Kadınlarda Depresyonun Uyarı İşaretleri

Klinik depresyon, bir kişinin nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve günlük aktivitelerini nasıl idare ettiğini etkileyen ciddi bir ruh sağlığı durumudur. Araştırmalar, kadınların depresyon yaşama olasılığının erkeklerden neredeyse iki kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

Haber Merkezi / Bu fark sadece hormonlarla ilgili değildir; aynı zamanda yaşam deneyimleri, sosyal roller ve kadınlara duygularla başa çıkmanın nasıl öğretildiğiyle de ilgilidir. Kadınlarda depresyon belirtilerini tanımak erken destek ve tedaviye yardımcı olabilir.

Kadınlarda klinik depresyonun en yaygın belirtilerinden biri devam eden üzüntü veya geçmeyen düşük ruh halidir. Bu sadece kötü bir gün geçirmekle ilgili değildir; en az iki hafta veya daha uzun süren derin bir boşluk veya umutsuzluk hissidir.

Kadınlar daha kolay ağlayabilir veya duygusal olarak daha uyuşuk hissedebilir. Bazı kadınlar, hobiler, sosyalleşme veya hatta yemek yeme ve uyku gibi eskiden zevk aldıkları şeylere olan ilgilerini kaybedebilirler.

Yorgunluk bir diğer önemli belirtidir. Depresyonu olan birçok kadın, dinlendikten sonra bile sürekli yorgun hissettiğini söyler. Araştırmalar, depresyonu olan kişilerin beyin kimyasında enerji seviyelerini, motivasyonlarını ve konsantre olma yeteneklerini etkileyen değişiklikler olduğunu göstermiştir.

Uyku ve iştahta değişiklikler de yaygın belirtilerdir. Bazı kadınlar çok fazla uyurken, bazı kadınlarda uykuya dalamaz veya çok erken uyanabilir. İştah da değişebilir; bazı kadınlar yemeğe olan ilgisini kaybederken, bazı kadınlarda daha fazla yemek yer.

Suçluluk veya değersizlik duyguları depresyonlu kadınlarda özellikle güçlüdür. Kendilerinin suçu olmayan şeyler için kendilerini suçlayabilir veya başkalarına yük olduklarını hissedebilirler. Araştırmalar, kadınların erkeklere oranla stresi içselleştirme ve kendilerini suçlama olasılıklarının daha yüksek olduğunu, bunun da kadınlarda depresyon oranlarının daha yüksek olmasını kısmen açıklayabileceğini gösteriyor.

Başka bir işaret artan kaygıdır. Depresyonu olan birçok kadın aynı zamanda kaygılı düşünceler de yaşarlar. Bazı araştırmalar, kadınların erkeklerden daha çok depresyon ve kaygı karışımına sahip olma olasılığının olduğunu gösteriyor; bu da durumu fark etmeyi veya tedavi etmeyi zorlaştırabilir.

Sinirlilik ve öfke de belirtiler olabilir, depresyon genellikle sadece üzüntü olarak düşünülse de. Kadınlar, küçük sorunlar karşısında dahi bunalmış hissedebilirler. Bu durum, ilişkilerde stres yaratabilir ve suçluluk duygularına yol açabilir, bu da depresyonu derinleştirir.

Depresyon, bazı durumlarda, normal tedavilere yanıt vermeyen baş ağrısı, mide sorunları veya vücut ağrıları gibi fiziksel belirtilere neden olabilir. Bunlar duygusal sıkıntıdan kaynaklansalar bile gerçek belirtilerdir. Araştırmalar, kadınların bu fiziksel semptomları bildirme olasılığının erkeklerden daha yüksek olduğunu gösteriyor ve bu da bazen teşhislerin atlanmasına veya yardımın gecikmesine yol açıyor.

Hormonal değişiklikler de rol oynar. Hamilelik, doğum sonrası ve menopoz gibi olaylar ruh halini etkileyebilecek büyük hormonal değişimlere neden olur. Örneğin doğum sonrası depresyon, 7 kadından yaklaşık 1’ini etkiler ve “bebek hüznü”nün çok ötesine geçer. Şiddetli üzüntüye, korkuya ve bebekle bağ kurmada soruna neden olabilir. Erken yardım almak hem anne hem de çocuk için uzun vadeli sorunları önleyebilir.

Paylaşın

Aralıklı Oruç Diyeti Tip 2 Diyabet İçin Güvenli Mi?

Aralıklı oruç (intermittent fasting) diyeti, belirli zaman dilimlerinde yemek yemeyi ve belirli zaman dilimlerinde oruç tutmayı içeren bir beslenme yaklaşımıdır. 

Haber Merkezi / Aralıklı oruç diyeti, tip 2 diyabet hastaları için potansiyel faydalar sağlayabilir, ancak diyetin güvenliği bireysel sağlık durumuna bağlıdır ve diyet mutlaka doktor gözetiminde uygulanmalıdır.

Potansiyel faydaları:

Kan şekeri kontrolü: Aralıklı oruç, insülin duyarlılığını artırabilir ve kan şekeri seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir. Araştırmalar, özellikle 16:8 (16 saat oruç, 8 saat yeme penceresi) veya 5:2 (haftada iki gün düşük kalori alımı) gibi yöntemlerin, HbA1c ve açlık kan şekeri seviyelerini iyileştirebileceğini gösteriyor.

Kilo kontrolü: Tip 2 diyabet hastalarında kilo vermek, insülin direncini azaltabilir. Aralıklı oruç, kalori alımını kısıtlayarak kilo kaybını destekleyebilir.

Enflamasyon azalması: Bazı araştırmalar, aralıklı orucun vücuttaki enflamasyonu azaltabileceğini ve bu durumun diyabet yönetiminde olumlu etkileri olabileceğini öne sürüyor.

Riskler ve dikkat edilmesi gerekenler:

Hipoglisemi riski: Özellikle insülin veya sülfonilüre gibi kan şekerini düşüren ilaçlar kullanan hastalarda, oruç sırasında hipoglisemi (düşük kan şekeri) riski artabilir.

İlaç doz ayarı: Oruç, ilaçların dozajını ve zamanlamasını etkileyebilir. Bu nedenle, diyete başlamadan önce bir doktorla ilaç düzenlemeleri yapılmalıdır.

Beslenme dengesi: Oruç dönemlerinde yeterli besin alımı sağlanmazsa, vitamin veya mineral eksiklikleri ortaya çıkabilir.

Bireysel farklılıklar: Her tip 2 diyabet hastasının durumu farklıdır. Böbrek fonksiyonları, komplikasyonlar veya diğer sağlık sorunları oruç güvenliğini etkileyebilir.

Öneriler:

Doktor danışmanlığı: Aralıklı oruca başlamadan önce mutlaka bir endokrinolog veya diyabet uzmanına danışılmalıdır. Kan şekeri takibi sıklaştırılabilir.

Kademeli başlangıç: 12:12 gibi daha hafif bir oruç yöntemiyle başlanabilir, ardından duruma göre 16:8’e geçilebilir.

Beslenme kalitesi: Yeme penceresinde dengeli, düşük glisemik indeksli gıdalar (tam tahıllar, sebzeler, sağlıklı yağlar, protein) tercih edilmelidir.

Hidrasyon: Bol su içmek ve dehidrasyondan kaçınmak önemlidir.

Kan şekeri takibi: Oruç sırasında kan şekeri düzenli olarak ölçülmeli, özellikle hipoglisemi belirtileri (terleme, titreme, baş dönmesi) izlenmelidir.

Bilimsel kanıtlar:

2021’de The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bir meta-analizde, aralıklı orucun tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünü iyileştirebileceğini, ancak uzun süreli etkilerinin daha fazla araştırılması gerektiği belirtildi.

Diabetes Care (2020) dergisindeki bir araştırmada, aralıklı orucun kilo kaybı ve insülin duyarlılığı üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini, ancak doktor gözetiminin gerektiği vurgulandı.

Paylaşın

Sıcak Havalarda Yapılmaması Gerekenler!

Sıcak hava dalgaları, her yıl, diğer tüm doğal afetlerin toplamından daha fazla insanının hayatını kaybetmesine neden oluyor. Buna kasırgalar, seller, hortumlar ve yıldırım düşmeleri de dahil.

Haber Merkezi / Kendinize, sıcak hava dalgalarının neden bu kadar tehlikeli olduğunu soruyor olabilirsiniz. Bunun nedeni, çoğu insanın aşırı sıcaklığın gerçekte ne kadar tehlikeli olabileceğinin farkında olmamasıdır.

Kendi iç sıcaklığınıza, su içmenize veya eforunuza dikkat etmiyorsanız, sonuçları korkunç olabilir. İşte sıcak hava dalgasında yapmamanız gerekenler:

Susamayın: Susuz kalmamak vücudun serin kalmasına yardımcı olur. Susamasanız bile gün boyunca düzenli olarak su tüketmelisiniz.

Çok fazla alkol tüketmeyin: Çok fazla alkol tüketmek, vücudunuzun su kaybetmesine neden olur.

Ağır yemekler yemeyin: Protein gibi daha ağır yiyecekler yemek, vücudunuzun daha fazla su kaybetmesine neden olarak metabolik ısı üretiminizi artırır. Salatalar, çiğ sebzeler ve soslar, krakerler ve peynir veya meyve ve biraz fıstık ezmesi gibi serin, hafif yemeklerle yetinin.

Güneşte çok fazla zaman geçirmeyin: Güneşli alanlar gölgeli alanlardan daha sıcak olmakla kalmaz, aynı zamanda güneş yanığı olursanız vücudunuz ısıyı dağıtmada daha fazla zorlanır.

Klima olmayan yerlerde kalmayın: Klima, yalnızca ara sıra olsa bile, ısı tehlikelerini önemli ölçüde azaltır. Evinizde klima yoksa, kliması olan halka açık bir yere veya soğutma merkezine gidin. Serin bir banyo veya duş da yardımcı olabilir.

Egzersiz yapmayın: Günün en sıcak saatlerinde egzersiz yapmayın veya yorucu aktivitelerde bulunmayın. Vücudunuz kolayca aşırı yüklenebilir ve işlevini yerine getiremez hale gelebilir. İdeal olarak, sadece ısı endeksi 80 derecenin altındayken yorucu dış mekan aktiviteleri yapmalısınız.

Kendinizi zorlamayın: Eğer dışarıdaysanız ve kas spazmları, yoğun terleme, yorgunluk, mide bulantısı veya halsizlik yaşamaya başladıysanız, mola vermenin zamanı çoktan geçmiş demektir. Dışarısı sıcak olduğunda, daha sık dinlenmeniz, sık sık serinleme molaları vermeniz (içeride, klimada) ve bol su içmeniz gerekir.

Çok fazla kafein veya şekerli içecekler içmeyin: Alkol gibi bunlar da vücudunuzun su kaybetmesine neden olur.

Koyu renkli, dar veya ağır giysiler giymeyin: Hafif malzemelerden yapılmış açık renkli, bol giysiler serin kalmanıza yardımcı olacaktır.

Paylaşın

Yaşlandıkça Kilo Vermek Neden Zorlaşır?

Fazla ve rahatsız edici kilolardan kurtulmaya çalışan herkes, vücutta gerçekleşen biyolojik ve hormonal süreçler nedeniyle, yaşlandıkça kilo vermenin daha zor hale geldiğini bilir.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça kilo vermenin zorlaşmasının birkaç temel nedeni vardır. İşte o nedenler:

Metabolizma yavaşlaması: Yaş ilerledikçe bazal metabolizma hızı (BMR) azalır. Vücut, dinlenme halinde daha az kalori yakar çünkü kas kütlesi azalır ve yağ oranı artar. Kaslar daha fazla enerji tükettiği için bu kayıp metabolizmayı yavaşlatır.

Kas kütlesi kaybı (Sarkopeni): 30’lu yaşlardan itibaren her on yılda yaklaşık yüzde 3-5 kas kütlesi kaybı yaşanabilir. Bu, daha az kalori yakılmasına ve kilo vermenin zorlaşmasına neden olur.

Hormonal değişiklikler: Yaşla birlikte östrojen (kadınlarda), testosteron (erkeklerde) ve büyüme hormonu gibi metabolizmayı düzenleyen hormon düzeyleri azalır. Bu, yağ depolanmasını artırabilir ve kilo kaybını zorlaştırabilir.

Fiziksel aktivite azalması: Yaşlandıkça hareket etme eğilimi azalabilir. Eklem ağrıları, düşük enerji veya yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle egzersiz yapmak zorlaşabilir, bu da kalori yakımını azaltır.

İnsülin direnci ve şeker metabolizması: Yaşla birlikte insülin direnci artabilir, bu da vücudun şekeri enerjiye dönüştürme yeteneğini azaltır ve yağ depolanmasını kolaylaştırır.

Beslenme alışkanlıkları: Yaş ilerledikçe iştah düzenlemesi değişebilir ve kalorisi yüksek gıdalara yönelim artabilir. Ayrıca, duygusal yeme gibi alışkanlıklar kilo kontrolünü zorlaştırabilir.

Uyku ve stres: Yaşlandıkça uyku kalitesi düşebilir ve stres hormonları (kortizol) artabilir. Bu, iştahı artırarak ve yağ depolamayı teşvik ederek kilo vermeyi zorlaştırır.

Paylaşın

Karaciğer Sirozu Yavaşlatılabilir Mi?

Karaciğer sirozu, karaciğerin kötü bir şekilde yara aldığında oluşan ciddi bir durumdur. Fibrozis olarak da adlandırılan bu yara izi zamanla birikir. Siroz ileri bir aşamaya ulaştığında ise, karaciğer artık düzgün çalışamaz.

Haber Merkezi / Sirozun özellikle ileri evrelerde tamamen tersine çevrilebilmesi mümkün olmasa da araştırmalar, hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini ve hatta bazı durumlarda, nedenin tedavi edilmesi ve yaşam tarzında değişiklikler yapılmasıyla iyileştirilebileceğini gösteriyor.

Karaciğer sirozunun birçok nedeni vardır. Bunlara kronik hepatit B veya C enfeksiyonları, yoğun alkol kullanımı, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) ve otoimmün karaciğer hastalıkları dahildir.

Tüm bu vakalarda karaciğer zamanla iltihaplanır. Vücut hasarı onarmaya çalışır, ancak bu sağlıklı karaciğer hücrelerinin yerini alan yara dokusuna yol açar. Yara dokusu arttıkça karaciğerin işini yapması zorlaşır: besinleri işlemek, toksinleri temizlemek ve protein üretmek gibi.

Siroz ciddi bir hastalık olsa da, çalışmalar her zaman hızla kötüleşmediğini gösteriyor. Nature Reviews Gastroenterology & Hepatology’de yayınlanan 2020 tarihli bir araştırma, altta yatan neden iyi yönetilirse sirozun yıllarca stabil kalabileceğini açıklıyor.

Örneğin, sebep alkol ise, içkiyi tamamen bırakmak en önemli adımdır. Alkolsüz yaşam, karaciğere iyileşme şansı verir ve kanama, enfeksiyonlar ve karaciğer kanseri gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonların riskini azaltır.

Sebep hepatit B veya C ise, antiviral tedaviler vücuttaki virüs miktarını azaltabilir ve karaciğer hasarını yavaşlatabilir veya hatta durdurabilir. Yeni hepatit C tedavileri özellikle etkilidir.

New England Journal of Medicine’deki araştırma, hepatit C için tedavi gören kişilerin yüzde 95’inden fazlasının iyileştiğini ve hatta bazılarının zamanla fibrozunun tersine döndüğünü gösterdi. Hepatit B için günlük antiviral tabletler virüsü kontrol altında tutabilir ve karaciğer hücrelerini koruyabilir.

Alkol kaynaklı olmayan yağlı karaciğer hastalığı, özellikle diyabet veya obezitesi olan kişilerde sirozun bir diğer önemli nedenidir. Bu durumda kilo kaybı büyük bir rol oynar. Vücut ağırlığının yüzde 7-10’unu kaybetmek, karaciğer yağında ve iltihabında büyük bir azalma ile ilişkilendirilmiştir.

JAMA’da 2021 yılında yapılan bir araştırma, yağlı karaciğer hastalığı olan ve egzersiz yapıp diyetlerini iyileştiren kişilerde, hiçbir değişiklik yapmayanlara kıyasla hastalığın daha yavaş ilerlediğini ortaya koydu.

Yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol, kontrol altına alınmadığı takdirde karaciğer hasarını hızlandırabilir. Sirozlu kişiler ayrıca ibuprofen veya yüksek dozda asetaminofen (parasetamol) gibi karaciğeri strese sokabilecek ilaçlardan da kaçınmalıdır.

Düzenli ve sağlıklı beslenme

Karaciğer dostu bir beslenme yardımcı olur. Buna bol miktarda sebze, meyve, tam tahıllar ve yağsız proteinler dahildir. Tuz, özellikle sirozda yaygın olan karında sıvı birikmesi (assit) gelişen kişilerde sınırlandırılmalıdır. Yeterli su içmek ve çiğ deniz ürünlerinden (özellikle istiridyelerden) kaçınmak enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Sirozlu kişiler hepatit A ve B’ye karşı aşılanmalıdır, çünkü bu enfeksiyonlar zayıf karaciğeri olan kişilerde ciddi hastalıklara neden olabilir. Komplikasyonları önlemek için yıllık grip aşıları ve zatürre aşıları da önerilir.

Doktorlar karaciğer fonksiyonunu kontrol etmek ve karaciğer kanseri veya iç kanamanın erken belirtilerini aramak için kan testleri, görüntüleme veya endoskopi önerebilir. Sorunları erken yakalamak daha iyi tedavi ve sonuçlara yol açabilir.

Paylaşın

Gen Tedavisi Genetik Sağırlığı İyileştirebilir Mi?

“Gen tedavisi genetik sağırlığı iyileştirebilir mi?” sorusunun cevabı evettir. Gen tedavisi genetik sağırlığı iyileştirebilir, ancak bu durum sağırlığa neden olan genetik mutasyonun türüne ve tedavinin uygulanma şekline bağlıdır.

Haber Merkezi / Genetik sağırlık, genellikle iç kulaktaki saç hücrelerinin veya işitme sinirlerinin işlevini etkileyen gen mutasyonlarından kaynaklanır. Gen tedavisi, bu mutasyonları düzeltmek veya eksik proteinleri yerine koymak için tasarlanmıştır.

Mevcut durum ve gelişmeler:

Hedeflenen genler: Genetik sağırlık, OTOF, GJB2 (connexin 26) gibi belirli genlerdeki mutasyonlarla ilişkilidir. Örneğin, OTOF genindeki mutasyonlar, işitme kaybına neden olan protein eksikliklerine yol açar. Gen tedavisi, bu genlerin sağlıklı kopyalarını iç kulağa teslim ederek işitme fonksiyonunu geri kazanmayı hedefler.

Uygulama yöntemi: Gen tedavisi genellikle adenovirüs veya adeno-ilişkili virüs (AAV) gibi vektörler kullanılarak yapılır. Bu vektörler, sağlıklı genleri iç kulaktaki hedef hücrelere taşır. Cochlear implantlarla birlikte veya tek başına uygulanabilir.

Klinik çalışmalar: 2023 ve 2024’te yapılan bazı klinik deneyler, özellikle OTOF mutasyonuna bağlı sağırlıkta umut verici sonuçlar gösterdi. Örneğin, Çin ve ABD’deki çalışmalarda, gen tedavisi uygulanan bazı çocuklarda işitme yeteneğinde önemli iyileşmeler gözlendi.

GJB2 mutasyonları için de çalışmalar devam ediyor, ancak bu genin tedavisi daha karmaşık olabilir, çünkü connexin 26 proteini hücreler arası iletişimi etkiler ve tedavinin zamanlaması kritik önemdedir. 2024’te, OTOF gen tedavisi uygulanan birkaç çocuk, işitme cihazı olmadan konuşma algılama yeteneği kazandı. Bu, özellikle erken yaşta (bebeklik veya erken çocukluk) uygulandığında tedavinin daha etkili olduğunu gösteriyor.

Sınırlamalar:

Gen spesifikliği: Her genetik sağırlık vakası farklıdır ve tüm mutasyonlar için gen tedavisi henüz geliştirilmemiştir.

Erken müdahale: Tedavi, saç hücreleri veya sinirler tamamen kaybolmadan önce uygulanmalıdır, aksi takdirde etkinlik sınırlı olabilir.

Erişim ve maliyet: Gen tedavisi şu anda deneysel ve pahalı bir yöntemdir. Yaygın kullanımı için daha fazla araştırma ve altyapı gereklidir.

Uzun vadeli etkiler: Tedavinin uzun vadeli güvenliği ve etkinliği hakkında daha fazla veri toplanması gerekiyor.

Gelecek beklentileri

Gen tedavisi teknolojisi hızla ilerliyor ve CRISPR gibi gen düzenleme araçları, genetik sağırlık tedavisinde devrim yaratabilir. Özellikle erken teşhis ve tedavi ile, genetik sağırlığı olan bireylerde işitme kaybının tamamen veya kısmen düzeltilmesi mümkün olabilir.

Ancak, her hasta için kişiselleştirilmiş bir yaklaşım gereklidir, çünkü genetik sağırlığın altında yatan nedenler oldukça çeşitlidir.

Paylaşın

Hangi İlaçlar Bunamayı Yavaşlatmaya Yardımcı Olur?

Demans (bunama), hafızayı, düşünmeyi ve günlük aktiviteleri yavaşça etkileyen bir durumdur. En yaygın türü Alzheimer hastalığıdır, ancak vasküler demans ve Lewy cisimcikli demans gibi başka formları da vardır.

Haber Merkezi / Demans’ın şu anda bir tedavisi olmasa da bazı ilaçlar semptomları yavaşlatmaya ve bir süreliğine yaşam kalitesini iyileştirmeye yardımcı olur. Peki hangi ilaçlar gerçekten işe yarıyor ve ne kadar yardımcı oluyor?

En sık kullanılan ilaç gruplarından biri kolinesteraz inhibitörleri olarak adlandırılır. Bunlar arasında donepezil (marka adı Aricept), rivastigmin (Exelon) ve galantamin (Razadyne) bulunur. Bu ilaçlar, hafıza ve düşünme konusunda yardımcı olan asetilkolin adı verilen bir beyin kimyasalının seviyelerini artırarak çalışır.

Alzheimer hastalığı ve diğer bazı demans hastalarında asetilkolin seviyeleri düşer. Bu ilaçlar bu kimyasalın korunmasına yardımcı olarak, semptomları bir süreliğine iyileştirebilir veya stabilize edebilir. Araştırmalar, örneğin donepezilin birçok hastada zihinsel işlevi yaklaşık 6 ila 12 ay boyunca korumaya yardımcı olabileceğini, ancak herkesin aynı şekilde yanıt vermediğini gösterdi.

Bir diğer ilaç ise memantindir (ticari adı Namenda). Demans hastalarında çok aktif olabilen ve beyin hücrelerine zarar verebilen glutamat adı verilen bir başka beyin kimyasalının aktivitesini kontrol etmeye yardımcı olur. Memantin genellikle Alzheimer hastalığının orta ila şiddetli evrelerinde kullanılır ve tek başına veya bir kolinesteraz inhibitörüyle birlikte verilebilir. Bazı araştırmalar, memantinin donepezil ile birleştirilmesinin, demansın ileri evrelerinde her iki ilacın tek başına kullanılmasından biraz daha iyi sonuçlar verdiğini buldu.

Alzheimer’lı kişilerde plak olarak bilinen yapışkan kümeler oluşturan amiloiddir. 2021’de ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), erken Alzheimer için aducanumab (Aduhelm) adlı bir ilacı onayladı. Bu ilaç, beyinden amiloidi gidermek için geliştirildi. Bazı araştırmalar, amiloid plaklarını azalttığını gösterdi. 2023’te lecanemab (Leqembi) adlı başka bir ilaç onaylandı. Klinik çalışmalar, erken Alzheimer’lı kişilerde bilişsel gerileme oranını 18 ay boyunca yaklaşık yüzde 27 oranında yavaşlattığını gösterdi.

Bu ilaçların bunamayı durdurmuyor, semptomların kötüleşmesini bir süreliğine yavaşlatıyor. Yani hastalık ilerlemeye devam ediyor. Ancak, mütevazı bir yavaşlama bile anlamlı bir fark oluşturabilir; hastalara bağımsız kalmaları ve yaşam kalitelerini korumaları için daha fazla zaman verebilir.

Paylaşın

Bu İçecekten Günde 16 Yudum İçin Ve Bunamayı Önleyin

Yeni bir araştırma, günde en az 240 ml kahve içmenin (yaklaşık 16 yudum) daha sağlıklı yaşlanmaya yardımcı olduğunu, kronik hastalık riskini, bunamayla ilişkili bilişsel bozukluğu ve fiziksel sınırlamaları azalttığını gösteriyor.

Haber Merkezi / Harvard Üniversitesi’nden Dr. Sara Mahdavi liderliğindeki bir grup araştırmacı, 30 yıllık bir süre boyunca 47 bin kadından alınan verileri inceledi.

Araştırmanın sonuçlarına göre, günde en az bir fincan (16 yudum veya 240 ml) kahve içen kadınların, diğerlerine kıyasla daha az kronik hastalık, bunama ve fiziksel sorun yaşadığı, 70 yaşına geldiklerinde ise daha sağlıklı bir yaşlanma süreci geçirdikleri ortaya çıktı.

Araştırmada yer alan kadınların her biri diğerlerinden biraz daha fazla kahve içtiğinde (yaklaşık bir buçuk fincan), fiziksel ve ruhsal olarak diğerlerinden yüzde 5 daha sağlıklı olma olasılığı da ortaya çıktı.

Araştırmanın sonuçlarına göre, kafeinli kahve, çay veya kafeinsiz kahvenin aksine yaşlılıkta zihinsel ve fiziksel işlevleri koruyor. Buna karşılık, gazlı şekerli meşrubatları günlük olarak tüketmek, sağlıklı bir yaşam sürme olasılığını yüzde 19 oranında azaltıyor.

Araştırma, kafeinli kahvenin düzenli ve ölçülü tüketilmesinin, doğru beslenme, egzersiz ve sigaradan uzak durma gibi sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesiyle birlikte yaşlılıkta ruhsal ve fiziksel sağlığın korunmasına yardımcı olduğunu ve kişinin her türlü bunamaya yakalanmasını önlediğini gösteriyor.

Paylaşın

Düşük Kan Şekerinin Beş Gizli Belirtisi

Tıbbi olarak, düşük kan şekeri veya hipoglisemi, kan şekeri 70 mg/dL’nin altına düştüğünde ortaya çıkar. Bu durum, tip 1 diyabetli kişilerde en yaygın olanıdır, ancak ailesinde diyabet veya obezite öyküsü olan kişiler de bu duruma duyarlı olabilir.

Haber Merkezi / Bazı ilaçlar, yeme bozuklukları, bazı tümörler veya kilo verme ameliyatı gibi faktörler de düşük kan şekerine neden olabilir.

İşte düşük kan şekerinin 5 gizli belirtisi:

Baş dönmesi, sersemlik hissi veya konsantre olamama: Vücut yeterli glikoz almadığında, beyin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ememez. Sonuç olarak, baş dönmesi, sersemleme hissi veya konsantre olmakta zorluk çekilir. Bu, kan şekerinin düştüğünün ve vücudun enerjisinin tükendiğinin en yaygın işaretlerinden biridir.

El titremeleri, kaygı veya ani sinirlilik: Beyin çalışmak için glikoza bağımlıdır. Beyin yeterli glikoz almazsa, vücudunu uyarmak için adrenalin hormonu salgılanır. Bu, titreme, kaygı veya hatta ani ruh hali değişimlerine neden olabilir ve sebepsiz yere öfkeli veya kaygılı hissetmeye yol açabilir.

Hızlı kalp atışı: Vücudu uyarmanın yanı sıra adrenalin aynı zamanda kalp atış hızının hızlanmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olan “kaç ya da savaş” tepkisini de harekete geçirir. Yüksek kan basıncına sahip olan kişiler bu belirtiye karşı daha hassas olmalıdır.

Belirgin bir nedeni olmayan mide bulantısı: Garip gelebilir ama mide bulantısı, özellikle diyabet ilacı kullanan veya gecikmiş mide boşalması sorunları yaşayan kişilerde aniden ortaya çıkabilen düşük kan şekerinin bir yan etkisidir.

Yoğun ve ani açlık hissi: Vücut yeterli yakıta sahip olmadığında, aşırı aç hisseder. Bunun nedeni, beyne “Hızlı ye!” mesajını gönderen ghrelin hormonunun salınmasıdır. Bu koşullarda, kan şekerini tekrar dengeye getirmek için tatlı yiyeceklere duyulan istek de artar.

Paylaşın

Beyin Şekeri Metabolizması Alzheimer’ın Anahtarı Olabilir Mi?

Alzheimer, ilerleyici bir nörodejeneratif bozukluk olup, genellikle yaşlılarda görülen en yaygın demans türüdür. Alzheimer, beyinde beta – amiloid plakları ve tau protein yumaklarının birikmesiyle karakterizedir. Bu, nöron kaybına ve sinaptik bağlantıların bozulmasına yol açar.

Haber Merkezi / Alzheimer’ın başlıca belirtileri hafıza kaybı, bilişsel gerileme, dil ve problem çözme becerilerinde zorluk, davranış değişiklikleridir. Hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürme yeteneği kaybolur. Alzheimer’ın kesin tedavisi yoktur, ancak bazı ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri semptomları hafifletebilir veya ilerlemeyi yavaşlatabilir.

Beyin şekeri metabolizmasının Alzheimer hastalığında önemli bir rol oynayabileceği hipotezi, son yıllarda bilimsel araştırmalarda dikkat çeken bir konudur. Alzheimer, beyinde beta – amiloid plakları ve tau protein yumakları birikimiyle karakterize edilirken, enerji metabolizmasındaki bozuklukların da hastalığın gelişiminde kritik olabileceği düşünülüyor. Özellikle glikoz metabolizması, beynin enerji ihtiyacını karşılamada temel bir rol oynar ve bu süreçteki aksaklıklar, nöronal işlev kaybına katkıda bulunabilir.

Beyin, enerji ihtiyacının büyük kısmını glikozdan sağlar. Alzheimer hastalarında, beyin bölgelerinde (özellikle hipokampus ve kortekste) glikoz kullanımında azalma gözlemlenmektedir. Bu durum, “beyin hipometabolizması” olarak adlandırılıyor ve hastalığın erken evrelerinde bile tespit edilebiliyor (örneğin, PET taramalarıyla). Bu metabolik bozukluk, beta – amiloid birikiminden önce ortaya çıkabiliyor, bu da glikoz metabolizmasının hastalığın bir sonucu değil, potansiyel bir nedeni olabileceğini düşündürüyor.

Alzheimer bazen “Tip 3 diyabet” olarak adlandırılıyor çünkü beyindeki insülin direnci, glikoz kullanımını bozarak nörodejenerasyona katkıda bulunabilir. İnsülin sinyal yolaklarındaki bozukluklar, beta – amiloid ve tau patolojilerini artırabilir. Diyabet hastalarında Alzheimer riskinin daha yüksek olması, bu bağlantıyı destekliyor.

Glikoz metabolizması, mitokondrilerde enerji üretimine (ATP) bağlıdır. Alzheimer hastalarında mitokondriyel disfonksiyon, oksidatif stres ve enerji eksikliği, nöronal hasarı hızlandırabilir. Bu durum, beyin hücrelerinin enerji açlığına yol açarak sinaptik işlev kaybına ve bilişsel gerilemeye katkıda bulunabilir.

Paylaşın