrahi girişim söz konusu ise uygulanmamalıdır.

Glukoz Tolerans Testi sıklıkla kimlere uygulanmaktadır?

  • Taramalar sırasında açlık kan glukozu 110-126 mg/dL arasında bulunan kişilere
  • Diyabet şüphesi bulunan gebelere
  • Şişmanlığa eşlik eden diyabet veya glukoz tolerans bozukluğunun gösterilmesi için
  • Genç yaşta açıklanamayan nöropati, retinopati, ateroskleroz, koroner damar hastalığı veya periferik damar hastalığı olanlarda
  • Travma, cerrahi girişim, miyokard infarktüsü gibi stresli durumlarda hiperglisemi veya glukozüri saptanan kişilerde akut durum geçtikten sonra glukoz metabolizmasını değerlendirmek için.

Glukoz Tolerans Testi nasıl uygulanmaktadır?

10-12 saatlik gece açlığını takiben, hastadan glukoz ölçümü için açlık kan örneği alınmakta ve belli miktarda glukoz içeren bir içecek içirilip (300 ml su içinde  75 g glukoz), 120.dakikada kan glukoz düzeyi ölçülmü için ikinci bir kan örneği alınmaktadır. Testin uygulandığı süre boyunca çay, kahve, sigara içilmemeli, herhangi bir yiyecek tüketilmemelidir. Çok az miktarda su içilmesinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Anormal test sonucu ne anlama gelmektedir?

Sağlıklı bir kişide 2. saatte alınan kan örneğinde kan glukoz düzeyinin 140 mg/dL’nin altında olması beklenmektedir. Glukoz değerinin 140 – 200 mg/dL arasında ölçülmesi bozulmuş glukoz toleransı olarak tanımlanmakta ve bu kişiler ileride diyabet gelişimi için takip edilmesi gereken kişiler olarak tanımlanmaktadır. Glukoz Tolerans Testi’nde 2. saat glukoz değerinin 200 mg/dL’nin üzerinde bulunduğu hallerde ise diyabet tanısı konulmaktadır.

Diyabet tedavisi, beslenmenin düzenlenmesine ek olarak, ağızdan alınan ilaçlar veya insülin ile yapılmaktadır. Doktorunuz sizin için hangi tedavinin uygun olacağına karar verecek ve düzenli aralıklarla tedaviye verilen yanıtı takip edecektir.

 

Paylaşın

Gastroskopi nedir, nasıl uygulanır? Detaylar

‘Özofago Gastro Duodenoskopi’ veya kısa olarak Gastroskopi, üst sindirim sistemi kanalının içinin görülerek incelendiği teşhis yöntemine denir. İşlem sırasında kullanılan cihaz gastroskop’tur. Bu esnek, bükülebilir, ucunda minik bir kamera olan ve işaret parmağı kalınlığında tüp şeklinde ileri teknoloji ürünü bir cihazdır. 

Gastroskop ucundaki kamera midenin iç yüzünün görüntüsünü yüksek çözünürlüklü bir televizyon ekranına yansıtır. Bu sayede polipler, tümörler, iltihabi değişiklikler, kanamaya yol açabilen damarsal genişlemeler veya başka patolojik değişiklikler varsa görülür. Gastroskopi sırasında saptanan normal olmayan dokuların mikroskopik incelenmesinin yapılabilmesi (patoloji tetkiki) için küçük örnekler alınabilir (biopsi) veya  polip adını verdiğimiz yapılar tamamen çıkartılabilir.

Nasıl yapılır?

Normal bir gastroskopi 15-20 dakika sürer. Anestezi veya sedasyon altında yapılan bu uygulamada, gastroskop, hastanın ağzına yerleştirilerek dikkatli bir şekilde yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağına ulaşılması sağlanır. Bu işlem esnasında boğaz kısmında biraz baskı hissedilebilir ama şiddetli ağrı olmaz. Gastroskopun rahat hareket etmesi için özofagus içine hava basıncı uygulanır. Bu uygulama sayesinde sindirim sistemindeki anormallikler ekrana yansır. İşlem bittikten sonra gastroskop ağızdan yavaşça çıkarılır.

Hazırlık Gerekir mi?

Özel bir hazırlık gerekmiyor. Bu işlemin uygulanabilmesi için 8 saat açlık ve 4 saat susuzluk dönemi yeterli olmaktadır. Ancak özellikle ileri derece kalp yetmezliği ve KOAH hastalığı olan kişilerde bu işlemin yapılabilmesi için kardiyoloji ve / veya göğüs hastalıkları onamı alınması gerekir.

Kimlere yapılmalıdır?

  • 45 yaşın üzerinde mide rahatsızlığı şikâyeti olan herkese
  • 45 yaşın altında mide rahatsızlığı şikâyeti olup bulantı, kusma, kilo kaybı, yutma güçlüğü, ailede mide kanseri öyküsü gibi alarm bulguları olanlara
  • İlaç tedavisine rağmen mide rahatsızlık şikâyeti devam edenlere
  • Üst sindirim sistemi kanaması olanlara
  • Mide filminde şüpheli görüntüsü olanlarda
  • Mide kanseri öyküsü olanlarda
  • Nedeni ortaya konulamayan karın ağrısında
  • Uzun süreli reflü şikâyeti olan ve özellikle 50 yaş üzeri hastalarda
  • Barret özofaguslu hastalarda takip amacı ile
  • Nedeni ortaya konulamayan B12 vitamin eksikliği bulunanlarda
  • Nedeni ortaya konulamayan demir eksikliği ve depo demiri düşüklüğünde
  • Mide ülseri saptanan hastalarda 6-8 hafta sonra kontrol amacı ile
  • Siroz hastalarında

Gastroskopi sonrası dönem;

  • Boğazdaki uyuşukluk geçmeden, yaklaşık 1 saat süresince ağızdan hiçbir şey alınmaz
  • Kullanılan ilaçlar sonrası uyuşukluk hissedilmesi ve anlatılanların tam hatırlanmaması veya algılanmaması normaldir. Gastroskopi yapılan bireylerin mutlaka bir refakatçi eşliğinde evine götürülmesi gerekmektedir. İlaçların etkisinin geçeceği ertesi güne kadar motorlu araçlar kesinlikle kullanılmamalıdır
  • İlaçlar muhakeme gücünüzü etkileyebileceği için iş ve özel hayatınızı etkileyecek önemli kararlar 24 saat süreyle ertelenmelidir. Aynı süre zarfında alkol, yatıştırıcı ilaç, kas gevşetici vb. alınmamalıdır
  • Gastroskopi sırasında üflenen havanın kalan kısmı nedeniyle hissedilen şişkinlik ağız ve makat yoluyla çıkartılan gaz ile giderek azalır. Gastroskopi sonrası özellikle boğazın tahriş olmasına bağlı yada alınan biyopsiler ve polipler nedeniyle ağızdan çok az miktarda kan gelebilir
  • Karında şişkinlik ve ağrı hissinin 24 saatten sonra da devam etmesi, kusma, titreme ve ateş yükselmesi, nefes darlığı, makattan yada ağızdan sürekli veya bol miktarda kan gelmesi gibi durumlarda doktorunuzu hemen aramanız gerekmektedir

 

Paylaşın

Gastroenterit (bağırsak enfeksiyonu) nedir?

Her yaştan görülmekle birlikte küçük çocuklarda daha sık oluşan Gastroenterit (bağırsak enfeksiyonu), halk arasında ishal olarak da bilinmektedir. Gastroenterit (bağırsak enfeksiyonu), bireylerin yaşamı boyunca zaman zaman karşı karşıya kaldığı bir enfeksiyon hastalığıdır.

İshal, kusma, karın ağrısı gibi problemlere neden olduğundan günlük yaşamı zorlaştıran bu hastalık, aynı zamanda uzun sürmesi durumunda dehidratasyon (sıvı kaybı) gibi olumsuzluklara yol açarak ciddi boyutlara ilerleyebilir. Bu nedenle bağırsak enfeksiyonuna yakalanan bireyler mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurarak önerilen tedavi planına göre gereken önlemleri almalıdır.

Nedenleri;

Gastroenterit virüs, bakteri kaynaklı bir sağlık problemidir. Günlük hayatta birçok durum bu enfeksiyonun oluşmasına sebep olabilmektedir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ellerinizden yediğiniz besinlere mikrop bulaşabilir. Bu durum da sindirim sisteminde enfeksiyona neden olabilmektedir
  • Soslu, kremalı yiyecekler, açıkta satılan yiyecek içecekler, pastörize olmayan süt ve süt ürünleri, çiğ gıdalar enfeksiyon sebebi olabilmektedir
  • Dışarda içeceklere eklenen buzlar genellikle musluk suyundan yapıldığı için enfeksiyona sebep olabilmektedir
  • Havuz ve kirli denize girmek de enfeksiyon kapmaya neden olabiliyor. Mümkün olduğunda temizliğinden emin olunan sulara girilmeli ve su yutmamaya özen gösterilmelidir

Belirtileri;

En yaygın belirtileri kusma ve ishaldir. Ayrıca mide ağrısı, ateşlenme, baş ağrısı gibi şikayetler de görülebilmektedir. Kusma ve ishalin yol açtığı su kaybı durumunda ise hastada ağız kuruluğu, göz altlarında çökme, koyu renkli idrar gibi problemler de oluşabilmektedir.

Gastroenteritin sebep olduğu ataklar çoğunlukla birkaç gün içerisinde kendiliğinden geçmektedir. Ancak birkaç günü geçen atak durumlarında ishal nedeniyle vücutta su kaybı oluşmaya başlar, bu durum da özellikle çocuklar için olumsuz sonuçlara neden olabilir.

Teşhisi;

Gastroenterit belirtileri ile birlikte sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarda öncelikli olarak detaylı tıbbi öykü alınmalıdır. Son 24 saatteki dışkılama sayısı ve kıvamı, hastanın kullandığı ilaçlar ve sahip olduğu kronik hastalıklar mutlaka öğrenilmelidir. Ardından hekim tarafından yapılacak fiziki muayene sırasında karında bazı bölgelere baskı yapıldığında ağrı hissedilip hissedilmediği sorulabilir, karın sesleri dinlenebilir. Hastadan dışkı örneği alınarak incelenmek üzere ilgili laboratuvarlara yönlendirilir.

Gaita testi olarak da adlandırılan bu test ile dışkıdaki enfeksiyon etkenleri araştırılabilir, parazit ve parazit yumurtaları var ise bunlar tespit edilebilir, dışkıda kan olup olmadığı araştırılabilir. Hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda tanının desteklenmesi ve farklı hastalık olasılıklarının ekarte edilmesi amacıyla birtakım kan testleri ve ultrason, tomografi gibi görüntüleme teknikleri istenebilir. Yapılan tüm testlerin sonucunda bağırsak enfeksiyonuna neden olan etken tam olarak belirlenir ve buna yönelik tedavi başlatılır.

Tedavisi;

Bağırsak enfeksiyonu, çok sık görülen ve genellikle istirahat, bol sıvı alımı ve uygun gıdaların tüketimi ile en geç 1 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşen bir hastalıktır. Bu nedenle hastalar genellikle doktora başvurma gerekliliği hissetmez. Bağırsak enfeksiyonu yaşayan hastalar dehidratasyonun önlenebilmesi için günlük 2-2,5 litre su tüketmeli, lif içeriği düşük olan ve sıvı ağırlıklı gıdalar tercih etmelidir. Yemekler az yağlı olarak hazırlanmalı, şeker tüketiminden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Probiyotik bakteriler içeren yoğurt, ayran, kefir gibi besinler enfeksiyonun giderilmesine ve ishalin önlenebilmesine yardımcı olur. Buna ek olarak haşlanmış patates ve pirinç tüketimi de bağırsaklarda su emilimini arttırdığından ishali hafifletir. Ateş söz konusu ise hekim tarafından parasetamol içerikli ilaçların kullanımı önerilebilir. Aşırı ve inatçı kusma durumunda ise sıvı kaybının önlenebilmesi açısından bulantı önleyici ilaçlar kullanılabilir.

Bunlara ek olarak hasta mümkün olduğunca istirahat etmeli, çevresindeki bireylere bulaşmanın önlenebilmesi için hastanın kullandığı tuvalet hastalık süresince başkaları tarafından kullanılmamalı, sonrasında ise çok detaylı bir şekilde temizlenmelidir. İnatçı baş dönmesi, idrar çıkışının azalması veya tamamen durması, dışkıda kan görülmesi, ateşin 38 derecenin üzerinde olması, sürekli kusmaya bağlı olarak hiç sıvı tüketilememesi, semptomların birkaç gün içerisinde hafiflememesi durumlarında ise hastalığın kendiliğinden geçmesi beklenilmeden bir an önce sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır.

Öneriler;

  • Vücudunuzun tuz, su ve mineral dengesine dikkat etmelisiniz. İshal ve kusma vücutta su kaybına yol açar, bu nedenle bol su içmelisiniz
  • İshal süresince yağsız beslenmeye özen göstermelisiniz. Patates haşlama, yoğurt, elma, muz, havuç gibi ishale iyi gelebilecek besinler tüketebilirsiniz
  • Baharatlardan, bol posalı meyve sebzelerden, kepek ekmeğinden uzak durmalısınız
  • Hekime danışmadan ishal ilacı ya da farklı bir ilaç kullanmamalısınız
  • Uzun süre devam edip, tedaviye cevap vermeyen ishal durumlarında, özellikle kanlı ve sümüklü ishal söz konusuysa altta yatan farklı ve ciddi bir bağırsak hastalığı olabilir. Bu nedenle böyle durumlarda en kısa zamanda Gastroenteroloji uzmanına başvurmalısınız
Paylaşın

Gastrit nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Son zamanlarda değişen yaşam koşulları ve beslenme şekilleri mide ile ilgili hastalıkların artmasına neden olmuştur. Gastrit de son zamanlarda gittikçe artış gösteren mide hastalıklarından biridir. Gastrit, mide iç yüzeyini döşeyen ve gastrik mukoza adı verilen zarın iltihaplanması durumudur.

Mide, yenen yiyecekler için tampon görevi görür. Yiyecekler midede karıştırılır, asidik özellikteki mide suyuyla sindirilir. Midede ayrıca diyetle alınan proteinleri parçalayan sindirim enzimleri de salgılanır. Mide suyu, mide mukozasında bulunan çok sayıda bezden üretilir. Mide mukozası mide suyunun kuvvetli asidik etkisinden korunmak için özelleşmiş hücrelerinden mide iç yüzeyini kaplayan ince viskoz bir mukus üretir.

Çeşitli faktörler; bu koruyucu mukus katmanına saldırabilir veya çok fazla mide asidi üretimine neden olabilir. Bunun sonucunda gastrit ortaya çıkar. Gastrit sıklıkla karın ağrısı, mide bulantısı ve midede ekşime gibi belirtilerle kendini gösterir. Ciddi bir hastalık değildir ve doğru beslenme ve ilaçlarla kolay bir şekilde tedavi edilebilir.

Nedenleri;

Gastrit mide astarının, mide asidinin fazla salgılanmasından dolayı aşınması nedeniyle iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Bu iltihaplanmaya sebep olan bir bakteri türü helikobakter pilori bakterisidir. Direkt olarak mide astarına enfekte olan bir bakteri türüdür. Bu enfeksiyonun kişiden kişiye bulaşması mümkündür. Kesin olarak kanıtlanmasa da bu bakterinin midede oluşması genetik koşullara da bağlıdır.

Aşırı alkol tüketimi, ibuprofen ve asprin gibi steroid olmayan ağrı kesici ilaçların rutin şekilde kullanılması, kokain gibi uyuşturucu maddelerin kullanımı, sigara kullanımı gastritin ortaya çıkmasına neden olabilir. Yaş ilerlerdikçe mide astarı zayıflar ve incelir. Bu nedenle ilerleyen yaşlarda gastritin görülme olasılığı artar. Yapılan çalışmalar günlük yaşamın getirdiği sorunlardan dolayı ortaya çıkan aşırı stresin de gastrite sebep olabileceğini göstermiştir.

Tip 1 diyabet gibi otoimmün bozukluğu olan kişilerde gastrit görülme olasılığı daha fazladır. Çünkü bu tür hastalıkların vücutta bulunan hücrelerin mideye zarar vermesine neden olur. B-12 eksikliğinin de gastrite neden olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Ayrıca HIV, AIDS Crohn hastalığı gibi bağışıklık sistemi hastalıkları da gastrit gibi enfeksiyonel hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

Belirtileri;

  • Midede rahatsızlık ve yanma hissi
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Özellikle yemeklerden sonra dolgunluk hissi
  • Hazımsızlık
  • Göbek ve alt kaburgalar arasında hissedilen kalıcı ağrı
  • İlerlemiş gastrit düzeyinde mide astarının çok fazla aşınmasından dolayı kanlı kusma (Kusmadan dolayı ortaya çıkan sıvı çoğunlukla kahve kıvamındadır.)

Tanısı;

Gastrit şüphesi olduğunda, doktor öncelikle hasta ile tıbbi geçmişi hakkında konuşur ve bir fizik muayene gerçekleştirir. Doktorunuz sizinle tıbbi geçmişiniz hakkında konuştuktan ve bir muayene yaptıktan sonra gastrit şüphesi taşıyor olsa da, kesin nedeni belirlemek için çeşitli testlerden bir ya da birkaç tanesinin yapılmasını isteyebilir.

Bu testler arasında H. pylori testi bulunur. H. pylori bakterisi, durumun ağırlığına göre kan testi, dışkı testi veya nefes testi ile tespit edilebilir. Nefes testi için bireye radyoaktif karbon içeren küçük bir bardak berrak, tatsız sıvı içirilir.

H. pylori bakterileri bu sıvıyı midede parçalara ayırabilir. Bir süre sonra bireyin bir torbaya üflemesi istenir. Eğer H. pylori enfeksiyonu mevcutsa nefes örneğinde radyoaktif karbon bulunacaktır.

Bireyin üst sindirim sistemini incelemek için endoskopi yapılabilir. Endoskopi sırasında doktor hastanın boğazından ve yemek borusundan, mide ve ince bağırsaklara ulaşana kadar bir lens yani endoskopi ile donatılmış esnek bir tüp geçirir.

Bu sistem sayesinde doktor mide içinde veya ince bağırsaklarda iltihap belirtileri arayabilir. Eğer doktor şüpheli bir alan bulursa laboratuvar incelemesi yapılması için küçük bir parça örnek alabilir yani biyopsi gerçekleştirebilir. Biyopsi sonucunda mide astarındaki H. pylori varlığını da saptamak mümkündür.

Anormalliği aramak için üst sindirim sisteminin röntgeninin çekilmesinden faydalanmak mümkündür. İçeride bulunan herhangi bir ülserli dokuyu daha görünür hale getirmek için sindirim sisteminin içini kaplayan ve baryum içeren beyaz, metalik bir sıvıyı içmek gerekebilir.

Tedavisi;

Gastrit genellikle herhangi bir ilaç tedavisine gerek duyulmadan alışkanlıklarda değişiklik ve beslenme önlemleriyle tedavi edilebilir. Bu değişiklikler yeterli olmadığında tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır.

  • Gastrit tedavisinde ilk adım, mide zarını tahriş eden her şeyden uzak durmaktır. Bu nedenle kahve, alkol ve sigara bırakılmalıdır.
  • Belirtiler şiddetli ise, bir veya iki gün boyunca yemek yememek faydalı olabilir. Kural olarak, zaten gastritin alevlendiği dönemlerde iştah kaybı ortaya çıkar.
  • Belirtiler biraz daha hafifse kolay sindirilebilir hafif yiyecekler küçük öğünler şeklinde tüketilmelidir.
  • Stres nedeniyle tetiklenen gastrit vakalarında meditasyon veya progresif kas gevşetme tekniği gibi rahatlama yöntemleri yardımcı olabilir.

Gastrit tedavisinde mide asidini baskılayıcı antiasitler, proton pompa inhibitörleri, H2 reseptör blokerleri gibi ilaçlar kullanılır. Helicobacter pylori ve diğer bakterilerden kaynaklanan durumlarda antibiyotik tedavisi başlanır. Kronik otoimmün gastrit sıklıkla B12 vitamini eksikliği ile birlikte seyreder. Bu nedenle otoimmün gastrit tedavisinde B12 vitamini enjeksiyonları da yapılır.

Paylaşın