Kangren nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi

Ülkemizde ve dünyada oldukça sık görülen hastalıklardan biri olan Kangren, kısaca kanlanma bozukluğu sonucu ortaya çıkan doku ölümü şeklinde tanımlanabilir. Cilt baskın olarak etkilendiği için dışardan çıplak gözle rahatlıkla görülebilir. Kangrenin temelinde yatan en olumsuz tarafı ise mutlaka duruma erken müdahalenin şart olmasıdır.

Kangren türleri kendi içerisinde 3 türe ayrılmaktadır. Bunlar; Kuru kangren, yaş kangren ve gazlı kangren olarak adlandırılmaktadır.

  • Kuru Kangren; Kapkara bir renk alan doku kuruyarak mumya halini alır. Bu tür kangrenin oluşum nedeni atardamarın tıkanması olarak gösterilmektedir. Hastalıklı olan alan çok net bir şekilde sağlıklı alandan ayırt edilebilmektedir. Ayırt edilmeyi sağlayan hatta ise demarkasyon hattı ya da atılma çizgisi adı verilmektedir.
  • Yaş Kangren; Beslenmenin ve damarsal ağın çok sağlam olmadığı dokularda herhangi bir hasar meydana geldiği zaman alanın mikrop kapması veya kuru kangrenin enfekte olmasıyla ortaya çıkar. Bu durum sıklıkla şeker hastalığında ortaya çıkar. İlgili enfeksiyon çok hızlı bir biçimde ilerlediği için kangrenli alan sağlam özellikteki dokuları da ele geçirerek önce kızarıklık ardından da su dolu kabarcıkların meydana gelmesine neden olur. Hastalıklı dokunun kana geçmesi sonucunda da hasta septik şoka girer. Kangren özellikle kol, bacak gibi uzuvlarda çok sık görülebildiği gibi ince bağırsak, apandist gibi organların üzerinde de görülmektedir.
  • Gazlı Kangren; Ciddi boyutlarda kas tabakasını etkisi altına alan bu kangren türü yaraların özellikle de oksijensiz kalan bölümlerinde bakterilerin bulaşmasıyla meydana gelir. Gazlı kangren durumuna erken müdahale edilmediği taktirde bu hastalık kesinlikle ölümle sonuçlanır. Bu kangren türünde clostridium perfringens bakterisi çok etkilidir. Gazlı kangrende, kangrenli doku gazla gerilir. En ciddi belirtisi ise kasın üzerinde yer alan zarın alt kısmında toplanan aşırı gerilme ve bununla beraber gelen ağrı belirtisidir.

Nedenleri;

Kangrenle sonuçlanan nihai doku ölümüne, özellikle olayın geliştiği alanlara yeterli kan akışının olmaması neden olmaktadır. Bu, deri ve diğer dokuların oksijen ve besinler ile beslenmesinin mümkün olmadığı anlamına gelir.

Kan dolaşımındaki bozukluk; kan damarlarında tıkanıklık, yaralanma, bakteriyel enfeksiyonlar sonucunda ortaya çıkar. Bazı organlarda meydana gelen şişkinlik sonucu damarların tıkanması, dolayısıyla kan akışının engellenmesi de kangrene neden olur.

Diabetes mellitus, obezite, alkol bağımlılığı, bazı tümörler, periferik damar hastalığı ve HIV gibi bazı hastalık ve durumlar da kangrene yol açabilir. Uyuşturucu ilaç kullanımı, sigara kullanımı ve sağlıksız bir yaşam tarzı da kangren gelişimine zemin hazırlar.

Kanser nedeniyle uygulanan kemoterapi ya da radyoterapi tedavilerinin bir yan etkisi olarak kangren ortaya çıkabilir. Protein ve vitamin bakımından oldukça fakir bir beslenme diğer bir neden olarak sayılabilir.

Belirtileri;

Kangren ilk başlarda kendisini deride kızarıklık ve dökülmeler olarak gösterir. Bunun yanında şişlik ve iltihaplanmada gözlemlenir. İltihap ile beraber kötü bir koku ve akıntı görülür. Bu belirtileri şiddetli ağrılar, yüksek hassasiyet, ciltte yabancı bir cisim hissinde ve nihayetinde his kaybı oluşumu izler.

Ayaklarda görülen kangrenlerde ayakların soğuması ve renksizleşmesi, ayak parmaklarında ve parmaklar arasında ölü hücrelerin neden olduğu yaralar ve ciltte akıntılı ülserler görülür. Hem yaş kangrende hem kuru kangrende kaşıntılar meydana gelir, fakat kuru kangrende görülen kaşıntı daha yüksek derecededir. Bu belirtilerin şiddeti ve şekli kişiden kişiye ve kangrenin hangi derecede olduğuna bağlı olarak değişebilir.

Tedavisi;

Kangren durumunun tedavisi, kangrenin türüne ve boyutuna göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin enfeksiyondan kaynaklı olan kangrenlerde antibiyotik kullanımı ya da mikrop kırıcı madde kullanımı ile kangren serumları yer alır.

Süt çocuklarında görülen kangren durumlarında ise seçilecek olan prosedür içerisinde antibiyotik tedavisi, elektrolit tedavisi işe su dengesi doğru bir düzenleme ile adım adım takip edilir. Bu hastalığın tedavisinde duruma göre kortizon tedavisi de uygulanmaktadır.

Dokuların canlılığını yitirmiş olan kısımları uygun cerrahi yöntemler kullanılarak vücuttan uzaklaştırılır.

Tedavisinde asıl önemli olan vakit kaybetmeden doktora gidilmesi ve durumun en kısa sürede çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Çünkü kangren zaman kaybetme lüksünün olmadığı bir hastalık olduğundan, hastanın hayatını riske sokmaktadır.

Dikkat edilmesi gerekenler;

Kangren tedavisi ve tedavi sonrası oldukça hassas bir süreçtir ve bu süreç içerisinde enfeksiyonun ya da kangrene neden olan durumun başka bölgeler sıçramaması için dikkatli olunması gerekmektedir. Kangren sonrasında dikkat edilmesi gerekenlerden bazıları şunlardır:

  • Hasta eğer sigara ya da alkol kullanıyorsa kesinlikle bırakmalıdır
  • Tedavi sonrasında hemen tempolu işler yapmamalıdır
  • Beslenmesine dikkat etmelidir
  • Düzenli olarak doktor kontrolünden geçmelidir
  • Eğer cerrahi bir müdahale söz konusu ise enfeksiyon oluşmaması için pansumanların düzenli olarak değiştirilmesi gerekmektedir
  • Bakterinin bol olduğu umumi ortamlardan kaçınmalıdır
  • Kişisel temizliğe önem verilmelidir
  • Kalp ve damar tıkanıklığına neden olabilecek hastalıklar konusunda bilinçli hareket edilmelidir
  • İyileşme süreci tamamlandıktan sonra düzenli spor yapılmalıdır
Paylaşın

Ganglion kistler nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kesin bir sebebi olmayan aniden ortaya çıkabileceği gibi aylar içinde yavaşça gelişebilen Ganglion kistler, eklem kapsülü, tendon veya tendon kılıfı üzerinden çıkan içi jel kıvamında bir sıvı ile dolu kistik yapıdaki iyi huylu tümörlerdir. Elde en sık rastlanan iyi huylu tümördür. Genellikle 20-40 yaş arasında ve daha çok kadınlarda görülür.

Ganglion kistleri çeşitli boyutlarda gözlenebilir. Küçük ganglion kistleri bezelye boyutunda olabilirken, daha büyük olanların çapı yaklaşık 2,5 santimetreyi bulabilir. Ganglion kistleri yakındaki bir sinire baskı yapacak konumda gelişirse ağrı hissedilebilir. Bazen de eklem hareketini engelleyecek şekilde gelişir.

Belirtileri;

İçi sıvı ile dolu bu kistler el bileğinde seyreden sinirlere baskı yaparsa ağrıya neden olur. Bazen çok büyür ve bileğin görüntüsünü bozabilirler. Ganglionlar eklemden kaynaklanır ve bir sap eklemine bağlantılarını devam ettirir. Kemik ve kasların arasından cilt altına kadar gelirler. El bileği aktifleştikçe kist de büyük. İstirahat ise kisti küçültür.Teşhis Doktor hastasına ganglionun ne zamandan beri var olduğunu, büyüklüğünün değişip değişmediğini ve ağrı yapıp yapmadığını sorar. Ganglion üzerine basarak hassas olup olmadığına bakar. Bazen MR ve ultrason yaptırmak da gerekebilir.

Tanısı;

Doktorunuz size bu balonsu yapının ne zamandan bu yana var olduğunu, ebadında bir değişiklik olup olmadığını, ağrılı olup olmadığını soracaktır. Yine muayene esnasında parmağı ile kistin üzerine bastırarak basınç uygulayacak ve bir ışık kaynağı ile kistin ışık altında ki görüntüsünü inceleyecektir. Çektireceğiniz bir grafi ile bu olayın romatizmal hastalığa bağlı eklem bozukluğundan yada bir kemik tümöründen kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılacaktır. Bazense çok küçük olan ağrılı ganglionlarda tanıyı netleştirmek için MRI istenebilir.

Tedavisi;

Ganglion kistleri genellikle ağrısızdır ve tedavi gerektirmez. Doktorunuz “gözlemle ve bekle” yaklaşımı önerebilir. Bunun nedeni ganglion kistlerinin yaklaşık yarısının kendiliğinden kaybolmasıdır. Fakat kist ağrıya neden oluyorsa veya eklem hareketini engelliyorsa, doktorunuz şu 3 yöntemden birini önerebilir:

  • İmmobilizasyon; Aktivite ganglion kistinin büyümesine neden olabileceğinden, bölgeyi geçici olarak bir destek veya atel ile hareketsiz hale getirmek işe yarayabilir. Kist küçülürken, sinirlerin üzerindeki baskı da azalacağından, ağrı azalır. Bununla beraber atelin uzun süre kullanılması kas zayıflamasına neden olur. Bu nedenle, doktorun tavsiye ettiği süreden daha uzun kullanılmaması gerekir.
  • Aspirasyon; Aspirasyon, genellikle hastanenin ya da polikliniğin ayakta tedavi bölümünde yapılır. Doktor gangliyonun içeriğini mümkün olduğunca çıkarmak için bir iğne ve şırınga kullanacaktır. Bölgeye bazen gangliyonun geri dönmesini önlemeye yardımcı olmak için bir doz steroid ilacı da enjekte edilir, ancak bunun geri dönüş riskini azalttığına dair net bir kanıt yoktur. İşlemden sonra cildinizdeki küçük delik üzerine bir bant yerleştirilir. Bu bant işlemden yaklaşık 6 saat sonra çıkarılabilir. Aspirasyon basit ve ağrısızdır ve hastaneden hemen ayrılabilirsiniz. Bu yaklaşım daha az girişim içerdiğinden ameliyattan daha önce önerilir. Ancak tüm gangliyon kistlerinin yaklaşık yarısı, bu tedaviden sonra geri gelir. Kist geri dönerse, ameliyat gerekli olabilir.
  • Cerrahi müdahale; Bir ganglion kistini çıkarmak için iki cerrahi yol vardır. Açık cerrahi, cerrahın etkilenen eklem veya tendon bölgesi üzerinde genellikle yaklaşık 5 cm uzunluğunda orta büyüklükte bir kesi yaptığı bir işlemdir. Artroskopik cerrahi yönteminde ise küçük kesiler yapılarak bir kamera ile eklemin içine girilir ve bu bölgedeki bozukluk tedavi edilir.

Her iki teknik de lokal anestezi ya da genel anestezi uygulanabilir. Seçim, gangliyonun nerede olduğuna, hangi anesteziyi tercih edeceğinize ve cerrahınızın tavsiyesine bağlıdır. Ameliyattan sonra cerrah kesikleri dikerek bir bandaj yerleştirir. Kesikler genellikle ağrılı değildir, ancak ameliyattan sonra herhangi bir rahatsızlık hissederseniz ağrı kesici reçetelenir.

Kist, elinizden veya bileğinizden çıkarılmışsa, ilk birkaç gün boyunca askı takmanız gerekebilir. Askı, kolunuzu herhangi bir darbeden koruyabilir, şişliği ve rahatsızlığı azaltabilir. Eklemlerin esnek kalmasına yardımcı olmak için parmaklarınızı düzenli olarak hareket ettirmeniz gerekir. Bir ganglion kisti operasyonundan sonra ne kadar zaman izin almanız gerektiği işinize ve gangliyonun nerede olduğuna bağlıdır. İşiniz elinizi aktif olarak kullanmanızı gerektiriyorsa, izin almanız gerekebilir. Kendinizi hazır hissettiğinizde tekrar araba sürmeye başlayabilirsiniz.

Paylaşın

Frajil X Sendromu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tüm zihinsel gerilik nedenleri arasında da Down Sendromu’ndan sonra ikinci sırada yer alan Frajil X Sendromu; genetik bir hastalıktır. Nesilden nesile geçebilen bu rahatsızlık zihinsel engele ve otizme neden olur. Görülme sıklığı erkeklerde 1/3600, kadınlarda 1/4000- 1/6000 kadardır.

İnsan vücudunda binlerce gen kromozomları oluşturmak için bir arada toplanır. Erkeklerde ve kadınlarda aynı olan ve çiftler halinde 1’den 22’ye kadar numaralanan 44 otozomal kromozom var. 23. çift ise cinsiyeti belirler. Cinsiyet kromozomu kadınlarda XX, erkeklerde ise XY olarak bulunur.

“FMR1” geni olarak adlandırılan gen “X” kromozomu üzerindedir ve beyin gelişimi için önemli olan bir proteini üretmekten sorumludur. Bu proteine FMRP (Frajil X Mental Gerilik Proteini) denir. Frajil X Sendromu olan insanlarda bu proteinin eksikliği vardır. Dünyada yaklaşık 4 bin erkek çocuktan birinde görülen Frajil X Sendromu genetik bir hastalıktır. Nesilden nesile geçebilen bu rahatsızlık zihinsel engele ve otizme neden olur. Erkeklerde ciddi zihinsel engellere neden olan Frajil X, kızlarda yaklaşık 6 bin kız çocuktan birinde görülür. Genellikle daha hafif sorunlar oluşturur. Bu sorunlar gelişim ve dil gelişimi gecikmeleri, öğrenme sorunu ve davranış problemleri olabilir.

Belirtileri;

Fiziksel;

  • Büyük kulaklar
  • Uzun, dar yüz
  • Ergenlikte/ erişkinlerde büyük testisler
  • Düz tabanlık
  • Şaşılık/ tembel gözler
  • Gevşek eklemler

Davranışsal;

  • Gelişimsel gecikme
  • Öğrenme ve entelektüel güçlük
  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
  • El çırpma ve/veya ısırma
  • Zayıf göz teması
  • Utangaçlık, endişe
  • Davranış sorunları
  • Konuşma/ dil gecikmesi
  • Hızlı, tekrarlayan konuşma
  • Geçişlerde zorluk

Tanısı;

Bir kişide Frajil X sendromu için premutasyon veya tam mutasyon olup olmadığını belirlemek için genetik test uygulanır. Bu test kandan veya yanak içi sürüntüden yapılabilir. Ayrıca riskli ailelerde, bebeğin frajil X sendromundan etkilenme olasılığının bulunup bulunmadığını öğrenmek için, gebelik sırasında da test yapmak mümkündür. Bu test türüne doğum öncesi tanı (prenatal diagnosis) adı verilir.

Frajil X sendromu tanısı konması, sadece ailede diğer riskli kişileri belirlemek için değil, bu sendroma özel geliştirilen yeni tedavilerden faydalanabilmek için de gereklidir ve otizm-gelişme geriliği-öğrenme güçlüğü olan bireylerde mutlaka düşünülmelidir.

Tedavisi;

Frajil X sendromundan etkilenen bireylerin ve ailelerinin hayatlarını iyileştirebilen birçok tedavi vardır. Bunlar arasında özel eğitim, konuşma, mesleki ve duyusal entegrasyon eğitimi ve davranış değiştirme programları bulunmaktadır. Eğitim çabaları, terapi ve destekle, frajil X sendromlu tüm bireyler ilerleme kaydedebilir. Diğer tedavi, etkilenen bir bireyin spesifik semptomlarına bağlı olabilir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir.

ABD’de ve dünyada Frajil X sendromuyla ilgilenen birçok klinik vardır. Bu klinikler, frajil X sendromlu bireyler için tedaviler, terapiler ve destek konusunda uzmanlaşmıştır ve ebeveynlere belirli semptomları ele almak için ilaç seçeneklerine rehberlik edebilir. Etkilenen bireyi tedavi etmek için yeni ilaçların kullanıma sunulması muhtemeldir ve uzman klinikler ebeveynlere güncel bilgiler konusunda yardımcı olabilir.

 

Paylaşın

Fobi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında hastalık olarak pek görülmeyen fobi, sık görülen bir anksiyete bozukluğudur. Fobi, kişinin belirli durum, canlı-cansız varlık veya mekana yönelik olarak hissettiği ileri düzeydeki korku hali olarak tanımlanmaktadır.

Fobisi olan kişiler belirli tehlikeleri gerçekte duyulması gerekenden daha fazla tehdit edici olarak algılayarak, tehlikeli kabul edilen bu durumlardan önemli düzeyde kaçınırlar. Bu kişiler fobinin nesnesi olan koşullarla karşı karşıya kaldıklarında ise çok büyük bir sıkıntı yaşarlar ki bu durum kendisini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir.

Belirtileri;

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Hatta bazı vücut salgıları tutulamayabilir, kalbin durması ve ölüm görebilir.

  • Çarpıntı
  • Yüz kızarması
  • Yüzde kaşınma ve yanma hissi
  • Titreme
  • Soğuk terleme
  • Bulanık görme
  • Nefes darlığı
  • Ağız kuruluğu
  • Yutkunma güçlüğü
  • Boğazda sıkılaşma
  • Mide bulantısı
  • Bilinç kaybı
  • Ani tansiyon düşüşü
  • Bayılma
  • Bunalım
  • Sinir krizi
  • Şok vb.

Tanısı;

Fobi hastaları sıklıkla fobilerinin farkındadırlar. Bununla birlikte basit fobiler genellikle ciddi yaşamsal sorunlara yol açmadığından, bu türden fobisi olan kişiler fobilerinden fazla şikayet etmemekte ve genellikle bir hekime başvurmamaktadır. Karmaşık fobilerde ise durum farklıdır. Bu fobilerde ciddi işlevsel bozulma görülür ve bu hastalar çok daha sıklıkla hekime gelmektedir.

Tedavisi;

Aşırı olan hiçbir durum sağlıklı değildir ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen fobi sahibi hastalar, korkularından kurtulmak için çözüm yolları aramalıdır. Bazı durumlarda, hastalar kendi başlarına fobilerinden kurtulabilirler fakat başaramadıkları durumlarda profesyonel yardım sayesinde büyük bir ölçüde korkuları azaltılabilir hatta kısa bir sürede kalıcı olarak tedavi edilebilir.

Fobi için çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır ve temel olarak popüler tedavi metotları iki kategori altında toplanabilir: ilaç tedavisi ve psikoterapi.

  • İlaç Tedavisi: Tıbbi olarak psikiyatri tarafından tanı konulduktan sonra ilaç ile tedavi edilmesi.
  • Psikoterapi ve Rahatlama Teknikleri: Psikoterapi sayesinde çevresel ve biyolojik etmenler göz önünde bulundurularak tedavi etmektir. Rahatlama teknikleri vücutta oluşan zararlı etmenleri hem zihin hem de bedensel olarak uzaklaştırmayı amaçlayarak tedavi etmektedir.

Fobinin türüne ve seviyesine göre tedavi yöntemi uygulanır ve her tedavi yöntemi hasta için aynı etkiyi yaratmayacağı için, yöntem değiştirilebilir. Ayrıca, birden fazla yöntem tedavi için aynı anda kullanılabilir.

Ayrıca, maruz bırakma, duyarsızlaştırma ve bilişsel davranışçı tedaviler de popüler olarak kullanılmaktadır.

  • Maruz Bırakma Tedavisi: Hastanın nesneye veya duruma bağlı olarak geliştirdiği korkuya ya da korkuyu tetikleyen durumlara maruz bırakılmasıdır. Bu sayede korkusu ile yüzleştirilip çözümleme yapılması sağlanır. Çözümleme yapıldıktan sonra sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
  • Duyarsızlaştırma Tedavisi: Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Derneği’ne göre bir psikoterapi yaklaşımı olan duyarsızlaştırma terapisi; fizyolojik temelli olup izole anıların işlenmesini sağlar ve beyni zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Bu sayede de fobiye neden olan travmalar ya da durumlar ortaya çıkarılıp çözümlenmesi yapılır. Bunun yardımı ile birlikte korkular azaltılıp tedavi edilebilir.
  • Bilişsel Davranışçı Tedavi (CBT): Türkiye Psikiyatri Derneği’ne göre bilişsel davranışçı terapi; düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışılır ve neden olan sorunlar ve etmenler üzerine odaklanılır. Sonrasında, hastanın başa çıkabilmesi için kişisel stratejiler üretilerek bazı beceriler kazandırılır. Bu beceriler sayesinde fobilerden kaynaklanan anormal korkular tedavi edilebilir.

Bazı fobi çeşitleri;

  • Anatidaefobi; Bu fobisi olan kişi, bir ördek tarafından izlendiğini düşünerek korkabilir. Bu fobi çoğunlukla çocukluk döneminde bir ördeğin saldırısına uğramış veya bir ördek tarafından kovalanmış kişilerde bulunur
  • Geletofobi; Kişinin kendisine gülünmesinden veya dalga geçilmesinden korkması durumudur. Bu fobiye sahip olan kişiler genelde bulunduğu ortamda atılan her kahkahanın kendileri hakkında olduğunu düşünür. Çoğu insan kendisine gülünmesini veya kendisiyle dalga geçilmesini sevmez fakat bu fobiye sahip olan insanların bu durumu içselleştirdiği ve bu duruma karşı fazla korku duyduğu görülür
  • Agirofobi; Bir caddede karşıdan karşıya geçme korkusuna denilir. Bu fobiye sahip olan kişiler özellikle de yaya geçitlerinde büyük korku yaşarlar
  • Panfobi; Her zaman var olan bir kötülüğe inanma ve bunun sonucunda da her şeyden korkma durumudur. Tıp literatüründe bu durum fobi olarak geçmez
  • Ranidafobi; Kurbağalardan korkmaktır
  • Ksantofobi; Bazı renkler insanı istemsiz bir şekilde tedirgin edebilir ve bu da sarı renge duyulan tedirginlik halidir. Bu fobi insanda psikolojik hatta hormonal olarak rahatsızlık yaratabilir
  • Obesofobi; Bu fobi insanların şişmanlamaktan fazla şekilde korkması olarak tanımlanır
  • Pogonofobi; Sakallardan veya sakallı kişilerden korkma durumudur. Bu fobi kişilerin çocukluk döneminde yaşadığı sakallı kişilerle alakalı kötü bir olaya işaret ediyor olabilir
  • Halitofobi; Obsesif kompülsif bozukluk yaşayan kişilerde sıklıkla görülen bu fobi kötü nefes fobisi olarak tanımlanır
  • Globofobi; Balonlardan özellikle de balonların patlamasından korkulmasıdır. Bu kişiler balon olan bir ortama girdiğinde büyük tedirginlik yaşarlar
  • Gametofobi; Kişilerin evlenmekten korkmasıdır. Bu fobiye sahip olan kişiler genellikle bir ortamda odak olmayı sevmeyen ve sosyal hayatlarında sıkıntılar yaşayan kişilerdir
  • Jinofobi; Çocukluk döneminde anne, abla, öğretmen veya kişide büyük etkisi bulunan herhangi bir kadınla alakalı kötü anıları bulunan, bu kişilerden kötü muamele gören kişilerde sıklıkla görülen kadınlardan korkma durumudur
  • Seksofobi; Kişinin cinsel aktivitelerden veya cinsel organlardan korkmasıdır. Geçmişte yaşanmış kötü anılar, aile eğitimi veya dinsel ve toplumsal baskılar kişide bu fobinin oluşmasını tetikler
  • Aritmofobi; Çocukluk veya gençlik döneminde matematikle alakalı kötü anıları bulunan kişilerde sıklıkla görülen sayılardan korkma durumudur
  • Nomofobi; Günümüzde çok yaygın şekilde görülen telefonsuzluktan korkmak olarak adlandırılan fobidir. Bu fobiye sahip olan kişiler telefonu yanında olmadan dışarıya çıktığında kendini tedirgin, gergin hissedebilir ve bu durumdan büyük korku duyar
  • Triskaidekafobi; Özellikle Batı ülkelerinde sıklıkla görülen bu fobi 13 sayısından korkmak anlamına gelir. Batı kültüründe 13 sayısının uğursuz olduğu düşünülür fakat bu düşünce bizim kültürümüzde yaygın değildir.
  • Tafefobi; Mezarlardan korkmak ve diri diri gömülme korkusu taşımak anlamındadır. Bu fobisi olan kişiler öldüklerinin sanılması ve bu nedenle gömülme korkusu taşırlar
  • Teknofobi; Gelişmiş olan teknolojiden korkmaktır. Son günlerde teknolojide görülen büyük yenilikler ve yapay zekanın oldukça geliştirilmesi bu fobiyi taşıyan kişilerin tedirginlik ve gerginlik düzeyinin artmasına neden olur. Yapay zekanın ilerlemesi ve kötü bir hal alması bu kişilerin en büyük korkuları arasındandır
  • Venüstrafobi; Bu fobi güzel kadınlardan korkmak olarak bilinir. Bu fobiye özgüvensizlik neden olabilir. Bu fobiyi taşıyan kişiler karşılarındaki güzel buldukları kadının gözlerine bakmakta bile zorlanabilir
  • Tetrafobi; Özellikle de Doğu Asya ülkelerinde görülen bu fobi dört sayısından korkmak anlamındadır. Doğu Asya ülkelerinde bu fobi o kadar yaygındır ki bazı asansörlerde dört sayısı yoktur
  • Roller Coaster Fobisi; Yükseklikten, hissedilen basınçtan ve yüksek hızdan kaynaklı görülen bir fobidir. Bu fobiye sahip kişiler Roller Coaster’a bindikleri zaman kendilerini güvensiz ve çaresiz hissederler
  • Androfobi; Çocukların veya gençlerin baba, abi veya öğretmen gibi hayatındaki önemli erkek figürlerden gördüğü kötü muamele veya bu kişilerle yaşadığı kötü anılar sonucu oluşabilen erkeklerden korkma olarak tanımlanan fobidir
  • Kronofobi; Zaman kavramına veya zamanın ilerleyişine karşı duyulan korkudur
  • Koumpounophobia; Giyinme konusunda kişilerin büyük sıkıntılar yaşamasına neden olan bu fobi kıyafetlerin düğmelerinden korkmak anlamına gelir
  • Kimofobi; Kişilerin küçük veya büyük fark etmeksizin dalgalardan korkmasıdır
  • Apifobi; İnsanlarda sıklıkla görülen bu fobi arılardan korkma durumudur. Çocukluk döneminde kendisinin veya yakın çevresinde bulunan bir kişinin arı tarafından sokulması kişide bu fobinin görülmesini tetikleyebilir
  • Asimetrifobi; Sıklıkla karşılaşılan bu fobi de simetrik olmayan cisimlere karşı duyulan korkudur
  • Atelofobi; Kişinin kusursuz olamamaktan korkmasıdır
  • Arakibutirofobi; Görülen en ilginç fobilerdendir. Kişinin fıstık ezmesi yerken fıstık ezmesinin damağına yapışmasından korkmasıdır.
  • Manyofobi; Kişinin yakın çevresinde psikolojik sorunlar yaşamış veya yaşamaya devam eden kişilerin bulunması sonucu oluşabilen kişinin delirmekten korkması durumudur
  • Paraskavedekatriafobi; Ayın 13’ü ve cuma gününe denk gelen günlerden korkmak anlamındadır
  • Peladofobi; Küçük yaşlardaki çocukların kel olan kişilerden etkilenmesi sonucu görülen kel kişilerden korkma veya kelleşmekten korkma durumudur
  • Fobofobi; Bu kişiler yeni korkular edinmekten korkarlar ve bu nedenle kendilerini korkutacak yeni bilgiler edinmekten uzak dururlar
  • Pentherafobi; Evli insanların kaynanalarının hayatlarına fazla etkisi bulunmasından korkmasıdır.
  • Politikofobi; Politikacılardan korkma durumudur
  • Takofobi; Yüksek hızdan korkulmasıdır

  • Transfobi; Genelde homofobik kişilerde görülen bu fobi transseksüel bireylerden korkulmasıdır
  • Tripanofobi; Özellikle çocuklarda sıklıkla görülen bu fobi iğne veya aşıdan korkulması durumudur
  • Gefirofobi; Köprülerden korkmak anlamına gelir ve bu fobiyi taşıyan kişiler köprülerin üzerinden geçmekten çekinirler
  • Helyofobi; Güneşten, güneş ışığından veya parlak olan ışıklardan korkulmasıdır bu fobi günlük hayatta birçok probleme neden olabilir
  • Hipnofobi; Genelde dengesiz hayat süren veya sıklıkla kabus gören kişilerde görülen bu fobi uykudan korkulmasıdır
  • Filemafobi; Birini öpmekten veya öpülmekten duyulan gerginliktir
  • Eisoptrofobi; Kendisinin veya bir başkasının yansımasını aynada görme korkusu olarak tanımlanır
  • Ablütofobi; Genellikle küçük yaştaki çocuklarda görülen yıkanma korkusudur
  • Pediofobi; Oyuncak bebeklerden korkulmasıdır. Bu fobiye sahip kişilerin robotlardan veya vitrin mankenlerinden de korktuğu görülebilir
  • Klostrofobi; Günümüzde sıklıkla rastlanılan bu korku her tarafı kapalı ve basık mekanlarda bulunmaktan duyulan korkudur
  • Haptofobi; Dokunulma hissinden korkulmasıdır. Dokunmak bu kişilerde yanma hissiyatına neden olur
  • Ksilofobi; Ormanlardaki ağaçlardan hatta tahta olan birçok cisimden korkulmasıdır
  • Cherofobi; Kişinin mutlu olmaktan hatta olumlu davranışlar sergilemekten veya olumlu duygular hissetmekten çekinmesidir
  • Tripofobi; Bu fobi de günümüzde sıklıkla görülen fobiler arasında sayılabilir. Delik korkusu veya delikli cisimlerden rahatsız olunması anlamına gelir
Paylaşın

Flatulans nedir? Detaylar

Flatulans, gazlı olmak ya da gaza bağlı karın şişliğini ifade eder. Flatulans, bazen yellenmek anlamında da kullanılabilir. Sağlıklı bir kişinin bağırsaklarındaki gaz miktarı 200 ml’den az ve ortalama çıkardığı gaz günlük 600 ml civarındadır.

Gastrointestinal sistemde normalde de bir miktar gaz bulunur. Hastanın çok gazı olduğunu söylemesi birçok anlam ifade edebilir. Mesela çok geğirmesi, karında şişkinlik-hazımsızlık gibi. O yüzden anamnezi derinleştirerek tam şikayet anlaşılmalıdır. Sık sık yellenmek hasta için rahatsız ediciyse de nadiren önemli bir hastalık göstergesidir.

Sabah yapılan ilk flatusta hacim gün içerisindekilere göre oldukça fazladır. Bu, kolonda uyku esnasında bağırsak gazının birikmesine, uyanma sonrasında ilk birkaç saatte peristaltik aktivitede zirveye veya rektal distansiyonun bağırsak gazının geçiş oranı üzerindeki kuvvetli prokinetik etkisine bağlıdır.

Gazın kaynağı;

İntestinal gazın %99’unu azot, oksijen, karbondioksit ve metan oluşturur. Bu gazların hepsi de kokusuzdur. Flatusun (yel) kokusuiçinde eser miktarda (çok az, yaklaşık %1) bulunan gazların miktarına bağlıdır. Bunlar; amonyak, hidrojen sülfid, uçucu aminoasitler (indole, skatole) ve kısa zincirli yağ asitleridir. Azot ve oksijenin kaynağı yutulan hava, karbondioksit, hidrojen ve metanın kaynağı ise bağırsaktaki bakterilerdir.

Koku;

Flatusun normal fizyolojik bir kokusu olamasına rağmen bazı hastalarda bu koku hastayı sosyal sıkıntıya sokacak kadar kötü olabilir. Artan koku barsak gazının diğer semptomlarından farklı olarak gazın fazla üretilmesi ile ilgili bir sorun değildir. Bazı hastalar bu kokuya aşırı hassas olabilir (Olfaktör Referans Sendromu (ORS))

Gaz çıkartırken meydana gelen ses, sfinkter kasının sızdırmazlığına, gazın hızına, su ve vücut yağı gibi diğer faktörlere bağlı olarak değişir.

Şişkinlik ve ağrı;

Genellikle karın şişliği ve barsakların aşırı gerilmesine bağlı olarak karın ağrısı şikayeti meydana gelir. En tanınan barsak hastalıklarından olan İrritabl barsak sendromu (İBS) bu semptomların görüldüğü ve aşırı gaz oluşumuyla karakterize bir hastalıktır. Barsak harketlerinin düzenin bozulması, aşırı gaz yapımı ve bu gazın vücuttan atılamaması ile karakterizedir.

Aşırı gaz (yellenme ya da şişkinlik), fazla hava yutmaktan, intestinal gıdaların bakterilerle olan metabolizmasındaki bozukluktan da kaynaklanabilir (klasik örneği laktaz intoleransı).

Tedavisi;

Tedavide hastaya yemeği sakin yemesi öğütlenir (yutulan hava!), süt, bakliyat, lahana ve benzeri gıdalara diyet uygulanır. Lifli gıdalar gaz üretimini artırabilir (sindirilemeyen maddeler). Bakteriyel overgrowth dan şüpheleniliyorsa (aşırı artış), 14 günlük tetrasiklin ya da metranidazol tedavisi genellikle etkilidir. İntestinal gazlara bağlanan maddeler de denenebilir; aktif karbon ve simethicon gibi.

(Kaynak: turkcerrahi.com)

Paylaşın

Fibrosarkom nedir? Belirtileri, Tedavisi

Nadir görülen bir kanser türü olan Fibrosarkom, kas, yağ, bağ dokusu, damar, sinir gibi her tür yumuşak doku yapısından köken alan kanserleri içerir. Fibrosarkom ortaya çıktığı zaman, fibroblastlar kontrolünü kaybeder ve tümör tüm vücuda yayılmaya başlar.

Sarkomlar yumuşak dokularda meydana gelirse ”yumuşak doku sarkomu”, kemiklerde ortaya çıkarsa kemik sarkomu veya ”osteosarkom” olarak adlandırılır. Sarkomlar çocukluk çağında daha sık görülür. Yetişkinlerde nadirdir. Sarkomlar çocukluk çağı kanserlerinin % 15’ini oluşturur. Sarkomlar sıklık sırasına göre kol ve bacaklarda, karında ve baş-boyunda daha çok görülür.

Belirtileri;

  • Vücudun çeşitli yerlerinde ağrılı şişlikler
  • Koyu renk dışkı
  • Öksürük, nefes kesilmesi
  • Kan kusmak,
  • Karın bölgesinde acı

Nedenleri;

  • Zayıflamış, zarar görmüş lenf sistemi
  • Radyasyona maruz kalmak
  • Kimyasallara maruz kalmak
  • Genetik anomaliler

Teşhisi;

Eğer vücudunuzda ele gelen bir kitle varsa doktorunuz biyopsiyi uygun bulabilir. Tümörün tipinin belirlenmesi ve evrelendirilmesi için biyopsi büyük önem taşır. Biyopsi doğrudan, ultrason altında veya tomografi eşliğinde yapılabilir. Yumuşak doku sarkomları en iyi MR ile görüntülenebilir. Direkt grafi, tomografi, PET, kemik taraması ve ultrason uygun bulunan durumlarda hastadan istenebilir. Osteosarkomda hastaların %50’sinde kanda serum alkalen fosfat, %25’de ise serum laktat dehidrogenaz (LDH) yüksek olarak tespit edilir. Direkt radyografi tanı koydurur. (Radyografik görüntüde; kemikte yapım ve yıkımın birlikte olduğu litik ve sklerotik lezyon mevcuttur).

Tedavisi;

Kanserin hangi evrede olduğuna bağlı olarak değişmektedir. 1. evrede tümörün çıkarılıp radyasyon terapisi verilmesi yeterli olurken, 4. evrede tümör alındıktan sonra kemoterapi tedavisi uygulanmaktadır. Hastalığın tedavisi ve kurtulma olasılığı, hastalığın evresine ve süregelen tedaviye bağlı olarak değişmektedir. Hastalığı önlemek için risk faktörlerinden olabildiğince uzak durmak ve genel vücut sağlığı için gerekli olan beslenme şekline uymak gerekmektedir.

Tedavisini kimler yapar?

Sarkom, yani yumuşak doku kanserlerinin tedavi ve takibini ortopedist, cerrah, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve patologdan oluşan bir ekip yapar.

 

 

 

Paylaşın

Fetal Alkol Sendromu nedir? Detaylar

Yetişkinde, alkol, önce karaciğerden geçer ve karaciğer alkolü süzerken, anne karnındaki bebeğinse henüz karaciğeri tam olarak gelişmediği için, alkolu süzemez. Bu bebeklerde, “Fetal Alkol Sendromu” adı verilen; ciddi, fizksel, mental ve davranışsal bozuklukları, öğrenme güçlükleri ortaya çıkar. 

Her ne kadar “fetal alkol sendromu” çok fazla alkol alan annelerin bebeklerinde görülse de, az miktar alanlarda da saptanmıştır. Dolayısıyla güvenli miktar diye bir kavram yoktur ve tüm gebelik sürecinde alkolden uzak durulması gerekir. Gebeliğin farkında olmadan, alkol alımında ise, doktorunuza danışarak, danışmanlık almalısınız.

Etkileri;

  • Zeka geriliği
  • İskelet ve temel organ sistemlerinde malformasyon (özellikle kalp ve beyin)
  • Büyüme geriliği
  • Santral sinir sistemi sorunları
  • Motor beceri zayıflığı
  • Öğrenme, hafıza, sosyal katılım, dikkat, problem çözme, konuşma ve duymada sorunlar

Belirtileri;

  • Ayırt edici yüz hatları, örneğin küçük gözler, istisnai olarak ince üst dudak, kısa, yukarı dönük burunla burun ve üst dudak arasında düz cilt yüzeyi
  • Eklemlerde, uzuvlarda ve el parmaklarında bozukluklar
  • Doğumdan önce ve sonra yavaş fiziksel gelişim
  • Görme güçlükleri veya işitme sorunları
  • Küçük baş çevresi ve beyin boyutu (mikrosefali)
  • Zayıf koordinasyon
  • Zihinsel yetersizlik ve gecikmiş gelişim
  • Öğrenme bozuklukları
  • Anormal davranış, örneğin kısa dikkat aralığı, hiperaktivite, zayıf dürtü kontrolü, aşırı asabiyet ve anksiyete
  • Kalp kusurları

Teşhisi;

Fetal Alkol Sendromu için bir test yok. Doktorunuz düşük doğum ağırlığı ve küçük baş gibi fiziksel semptomları arar. Dikkat ve koordinasyon gibi davranışsal belirtilere bakacaktır. Hamile iken içip içmediysen, eğer öyleyse, ne kadar içkiye maruz kaldıklarını sorarlar.

Tedavisi;

Fetal Alkol Sendromu için tedavi yoktur. Ömür boyu sürer. Buna rağmen çocuklar yardımcı olabilir. Onların tedavisi, onlara iyi tıbbi ve diş bakımı sağlamayı içerir. Gerekirse, buna gözlükler veya işitme cihazları dahildir. Bazı davranış belirtileri ilaçlarla yönetilebilir. Davranış veya gelişim sorunlarını tedavi etmek için çocuklar özel okul programlarına yerleştirilebilirler.

Önlemler;

Doktorlar gebe bir kadının tüketebileceği güvenli bir alkol seviyesi belirleyebilmiş değiller. Ama uzmanlar eğer kadınlar gebelik sırasında içki içmezlerse FAS’nın tamamen önlenebilir olduğunu bilirler.

Bu yönergeler fetal alkol sendromunu önlemeye yardımcı olabilir:

  • Gebe kalmaya çalışıyorsanız içki içmeyin, çünkü bebeğinizin beyni, kalbi ve kan damarları gebeliğin ilk haftalarında siz gebe olduğunuzu bilmeden önce gelişmeye başlar. Daha içki içmeyi bırakmadıysanız gebe kaldığınızı öğrenir öğrenmez veya gebe olabileceğinizi düşünüyorsanız bırakın. Gebeliğiniz sırasında içki içmeyi bırakmak için asla çok geç değildir ama ne kadar erken bırakırsanız bebeğiniz için o kadar iyi olur.
  • Gebeliğiniz boyunca alkolden kaçınmaya devam edin. Fetal alkol sendromu anneleri gebelik sırasında içki içmeyen çocuklarında tamamen önlenebilirdir.
  • Çocuk doğurma yıllarınızda cinsel olarak aktifseniz ve korunmadan seks yapıyorsanız alkolü bırakmayı düşünün. Çoğu gebelik planlanmadan olur ve hasar gebeliğin ilk haftalarında gerçekleşir.
  • Alkol sorununuz varsa gebe kalmadan önce yardım alın. Alkole bağımlılığınızın seviyesini belirlemek ve bir tedavi planı oluşturmak için profesyonel yardım alın.
Paylaşın

Fenilketonüri (PKU) nedir? Detaylar

Aileden katılım yoluyla geçen bir hastalık olan Fenilketonüri (PKU), tedavi edilmezse, bu çocuklarda kalıcı zihinsel sakatlığa neden olmaktadır. Fenilalanin hidroksilaz enziminin eksik olması sebebiyle, proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin denen aminoasit karaciğerde parçalanamaz. Böylece fenilalanin ve metabolitleri kan ve dokularda birikir. Beyinde birikmesi nedeniyle beyni harap eder ve beyinde hasar oluşturarak zihinsel özre neden olur.

Hastalıklı bebekler doğumda sağlıklıdır. Bu bebekler erken dönemde teşhis edilip tedavi edilmez ise geri dönüşümsüz beyin hasarı, zeka geriliği, gelişme geriliği, nöbetler, istemsiz kasılmalar, yürüme bozuklukları, hiperaktivite, kendine zarar verme, otistik davranış bozuklukları görülür. Bu çocukların idrarı fenilalanin metabolitleri nedeniyle kötü kokuludur ve bu koku fare idrarı kokusuna benzetilir.  Fenilketonürili tedavi edilmeyen çocuklarda giderek saç, deri ve gözlerde pigmentasyon azalması meydana gelir ve bu çocuklar sarışın, ince saçlı ve mavi gözlü olurlar.

Fenilalanin miktarları dikkate alınarak hiperfenilalaninemiler 5 gruba ayrılabilir;

  • Klasik fenilketonüri
  • Orta derecede fenilketonüri
  • Hafif fenilketonüri
  • Hafif hiperfenilalaninemi
  • Tetrahidrobiopterin metabolizmasına bozukluğuna bağlı hiperfenilalaninemiler

Nedenleri;

Arızalı bir gen (genetik mutasyon), hafif, orta veya ağır olabilen PKU’ya neden olur. PKU’lu bir insanda, bu kusurlu gen, bir amino asit olan fenilalanini işlemek için gereken enzim eksikliğine veya eksikliğine neden olur.

PKU’lu bir kişi süt, peynir, kuruyemiş veya et gibi protein yönünden zengin besinler ve hatta ekmek ve makarna gibi tahıllar veya yapay bir tatlandırıcı olarak aspartam yediğinde tehlikeli bir fenilalanin birikmesi oluşabilir. Bu fenilalanin birikmesi beyindeki sinir hücrelerine zarar verir.

Genetik olarak çocuğa bozukluğun geçebilmesi için her iki ebevenden PAH geninin kusurlu bir versiyonu geçmelidir. Eğer sadece bir ebeveynden kusurlu bir gen geçerse, çocuğun herhangi bir semptomu olmaz, ancak genin taşıyıcısı olacaktır.

Belirtileri;

PKU’lu yenidoğanlarda başlangıçta herhangi bir belirti yoktur. Ancak, tedavi olmadan, bebekler genellikle birkaç ay içerisinde PKU belirtileri geliştirir. PKU belirti ve semptomları hafif veya şiddetli olabilir…

  • Vücutta çok fazla fenilalaninin neden olduğu nefeste, ciltte veya idrarda küf kokusu
  • Nöbetler içerebilecek nörolojik problemler
  • Deri döküntüleri (egzama)
  • Egzama ve cilt hastalıkları
  • Anormal derecede küçük kafa (mikrosefali)
  • Hiperaktivite
  • Zihinsel engellilik
  • Gelişimde gerilik
  • Davranışsal, duygusal ve sosyal problemler
  • Psikolojik bozukluklar

Teşhisi;

Hastalığın tanısı yenidoğan tarama testlerinde kan fenilalanin düzeyi artışının belirlenmesi ile kolayca konulur.  Bunun için ülkemizde yenidoğan bebeklerden Guthrie kartı denilen özel kağıtlara, bebek hastaneden taburcu olmadan önce topuklarından birkaç damla kan alınır. Guthrie testinin yanlış negatif sonuç vermemesi için kan örneğinin bebeğin yeterli protein alımını takiben yaşamın ilk 24 saatinden sonra alınması gerekmektedir. İlk 24 saatinden önce taburculuğu yapılacak bebeklerde ise ilk kan örneğinden sonra ilk hafta içinde tekrar kan örneği alınmalıdır.

Tedavisi;

Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir. Beyin dokusunun en hızlı geliştiği ilk 8-10 yıl boyunca tedavi devam etmelidir.

Hastalığın önlenmesi mümkün müdür?

Kalıtsal bir hastalık olduğu için önlenmesi mümkün değildir, fakat tedavi ile nörolojik sekeller önlenebilir, sağlıklı bir yaşam sürdürülebilir.

Ülkemizde hangi sıklıkta görülür?

Fenilketonüri Amerika’da ve bir birçok Avrupa Ülkesinde her 10.000-30.000 yenidoğanda bir görülmesine karşın Ülkemizde 3.000-4.500 yenidoğandan birinde görülmektedir. Türkiye Fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir ülkedir. Her yıl 400-500 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her 20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi, zeka geriliği gösteren çocukların bu hastalık yönünden incelenmemesi hastalığın yayılımına neden olmaktadır.

Paylaşın

Fasial paralizi (yüz felci) nedir? Detaylar

Yüzümüzde bulunan mimik kaslarının hareket etmesini sağlayan fasial adını verdiğimiz yüzün sağ yanına ve sol yanına giden iki tane sinir vardır. Fasial paralizi (yüz felci), bu sinirlerin kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalması durumudur.

Görülme sıklığı binde 2 civarındadır. Yaş önemli bir faktördür. Çocukluk yaşında oldukça nadir görülür. Bazı metabolik hastalıklarda örneğin şeker hastalığında görülme sıklığı 4 kez daha fazladır. Gebeliğin son üç ayı yüz felci için dikkat edilmesi gereken bir dönem olarak kabul edilir.

Bağışıklık sisteminin bozulduğu, vücut direncinin düştüğü durumlar hastalığın görülme sıklığını arttırır. Soğuğa maruz kalma, enfeksiyonlar, yorgunluk, uykusuzluk, stres, beslenme bozukluğu bu gibi durumlar hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir. Risk faktörlerine bağlı olarak yüz felcinin tekrarlama olasılığı %5 – 15 arasındadır.

Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü yüz felci olmaktadır;

  • Santral tip yüz felci; Beyin içerisindeki bir hastalığa bağlı olarak doğuştan veya sonradan olan kayıplarda görülen yüz felci tipidir. Bu durum eğer tek taraflı ise ve karşı taraf düzgün çalışıyorsa felçli tarafın alın bölgesi altında kalan kısımlarında felç görülür.
  • Periferik tip yüz felci; Yüz kaslarını uyarıları taşıyan Fasial Sinir’in beyin dokusundan çıktıktan sonra kafatasının içerisinde veya dışarısında bir hastalıktan dolayı doğru çalışmaması durumunda görülür. Periferik tip yüz felcinde, eğer karşı taraf sağlam ise, yüzün yarısı tamamen çalışamaz haldedir.

Nedenleri;

  • Beyinde ilgili bölgede hasara neden olan tümörler (kitleler) veya kan dolaşımında bozulmalar (beyin enfarktüsleri)
  • Bell’s palsi; Kesin nedeni bilinmeyen bir hastalıktır. Hastalığın nedeni araştırıldığında bir nedene rastlanamaz. Akut periferik yüz felcinin % 80’inin sebebidir. Her 64 kişiden birinde görülme riski mevcuttur. Ailesinde bu şikayete daha önce rastlanmış hamile kadınlar daha fazla risk altındadır
  • Ramsey Hunt sendormu (Herpes zoster otikus); Fasiyal sinirin viral bir enfeksiyonu sonucunda görülür. Yüz felci, kulak ağrısı, duyma kaybı, cilt vezikülleri, vertigo (baş dönmesi) ile karakterizedir
  • Travma; Temporal kemik kırıkları, künt veya kesici fasiyal sinir yarlanmaları, ameliyat içi fasiyal sinir zedelenmeleri bunlara örnektir
  • Akut-kronik orta kulak iltihapları
  • Nörosarkoidoz
  • Moebius sendromu; Doğuştan her iki fasiyal sinirin olmaması durumudur. Her iki taraflı yüz felci yanında, göz hareketleri problemleri ve işitme problemleri de olabilir. Kesin sebebi bilinmemektedir
  • Tümörler; Fasiyal nöroma, hemanjiomlar, parotis (tükrük) bezi tümörleri, akustik nöromlar ve metastatik tümörler en sık yüz felci yapan tümörlerdir
  • Diğer; (AİDS, otoimmün, Kawasaki hastalığı, Guillain-Barre sendromu, doğum travması…)

Belirtileri;

Yüzde asimetri, konuşurken, ağlarken ağzın sağlam tarafa kayması en göze çarpan bulgudur. Yüzün mimik ve hareketlerinde azalma olur. Gözün tek taraflı kapanamaması, gözyaşının azalması, alın kırıştıramama, burun kanatlarının nefes alırken hareketsizliği, ıslık çalamama, tükürük salısında azalma, tad bozukluğuna kadar değişik bulgular eşlik edebilir. İstirahat durumunda görüntü tamamen normal olabilir.

Yaş ve cinsiyet ayrımı genelde yoktur, her yaşta görülebilir, hatta doğumsal bile karşımıza çıkabilir. Her mevsim görülebilmekle birlikte kış aylarında (soğuk başlıca bir etmen) daha sık gözlenmektedir. Bulaşıcı bir durum değildir. Romatizmal hastalıklar,  kulak enfeksiyonları, travma, gebelik son dönemi, soğuk, stres, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar yüz felci görülme sıklığının arttığı durumlardır.

Bu ve benzer durumlarda mutlak ve acil olarak bir kulak burun boğaz uzmanına ve nöroloji hekimine başvurmamız gerekir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar yüz güldürücüdür. İlk günler çok önemlidir.

Teşhisi;

Tanı genellikle hastanın kliniğiyle konur. Sinirin felci beş kademede değerlendirilir. Derece 1 en hafif, derece 5 en ağır klinik formu olarak değerlendirilir. En hafif formunda istirahatte tamamen normal gözükmekte, en ağır formunda istirahat halinde bile fark edilebilen yüz şekil değişikliği söz konusudur. Daha sonrasında bir takım sinirsel testlerle hem tanı kesinleştirilip hem de hastalığın gidişatı ile bilgi edinmemize yardımcı olur. Bu testler de bozukluk görülebilmesi için 3-5 gün geçmesi gerekir. Yani hastalığın ilk günlerinde bu testler normal olabilir

Tedavisi;

Tedavi nedene yöneliktir. Örneğin kulak enfeksiyon varsa bu tedavi edilmelidir. Diabetik bir hasta ise kan şekeri regüle edilmelidir, tedavi de kullanılan ilaçlar (kortizon, antiviral ajanlar, b kompleks vitaminler…) dışında, sıcak uygulama, masaj, yüz hareket egzersizleri ( balon şişirme, sakız çiğneme, ıslak çalmaya çalışma gibi) tedavide oldukça etkilidir. Bu hastaların göz kapamamaya problemi göz kuruluğuna ve göz enfeksiyonuna zemin hazırladığından geceleri göz damlaları- pomadları kullanılır ve göz bandajı ile göz kapatılmalıdır.

Yüz felci geçiren hastaların %80 herhangi bir cerrahi tedavi gereksinim duymadan 2-3 haftada düzelir. %10 bu süre bir yıla kadar uzayabilir. % 10 da ise yüz felci kalıcı olur. Nadir olsa da tekrarlama eğilimi gösterebilir. Yüz felcine neden olan duruma göre cerrahi tedavi bir seçenek olabilir.

 

Paylaşın

Fosfor nedir, ne işe yarar? Detaylar

Vücudun normal işlevini yerine getirebilmesi için gerekli olan  minerallerden biri olan Fosfor, vücutta kalsiyumdan sonra en fazla oranda bulunan temel bir mineral olup doğada kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere üç farklı formda bulunur. Vücutta özellikle kemik ve dişlerin yapısında bulunan bu mineral aynı zamanda hücre içi sıvıda da bulunur.

Fosfor, birçok gıdada doğal olarak bulunur veya katkı maddesi olarak hazır gıdalara eklenir. Vücudun güçlü kemikler ve dişler oluşturmak, doku ve hücreleri onarmak, enerji üretmek, kas ve sinir fonksiyonunu düzenlemek, böbreklerdeki atıkları filtrelemek gibi birçok fonksiyon için fosfora ihtiyacı vardır. Fosforun kandaki seviyeleri çok yüksek veya düşük olduğunda; kalp hastalıkları, eklem ağrıları veya halsizlik gibi problemler gelişebilir. Günlük fosfor ihtiyacımızın çoğunu yiyeceklerden, az miktarını da içme suyundan karşılayabiliriz. Kepekli tahıllar, baklagiller, turunçgiller, kuruyemişler, et, tavuk, balık, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve patates fosfordan zengin kaynaklardır.

Faydaları;

Vücutta önemli işlevleri olan minerallerden biridir. Dolayısıyla bu mineral yönünden dengeli ve yeterli beslenme sağlanarak eksikliğinin neden olabileceği anormal vücut işlevlerinden korunulabilir. Peki, bu mineralin vücuda faydası nelerdir:

  • Kemik ve dişlerin yapısında yüksek oranda bulunur, sağlıklı kemik yapısı ve sağlam diş yapısının oluşmasını sağlar. Çocuklarda raşitizm yetişkinlerde ise osteomalasi olarak adlandırılan kemiğe bağlı sağlık sorunlarının da önüne geçer
  • Hücre ve dokuların onarılması, büyümesi ve sağlıklı bir şekilde çoğalmalarında rol oynar
  • Kas ve kemik ağrılarının önüne geçer, enerji üretimi ve depolanmasında rol oynarlar
  • Zihin açıklığı sağlamasının yanı sıra daha dayanıklı ve dirençli bir vücut yapısının oluşmasını da sağlar
  • Vücutta asit baz dengesinin sağlanmasında rol oynar
  • Hücre içi dışı sıvı dengesini sağlamasının yanı sıra enzimlerin yapısına da katılır
  • Özellikle üreme ile ilgili hormonların dengesinin oluşmasını sağlar
  • Böbreklerden atımı kolaylaştırmada rolü olan bu mineral, aynı zamanda sindirime de yardımcı olur
  • Ayrıca vücutta gerçekleşen birçok kimyasal reaksiyonun oluşumuna da yardımcı olur

Hangi besinlerde bulunur?

  • Süt, yoğurt
  • İşlenmiş peynir
  • Yumurta
  • Dondurma, çikolata, kurutulmuş meyve
  • Tam tahıllar, mısır ekmeği, kepekli pirinç
  • Fasulye gibi baklagiller
  • Fındık, badem gibi kuruyemişler
  • Ayçiçeği gibi yağlı tohumlar
  • Pastırma, jambon, sosis gibi işlenmiş etler
  • Karaciğer
  • Kırmızı et, tavuk ve hindi gibi kümes hayvanları, balık ve diğer deniz ürünleri
  • Aromalı sular, gazlı içecekler, enerji içecekleri, soya sütü
  • Patates, sarımsak, brokoli, bezelye, kabak çekirdeği

Düşük fosforlu gıdalar;

  • Badem-pirinç sütü
  • Yabani av hayvanları, tamamen doğal kümes hayvanları
  • Su, katkısız meyve suları
  • Elma, çilek, ayva, üzüm, havuç, salatalık gibi meyve ve sebzeler

Günlük fosfor ihtiyacı;

Vücut için önemli bir temel element olan bu mineralin günlük alınması gereken miktarı her yaşa, cinsiyete ve bireye göre farklılıklar gösterir. Genelde kalsiyum / fosfor oranı 1:1 olacak şekilde diyet düzenlenmelidir.

  • 0-6 aylık bebekler için 100 mg/gün’dür.
  • 7-12 aylık bebeklerde ise 275 mg/gün’dür.
  • 1-8 yaş çocuklarda ise bu oran 460-500 mg/gün’dür.
  • 9-18 yaş için 1250 mg/gün’dir.
  • 19 yaş ve üzeri yetişkinlerde ise 700 mg/gün’dür.
  • 18 yaş altı gebe ve emziklilerde 1250 mg/gün’dür.
  • 19 yaş ve üzeri olan gebe ve emziklilerde ise bu oran 700 mg/gün’dür.

Fosfor eksikliği, nedenleri, belirtileri ve tedavisi;

Fosfor yaygın olarak tüketilen gıdalarda bol miktarda bulunur ve paketlenmiş yiyeceklere sentetik olarak eklenir. Aynı zamanda bağırsaktan iyi emilir, bu nedenle eksikliği nadirdir.

Nedenleri;

  • Alkolizm
  • Hiperkalsemi (kalsiyum yüksekliği)
  • Hiperparatiroidizm (paratiroid hormonu yüksekliği)
  • Diyabet
  • Gıdalardan çok az fosfat alımı
  • Düşük proteinli beslenme
  • D vitamini eksikliği
  • Anoreksiya
  • İnsülin, ACE inhibitörleri, kortikosteroidler, antiasitler, antikonvülzanlar ve diüretiklerin aşırı kullanımı

Belirtileri;

  • Eklem, kas ağrısı
  • Kemiklerde güçsüzlük
  • İştahsızlık
  • Sinirlilik, kaygı
  • Halsizlik
  • Karıncalanma, uyuşma
  • Ciltte matlaşma
  • Odaklanmada zorluk

Tedavisi;

Öncelikle yapılması gereken en önemli şey beslenmeyi düzenlemektir; her türlü vitamin ve mineralden zengin gıdalarla dengeli beslenme şarttır. Alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Gerekli sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra eksikliğe neden olan sorunun tedavisine başlanır. Eksikliğin giderilmesi için hastaya takviye verilir. Daha ileri vakalarda fosfor, elektrolit şeklinde doğrudan vücuda enjekte edilebilir.

Fosfor yüksekliği belirtileri, nedenleri ve tedavisi;

Bu mineral, bazen fazla alınıp plazmada olması gereken oranın daha üzerinde bulunabilir, bu durum hiperfosfatemi olarak adlandırılır. Bu durum:

  • Hormonal dengesizliklere neden olabilir
  • Kemik ve diş hastalıklarına sebep olabilir
  • Sindirim sisteminde bozulmalar
  • Böbrek işlevlerinde bozulmalar
  • Tiroid bezinin işlevinin bozulmasına
  • Damar harabiyetine neden olabilir
  • Yüksek fosfat oranı kanda ve dokularda kalsiyum- fosfat taşı oluşumuna neden olabilir bu da dolayısıyla kalp krizi , inme ve felç dolayısıyla da ölümle sonuçlanabilir

Nedenleri;

  • Kalsiyum ve magnezyum yetersizliği, D vitamini fazlalığı gibi vitamin mineral dengesizlikleri fosfor yüksekliği oluşumuna neden olabilir
  • Ayrıca, D vitamini başlıklı yazımıza göz atabilir, bu vitamin hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz
  • Yüksek keton seviyesi sonucu kanın asidik hale gelmesi durumu olan diyabetik ketoasidoz
  • Böbrek hastalıkları
  • Paratiroit bezlerin normalden az çalışması durumu olan hipoparatiroidizm,
  • Karaciğer hastalıkları
  • İltihaplı hastalıklar
  • Kas dokularının ani yıkımı
  • Kemoterapi hastalarının kullandığı ilaçlar
  • Ve belki de en önemli sebeplerden birisi de beslenme yoluyla bu minerali içeren gıdaların fazla tüketilmesi ya da gereksiz yere takviye (suplemant) tüketimi serum fosfat düzeyinde artışa neden olan durumlardır.

Tedavisi;

  • İlk olarak hiperfosfatemi yani fosfor yüksekliği durumuna sebep olan etmen belirlenir ve buna yönelik bir tedavi yapılır
  • Süt, kuruyemişler, karaciğer gibi bu mineralden zengin gıdalar daha az miktarda tüketilmelidir
  • Nedeni tespit edildikten sonra buna yönelik tedaviye başlanmalıdır ve  gerektiğinde idrar sökücü ilaçlar kullanılabilir
  • Kalsiyum karbonat içeren suplemantlar ya da alüminyum hidroksit içeren  bazı ilaçlar kullanılır

Fosforun zararları ve yan etkileri nelerdir?

  • Fosfat içeren deterjanlarla yıkanan bulaşıklar iyi durulanmadığında mide ve sindirim sorunlarına yol açabilir
  • Atıklardan suya karışan fosfatın temizlenmesi zordur, bu nedenle çevreye büyük zarar verir; yosunları parçalayarak sudaki oksijen miktarını azaltır
  • Organik yiyeceklere fosfat karışması durumunda kanserojen etki doğurur
  • Fosfat içeren temizlik malzemeleri cilde zarar vererek cilt kanserine neden olabilir. Ciltte mantar, egzama, alerji ve kızarıklıklar oluşabilir
  • Fazla fosfor paratiroid hormonu salgısını arttırarak kemik erimesine, kas güçsüzlüğüne, eklem ve kas ağrısına neden olabilir
  • Çok fazla fosfat toksik olabilir; kabızlık, mide bulantısı, kusma ve ishale neden olabilir
  • Fosforun kanda yükselmesi, kas gibi yumuşak dokularda kalsiyumla birleşerek tortu oluşumuna ve dokuların sertleşmesine neden olabilir
  • Fosforu çok yüksek dozlarda almak veya tüketmek D vitamini sentezini ve kalsiyum emilimini bozabilir
Paylaşın