Lagoftalmi nedir? Nedenleri, Tanısı, Tedavisi

Lagoftalmi, gözlerin tamamen kapanmasını engelleyen bir rahatsızlık durumdur. Sorun sadece uyuduğunuzda ortaya çıkıyorsa, buna gece lagoftalmi denir. Bu durum genellikle zararsızdır, ancak gözlerinizi hasara karşı savunmasız bırakır.

Lagoftalmi aynı zamanda daha ciddi rahatsızlığın belirtisi olabilir, bu nedenle gözlerinizi kırpmakta veya kapamakta sorun yaşıyorsanız doktorunuza başvurmalısınız.

Belirtileri;

Lagoftalminin ana belirtisi gözleri kapatamamaktır. Gece lagoftalminiz varsa, bunu bilmiyor olabilirsiniz. Lagoftalmi olduğunu düşünüyorsanız bir veya iki gözde bu ek belirtileri arayın:

  • Artan gözyaşları
  • Göze yabancı bir cisim sürtünme hissi
  • Özellikle sabahları ağrı veya tahriş

Nedenleri;

Lagoftalmiye farklı şeyler neden olabilir, ancak çoğunlukla iki kategoriye ayrılırlar.

Birincisi, göz kapağınızdaki kasları kontrol eden yedinci kraniyal sinire verilen hasardır. Bu aynı zamanda yüz siniri olarak da bilinir. Birçok şey yüz sinirine zarar verebilir:

  • Künt travma veya derin bir kesikten kaynaklı yaralanma
  • İnme
  • Bell felci
  • Tümörler, özellikle akustik nöromlar
  • Möbius sendromu
  • Guillain-Barre sendromu gibi otoimmün koşullar

İkincisi ise;

  • Yanıklardan, yaralanmalardan veya Stevens-Johnson sendromu gibi belirli tıbbi durumlardan kaynaklanan
  • Yara izi
  • Göz kapağı ameliyatı
  • Sarkık göz kapağı sendromu

Çıkıntılı ve çökmüş gözler de lagoftalmiye yol açabilir…

Tanısı;

Doktorunuz  tıbbi geçmişinizi ve fizik muayeneyi kullanarak lagoftalminin altında yatan nedeni bulmaya çalışacaktır. Doktorunuza bilmedikleri herhangi bir yeni yaralanma veya enfeksiyon hakkında bilgi verdiğinizden emin olun.

Doktorunuz da muhtemelen bazı testler yapacaktır. Gözlerinizi kapatmaya çalışırken aşağı bakmanız istenebilir. Doktorunuz bir cetvelle göz kapaklarınız arasındaki boşluğu ölçecektir. Ayrıca ne sıklıkta göz kırptığınızı ve yaptığınızda gözünüzün ne kadar kapandığını da kaydedebilir. Gözlerinizi kapatmak için kullandığınız kuvvet miktarı, doktorunuzun yüz sinirinin dahil olup olmadığını anlamasına da yardımcı olabilir.

Muhtemelen , gözlerinize daha iyi bakmak için mikroskop ve parlak ışık kullanmayı içeren bir yarık lamba muayenesi yapacaklar . Doktorunuz ayrıca, gözünüzde herhangi bir hasar belirtisi olup olmadığını görmek için bir floresan göz lekesi testi yapabilir .

Tedavisi;

Cerrahi tedavi; Üst veya alt göz kapağının pozisyonunu değiştirmek, lagoftalmi semptomlarını tedavi edebilir veya iyileştirebilir. Diğer bir prosedür, üst göz kapağına altın ağırlıkların yerleştirilmesidir, bu da gözlerin yerçekimi ile kapanmasına izin verir.

Lagoftalmi geçici bir durumdan kaynaklanıyorsa, doktorunuz tarsorafi önerebilir. Bu, göz kapaklarınızı tamamen veya kısmen geçici olarak dikmeyi içerir. Gözün kapalı tutulması, altta yatan durumdan kurtulurken gözünüze herhangi bir ek zarar gelmesini önlemeye yardımcı olur.

Altta yatan durumun iyileşmesi biraz zaman alacaksa, doktorunuz kalıcı bir tarsorafi yapabilir. Hala görebilmeniz için büyük olasılıkla küçük bir açıklık bırakacaklar. İyileştikten sonra, doktorunuz açıklığı büyütecektir.

Felçli bir yüz siniriyle ilişkili şiddetli lagoftalmi için, doktorunuz göz kapağı için daha fazla destek sağlayan bir prosedür önerebilir. Bunlar arasında sinir ve kas transferleri, implantlar ve yüz reanimasyon prosedürleri bulunur.

Cerrahi olmayan tedavi; Cerrahi olmayan tedavi seçenekleri, durumun kendisinden ziyade lagoftalmi semptomlarını tedavi etmeye odaklanma eğilimindedir. Gün boyunca yapay gözyaşı (Visine Pure Tears, Refresh) uygulamak gözlerinizin kurumasını ve kaşınmasını önlemeye yardımcı olabilir. Çizilmeleri önlemek için gün boyunca korneanıza koruyucu bir merhem de sürebilirsiniz.

Gece lagoftalminiz varsa, gözlerinizi korumaya ve nemlendirmeye yardımcı olabilir. Daha fazla nem için uyurken yakınınızda bir nemlendirici bulundurabilirsiniz . Doktorunuz, göz kapaklarınızı kapalı tutmak için dış taraflarına küçük ağırlıklar koymanızı önerebilir. Cerrahi bant aynı etkiyi sağlayabilir.

Komplikasyonları;

Tedavi edilmeyen lagoftalmi, göz kapaklarınız tarafından korunmadıkları için gözlerinizi çiziklere ve diğer yaralanmalara karşı savunmasız bırakır.

Gözlerinizin sürekli olarak maruz kalması, lagoftalmi ile aynı semptomlara sahip olan keratopatiye de yol açabilir. Keratopatiye maruz kalma, sonunda gözünüzün açık ön kısmı olan korneanızın şişmesine veya incelmesine neden olabilir. Ayrıca kornea ülserine de neden olabilir.

Lagoftalmi tedavi etmek için yapılan ameliyatın da komplikasyonları olabilir. Tarsorrhaphy kalıcı yara izi bırakabilirken, altın ağırlıklı implantlar orijinal yerlerinden uzaklaşmaya başlayabilir. Ek sorunları önlemek için doktorunuzun ameliyat sonrası talimatlarını izlediğinizden emin olun.

Lagoftalmi ile yaşamak;

Lagoftalmi tehlikeli bir durum değildir, ancak sonunda göz problemlerine yol açabilir. Altta yatan nedeni bulmak için doktorunuzla birlikte çalışın. Sebebe bağlı olarak lagoftalmi, gözlerinizi nemli tutmaya ve korumaya yardımcı olmak için ameliyat veya ürünlerle tedavi edebilirsiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Labial (sineşi) yapışıklık nedir? Tedavisi

Genital dudak yapışması anlamına gelen Labial (Sineşi) Yapışıklık; Genelde bebeğin bezli olduğu 1-2 ay dönemlerinde başlar, 5-6 ay dolaylarında en çok görülür. Bazen de bezden kurtulduğu oyun çağında bile görülebilir. Farklı bir tanımla; Kız çocukların cinsel organlarındaki küçük dudaklar olarak tanımlanan ve iki yanda bulunan yapıların birbirlerine yapışarak giriş kısmının, hatta bazen idrar çıkış deliğinin de önünün beyaz-mavimsi, ince bir doku ile kapanması durumudur.

Belirli bir teşhis konulmasa da labial (sineşi) yapışıklık bazı durumlarda meydana çıkar. Bu durumlar; mantar enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, östrojen eksikliği gibi durumlardan kaynaklı olarak labial (sineşi) yapışıklık görülme olasılığı da artar. Ailelerin kız çocuklarında ki bu durumu soğukkanlılıkla karşılamaları gerekmektedir. Belirli bir tedavisi vardır ve bu tedavinin dışına çıkılacak bir hareket yapılmamalıdır. Hijyen, labial (sineşi) yapışıklık için en önemli faktördür.

Bebeğin altını ıslak mendille iyice temizlenmesi çok önemlidir. Bebeğin her tuvaletini yaptıktan sonra banyoda su ve sabunla elle yıkanmalıdır. Ailelerin asla yapmayacakları durumlar da vardır. Bu yapılmayacak durumları yaparlarsa kız çocuğuna daha çok zarar vereceklerdir.

Östrojen kremleri ve kortizon içeren kremler kesinlikle kullanmayınız. Kız çocuğunuzun altını çok uzun süre kapalı bir şekilde bırakmayınız. Labial (sineşi) yapışıklık olan bölgeyi kendi elinizle dokunmayın ve o yapışıklığın kendiliğinden geçmesini bekleyin. Bu yapışıklık zaten çok kolay bir cerrahi operasyon ile açılmaktadır. Cerrahi operasyon olduktan sonra doktorunuzun verdiği kremleri kullanabilirsiniz.

Belirtileri;

Bebekler banyo yaptırılırken ya da alt bezi değiştirilirken farkedilebiliyor. Bazen de idrar yapma zorluğana veya işeme sonrası vajen içinde idrar kalmasına neden olarak idrar yolu enfeksiyonuna sebebiyet verebiliyor. İdrar yolu enfeksiyonunu araştırma sırasında fark edilebiliyor.

Labial (sineşi) yapışıklık sonucu hangi problemler ortaya çıkabilir?

  • Kapanma sebebiyle tam olarak dışarıya atılamayan idrar sonucu, idrar yolu enfeksiyonu görülebilir
  • Tekrarlayan mesane enfeksiyonları görülebilir
  • Tuvalet eğitimi konusu sorunlu olabilir
  • Labianın müdahale ile ayrılması (kremler ya da cerrahi yöntem) ağrılı olabilir ve tekrarlama riski olabilir

Tedavisi;

Tedavide ilk basamak ailenin endişesini gidermektir. Labial yapışıklık tedavisinde öncelikle tahriş ya da enfeksiyon durumunun ortadan kaldırılması gereklidir. Tedavi olarak hormon kremleri uygulayan vardır. Östrojen krem kullanma sıklığı ve süresi ile ilgili kesin bir fikir birliği olmamasına karşın çoğu çalışmada günde bir-iki kez birkaç hafta uygulandığı görülmüştür. Açılmayan veya tekrarlayan olgularda cerrahi olarak ayrılması gerekir.

Cerrahi işlem yapışıklığın mekanik (künt) olarak ayrılmasıdır. Cerrahiden sonra sık bölgesel bakım ve kontrol ile 2-3 haftalık yakın takip önemlidir. Bu işlem bebeklerde lokal anestetik kremlerle yapılırken, büyük çocuklarda ameliyathane şartlarında, sedasyon altında yapılması önerilir.

Önemli notlar;

  • Kız bebeklerin rutin kontrollerinde genital bölge incelemesinin yapıldığından emin olmak gerekir
  • Labial (sineşi) yapışıklık yaygındır ve genellikle başka semptomlara neden olmaz. Paniğe kapılmayın
  • Labial (sineşi) yapışıklık genellikle çocuğunuzun erken ergenliğinde doğal olarak ayrılır
  • Labial (sineşi) yapışıklık ile diğer tıbbi durumlar arasında bir ilişki yoktur
  • Labial (sineşi) yapışıklığın çocuğunuzun gelecekteki cinsel ilişkiye girme veya bebek sahibi olma yeteneği üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır
  • Eğer bir sağlık problemi oluşturmuyorsa, çocuğunuzun psikolojik yönden etkilenmemesi adına tedavi önerilmez

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Kuvaşiorkor nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kıtlık yaşanan bölgelerde görülen bir beslenme bozukluğu olan Kuvaşiorkor (Kwashiorkor), protein eksikliğinden kaynaklanan yetersiz beslenme durumudur. Memeden kesilen çocuklarda 6. aydan sonra görülen ve genel olarak 18. ay ile 3 yaş arasında seyreden bir hastalıktır.

Kwashiorkor’dan etkilenen çoğu insan, erken tedavi edilirse tamamen iyileşir. Kwashiorkor görülen çocuklar düzgün bir şekilde büyüyemeyebilir veya gelişmeyebilir ve hayatlarının geri kalanında bodur kalabilir. Kwashiorkorun tedavisi ertelendiğinde zihinsel ve fiziksel yapıda ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

Nedenleri;

Gelişmekte olan ülkelerde Kuvaşiorkor un nedeni sosyoekonomiktir. Memeden kesilen kwashiorkorlu çocukların beslenme öykülerini incelediğimizde yalnızca şeker, nişasta, sulu ve unlu mamalar ile beslenildiğini, listenin saf ve safa yakın karbonhidrat içeren besinler içerdiğini görmekteyiz. Yani enerji alımı gereken düzeyde alınsa da protein alımı oldukça yetersizdir. Kuvaşiorkor da beslenme hatalarının nedeni genellikle ekonomik durumdan kaynaklanmaktadır.

Bunlara ek olarak sosyoekonomik sebepleri alt başlıklarda inceleyecek olursak ilk maddeyi aile yapısı gösterebiliriz. Örneğin yetersiz ve dengesiz beslenen çocuklar genellikle büyük ailelerde bulunmaktadır. Büyük ailelerde yetişen çocukların ağırlık ölçümlerinde genele nazaran daha düşük ağırlıkta oldukları saptanmıştır. Bu, evde birden fazla okul öncesi çocuğu bulunan annelerin çocuklarına gerekli ve yeterli bakımı sağlayamadıklarını gösterir.

Sosyoekonomik sebeplerden bir diğeri olan anneye ait özelliklere bakacak olursak annenin çalışması bebeğin beslenme durumunu kötü yönde etkileyebilmektedir. Özellikle kırsal kesimde büyüyen çocuklar hasat zamanlarında annelerinden uzun saatler ayrı kaldığı için beslenmesi ya diğer kardeşlere ya da yaşlılara bırakılmaktadır. Ki iki yaşta da beslenme konusunda bilgisizlik görülmektedir.

Belirtileri;

  • Cilt ve saç renginde (pas rengine) ve dokudaki değişim
  • Yorgunluk
  • İshal
  • Kas kaybı
  • Büyümek veya kilo almamak
  • Ayak bilekleri, ayaklar ve göbek ödemi (şişlik)
  • Daha sık ve şiddetli enfeksiyonlara yol açabilen hasarlı bağışıklık sistemi
  • Sinirlilik
  • Pul pul döküntü
  • Şok

Tanısı;

Kwashiorkor’dan şüpheleniliyorsa, doktorunuz öncelikle genişlemiş bir karaciğer ( hepatomegali ) ve şişlik olup olmadığını kontrol etmek için sizi muayene edecektir . Daha sonra, kanınızdaki protein ve şeker seviyesini ölçmek için kan ve idrar testleri istenebilir.

Yetersiz beslenme ve protein eksikliği belirtilerini ölçmek için kanınız ve idrarınız üzerinde başka testlerde yapılabilir. Bu testler kas kayıplarını, böbrek fonksiyonunu, genel sağlığı ve büyümeyi değerlendirebilir. Bu testler şunları içerir:

  • Arteryel kan gazı
  • Kan üre nitrojen (BUN
  • Kkandaki kreatinin seviyeleri
  • Kandaki potasyum seviyeleri
  • İdrar tahlili
  • Tam kan sayımı (CBC)

Tedavisi;

Tedavinin ilk adımında çocuğun Kwashiorkor olmasına sebep olan etmenler tespit edilir ve çocuğun anne sütü alıp almadığı, gerekli ek besinleri tüketme durumu öğrenilir.

Ailenin geliri ve beslenme olanakları göz önüne alınarak çocuğun doğru beslenmesi için anneye gerekli eğitim verilir. Yiyeceklerin nasıl en az besin kaybıyla hazırlanıp pişirileceğinin de anneye öğretilmesi önem arz etmektedir. Amacımız zaten ortalama gelir düzeyine sahip aileye pahalı mama veya besinler aldırmak değil ailenin olanaklarının ve yöresel besinlerin değerlendirilmesidir.

Kwashiorkor tanısı konmuş çocuğa doktor evde tedaviyi uygun gördüyse beslenme önerileri diyetisyen tarafından verilmelidir. Sonraki süreçte çocuk izlenmeye alınmalıdır. Ailenin beslenme ile ilgili eğitimine de dikkat etmek önemlidir. Hastalığa eşlik eden enfeksiyon, ishal gibi hastalıkların olup olmadığı tespit edilir ve varlığı durumunda tedavi altına alınır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuru göz hastalığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Hiçbir zaman kalıcı görme kaybına neden olmayan Kuru Göz Hastalığı (Keratoconjunctivitis Sicca), gözün yeteri kadar gözyaşı üretmediği durumlara ya da gözyaşının normal kimyasal içeriğe sahip olmadığı durumlara denir.

Sağlıklı bir bedene sahip olmanın en önemli koşullarından biri sağlıklı gözlere sahip olmaktır. Bu nedenle göz sağlığının korunması için gerekli tedbirlerin alınması ve göz kontrollerinin aksatılmadan yaptırılması gerekir. Böylece oluşabilecek olan göz hastalıkları önceden tespit edilebilir ve tespit edilen hastalıkların tedavisi hızlıca yapılabilir. Sağlıklı ve güçlü gözler için insanların günlük yaşamda da dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Düzenli göz muayenesi olmak bunların başında gelir.

Bunun yanında göz sağlığına iyi gelen havuç, portakal suyu, kavun vs. gibi gıdaların tüketimine de özen gösterilmelidir. Göz sağlığı için gerekli özeni göstermek hayat kalitesinin yüksek olmasını sağlar ve daha kaliteli bir yaşam sürülmesine ön ayak olur. Tüm bunlar göz önüne alınarak göz sağlığının daima korunması gerektiğini unutmamak gerekir. Çünkü halk arasında basit denilebilecek göz kuruluğunun bile ciddi sorunlara yol açma ihtimali vardır.

Nedenleri;

Normalde, yaşlandıkça zaten gözyaşı miktarımız azalır. Menapoz sonrası ve yaşlı kadınlarda kuru göz görülme sıklığı daha artar. Bununla birlikte erkeklerde ve kadınlarda her yaşta görülmesi mümkündür. A vitamini eksikliğine bağlı kuru göz çok nadirdir ve özellikle de gelişmemiş ülkelerde gözlenir.

Kuru göz, başka problemlerle de ilişkili olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin göz kuruluğu ile birlikte ağız kuruluğu ve eklem ağrıları mevcut ise Sjögren sendromundan süphelenilebilir. Bazı romatizmal hastalıklar gözyaşı salgısında azalmaya yol açabilir. Bazı ilaçlar da gözyaşı salınımını azaltarak kuru göz neden olabilirler.

Belirtileri;

  • Yabancı cisim hissi: göz içindeki bir kum veya kirpik gibi
  • Kaşınma
  • Yanma
  • Tahriş, kızarıklık
  • Gözlerde sulanma: kuru alanlar gözyaşı kanallarını uyarırlar
  • Okuma, TV izleme veya bilgisayarda çalıştıktan sonra artan bir rahatsızlık
  • Göz kırpma ile düzelen bulanık görüş
  • Salgılar: uzayan yapışkan lifler
  • Göz kapaklarını açmada zorluk; ağır göz kapakları

Tanısı;

Kişi, yanma batma ve gözlerde kuruma hissinden yakınıyorsa bu sorunu ihmal etmemeli ve mutlaka bir göz muayenesi yaptırmalıdır.

Göz kuruluğu tanısı için bir dizi tetkik gereklidir. Gözyaşının özel boyalarla boyanması olarak tanımlanabilecek, “fluorescein gözyaşı testi” veya “lissameine green streep gözyaşı şeritleri” ile gözyaşı miktarının ölçümünü de gerçekleştirebilir.

Gözyaşı miktarı ve gözyaşı kırma zamanının belirlenmesinden sonra gözde iltihap olup olmadığı da bir testle saptanmalıdır. Gözyaşı osmolarite testi göz kuruluğu tanısında çok yardımcı olabilmektedir.

Kornea topografisi çekilerek kuruluk adacıklarının değerlendirilmesi, kapakta salgı yapan meibomium bezleriningörüntülenmesi karar vermede büyük yarar sağlamaktadır. Gözyaşının oluşumunda eksik olan parametrenin tespit edilmesinin ardından tedavi yöntemi belirlenir.

Tedavisi;

Göz kuruluğunun tedavisindeki amaç öncelikle göz yüzeyinin nemli kalmasını sağlayacak düzeyde gözyaşı tabakasının yeniden oluşturulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda tedavi yöntemlerinin başında göz damlaları gelir.

Göz damlalarının birçok çeşidi bulunur. Bazı göz damlalarının içeriğinde yer alan çeşitli mineraller görme ile ilgili diğer problemlerin de iyileşmesine katkı sağlayabileceği için göz hekimleri tarafından önerilebilir.

Yapay gözyaşı bulunduran damlalar koruyucu içeren ve içermeyen olmak üzere temel olarak 2 çeşit olarak bulunur. Koruyucu maddeler yapay gözyaşı içerisinde bakteriler gibi çeşitli mikroorganizmaların üremesini engelleyici etki yapar. Ancak bazı kişilerde koruyucu maddelerin gözde meydana gelen tahrişi arttırıcı etki yapması nedeniyle koruyucu içermeyen yapay gözyaşı damlaları tercih edilebilir. Yapay gözyaşı damlaları göz yüzeyindeki stresin azalmasına ve görme kalitesine katkı sağlayabilir.

Göz damlaları dışında altta yatan nedenin gözyaşı üreten bezlerde bir iltihaplanma durumu olması halinde ilgili hekim tarafından antiinflamatuar ilaçlar göz kuruluğu tedavisinde reçetelendirilebilen ilaçlardır. Bakteriyel bir enfeksiyon sonucunda göz kuruluğu oluştuğunun tespit edilmesi halinde ise göz için kullanılacak antibiyotik ilaçlar kullanılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kulak ağrısı nedir? Nedenleri, Tedavisi

Genellikle çocuklarda görülen kulak ağrıları, yetişkinlerde de görülebilmektedir. Çoğu zaman tek kulakta olan kulak ağrısı, bazen iki kulakta da olmaktadır. Sürekli olabileceği gibi gelip olabilir. Ağrı, keskin, ağır ve zonklar gibidir. Kulakta enfeksiyon varsa ateş ve geçici işitme kaybı meydana gelebilir.

Dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç ayrı bölümden oluşan kulak, bu bölümlerde yaşanması olası olan enfeksiyonlar sebebi ile ağrıyabilir. Mide bulantısı, baş dönmesi, kusma, iştahsızlık, kulak çınlaması, kaşıntı ve şişlik gibi birbirinden farklı sorunlar yaratabilir. Çocuk yaştaki bireylerde oldukça sık gözlemlenen kulak ağrısı, yetişkinlerde de yüksek oranlarda görülebilir. Kulak ağrısı çeken bireylerin şikayetlerini belirterek en kısa sürede uzman görüşü almaları, ileriki aşamalarda sağlıkları konusunda daha rahat etmelerine olanak tanır. Etkili bir tedavi sürecinin ardından kulak ağrısından tamamen kurtulmak mümkündür.

Sebepleri;

Kulak kiri birikmesi: Kulak kiri normal olarak, kulakta salgılanan fizyolojik bir salgıdır. Bu salgı aşırı salgılandığında ya da yanlış temizlendiğinde, birikme yapıp sertleşerek kulak yolunu tıkar. Bu durum kulak ağrısına neden olabilmektedir. Gliserin damlatılarak kulak yolu temizlenebilir. Kulak temizlenmesi için kesinlikle kulak çubuğu ya da sivri, delici maddeler kullanılmaması gerekmektedir.

Basınç değişimi: Özellikle uçakların yüksek irtifalara ulaştığı süreçte yaşanan basınç değişiminden dolayı kulakta bir ağrı hissedilir. Bu ağrı barotravma olarak adlandırılır. Kısa süreli de olsa, yetişkin ve çocuklar için acı verici olabilir. Orta kulakta, östaki borusu denen bir kanal orta kulak ile dış basıncın dengelenmesini sağlar. Bu boru tıkandığında basınç dengelenemez ve zarda bir gerilim hissedilir. Yutkunma, sakız çiğneme veya burun deliklerini kapatıp genze doğru üflenme hareketlerinin yapılması östaki borusunu açabileceğinden, bu tür durumlarda uygulanabilen bir yöntemdir. Aynı şekilde bebeklerin emmesi sağlanarak ağrı hafifletilmeye çalışılmalıdır.

  • Kulak yolunda yabancı bir madde bulunması: İstemli ya da istemsiz bir şekilde kulak yoluna yabancı bir madde sokulması bireyde ağrıya neden olmaktadır
  • Boğaz enfeksiyonları: Kulaktan kaynaklanmasa da boğaz enfeksiyonları kulak ağrısı yapabilmektedir
  • Sinüs enfeksiyonları: Boğaz enfeksiyonları gibi sinüs enfeksiyonları da kulak ağrısına neden olabilmektedir

Belirtileri;

Yetişkinlerde;

  • Kulak ağrısı
  • Duyma bozukluğu
  • Kulaktan sıvı tahliyesi

Çocuklarda;

Paylaşın

Kronik böbrek yetmezliği nedir? Tedavisi

Kronik Böbrek Yetmezliği; İleri yaşlarda, kanınızdaki fazla sıvıları ve atık ürünleri filtrelemekten sorumlu böbreklerin fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirememe durumudur. Bu durumda, vücutta tehlikeli olabilecek seviyelerde atık ve sıvı birikir. Bu duruma aynı zamanda kronik böbrek hastalığı da denir.

Ülkemizde her 6-7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Dünya nüfusunun yüzde 6-12’si değişen derecelerde bu hastalığa sahip.

Nedenleri;

  • Kronik böbrek yetmezliği nedenlerinden, en sık karşılaşılanlar şöyle sıralanabilir
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
  • Kronik glomerulonefrit
  • Polikistik böbrek hastalığı
  • Kronik taşlı piyolelonefrit
  • Uzun süreli böbreğe zarar veren ilaç kullanımı (non-steroidantienflamatuar ilaçlar gibi)
  • Bunların yanı sıra; sigara kullanımı ve aşırı kilo da kronik böbrek yetmezliği riskini artıran faktörler arasındadır

Belirtileri;

Kronik böbrek yetmezliğinin yıllar içinde ilerlemesi ve böbrek işlevlerinin giderek azalması sonucunda, bazı şikâyetler ve bulgular ortaya çıkar. Böbreklerin atılması gerekli zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştıramaması ve bu maddelerin kanda birikmesi ile halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kaşıntı ve uykuya meyil gibi şikâyetler görülebilir.

Kronik böbrek yetersizliğinin daha ileri aşamalarında ise, vücudumuza alınan su ve tuz yeteri kadar atılamaz. Bunun sonucunda; göz kapaklarında, ayaklarda ve bacaklarda şişmeler olabilir. Buna, tansiyon yüksekliği eşlik edebilir. Akciğerlerde sıvı birikerek, nefes darlığına yol açabilir. Ayrıca, vücuttaki potasyumun atılamamasına bağlı olarak; halsizlik, felçler ve kalp durmasına kadar gidebilen ölümcül bir tablo ortaya çıkabilir.

Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda böbreklerin işlevlerini yerine getirememesi sonucunda oluşabilecek önemli sorunlardan biri de anemi (kansızlık) gelişmesidir. Anemi; halsizlik, çabuk yorulma, baş dönmesi, konsantrasyon güçlüğü, çarpıntı ve nefes darlığına neden olabilir.

Ayrıca kronik böbrek yetmezliği hastalarında, D vitamininin yapılamaması ve fosforun vücuttan atılamamasına bağlı olarak, kalsiyum ve fosfor dengesinde bozukluk ortaya çıkar. Bunun sonucunda, boyundaki tiroid bezinin arkasında yer alan ve kalsiyum-fosfor dengesini düzenleyen paratiroidi bezlerinin fazla çalışması ile ortaya çıkan bir tablo gelişir. Buna, ikincil hiperparatiroidi adı verilir. Tüm bunlara bağlı olarak; kemik yapımında bozulma, kemiklerin direncinde azalma ve kolay kırılmalarla karşılaşılabilir.

Tanısı;

Böbrek yetmezliğinin teşhisinde ilk adım nefroloji doktorunun muayenesidir. Nefroloji doktoru böbrek yetmezliğine neden olabilecek hipertansiyon veya diyabet gibi hastalıklar, böbrek yetmezliğine neden olabilecek ilaçlar veya idrar alışkanlığındaki değişikliklerin sorgulamasını yaptıktan sonra böbrek yetmezliğinin teşhisini koyabilmek için ek tetkikler isteyebilir.

  • Kan testleri; Tam kan sayımı kronik böbrek yetmezliğinin teşhisinde önemli ipuçları verebilir. Kandaki kreatinin ve üre oranı kronik böbrek yetmezliğinin varlığı hakkında doktora fikir verebilir. Bununla birlikte nefroloji doktoru daha detaylı kan testleri de isteyebilir. GFR denilen Glomerular Filtration Rate(Glomerüler Filtrasyon Hızı) böbreklerin süzme kapasitesini belirler. Böbreklerin süzme kapasitesinin belirli bir oranın altına düşmesi böbrek fonksiyonlarındaki sorunu belirleyebilir
  • İdrar testi; İdrardaki kan veya protein varlığı böbrek fonksiyonlarında sorun olduğunu belirleyebilir.
  • İdrar hacminin ölçümü; İdrar çıkışının belirlenmesi böbrek yetmezliğini teşhis etmeye yardımcı olan en basit testlerden biridir
  • Görüntüleme yöntemleri; Böbreklerin ve idrar yollarının yapısını ve boyutunu değerlendirmek için ultrason veya farklı görüntüleme yöntemleri kullanılabilir
  • Biyopsi; Böbrek biyopsisi genellikle ciltten uzun ve ince bir iğne ile girilerek lokal anestezi altında yapılır

Tedavisi;

Böbrek yetmezliğinin tedavisi için birkaç yöntem kullanılır. Bireyin ihtiyacı olan tedavi türü böbrek yetmezliğinin sebebine bağlı olacaktır. Böbrek yetmezliğinde kullanılan yöntemlerden birisi diyalizdir. Diyaliz, bir makine kullanarak kanı filtreler ve toksik öğelerden arındırarak böbreklerin işlevini yerine getirir.Kullanılan diyaliz tipine bağlı olarak, büyük bir makine veya portatif kateter torbası kullanılabilir. Diyalizle birlikte düşük potasyumlu, düşük tuzlu bir diyet takip edilmelidir. Diyaliz böbrek yetmezliğini tedavi etmez, ancak seanslara düzenli katılmak yaşam süresini uzatır.

Böbrek yetmezliğinde bir başka tedavi seçeneği de böbrek naklidir. Nakledilen bir böbrek normal çalışacaktır ve diyaliz ihtiyacını ortadan kaldıracaktır. Ancak hastanın vücuduyla uyumlu bir böbrek bağışı bulunması için beklenilen süre genellikle uzundur.

Yaşayan bir bağışçı varsa süreç daha hızlı ilerleyebilir. Vücudun yeni böbreği reddetmesini önlemek için ameliyattan sonra bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların kendine has ve bazen ağır yan etkileri vardır. Nakil ameliyatı her vaka için doğru tedavi seçeneği olmayabilir. Ameliyatın başarısız olması da mümkündür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kök kanal tedavisi nedir? Detaylar

Çürümüş ya da enfekte olmuş dişi kurtarmak amacıyla yapılan Kök Kanal Tedavisi (Endodonti Tedavisi), pulpadaki damar ve sinirlerin uzaklaştırılması, pulpa boşluğunun dezenfekte edilmesi, kanalların genişletilmesi ve kanalların kanal dolgu malzemesi ile doldurulması aşamalarından oluşuyor.

Kök kanal tedavisini anlamak için dişin yapısı hakkında genel bir bilgiye sahip olmak gerekir. Diş, dıştan içe doğru; mine, dentin ve pulpa olmak üzere 3 ana tabakadan oluşur. Dişin merkezindeki doğal boşluğa da kök kanalı denir. Pulpa kök kanalı içindeki yumuşak dokudur. Bu doku, dişi besleyen kan damarları ve sinirler açısından zengindir.

Eski zamanlarda bir enfeksiyon ya da enflamasyon pulpa tabakasına ilerlediğinde, diş artık kurtarılamaz hale gelip çekilmekteydi. Günümüzdeki son gelişmeler, dişin pulpa tabakasının temizlenip tekrar doldurulmasına olanak sağlamaktadır. Pulpa ve içerisindeki sinirler alınsa da, diş temel işlevini yerine getirir. Bunun nedeni, dişler dişetlerinden çıkıp son halini aldıktan sonra, diş sinirlerinin hayati bir önem taşımamasıdır. Diş sinirlerinin yetişkinlerdeki tek görevi sıcak ve soğuk hissini hissetmek gibi duyusal işlevlerdir.

Bir dişin sinir dokusu veya pulpası hasar gördüğünde, parçalanır ve bakteri burada çoğalmaya başlar. Bakteriler yoğun bir enfeksiyona veya apseye yol açabilir. Apse, diş köklerininin sonunda oluşan irin dolu bir şişliktir. Diş çürükleri tedavi edilmediğinde, kök çevresinde kemik kaybı gibi ciddi durumlara yol açabilir.

Nedenleri;

  • Uyumsuz restorasyonlar, eski dolguların çevresinde oluşan yeni çürükler, derin çürükler veya kaza sonucu dişin sinir ve damar dokusu canlılığını kaybediyor veya enfekte oluyor
  • Hiç çürük olmadan da bazı nedenler diş iltihaplanmasıyla sonuçlanabiliyor. Bunların başında da travmaya maruz kalma geliyor: Şiddetle gelen bir darbe, dişin dolaşımını kesebiliyor ve böylelikle diş beslenemediğinden zamanla canlılığını kaybediyor
  • Diş sıkma/gıcırdatma, yüksek yapılan dolgular ve restorasyonlar da kronik travma nedenleri arasında yer alıyor ve iltihaplanmaya neden olabiliyor
  • Bununla birlikte uzun süre tedavi edilmeyen periodontal (dişeti ve çevresi) hastalıkları da dişin iltihaplanmasında etken faktörler arasında yer alıyor. Bu durumlarda da tedavi olarak kanal tedavisi gündeme geliyor

Belirtileri;

  • Çiğneme veya baskı uygulama durumunda şiddetli diş ağrısı
  • Sıcak veya soğuğa hassasiyet (ağrı)
  • Diş renginin kararması
  • Yakındaki diş etlerinde şişme ve hassasiyet
  • Diş etlerinde kalıcı veya tekrarlayan sivilce benzeri beyaz kabarcıklar

Ağrıyan veya çürüyen her dişe kanal tedavisi yapılmıyor. Tedavi yapılabilmesi için bakterilerden kaynaklı ve hafif ağrı ile sinyal veren ya da hiç ağrı yapmayan bu çürükler sadece dolguyla tedavi edilebiliyor. Diş bu aşamada tedavi edilmezse bakteriler dişin özüne İlerleyerek iltihaplanmaya neden oluyor ve bu durumda kanal tedavisi uygulanması gerekiyor.

Nasıl yapılır ve ne kadar sürer?

  • Lokal anestezi yapılması: diş ve çevre dokuların uyuşturulması
  • Diş çürüğünün temizlenerek kök kanallarının açılması
  • Radyografi (röntgen) çekilerek kanal uzunluğunun tespit edilmesi
  • Kök kanallarının içeriğinin (pulpa dokusunun) çıkarılarak temizlenmesi
  • Çeşitli el aletleri ve döner aletler kullanarak kök kanallarının şekillendirilmesi
  • Kök kanallarının dezenfeksiyonu: mikroorganizmalardan arındırılması
  • Kök kanallarının doldurulması

Kanal tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

  • Kanal tedavisi ilk seansta bitmezse, tedavi bitinceye kadar ilgili dişi kullanmaktan kaçınılmalıdır
  • Kanal tedavisi tamamen bitse bile işlemden sonra en az iki saat bir şeyler yenip içilmemelidir
  • Bir iki gün boyunca hassasiyet olabileceğinden aşırı sıcak ve soğuk içeceklerden kaçınmak hastaya rahatlık sağlar
  • Ağız sağlığı bakımı söz konusu olduğunda, düzenli aralıklarla yapılan diş fırçalama, diş ipi ve antiseptik bir gargara kullanma gibi genel bakım kurallarının yanında, diş hekimini düzenli aralıklarla ziyaret etmek de önemlidir

Kanal tedavisi başarı oranları ve komplikasyonları;

Kök kanal tedavisi %95’ten fazla başarı oranına sahip bir prosedürdür. Kanal tedavisi görmüş birçok diş ömür boyu kullanılabilir. Bununla beraber, diş hekiminizin bir dişi temizleme ve dolgu konusundaki en iyi çabalarına rağmen, bir kök kanalında yeni enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bunun olası nedenleri:

  • Bir dişte normal olarak öngörülenden daha fazla kök kanalı bulunması sonucunda bunlardan birinin temizlenmemiş halde kalması
  • Diş kökünde saptanamayan bir çatlak
  • Bakterilerin restorasyonu geçerek dişin iç taraflarına ulaşması ve bölgeyi enfekte etmesi
  • Sızdırmanın engellenmesi için kullanılan malzemenin zamanla parçalanması ve bakterilerin dişin iç kısımlarına tekrar yerleşmesi olarak sıralanabilir

Kök kanal tedavisine alternatifler;

Doğal dişlerinizi kurtarmak, mümkün olan en iyi tedavi seçeneğidir. Doğal dişleriniz, doğru beslenmeyi sağlamak için gereken çok çeşitli gıdaları etkili bir şekilde sindirmenizi sağlar.

Kök kanalı prosedürünün tek alternatifi, çiğneme işlevini eski haline getirmek ve bitişik dişlerin kaymasını önlemek için dişin çıkarılması ve yerine köprü, implant veya çıkarılabilir kısmi takma diş ile değiştirilmesidir. Bu çok daha uzun süren seanslara neden olup hastaya maddi ve manevi açıdan daha fazla yük olur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Bypass Ameliyatı nedir, nasıl yapılır?

Koroner Bypass Ameliyatı (CABG (İngilizce Coronary Artery Bypass Grafting)), koroner arterler tıkandığında veya hasar gördüğünde yapılan bir operasyondur. Koroner arterler kalbi besleyen ve ona oksijen taşıyan damarlardır. Ameliyat tüm dünya da ve ülkemizde en sık yapılan kalp ameliyatı tipini oluşturmaktadır.

Bypass ameliyatı bir atardamarın belli bir bölgesinde meydana gelen daralma ya da tıkanma sonucunda bu atardamarın beslediği bölgenin canlılığını korumak için uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Atardamarın tıkalı olan bölgesinin ilerisine vücudun başka bir bölgesinden hazırlanan damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir by pass ile atardamarın beslendiği bölgeye yeterli miktarda kan ulaştırılır. Koroner bypass ameliyatı ise kalbi besleyen koroner damar adı verilen atardamarların tıkanması sonucunda yapılan bypass ameliyatlarıdır.

Koroner damarlar neden daralır/tıkanır?

Bu konuda yapılan araştırmalar 5 temel risk faktörünün en önemli sebepler olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlar;

  • Ailesel yatkınlık (kişinin anne, baba ya da kardeşinin genç yaşta koroner arter hastası olması)
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon
  • Hiperlipidemi (kan yağlarının yüksekliği)
  • Sigara

Bu 5 temel risk faktöründen 3 tanesinin kişide varlığı hasta olma riskini önemli derecede yükseltmektedir. Bunlara ek olarak stres, erkek cinsiyet, hareketsiz yaşam tarzı, erkeklerin 45, kadınlarınsa 55 yaşın üzerinde olması gibi faktörler kişinin koroner damarlarının tıkanmasını kolaylaştırmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı kimlere uygulanır?

Koroner arter daralmalarında ilaç tedavisi, koroner balon anjiyoplasti ve/veya stent ya da koroner bypass ameliyatı tedavi seçenekleri arasındadır. Hangi tedavi şeklinin seçileceğine, hastalığın durumuna göre kalp cerrahı ve kardiyologtan oluşan ortak konseyce karar verilir.

Koroner Bypass Ameliyatı yapıldığı durumlar:

  • Sol ana koroner arter darlıkları
  • Birden fazla koroner arterde kritik darlık
  • Koroner arter hastalığı nedeniyle kalbin kasılma gücünün bozulması
  • İlaç tedavisine rağmen devam eden göğüs ağrısı

Günümüzde halen koroner arter bypass cerrahisi için hastanın kendi atar veya toplardamarları kullanılmaktadır. Bu konudaki çalışmalara rağmen koroner bypass ameliyatlarında kullanılabilecek yapay bir damar yoktur.

Koroner Bypass Ameliyatı nasıl yapılır?

Koroner bypass ameliyatı kalp durdurulup kalp akciğer makinasına bağlanarak yapılan bypass ameliyatı ya da çalışan kalpte bypass ameliyatı olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilir. Koroner bypass ameliyatları açık cerrahiyle yapılabileceği gibi gerekli uygunluk şartlarının varlığında minimal invaziv cerrahisiyle yani  göğüs ortadan yarılmadan ve göğüs kemiği kesilmeden koltuk altından, meme altından, meme dış kıvrımından küçük kesilerle gerçekleştirilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatı, ilaç tedavisinden yanıt alınamayan durumlarda ya da tıkanma nedeniyle müdahale edilmesi gereken durumlarda uygulanabilmektedir. Bazı durumlarda balon ya da stent uygulaması yeterli gelmediğinden koroner bypass ameliyatı tercih edilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatında, hastanın göğüs, kol ya da bacak bölgesinden alınan damar tıkalı olan koroner damara köprüleme yapılarak dikilir. Koroner bypass ameliyatlarında, damar sayısına göre giriş yeri değişebilmektedir. Tek damarda bypass yapılacaksa meme altından küçük 7-8 santimlik kesilerle bypass ameliyatı yapılır. Bazen iki damar olduğunda da sol taraftan yine koltuk altından iki damar bypass ameliyatı yapılabilir. Koltuk altından yapılan kalp ameliyatlarında hiçbir kemik ve kas kesilmez.

Kaburgalar arasından kalbe ulaşılır ve gerekli müdahale yapılarak ameliyat sonlandırılır. Eğer ki çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatı çoklu damarı kapsıyorsa üç damar ve üzerinde olduğunda göğüs ön kemiği kısmi olarak açılması gerekebilir. Kemik tamamen açılmadığı için, parsiyel yani kısmi açıldığı için hastanın enfeksiyon riski düşük olduğu gibi göğüs kemiği daha çabuk kaynamaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı’ndan sonra dikkat edilmesi gerekenler;

Koroner bypass ameliyatlarından sonraki en önemli konulardan biri, hastaların hekim tarafından tavsiye edildiği şekilde hareket etmeleridir. Hastaların kendilerine belirtilen şekilde ilaçlarını kullanmaları dikkat edilmesi gereken konuların başında gelir.  Ayrıca kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli rol oynayan sigara tüketilmemeli, kolesterol konusunda beslenmeye dikkat edilmelidir. Hayvansal yağlardan uzak durulmalıdır. Kalp ameliyatı nedeniyle sigarayı bırakan hastaların tekrar sigaraya başlamaması gerekmektedir.

Bununla birlikte uzman hekim tavsiyeleri doğrultusunda düzenli egzersizlere günlük hayatta yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca hasta durumunun ve kalp sağlığının kontrol edilerek takip edildiği düzenli hekim kontrolleri ihmal edilmemelidir. Sağlıklı bir kalbin sağlıklı bir yaşam anlamına geldiği unutulmamalıdır. Genel olarak değerlendirildiğinde; hastaların kalp ve damar sağlığına yönelik önleyici ve koruyucu tedbirler aldıkları bir yaşam tarzına sahip olmalarında fayda bulunmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatının alternatifi var mı?

İlaç tedavisi, balon ve stent girişimleri koroner bypass cerrahisine ancak uygun, seçilmiş olgularda alternatif olabilir. Ancak unutmayınız ki sizin için ameliyat kararı verildiği anda, öncesinde bu alternatifler değerlendirilip, bunların sizin için uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Kafanızda oluşabilecek soruları kardioloğunuz ve cerrahınızla görüşüp, cevap alınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kordon dolanması nedir? Detaylar

Kordon dolanması, bebek kayıplarının yaşanabileceği ciddi bir problemdir. Rahimde alan darlığı yüzünden göbek kordonunun bebeğin boynuna dolanması durumuna kordon dolanması denir. Bebeklerin bir kısmı göbek kordonları boyunlarına dolanmış şekilde dünyaya gelirler. Kordon dolanması şeklinde adlandırılan bu durum halk arasında yaygın olarak bilinmektedir. 

Göbek kordonu rahimdeki bir bebek için bir yaşam çizgisidir. Bebeğin karnından plasentaya doğru giden göbek kordonu genellikle üç kan damarı içerir ve yaklaşık 55-75 cm arasında değişir. Gelişmekte olan fetüse oksijen, kan ve besin sağlar. Bebeğin kordonunun boynuna dolanmasıyla, bebeğe besin ve oksijen gitmemesi durumunda bebek kayıplarının yaşanabileceği ciddi bir problemdir. Genellikle rahimde alan dar olduğunda bebek için hayati önem taşıyan göbek kordonu bebeğin boynuna dolanabilir.

Bebeğin boynunun etrafında kordon dolanmış olması genellikle ciddi sorun yaratmaz. Kordonun özel yapısı içindeki damarların ve kordonun sıkışmasını engeller. Bu nedenle bebekler bu durumu kolaylıkla tolere edebilirler. Bazı durumlarda doğum kasılmaları sırasında bebek aşağıya doğru ilerledikçe, kordon boyun etrafında sıkışabilir. Bu sırada bebeğe giden kan ve oksijen miktarı azalır.

Çoğu bebek bu durumu kolaylıkla tolere edebilirken bazı bebekler edemez. Bebeğin kalp atım hızında bir yavaşlama ortaya çıkar. Doğumdan önce, kan akışı tamamen kesilirse, ölü doğum meydana gelebilir. Anne adayının sol yanına çevrilip oksijen verilmesi ile kalp atım hızı genellikle normale döner. Daha nadir durumlarda ise bebeğin kalp atımları düzelmez ve acil sezaryen gerekli olabilir.

Kordon dolanması önlenebilir mi?

Kordon dolanması sorunu gebeliğin erken evrelerinde görülen bir sorun olmadığında çoğu uzmana göre bebeklere bir zararı olmadan müdahale edilebilir. Rahimdeki bebeğin boynuna kordon dolanmasını annenin önleyebilmesi mümkün değildir.

Ancak bunun olumsuz sonuçlarını önleyebilmek adına yapılacak en önemli şey özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin hareketlerini takip etmektir. Bebeğin günde 10 defadan fazla hareket etmesi normal olarak kabul edilir. Ancak, bu hareketlerin 10’un altına düşmesi ya da her gün 15 kez hareket eden bebeğin hareket sayısının 5’e düşmesi durumunda risklerin değerlendilirilmesi amacıyla mutlaka doktora başvurulması önerilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Kompülsif yeme nedir? Detaylar

Kompülsif (Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu), kendisini nispeten kısa bir süre içinde büyük miktarlarda yemek tüketmeye özdeşleştiren insanlar için kullanılan en yaygın terimdir. Kompülsif kişilerde iştah iç uyaranlardan çok dış uyaranların etkisindedir.

Yeme Bozuklukları, yeme davranışı ve yemekle ilgili duyguların ve düşüncelerin bireye ciddi boyutlarda rahatsızlık vermesiyle ortaya çıkar.Diyet yapma davranışı, yeme bozukluklarının gelişimine yol açan ortak uyarıcıdır. Kişinin yiyeceklere, kiloya ve görünüşe aşırı derecede takıntılı olma durumunun; sağlığına, ilişkilerine ve günlük aktivitelerine ters etki yapma derecesine kadar gitmesine neden olmaktadır.

Yeme Bozuklukları, sadece yiyecek ve ağırlık ile ilişkili değildir. Bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi psikiyatrik sorunlarla birlikte ilerler. Oluşan bir yeme bozukluğu, içsel yaşanan karmaşaya dışsal bir çözüm getirmektir. Yeme Bozukluklarının oluş nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

Etiyolojide biyolojik ve psikososyal nedenlerin birlikte rol oynadığı sanılmaktadır. Yeme Bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, depresyon, kontrol kaybı duygusu, değersizlik, kimlik karmaşaları, aile içi iletişimde problemler ile ilişkilendirilmektedir.

Nedenleri:

  • Kalıtsal faktörler
  • Cinsiyet
  • Arkadaş etkisi
  • Yetiştirilme özellikleri
  • Kültürel özellikler (toplumun kiloya bakış açısı)
  • Biyolojik özellikler
  • Ergenlik (bu dönemdeki değişimlere uyum sağlamada yetersizlik)
  • Olumsuz yaşam olayları (sevilen kişinin kaybı gibi)

Belirtileri;

  • Rutin yeme düzeninde olmayan yüksek kalorili besinleri (pasta, dondurma, çikolata vs) “gözü dönmüş” biçimde yeme
  • Gün içinde uzun süre ‘yeme töreninin’ hayalini kurma ve atak öncesi yiyecekleri için özel bir alışveriş yapma
  • Yeme atağı sonrası pişmanlık ve suçluluk duyma, kendini acımasızca eleştirme
  • Sosyal ortamlarda ve toplum içinde “aşırı yemek yeme izlenimi” vermekten kaçınma

Yeme bozuklukları nasıl tedavi edilir?

Meselenin ruhsal düzeyde bir bozukluk olduğunu kabul etmek ve tedavi planını bu düzeyde şekillendirmek büyük önem taşımaktadır. Tedavi, bir ruh sağlığı uzmanı öncülüğünde, yeme bozukluğu olan kişinin durumuna göre, dahiliye, kadın-doğum gibi diğer tıbbi dallar ile işbirliğine geçilerek yapılmalıdır.

“Psikoterapi” sürecin en önemli parçasıdır. Kişinin, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulması için çalışılır. Aile ile işbirliği ve ailenin tedaviye doğru ve sürekli katılımı oldukça önemlidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın