Manik depresif nedir? Belirtileri, Tedavisi

‘İki uçlu duygu durumu bozukluğu’ veya ‘iki uçlu mizaç bozukluğu’ olarak da bilinen ve iki farklı dönemden oluşan Manik Depresif, ruhsal bozukluk durumudur. Günümüzde bilim çevrelerinde kullanılan ismi ‘Bipolar Bozukluktur’. Hastalığın bir ucu mani, diğer ucu depresyondur. 

Manik Depresif’inde diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. İstisnalar olmakla birlikte genelde bahar ve yaz dönemlerinde mani atakları, kış ve sonbahar dönemlerinde depresyon atakları daha sıktır. Genelde ilk ataklar 20’li yaşlarda başlar. Kadın ve erkekler arasında görülme sıklığı eşittir. Ancak kadınlarda depresif atak sıklığının, erkeklerde ise manik atak sıklığının daha fazla olduğu iddia edilmektedir.

Kimlerde görülür?

  • Her dinden, her ırktan insanda görülebilir
  • Toplumda her 100 kişiden birinde bu hastalık vardır
  • Her 100 kişiden biri hayatında en az bir kere manik bir dönem geçirmiştir
  • Kadında ve erkekte eşit sıklıkta görülür
  • Hastalık genellikle 20’li yaşlarda başlar

Irsi midir?

Bazı ailelerde Manik Depresif sık görülür. Manik Depresif yüzde yüz ırsi bir hastalık değildir. Hastalığa yakalananların büyük bölümünün ailesinde daha önce benzer bir rahatsızlık görülmemiştir. Ancak akrabalar arasında Manik Depresif olan bir kişi varsa, diğer akrabaların bu hastalığa yakalanma riski artar.

Nedenleri;

Manik depresif bozukluk farklı sebeplerden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Manik depresif bozukluk kimi durumlarda genetik özellikler gösterir. Ailesinde manik depresif bozukluk hastalığı olanların bu hastalığı taşıma riski artmaktadır.

Mani dönemi;

Mani dönemi, kendini öncelikle enerji ve aktivite fazlalığı ile belli eder. Kişi çok az uyuduğu halde uykuya ihtiyaç göstermez. Manik kişi çok hareket eder ve çok konuşur. Bazen bu çok konuşma o kadar ileri boyuta varabilir ki, hastanın sesi kısılabilir, konudan konuya atladığı için, konuşma içeriği anlamsızlaşabilir.

Mani döneminde dikkat ileri derecede bozulur, dikkat çabuk çelinir, belirli bir konu üzerinde odaklanmak, örneğin iki saat oturup kitap okuyabilmek, bir film izlemek neredeyse imkansız hale gelir, hasta çok sabırsız ve sinirlenmeye yatkın olur. Aşırı para harcama isteği, mantıksız yatırım ve girişim yapma arzusu ortaya çıkar. Cinsel istekte artış olur, gelişigüzel ve riskli cinsel eylemler gözlenebilir.

Manik kişi aşırı bir neşe hali gösterse de, engellendiği veya istediğini yapamadığı zaman çok çabuk sinirlenir, öfke patlamaları olur. Mani ‘sıradan bir neşe’ hali değildir. Hastanın sosyal uyumu çok bozuktur. Manik kişi, okulunu, iş hayatını sürdüremez, maddi manevi ciddi sorunlar yaşar.

Manide özgüven artışı çok tipiktir. Kişi, eğitimi ve altyapısı uygun olmadığı halde kendini çok muktedir ve yeterli görebilir. İlkokul mezunu bir kişi, buluşlar yaptığını, ülkeyi yönetmesi gerektiğini iddia edebilir. Kendisine itiraz edildiği zaman ise sinirlenir, üstünlüğünü tartışmaktan hoşlanmaz. Aşırı cesaret ve sinirlilik, kavgaya veya suç teşkil eden eylemlere yöneltebilir, polisle başı derde girebilir.

Depresyon dönemi;

Manik depresif bozukluğun en tipik özelliği, iki farklı atak türüyle seyretmesidir. Başka bir deyişle mani gözlenen bir hastada sonradan depresyon dönemi ortaya çıkmasıdır. Ancak bunun tam tersi de mümkündür, arka arkaya depresyon geçiren bir kişide sonra ilerleyen zamanlarda bir mani atağı oluşabilir. Bu yüzden dikkatli psikiyatristler, sık sık depresyon geçiren kişilerde mani olasılığını devamlı göz önünde bulundurlar. Bir defa mani geçiren kişi ‘manik depresyon- bipolar bozukluk’ tanısı alır, ancak tekrar tekrar depresyon geçiren bir kişiye manik depresif diyebilmek için yine de bir mani atağının gözlenmiş olması şarttır.

Depresyon dönemi, manik dönemin tam tersi gibidir. Kişi içine kapanır, sosyal hayattan kopar. İştahı kesilir, kilo vermeye başlar. Devamlı, tarif edilemez derecede şiddetli bir iç sıkıntısı ve mutsuzluk hissi içindedir. Kendine güveni ileri derecede düşüktür. Bir işe yaramadığı, sevilmediği, değersiz olduğu yönünde sabitleşmiş fikirleri olabilir. Bu fikirleri ikna ederek değiştirmek zor, hatta imkansızdır

Yoğun bir boşluk ve anlamsızlık fikri gözlenir. Hayatın ve yaşamanın anlamı olmadığını düşünen hasta, ölümden korkmamaya hatta intihar planları yapmaya başlayabilir. Psikiyatristler, depresyon döneminde intihar fikirlerini çok önemserler, çünkü bu fikirler, tedaviyle ortadan kalkar ve kişi iyileştiği zaman intihar planlarını anlamsız bulur, neden öyle hissettiğini dahi unutabilir. Dolayısıyla depresyon döneminin en acil sorunu intihar düşüncesinin önüne geçilmesidir.

Manik depresyondaki depresyonun, diğer depresyonlardan bazı farkları vardır. Manik depresyonun depresyon döneminde, standart bir depresyona göre çok daha fazla enerjisizlik ve bitkinlik hali gözlenir. Kişi yataktan hiç çıkmak istemeyebilir, manik dönemin aksine günde 16-18 saat uyuyabilir. Hastalık herhangi bir tetikleyici olmadan ani ve hızlı bir şekilde başlayabilir. Öyle ki birkaç gün önce normal olan hasta, 3 gün sonra ağır bir depresyon haline girebilir.

Teşhisi;

Mani dönem ve depresyon dönemi belirtilerini gösteren bir bireyin manik depresif bozukluk hastalığını saptamak kolay olabilmektedir. Çünkü ruh halindeki aşırı dalgalanmaların olması manik depresif bozukluk tanısını koymakta yardımcıdır.

Tedavisi;

Manik depresif bozukluk tedavisinde ilk olarak hastalığın oluşum sebebi araştırılmalıdır. Ve aynı zamanda hastanın durumu da göz önünde olmalıdır. Bu iki durum belirlendikten sonra tedaviye başlanabilir. Manik depresif bozukluk tedavisinde psikoterapi yöntemleri kullanılmaktadır. Psikoterapinin yanı sıra ilaç tedavisi kullanımıyla da psikoterapi tedavisi desteklenmektedir. Bu tedavi yöntemleriyle manik depresif bozukluk belirtilerinin azaltılması ve geleceğe yönelik belirtilerin tekrar gözlenmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu tedavi biçimleri kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Hastanın bulunduğu duruma göre tedavi biçimi seçilip uygulanmaya başlanır.

Psikoterapinin manik depresif bozukluk tedavisinde çok etkili olduğunu söyleyebiliriz. Psikoterapide ailenin ve arkadaş çevresinin önemi de çok büyüktür. Psikoterapiye dahil edilmelidirler. Böylelikle hastanın tedavisinde destekleyici rol oynayabilirler.

Hastaneye yatmak gerekir mi?

Manik depresif bozukluğu olan hastalarda bazen hastaneye yatış gerekebilir. Hastanın bulunduğu durum yani hastalığın seviyesi yatış tedavisinde belirleyicidir. Hastanın manik depresif bozukluk belirtilerinin çok şiddetli olarak gözlemlendiği ve intihar düşüncesinin ya da girişimlerinin olduğu durumda hastaneye yatış gerekmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Mamografi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Meme kanserinin erken dönem tanısında en etkili görüntüleme yöntemi olan Mamografi, düşük dozda radyasyon kullanılarak çekimi yapılan, kadın meme dokusunun ayrıntılı olarak incelenmesine olanak tanıyan radyolojik bir tanı yöntemidir. 40 yaş ve üstü kadınların, yılda bir mutlaka mamografi çekimi yaptırmasını önermektedir.

Sadece bir kaç dakika süren işlem sayesinde meme kanseri tedavisinin başarısında en önemli etkenlerden biri olan, erken tanı konabilir. Günümüzde bilinen standart mamografi yönteminin yanı sıra başta dijital olmak üzere farklı mamografi teknolojileriyle hizmet veriliyor. Yaygın olarak ise dijital mamografi kullanılıyor.

3 çeşit mamografi vardır:

  • Klasik mamografi
  • Dijital mamografi
  • Tomosentez mamografi

Mamografi neden cekilir?

Radyolojik bir görüntüleme yöntemi olan mamografi, meme kanseri riskine karşı, tarama amacıyla 40 yaş ve üzerindeki tüm kadınların yaptırması önerilen bir sağlık taraması yöntemidir. Dünya çapında her 8 kadından birinin meme kanseri tanısı aldığı ve meme kanserinin kadınlarda görülen en sık kanser türü olduğu göz önünde bulundurulduğunda mamografi, kişinin rutin sağlık taramaları arasında bulundurması ve atlamaması gereken bir tanı yöntemi olarak öne çıkar.

Bu nedenle 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir kez meme kanseri taramasını gerçekleştirmesi için mamografi çektirmesi önerilir. Mamografi, meme dokusunda hücresel düzeyde olası farklılaşmaların erken tanısında kullanılan radyolojik bir yöntem olmasının yanı sıra memede kitle varlığında da kitlenin boyutu ve türünün incelenmesi amacıyla da kullanılır.

Mamografi nasıl çekilir?

Kişi rutin tarama yaptırmak için ya da memesinde meme kanseri belirtilerinden birini fark etmesi durumunda hekime başvurur. Yapılan fizik muayene sonrasında hekim, ek radyolojik görüntüleme için mamografi çekilmesini ister. Kişi mamografi işlemi sırasında belden yukarısı çıplak bir şekilde ayakta durur. Görüntülemesi yapılacak meme, görüntüleme ünitesi olarak bilinen iki tabaka arasına yerleştirilir.

Meme iki tabaka arasında sıkıştırılır ve X ışını yardımıyla iç dokusunun görüntülenmesi yapılır. İşlem öncesinde ve sırasında mamografi çekimi yapan teknisyen, kişinin nefes almasını ve tutmasını, çekim süresince sabit durmasını hatırlatır. Çok kısa bir süre içinde çekimin tamamlanmasının ardından diğer memeye geçilir ve işlem tekrarlanır. Mamografi ile elde edilen görüntüler teknisyen tarafından incelenir. Eğer çekim sırasında, hareket edilmesine bağlı bulanıklık gibi bir problem varsa işlem tekrar edilir.

Bu yüzden çekim sırasında olabildiğince sabit durmak önemlidir. Mamografi işlemi sırasında meme dokusu, çekim kalitesinin artırılması için iki tabaka arasında bir miktar ezildiği için rahatsızlık hissi duyulması normaldir. Bu işlem aynı zamanda yoğun meme dokusunun ayrılmasına ve olası kitlelerin fark edilmesine olanak tanır. Rahatsızlık hissinin en aza indirilmesi için şu hazırlıklar yapılabilir:

  • Üreme çağı sona ermemiş ya da farklı bir deyişle menopoz dönemine girmemiş kişiler, adet dönemlerinin ilk günlerinde, memeleri daha az duyarlı olduğundan bu dönemde mamografi çektirebilir
  • Mamografi sırasında belden yukarıda kalan kısımdaki tüm kıyafetler çıkarıldığından, rahatlıkla çıkarılabilen kıyafetlerin giyilmesi, toplam işlem süresini kısalttığından tercih edilebilir
  • Meme bölgesine ve meme bölgesine yakın olan koltuk altı bölgesine deodorant, pudra, krem benzeri ürünler, bazı durumlarda mamografi işleminin tekrarlanmasına sebep olan kalsiyum birikintisi görünümüne sebep olduğundan, bu ürünlerin mamografi öncesinde kullanılmaması faydalı olabilir

Mamografinin faydası nedir?

Kendi kendine ya da hekim tarafından yapılan muayenelerde ancak 1,5–2 cm ve daha büyük boyutlu kitleler saptanabilirken, mamografi meme içindeki değişiklikleri 0,5 santimetrenin altındayken dahi tespit edebiliyor. Bu da tanı ve tedavinin 2 yıl önce başlaması anlamına geliyor. Bir meme tümörü doktor ya da hastanın kendisi tarafından yakalandığında ortalama 8-10 yıllık oluyor. Çekimden önce kozmetik malzeme kullanılmaması gerekiyor.

Mamografiye gitmeden önce nelere dikkat etmeli?

Çekim sırasında belden yukarısı çıplak olmalıdır. Bu nedenle iki parçalı kıyafetler tercih edilmelidir. Filmi kötü etkileyeceğinden, koltuk altı deodorantı, talk pudrası ve losyon gibi kozmetik malzemeler kullanılmamalıdır. Aksi takdirde bunlar mamogramda kalsiyum birikintisi olarak değerlendirilebilir. Çekime giderken –eğer varsa- daha önce çekilmiş mamografilerin (yalnızca raporların değil filmlerin de) götürülmesi unutulmamalıdır.

Mamografi ışınının zararı var mıdır?

Mamografinin klasik röntgenden en önemli farkı daha düşük dozda daha yüksek kalitede görüntü verebilmesidir. Tekniğin gelişimine paralel olarak meme incelemesinde maruz kalınan doz giderek azalmaktadır. Dünya literatüründe mamografi nedeni ile kanser olmuş kadın yoktur. Kullanılan X-ray dozu genellikle 30 KVP’dir.

Mamografi ne sıklıkla yapılmalıdır?

Mamografiler tanı ve tarama amaçlı olmak üzere ikiye ayrılır. Tanı amaçlı mamografi yaş göz önüne alınmaksızın memesinde sorun tespit edilen her kadına çekilmelidir. Tarama amaçlı mamografi ise ABD Kanser Derneği ve Radyoloji Birliği’nin önerisi (ülkemizde de bu öneriler kabul görmektedir) doğrultusunda aşağıda sıralanan durumlarda çekilmelidir.

  • Her kadın; 35-40 yaşlarında ilk mamografisini çektirmelidir
  • 40-50 yaşları arasında her iki yılda bir kez çekilmelidir
  • 50 yaş ve üzerinde her yıl bir kez çekilmelidir
  • Eğer ailede meme kanseri hikayesi varsa; ilk kontrol mamografisi yaşı 30, sıklığı her yıl bir kez olmalıdır
  • Yüksek riskli kadınlarda mamografi yeterli değildir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Malnütrüsyon nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kelime anlamı kötü ve yetersiz beslenme anlamındadır. Yetersiz beslenme, belirli besin maddelerinin çok az veya çok fazla alınması anlamına gelir. Bodur büyüme, göz sorunları, diyabet ve kalp hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kötü beslenme dünya çapında milyarlarca insanı etkiliyor.

Bu makale yetersiz beslenmenin türlerini, semptomlarını ve nedenlerini tartışmakta ve önleme ve tedavi hakkında bilgi sağlamaktadır.

Kötü, yetersiz beslenme nedir?

Yetersiz, kötü beslenme, besin eksikliği veya aşırı dengesiz beslenmeden kaynaklanan bir durumdur. Yetersiz beslenme türleri arasında;

  • Yetersiz beslenme; Bu tür yetersiz beslenme, yeterli protein, kalori veya mikro besin alamamaktan kaynaklanır. Boyuna göre düşük ağırlık (zayıflama), yaşa-göre-boy (bodurluk) ve yaşa-göre-ağırlık (zayıflık) yol açar
  • Aşırı beslenme; Protein, kalori veya yağ gibi belirli besin maddelerinin aşırı tüketimi de yetersiz beslenmeye neden olabilir. Bu genellikle aşırı kilo veya obezite ile sonuçlanır

Yetersiz beslenen kişilerde genellikle vitamin ve mineral eksikliği , özellikle demir, çinko, A vitamini ve iyot. Bununla birlikte, mikro besin eksiklikleri aşırı beslenme ile de ortaya çıkabilir.

Aşırı kalori tüketiminden aşırı kilolu veya obez olmak mümkündür ancak aynı anda yeterli vitamin ve mineral alamamakta mümkündür.

Bunun nedeni, kızarmış ve şekerli yiyecekler gibi aşırı beslenmeye katkıda bulunan yiyeceklerin kalori ve yağ bakımından yüksek, ancak diğer besin maddeleri bakımından düşük değerlere sahip olmasından kaynaklanır.

Kötü, yetersiz beslenmenin belirtileri;

Yetersiz beslenmenin belirti ve semptomları türüne bağlıdır. Yetersiz beslenmenin etkilerini fark edebilmek, insanlara ve sağlık hizmeti sağlayıcılarına yetersiz veya aşırı beslenmeyle ilgili sorunları belirlemelerine ve tedavi etmelerine yardımcı olabilir.

Yetersiz beslenmenin belirtileri;

  • Kilo kaybı
  • Yağ ve kas kütlesi kaybı
  • İçi boş yanaklar ve çökük gözler
  • Şişmiş mide
  • Kuru saç ve cilt
  • Gecikmiş yara iyileşmesi
  • Yorgunluk
  • Konsantrasyon zorluğu
  • Sinirlilik
  • Depresyon ve kaygı

Yetersiz beslenmeye sahip kişilerde bu semptomlardan biri veya birkaçı olabilir. 

  • A Vitamini; Kuru gözler, gece körlüğü, enfeksiyon riskinde artış
  • Çinko; İştahsızlık, büyümenin durması, yaraların gecikmiş iyileşmesi, saç dökülmesi, ishal
  • Demir; Bozulmuş beyin fonksiyonu, vücut ısısını düzenlemeyle ilgili sorunlar, mide sorunları
  • İyot; Büyümüş tiroid bezleri (guatr), tiroid hormonu üretiminde azalma, büyüme ve gelişme sorunları

Yetersiz beslenme ciddi fiziksel sorunlara ve sağlık sorunlarına yol açtığı için ölüm riskinizi artırabilir.

Aşırı beslenmenin belirtileri;

Aşırı beslenmenin ana belirtileri aşırı kilo ve obezitedir. Ancak aynı zamanda besin eksikliklerine de yol açabilir.

Araştırmalar, aşırı kilolu veya obez kişilerin, normal kilodaki kişilere kıyasla yetersiz alım ve belirli vitamin ve mineralleri düşük kan seviyelerine sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Bunun nedeni muhtemelen aşırı kilo ve obezitenin, kalori ve yağ bakımından yüksek ancak diğer besinler bakımından düşük hızlı ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketiminden kaynaklanabilmesidir.

Kötü, yetersiz beslenmenin değerlendirilmesi;

Yetersiz beslenme semptomları, durumu taradıklarında sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından değerlendirilir. Yetersiz beslenmeyi belirlemek için kullanılan araçlar arasında kilo kaybı ve vücut kitle indeksi (BMI) çizelgeleri, mikro besin durumu için kan testleri ve fiziksel muayeneler.

Kilo kaybı geçmişiniz ve yetersiz beslenmeyle ilişkili diğer semptomlarınız varsa, doktorunuz mikro besin eksikliklerini belirlemek için ek testler isteyebilir. Öte yandan, aşırı beslenmeden kaynaklanan besin eksikliklerini belirlemek daha zor olabilir.

Aşırı kiloluysanız veya obezseniz ve çoğunlukla işlenmiş ve hızlı yiyecekler yiyorsanız, yeterince vitamin veya mineral alamayabilirsiniz. Besin eksikliğiniz olup olmadığını öğrenmek için, beslenme alışkanlıklarınızı doktorunuzla görüşmeyi düşünün.

Kötü, yetersiz beslenmenin uzun dönem etkileri;

Yetersiz beslenme, hastalıkların ve kronik sağlık sorunlarının gelişmesine neden olabilir. Yetersiz beslenmenin uzun vadeli etkileri, daha yüksek obezite, kalp hastalığı ve diyabet riskini içerir. Fazla beslenme de belirli sağlık sorunlarının gelişmesine katkıda bulunabilir. Spesifik olarak, aşırı kilolu veya obez çocukların kalp hastalığı ve tip 2 diyabet.

Yetersiz beslenmenin uzun vadeli etkileri bazı hastalıklara yakalanma riskinizi artırabileceğinden, yetersiz beslenmeyi önlemek ve tedavi etmek kronik sağlık durumlarının yaygınlığını azaltmaya yardımcı olabilir.

Kötü ve yetersiz beslenmenin yaygın nedenleri;
  • Gıda güvensizliği veya yeterli ve uygun fiyatlı gıdaya erişim eksikliği; Çalışmalar, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerdeki gıda güvensizliğini kötü beslenmeye.
  • Sindirim sorunları ve besin emilimiyle ilgili sorunlar; Crohn hastalığı, çölyak hastalığı ve bağırsaklarda aşırı bakteri üremesi gibi emilim bozukluğuna neden olan durumlar yetersiz beslenmeye
  • Aşırı alkol tüketimi; Aşırı alkol kullanımı yetersiz protein, kalori ve mikro besin alımına yol açabilir
  • Ruh sağlığı bozuklukları: Depresyon ve diğer akıl sağlığı sorunları yetersiz beslenme riskini artırabilir. Bir çalışma, depresyonlu kişilerde sağlıklı bireylere kıyasla yetersiz beslenme prevalansının % 4 daha yüksek olduğunu bulmuştur
  • Yiyecekleri elde edememe ve hazırlayamama; Çalışmalar, zayıf beslenme için risk faktörleri olarak zayıf, zayıf hareketliliğe sahip ve kas gücünden yoksun olduğunu tespit etti. Bu sorunlar yiyecek hazırlama becerilerini
Risk altındaki bölgeler;
  • Gelişmekte olan ülkelerde veya gıdaya sınırlı erişimi olan bölgelerde yaşayan insanlar; Yetersiz beslenme ve mikro besin eksiklikleri özellikle Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da yaygındır
  • Özellikle çocuklar ve hamile veya emziren kadınlar başta olmak üzere besin ihtiyacı artan bireyler; Gelişmekte olan bazı ülkelerde hamile ve emziren annelerin % 24–31’i yetersiz beslenmektedir
  • Yoksulluk içinde yaşayan veya düşük gelire sahip insanlar; Düşük sosyoekonomik durum, yetersiz beslenme ile ilişkilidir
  • Daha yaşlı yetişkinler, özellikle yalnız yaşayanlar veya engelli olanlar; Araştırmalar, yaşlı yetişkinlerin% 22’sinin yetersiz beslendiğini ve% 45’ten fazlasının yetersiz beslenme riski altında olduğunu göstermektedir
  • Besin emilimini etkileyen sorunları olan kişiler; Crohn hastalığı veya ülseratif kolitli kişilerin yetersiz beslenme olasılığı, bu koşullara sahip olmayanlara göre dört kat daha fazla olabilir
Önleme ve tedavisi;

Yetersiz ve kötü beslenmeyi önlemek ve tedavi etmek, altta yatan nedenleri ele almayı içerir. Devlet kurumları, bağımsız kuruluşlar ve okullar yetersiz beslenmenin önlenmesinde rol oynayabilir.

Araştırmalar, yetersiz beslenmeyi önlemenin en etkili yollarından bazılarının, yetersiz beslenme riski altındaki popülasyonlara demir, çinko ve iyot hapları, gıda takviyeleri ve beslenme eğitimi sağlamak olduğunu göstermektedir.

Ek olarak, aşırı beslenme riski taşıyan çocuklar ve yetişkinler için sağlıklı yiyecek seçimlerini ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden müdahaleler , aşırı kilo ve obeziteyi önlemeye yardımcı olabilir.

Yeterli karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve su içeren çeşitli yiyeceklerle beslenerek de yetersiz beslenmeyi önlemeye yardımcı olabilirsiniz.

Öte yandan yetersiz beslenmeyi tedavi etmek genellikle daha kişiselleştirilmiş yaklaşımları içerir. Kendinizin veya tanıdığınız birinin yetersiz beslendiğinden şüpheleniyorsanız, mümkün olan en kısa sürede bir doktorla konuşun.

Bir sağlık hizmeti sağlayıcısı, yetersiz beslenmenin belirtilerini ve semptomlarını değerlendirebilir ve takviyeleri içerebilecek bir beslenme programı geliştirmek için bir diyetisyenle çalışmak gibi müdahaleler önerebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Makrobiyotik diyet nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Makrobiyotik diyet, hafif egzersiz ve davranış değişiklikleri ile doğal ve sakin bir yaşam tarzı elde etme durumudur. Makrobiyotiklerle ilgili sağlık iddialarını hiçbir bilimsel kanıt desteklemese de, birçok kişi ilkelerini takip ederken daha iyi sağlık ve daha iyi olma hali rapor etmektedir.

Bazı insanlar daha sağlıklı bir yaşam için makrobiyotik diyetlere yönelirler. Makrobiyotik beslenme, doğal, organik yiyeceklere odaklanırken, kimyasalların ve yapay besinlerin tamamen ortadan kaldırılmasını savunur. Kimyasa kural, kişisel hijyen ürünlerinin yanı sıra evde kullanılan diğer ürünleri de kapsar.

İzin verilen yiyecek türleri kişiye göre değişir. Ne yediğinizi birkaç faktör belirler:

  • Mevcut sağlık sorunları
  • Cinsiyet
  • Yaş
  • Coğrafi konum

Makrobiyotik diyetten kimler yararlanabilir?

Makrobiyotik beslenme, tamamlayıcı bir terapi olarak kullanıldığında bazı insanlara sağlık yararları sağlayabilir. Makrobiyotik diyet büyük ölçüde vejeteryandır. Hayvansal yağı önemli ölçüde sınırlar. Bu nedenle kalp hastalığı ve yüksek kolesterol ile uğraşan kişiler için faydalı olabilir.

Sebzeler üzerindeki vurgusu, fitoöstrojen bakımından yüksek olmasını sağlar. Bunlar bitkilerde bulunan doğal olarak oluşan kimyasal bileşiklerdir. Fitoöstrojenler, bazı kadınlarda dolaşımdaki östrojen seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu, meme kanseri riskini azaltabilir.

Makrobiyotik beslenme diyabet sorunu olan insanlar için iyi olabilir. Bunun nedeni, şekerli yiyecekleri ve sodayı diyetten tamamen çıkarmasıdır. Bu diyet aynı zamanda yüksek karbonhidratlı tam tahıllara güçlü bir odaklanma sağlar. Kepekli tahılların kan şekeri üzerinde işlenmiş karbonhidratlardan daha az etkisi olmasına rağmen, bu diyabetli tüm insanlar için tavsiye edilmeyebilir. Ancak, makrobiyotik bir diyetin diyabetli insanlar için standart bir diyetten daha faydalı olduğunu doğrulayan çalışmalar mevcuttur.

Hangi yiyecekler dahildir?

Makrobiyotik beslenme, büyük ölçüde bütün organik tahılların tüketimine dayanır. Tam tahıllar genellikle her bir kişinin günlük besin alımının yaklaşık yüzde 50’sini oluşturur.

  • Bulgur
  • Kara buğday
  • Esmer pirinç
  • Kinoa
  • Yabani pirinç

Tam tahıllı tahıllar, tam tahıllı makarna ve ekmeklere göre tercih edilir. Bununla birlikte, bu tür işlenmiş yiyeceklere küçük miktarlarda izin verilir.

Mevsiminde ve yerel olarak yetiştirilen bazı sebzeler, günlük gıda alımınızın yaklaşık üçte birini oluşturmalıdır. Her gün yiyebileceğiniz sebzeler şunları içerir:

  • Karnıbahar
  • Brokoli
  • Kabak
  • Çin lahanası
  • Soğan
  • Turp
  • Havuç
  • Maydanoz
  • Yeşil lahana

Günlük yiyecek alımınızın geri kalanı şunları içerebilir:

  • Turşu
  • Fasulye
  • Miso gibi soya ürünleri
  • Deniz yosunu gibi deniz sebzeleri
  • Sebze yağı
  • Doğal olarak işlenmiş deniz tuzu gibi doğal baharatlar

Makrobiyotik beslenmede buharlama veya soteleme teknikleri tavsiye edilir. Aşağıdaki malzemelerden yapılan çorba örnek olabilir;

  • Sebzeler
  • Mercimek
  • Deniz yosunu
  • Deniz tuzu
  • Tofu ve miso gibi soya ürünleri

Hangi yiyecekler sınırlandırılmalı veya hangi yiyeceklerden kaçınılmalıdır?

Bazı yiyecekler ara sıra veya haftada birkaç kez yenebilir.

  • Organik ağaç meyvesi ve meyveleri
  • Tohumlar
  • Fındık
  • Salatalıklar
  • Kereviz
  • Marul

Aşağıdaki organik yiyeceklerin çok seyrek olarak veya her ay sadece birkaç kez yenebilir.

  • Balık
  • Deniz ürünleri
  • Mandıra ürünleri
  • Yumurta
  • Kümes hayvanları
  • Et

Kesinlikle yenmeyecek yiyecekler şunları içerir:

  • Patates, biber ve domates gibi bazı sebzeler
  • Kafeinli içecekler
  • Alkollü içecekler
  • Beyaz ekmek ve mağazadan satın alınan kekler ve kurabiyeler gibi işlenmiş gıdalar
  • Yapay içerikli herhangi bir yiyecek
  • Gazlı içecekler, hem diyet hem de normal
  • Şeker ve şeker veya mısır şurubu içeren ürünler
  • Şeker kamışı
  • Vanilya
  • Ananas ve mango gibi tropikal meyveler
  • Sıcak, baharatlı yemek
  • Sarımsak ve kekik gibi baharatlar

Yiyecekleri yalnızca açlığı gidermek için yemelisiniz ve neredeyse sıvılaşana kadar birçok kez çiğnemelisiniz. Sadece susuzluğu gidermek için su veya karahindiba kökü çayı, kahverengi pirinç çayı ve tahıl kahvesi gibi diğer içecekler içmelisiniz.

Makrobiyotik diyetin olumsuz yanları nelerdir?

Potansiyel faydalarına rağmen, makrobiyotik beslenme herkes için doğru değildir. Baharatlı yiyecekleri seviyorsanız veya o ilk fincan kahve ya da ara sıra margarita olmadan yaşayamıyorsanız, makrobiyotik diyeti çok kısıtlayıcı bulabilirsiniz. Ayrıca tuz oranı yüksek yiyecekler açısından da çok ağırdır. Bu genellikle yüksek tansiyon veya böbrek hastalığı olanlar için ideal değildir.

Bazı insanlar için makrobiyotik beslenme vücut yağında çok yüksek bir azalmaya neden olur. Diyet, hayvansal yağ, meyve ve süt ürünleri bakımından düşük olduğundan, çok az şey sağlayabilir:

  • Protein
  • Demir
  • Magnezyum
  • Kalsiyum
  • B-12 dahil vitaminler

Makrobiyotik beslenmeye sıkı sıkıya bağlı olan insanlar, bu besin kaybını desteklemek için multivitaminler aldıklarında genellikle kaşlarını çatarlar. Makrobiyotikler, kalp hastalığı, diyabet veya kanser gibi bir tanı ile ilgilenen herkes için tıbbi bakımın veya geleneksel tedavinin yerini alması önerilmemektedir.

Makrobiyotik diyete nasıl başlanır?

Makrobiyotik diyete başlamadan önce, doktorunuza veya diyetisyeninize danışmanız iyi bir fikirdir. Denemeye karar verirseniz, mutfağınızda buzdolabınız dahil bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir.

Yiyeceklerin pişirilme ve hazırlanış şekli ve kullanılan mutfak gereçleri önemlidir. Mikrodalga fırınlarda veya elektrikle yemek pişirmek genellikle tavsiye edilmez. Makrobiyotik pişirme, sakin ve yatıştırıcı bir deneyim anlamına gelir.

  • Ddoğal, işlenmemiş ahşap
  • Paslanmaz çelik
  • Emaye ve seramik kaplar, tavalar ve mutfak aletleri
  • Plastikleri mutfaktan çıkarmalı ve yerine cam veya paslanmaz çelik kullanmalısınız.

Paylaşın

Magnetik Rezonans (RM) nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Vücudun kemikli olmayan kısımlarını veya yumuşak dokularını görüntülemek için kullanılan Magnetik Rezonans (MR), hastalık tespiti, teşhisi ve tedavi takibi için kullanılır. MR en etkileyici ve en zararsız görüntüleme yöntemlerinden biridir. MR sonrasında herhangi bir ağrı ile karşılaşmamak ve görüntüleme sırasında alerjiye neden olacak bir ilaç kullanımı zorunluğunun olmaması EM’ın en önemli avantajlarından biridir. 

Röntgen filmleri ve bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarının aksine MR sağlığa zararlı iyonlaştırıcı radyasyon kullanmaz. Taranan alanın boyutuna ve çekilen görüntü sayısına bağlı olarak 15 ila 90 dakika süren ağrısız bir işlemdir.

Emar (MR) Neden Çekilir?

Emar vücudun değişik bölgeleri için değişik amaçlarla uygulanabilir. Migren, baş ağrılarında, nörolojik rahatsızlıklarda, beyin tümöründen şüphelenilen hastalarda, epileptik nöbet geçiren hastalarda, göz, kulak, çene eklemi problemi olan hastalarda, omurga problemi, disk kaymaları ve disk fıtıklarında, omuz, diz gibi eklemler ve bağların değerlendirilmesinde, spor yaralanmalarında, kalp hastalıklarında, göğüs ve karın iç organ rahatsızlıklarında, kemik yapı rahatsızlıklarında MRG değerlendirme yapılabilir.

  • Beyin, göz, iç kulak ve kulak yapıları, hipofiz, çene eklemi, beyin atardamar ve toplardamar sistemleri gibi kafa bölgesine yönelik incelemeler
  • Boyun yapısı, gırtlar, yutak, tükürük bezleri, dil ve çevre yapıları
  • Akciğerler, kalp ve kalple ilişkili büyük damarlar
  • Karın içi organlar, alt karın bölgesi
  • Boyun, sırt ve bel bölgesi omurga patolojileri
  • Omuz, kol, dirsek, el bileği, el, kalça, uyluk, diz, bacak, ayak bileği ve ayak gibi uzuvların ve eklemlerin incelemeleri
  • Tüm vücut anjiografi
  • MR spektroskopi
  • Kranial ve abdominal diffüzyon görüntüleme
  • Perfüzyon MRG
  • MRCP, MR pyelografi ve MR myelografi
  • BOS akım çalışması
  • Kinematik incelemeler
  • Tüm vücut metastaz tarama
  • Dinamik doku ( karaciğer, meme, tümör ) MR
  • Bölgesel MR anjiografik incelemeleri

Emar (MR) nasıl çekilir? 

MR taramasının yapıldığı gün, aksi belirtilmediği sürece kişi her zamanki gibi yiyip içmeye ve rutin ilaçlarını almaya devam edebilir. Bazı durumlarda, tarama işleminden 4 saat öncesine kadar hiçbir şey yiyip içilmesi istenebilir. Bazen görüntüleme öncesi fazla miktarda su içilmesi istenebilir. Tüm bunlar taranan alana göre değişiklik gösterir. MR öncesi dikkat edilmesi gerekenler;

  • Takı ve mücevherler evde bırakılmalı ve bol ve rahat kıyafetler giyilmelidir.
  • Bazen çekimden önce bir elbise veya önlük giyilmesi istenebilir.
  • Önlük giyilmesi gerekmiyorsa, metal fermuar, bağlantı elemanları, düğmeler, balenli sütyen, kemer veya toka içermeyen giysiler tercih edilmelidir.
  • Kapalı alan korkusu olan hastalar işlemden önce doktorlarından hafif bir yatıştırıcı ilaç isteyebilirler. Bu tür hastalara açık MR taraması da önerilebilir, ancak açık emar düşük mıknatıs gücüne sahiptir.

MR çok güçlü bir manyetik alan oluşturduğu için kişinin üzerinde hiçbir metal bulunmamalıdır. Bunlar şunları içerir:

  • Saat
  • Küpe, bilezik, kolye gibi takılar
  • Kulak, meme ucu ve burun halkaları gibi piercingler
  • Protez dişler
  • İşitme cihazları
  • Peruk (Bazı peruklar metal kalıntıları içerir)

Vücudunda kalıcı metal protez bulunan hastalara Emar çekilmesi mümkün değildir. Çünkü manyetik alan vücuttaki metalleri çekerek hastada şiddetli yaralanmalara neden olur.

Bazı MRG taramaları kontrast boya enjeksiyonu yapmayı gerektirir. Bu, bazı dokuların ve kan damarlarının daha net ve daha ayrıntılı görünmesini sağlar. Bazen kullanılan kontrast madde bulantı, deri döküntüsü, baş ağrısı, baş dönmesi gibi yan etkilere neden olur. Bu yan etkiler genellikle hafif ve kısa sürelidir. Kontrast boyanın böbrek hastalığı olan kişilerde doku ve organ hasarına ve böbrekteki hasarın ilerlemesine neden olması da mümkündür. Böbrek hastalığı olan bireylerde. böbreklerin ne kadar iyi çalıştığını ve taramaya devam etmenin güvenli olup olmadığını belirlemek için kan testi yapılabilir. Ayrıca enjeksiyondan önce alerjik reaksiyon öyküsü veya kanama ya da pıhtılaşması sorunları olup olmadığı mutlaka doktora söylenmelidir. MRI taramasından önce hareketsiz bir şekilde duramayan bebeklere ve küçük çocuklara genel anestezik madde verilebilir.

MR aleti her iki ucu açık olan kısa bir silindirdir. Hasta çekim için aletin içindeki hareketli yatağa yatar. Vücudun taranan kısmına bağlı olarak yatış pozisyonu değişir. Bazı durumlarda, taranan vücut parçası üzerine bir çerçeve yerleştirilebilir. Bu çerçeve, tarama sırasında vücut tarafından gönderilen sinyalleri alan alıcılar içerir ve daha iyi kalitede bir görüntü oluşturulmasına yardımcı olur. Tarayıcı tarafından oluşturulan manyetik alan nedeniyle MRI tarayıcısının çalıştırılması için farklı odada bulunan bir bilgisayar kullanılır.

Kaliteli ve bulanık olmayan görüntüler elde edilebilmesi için hastanın çekim süresince hareketsiz yatması istenir. Çekimin yapıldığı bölgeye göre işlem 15 ila 90 dakika sürer.

Manyetik rezonans spektroskopi (MRS) 

MRS beyin veya omurilik yerleşimli şüpheli bir tümörün kimyasal metabolizmasını ölçmek için kullanılan bir testtir. Hidrojen iyonları veya protonlar gibi parçacıkları analiz eder. Proton spektroskopisi daha yaygın olarak kullanılır.

MR anjiyografi 

MR anjiyografi (MRA) kan damarlarını değerlendirmek, anormalliklerini tespit etmek veya aterosklerotik damar hastalığını teşhis etmek için için kullanılan MR görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı ya da kontrastsız yapılabilir.

Beyin MR

MR, beyin ve omuriliği görüntülemek için en sık kullanılan yöntemdir. Genellikle şunların teşhisine yardımcı olmak için yapılır:

  • Beyin damarlarındaki anevrizma adı verilen keseleşmeler
  • Göz ve iç kulak hastalıkları
  • Multipl skleroz (MS)
  • Omurilik yaralanmaları
  • İnme
  • Merkezi sinir sistemi tümörleri
  • Travma nedeniyle gelişen beyin hasarı

Fonksiyonel MR

Fonksiyonel Emar (fMR) olarak adlandırılan özel MRG türü, beyin aktivitesini haritalar ve beyinde oluşan metabolik değişiklikleri ölçer. Beynin anatomisini incelemek ve beynin hangi kısımlarının kritik fonksiyonları yerine getirdiğini belirlemek için kullanılabilir.

Bu görüntüleme yönteminde, belirli görevleri yaparken beyinde hangi alanların aktif hale geldiğini görmek için kan akışı kullanılır. Fonksiyonel MR, epilepsi veya tümörler için beyin ameliyatına ihtiyaç duyulduğunda beynin haritalaması için kullanılabilir. Bu, beyin ameliyatı planlanan insanların beyninde bulunan önemli merkezleri, dil ve hareket kontrol alanlarını tespit etmeye yardımcı olur.

İnmenin beyindeki etkileri fMR ile gösterilebilir. Kafa travması veya Alzheimer hastalığı gibi bozukluklardan kaynaklanan hasarı değerlendirmek için de kullanılabilir. Fonksiyonel MR çeşitli hastalıkların tedavi planını hazırlamaya yardımcı olabilir.

Difüzyon MR

Difüzyon emarı, su moleküllerinin rastgele hareketini ölçmeye dayanan bir fonksiyonel MR şeklidir. Özellikle tümörlerin karakterini tespit etmede ve akut beyin iskemisinde faydalıdır.

Perfüzyon MR

Kontrast madde kullanılarak yapılan ve beynin perfüzyonu yani kanlanmasını ölçen bir fonksiyonel MR türüdür.

Kalp ve damar sistemi MR 

Kalp veya kan damarlarınının görüntülenmesi için çekilen MR şunları değerlendirebilir:

  • Kalbin karıncık ve kulakçık olarak adlandırılan odacıklarının büyüklük ve işlevleri
  • Kalp duvarlarının kalınlık ve hareketi
  • Kalp krizinden veya kalp hastalığından kaynaklanan hasarın derecesi
  • Kalpten çıkan ve ana atardamar olan aorttaki anevrizmalar veya diseksiyonlar gibi yapısal problemler
  • Kan damarlarında iltihaplanma veya tıkanma

Meme MR

MR, meme kanserini tespit etmek için, özellikle yoğun meme dokusuna sahip olan veya hastalık riski yüksek olan kadınlarda, ultrason ve mamografiye ilave olarak kullanılabilir. Meme emarının kullanım alanları şunlardır:

  • Meme kanseri için yüksek risk altındaki kadınlarda tarama
  • Meme kanseri teşhisi konduktan sonra kanserin boyutunun belirlenmesi
  • Mamografide görülen, değerlendirilmesi zor anormalliklerin daha ileri değerlendirilmesi
  • Meme kanseri tedavisinden sonraki yıllarda kitlelerin çıkarıldığı alanlarının değerlendirilmesi
  • Cerrahi öncesi kemoterapi alan hastalarda kemoterapi tedavisinin ardından kitle boyutunu değerlendirmek için
  • Memeye takılan implantların durumunu değerlendirmek için

Prostat MR

Prostat emarı öncelikle prostat kanserini değerlendirmek ve kanserin prostatla sınırlı olup olmadığını veya prostat bezinin dışına yayılıp yayılmadığını belirlemek için kullanılır. Bazen aşağıdakiler dahil diğer prostat sorunlarını değerlendirmek için kullanılır:

  • Prostat enfeksiyonu (prostatit) veya apsesi
  • Benign prostat hiperplazisi (BPH) olarak adlandırılan prostat büyümesi
  • Prostatta doğuştan olan anormallikler
  • Prostat cerrahisinden sonra komplikasyonları değerlendirmek

Kas iskelet sistemi MR

Kas ve iskelet sistemi emarı kemik, kas ve eklemlere ait çeşitli rahatsızlıkların değerlendirilmesinde kullanılır. Bu rahatsızlıklardan bazıları şunlardır:

  • Yırtık kıkırdak veya ligamentler gibi travmatik veya tekrarlayan yaralanmaların neden olduğu eklem anormallikleri
  • Omurgada bel ve boyun fıtığı gibi disk anormallikleri
  • Kemik enfeksiyonları
  • Kemik ve yumuşak doku tümörleri
  • Uyuşma, karıncalanma, kuvvet kaybı gibi nörolojik belirtilere neden olan boyun veya bel ağrısı

Tüm vücut MR

Tüm vücut emarı; kanserleri, iltihapları, tıkanıklıkları ve diğer sorunları bulmak için baştan ayağa tüm vücudun MR ile taranmasıdır. İnceleme yaklaşık olarak bir saat sürer ve görüntüler hastaya kontrast madde verilmeden elde edilir. Rutin olarak yapılan bir tarama değildir; fakat herhangi bir belirti vermeyen gizli kanserleri acısız olarak tespit etmek ve kansere bağlı ölümleri önlemek için yararlı olabilir.

MR’ın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Avantajlar;

  • MR’de radyasyon yoktur, o yüzden radyasyonun yan etkilerine maruz kalınmaz
  • Vücuttaki beyin, kalp, karaciğer, omurilik, kas gibi yumuşak dokular diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha detaylı olarak değerlendirilir
  • MR ile organların anatomik yapılarının yanında fonksiyonları da incelenir
  • MR’de kullanılan kontrast maddelerin (yani vücuda damar yolu ile verilen ve hastalıkların daha net olarak değerlendirilmesine olanak tanıyan ilaçların) alerjik yan etkisi riski, röntgen ve bilgisayarlı tomografide kullanılan kontrast maddelerin yan etkisi riskine göre daha azdır
  • MR, kalp ve kardiovasküler sistem hastalıklarının tanısında hızlı, yan etkisiz bir seçenek oluşturmaktadır
  • MR, kanser tanısında çok etkili bir inceleme yöntemidir

Dezavantajlar;

  • Kalp pili, manyetik alana duyarlı metal tıbbi yardımcı araç bulunan kişilere MR işlemi mutlaka gerekmedikçe yapılmamalı ve bu hastalar alternatif görüntü yöntemleri ile değerlendirilmelidir
  • Vücutta fark edilmemiş bir metal cisim, güçlü manyetik alandan etkilenerek hastaya zarar verebilir
  • MR güvenli bir yöntemdir; ancak gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılamaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MR yapılabilir.

MR Güvenliği

Yüksek manyetik alan bulunduğundan, bazı durumlarda MRG yapılması uygun değildir. Aşağıda belirtilen bu durumlardan herhangi birine sahipseniz, bunu çekim öncesi MRG teknikerine bildirmeniz gerekmektedir. Bu durumda MRG çekimi yapılmayabilir veya durumunuza özel teknik kullanılarak yapılabilir.

  • Kalp pili
  • Nörostimulatörler
  • Anevrizma klipsleri
  • Yapay kalp kapakları
  • Damar grefti veya stenti
  • İnsülin pompası gibi ilaç infüzyon seti
  • Kohlear implant (İç kulak protezi)
  • Metalik implant veya protez
  • Bu durumlar dışında kapalı yerde kalma korkunuz (klostrofobi) varsa, metal işlerinde çalıştıysanız , önceden vücudunuza şarapnel ya da kurşun yaralanması olduysa, böbrek hastalığınız varsa, hamileyseniz veya hamilelik şüphesi varsa ve emziriyorsanız bu durumunuzu güvenliğiniz açısından teknikere bildirmelisiniz
  • Daha önceden yaptırdığınız tetkik sırasında gadolinyum içeren MR kontrast maddesine allerjiniz olduysa da belirtmelisiniz.

Bazı hastalarda işlem sırasında kapalı yer korkusu (klostrofobi) gelişebilir. Bu durumda sakinleştirici ilaç uygulaması yararlı olabilir. Metal, şarapnel ve kurşun parçalarının manyetik alan içinde hareket etmesi ve hastaya zarar vermesi ihtimali vardır. Böbrek hastalığı normalde MR tetkikinin yapılmasına engel değildir, ancak kontrast madde verilmesi gerekli olduğunda, kan testleri ile hastanın böbrek fonksiyonunun kontrast maddenin atılımını sağlayacak kadar yeterli olduğundan emin olmak gerekir.

MR’ın gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılmaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MG yapılabilir. Gebe hastalara paramanyetik kontrast madde verilmemelidir.

Emziren kadınlarda kontrastsız MR incelemesi yapılmasında sakınca yoktur. Kontrastlı inceleme yapılmış olan emziren kadınlara, ilaç süt ile bebeğe geçtiği için, incelemeden sonraki 24-48 saat süt vermemeleri istenir.

Dövme ve kalıcı makyaj MR görüntülerini bozabilir. Göz farı gibi makyaj malzemeleri metal parçacıkları içerdiği için işlem günü makyaj yapılmamalıdır. İşlem öncesi MR görüntülerini bozabilecek saç tokası, mücevher, gözlük, işitme cihazı, çıkarılabilir diş protezi gibi tüm objeleri çıkarmanız istenecektir. Anahtar, bozuk para, cüzdan ve kredi kartları da soyunma odasında bırakılmalıdır. Üzerinizde görüntü kalitesini bozacak cisimlerin kalmadığından emin olmak için giysilerinizi çıkarıp önlük giymeniz istenebilir.

MR’dan önce ne yapmanız gerekir?

Genel olarak MR çekimi özel bir hazırlık gerektirmez. Ancak abdomen MR için 6-8 saat açlık sonrası gelmeniz tavsiye edilir. Aksi söylenmediği takdirde devamlı kullandığınız ilaçları almanızda sakınca yoktur. Gelmeden önce yukarıda belirtildiği üzere metal kısımlar içeren giysileri tercih etmemeniz önerilir çünkü bu durumda hastane önlüğü giymeniz istenebilir.

MRG incelemesi ne şekilde yapılacak ve neler hissedeceksiniz?

MR teknisyeni sizi MR odasına aldıktan sonra hareketli bir masaya teknikerin belirttiği şekilde uzanmanız istenecektir. İncelenmesi istenen vücut bölgesi silindir şeklindeki cihazın orta kısmına gelecek şekilde pozisyon verildikten sonra gerekli durumlarda sinyali almak için geliştirilmiş, sargı şeklindeki anten üzerinize yerleştirilebilir. Bu sargı sizi rahatsız etmeyecek şekilde tasarlanmıştır. İnceleme sırasında takırtı tarzında gürültü duyacaksınız. Bu gürültüyü azaltmak için, müzik yayını da verilebilen kulaklıkları takabilirsiniz. Çekim sırasında tekniker konsoldan sizi izler ve herhangi birşey söylediğinizde sizi duyabilir, yani dışarısı ile iletişim sağlanmaktadır. İncelenen vücut bölgesinde bir ısı hissetmeniz normaldir, ancak rahatsız edici boyutta olursa teknikere bildirilmelidir.

Sizden istenen hareketsiz bir şekilde kalmanızdır. Bazı hastalar bunu rahatsız edici bulurlar ancak çekimin tamamlanabilmesi için görüntülerin hiç hareket yok iken alınması şarttır. Bazı özel çekimlerde nefes tutmanız istenebilir. İstenen inceleme türüne göre MR çekimi süresi değişebilir. Yaklaşık olarak ne kadar süreceği çekim öncesinde tahmin edilebilmekle birlikte bu süre hastadan hastaya da değişebilir. Bazı çekimler direkt olarak, bazı çekimler de ihtiyaç duyulduğu anda kontrastlı olarak yapılmaktadır. Bu durumda kolunuzdan açılan damar yolundan gadolinyum içeren kontrast madde verilir ve bu şekilde görüntüler elde edilir.

MR çekiminden sonra ne yapacağım?

Kontrast madde verilmesi halinde su içerek kontrast maddenin vücudunuzdan atılımını kolaylaştırabilirsiniz.

Kontrasta bağlı allerjik reaksiyon son derece nadir görülür. Ancak, deride kızarıklık, kaşıntı, nefes darlığı gibi belirtiler görüldüğü takdirde hemen teknikere bildirmeli, hastaneden çıktıktan sonra bu belirtiler ortaya çıkarsa en yakın hastaneye başvurmanız gerekmektedir.

Klostrofobi nedeniyle sakinleştirici ilaç yapıldıysa araba kullanmamalısınız. Bu durumlar dışında MRG sonrası dikkat etmeniz gereken özel bir durum yoktur, normal aktivitelerinize dönebilirsiniz. Tetkik raporunuz sizin rahatlamanız ve gerekli olduğu hallerde tedavinizin bir an önce yapılması için mümkün olduğunca erken doktorunuza ulaştırılacaktır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Laparoskopi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen Laparoskopi, leğen kemiği organları ile karın içi organlarının cerrahi tedavisinde, geniş ameliyat kesileri kullanmadan, boyutları 1 cm ve daha küçük 3-5 kesi içinden borucuklar yerleştirme ile yapılan ameliyattır. Açık ameliyat tekniğine alternatif olarak başvurulan laparoskopi, günümüzde ilk tercih edilen yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Laparoskopinin pek çok avantajı bulunmaktadır. Kısa sürmesi, iyileşme süresinin kısa olması, konforlu bir yöntem olması ve risk faktörlerinin minimum düzeyde olması nedenleri ile hem hastalar hem de doktorlar tarafından oldukça sık tercih edilmektedir.

Laparoskopik cerrahi hangi hastalıkları tedavi eder?

Laparoskopik cerrahi, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi için tercih edilebilmektedir. Bu yöntem ile en sık yapılan ameliyatlar kist cerrahisi, safra kesesi ameliyatları, apandisitin alınması (apendektomi), miyomların alınması (myomektomi), rahmin alınması (histerektomi), fallop tüplerinin bağlanması (tüp ligasyonu) ve çikolata kisti cerrahisi (endometriozis) olarak geçmektedir.

İç organlar ile ilgili olan rahatsızlıklarda cerrahî müdahale imkânı tanıyan laparoskopi, üroloji, genel cerrahi, gastroenteroloji ile jinekoloji doktorları tarafından kullanılır. Laparoskopik cerrahinin tercih edildiği rahatsızlıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Karın ağrılarının araştırılması ve tanısı
  • PID (Pelvik inflamatuar hastalık teşhisi
  • Aşırı ağrı ve kanamanın görüldüğü regl kanamalarında teşhis koyma
  • Yumurtalık kistlerinin tanı ve tedavisi
  • İnfertilite nedenlerinin tespit edilmesi
  • Dış gebelik tedavisi
  • Bazı nedenlerden dolayı yumurtalık, fallop tüpü ve uterusun alınması
  • Apandisit ile ilgili rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi
  • Bağırsakların kesilmesini gerektiren hastalıkların tedavi edilmesi
  • İnmemiş testis (skrotal orşiopeksi) teşhis ve tedavisi
  • Mide ülseri tedavisi
  • Obezite cerrahisi
  • Batın bölgesi kistlerinin tedavisi
  • Prostat, kolon, karaciğer, böbrek ve mesane gibi organların bazı parçalarının ya da tamamının çıkarılması
  • Kasık ve karın bölgesinde yer alan fıtıkların tedavisi

Laparoskopik cerrahi güvenli mi?

Aşağıdaki durumlarda laparoskopik cerrahi artık deneysel olmaktan çıkmış gelişimini gerçekleştirmiş ve standart tedavi halini almıştır.

  • Kolelithiazis (safra kesesi taşları)
  • Kolon ve rektum kanserleri ve polipleri
  • Gastroözefageal reflü hastalığı
  • Fıtıklar
  • Apandisit
  • Akalazya
  • İyi huylu mide tümörleri
  • Obezite cerrahisi
  • Sürrenal adenom (böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan iyi huylu tümörler)
  • Karın içinden lenf nodu biyopsileri
  • Dalak cerrahisi
  • Donör nefrektomi (böbrek verici ameliyatı)
  • Diyagnostik laparoskopi

Laparoskopik cerrahinin avantajları nelerdir?

Laparoskopik cerrahi, hastaya birçok avantaj sağlayan bir tedavi yöntemidir.

  • Daha az yara ve yara izi
  • Ameliyat sonrası daha az ağrı ve travma
  • Birçok ameliyat için kanama, enfeksiyon gibi daha az yan etki
  • Daha hızlı iyileşme
  • Hastanede daha az kalış
  • Normal yaşantıya daha hızlı dönüş
  • Daha az karın içi yapışıklık
  • Daha az ameliyat fıtığı (insizyonel herni) gelişme ihtimali

Laparoskopi ameliyatı nasıl yapılır?

Laparoskopi ameliyatı öncesinde hasta ameliyat için hazırlanmaktadır. Ameliyathane önlüğü giydirilerek sedyeye yatırılmakta ve genel anestezi uygulaması ile uyutulmaktadır. Bu işlem sonrasında karında uygulama bölgesinde üç adet minimal kesiler açılarak karın içi basınç ile şişirilmekte ve özel olarak geliştirilmiş ışık ve görüntüleme kaynağı ile aydınlatılmaktadır. Böylece karın içi uygulama bölgesi ayrıntılı bir şekilde ameliyat ekibi tarafından görülebilmektedir.

Ameliyat süresi, türüne göre farklı şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Ameliyat sonrasında ise açılan kesiler özel yöntemler ile dikilmektedir. Ameliyat günü hasta anestezi etkisini kaybedince sıvı gıdalar ile beslenmeye başlayabilmekte ve tuvalete gidebilecek kadar yürüyebilmektedir.

Ameliyatın türüne göre hastanın ameliyathanede kalma süresi değişiklik gösterse de genellikle 1 ya da 2 gün hastanede kalış süre bulunmaktadır. Rahim içi myomların ve poliplerin çıkarılması, yapışıklıkların giderilmesi, dış gebelik tedavisi ya da rahim alınması ameliyatlarında hastanede kalma süresi genellikle 1 gün olmaktadır. Genellikle açık ameliyatlar sonucunda kısırlık riski oldukça yüksektir ancak bu işlem ile söz konusu risk faktörleri en aza indirilebilmektedir.

Laparoskopi sonrası;

Laparoskopi sonrasında doktorunuz birtakım ağrı kesici ilaç ve antibiyotik içeren ilaçlar kullanmanızı tavsiye edecektir. Ağrı kontrolünün sağlanması ve herhangi bir enfeksiyona karşı vücudun korunması amacı ile söz konusu ilaçların aksatılmadan kullanılması oldukça önemlidir. Ameliyattan sonra 1 ay ağır sporlar uygulanmamalı, ağır kaldırılmamalı ve yoğun fiziksel aktivite gerçekleştirilmemelidir.

Özellikle kısırlık tedavisi için laparoskopik cerrahi uygulanan hastaların tüm stres faktörlerinden uzaklaşması büyük önem taşımaktadır. Ameliyat yaralarının kanaması ya da adet dönemi dışında kanama gerçekleşmesi durumunda ertelemeden doktorunuza başvurunuz. Bununla birlikte yüksek ateş şikayetinde de mutlaka doktorunuza danışınız. Ameliyat izleri birkaç ay içerisinde görünmeyecek şekilde küçülmektedir. Böylece karın bölgesinde herhangi bir estetik kaygıya neden olmamaktadır.

Laporoskopi riskleri nelerdir?

Laparoskopi riskleri aşağıdaki şekilde sıralanabilmektedir;

  • Açık ameliyata oranla çok daha düşük bir ihtimal olsa da kanama ve damar yaralanmaları ile enfeksiyona maruz kalma durumları söz konusu olabilmektedir.
  • Organ yaralanmaları söz konusu olabilmektedir. (Özellikle: mesane, rahim, bağırsak ve idrar yolları)
  • Ameliyat sonrasında kesi yerinin enfeksiyona maruz kalması

Elbette ki laparoskopi çeşitlerine göre farklılık gösterse de risk faktörlerini arttıran birtakım durumlar bulunmaktadır. Bu durumlar ise şu şekilde sıralanabilmektedir;

  • İdeal kilonun üzerinde olma
  • Karın bölgesinde daha önce ameliyat geçirmiş olmak
  • Karın içerisine enfeksiyon olması
  • Kalp ve akciğer hastalıklarının varlığı
  • Alkol ve sigara tüketimi
  • Endometriozis

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Liposuction nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Lipo, lipoplasti veya vücut şekillendirme olarak da adlandırılan Liposuction, vücuttaki fazla yağdan kurtulmak için yapılan estetik cerrahi işlemdir. Kişiler vücutlarının şeklini veya hatlarını iyileştirmek için liposuction yaptırırlar. Genellikle; kalçalar, karın bölgesi, kollar, boyun veya sırt gibi bölgelerdeki fazla yağdan kurtulmak için tercih edilir.

Diyet ve egzersiz yaparak yağlardan kurtulmak isteyen kişiler, bu yağlardan kurtulamadıkları durumda liposuctionı denerler. Liposuction bir kilo verme tedavisi değildir. Ciddi riskleri ve olası komplikasyonları vardır, bu yüzden düşünmeden önce doktorunuzla konuşmanızı öneririz.

Liposuction kimlere yapılabilir?

Her cerrahi operasyonda olduğu gibi bu işlemde de öncelikle bir uzman doktor görüşü gerekmektedir. Liposuction uygulaması bir zayıflama yöntemi değildir, yalnızca bölgesel incelmeyi ve vücut hatlarının daha düzgün hale gelmesini sağlayan bir yöntemdir. Eğer bölgesel dirençli yağlanmalar dışında bir kilo probleminiz varsa öncelikle kontrollü bir diyet ve spor programı uygulayarak kilo fazlanızdan kurtulmanız, bunun ardından diyetle uzaklaşmayan yağ fazlalıkları için bu yönteme başvurmanız daha uygun olacaktır.

Liposuction sistemik bir sağlık problemi bulunmayan, hamile ya da yeni doğum yapmış olmayan herkese uygulanabilen bir yöntemdir. Ancak kalp hastalığı, diyabet vb. sistemik sağlık problemleri olan kişilere uygulama endikasyonu koymadan önce mutlaka bir takım testler uygulanarak risk faktörleri belirlenmeli ve tehlike arz edecek durumlara karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Her ne kadar yaş bu uygulamaya bir engel teşkil etmese de deri elastikiyetinin yaşa bağlı kaybından dolayı bazı ileri yaştaki hastalara uygulanamaz.

Liposuction hangi bölgelere uygulanır?

Erkek ve kadın vücut yapılarının birbirinden farklı olması, yağlanma çeşitlerinin de farklı bölgelerde yoğunlaşmasına neden olur. Örneğin, kadınlar sıklıkla basen, göbek, kalça gibi inatçı yağlanma bölgeleri için uygulamayı tercih ederken erkekler daha çok sırt, karın, meme ve belin yan tarafları gibi bölgelerdeki yağlanmaların giderilmesi için çaba gösterir. Teknolojinin tıp ve estetik alanda gösterdiği gelişmeler, uygulamanın da giderek daha fazla alanda yapılabilmesine imkan tanır. Kadınların “tuzluk” bölgesi olarak adlandırdığı kol altı yağlanmaları, liposuction uygulamalarının başarıyla gerçekleştirildiği alanlar arasındadır.

Kilo alımında kolaylıkla yağlanmaya maruz kalan çene altı bölgesi, diyet ve sporla giderilemeyecek en inatçı yağlanma yerlerinden biridir. Liposuction, estetik bir uygulama olması sayesinde sürekli göz önünde bulunan çene altında herhangi bir iz bırakmadan uygulama yapılmasına imkan verir. Bir çeşit liposuction uygulaması olan Lazer lipoliz tekniğinin kullanıldığı vücut bölgeleri arasında, sürekli olarak terleyen koltuk altı bezleri gelir. Kişilerin hayatını büyük ölçüde kolaylaştıran koltuk altı bölgesine lazer lipoliz uygulaması, bu bölgedeki terlemenin önüne geçerek kişiye konforlu bir yaşam deneyimi sunar.

Operasyonun uygulanma aşamaları neler?

Liposuction kesinlikle ameliyathane şartlarında, bir anestezi doktorunun gözetimi altında uygulanmalıdır. Eğer alınacak yağ miktarı az ve alan küçük ise uygulama alanına lokal anestezik ilaçların enjeksiyonu ve damarlardan sedasyon yapılarak girişim uygulanabilir. Yatağında yapılan planlamadan sonra ameliyat masasına alınan hastanın antimikrobik temizliğini takiben, kanamayı ve ağrıyı azaltıcı karışım enjeksiyonu yapılır.

Etki için 10-20 dakika beklenir. Deride açılan 0.5 santimetrelik kesilerden yağ emen küçük kanüller yağlı alana sokularak vakum pompası veya özel enjektörlerle fazla yağlar dışarı alınır. Eğer daha önceden tesbit edilen ve doldurulması planlanan çukur bölgeler varsa özel enjektör ile alınan yağ bu alanları doldurmakta kullanılır. Girişim tamamlanınca, özel baskılayıcı bantlar yapıştırılır ve korse giyilir. Yaklaşık bir hafta bu korse çıkarılmaz. Düzgün bir iyileşme elde etmek için bu gereklidir.

Birinci haftadan sonra korse çıkarılarak masaj ve egzersize başlanır. Ameliyatın ağırlığına göre 1-4 günde işine dönmesine izin verilir. Üçüncü haftadan sonra yorucu aktivitelere başlayabilir. Uygulama alanında oluşan morluklar üç hafta içerisinde kaybolur. Bu süre içinde güneşlenmek zararlıdır. Ayrıca liposuction bölgesinde oluşan ameliyat ödemi (serum birikmesi) buralardan hiç yağ alınmamış izlenimi verebilir.

Bu ödem 4-6 hafta içerisinde gerileyerek tam iyileşme elde edilir. Bizimde tercih ettiğimiz yöntem olan tumescent tekniğinin kullanılması ile 3-4 litreye kadar yağ almada hastaya kan verilmesi gerekli değildir. Bu miktarların üzeride yağ alınacaksa ameliyat öncesi hastadan alınacak bir veya iki ünite kan(ototransfüzyon), girişimin sonunda hastaya geri verilerek başkasına ait kan verilmesi ve bunun getirecegi komplikasyonlar önlenmiş olur.

Liposuction uygulanan bölgede tekrar yağ birikmesi olabilir mi?

Liposuction eğer uygun ve yeterli olarak uygulanmış ise aynı bölgelerde yeniden yağ birikmesi olmaz. Kilo alınsa bile liposuction uygulanan bölgeler diğer alanlarla aynı oranda gelişir. Bu girişimde yağ hücrelerinin ve reseptörlerin sayısı azaltılarak vücudun diğer alanları ile aynı düzeye getirilir.

Liposuctionun riskleri nelerdir?

Uzman bir plastik cerrah tarafından yapılan liposuction ameliyatının risk oranı, diğer kozmetik girişimlerdekinden çok daha azdır. Yüzde 5-15 arası hastada aynı bölgeye tekrar liposuction yapılması gerekebilir. Kanama ve enfeksiyon nadiren görülür.

Hasta bu operasyonu yaptıracağı zaman nelere özen göstermeli, hekimini nasıl seçmelidir?

Liposuction yaptırmaya karar veren bir kişi diğer birçok ameliyatta olduğu gibi, iki hafta öncesinden aspirin ve benzeri antienflamatuar ilaçları almayı bırakmalıİ; sigara içiyorsa bırakmalı en azından ara vermelidir. Sonucun daha kalıcı olabilmesi için diyetle verebileceği kiloyu vermelidir. Böylece düzensizlikler daha belirgin hale gelir. Ameliyat öncesi ve sonrası yapması gerekenler ve sonucun nasıl olacağı hakkında doktoru ile görüştükten sonra, kafasında hiçbir soru işareti kalmadığı zaman kişi ameliyata hazır demektir. Liposuction cerrahi bir girişimdir.

Ameliyathane şartlarında, bu yöntemin doğru bilen ve uygulayan biri tarafından yapılmalıdır. Uzman olmayan kişiler tarafından yapılan liposuctionın doğurduğu kötü neticeler ve hatta sebep oldukları ölüm vakaları, yöntemin yetersiz ve tehlikeli olması gibi yanlış bir inanışa yol açmıştır. Güvenli ve etkili bir yöntem olduğu için ABD’de en fazla uygulanan estetik girişim liposuctiondır.

Lazer lipoliz nedir ve liposuction ile farkları nelerdir?

Lazer lipoliz, diod lazer uygulamasıyla direkt olarak yağ hücrelerinin zarlarının patlatılması yöntemidir. Tıpkı yağ aldırma yöntemlerinde olduğu gibi bölgesel yağ fazlalıklarından kurtulmayı sağlayan bu yöntem aynı zamanda özellikle çene altı ve yüz bölgesi gibi cilt gevşekliği görülebilen bölgelerde bu gevşekliğin giderilmesinde etkin olarak kullanılmaktadır. Bunların yanında terleme problemi olan kişilerde koltuk altına lazer lipoliz uygulanarak aşırı terleme engellenebilmektedir.

Lazer lipoliz ve liposuction arasındaki en temel fark yağ dokularının atılma şeklidir. Liposuction yönteminde yağ dokuları vücuttan kanüller aracılığı ile vakumlanarak atılırken lazer lipoliz yönteminde idrar yoluyla atılmaktadır. Bu sebeple yağ dokusunun idrarla atılamayacak kadar yüksek olduğu durumlarda liposuction uygulaması tercih edilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lenfoma (lenf kanseri) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen genç erişkinlerde ortaya çıkan, çocukluk çağında karşılaşılan Lenf Kanserinin tıbbi adı Lenfomadır. Vücudun savunma hücreleri olan lenfositlerin kanserleşerek kontrolsüz büyümesi durumu olan Lenf Kanserinin en sık görüldüğü yerler; lenf bezleridir.

Lenf Bezi Kanseri tıbbi olarak Hodgin Lenfoma ve Nonhodgin Lenfoma olarak ikiye ayrılır. Nonhodgin Lenfoma daha sık görülmektedir. Her iki lenfoma çeşidinin alt tipleri bulunmaktadır. Bunlar hastalığın gidişatını ve tedaviyi belirler. Lenfoma hızlı ve yavaş ilerleyen olarak da gruplara ayrılmaktadır.

Risk faktörleri;

Hastalık genellikle nadirdir. Her yıl 100 bin kişilik bir nüfusta yeni 3-4 vaka ortaya çıkar.

  • Genç erişkin kişide kanıtlanmış infeksiyöz mononükleoz hastalık öyküsü, Hodgin lenfoma riskini genel popülasyona göre üç kat artırır
  • AIDS hastalığı Hodgin lenfoma geliştirme olasılığını artırır
  • Tonsillektomi ve appendektomi ameliyatları Hodgin olasılığını arttırır
  • Diğer tip kanserlerde görüldüğü gibi bazı vakalarda ailesel kümelenme saptanabilir. Hodgin lenfoması olan hastaların kardeşlerinde görülme sıklığı yüksektir

Belirtileri;

Hodgin lenfoma’da en sık görülen bulgu bir veya daha fazla büyük lenf düğümü varlığıdır. Bu düğümler genellikle ağrısızdır ve en sık boyun, göğsün üst kısmı, karın veya kasıklarda görülür.

  • Ağrısız bezeler; en sık görülen belirtidir. Lenf bezlerinde oluşan, ağrı vermeyen, genellikle çapı bir santimden fazla olan düğüm şeklinde şişliklerdir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan bezeler, boyunda, koltuk altında veya kasık bölgesinde çıkar. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmaz, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Lenf düğümlerinin şişmesinin çok sık görülen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar söz konusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi infeksiyondur. Şişen lenf düğümleri genellikle infeksiyon iyileştikten sonra küçülür
  • Sebebi bilinmeyen ateş; ortada hiçbir neden yokken vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması ve bunun sebebinin açıklanamaması durumudur
  • Gece terlemesi; hastanın gece yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetli gece terlemesi olduğunu belirtmesidir
  • Kilo kaybı; altı ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının verilmesidir
  • Sürekli yorgunluk; şiddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk hali
  • Öksürük ve nefes darlığı
  • Deride kaşınma

Tanısı;

Eğer büyüyen lenf nodu ve diğer belirtiler lenfomaya işaret ediyorsa, bireyin hastalık ve aile öyküsü alındıktan sonra detaylı bir fizik muayene yapılıyor. Boyun, koltuk altı, dirsek, kasık ve diz gerisindeki çukurluk büyümüş lenf nodu varlığı için muayene ediliyor. Aynı zamanda dalak ve karaciğerde de olası bir büyüme varlığı için muayene yapılabiliyor. Ardından, tanının kesinleştirilmesi ve kanserin yayılımın saptanması amacıyla yapılabilecek kimi testler aşağıdaki gibidir:

  • Kan testleri; Tam kan sayımı ve biyokimyasal incelemeler (LDH, ürik asit gibi)
  • Akciğer filmi; Olası lenf bezi büyüklüğü ve diğer problemler araştırılıyor
  • Biyopsi; Büyüyen lenf bezinin kısmi veya mümkünse tam olarak çıkarılması gerekiyor. İğne ile yapılan biyopsiler genellikle sağlıklı sonuç verme ihtimalinin düşük olması nedeniyle, lenfoma şüphesi var ise, mutlaka lenf bezinin tamamı, bu mümkün olmuyorsa bir kısmının bir patolog tarafından incelenmesi şart. Hastalığın yaygınlığının belirlenmesi için kemik iliği biyopsisi de yapılabiliyor
  • Bilgisayarlı tomografi; Boyun, akciğer ve tüm karın bilgisayarlı tomografi detaylı bir şekilde ile incelenebiliyor

Tedavisi;

Lenf kanserinin tedavisi hematoloji-onkoloji servislerinde onkologlar tarafından yapılır. Modern kemoterapi ile lenfoma hastaları %70-80 oranında tedavi edilebilmektedir. Hastalığın gidişatını etkileyen faktörler; hastalığın evresi, hastanın tedaviye yanıt verip vermemesi, lenfomanın tipi, lenfomanın tekrarlaması, beraberinde şeker hastalığı veya böbrek hastalığı olup olmamasıdır. Hastalara kemoterapi ile birlikte radyoterapi uygulanır. Kemoterapide kullanılan ilaçlar hastanın bağışıklık hücrelerini ve kan hücrelerini düşürebilir. Bu durumda hastaya kan nakli gibi destek tedavileri uygulamak da gerekebilir.

Lenfoma tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi dışında başvurulan bir diğer tedavi yöntemi immünoterapidir. İmmünoterapide laboratuvar ortamında üretilen ve damar yoluyla vücuda enjekte edilen antikorlar, kanserli hücrelerin yerini belirleyerek onları yok etmeyi ya da gelişimlerini engellemeyi amaçlar.

Lenfomanın tekrarlaması durumunda kemik iliği ve kök hücre nakline de sıklıkla başvurulur. Hastalığın nüksetmesi durumunda yüksek dozda kemoterapi uygulanması gerekir. Bu da kemik iliğine zarar vereceğinden kemoterapi öncesi hastanın kendisinden alınan kemik iliği, kemoretapi sonrası tekrar hastaya nakledilir. Kemik iliği tutulumu olan hastalarda  ise aile yakınlarından da kemik iliği nakli gerçekleştirilebilir.

Lenfoma tedavisinin yan etkileri var mıdır?

Lenfoma tedavisi esnasında ve sonrasında aşağıdaki bulgular ortaya çıkabilir.

  • Beyaz kan hücreleri (akyuvar, beyaz küre) düşüklüğü
  • Kırmızı kan hücreleri (alyuvar) düşüklüğü ve buna bağlı kansızlık
  • Ağızda yaralar
  • Bulantı, kusma, ishal
  • Kabızlık
  • İdrar kesesinde sorunlar
  • Kanlı işeme
  • Aşırı yorgunluk ve halsizlik
  • Ateş
  • Öksürük
  • Saç dökülmesi
  • Akciğer, kalp ve sinir sistemi problemleri

Lenf bezlerinde şişlik, uzun süren halsizlik ve belirtiler kısmında bahsettiğimiz diğer bulgulardan herhangi biri sizde veya yakınlarınızda varsa mutlaka bir uzman görüşü almalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lazer epilasyon nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Genellikle ‘kalıcı’ bir epilasyon şekli olarak lanse edilse de, lazer tedavisi yalnızca belirli bir bölgedeki istenmeyen tüylerin sayısını azaltır. İstenmeyen tüyler tamamen ortadan kalkmaz. Tıraş veya ağda gibi tüy kurtulma işlemlerinden çok daha uzun sürer. Lazer epilasyon sonrası tüyler tekrar büyüdüğünde daha açık, daha ince ve sayıları daha az olacaktır.

Doğru cihazlarla ve uzmanlar tarafından yapıldığında son derece etkili ve zararsızdır. Uzmanlar tarafından uygulanacak bölge, cilt tipi ve rengi, kıl yapısı incelenerek ne tür bir cihaz kullanılacağı seçilir ve kişiye yaklaşık olarak tüylerden kaç seansta kurtulacağının bilgisi verilir.

Lazer epilasyon kimlere uygulanır?

Lazer epilasyon 12 yaşından büyük kıl ve cilt yapısı uygun olan herkese uygulanabilir. Bu uygulamaların FDA onayı almış cihazlarla yapılması önemlidir. Lazer epilasyonda sonuç alma seans sayısı kişiden kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Genel olarak 1. Seans ve aralıkları vücut bölgesinde 2 ayda bir 4 -6 seans, yüz bölgesinde ayda bir 6 -12 seans olmak üzere değişir. Lazer epilasyon doğru uygulandığında herhangi bir zararı yoktur. Güvenli ve etkili epilasyon için cilt rengi, kıl rengi kalınlığı ve yoğunluğu dikkate alınmalıdır.

Kimlere lazer epilasyon uygulanamaz?

Lazer epilasyon tamamen beyaz tüylere sahip kişilerde, hamilelerde, sedef hastalığı gibi deri hastalıkları olanlarda, bazı önemli yan etkileri bulunan sivilce ilacı gibi ilaçlar kullananlarda, sistemik izotretinoin kullananlarda, kalp pili olanlarda, ayva tüyü olanlarda ve epilepsi hastalarında önerilmiyor. Bu gibi durumlarda mutlaka bir uzmana danışın.

Vücudun hangi bölgelerine lazer epilasyon yaptırılabilir?

  • Koltuk altı bölgesi lazer epilasyonu; Hem estetik hem de hijyen kaygılarıyla sıklıkla başvurulan koltuk altı lazer epilasyonu, özellikle kadınlar tarafından sıklıkla tercih edilir. Koltuk altı bölgesindeki tüylerin nispeten kalın olması nedeniyle epilasyon, çoğunlukla 4 ila 6 seans aralığında son bulur. Lazer epilasyon sonrasında batık gibi istenmeyen durumlar oluşmaz. Lazer epilasyon sırasında tüyleri etkileyen lazer ışını, cildin altındaki dokulara zarar vermediğinden gövenle uygulanabilir
  • Bikini bölgesi lazer epilasyonu: Bikini bölgesinin dışında kalan tüylerin lazer epilasyon ile yok edilmesi olarak tanımlanabilen bu epilasyon türünde başarı oranı son derece yüksektir. Çoğunlukla 6 seansın ardından kişi ilgili bölgedeki tüylerinden kurtulmuş olur
  • Genital bölgesi lazer epilasyonu; Genital bölgede kalıcı epilasyon tercih edenler tarafından başvurulan genital bölge lazer epilasyonu, bu bölgedeki tüylerin kalın ve koyu renkli olmasına bağlı olarak yaklaşık 4 ila 6 seans sürer. Pubik tüylerinde son derece etkili olan lazer epilasyonun labium bölgesinde etkinliği, pubik bölgeye kıyasla daha düşüktür. Genital bölge lazer epilasyonunda kullanılan lazer ışını, cilt altında yer alan doku ve organlara zarar vermez
  • Bacak bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla genetik etkenlerin yol oynadığı bacak bölgesindeki tüylenme, alt bacak başta olmak üzere üst bacakta da görülebilir. Alanın geniş olmasına bağlı olarak nispeten daha uzun süren bacak bölgesi lazer epilasyonu ile kısmi ya da tüm bacak tüyleri yok edilebilir. Bacak bölgesi lazer epilasyon uygulaması genellikle 6 seans sürer
  • Kol bölgesi lazer epilasyonu; Hem kadınlar hem de erkekler tarafından tercih edilen kol bölgesi lazer epilasyonu, kol bölgesinde yer alan tüylerin farklı yapıda olmasına bağlı olarak yaklaşık 10 seans kadar sürebilir. Kolların çoğunlukla açıkta kaldığı yaz aylarında uygulanması önerilmez
  • Göğüs bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla erkekler tarafından tercih edilen bu epilasyon türü ile, göğüs bölgesindeki tüylerin tümünün alınması ya da tüylerin seyreltilmesi mümkündür. Bu bölgede diode ya da Alexandrite Lazer türleri kullanılabilir
  • Sırt bölgesi lazer epilasyonu; Sırt bölgesinde bulunan tüyler zaman zaman kıl dönmesine yol açabilir. Hem estetik hem de sağlık kaygılarıyla yaptırılan sırt bölgesi lazer epilasyonu, erkekler tarafından sıklıkla tercih edilir. Kalın ve derin yerleşimli olan sırt tüylerinde melanin miktarı fazladır. Böylece lazer epilasyonun bölgedeki etkinliği de fazladır. Sırt bölgesinde diode lazerlerin kullanımı yaygındır
  • Ense bölgesi lazer epilasyonu; Saç köklerinden sırta doğru olan tüylenme özellikle erkekler tarafından estetik ve hijyen kaygılarından dolayı istenmez. Ense bölgesindeki tüylerin ince olması nedeniyle bu bölgenin tüylerden tamamen temizlenmesi 10 seans kadar sürebilir. Bu bölgede kadınlarda da tüylenme gözlenebilir. Bu bölgede var olan tüylerin çok ince olması durumunda lazer epilasyon etkili olmayabilir
  • Boyun bölgesi lazer epilasyonu; Erkeklerde tıraş bölgesi olarak kabul edilen boyun bölgesinde kıl dönmesi ve sivilcelenme yaygın görülür. Geleneksel yöntemlerle yapılan tıraş sırasında cildin tahriş olması ve zaman zaman kesilmesi söz konusu olabilir. Lazer epilasyon ile bölgedeki tüylerin miktarının azaltılması ya da tamamen yok edilmesi mümkündür
  • Yüz bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesinde tüylenme genetik geçişli olabileceği gibi hormonal bozukluktan da kaynaklanabilir. Bu yüzden yüz bölgesinde tüylenme olan kadınlarda öncelikle hormon düzeyine bakılması ve eğer varsa mevcut hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Yüzdeki tüylenme genetik ise bu bölgenin epilasyonunda diode lazer kullanılarak bölge tüyleri yok edilebilir
  • Bıyık bölgesi lazer epilasyonu; Bu bölgede yer alan ince tüyler dahi zaman zaman kişinin rahatsız hissetmesine yol açabilir. Bölge tüylerinin ince ve açık renkli olması, bıyık bölgesi lazer epilasyon süresinin uzamasına yol açabilir. Bu bölgenin epilasyonu yaklaşık olarak 10 seans sürer
  • Çene bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesindeki tüyler gibi çene bölgesinde yer alan tüylenme de hormonal nedenli olabilir. Bu yüzden öncelikle kişinin sağlık kontrollerini yaptırması önerilir. Çene bölgesinde yaygın tüylenmenin olduğu durumlarda uygulama, 10 seansa kadar çıkabilir

Lazer epilasyonun yan etkileri var mı?

Lazer epilasyonda kullanılan lazer cilt altına ve ter bezlerine zarar vermeden sadece kıl tüylerini hedef aldığı için kullanımı son derece güvenlidir. Ancak uygulama esnasında bir miktar acı hissedilebilir. Diğer epilasyon uygulamalarının yanında acısız sayılabilecek lazer epilasyon uygulamaları sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem oluşabilir. Uzmanınız tarafından uygulanan steroid içerikli kremler bu şikayetleri hızla giderir. Bunun yanında ince krut, veziküllerde hiper ve hipopigmentasyon gibi yan etkiler görülse de bunların tamamı geçici komplikasyonlardır.

Lazer epilasyonun zararları var mı?

Lazer epilasyon yalnızca kıl köküne etki eder. Kıl kökünde bulunan melanin pigmentine lazer ışığı tutularak kökün yakılması hedeflenir. Lazeri diğer yöntemlerden ayıran en önemli özellik, kıl ve kökünün etrafında bulunan dokuya zarar vermemesidir. Bu yüzden işlem sonrasında herhangi bir kısıtlama gerektirmez. Uzmanlar tarafından, uygun cihazlarla uygun atımlar yapıldığından leke ve iz bırakmaz. Özellikle genital bölgeye uygulanan lazerin tehlikeli olduğu söylense de uygulama derinin altına ilerlemediği için bölgeye herhangi bir zarar vermez. Cilt kanseri ile bilinen bir bağlantısı yoktur. Uygulanan diğer bölgelerde de lazer epilasyonun ispatlanmış bir zararı bulunmamaktadır.

Bunlara dikkat!

  • Uygulamadan sonra en az 3 ay güneşten korunun ve 30 veya daha yüksek faktör güneş koruyucusu kullanın. Bölgeyi nemlendirici kremler ile nemli tutun
  • Uygulamadan sonra 24 saat sıcak su değdirmeyin
  • 24 saat içinde ağrı ya da şişme olursa yumuşak beze sarılı buz uygulayın
  • Gerektiğinde ağrı kesici kullanabilirsiniz
  • Uygulamadan sonra 48 saat bölgeyi tıraş etmeyin
  • Bölgede kabuklanma olursa el sürmeyin
  • Ağda tüy dökücü kremler kullanmayın
  • Bölgeye nazik davranın ve kaşımayın. Keseleme gibi tahriş edici işlemlere maruz bırakmayın
  • Ateş ya da iltihap gibi enfeksiyon bulgusu varsa mutlaka işlem yapan kişiyi arayın
  • Yüz epilasyonları sonrasında 24 saat fondöten, allık gibi cildi kapatan ürünler kullanmayın
  • 1-2 aylık aralıklarla ortalama 6-8 seans arasında, yüzde ise 10-12 seans arasında sonuç veren lazer epilasyon, alanın genişliğine bağlı olarak tedavi birkaç dakikadan birkaç saate kadar çıkabiliyor
  • Yeni cihazlarla bu süre 30 dakikaya kadar inebiliyor
  • Uygulama sonrasında 2-3 günde içinde tüyler kendiliğinden dökülmeye başlıyo
  • Lazer epilasyonun uzman hekimler kontrolünde yapılması önemli
  • Güvenli ve etkin şekilde olması için kıl ve cilt tipine göre değerlerin doğru belirlenmesi; cilt rengi, kıl yoğunluğu, kıl rengi ve kalınlığına bakılarak, doğru cihaz ve enerji tespit edilmesi gerekiyor

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Larenjit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında gırtlak ya da ses kutusu veya ses tellerinin aşırı kullanım, tahriş veya enfeksiyon nedeniyle iltihaplanması durumudur. Larenjit, üç haftadan kısa süren akut (kısa süreli) olabileceği gibi üç haftadan fazla süren kronik de (uzun süreli) olabilir.

Viral enfeksiyonlar, çevresel faktörler ve bakteriyel enfeksiyonların tümü larenjite neden olabilir. Hastalıkla ilgili en çok , “Larenjit ateş yapar mı? Larenjit bulaşıcı mıdır?” soruları soruluyor. Bütün bu soruların cevapları ve daha fazlası için haberimize bir göz atmanız yeterli…

Nedenleri;

  • Bakteriler, virüsler, mantarlar
  • Antihistaminikler
  • Boğaz reflüsü
  • Sesin kötü kullanılması
  • Alerji
  • Sigara dumanı
  • Tüberküloz

Belirtileri;

  • Yutkunma güçlüğü
  • Ağrı
  • Hırıltı
  • Kronik, balgamsız öksürük veya sürekli boğaz temizleme ihtiyacı hissi
  • Ateş
  • Halsizlik
  • Öksürük
  • Gırtlakta yumru hissi

Tanısı;

Doktorunuz tıbbi öykünüzü dinleyip, fizik muayene yapacak ve elde ettiği bulgulara göre laranjit teşhisi koyacaktır. Bazı hastalarda kronik laranjitin altında yatan nedeni bulmak veya diğer ihtimalleri dışlamak amacıyla kimi tetkikler istenebilir:

  • Laringoskopi; İnce, optik bir endoskop kullanılarak ağız yoluyla gırtlağın ve ses tellerinin incelenmesidir. Bu incelemeler sırasında gırtlakta olabilecek polip, tümör gibi yapılar da görülebilir
  • Fiber optik laringoskopi; Laringoskopi işleminin esnek bir boru vasıtasıyla yapılmasıdır
  • Biyopsi; Doktorunuz endoskoptan geçen forseps (minik cımbız) kullanarak bir biyopsi (küçük doku numuneleri) yapabilir. Bir patolog, dokuların anormal olup olmadığını belirlemek için örneği inceleyecektir

Tedavisi;

Akut larenjit genellikle bir hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Sesinizi dinlendirmeniz, sıvı tüketmeniz ve havanızı nemlendirmeniz gibi kişisel bakım önlemleri de şikayetlerinizin azalmasına yardımcı olur. Kronik larenjit tedavileri, sigara veya aşırı alkol kullanımı gibi altta yatan nedenleri tespit ederek tedavi etmeyi amaçlar.

Doktorunuz larenjit tedavisinde şu ilaçları kullanır;

  • Antibiyotikler: Neredeyse tüm larenjit vakalarında, sebep virüs olduğundan antibiyotikler işe yaramaz. Ancak bakteriyel bir enfeksiyonunuz varsa, doktorunuz bir antibiyotik önerir
  • Kortikosteroidler: Bunlar, vücudunuzun doğal olarak ürettiği kortizol gibi hormonları taklit eden insan yapımı ilaçtır. Kortikosteroidler ses teli iltihabını azaltmaya yardımcı olur ve şişliği giderir
  • Ağrı kesici ilaçlar: Ağrınız varsa, doktorunuz size uygun bir ağrı kesici önerir. İlaçlarınızın, ne sıklıkla ve ne kadar alınması gerektiğine ilişkin talimatları izlemelisiniz.

Diğer tedaviler;

  • Ses terapisi: Özellikle mesleki nedenlerden (öğretmen, ses sanatçısı vb.) ses kısıklığı yaşıyorsanız, bir dil terapisti, size sesinize nasıl özen göstereceğinizi ve onu zorlayan davranışları nasıl azaltacağınızı öğretir
  • Ses kutunuzda (gırtlakta) kitle, polip ya da başka hastalık olması durumlarında, tedavi için ameliyat olmanız gerekebilir.

Evde bakım;

  • Bol sıvı tüketin. Önceleri yutmak acı verici olabilir, ancak ne kadar çok sıvı alırsanız o kadar iyidir. Ayrıca alkol ve kafeinden uzak durun
  • Nemlendiriciler ve mentol inhalatörleri (ilaçları solumak için kullanılan aparat) kullanın. Nem, larenjit tedavisi sırasında sizin dostunuzdur ve mentol de yatıştırıcı etki gösterir
  • Ilık tuzlu suyla gargara yapın. Tuzluluk sadece bölgeyi yatıştırmakla kalmaz, aynı zamanda şişliği de azaltır
  • Ayrıca boğaz ağrısını iyileştirici etkisiyle bilinen, okaliptüs ve nane gibi otlar içeren boğaz pastillerini de emebilirsiniz
  • Kuru, dumanlı veya tozlu ortamlardan uzak durun
  • Fısıldamak gibi ses tellerinizi daha fazla yoran hareketlerden kaçının
  • Meyan kökü, hatmi ve kaygan karaağaç gibi bazı şifalı bitkiler, boğaz ağrısını kesiciler olarak bilinir, ancak bazı ilaçlarla etkileşime girerler

Larenjit nasıl önlenir?

Sesinizi sağlıklı tutmak ve larenjite neden olabilecek kuruluğu ve tahrişi önlemek için bu adımları izleyin.

  • Boğazınızı kurutan kahve, soda veya kafein içeren diğer ürünleri tüketmeyin
  • Gün boyunca bol su içerek susuz kalmayın
  • Sigara içmeyin ve ikinci el sigaradan uzak durun. Sigara içmek genel olarak sağlığınız için kötüdür ama aynı zamanda ses tellerini de zarar verir
  • Boğazınızı temizlemek gibi ses tellerinizin tahrişini ve şişmesini tetikleyen hareketlerden uzak durun
  • Özellikle son zamanlarda daha çok dikkat etmeniz gereken durum el hijyenidir. Viral bir enfeksiyondan korunmanız için ellerinizi temiz tutmalısınız. Ellerinizi sık sık ve uygun şekilde yıkayın

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın