Arteriovenöz malformasyon (AVM) nedir? Detaylar

Vücudun dolaşım sistemi kalp ve kan damarlarından oluşur. Dolaşım sistemindeki damarların üç türü vardır; damarlar, kılcal damarlar ve arterler. Arteriovenöz malformasyonlar (AVM’ler) dolaşım sisteminin kan damarlarındaki kusurlu duruma denir.

Malformasyon, damarlar ve arterler arasındaki anormal bir bağlantıdır. Bu, vücudun kan dolaşımını engeller. Genellikle doğuştandır, bu da durumun doğumda mevcut olduğu anlamına gelir. Malformasyonlar vücudunuzun herhangi bir yerinde başlasa da, bazıları beyin ve omurilik bölgesinde gelişerek nöbetlere ve baş ağrısına neden olur.

AVM’lerin nedeni nedir?

AVM’lerin nedeni bilinmemektedir. Bazı doktorlar bunların rahimde veya doğumdan kısa bir süre sonra ortaya çıktıklarına inanırlar.

AVM durumuyla doğan çocukların ciltlerinde mavimsi bir renk olabilir. Bu, vücutta dolaşan oksijenli kan bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Çocuklar büyüdükçe ve durum kötüleştikçe cilt koyu kırmızı veya mora dönme eğilimindedir.

Arteriyovenöz malformasyonlar için kimler risk altındadır?

Kalıtsal hemorajik telenjiektazi veya Osler-Weber-Rendu sendromu gibi sizi AVM’ye yakalanma riskini artırabilecek bazı genetik sendromlar vardır.

AVM’nin belirtileri nelerdir?

AVM’nin semptomları şunlara bağlı olarak değişir:

  • AVM’nin yeri
  • AVM’nin boyutu
  • AVM’de yer alan kan damarlarının boyutu

Beyinde bir AVM varsa önemli semptomlarınız olmayabilir. Bazı durumlarda, beyin AVM’leri baş ağrısına veya nöbetlere neden olur. Ne yazık ki, semptomların olmaması nedeniyle, bu tür AVM genellikle teşhis edilmez veya yaşamı tehdit eden semptomlar gösterene kadar fark edilmez.

Beyin AVM’lerinin yaygın semptomları şunlardır:

  • Kafatasında kanama, en yaygın olarak subaraknoid kanama
  • Nöbetler
  • Baş ağrısı
  • Zayıflık, uyuşma veya vücudun bir kısmına veya yanına karıncalanma gibi odak nörolojik eksiklikler
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon

AVM vücudun başka bir yerindeyse, semptomlar daha belirgin olabilir. Uzuvlarda ve omurilikte bulunan AVM’ler için yaygın semptomlar şunlardır:

  • Kas güçsüzlüğü
  • Bir uzvu hareket ettirememe
  • Koordinasyon eksikliği

Organlarda, göğüste veya karında bulunan AVM’ler için yaygın semptomlar şunlardır:

  • Karın ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Göğüs ağrısı
  • Etkilenen kan damarlarında düzensiz sesler

2 yaşın altındaki çocuklarda görülen bazı belirtiler şunlardır:

  • Kalbin kendisine giren kanı pompalayamadığı konjestif kalp yetmezliği
  • Nöbetler
  • Hidrosefali, beyinde şişmeye neden olan sıvıda artış
AVM’ler nasıl teşhis edilir?

AVM’lerin semptomlarını taklit edebilecek diğer sağlık sorunlarını elemek için doktorunuz fiziksel bir muayene ve birkaç test gerçekleştirecektir. 

  • CT taraması; Vücudun içinin ayrıntılı görüntüleri
  • MRI; Beyin ve kan damarlarının görüntüleri (eğer bir beyin AVM’niz varsa, bu özellikle AVM’nin tam olarak nerede olduğunu ve hangi beyin yapılarını etkileyebileceğini belirlemek için yararlıdır)
  • Anjiyografi; Boyayı bir kateterden enjekte ederek (genellikle kasıktaki bir kan damarından sokulan) baş ve boyun etrafındaki kan damarlarını görselleştirir
  • Manyetik rezonans anjiyogram (MRA); Kan damarlarının görüntüleri
AVM’ler nasıl tedavi edilir?

Tedavi; yaşınıza, durumunuza ve fiziksel sağlığınıza bağlı olacaktır. En önemli amaç, felç veya ölüme yol açabilecek iç kanamayı önlemektir.

İlaç tedavisi; Doktorunuz AVM’leri iyileştirmese bile ilaç yazabilir. İlaçlar ağrıyı ve nöbetleri kontrol altına alır.

Ameliyat; Hasarlı kan damarlarını onarmak veya çıkarmak için ameliyat bir seçenektir. Doktorunuzun ihtiyaç duyacağınız ameliyat türü, AVM türüne bağlıdır. Üç seçenek vardır:

  • Geleneksel cerrahi
  • Endovasküler embolizasyon
  • Radyocerrahi

Endovasküler embolizasyon, beyin veya omurilik dokusunun derinlerindeki arteriyovenöz malformasyonlar için kullanılır. Bu prosedürde, anormal bağlantıyı kapatmak için kateter adı verilen ince, esnek bir tüp AVM’ye yönlendirilir. AVM’yi tamir etmez, ancak ona giden kan akışını azaltır ve ameliyatı daha güvenli hale getirir.

Radyocerrahi, oldukça konsantre bir radyasyon ışını kullanmayı ve bunu doğrudan AVM’nin alanına odaklamayı içerir. Radyasyon kan damarı duvarlarına zarar verir ve yara dokusu oluşturur ve bu da sonunda AVM’ye kan akışını durdurur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Malaria (sıtma) nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Yaşamı tehdit eden bir hastalık olan Malaria (Sıtma), enfekte bir sivrisineğin ısırığı yoluyla bulaşır. Enfekte sivrisinekler, plasmodium parazitini taşır. Bu sivrisinek sizi ısırdığında, parazit kan dolaşımınıza salınır. Parazitler vücudunuza girdikten sonra, olgunlaştıkları karaciğere giderler. Birkaç gün sonra, olgun parazitler kan dolaşımına girer ve kırmızı kan hücrelerini enfekte etmeye başlar.

48 ila 72 saat içinde kırmızı kan hücrelerinin içindeki parazitler çoğalarak enfekte olmuş hücrelerin patlamasına neden olur. Parazitler kırmızı kan hücrelerini enfekte etmeye devam ederek, her seferinde iki ila üç gün süren döngülerde ortaya çıkan semptomlarla sonuçlanır.

Sıtmaya ne sebep olur?

Plasmodium parazit ile enfekte bir sivrisinek sizi ısırırsa sıtma meydana gelebilir. İnsanları enfekte edebilen dört tür sıtma paraziti vardır: Plasmodium vivax, P. ovale, P. malariae ve P. falciparum.

P. falciparum, hastalığın daha şiddetli bir biçimde geçmesine neden olur ve bu tür sıtmaya yakalananların ölüm riski daha yüksektir. Enfekte bir anne de hastalığı doğumda bebeğine geçirebilir. Bu, doğuştan sıtma olarak bilinir.

Kan yoluyla bulaşan sıtma şu yollarla da bulaşabilir:

  • Organ nakli
  • Transfüzyon
  • Paylaşılan iğnelerin veya şırıngaların kullanımı

Sıtmanın belirtileri nelerdir?

Sıtma semptomları tipik olarak enfeksiyonu takiben 10 gün ila 4 hafta içinde gelişir. Bazı durumlarda semptomlar birkaç ay boyunca gelişmeyebilir. Bazı sıtma parazitleri vücuda girebilir ancak uzun süre uykuda kalabilir. Sıtmanın yaygın semptomları şunlardır;

  • Titreme
  • Yüksek ateş
  • Çok terleme
  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • İshal
  • Anemi
  • Kas ağrısı
  • Konvülsiyonlar
  • Koma

Sıtma nasıl teşhis edilir?

Doktorunuz sıtmayı teşhis edebilecektir. Randevunuz sırasında doktorunuz, tropikal iklimlere yapılan son seyahatler de dahil olmak üzere sağlık geçmişinizi gözden geçirecektir. Fiziksel bir muayene de yapılacaktır.

Doktorunuz genişlemiş bir dalağınız veya karaciğeriniz olup olmadığını belirleyebilecektir. Sıtma semptomlarınız varsa, doktorunuz tanınızı doğrulamak için ek kan testleri isteyebilir. Bu testler şunları gösterecektir:

  • Sıtma olup olmadığın
  • Ne tür sıtma hastasısın
  • Enfeksiyonunuz belirli ilaç türlerine dirençli bir parazitten kaynaklanıyorsa
  • Hastalık anemiye neden olmuşsa
  • Hastalık hayati organlarınızı etkilediyse

Sıtmanın yaşamı tehdit eden komplikasyonları;

Sıtma, bir dizi yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilir.

  • Beynin kan damarlarının şişmesi veya serebral sıtma
  • Akciğerlerde solunum problemlerine veya akciğer ödemine neden olan sıvı birikimi
  • Böbreklerin, karaciğerin veya dalağın organ yetmezliği
  • Kırmızı kan hücrelerinin yok edilmesine bağlı anemi
  • Düşük kan şekeri

Sıtma nasıl tedavi edilir?

Sıtma, özellikle P. falciparum paraziti ile enfekte iseniz, yaşamı tehdit eden bir durum olabilir. Hastalığın tedavisi tipik olarak bir hastanede sağlanır. Doktorunuz, sahip olduğunuz parazit türüne göre ilaçlar yazacaktır.

Bazı durumlarda, reçete edilen ilaç parazitin ilaçlara karşı direnci nedeniyle enfeksiyonu temizlemeyebilir. Bu meydana gelirse, doktorunuzun durumunuzu tedavi etmek için birden fazla ilaç kullanması veya ilaçları tamamen değiştirmesi gerekebilir.

Ek olarak, P. vivax ve P. ovale gibi belirli sıtma parazitleri, parazitin vücudunuzda uzun bir süre yaşayabildiği ve daha sonraki bir tarihte yeniden etkinleşerek enfeksiyonun nüksetmesine neden olan karaciğer aşamalarına sahiptir.

Bu tür sıtma parazitlerinden birine sahip olduğunuz tespit edilirse, gelecekte nüksetmeyi önlemek için size ikinci bir ilaç verilecektir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Malabsorpsiyon sendromu nedir? Detaylar

Malabsorpsiyon Sendromu, ince bağırsağın belirli besinleri ve sıvıları yeterince ememediği bir dizi rahatsızlığı ifade eder. İnce bağırsağınızın görevi, yediğiniz gıdalardaki besinleri emerek kan dolaşımınıza eklemektir.

Besinlerin sindirimi ağızda başlar, mide ve bağırsaklar boyunca ve ince bağırsak epitelinin (yüzeyi saran hücreler) fırçamsı kenarında da devam eder. Besinlerin bağırsak kanalında sindiriminde bozulma, fırçamsı kenarlarda besinlerin emiliminde bozukluklar ve lenfatik taşınma fazındaki bozukluklar malabsorbsiyona neden olabilir.

Nedenleri;

  • Enfeksiyon, iltihaplanma, travma veya ameliyatta bağırsakta hasar
  • uzun süreli antibiyotik kullanımı
  • Çölyak hastalığı, crohn hastalığı , kronik pankreatit veya kistik fibroz gibi diğer durumlar
  • Laktaz eksikliği veya laktoz intoleransı
  • Safra kanalları normal şekilde gelişmediğinde ve safra akışını karaciğerden engellediğinde biliyer atrezi gibi
  • Doğuştan veya doğumda mevcut olan bazı kusurlar
  • Safra kesesi, karaciğer veya pankreas hastalıkları
  • Paraziter hastalıklar
  • Bağırsak zarına zarar verebilecek radyasyon tedavisi
  • Tetrasiklin, kolşisin veya kolestiramin gibi bağırsağın iç yüzeyine zarar verebilecek bazı ilaçlar

Sendrom ayrıca sindirim sorunlarından da kaynaklanabilir. Mideniz, belirli yiyecekleri sindirmek için ihtiyaç duyduğu enzimleri üretemeyebilir. Ya da vücudunuz yediğiniz yiyecekleri midenizin ürettiği enzimler ve asitle karıştıramayabilir.

Nadir nedenler;

Malabsorbsiyona neden olabilecek bazı nadir bozukluklar da vardır. Bunlardan birine kısa bağırsak sendromu (SBS) denir. SBS ile ince bağırsak kısaltılır. Bu, bağırsağın besinleri daha az emmesini sağlar. SBS bir doğum kusuru olabilir veya ameliyattan kaynaklanıyor olabilir. Malabsorbsiyonun daha da nadir bir potansiyel nedeni, bakteriyel bir enfeksiyonun sonucu oluşan Whipple hastalığıdır.

Belirtileri;

Malabsorbsiyon belirtileri metabolik bozuklukların bir sonucudur: protein, yağ, karbonhidrat, mineral, su tuzu ve ayrıca vitaminlerin metabolik bozuklukları belirtilere neden olur.

Birkaç yıl düzensiz olabilen, ancak daha sonra kalıcı hale gelen ishal ile karakterizedir. Semptomsuz formlar da sıklıkla bulunur.

Zayıflık, yorgunluk, kilo kaybı, şişkinlik, karın içi guruldama ve karın ağrısı malabsorbsiyon için karakteristiktir, ancak spesifik değildir.

  • Zayıflık ve yorgunluk; Mikro elementler eksikliği, anemi ve ile ilişkili olabilir
  • Ağrı; Kronik pankreatitli hastalarda, bel bölgesinde yayılış gösteren üst karın bölgesinde ağrı görülür. Laktaz eksikliği olan hastalarda karın ağrısı tespit edilir
  • Şişkinlik; Bağırsaklarda aşırı bakteri çoğalması ve bağırsaklarda sindirilmemiş gıda birikimi ile kaynaklanır.
  • Dışkı hacmi artar ve dışkı kıvamı suludur. Dışkı yağlı bir parlaklık ve hoş olmayan bir koku ve yağ kalıntıları gözlenir
  • Kilo kaybı; Temel besin maddelerinin yetersiz alımından kaynaklanır. Kilo kaybı en çok çölyak hastalığı ve Whipple hastalığı olan hastalarda belirgindir. Ek olarak, çölyak hastalığı olan çocuklarda ve ergenlerde malabsorbsiyon büyüme geriliğine yol açar
  • Derideki değişiklikler; Kuru cilt, saç dökülmesi, tırnaklarda kırılganlığın artması, dil ve derinin iltihabı, demir ve vitamin eksikliği ile ilişkilidir (özellikle C, B 12, folik asit)
  • Ödem; Malabsorbsiyonda ödem düşük proteinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Esas olarak bacaklar ve ayaklar bölgesinde lokalizedir
  • Multivitamin eksikliği belirtileri; Malabsorpsiyondan kaynaklanan vitamin eksikliğine çeşitli belirtiler eşlik edebilir. Hipovitaminoz belirtileri, derideki değişiklikler, cilt, dil ve  organ zarlarında kendini gösterir. Cildin kuruluğu ve soyulması, yüz, boyun, eller, bacaklar ve ayaklarda kahverengi lekeler görülebilir. Tırnaklar donuklaşır, pul pul dökülür. Saçın incelmesi ve  dökülmesi görülür. Deri altı kanamalar, diş eti kanamasının artması (K vitamini eksikliğinden dolayı) görülebilir. A vitamini eksikliği ile hastalar görme bozuklukları yaşarlar. D vitamini eksikliği olan hastalar için kemik ağrısı karakteristiktir. B1 ve E vitaminlerinin eksikliği güç kaybına ve nöropatilere yol açar. B12 vitamini eksikliği anemiye yol açar
  • Mineral metabolizması bozuklukları; Kalsiyum eksikliği; uyuşma, karıncalanma, iğnelenme ve kas, kemik ağrısına neden olabilir. Şiddetli malabsorbsiyonda kalsiyum eksikliği (D vitamini eksikliği ile birlikte), kemiklerin, omurganın ve kalçanın osteoporozunda katkıda bulunabilir. Çinko, bakır ve demir eksikliği olan hastalarda deri döküntüsü görülür, demir eksikliği anemisi gelişir
  • Endokrin metabolizması bozuklukları; Uzun süreli ve şiddetli malabsorbsiyon seyrinde, hormonal yetmezlik belirtileri ortaya çıkar. Hastaların hormonlarının düşük seviyesi neticesinde azalmış libido, adet döngüsü bozukluğu oluşabilir

Teşhisi;

Kronik ishal veya besin eksiklikleriniz varsa veya sağlıklı beslenmenize rağmen önemli miktarda kilo verdiyseniz doktorunuz malabsorpsiyon sendromundan şüphelenebilir . Teşhisi doğrulamak için bazı testler kullanılır. Bu testler şunları içerebilir:

  • Dışkı testleri; Dışkı testleri , dışkı veya dışkı örneklerindeki yağı ölçebilir. Bu testler en güvenilir olanıdır çünkü yağ genellikle malabsorpsiyon sendromlu birinin dışkısında bulunur
  • Kan testleri; Bu testler, gibi kandaki belli besin maddeleri, seviyesini ölçmek Vitamin B-12, D vitamini, folik asit, demir, kalsiyum, karoten, fosfor, albümin ve protein

Bu besinlerden birinin eksikliği, malabsorpsiyon sendromunuz olduğu anlamına gelmeyebilir. Sağlıklı besin seviyelerine sahip yiyecekleri seçmediğiniz anlamına gelebilir. Bu besinlerin normal seviyeleri, emilim bozukluğunun sorun olmadığını düşündürmektedir.

  • Nefes testleri; Laktoz intoleransını test etmek için nefes testleri kullanılabilir.

Laktoz emilmezse, kolona girer. Kolondaki bakteriler laktozu parçalar ve hidrojen gazı üretir. Fazla hidrojen bağırsaklarınızdan kan dolaşımınıza ve ardından ciğerlerinize emilir. Laktoz içeren bir ürünü aldıktan sonra nefesimizde hidrojen gazı varsa, laktoz intoleransınız olabilir.

  • Görüntüleme testleri; Yapısal sorunları aramak için sindirim sisteminizin fotoğraflarını çeken görüntüleme testleri yapılabilir. Örneğin, doktorunuz , Crohn hastalığının bir işareti olabilecek ince bağırsağınızın duvarının kalınlaşmasını aramak için bir CT taraması isteyebilir
  • Biyopsi; Doktorunuz ince bağırsağınızın iç yüzeyinde anormal hücreler olduğundan şüphelenirse biyopsi alabilirsiniz.

Biyopsi muhtemelen bir endoskopi kullanılarak yapılacaktır. Ağzınıza bir tüp yerleştirilir ve küçük bir hücre örneği almak için yemek borusu ve mideniz yoluyla ince bağırsağınıza gönderilir.

Tedavisi;

Doktorunuz muhtemelen ishal gibi semptomları ele alarak tedavinize başlayacaktır. Loperamid gibi ilaçlar yardımcı olabilir. Doktorunuz ayrıca vücudunuzun ememediği besinleri ve sıvıları da değiştirmek isteyecektir. Ve onlar belirtileri açısından sizi izleyebilir dehidratasyon içerebilir, susuzluk artış, düşük idrar çıkışı ve kuru ağız, deri veya dil.

Ardından, doktorunuz emilim sorununun nedenine göre bakım sağlayacaktır. Örneğin, laktoz intoleransınız olduğu tespit edilirse, doktorunuz muhtemelen size süt ve diğer süt ürünlerinden uzak durmanızı veya bir laktaz enzim tableti önerecektir.

Bu noktada doktorunuz sizi bir diyetisyene yönlendirebilir. Diyetisyeniniz, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri aldığınızdan emin olmanıza yardımcı olacak bir tedavi planı oluşturacaktır. Diyetisyeniniz şunları önerebilir:

  • Enzim takviyeleri; Bu takviyeler, vücudunuzun kendi başına ememediği besinleri emmesine yardımcı olabilir.
  • Vitamin takviyeleri; Diyetisyeniniz, bağırsağınız tarafından emilmeyenleri telafi etmek için yüksek dozda vitamin veya diğer besinler önerebilir
  • Beslenme değişiklikleri. Diyetisyeniniz, belirli yiyecekleri veya besinleri artırmak veya azaltmak için diyetinizi ayarlayabilir. Örneğin, ishali azaltmak için yağ oranı yüksek gıdalardan kaçınmanız ve elektrolitlerinizi dengelemeye yardımcı olmak için potasyum içeriği yüksek yiyecekleri artırmanız önerilebilir .

Doktorunuz ve diyetisyeniniz, emilim bozukluğu semptomlarınızı yönetecek ve vücudunuzun normal çalışması için ihtiyaç duyduğu besinleri ve sıvıları almasına izin verecek bir tedavi planı oluşturmanıza yardımcı olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Makrosefali nedir? Detayları

Makrosefali; aşırı büyük bir kafayı ifade eder. Başka bir ifadeyle, kafanın orantısız büyümesi ve bunun sonucunda büyük kafa yapısının oluşmasına verilen addır. Genellikle beyindeki komplikasyonların bir belirtisidir. Erkek cinsiyette kadın cinsiyete göre 3 kat daha fazla görülür. 

Çoğunlukla anne karnında yapılan muayeneler sonucu, doğum sırasında veya bebeklik döneminde tanı alır. Ancak bazı kişiler erişkin dönemde de tanı alabilir. Bu kişilerde genellikle nörolojik bir bozukluk olmaz, tesadüfen tanı konulur.

Makrosefali bir hastalık değildir. Hekimin kafa muayenesi sonucunda elde ettiği bir muayene bulgusudur. Pek çok benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) nedenler makrosefaliye neden olabilir.

  • İyi huylu makrosefali; İyi huylu olan makrosefali hastalığı genetik bozukluklardan dolayı oluşur. Gebeliğin 6. ayına girilince bu durum ultrason muayenelerinde doktor tarafından tespit edilip anne adayı bilgilendirilir
  • Kötü huylu makrosefali; Bu makrosefali daha ciddi sebeplerden dolayı ortaya çıkar. Tümör, iltihap ya da  apse sebebi ile ortaya çıkan kafa büyüklüğüne kötü huylu makrosefali denir

Makrosefali nedenleri nelerdir?

Makrosefali oluşmasının bazı bilinen nedenleri vardır. Bunları sıralamak istersek;

  • Anne karnında geçirilen enfeksiyon hastalıkları
  • Genetik faktörler
  • Anne adayının uyuşturucu kullanması
  • Kafada su toplanması
  • Bazı sendromlar
  • Beyin kanaması geçirilmesi
  • Kafa içinde yer alan lezyonlar
  • Metabolik hastalıklar gibi nedenler sonucunda makrosefali görülebilir

Makrosefali belirtileri nelerdir?

Makrosefali genel olarak kafanın normal duruma göre giderek büyümesine ya da doğuştan büyük olmasına verilen addır. Ancak bunun yanında makrosefali pek çok nörolojik probleme de yol açabilir. Bu problemler hastalık belirtisi olarak yansır.

Bu belirtiler;

  • Büyük kafa; Anne karnındaki bebeğe çekilen ultrasonografi (USG) ya da bebeklik döneminde yapılan muayenelerde bebeğin kafasının olduğundan daha büyük ölçülmesine denir. Bu durumun altında pek çok iyi ve kötü huylu neden olabilir. Hastalar bazen sadece bu belirti ile hekime başvurabilir
  • Bulantı, kusma; Makrosefaliye sahip bireylerde en sık görülen bulgulardandır. Genellikle kötü huylu makrosefalide görülür. Kafa içi basıncının herhangi bir nedenle artması sonucu beyindeki kusma merkezi uyarılır ve beyinden mideye uyarılar giderek kusma gerçekleşir
  • Başını dik tutamama; Bebeklerde başı dik tutma 2.aya kadar gerçekleştirilmesi gereken nörolojik muayene bulgusudur. Bu muayene bulgusu pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabilir. Bu nedenlerden biri de makrosefalidir. Özellikle kötü huylu makrosefalide bu muayene bulgusuna sık rastlanır. Sinir hasarının belirtisidir
  • Oturamama; Bebekler 5.aya kadar destekli; 8.ayda ise desteksiz oturmayı öğrenirler. Bu durumun zamanına uygun gerçekleşmemesi olası bir nörolojik problemi düşündürür. Bu problemlerden biri de makrosefalidir. Özellikle kötü huylu makrosefalide nörolojik problemlere ek olarak destekli, desteksiz oturamama görülebilir
  • Nöbet geçirme; Bazen makrosefaliye sahip bireylerde beyinde etkilenmiş bir odak bulunabilir. Bu odağın aşırı aktivasyonu sonucu vücutta epileptik nöbetler (sara hastalığındakine benzer kasılmalar) görülebilir.
  • Kas tonusu kaybı; Kas tonusu; bir kasın hareketsiz durumdaki kasılma gücünü gösterir. Nörolojik hasar oluştuğunda bu güç azalır. Hastada kaslar yumuşar, hareket zorlaşır. Makrosefalide bu muayene bulgusuna da rastlanabilir
  • Fontanellerin (bıngıldakların) açık kalması: Fontaneller kafatası kemikleri arasında bulunan, anne karnında ve doğum sonrası kafatası gelişmesine yardımcı olan dokulardır. Normalde ön tarafta bulunan fontanelin 12-18.aylarda; arka fontanelin ise 3.ayda kapanmış olması gerekmektedir. Bu fontaneller kapanmazsa bebeğin kafatası gelişimi devam eder ve kafa büyür. Bu durum makrosefali ile sonuçlanır

Makrosefali nasıl teşhis edilir?

Kafa çevresinin doğumdan itibaren belirli aralıklarla ölçülmesi Makrosefali teşhisi için yapılan en yaygın yöntemdir. Hastalığa dair bazı belirtilerin olması ve ailede başka bir bireyde de makrosefali olması hastalığın teşhisini kolaylaştırır. Bu hastalıkta genetik faktörler önemli olduğu için ailede birinde anne ve baba da makrosefali olması hastalığın olma riskini de arttırır.

Gerek görülürse eğer bebek veye çocuğa çeşitli nörolojik testler yapılır. Bebekte veya çocukta aşırı sinirlilik hali, kusma, baş ağrısı, gibi belirtiler olduğu zaman ultrason veya MR görüntüsü sayesinde beynin bazı bölümleri incelenir.

Makrosefali tedavisi;

Makrosefalinin tedavisi makrosefaliyi oluşturan nedene göre değişiklik gösterir. Ailesel makrosefalisi olan ve herhangi bir nörolojik problemi bulunmayan kişilerde tedaviye gerek yoktur. Bu kişiler herhangi bir nörolojik bozukluk oluşmadığı sürece takip edilir. Bozukluk oluştuğu zaman tedavi altına alınır.

Hastalarda nörolojik problemler, davranış bozuklukları, nöbet geçirme gibi belirtiler ortaya çıkmışsa fizik tedavi uygulamaları ve davranış terapileri yararlı olabilir.

Fizik tedavide hastanın tonusu azalmış kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizler yaptırılır. Davranış terapisinde hastadaki davranış bozuklukları (hırçınlık, aşırı uyku hali gibi) varsa tedavi edilir.

Kemik mineralizasyon bozukluğu (raşitizm) nedeniyle oluşan makrosefalide tedavi için D vitamini takviyesi verilip hastanın günde 15 dakika güneş görmesi istenir.

Kötü huylu makrosefalide neden hidrosefali, beyin tümörü, kemik tümörü gibi hastalıklarsa tedavide cerrahi müdahale gerekebilir. Hastalarda cerrahi müdahale sonrası kafa büyümesinin önüne geçilmek için bazı ilaçlar, kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları kullanılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Magnezyum nedir? Detaylar

İnsan vücudunda en bol bulunan dördüncü mineral olan Magnezyum, vücudun ve beynin sağlığında önemli rol oynar. Alkali toprak metalleri sınıfından bir element olan Magnezyum, ortalama bir yetişkinde yaklaşık 24 gram bulunur. Vücudumuzda bulunan magnezyum rezervinin sürekli doldurulması gerekmektedir. Bir başka deyişle, bu mineralin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için, vücuda sürekli olarak verilmesi gerekir.

İlk defa 1808 yılında, Sir Humphrey Davy tarafından bulunduğunda vücudumuzdaki önemi bilinmemekteydi. Son yirmi yıl içerisinde yapılan çalışmalar, magnezyumun hem hücreler arasında, hem de hücre içi iletişimde çok önemli rolleri olduğunu göstermiştir. Magnezyumun bu kadar önemli olmasının temel nedeni; vücudumuzda bulunan 300’den fazla enzimin çalışması için kilit bir role sahip olmasındandır. Vücut, bu önemli elementi, kendi başına üretemediği için dışarıdan besinler yoluyla alması gerekir.

Magnezyum içeren besinler;

  • Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı..)
  • Kuruyemiş, tohumlar (kaju, susam, kabak- ay çekirdeği..)
  • Baklagiller (nohut, mercimek, barbunya, kuru fasulye..)
  • Sebzeler (brokoli, taze fasulye, enginar, pırasa..)
  • Deniz ürünleri (somon, uskumru, karides..)
  • Bitter çikolata
  • Hindistan cevizi
  • Meyveler (muz, çilek, incir..)
  • Bazı baharatlar (kimyon, karanfil)
  • Domates
  • Rezene

Magnezyum faydaları;

Magnezyum faydaları ile öne çıkan minerallerden biridir. Magnezyumun faydaları:

Biyokimyasal süreçlere etkisi; Magnezyumun ana rollerinden biri, enzimlerin gerçekleştirdiği biyokimyasal süreçlerde kofaktör veya yardımcı molekül olarak hareket etmektir. Bu yönüyle 600’den fazla reaksiyonun temelini oluşturur. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesi
  • Amino asitlerden yeni proteinler oluşturma
  • Kasların kasılmasına/gevşemesine destek olma
  • DNA ve RNA’nın oluşturulması ve onarılmasında görev alma
  • Sinir sisteminin düzenlenmesi

Egzersiz performansına etkisi; Magnezyumun egzersiz performansına katkı sağladığını gösteren güçlü çalışmalar vardır. Örneğin egzersiz sırasında birikip yorgunluğa sebep olan laktatın vücuttan atılmasına ve kan şekerinin kaslara taşınmasına yardımcı olur. Böylece özellikle sporcular ve yaşlıların egzersiz performansının artırılmasında rol oynar. Başka bir çalışmada ise magnezyum takviyesi alan triatlon sporcularının daha hızlı koşma, daha hızlı bisiklet sürme ve daha hızlı yüzme etkinliklerine karşılık insülin ve stres hormonu seviyelerinin düşük seyrettiği gözlenmiştir.

Depresyona etkisi; 65 yaşın altındaki katılımcılar eşliğinde yapılan araştırmalar, vücuttaki magnezyum eksikliğinin %22 daha fazla depresyon riski yarattığını göstermektedir. Bazı uzmanlar magnezyum düşüklüğünün akıl hastalıklarını tetiklediğini düşünseler de bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Tip 2 Diyabete etkisi; Magnezyum eksikliğinin diyabete olan etkisi üzerine yapılan araştırmalar, tip 2 diyabete sahip hastaların diğer insanlara kıyasla %48 daha düşük magnezyuma sahip olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda düşük magnezyum seviyesi, kişilerin diyabet geliştirme riskini de yükseltebilmektedir. Bunların yanı sıra magnezyum tüketimi, insülin seviyelerini düşürerek insülin direncini de azaltabilir.

Yüksek tansiyona etkisi; Yüksek tansiyon hastaları üzerinde yapılan çalışmalar, magnezyum takviyesinin sistolik ve diyastolik kan basıncında düşüş sağladığını göstermektedir. Ancak bu etki yalnızca yüksek tansiyonu olan kişiler için geçerlidir; kan basıncı normal seviyede olanları kapsamamaktadır.

Kronik iltihaplanmaya etkisi; Araştırmalar; magnezyumun yaşlılarda, aşırı kilolu kişilerde ve prediyabetik hastalarında CRP ile iltihap belirtilerini azalttığını göstermiştir.

Tüm bu bulgular küçük araştırma gruplarında elde edilmiş bulgulardan. Bunlardan yola çıkarak magnezyum takviyesi tedavi amacı ile kullanılamaz. Eğer depresyon, Tip 2 diyabet, yüksek tansiyon ve kronik iltihaplanma gibi şikayetleriniz var ise mutlaka doktora danışmanız gerekir.

Magnezyum eksikliği neden oluşur?

  • Yeterli oranda magnezyum minerali içeren besinler tüketilmemesinden
  • Sindirim sistemi ve bağırsak sistemi gibi magnezyum mineralinin emilimini engelleyen sorunlar
  • Kullanılan ilaçların yan etkileri
  • Kafein içeren içeceklerin aşırı tüketimi (çay, kahve)
  • Aşırı stres
  • Sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı
  • Sürekli potasyum ve kalsiyum eksikliği görülen kişilerde
  • Yanlış beslenme alışkanlıklarından
  • Çok işlenmiş topraktan
  • Organik besinleri üretirken kullanılan kimyasal gübrelerden
  • İşlenmiş gıdaların (beyaz un, rafine şeker) tüketiminden gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir.

Magnezyum eksikliğinin belirtileri;

Magnezyum eksikliği tıpta hipomagnezemi olarak adlandırılır. Toplumda hipomagnezemi sıklığı hakkında kesin veriler olmamakla beraber hastaneye yatan hastalar üzerinde yapılan taramalarda % 6.9-11 hastada magnezyum seviyesi düşük bulunmuştur. Hipomagnezemi semptomları kardiyak etkiler, metabolik etkiler ve nörolojik etkiler olarak 3 grupta toplanabilir.

Erken bulgular arasında;

  • İştahsızlık
  • Bulantı
  • Kusma
  • Yorgunluk ve halsizlik

Şiddetli magnezyum eksikliği;

  • Kas krampları
  • Kardiyak aritmiler
  • Fibromiyalji
  • Uyuşma,
  • Dikkatte azalma ve zihinsel bulanıklık

Açıklanamayan hipokalsemi (kandaki kalsiyum eksikliği) ve hipokalemi (kandaki potasyum eksikliği) vücutta magnezyum eksikliğinin de olabileceğini akla getirmelidir.

Magnezyum eksikliği tedavisi;

Kendinde magnezyum eksikliği olduğunu düşünen kişiler, öncelikle bir sağlık uzmanına danışmalıdır. Magnezyum eksikliği tedavisinde, magnezyum ilaçları ya da magnezyum içeren multivitaminler kullanılır. Bununla beraber sağlıklı bir diyetle, doğal yoldan alınan magnezyum da önemlidir. Magnezyum preperatları genelde magnezyum tuzu halinde bulunur. Farklı magnezyum tuzlarının vücut tarafından emiliminde ve kullanımında (biyoyaralanımlarında) farklılıklar vardır. Bu nedenle bir uzmana danışmadan tedaviye başlanmamalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Multipl skleroz (MS) nedir? Detayları

Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sistemini (CNS) içeren kronik bir hastalıktır. Hastalık, bağışıklık sistemi, sinir liflerinin etrafındaki koruyucu tabaka olan miyelini etkiler. İltihaplanma, yaraya veya lezyonlara neden olan hastalık, beyninizin vücudunuzun geri kalanına sinyal göndermesini zorlaştırır.

Multipl skleroz (MS) hayatı tehdit eden bir hastalık değildir. Bazı hastalarda ileriki yaşlarda hareket ve bazı bilişsel kayıplara rastlanabilir. Hastalığın kesin tedavisi olmasa da günümüzde tıptaki gelişmeler, erken tanı ve doktor kontrolünde alınacak önlemler, yaşanan sıkıntıları azaltmaktadır.

Nedenleri;

Multipl Skleroz’un oluşumunda çevresel etkenler (iklim, yaşanan bölge vb.) ve geçirilmiş viral enfeksiyonların yanı sıra, genetik yatkınlık da önemli rol oynuyor. MS Hastalığı, genetik ve çevresel nedenlerin bir araya gelmesi sonucunda da meydana gelebilir. Multipl Skleroz (MS) hastalığı, özellikle 20-40 yaş arasında ve çoğunlukla kadınlarda görülüyor ancak bu farkın nedeni bilinmiyor.

MS’in kuzey ülkelerinde görülme sıklığı ekvatora yakın ülkelere göre 3 kat fazlayken bunun nedeni konusunda araştırmalar sürüyor. Kuzey ülkelerinde güneşli gün sayısının ekvatoral bölgelere kıyasla azlığından yola çıkan kimi araştırmalar, D vitamini eksikliğinin MS için bir risk faktörü olabileceğinin üstünde duruyor.

Multipl Skleroz çeşitleri;

Hastalık her kişide farklı olarak seyreder. Hastaların hepsinde sinirler zarar görür ancak ortaya çıkan belirtiler farklı olabilir. MS’in tanımlanan başlıca dört tipi bulunur;

  • Atak ve iyileşmeler ile giden MS; Ataklar ile ortaya çıkar. Ataklar tam veya kısmen geri dönüşlüdür. MS’li hastaların çoğu başlangıçta atak ve iyileşmeler ile giden seyir gösterir. Atakların ne sıklıkta geleceğini tahmin etmek ise mümkün değildir. Ataklar bazen yılda birkaç kez, bazen 2-3 yılda bir, bazı hastalarda ise ancak yıllar sonra tekrar ortaya çıkabilir
  • Sekonder ilerleyici MS; Atak ve iyileşmeler ile giden MS hastalarının bir kısmında daha sonra ataklar azalır ya da görülmezken, örneğin yürüme güçlüğü ve konuşma ve denge bozukluğu ya da bilişsel engellilikte devamlı bir ilerleme olur
  • Primer ilerleyici MS; Hastalık sinsi başlıyor ve yıllar içinde gittikçe artan engellilik ortaya çıkıyor. İlerleme hızı değişken olmakla birlikte genellikle yavaş seyirli oluyor. Bu gruptaki hastalar MS’li olguların daha az bir bölümünü oluşturuyor
  • Ataklarla ilerleyici MS; Başlangıçtan itibaren sinsi ve ilerleyici seyretmekle beraber arada ataklar da görülebiliyor

Belirtileri;

MS belirtileri hastadan hastaya değişir. Her bireyin kendine özgü semptomları, sorunları ve kendi seyri vardır. MS hastalığı belirtileri kişiden kişiye göre değişebilse de MS’in  en yaygın belirtileri vücudun çeşitli yerlerinde uyuşma veya karıncalanma, vücudun bir veya daha fazla yerinde güçsüzlük, yürüme güçlüğü, baş dönmesi, yorgunluk, görsel bulanıklık ve bazen çift görmedir. Hastalarda ayrıca Lhermitte fenomeni adı verilen ve boyunlarını öne doğru eğdiklerinde sırtlarında, kollarında veya bacaklarında elektriksel karıncalanma veya şok hissettiği bir semptom olabilir.

MS’li hastalar, aşağıdaki problemlerin herhangi birini ataklar ve düzelmeler veya yavaş kötüleşen bir seyir izleyerek yaşayabilirler:

  • Uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme
  • Güç kaybı, spazm, kas sertliği, kramp, ağrı. Güç kaybı vücudun bir tarafındaki kol ve bacakta veya her iki bacakta birden olabilir
  • Görme kaybı, çift görme
  • İdrar kaçırma ve idrar aciliyeti
  • Kabızlık
  • Konuşma bozukluğu
  • Cinsel fonksiyon bozuklukları
  • Denge kaybı, bulantı
  • Yorgunluk
  • Depresyon
  • Kısa süreli hafıza problemleri
  • Yutma zorluğu da MS belirtileri arasındadır

MS hastalığının ilk belirtileri, kol ya da bacakta kuvvet azalması-güçsüzlük şikayeti ile başlar. MS’li hastalar genellikle yeni gelişen duyu bozuklukları, bulanık görme, denge bozuklukları, çift görme gibi belirtiler ile doktora başvurular. MS hastalığının belirtilerinin her hastada birbirinden farklı olabileceğini akılda tutmak gerekir.

MS hastalığı belirtileri, miyelin konusu ile doğrudan bağlantılıdır. Merkezi sinir sisteminde sinir liflerini çevreleyen ve koruyan “miyelin” isimli bir tür kılıf vardır ve bu kılıf sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur. MS’de miyelin kılıfı hasara uğrar ve bazı bölgelerde yok olur. Hasar gören bu bölgeler ‘plak’ olarak da bilinir. Miyelin sadece sinir liflerini korumakla kalmayıp, görevlerini yerine getirmelerini de sağlar. Miyelin yok olduğunda veya hasar gördüğünde, sinirlerin beyine giden veya beyinden gelen elektrik uyarılarını iletebilme kapasiteleri kesintiye uğrar; bu durum çeşitli MS belirtilerine neden olur.

En belirgin MS belirtileri, halsizlik, yüzde veya vücutta uyuşma ve karıncalanma, hissizlik, yorgunluk, denge problemleri, görme bozuklukları, kas sertleşmesi, bozuk konuşma, bağırsak veya mesane problemleri, dengesiz yürüme (ataksi), cinsel işlev sorunları, ısıya hassasiyet ve kısa süreli bellek sorunları şeklinde sıralanabilir.

Tanısı;

Tanı, birçok hastalıkta olduğu gibi nörolojik öykü, muayene bulguları ve tetkikler sonucunda konulur. Kesin tanı için geçmişte değişik tanısal ölçütler geliştirilmiştir ve bu ölçütler kısmen zaman içerisinde elde edilen yeni bilgiler ile değiştirilmektedir. Yeni tanı ölçütleri 2005 yılında tekrar düzenlenmiştir. Bu ölçütlere göre kesin MS, muhtemel MS tanısı konur ya da tanı dışlanır. Ortak fikir belirti ve bulguların zaman ve alan açısından yayılımını esas alır. Hastalığın başlangıç aşamalarında tanı ölçütlerini karşılamayan hastalar kafa karıştırıcı olmuştur. Bazı durumlarda klinik belirtileri olan bir atak olur ama eMaR görüntülemede yaygın plaklar tespit edilir. Bu durum doğrudan MS adını almasa da klinik izole hastalık tablosu olarak adlandırılır.

Genellikle sık yapılan bir yanlış, MR görüntülemede bazen rastlantısal tespit edilen parlak alanların gereğinden fazla MS’e eşdeğer kabul edilmesidir. Klinik belirtilerin de MS ile uyumlu olması gerekir. Bu görüntüler sık baş ağrısı yaşayanlarda (migrende), ileri yaşlarda, damar cidarını etkileyen bazı hastalıklarda (Sjögren sendromu, sarkoidoz, sistemik lupus eritromatozus, poliarteritis nodoza, Behçet hastalığı) sıklıkla izlenir.

MS tanısı konduktan sonra Kırmızı Bayrak ya da Işık durumu varsa tanıyı tekrar gözden geçirmek gerekir. Bu durumda MS dışında diğer hastalıklar da araştırılmalıdır: 1. ailede nörolojik hastalık varsa, 2. beyinde değil de sınırlı olarak omurilik alt kısımlarında plak görüntüsü varsa, 3. eşlik eden devamlı sırt ağrısı varsa, 4. sadece belli bölge ile ilişkili bulgular varsa, 5.hastalığın 60 yaş üzerinde ya da 15 yaş altında başlaması ve 6. ilerleyici hastalık olması. Bunlar varsa MS tanısı kabul edilmeden diğer hastalıklar da aranmalıdır.

Tedavisi;

MS’in temel olarak 3 tip tedavisi var; belirtilere yönelik tedavi, atak tedavisi ve atakları önleme tedavisi. Bağışıklık sistemini düzenleyen, baskılayan ve/veya atak sırasında uygulanan bu tedaviler MS hastalarına yardımcı oluyor.

Günümüzde MS tedavisinde çok sayıda ilaç seçeneği bulunuyor. Hastanın atakları ve hastalığın şiddetine göre hangi ilaca başlayacağına karar veriliyor. Ataklar erken dönemde kontrol altına alındığında, bu atakların yaratacağı hasar da engellenmiş oluyor. MS’i tamamen durduracak kesin tedavi henüz olmasa da, bazı türlerinde erken tanı ve tedaviyle atakların sıklığı ile şiddeti de belirgin olarak azalıyor.

Bunun sonucunda hastaların atak döneminde yaşadıkları görme bozukluğu, konuşma güçlüğü, denge sağlama ve idrar tutamama gibi nörolojik bulgulara bağlı sıkıntılardan az etkileniyor. Ayrıca hastaların atak nedeniyle sık aralarla yüksek doz kortizon almaktan kurtulmaları yaşam kaliteleri açısından oldukça önem taşıyor.

Ayrıca erken dönemde tedavi başlanan hastalarda başta zihinsel işlevler olmak üzere yürüme ve denge gibi merkezi sinir sistemi etkilenmesine bağlı olarak özürlülüğe neden olan bozuklukların da daha geç ya da daha az geliştiği görülüyor. Bugün hem MS hastalığının daha kötüye gitmesine engel olacak, hem de alevlenmeleri yatıştıracak birçok ilaç tedavide kullanılıyor. Bununla birlikte, fizik tedavi gibi farklı rehabilitasyon türleri de kişinin ev ve iş hayatında yardımcı olabiliyor.

MS, kronik bir hastalık olduğundan hem kaliteli uzun bir yaşam, hem de atakların önüne geçebilmek için egzersiz de önem taşıyor. Egzersiz, zayıf kasların neden olduğu problemleri önleyebiliyor, mesane ve bağırsak problemlerinin çözümüne de destek sağlıyor. Yaygın bilinen aksine hastalığın cinsel isteği etkileme ihtimali bulunuyor ve bu durumda ilaç ve terapi yoluna gidilebiliyor. Ancak olası cinsel sorunlara karşın MS hastalığı çocuk sahibi olabilme yeteneğini etkilemiyor.

Her kronik hastalıkta olduğu gibi MS’de de kişinin ve çevresinin doğru bilgilere sahip olması tedavinin etkinliği, kaliteli bir yaşam ve hastalıkla savaşacak gücü bulması için önem taşıyor. Türkiye’de MS konusunda çalışan dernekler ve farkındalık kampanyaları bulunuyor.

MS hastalığı hamileliğe engel değildir ve çocukta herhangi bir gelişim bozukluğuna neden olmaz. Hamilelik ve doğum süreci, MS hastası olmayan kadınlarla aynıdır. Hamileliğiniz planlarken doktorunuza MS hastası olduğunu söyleyerek hamileliğiniz esnasındaki tedavi sürecini doktorunuz ile beraber düzenleyebilirsiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Miyelodisplastik sendrom (MDS) nedir? Detaylar

Nedeni bilinmeyen ve daha çok 40 yaş ve üzeri bireylerde ortaya çıkan Miyelodisplastik Sendrom (MDS), kemik iliğinde yapılan kan hücrelerinin olgunlaşamaması ve normal formlarından farklı bir gelişim göstermeleri ile karakterize durumdur. MDS’li hastalarda kan yapımında azalmanın sonucu anemi (kansızlık) görülür. 

İlk olarak 1950 yılında MDS ile ilişkili kemik iliğinde farklılıktan söz edilmiştir. Hastalık 1982 yılında Fransız-Amerikan ve İngiliz çalışma gurubu tarafından Miyelodisplastik Sendrom (MDS) olarak ifade edilmeye başlanmıştır.

Sebepleri;

MDS’nin sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında kalıtımsal özellik sadece çocuklarda daha sık gözlenen Fanconi anemili hastalarda gözlenir. Hastaların büyük bir kısmında hastalık ile ilişkili bir neden saptanamaz. Boya sanayi ve ayakkabıcılıkta sık olarak kullanılan benzene maruz kalma ile hastalık arasında ilişki vardır. Ayrıca habis hastalıkların tedavisi için kullanılan ilaçlar veya  radyoterapiden  yıllar sonra MDS  ortaya çıkabilir.

Habis hastalıklarda kullanılan ilaçlara örnek olarak siklofosfamid, klorambusil, melfalan, ifosfamid ve etoposid gösterilebilir. Bununla beraber alkolizm, kurşun zehirlenmesi, tüberküloz ilaçlarının kullanımı seyri veya sonrasında MDS gelişebilir. Ancak ileri yaşın da önemli bir faktör olduğunu unutmamak gerekir. Hastaların yarısından fazlasında 5, 7, 8, 11, 12 ve 20. kromozomlarda kopma veya kırılma olduğu bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimize göre MDS’nin bakteri, virüs ile oluştuğuna dair kanıt yoktur. Hastalığın bulaşıcı özelliği yoktur.

Belirtileri;

Belirtiler hangi kan hücrelerinin tutulduğuna göre değişir. Hastaların çoğunda sadece kırmızı kan hücreleri tutulur. Bu hastalar kansızlığın ana belirtisi olan halsizlik ile doktora başvururlar. Halsizlik uzun süreli yol yürümekle veya merdiven çıkmakla oluşur. Halsizliğe sıklıkla nefes darlığı ve çarpıntı eşlik eder. Bazı hastalarda ayağa kalkarken baş dönmesi ve göz kararması olabilir. Kol ve bacak ağrısı ya da uyuşması da görülebilir. Lökositler etkilenmişse sık enfeksiyonlara yakalanma; trombositler etkilenmişse kol veya bacaklarda kanamalar, kolay çürük oluşumu görülür.

Tanısı;

Hastanın muayenesinde deride, dudaklarda solukluk vardır. Bazı hastalarda boyun ve koltuk altlarında ya da kasıklarda lenf bezlerinde büyüme bulunabilir. Karaciğer veya dalakta büyüme saptanabilir. Kol veya bacaklarda küçük kanama odakları gözlenebilir. Ateşi olan hastalarda enfeksiyon bölgesi ile ilgili belirtiler bulunabilir. Bu belirtiler sonrası tam kan sayımı tahlili yapılır. Tanının kesinleşmesi için bir ileri tetkik, kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisidir.

Tedavisi;

MDS tedavisinde yaş, MDS alt grubu, hastanın şikayetleri ve laboratuvar bulguları dikkate alınır. İnatçı anemi genellikle demir, folik asit veya B vitamini takviyesine yanıt vermez. Semptomatik hastalara eritrosit transfüzyonu gereklidir. Trombosit düşükse trombosit süspansiyonları ile yerine konmaya çalışılır. Eğer kanda eritropoietin hormonu beklenen oranda yüksek değilse, bu hormon cilt altından uygulanarak kök hücrenin kan üretmesi uyarılabilir. Özel bir kromozom anomalisi (5q-) saptanırsa, lenalidomid tedavisi başarılı olabilir. 65 yaş altındaki hastalarda kemik iliğinde blast artışı varsa, en kesin tedavi yöntemi kemik iliği naklidir.

Miyelodisplastik Sendrom başka hastalıklar karışabilir mi?

MDS başka hastalıklarla karışabilir. Bu hastalıkların başında B12 vitamini eksikliği gelmektedir. Bununla beraber bazen hem B12 hem de demir eksikliğinin birlikte olduğu durumlarda da ayırıcı tanı önemlidir. Folik asit eksikliği çok nadiren MDS ile karışır. Bu nedenle serum da demir, B12 vitamini, folik asit ve ferritin düzeyi bakılarak demir eksikliği ve B12 vitamini eksikliği tanıda dışlanmaya çalışılır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Minimal invaziv cerrahi nedir? Detaylar

Minimal invaziv cerrahi, cerrahın yapması gereken kesiklerin boyutunu ve sayısını sınırlayan teknikleri kullanmasına olanak tanır. Genellikle açık cerrahiden daha güvenli kabul edilir ve hastanın daha çabuk iyileşmesini sağlar.

Geleneksel açık cerrahide, cerrahınız vücudunuzun ameliyat ettiği bölümünü görmek için büyük bir kesik yapar. Minimal invaziv cerrahide, cerrahınız cildinizdeki birkaç küçük kesikten geçen küçük aletler, kameralar ve ışıklar kullanır. Bu, cerrahınızın çok fazla deri ve kası açmadan ameliyat yapmasını sağlar.

Bazı minimal invaziv ameliyatlar, ameliyat üzerinde daha hassas kontrol sağlayan robotik teknoloji ile yapılır. Diğer minimal invaziv ameliyatlar robotik yardım olmadan yapılır.

Minimal invaziv cerrahi nasıl çalışır?

Robotik cerrahi veya robotik yardımlı cerrahi, bilgisayara benzeyen bir elektronik ameliyathane ile yapılır. Bu istasyondan doktorunuz veya cerrahınız, ameliyatı gerçekleştiren yüksek çözünürlüklü bir kamerayı ve robotik kolları kontrol eder.

Robotik destekli ameliyatların çoğunu gerçekleştirmek için doktorunuz veya cerrahınız:

  • Ameliyat boyunca sizi uykuda tutmak için anestezi kullanır
  • Ameliyat sırasında robotik kolların kullanacağı aletleri kurar
  • Aletlerin yerleştirileceği birkaç küçük kesik yapar
  • Robotik kollara bağlı aletleri kesiklerden vücudunuza yerleştirir
  • Üzerinde ışık ve kamera bulunan, endoskop adı verilen dar bir tüpü başka bir kesikten sokar. Bu, çalıştıkları alanı görmelerini sağlar
  • Ekrandaki endoskop görüntülerine bakarken robotik kollarla işlemi gerçekleştirir
  • Kesiklerden tüm aletleri çıkarır
  • Prosedür tamamlandıktan sonra kesikleri diker

Minimal invaziv cerahi hangi durumlarda kullanılır?

Robotik destekli teknikler kullanılarak birçok ameliyat gerçekleştirilebilir:

Akciğerler;

  • Tümörler
  • Kanser
  • Amfizem

Kalp;

  • Kalp kapakçıklarının onarımı
  • Atriyal fibrilasyon (AFib)
  • Mitral kapak prolapsusu

Ürolojik sistem;

  • Mesane kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Prostat kanseri
  • Böbrek taşı
  • Böbrek kistleri
  • Böbrek tıkanıklığı
  • Böbrek çıkarma
  • Böbrek nakli
  • İdrara çıkma veya bağırsak hareketlerinizi kontrol etmekte sorun yaşamak

Jinekolojik sistem;

  • Endometriozis
  • Yumurtalık kistleri
  • Yumurtalık kanseri
  • Rahmin alınması (histerektomi)
  • Yumurtalıkların alınması (ooferektomi)

Sindirim sistemi;

  • Mide kanseri
  • Safra kesesi kanseri
  • Karaciğer kanseri
  • Kolon veya rektal kanser

Diğer genel alanlar;

  • Obezite için mide baypas
  • Safra kesesi enfeksiyonu veya taşları
  • Pankreas kanseri
  • Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD)

Minimal invaziv cerrahinin yararları ve riskleri nelerdir?

Yararları;

  • Ameliyat sırasında daha az kan kaybetme
  • Cilde, kaslara ve dokuya daha az hasar
  • Daha kısa, daha az ağrılı iyileşme süresi
  • Daha küçük enfeksiyon riski
  • Daha küçük, daha az görünür izler

Riskleri;

Her ameliyatta olduğu gibi, genel anestezi ve enfeksiyonlarda riskler mümkündür. Robotik cerrahi, açık cerrahiden daha uzun sürebilir. Bunun nedeni, doktorunuzun işlem yapılmadan önce robotik ekipmanı kurması gerektiğidir. Anestezi riskleri artabilir. Bazı durumlarda, robotik cerrahi başarılı bir şekilde bitirmelerine izin vermiyorsa doktorunuz açık ameliyat yapabilir. Bu, daha uzun bir iyileşme süresine ve daha büyük bir yara izine yol açabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Paylaşın

Micro TESE nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Biyolojik baba olmak isteyen ancak Obstrüktif Olmayan Azoospermi (NOA) olarak adlandırılan bir duruma sahip erkekler için farklı yöntemler geliştirilmiştir. Micro TESA’da bu yöntemlerden biridir. MESA (Mikroskop altında Epididimal Sperm Aspirasyonu), menide hiç sperm bulunmaması durumunda erkeklerin kanallarından lokal yada genel anestezi altında mikrocerrahi yöntemiyle (MESA) sperm elde edilmesi işlemidir.

Erkek kısırlığı alanında son yıllarda görülen en göz kamaştırıcı gelişme kuşkusuz menisinde hiç sperm hücresi bulunmayan erkeklerde görülmektedir. Yumurta kanallarının herhangi bir nedenle tıkalı olması veya yumurtalıklardaki üretimin yetersiz olmasına bağlı bu durumlarda, sperm hücresi elde etmek için başka bir kaynağa başvurmak gerekir.

Yumurtalık kanallarının tıkalı olması veya doğuştan yokluğu durumunda sperm hücreleri kanallardan alınmakta ve bu hücrelerle mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise problem daha karışıktır. Bu durumlarda erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. Mikro TESE yöntemi böyle vakalarda sperm elde etme şansını büyük oranda arttırmaktadır.

Genel anestezi altında yumurtalıklar açılarak mikroskop altında incelenir. Bu yöntemle yumurtalıkta sperm üretilen bölgeler daha iyi seçilmekte ve alınan doku miktarı daha az olduğundan çok sayıda alandan parça alınabilmektedir. Bu dokular laboratuarda embriyolog tarafından kesilerek kanalların içine dökülmüş yada kanallara yapışık olan sperm hücreleri ayıklanarak mikroenjeksiyon işleminde kullanılır.

Micro TESE kimlere uygulanır?

  • Sperm kanallarında tıkanıklık
  • Sperm kanallarının doğuştan olmaması
  • Hormonal nedenler
  • Genetik nedenler; erkekte sperm üretimini sağlayan genler Y kromozomu üzerindedir. Bu genlerdeki problem sperm üretimini etkiler
  • Radyasyon; özellikle kanser tedavisi nedeniyle radyasyon alınması bazen sperm üretimini tamamen ortadan kaldırabilir ve bu durum kalıcı olabilir
  • İlaçlar; özellikle kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar sperm üretimini kalıcı olarak durdurabilir
  • Enfeksiyon (Kabakulak sonrası)

Mikro TESE nasıl yapılır?

Mikro TESE operasyonunda testis tek bir kesi ile tamamen açılır ve doku mikroskop ile 24 kat büyütülerek sperm yapımı olması muhtemel bölgeler tespit edilir. Sperm üreten kanallar geniş bir şekilde görülebildiği için kolaylıkla ayırt edilir ve gerekli dokular işlemi gerçekleştiren ürolog tarafından toplanır. Bu doku örnekleri birtakım işlemlerden geçirilerek içlerindeki canlı sperm hücreleri ayrıştırılır. Canlı sperm bulunursa ve mikroenjeksiyon için anne adayından toplanan yumurtalar hazırsa aynı gün tüp bebek işlemi yapılır. Fazla sayıda sperm elde edilmesi durumunda, kullanılmayan sperm hücreleri dondurularak saklanır ve ileride gerçekleştirilecek tüp bebek tedavilerinde çözülerek kullanılır.

Mikro TESE yöntemi, eskiden uygulanan çoklu biyopsi yöntemine kıyasla çok daha fazla sayıda ve daha iyi kalitede sperm elde etme imkanı sunar. Mikro TESE yönteminin diğer bir avantajı ise mikroskop altında testisi besleyen damarların daha iyi gözlenmesi ve testise verilen hasarın asgari düzeye indirilmesidir.

Mikro TESE kaç saat sürer?

Mikro TESE, ameliyathane koşullarında ve genel anestezi altında gerçekleştirilen bir operasyondur ve yaklaşık 1-2 saat sürmektedir. Operasyona 6 saatlik açlık ile gelinmesi gerekmektedir. Mikro TESE ameliyatı sonrası hasta 3-4 saat gözlem altında tutulur. Taburcu edildikten sonra da 3–4 gün ev istirahati önerilmektedir. Hastanın 10 gün süre ile ağır bir işle uğraşmaması ve fiziksel aktiviteden uzak durması gerekmektedir.

Mikro TESE öncesi dikkat edilmesi gerekenler;

  • Operasyon öncesi en az 6 saat hiçbir şey yememeli ve içmemelisiniz (Su dahil).
  • Operasyon bölgesini jiletle temizleyiniz. Banyo yapınız.
  • Operasyon sonrası testisler üzerine baskı ağrıya neden olacağından, yanınızda bol pantolon veya eşofman altı getiriniz.

Mikro TESE sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

  • Mikro TESE operasyonundan çıkan hastalar, narkozun etkisi geçinceye kadar (2-3 saat) gözlem altında tutulduktan sonra evlerine dönebilirler
  • Hastanın Mikro TESE ameliyatı sonrası evine giderken araç kullanmaması önerilir
  • Ameliyat sonrası hastanın yatması gerekmez ancak 10 gün kadar ağır fiziksel aktivite yapılmaması ve cinsel ilişkiye girilmemesi önerilir
  • Ameliyattan 48 saat sonra pansuman yaptırılmalıdır
  • Mikro TESE ameliyatından 3 gün sonra duş alınabilir
  • Operasyon sonrası hastaların 10-15 gün sıkı iç çamaşırı veya suspansuar kullanmaları önerilir
  • Dikişler kendiliğinden yaklaşık bir haftada eriyeceğinden dikiş almaya gerek yoktur

Riskleri;

Mikro TESE sonucunda canlı sperm hücresi elde edilemeyebilir. Bu risk altta yatan nedene bağlıdır. Sperm kanallarında tıkanıklık olan bir hastada sperm bulunma şansı; hormonal veya genetik problemi olan hastaya göre daha yüksektir. Ameliyat sonrası nadiren operasyon yerinde enfeksiyon, kanama olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Mide yanması (ekşimesi) nedir? Tedavisi

Mide yanması (ekşimesi), midede ve yemek borusunda hissedilen yanma durumudur. Farklı bir tanımla, göğsünüzde sıklıkla boğazınızda veya ağzınızda acı bir tatla ortaya çıkan yanma hissidir. Mide ekşimesi, büyük bir öğün yemek yedikten sonra veya uzandığınızda daha da belirginleşebilir.

Mide ekşimesini evde başarıyla tedavi edebilirsiniz. Bununla birlikte, mide ekşimesi yemek yemeyi veya yutmayı zorlaştırıyorsa, daha ciddi bir tıbbi durumun işareti olabilir. Bu durumda doktorunuza görünmenizi tavsiye edebiliriz.

Mide yanmasına (ekşimesine) ne sebep olur?

Mide ekşimesi tipik olarak mideden gelen içeriğin yemek borusuna geçmesiyle ortaya çıkar. Yemek borusu, yiyecek ve sıvıları ağızdan mideye taşıyan bir tüptür. Yemek borunuz mideye alt yemek borusu sfinkteri olarak bilinen bir bağlantı noktasından bağlanır. Sfinkter düzgün çalışıyorsa yemek yemek borusundan geçip mideye girdiğinde kapanır.

Bazı insanlarda sfinkter düzgün çalışmaz veya zayıflar. Bu, mide içeriğinin yemek borusuna geri sızmasına yol açar. Mide asitleri yemek borusunu tahriş eder ve mide ekşimesine neden olabilir. Mide ekşimesi, mide fıtığının bir sonucu da olabilir. Bu, midenin bir kısmı diyaframdan göğse doğru itildiğinde olur.

Mide ekşimesi, hamilelik sırasında da sık görülen bir durumdur. Bir kadın hamile kaldığında, progesteron hormonu alt yemek borusu sfinkterinin gevşemesine neden olabilir. Bu, mide içeriğinin yemek borusuna girmesine ve tahrişe neden olmasına izin verir.

Diğer sağlık koşulları veya yaşam tarzı seçimleri de mide ekşimesine neden olabilir;

  • Sigara içmek
  • Aşırı kilolu veya obez olmak
  • Kafein, çikolata veya alkol tüketmek
  • Baharatlı yiyecekler yemek
  • Yedikten hemen sonra uzanmak
  • Aspirin veya ibuprofen gibi bazı ilaçları almak

Mide ekşimesi konusunda doktora ne zaman görmeliyim?

Çoğu insan zaman zaman mide ekşimesi yaşar. Bununla birlikte, haftada ikiden fazla mide ekşimesi yaşıyorsanız veya evde denediğiniz tedaviyle düzelmeyen mide ekşimesi yaşıyorsanız, doktorunuzla iletişime geçmelisiniz. Bu daha ciddi bir durumun işareti olabilir.

Mide ekşimesi genellikle yemek borusu ve mide zarında yaralar olan ülserler veya gastroözofageal reflü hastalığı gibi diğer gastrointestinal rahatsızlıkların yanında ortaya çıkar. Mide ekşimesi varsa aşağıdaki durumlarda doktorunuza başvurun:

  • Yutma güçlüğü
  • Yutma ile ağrı
  • Koyu, katranlı veya kanlı dışkı
  • Nefes darlığı
  • Sırtınızdan omzunuza yayılan ağrı
  • Baş dönmesi
  • Göğüs ağrısı varken terleme

Mide ekşimesi kalp krizi ile ilişkili değildir. Bununla birlikte, mide ekşimesi olan birçok insan, semptomlar çok benzer olabileceği için kalp krizi geçirdiklerine inanıyor. Aşağıdaki durumlarda kalp krizi geçiriyor olabilirsiniz:

  • Şiddetli veya ezici göğüs ağrısı
  • Nefes almada zorluk
  • Çene ağrısı
  • Kol ağrısı
Mide ekşimesi için tedavi seçenekleri nelerdir?

Ara sıra mide ekşimesi yaşarsanız, semptomlarınızı hafifletmeye yardımcı olabilecek birkaç ev ilacı ve yaşam tarzı değişikliği vardır. Şunlardan da kaçınmalısınız:

  • Yemeklerden sonra uzanmak
  • Tütün ürünlerini kullanmak
  • Çikolata tüketmek
  • Aalkol tüketmek
  • Kafeinli içecekler tüketmek

Bazı yiyecekler mide ekşimesi yaşama olasılığını artırabilir;

  • Karbonatlı içecekler
  • Turunçgiller
  • Ddomates
  • Nane
  • Kızarmış yiyecekler

Bu tedaviler iyileştirmezse, doktorunuza görünmeniz gerekebilir. Doktorunuz tıbbi geçmişinizi gözden geçirecek ve size belirtilerinizi soracaktır. Doktorunuz ayrıca mide ekşimenize neyin sebep olduğunu bulmak için birkaç test isteyebilir. Testler şunları içerebilir:

  • Mide veya karın röntgeni
  • Boğazınızdan aşağıya ve midenize bir kamera ile donatılmış küçük bir tüpün geçirilmesini içeren yemek borusu veya mide astarında ülser veya tahriş olup olmadığını kontrol etmek için bir endoskopi
  • Yemek borunuzda ne kadar asit olduğunu belirlemek için pH testinde

Teşhisinize bağlı olarak, doktorunuz semptomlarınızı azaltmanıza veya ortadan kaldırmanıza yardımcı olacak tedavi seçenekleri sunabilecektir.

Ara sıra mide ekşimesi tedavisinde kullanılan ilaçlar arasında antasitler, pepcid gibi mide asidi üretimini azaltmak için H2 reseptör antagonistleri ve asit üretimini bloke eden proton pompası inhibitörleri bulunur, örneğin:

  • Prilosec
  • Prevacid
  • Protonix
  • Nexium

Bu ilaçlar yardımcı olabilse de yan etkileri vardır. Antasitler kabızlığa veya ishale neden olabilir. Herhangi bir ilaç etkileşimi riski altında olup olmadığınızı görmek için zaten aldığınız ilaçlar hakkında doktorunuzla konuşun.

Mide ekşimesi ile ilişkili komplikasyonlar nelerdir?

Ara sıra mide ekşimesi yaşıyorsanız endişe etmenize gerek yoktur. Ancak sık sık yaşıyorsanız tedavi gerektiren ciddi bir sağlık sorununuz olabilir.

Ciddi mide ekşimesi için tedavi görmezseniz, yemek borusu iltihabı gibi özofajit veya Barrett özofagusu gibi ek sağlık sorunları geliştirebilirsiniz. Barrett’s özofagusu, yemek borusu iç yüzeyinde yemek borusu kanseri riskinizi artırabilecek değişikliklere neden olur.

Uzun süreli mide ekşimesi, yaşam kalitenizi de etkileyebilir. Günlük yaşamınızı sürdürmekte zorlanıyorsanız veya mide ekşimesi nedeniyle aktivitelerinizde ciddi şekilde kısıtlıysanız, bir tedavi süreci belirlemek için doktorunuza görünün.

Mide ekşimesini nasıl önleyebilirim?

  • Belirtilerinize neden olabilecek yiyeceklerden veya aktivitelerden kaçının
  • Semptomlar başlamadan önce mide ekşimesini önlemek için yemeden önce çiğnenebilir bir antiasit tablet gibi reçetesiz satılan bir ilaç da alabilirsin
  • Zencefilli atıştırmalıklar veya zencefil çayı, birçok mağazadan satın alabileceğiniz yararlı ev ilacıdır
  • Sağlıklı bir yaşam tarzı sürün ve alkol ve tütünden kaçının
  • Gece geç saatte atıştırmaktan kaçının. Bunun yerine yatmadan en az dört saat önce yemeyi bırakın
  • Sindirim sisteminiz üzerindeki etkiyi hafifletmek için iki veya üç büyük öğün yerine daha sık daha küçük öğünler yiyin

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın