Hamilelikte Egzersizin Beş Faydası

Hamilelik sırasında hareketli olmak, formda kalmak, rahatsızlıkları azaltmanın yanı sıra hem anne hem de bebek için sağlık risklerini azaltmak açısından çok önemlidir.

Haber Merkezi / Hamilelik sırasında düzenli egzersiz sırt ağrısını, kabızlığı ve gebelik diyabeti riskini hafifletmeye yardımcı olarak daha sağlıklı bir hamilelik yolculuğuna katkıda bulunur. İşte hamilelikte egzersizin beş faydası:

Sırt ağrısını azaltır: Hamilelik, özellikle sırtta oluşan rahatsızlıklarla ilişkilidir. Araştırmalar, hamile kadınların yüzde 20’sinin hamileliğin 20. ila 28. haftalarında başlayan hamilelikle ilişkili bel ağrılarından muzdarip olduğunu göstermektedir.

Esneme, yürüme, yoga veya yüzme gibi düzenli egzersizler omurgayı destekleyen kasları güçlendirerek ağrıyı hafifletebilir.

Kabızlığı hafifletir: 103 kadın üzerinde yapılan bir araştırma, kabızlığın hamilelik boyunca ve doğum sonrası 3 aya kadar sürebildiğini ortaya koydu. Düzenli egzersizler bağırsak hareketlerini uyarır ve sindirim sistemini sağlıklı tutar.

Gebelik diyabeti, preeklampsi riskinizi azaltır: Gestasyonel diyabet, hamilelik sırasında kan şekeri düzeylerini etkileyen, preeklampsi ise, hamilelik sırasında yüksek tansiyonla karakterize ciddi bir sağlık durumdur.

Düzenli egzersiz kan şekeri seviyesini düşürür ve insüline karşı daha duyarlı olmayı sağlar. Fiziksel aktiviteler aynı zamanda kardiyovasküler kondisyonlama ve kan basıncını normal aralığa düşürme ile de ilişkilidir.

Sağlıklı kilo alımı: Kilo alımı hamileliğin doğal bir parçasıdır. Ancak bazen hamile kadın gerekenden daha fazla kilo alabilir ve bu da hamilelik yolculuğunda komplikasyonlara yol açabilir.

Hamilelikte kilo alımı, zayıf kadınlar için 18 kg’dan, normal kilolu kadınlar için 16 kg’dan, fazla kilolu kadınlar için 11,5 kg’dan ve obez kadınlar için 9 kg’dan az kilo alımı ile karakterize edilir.

Hamilelikte düzenli egzersiz aşırı kilo almamanı sınırlayarak hem annenin hem de bebeğin çeşitli sağlık sorunları yaşama olasılığını azaltır.

Kalp ve kan damarlarını güçlendirir: Hamilelik kan damarlarına ve kalbe ekstra baskı uygular. Hipertansif bozukluklar gebeliklerin neredeyse yüzde 10’unu etkiler ve aynı zamanda kardiyovasküler risklerle de ilişkilidir.

Hamilelik sırasında düzenli egzersiz, kardiyovasküler sistemi güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir ve kalple ilgili tıbbi zorluk riskini azaltır.

Bununla birlikte, hamileliğin 26. haftasından sonra plasenta previa, bazı kalp ve akciğer hastalıkları, erken doğum veya membran yırtılması, hamileliğin neden olduğu kan basıncı, şiddetli anemi ve ikizlere veya üçüzlere hamile kalma gibi rahatsızlıkları veya hamilelik komplikasyonları olan kadınlar, hamile kalmamalıdır.

Egzersiz sırasında göğüs ağrısı, vajinadan sıvı veya kan sızması ve baş dönmesi gibi belirtilere karşı da dikkatli olunmalı. Bu gibi belirtilerle karşılaşılırsa derhal doktora başvurmalı.

Paylaşın

TİP’ten ‘Siyasette Yumuşama’ Açıklaması: Oyun, Erdoğan Daha Otoriterleşecek

Türkiye İşçi Partisi (TİP), siyasal gelişmelerin değerlendirildiği parti meclisi toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin, yumuşamanın bir oyun olduğu ve Erdoğan’ın daha da otoriterleşeceği vurguladı:

Haber Merkezi / “Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür ‘yumuşama ‘dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.”

İstanbul’da toplanan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi toplantısı sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede şu ifadelere yer verildi:

“31 Mart seçimleri ülkemizin yakın ve orta vadeli geleceğini etkileyecek çok sayıda sonuç yaratmıştır. Bunlar arasında en önemlisi ise, Türkiye’nin yapısal krizinin kırılganlık düzeyinin yükselmiş olmasıdır. Türkiye, önümüzdeki dönem boyunca siyasal, iktisadi ve ideolojik boyutlarıyla derinleşen bir yapısal kriz sürecinde olacaktır ve 31 Mart seçimleriyle oluşan tablo bu kriz sürecini dinginleştirmek yerine daha da kırılganlaştırmıştır. Dahası, bu kriz sürecinde olası bir kırılmanın hangi gündemlerde olabileceğine dair de ciddi ipuçları ortaya çıkmıştır.

Saray Rejimi’nin 31 Mart seçimlerinden ağır bir yenilgiyle çıkmış olmasının birçok nedeni bulunmakla birlikte, gerçek hızı ve şiddetine şimdi ulaşacak olan Şimşek Programı’nın bu kayıpta önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Esas olarak emekçilerin haklarına ve yaşamlarına yönelik kapsamlı bir saldırı anlamına gelen ve kemer sıkma politikalarıyla birlikte ülkemiz emekçilerini daha da derinleşmiş bir yoksulluk ve işsizlik ortamına sokacağı belli olan Şimşek Programı hem büyük sermayenin hem uluslararası kapitalizmin hem de Saray iktidarının zorunlulukları ve çıkarları gereği yürürlükte tutulacaktır. Şimşek Programının kararlı biçimde uygulanacak olması önümüzdeki dönemin siyasal ve toplumsal gündemlerine dair veriler sunmaktadır.

Son yıllarda yaşanan bölüşüm şoku ve bunun yol açtığı toplumsal yıkım telafi edilebilir ve geri döndürülebilir olmaktan çıkarak kalıcılık kazanma eğilimindedir. Ücretlerin asgari ücret ortalamasına çekilmesi, enflasyon sonucunda alım gücünün düşmesi, emeklilerin yaşamını sürdürmekte zorlanacak denli yoksullaşması, gençlerin hem eğitim hayatlarının hem ekonomik geleceklerinin tamamen kararması, işgücü dışına düşen ve sosyal yardımlarla yaşayabilen kent ve kır yoksullarının durumunun hiçbir umut barındırmaması gibi yıkıcı sonuçların yanı sıra, enflasyonun maliyetinin emekçilere yıkılmasıyla birlikte işsizlik sorununun da katlanarak büyümesi gündemdedir. Bu bölüşüm şokunun bir bölüşüm kavgasına dönüştürülmesi en önemli siyasal görevlerdendir.

Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür “yumuşama” dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.

Yeni Anayasa tartışmalarının da “yumuşama” beklentisi gibi siyasal karşılığının olmadığı, Anayasayı ve AYM kararlarını Can Atalay ve 1 Mayıs örneklerinde olduğu gibi yok sayan bir iktidarın yeni anayasa yapma ehliyeti olmadığı açıktır. Bu haliyle muhalefet cephesinin de saray rejiminin açmaya çalıştığı Anayasa tartışmalarını meşrulaştırmama görevi önünde durmaktadır.

Erdoğan’ın en önemli özelliği, farklı sınıf ve fraksiyonların çıkarlarını devlet nezdinde temsil ve regüle edebilme gücünü elinde toplaması olmuştur. Bu anlamda “tek adam” sadece keyfi siyasal/ideolojik kararlar aldığı için değil esas olarak sınıfların devletle ilişkisinin kendi aracılığından geçmesini zorunlu kıldığı için tek adamdır. Bu “tek adam” konumunun sarsılma olasılığı 31 Mart seçiminin yine çok önemli sonuçlarından biridir. YRP gibi partilerin yükselişinde de dinci/gerici ajandaya sadakatten çok Erdoğan’ın bazı sınıf ve fraksiyonlar için devlete ulaşma kanalı olma rolünü, en başta Şimşek Programı nedeniyle, yerine getirememesi etkili olmuştur.

YRP’nin yükselişini salt dinci/gerici ideoloji/kimlik ekseninde anlamlandırmak yeterli değildir. Elbette, başta Filistin konusunda olmak üzere AKP’nin sergilediği etik-politik tutarsızlıklar YRP tarafından kullanılmış ve sonuç alınmıştır. Ama daha önemlisi, YRP’ye akan oyların arkasında derinleşen ve kalıcılaşmaya başlayan bölüşüm şokunun en çok emekçiye, esnaf ve küçük işletmeciye vurması, Şimşek Programıyla büyük sermayenin alenen kollanması, rantiyenin büyümesi ve gösterişçi tüketim, yolsuzluk ve rüşvetin sıradanlaşması gibi etkenler bulunmaktadır.

CHP, hiç kimsenin tahmin etmediği bir başarıya imza atmıştır. CHP’nin başarısının arkasında yatan en önemli neden, bir tür “kendiliğinden popülizm” olarak adlandırılabilecek, eklektik, geniş halk kesimleri açısından alternatif olacak bir makro ekonomik programa dayanmayan, daha ziyade sosyal hizmet sunumunu ve alımını sorunsallaştıran pragmatik söylemidir. İmamoğlu ve Yavaş’ın ulusal çapta siyasal figürlere dönüşmesi de CHP’nin halka seslenme kanallarını açmıştır. Ayrıca bu seçimde ittifak modelinin kullanılmaması da seçmende olumlu yansıma bulmuştur.

Son olarak, Kürt siyaseti ile optimum mesafenin korunması da bu başarıda pay sahibi olmuştur. CHP’nin başarısında cumhuriyetçi bir konsolidasyonun ya da laikliğe yönelik bir kararlılığın etkisi olmadığı gibi, seçmenin CHP tercihinde de böylesi bir aktif siyasal/ideolojik temsilden ziyade AKP’den kurtulma isteğinin ivediliği belirleyicidir.

CHP’nin birinci parti konumuna gelmesi, devletin ve uluslararası güçlerin de dikkate almak zorunda olacağı bir olgudur ve içinden geçtiğimiz süreçte CHP yönetiminin hem devlet hem de uluslararası güçler nezdinde yeni pazarlıklar/taahhütler için zemin yoklama çabalarına tanık olunacaktır. Bu yoklamaların bir diğer anlamı da bir tür Post-Erdoğan dönemi senaryosunun daha ciddi bir olasılık haline gelmesidir. Sermayenin kazanımlarının korunması ve Şimşek Programı’nın devamlılığı, uluslararası politikadaki misyon ve rolün sürdürülmesi, Kürt sorununda devlet yönelimine uyumlanma ve emekçiler ile sol üzerinde hegemonya tesis edilmesi CHP’nin bu ilişkilerdeki gerilimli başlıklarını oluşturacaktır.

“Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir”

DEM Parti, 31 Mart seçimlerinden hem Kürt halkının kazanımlarını koruyacak hem de ülkemizin Saray iktidarı karşısındaki direncini büyütecek bir başarıyla çıkmıştır. Onca hukuksuzluğa ve adaletsizliğe rağmen DEM Parti ve Kürt halkı Saray baskısına karşı koyabilmeyi, haklarını ve mevzilerini kazanabilmeyi, bu arada metropollerde AKP adaylarına kaybettirecek tutumu sergilemeyi başarmıştır ve bu başarı örgütlü bir halk mücadelesinin önemini ortaya koymuştur. Buna karşın, seçimin hemen ertesinde Van’da gerçekleştirilmek istenen irade gaspı girişimi, her ne kadar bu girişim Kürt halkının ve ilerici demokrat kamuoyunun dayanışması ile boşa düşürülmüş olsa da, Saray Rejimi’nin kayyum ve baskı politikalarına devam etme niyetini göstermiştir. Saray Rejimi’ne karşı direnişinde Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir.

Türkiye İşçi Partisi, Saray Rejimi’ne karşı yürütülen ve önümüzdeki dönemde birçok başlıkta derinleşerek büyümesi gereken toplumsal muhalefet direncinin parçası, öncü gücü olmaya devam edecektir. TİP, ülkemizin muhalefet saflarını terk etmeyecek, muhalefetin ortak gücünü büyütecek, ancak kişiliksizleşmeye ve belirgin özelliklerinin silikleşmesine de izin vermeyecektir. TİP, muhalefet safları içerisinde mevcut direnci geriye çeken ve pasifize etmeye çalışan her girişimle mücadeleyi sürdürecektir. Esas olarak da TİP, muhalefet safları içinde uzlaşmaz ve devrimci bir çizginin sadece temsilciliğini yapmayıp bu çizginin güçlendirilmesini ve baskın hale getirilmesini hedefleyecektir. Bunu yaparken muhalefetin toplam gücünü zayıflatmak yerine güçlendirmeyi gözetecektir.

Türkiye İşçi Partisi, kurulduğu günden bu yana, ülkemiz işçi sınıfının çıkarları ve hakları için mücadele etmeyi ilk sıraya koymuştur ve bundan sonra da bu çizgisini koruyacaktır. Ülkemizin temel sorunlarında devrimci bir sınıf çizgisi izlemeyi başaran TİP, cumhuriyet fikrinin savunulmasından laikliğin yok edilmesine, kadınların haklarının budanmasından gençlerin geleceksizliğe mahkum edilmesine, doğa ve kentlerin talan edilmesinden uluslararası savaş politikalarına dahil olunmasına kadar tüm mücadele gündemlerinde işçi sınıfının çıkarlarını merkeze alan bir devrimci çizgiyi temsil edecek ve bu ayrıksı gibi duran tüm mücadele gündemlerini ortak bir siyasal hata doğru yönelten ideolojik hegemonya mücadelesinde ısrar edecektir.

Şimşek Programı’yla birlikte her geçen gün daha da derinleşen ve emekçileri nefes almanın imkansız olduğu bir yoksulluk ve işsizlik cenderesine sokan kriz karşısında mücadele ise TİP’in doğal ve birincil gündemidir. Asgari ücret, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve işsizlik, adaletsiz vergi düzeni, kamusal/sosyal hizmetlerin tasfiyesi gibi gündemlerde TİP, net, uzlaşmaz ve çözüm önerilerini de içeren tezlerini ülke çapında seslendirecek, örgütleyecek ve mücadeleye dönüştürecek, bu tezlerini, kazandığı yerel yönetimlerde örnek halkçı belediyecilik uygulamaları yaratarak hayata geçirecektir.

TİP, kitleselleşme perspektifi sayesinde hem hızla büyüyerek emekçilerin temsilciliğini üstlenmiş hem de bir bütün olarak sosyalist harekete uzun zamandır sahip olmadığı seslenme imkanları sağlamıştır. Kitleselleşme perspektifi kararlılıkla sürdürülerek, büyümenin aynı zamanda örgütlenmeye dönüştürüleceği önlemlerle TİP emekçilerle buluşmaya ve büyümeye devam edecektir. Sosyalist hareketin tarihsel sorunlarından biri olan toplumsal mevzi ve aygıtlar yaratamamak, bu nedenle de kalıcı, tutarlı ve odaklanmış bir siyasal çizgi izleyememek sorunu da bu sayede çözülebilecektir. Bu açıdan, TİP, önümüzdeki dönemde kitleselleşme perspektifini toplumsallaşma aşamasına bağlayacak; parti yapısı ve işleyişinin kurumsallaşması ile parti örgütlerinin ülke toprağına daha sıkı bağlarla kök salması için kalıcı mevziler kazanmaya odaklanacak ve üye sayısını artırmaya devam ederken örgütlülüğünü güçlendirecektir.”

Paylaşın

İstanbul’da Konutlarda Kullanılan Suya Yüzde 36 Zam!

İstanbul’da konutlarda kullanılan suya yüzde 36 ile 53 arasında zam yapıldı. Böylece, İstanbul’da yaşayanların yüzde 75’inin kullandığı birinci kademe suyun birim fiyatı 23.72 liradan 32.28 liraya yükseldi.

İkinci kademe suyun birim fiyatı 34.14 liradan 49.17 liraya çıkarılması, üçüncü kademe suyun birim fiyatı 46.49 liradan 71.10 liraya yükseltildi.

Cumhuriyet’ten Gökhan Kam’ın haberine göre; İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) mayıs ayı olağan meclis toplantılarının ikinci oturumu Meclis 1.Başkanvekili Nuri Aslan başkanlığında Fatih Saraçhane’deki İBB Merkez Binası Meclis Toplantı Salonu’nda yapıldı. Meclis birleşiminde İSKİ’nin olağan genel kurulu gerçekleştirildi.

Genel kurulda İSKİ’nin suya zam teklifi görüşüldü. İSKİ, konut ve iş yerlerinde kademe kademe yüzde 36 ile yüzde 53 arasında değişen oranlarda zam istedi. Teklifi mecliste revize edilmeden AK Partili Meclis üyelerinin, “hayır” oyuna karşın CHP’li üyelerin, “evet” oyuyla oy çokluğu ile kabul edildi.

Yeni tarife ile suya tüm kademelerde ve kullanımlarda yüzde 36 ile yüzde 53 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. İstanbulluların yüzde 85’inin kullandığı birinci kademe konut tarifesine yaklaşık yüzde 36 zam yapıldı. Konutlarda 0-15 metreküp arası 1. Kademe su kullanımına yapılan yüzde 36’lık zamla birim fiyatı, 23.72 TL’den 32.28 TL’ye, 16-30 metreküp arası ikinci kademeye yapılan yüzde 44’lük zamla birim fiyatı, 34.14 TL’den 49.17 TL’ye çıkarılması, 31 metreküp ve üzeri 3.kademenin birim fiyatının 46.49 TL’den 71.10 TL’ye çıkarılmasına karar verildi. Zamlı tarife oy birliği ile kabul edildi.

Yasa ile mahalle olmuş yerlerde ve kırsal mahallede konut birim fiyat 5.92 TL’den 21.12 TL’ye, ortak sayaç konut/ konut inşaatı şantiyesi 34.14 TL’den 114.99 TL’ye yükseldi. İşyerlerindeki kademeler ise yeniden düzenlendi. Önceki kademelendirmeye göre en düşük kademe, 62.14 TL, en yüksek kademe ise 71.88 TL ‘ydi. Yeni düzenlemeye göre ise yeni tarife şöyle: İş yeri birinci kademe 0-15 metreküp arası 84.51 TL, İşyeri 16-50 metreküp arası 89.49 TL, işyeri 51-100 metreküp arası 109.98 TL, işyeri 101 metreküp ve üzeri 114.99 TL olarak belirlendi.

Yasa ile mahalle olmuş yerlerde işyeri tarifesi 15.53 TL’den 21.12 TL’ye, kırsal mahalle olan yerlerde işyeri, 15.53 TL’den 21.12 TL’ye, ortak sayaç iş yeri, iş yeri şantiyesi 71.88 TL’den 114.99 TL’ye, özel grup, 23.72 TL’den 32.28 TL’ye, iş yeri ham su 19.53 TL’den 31.25, toptan ham su 6.16 TL’den 9.86 TL’ye, geri dönüşüm suyu 2.14 TL’den 3.19 TL’ye yükseldi.

Paylaşın

Yolcu Garantileri Tutmadı: 2023’te Havalimanlarına 7 Milyar Lira Ödendi

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün kamuda tasarruf programın açıklarken, DHMİ’nin faaliyet raporu, 2023 yılında yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği projeleri ile yapılan havalimanlarına yaklaşık 7 milyar ödendiğini ortaya koydu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, KÖİ modeli ve YİD projelerine ilişkin uygulama sözleşmelerle ilgili kamuoyunda çok iddia bulunduğunu hatırlatarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi.

Birgün’de yer alan habere göre; Devlet Hava Meydanları İşletmeleri’nin (DHMİ) 2023 Faaliyet Raporu, 2023 yılında, yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile yapılan havalimanlarına toplam 199,7 milyon Euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon lira) ödeme yapıldığını ortaya koydu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, “Tasarruf etmek istiyorsanız önce, Hazine’yi ipotek altına alan bu karadelikleri kapatın. Kur garantili geçiş ücretlerini, verdiğiniz garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürün” dedi.

İktidarın açıkladığı kamuda tasarruf paketi gündemdeki yerini korurken, KÖİ modeliyle yapılan yatırımlarda şirketlere taahhüt edilen geçiş garantilerine ulaşılamaması hazinede büyük bir yük oluşturmaya devam ediyor.

DHMİ’nin yayınladığı 2023 yılı faaliyet raporu DHMİ tarafından gerçekleştirilen ve yolcu garantileri nedeniyle geçen yıl sonu itibarıyla, garanti altında gerçekleşmeler nedeniyle firmalara tam 199,7 milyon Euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon TL) ödeme yapıldığını ortaya koydu.

Bu durum rapora, “Genel Müdürlüğümüzce gerçekleştirilen YİD Projelerinde verilen yolcu garantileri nedeniyle 2023 yıl sonu itibarıyla özel sektör tarafından kuruluşumuza 544,8 Milyon Euro ödeme gerçekleşmiş olup garanti altı gerçekleşmeler nedeniyle özel sektöre 199,7 Milyon Euro ödeme yapılmıştı” ifadeleriyle yansıdı.

“Bütçeden beş kuruş çıkmayacak” denilerek hayata geçirilen bu ve benzeri yatırımların yükünü yurttaşın sırtladığını belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, kamuda tasarruf isteniyorsa önceliğin bu yatırımların kur garantili geçiş ücretlerine ve garantilerine verilmesine işaret etti.

Döviz üzerinden araç, yolcu ve hasta garantisi verilen projelerin yükünün, her geçen gün ağırlaştığını vurgulayan Karasu, 2024 bütçe verilerine göre 2024-2026 döneminde yıllık ortalama kurlarla; bakanlığın ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün döviz garantili projeler için yaklaşık 9 milyar dolar ödeme yapacağını belirtti.

Karasu, “Bütün vatandaşlarımızın geliri ve satın alma gücü düşerken, döviz üzerinden verilen garantilerin yükü ise artıyor. Esnaf işyerini siftahsız kapatırken, vatandaştan tasarruf istenirken döviz garantili projelerde geçilmeyen köprü, kullanılmayan yol, uçak inmeyen havaalanı için milyarlarca lira ödeniyor. Biz vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına uygun, çevreye duyarlı ve bilimsel ölçütlerle yapılan hiçbir projeye karşı değiliz.

Biz, döviz kuru üzerinden verilen garantilere karşıyız. O nedenle, döviz kuru üzerinden verilen garantilerin bir an önce Türk Lirası’na dönüştürmesi gerekiyor. Tasarruf edilmesi isteniyorsa Hazine’yi ipotek altına alan bu karadeliklerin bir an önce kapatılması gerekiyor. Kur garantili geçiş ücretlerin, döviz kuru üzerinden verilen garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürülmesi gerekiyor” diye konuştu.

Konu TBMM gündeminde

Karasu, KÖİ modeli ve YİD projelerine ilişkin uygulama sözleşmelerle ilgili kamuoyunda çok iddia bulunduğunu hatırlatarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi de verdi.

Karasu, önergesinde özetle şu sorularına yanıt verilmesini talep etti:

2002 yılından, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde bakanlığınızın Yap-İşlet-Devret (YİD) ya da Yap İşlet (Yİ) modeliyle gerçekleştirdiği yatırımlar nelerdir? Bu yatırımlardan otoyol, köprü, havaalanı ve tünellerin yapımını üstlenen özel firmalar tarafından bakanlığınıza bildirilen yapım maliyetinin tutarı nedir?

Bu yatırımların havaalanı, otoyol, köprü ve tünellerin her biri ayrı ayrı gösterilmek üzere, söz konusu yatırımın hizmete girdiği tarih, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih, işletim süresi ve araç geçiş/yolcu sayısına bağlı ödeme garantisi verilen projeler hangileridir?

Bu projelerin, sözleşmesinin başladığı tarihten önergenin yanıtlandığı tarihe kadar devletin işletmeci firmalara garanti verdiği araç geçiş/yolcu sayıları ne kadardır? Önergenin yanıtlandığı tarihe kadar gerçekleşen araç geçiş sayıları nedir?

Her bir yatırım ayrı ayrı gösterilmek üzere, yıllık araç geçiş/yolcu hedefi nedir? Bakanlığınızın 2002 yılından itibaren otoyol, köprü, tünel havaalanlarını işleten özel firmalara verdiği araç geçiş garanti/yolcu sayılarının gerçekleşme oranı yüzde kaç olmuştur?

Bu yatırımlar için, özel sektör firmalarına verilen araç geçiş/yolcu sayılarına bağlı garantilerden doğan kamu zararı hangi kaynaktan ödenmektir, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde her bir yıl ayrı ayrı gösterilmek üzere ne kadar ödeme yapılmıştır?

Bakanlık olarak YİD modeliyle gerçekleştirilen projelerin sözleşmelerini TL’ye çevrilmesi konusunda çalışmanız var mıdır? Olacak mıdır?

Paylaşın

Gezi Davası’nda Çarpıcı Gelişme: Osman Kavala’nın Talebi Kabul Edildi

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebinin arından davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkeme Heyeti değiştirildi. Değişiklik, CMK’nın 23’üncü maddesinde yer alan ‘Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz’ hükmü gereği yapıldı. 

Osman Kavala, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyareti sonrası başlayan “yeniden yargılama” tartışmasına ilişkin yaptığı açıklamada, bazı koşullarda yeniden yargılamanın temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereği olduğunu belirtmişti.

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen ve bu cezası Yargıtay tarafından onanan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı gereği yeniden yargılama talebinde bulunmasının hemen ardından çarpıcı bir gelişme yaşandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Avukat Gül Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Gezi Parkı Davası’nda yeniden yargılama talebinin arından davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkeme Heyeti değiştirildi. Değişiklik, CMK’nın 23’üncü maddesinde yer alan ‘Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz’ hükmü gereği yapıldı. Dava sürecinin başından bu yana dediğimiz gibi; hukuk bir siyasi hesaplaşmanın öznesi olamaz. Gezi Davası’ndaki tüm sanıkların yeniden yargılanma talebi kabul edilmeli, adalet yerini bulmalıdır” dedi.

Heyet değişikliğini duyuran gazeteci İsmail Saymaz şu bilgileri verdi: “Osman Kavala’nın avukatı Hilal Zengin, Gezi Parkı yargılamasında karar heyetinde yer alan başkan ve üyelerin yeniden yargılama talebine bakacak mahkeme heyetinde yer almaması talebinde bulunmuştu. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Mayıs’ta bu talebi kabul etti ve yeni bir heyet oluşturulmasına karar verdi.

Bu karara göre ilk yargılamayı yapan ve ceza kararlarının altında imzası bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üyelerinden Mesut Özdemir ve Murat Bircan heyetten çıkartıldı. 24. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şenol Kartal, başkan olarak görevlendirildi. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yer alan ancak Gezi Parkı kararına katılmayan hakimlerden Mücahit Kemal Yamak ve Enes Budak ise üye hakim olarak değerlendirildi. Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini yeni oluşturulan bu heyet değerlendirecek.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyareti sonrası sonrası “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme gelirken davanın hükümlülerinden Osman Kavala, yeniden yargılanmayı talep etmişti.

Osman Kavala, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bariz hak ihlalleri içeren, delillere dayanmayan mahkûmiyet kararlarının verildiği, suçsuz insanların yıllar boyu hapis kalmalarına yol açan davaların yeniden görülmesi temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereğidir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları sadece başvuranların değil her yurttaşın adalet talep etme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir” ifadelerini kullanmıştı.

2019 yılında başlayan Gezi davası, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 28 Eylül 2023’te verdiği kısmi onama kararıyla son bulmuştu. Daire, “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile “darbeye yardım” suçundan 18’er yıl hapis cezasına çarptırılan TİP Hatay milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’nun cezalarını onaylanmıştı.

Böylece 5 sanık yönünden Gezi davasındaki mahkumiyetler kesinleşmişti. Bu süreçte Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında milletvekili olduğu için iki kez verdiği hak ihlali kararları da Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından uygulanmamıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan ’31 Mart’ Yorumu: Kapsamlı Muhasebemizi Yapıyoruz

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulunan Erdoğan, “31 Mart seçim sonuçlarını göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız” dedi ve ekledi:

“MYK, MKYK, AK Parti Meclis grubumuzla, fikirlerine kıymet verdiğimiz dostlarımız, kanaat önderlerimiz, partimizde daha önce görev almış yol ve dava arkadaşlarımızla, siyaset bilimci akademisyenlerle bir araya geldik, konuştuk, düşüncelerini aldık.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “İnşallah istişare halkamızı genişletmeye devam edeceğiz. Son MYK toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık . Önce milletvekili ardından belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz. Komplekse kapılmadan, eleştiriye kulak tıkamadan bu süreci büyük bir özgüven ve şeffaflıkla yönetiyoruz. Hata değil; yanlışta ısrar etmek kaybettirir.

Nereden geldiğinizi unutmazsanız, hedeflerinizden de kopmazsınız. Biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı, her mücadeleyi önce Allah’ın yardımına sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz. AK Parti milletin kurduğu, tabelasını milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir partidir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“31 Mart seçim çalışmalarımızı çok yoğun şekilde devam ettirirken teşkilatlarımızla irtibatımızı en üst seviyede tuttuk. 31 Mart seçimleri demokrasi şöleni havasında gerçekleşti. Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni baskı altına alma girişimleri dışında ülkemiz genelinde sandığa gölge düşürecek hiçbir olay yaşanmadı.

‘Bu son seçim olacak’ kehanetinden ekonomiyle ilgili piyasaya sürülen tezvirata kadar pek çok algı operasyonuna maruz kaldık. 85 milyon olarak sandığın gücünü ortaya koyduk. Türkiye’nin demokrasi standardının nereden nereye geldiğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik.

Demokrasi asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun değildir. Demokrasinin kazandığı bir yerde kaybeden olmaz. Sandığın itibarının arttığı denklemde galip 85 milyonun tamamıdır. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç Türk demokrasisinin istikbali adına eşsiz bir başarıdır.

75 yıllık çok partili demokrasi hayatına iki darbe, iki muhtıra, iki darbe girişimi sığdırmış milletimiz. Neredeyse 10 yılda bir demokrasimiz vesayet odaklarının saldırısına uğradı. 15 Temmuz’da 253 insanımızın canı pahasına tarihimizin en alçak darbe teşebbüsünü püskürttük. Vesayet odaklarının asla uyumadığını, pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladığını hep iyimiz çok iyi biliyoruz.

Son yıllarda FETÖ’cülerin ve marjinal yapıların propagandasıyla bazı toplum kesimlerinde sandığa karşı istifhamların zemin bulduğunu gördük. 31 Mart seçimleri bu algıyı yerle bir etmiştir. 14 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçimi yüzde 0,5 farkla ikinci tura kalırken, 31 Mart seçimlerinde milli irade farklı şekilde tecelli etmiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak milletin iradesini öpüp başımızın üstüne koyduk.

Sandık sonuçlarından dolayı kabahati millete atma gibi yollara tevessül etmedik. 14 Mayıs’la ortaya çıkan belirsizlik, 28 Mayıs seçimleriyle giderildi. Millet yasamada olduğu gibi ülke idaresinde mührü bize takdim etti, Cumhur İttifakı’nı açık ara lider yaptı. 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletimizin takdiriyle Türkiye haritası daha fazla renge boyandı. 2019 seçimlerine göre daha çok sayıda siyasi parti il, ilçe, belde düzeyinde belediye başkanlığı kazandı. Başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen öndeyiz müsamerelerine başvurmadık. Her ne kadar hedeflerimizin uzağında kalsak da 31 Mart seçim sonuçlarını müspet karşıladık.

Bizim için önemli olan Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin kazanmasıdır. Siyaseti önce milletim ve önce memleketim şiarıyla yapıyoruz. Sandığın itibarına itibar katan her neticeyi Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde aşılmış yeni bir eşit olarak görüyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın olgun duruşu, 31 Mart sonrası siyasetin genel havasını değiştirmiştir.

Yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları ve toplumda siyaset kurumuna güvenin artmasının önemli payı vardır. Bu ikliminin geçici değil Türk siyasetinin hakim karakteri haline gelmesini arzu ediyoruz. Başta 1 Mayıs olmak üzere çeşitli oyunlarına gelmedik. Muhalefetteki muhataplarımızın dirayetli davrandığını görüyor, bundan da ülkemiz siyaseti adına memnuniyet duyuyoruz. Siyasetçilerin sorumluluk bilinciyle hareket ederek sandığın itibarına gölge düşürecek, sivil siyasete güveni sarsacak beyanlardan uzak duracak beyanlarını diliyorum.

Siz kurmay kadromuzun nezdinde teşkilatımızın her bir mensubuna, her bir dava arkadaşıma 31 Mart seçimleri dönemi boyunca gösterdiğiniz gayretler dolayısıyla şükranlarımı sunuyorum. Rabbim hepimizden razı olsun. 31 Mart seçim sonuçlarını göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız.

MYK, MKYK, AK Parti Meclis grubumuzla, fikirlerine kıymet verdiğimiz dostlarımız, kanaat önderlerimiz, partimizde daha önce görev almış yol ve dava arkadaşlarımızla, siyaset bilimci akademisyenlerle bir araya geldik, konuştuk, düşüncelerini aldık.

“Yanlışta ısrar etmek kaybettirir”

İnşallah istişare halkamızı genişletmeye devam edeceğiz. Son MYK toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık . Önce milletvekili ardından belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz. Komplekse kapılmadan, eleştiriye kulak tıkamadan bu süreci büyük bir özgüven ve şeffaflıkla yönetiyoruz. Hata değil; yanlışta ısrar etmek kaybettirir.

Nereden geldiğinizi unutmazsanız, hedeflerinizden de kopmazsınız. Biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı, her mücadeleyi önce Allah’ın yardımına sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz. AK Parti milletin kurduğu, tabelasını milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir partidir.

Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. İstişarelerimizi milletimizle yaptık. Derdimizi milletimize anlattık. Sorunlarımıza milletimizle birlikte çözüm aradık. Başarılarımızın sevincini yine milletimizle paylaştık. İhtiyaç duyduğumuzda her zaman milletimizi yanımızda bulduk. Millet bize bakınca kendini gördü, kendi meselelerini gördü aynı zamanda sıkıntılarına çözüm üretecek güçlü irade gördü. Ne teşkilatlarımızın ne belediyelerimizin ne de gönlümüzün kapılarını milletimize hiçbir zaman kapatmadık. Bugün bir kez daha açık ve net söylemek istiyorum; AK Parti milletin partisidir ve inşallah ebediyen öyle kalacaktır.

Biz şafak vakti evine ekmek götürmek için yola koyulan emekçilerin, yazın sıcağına, kışın ayazına aldırmadan rızık peşinde koşan çiftçilerin, esnafın, tüccarın, sanayicinin, vatanımız uğruna gözünü kırpmadan şehadete koşan kahramanların, gençlerimizin, ellerini değdikleri her yeri güzelleştiren, bereketlendiren kadınlarımızın, ülkemizin başarılarını kendi başarıları olarak gören tüm mazlumların, hangi kökene, hayat tarzına mensup olursa olsun büyük Türkiye sevdalısı her bir yüreğin partisi olmayı sürdüreceğiz. Milletle kurduğumuz gönül köprülerini kimse yıkamaz ve yıkamayacaktır.

Siyaset milletin içinde milletle omuz omuza sırt sırta vererek yapılır. Halkla araya mesafe koymanın, duvar örmenin, sokaklarla, çarşıyla, pazarla, mahalleyle bağı zayıflatmanın siyaset geleneğimizde yeri yoktur. Eksiğimiz, hatamız, problemimiz, millete karşı kusurumuz varsa çok açık söylüyorum mutlaka kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Partimizin ve davamızın geleceği her türlü şahsi kaygı ve kişisel hesabın ötesindedir.

Sadece kampanya döneminde 51 ilimizi ziyaret ettim. Diğer vilayetlerimize farklı vesilelerle defalarca gittim. AK Parti’nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek samimi AK Parti neferlerinin emeklerini kusura bakmayın ama kibirlerin boyunlarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz.

Siyasetçisiyle, kaprisli bürokratıyla, lobisiyle çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakarlığını şahsi heves ve menfaatleri için zayi edemez. Biz buna rıza göstermeyiz. Bu partinin genel başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır vebali şahsen taşıyamayız.

Olanda hayır vardır düsturuyla 31 Mart seçimlerini hayra tebdil etmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan kesinlikle çekinmeyeceğiz. Buradaki hiçbir arkadaşımın da şüphe duymamasını istiyorum. İstişare ve yenilenme sürecimizin sonunda AK Parti olarak yolumuza çok daha güçlü şekilde devam etmekte kararlıyız. AK Parti’nin alameti farikası kendini yenileme, geliştirme, yeni şartlara adapte etme kabiliyetine haiz olmasıdır. Kongre sürecini bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz. Bu süreci zehirlemek, aramıza nifak tohumları ekmek için bekleyen fitne tüccarlarına karşı dikkatli olmanızı bekliyorum. Attığımız adımları bugüne kadar dedikodulara göre belirlemedik. Temel bir kriterimiz vardır; o da hakka ve halka hizmet etmektir.

Milletimizin nazarında ibra olan bizim gözümüzde de başarılıdır. Milletin sınıfta bıraktığını biz de baştacı edemeyiz. İnşallah bu süreci kılı kırk yaran bir kuyumcu titizliğinde yürüteceğiz. Kırarak, dökerek dağıtırak değil; toparlayarak, bütünleştirerek, kucaklaşarak ilerleyeceğiz. Saflarımızı sıklaştıracak partimizi daha da büyütmenin gayretinde olacağız. Yeni hizmet erleriyle, isimlerle kadrolarımızı tahkim ederken partimizin emektarlarına vefasızlık göstermeyeceğiz.

Bizim AK Parti’den güç devşirecek isimlere değil AK Parti’ye güç katacak ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var. Bu anlayışla partimizin çatısı altında AK Parti rozetiyle ülke ve millete hizmet etmek isteyenlere kapımızı kapatmıyoruz. Ama siyaseti kariyer basamağı olarak görenlerle yol yürünemeyeceğini de geçmiş tecrübelerimizin ışığında çok çok iyi biliyoruz.”

Paylaşın

2023 Yılında Afetler, Dünya Genelinde 25,4 Milyon Kişiyi Evinden Etti

2023 yılında afetler nedeniyle 148 ülkede 26,4 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, 4 milyon 53 bin kişiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Dünyada afetler, silahlı çatışmalar ve şiddet nedeniyle evinden olan, yaşadığı yeri terk ederek ülkesi içinde başka bir yere taşınmak zorunda kalan insanların sayısı 75 milyon 900 bin kişiyle yeni bir rekora ulaştı. 2023 Aralık ayı itibarıyla evinden olanların sayısı 4 milyon 800 bin kişi arttı.

Cenevre merkezli Ülke İçi Yerinden Edilme İzleme Merkezinin (IDMC) açıkladığı raporda yer alan rakamlara göre, 2023 yılında afetler nedeniyle 148 ülkede 26,4 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, 4 milyon 53 bin kişiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Bu durumda, 2023 Şubat ayında ağır yıkıma yol açan Kahramanmaraş depremleri rol oynadı. Depremden etkilenen Suriye ile birleştirince Kahramanmaraş depremleri toplam 4 milyon 700 bin kişiyi evsiz bıraktı. IDMC raporunda bu rakamın, 2008’den bu yana bir deprem nedeniyle kaydedilen en yüksek rakam olduğuna işaret edildi.

Çatışmalar ve şiddet olayları da başta Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Gazze Şeridi olmak üzere toplam 20,5 milyon kişiyi evinden etti. Çatışmalar ve şiddet nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısı 2022’ye göre yüzde 9 oranında arttı.

Raporda Türkiye’ye ayrılan bölümde 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerin yol açtığı yıkıma yer verildi. Depremden sonra kiralardaki artışa işaret edilen raporda evinden olanların önce çadırlara ve aşamalı olarak konteyner kentlere yerleştiği, konteyner kentlerin en az 3 yıl daha kullanımda kalmasının beklendiği aktarıldı.

Yeniden imar çalışmalarının tam hız devam ettiğine işaret edilen raporda, 31 Aralık 2023 itibarıyla yaklaşık 822 bin kişinin ülke içi göçmen konumunda olduğu belirtildi.

Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Süper Lig’de Yeni Sezon 9 Ağustos’ta Başlayacak

Süper Lig’de 2023 – 2024 sezonunun bitmesine haftalar kalırken, TFF, Süper Lig’de 2024 – 2025 sezonunun 9 Ağustos 2024’te başlayacağını ve 1 Haziran 2025 tarihinde sona ereceğini duyurdu.

Haber Merkezi / TFF, 1. Lig’de yeni sezonun 9 Ağustos 2024’te başlayacağını ve 10 Mayıs 2025’te sona ereceğini, 2. Lig’de ise sezon 1 Eylül 2024’te başlayacağını ve 3 Mayıs 2025’te sona ereceğini açıkladı.

TFF, 1. Lig ve TFF 2. Lig’de sezon sonunda oynanacak olan play off müsabakalarına ilişkin tarihler daha sonra ilan edileceğini bildirdi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Yönetim Kurulu yaptığı toplantıda, Süper Lig, 1. Lig ve TFF 2. Ligde 2024-2025 sezon planlamalarını belirledi.

Buna göre, Süper Lig 9, 10, 11, 12 Ağustos 2024 tarihlerinde başlayacak ve ligin ilk yarısı 20, 21, 22, 23 Aralık 2024 tarihlerinde oynanacak olan 17. hafta müsabakaları ile sona erecek.

İkinci yarı 3, 4, 5, 6 Ocak 2025 tarihlerinde oynanacak olan 18. hafta müsabakalarıyla başlayacak ve sezon 1 Haziran 2025 tarihinde sona erecek.

1. Lig’de sezon 9, 10, 11, 12 Ağustos 2024 tarihlerinde başlayacak ve 20, 21, 22, 23 Aralık 2024 tarihlerinde oynanacak olan 17. hafta müsabakaları sonrasında devre arası verilecek.

İkinci yarı 3, 4, 5, 6 Ocak 2025 tarihlerinde oynanacak olan 18. hafta müsabakalarıyla başlayacak ve normal sezon 10 Mayıs 2025 tarihinde sona erecek. 1. Ligde 24, 28 ve 33. hafta müsabakaları hafta içi oynanacak.

1. Lig ve TFF 2. Lig’de sezon sonunda oynanacak olan play off müsabakalarına ilişkin tarihler daha sonra ilan edilecek.

Transfer dönemi tarihleri belli oldu!

Öte yandan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Yönetim Kurulu, 2024-2025 futbol sezonuna ilişkin transfer ve tescil dönemlerini belirledi.

TFF’den yapılan açıklamaya göre, birinci transfer ve tescil dönemi 24 Haziran 2024’te başlayıp 13 Eylül 2024’te sona erecek. İkinci transfer ve tescil dönemi ise 13 Ocak 2025’te başlayıp 11 Şubat 2025’te bitecek.

TFF’den yapılan açıklama şu şekilde: “Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 2024-2025 futbol sezonuna ilişkin transfer ve tescil dönemlerini belirlemiştir.

Buna göre; 2024-2025 futbol sezonunda Birinci Transfer ve Tescil Dönemi’nin 24 Haziran 2024 tarihinde başlayıp, 13 Eylül 2024 tarihinde sona ermesine ve İkinci Transfer ve Tescil Dönemi’nin 13 Ocak 2025 tarihinde başlayıp, 11 Şubat 2025 tarihinde sona ermesine karar verilmiştir.”

Paylaşın

Özel’den ‘Kamuda Tasarruf’ Sorusu: Beşli Çetelerle İlgili Bir Şey Gördünüz Mü?

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamuda tasarruf programına ilişkin, “Beşli çetelerle ilgili bir şey gördünüz mü?” diye sordu.

Özgür Özel, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “İtibardan tasarruf olmaz diye Saray harcamalarını savunanlar vardı. Mehmet Şimşek 2015’te makam araçları için ‘çerez parası’ diyordu, şimdi 3 yıllık tasarruf genelgesi hazırlamış. Demek ki o zaman garibanların dostu olanlar doğru söylemiş. Koca genelgede umudumu artıran tek madde vergide adalet. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Bunun 65’i dolaylı vergi” dedi ve ekledi:

“Yani mazot, doğalgaz, su… Bu ürünlere en zengin fabrikatör de orada çalışan işçi de aynı vergiyi ödüyor. Dolaylı verginin adaletsizliği bu. Kalan 24 ise işçinin, emekçinin, emeklinin, memurun daha maaşını çekmeden kesilen parası. 11 ise herkesin gelirinden ödediği vergi. Vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, hiç kazanmayandan hiç alınır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamaları şöyle:

“İlk duruşmada dört kilometre kuyruk, kapıda 10 bin kişi vardı. Salon 400 kişiydi. Her aileden bir kişi alındı. Son duruşmada salonda 200 kişiydik. CHP kurumsal olarak hiç yalnız bırakmadı orayı. Çeşitli siyasi partiler ilk gün vardı, son gün bazıları vardı ama orada salonun 87 duruşmada yaşadığı, yavaş yavaş artan ilgisizlik.

Medyanın büyük oranda kayıtsızlığı. İlk günler muhalefet partisiyken orada bulunan MHP’nin milletvekillerinin, yöneticilerinin sanki sarayla ittifak yapınca sorumlular değişmiş gibi adeta kamuoyu önünde de taraf değiştirmeleri… İlgisizlikleri hiçbirimizin gözlerinden kaçmadı. Maalesef ilk günlerde müthiş bir adalet mücadelesi, kararı verecek genç, dürüst, namuslu bir hakimin, yüz binlerce sayfa dokümana hakim bir hakimin karardan önce değiştirilmesiyle, seyyar bir giyotinin adalet katletmek üzere Elbistan’dan Soma’ya sevkiyle önce birinci kademe mahkemesinde hepimizin yüreklerini sızlatan bir karar alındı. Yargıtay kararı 5 – 0 bozdu.

Dedi ki yahu ne taksiri, ne bilinçli taksiri, kanunda yazan olası kast. Burada uygulanmayacaksa nerede uygulanacak? 301 kere müebbet istemelisin deyip yolladı. Yolladım sandı yollayamadı. 5 günde gidecek karar, 5,5 ay bekledi. 5 – 0’lık heyetin, üçünü görevden aldılar ve tayin ettiler. Yerine 3 yandaş, seyyar giyotin daha getirdiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı karara itiraz etti. 5,5 ay sonra. 5 ay önce yollaması gereken karara. Yeni gelen üçü, üçe iki kendi dairesinin kararını bozdu. Yolladılar. Soma’daki mahkeme apar topar bu yeni üç kişilik karara uydu. Ölen işçi başına 5 gün yatanlar. Şehit başına 5 gün yatanlar çıktılar dolaştılar.

Dün de küstahlık yaptılar. Soma demeyin, geride kaldı. Biz orayı unuttuk dediler. Dün bu partinin genel başkan yardımcıları, grup başkanvekilleri, milletvekilleri, üyeleri Soma’yı unutmayan, unutamayan, yüreğinde babasının, eşinin, evladının acısını taşıyanlara sarıldılar. Dün Soma’da tarihin en büyük kalabalığı vardı. Çünkü karar değişmedi. Ama atmosfer değişti. Dün oradaki anneler, ilk kez biz adaletin bir gün geleceğine inandık dediler. Getireceğiz. Ant olsun. Buradan Türkiye işçi sınıfına bir çağrıyı daha yapmak isterim. Soma’da 301 kişi öldü. Bütün dünya duydu. Türkiye’de hayat durdu, bir ay. Soma’dan bugüne Türkiye’de 649 madenci daha öldü.

649. Yani Soma’dan bugüne iki Soma daha oldu. Ama kimsenin haberi olmadı. Burada bile söylediğimde konuklarımızdan 649’a şaşıranlar var ki haksız değiller. Soma’dan beri iki Soma oldu ve kimsenin haberi yok. Mesaj Türkiye işçi sınıfınadır. Sermaye yargıya hakim sermaye, medyaya hakim sermaye size diyor ki örgütlenin, öğüdü tersten veriyorlar. Örgütlenin diyorlar, birer birer ölürseniz biz sizi görmeyiz, duymayız. Ölecekseniz bile hep birlikte ölün ki haberimiz olsun. Haberleri olsun diyorlar. Bu mesajı alın, asla ölmek için değil yaşamak ve emeği savunmak için örgütlenin.

Bütün emekçiler hangi iş kolunda çalışırlarsa çalışsınlar. Sendikalar üye olmaya, haklarını arayacak gerçek sendikalara, ücret sendikacılarına, aidat sendikalarına değil, sarı sendikalara değil mücadele sendikalarına üye olmaya bir kez daha davet ediyoruz. Çok basit iki rakam vereceğim. Bunu hangi siyasi partiden olursa olsun, aklı ve vicdanı olan tüm vatandaşlarımıza seslenerek söylemek istiyorum. ILO, Çalışma Örgütü. Türkiye’nin de mensubu olduğu ILO. Rakamlarını açıkladı. Türkiye ölümlü işçi kazalarında dünya birincisi, rakam olarak. 100 bin nüfusa oranlı bakıldığında da dünya ikincisi. Birinci Malezya.

Her 100 bin nüfusta iş kazasında ölen işçi sayısı. Birinci Malezya, ikinci Türkiye. Üçüncü Zimbabve, dördüncü Belize. Beşinci ülkenin adını ilk kez duydum. Böyle devam ediyor. Bakın, bu ülkede yarın senin evladın. Senin komşun. Allah vermesin en sevdiklerimiz. Hayatını kaybederler. Çünkü dünyada işçi hayatının Türkiye kadar ucuz ve tehdit altında olduğu bir başka ülke yok. Zimbabve, Elitre, Belize’nin durumu Türkiye’den iyi. O yüzden bu hak yaşam hakkı. İşçi sağlığı, işyeri güvenliği. Bunlar en önemli insan haklarıdır. Buna sahip çıkmayan Allah muhafaza kendi evladına sahip çıkmıyordur. Bu konuda herkesin pür dikkat kesilmesi lazım.

Soma’dan altı ay önce Soma madenlerinde kötü kokular, duyumlar geliyor. Araştıralım deyip önerge vermiştik. 20 gün kala Meclis’te görüşebilmiştik. AKP oylarıyla reddedilmişti. Kazadan 20 gün sonra kurdular ve gittik hep beraber çalıştık. 1250 sayfalık bir rapor. Bunun 880 sayfasında, CHP, MHP, bugünkü DEM ve AKP ortaklaştı. CHP bu rapora 250 sayfa ilave karşı oy, farklı görüş ve öneri yazdı. Bu raporun ortak kısmının 90 sayfası bir daha Somalar yaşanmasın diye öneridir. Bakın 90 sayfadan bir sayfanın bir tek paragrafı şudur.

Eski imalatlar haritalara işlenmeli. Dikkatle takip edilmeli. İçine su ve gaz sensörleri konulmalıdır. Yani bir yerde madeni işletiyorlar, sonra gidiyorlar. Orada maden olduğu da unutuluyor. İçeride ne olduğunu bilmiyoruz. Oraya gaz ve su sensörü koyulmalıdır. Biz bunu yazdık. Altına dört parti imza attık. Bundan haberi olmayan olamaz. Ama birilerinin haberi yoktu. Ermenek’teki madencilerin gecenin bir yarısı kaza kaza ilerledikleri madende beş metre, dört metre, üç metre, bir metre, 20 santim sonra bir eski imalat olduğundan haberleri yoktu. İçeride su doluydu. Önerdiğimiz su sensörü yoktu. Son kazmayı vurdular. Tonlarca su doldu.

Ayşe Teyze, rahmetli babası lastik ayakkabıları ile kocası duran Ayşe Teyze, benim çocuğum yüzme bilmez, nasıl kurtaracaklar ki dedi. Kurtarma başladı deyince… Suda boğularak öldüler. Bakın 90 sayfalık önerinin bir maddesi bu. Ermenek olmayabilirdi. Bunun için buradan vicdanı, ahlakı olan herkesi bu vahşi kapitalist düzen daha çok para kazansın diye uygulanmayan bu basit tedbirlere kulak vermeye davet ediyorum. Partimiz bu konuda bir taslak hazırladı. Paydaşların, işçi sendikalarının, işçi örgütlerinin ve tüm siyasi partilerin görüşüne sunacağız. Önümüzdeki günlerde bunu tüm paydaşlarla çalışıp Meclis’e getireceğiz.

O gün bir kez daha göreceğiz. Kim emeğin yanında? Kim ölen işçini anasına taziyeye giderken samimi? Kim ölen işçinin evladına, bunlar bizlere emanet derken samimi. O gün söylemekle değil bugün yeni facialar olmasın diye bir şey yapmakla. Oy vermekle. Parmak kaldırmakla, kendi partine itiraz etmekle olur. Önümüzdeki günler bunun mücadelesini vereceğiz. Tüm kamuoyunun dikkatini buraya bekliyoruz. Soma’yı unutmadık. İliç’i de unutmadık. Soma’dan İliç’e bütün cinayetler bu vurdumduymazlığın eseridir. Unutmayacağız. Unutturmayacağız.

İki kardeşim. Ankara Üniversitesi İkinci Sınıf Eczacılık Fakültesi öğrencileri çiçek sundular. Tabi benim akışımda Soma öndeydi. Öncelikle onlara teşekkür ediyorum. Eczacılar çok kutsal bir mesleği, çok büyük zorluklarla yapıyorlar. Bundan 2 bin yol önce Ebers Papirüsü ile tıptan ayrılmış bir mesleği yapıyorlar. Gece ve gündüz çalışıyorlar. Sabahlara kadar herkes uyurken birimizin çocuğu ateşlenirse ben buradayım diyen eczacılar, meslek yapıyorlar. Odaları, birlikleri kamu yararını her şeyden çok gözetiyorlar. Çok sorunları var.

Ama dinleyin, kendi sorunlarından çok hastaların sorunlarını dile getiriyorlar. Yaşatmak için yaşamak zorunda olan bir meslek grubu. Bir yıl önce tedbir alınmazsa her iki eczaneden birini kaybederiz dedi. Eczaneler hızla iflas ediyorlar. Kapanıyorlar. Yeni mezunlar geleceklerini çok endişe ile takip ediyorlar. Bu konuda ben eczacı odasının yöneticiliğinden başlamış, her kademesinde görev yapmış, bugüne gelmesinde en büyük borcu ve vefayı eczacılara, eczacı odaları, örgütlerine borçlu olan birisi olarak bir kez daha üyesi olmaktan büyük onur duyduğum eczacılık ailesinin 14 Mayıs Eczacılık Gününü kutluyorum. Sorunlarını biliyorum. Dile getirmeye devam edeceğiz. Eczacılar ve mesleğimle gurur duyuyorum.

TÜİK verilerine göre ülkemizin sağlık harcamalarına ayırdığı para yüzde 3,7. OECD’nin en düşük rakamı. Bunun da çok çok düşük bir kısmı ilaca harcanıyor. Birileri ilaçta tasarruf yapıyoruz diyorlar. Bunun baş savunucusu bizleriz. Bilinçli ilaç tüketimi için eczacılar kadar gayret eden hiçbir meslek grubu yok doğal olarak. Ama sadece Euro 35 lira olmuşken, ilaçta 17 lira olarak kabul etmek…

Her türlü kesintiyi yapmak bakın nelere mal oluyor. Geri ödeme kapsamında yer alan ilaçlarda kısıtlamaya gidiliyor. Firmalar yeni icat edilmiş ilaçları Türkiye’ye getirmek istemiyorlar. Geri ödeme listesine girmek istemiyorlar. Burada sorunlar var. Dünya yeni ilaçlardan yararlanıyor. Biz birçoğundan yararlanamıyoruz. Hastalarımızın cebini yakan ilaç fiyat farkları var. Her geçen gün artıyor. Bakın her anne ve babanın çocuğu ateşlenir. Bugün en çok bilinen, çocukların ateşini hızla düşüren, her anne ve babanın buzdolabında tutmak istediği, serin bir yerde tutmak istediği bir ateş düşürücü şurup var. Fiyatı 130 lira. İki sene önce 35-40 liraydı. Bugün 130 lira.

Devletin buna ödediği para 55 lira. Tam neredeyse yarısını, hatta yarısından 10 lira fazlasını anne ve babalar ödüyor. 75 lirasını. 55 lirasını devlet ödüyor. Böyle bir fiyatlandırma sistemi eczacıya zarar değil. Eczacıya maalesef utanç. Doktor şurup yazmış. Çıkarıyor ve veriyor. Devlet 55 lira ödüyor, sen de 75 lira vereceksin. Bu insanlar gecenin bir yarısında bununla karşılaşıyorlar. Yarım kalan tedaviler nedeniyle yeni komplikasyonlar çıkıyor. İhtiyaç duyulan ilaçlara erişim sağlanamıyor. Yerli ve milli ilaç üretimi konusunda dilimizde tüy bittiği halde Türkiye’deki ilaç firmalarının pek çoğu yabancılara satıldı ve satılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin yerli ilaç kullanımı 2002’ye göre kendi içinde 8,8’den 8.0’a geriliyor. Yabancı ilaç kullanımı ise 2,5 katına kadar, 2019’a kadar çıkmıştı. Ondan beri de veriler sağlıklı açıklanmıyor. Yani yerli ilaçta büyük bir gerileme, yabancı ilaçta büyük bir artış var. Bunu maskelemek için Türkiye’deki fabrikayı yabancı satın alıyor. Diyor ki olsun yerli sayılır, Türkiye’de üretiyor diyor. Bunun bir kısmı doğru ama iş sıkıştığında bir kısmı çok büyük bir tehlike içeriyor. O yüzden CHP olarak yerli ilaç sanayini desteklemek zorundayız.

Örneğin Abdi İbrahim İlaç Firması, yabancılara satılmaya direnmek bir yana yurtdışında ilaç firmaları satın alıyor. Bunu hep birlikte desteklemeliyiz. Türkiye’nin en önemli ilaç firmalarının yabancılara satılmış olmasının yarattığı mesele her şeyde beka sorunu arayanların, belediye seçimine beka sorunu olur diye bakanların, duyması, düşünmesi, tedbir alması gereken meseledir.

Bir diğer mesele SMA hastası çocuklar mesela. Hepimizin her yerde karşısında. Vicdanımızda yara. Ama esas sorun Türkiye’nin bir yetim ilaç politikası olmamasıdır. Nadir görülen hastalık, çok nadir görülen hastalıklar aslında Türkiye’de adeta şöyle düşünün, bir ovada bir sürü ev. Yağan bir yağmur var. Evlerden birine yıldırım düşüyor. Geri kalanı yansınlar bakalım. Nasılsa bize düşmedi diye bakıyor. Devletin görevi o ovaya bir paratoner yapmaktır. Ateş düştüğü yeri yakamaz. Nadir ve çok nadir görülen hastalıklar binde bir, 10 bin de bir, milyonda bir görülen hastalıklar. Buna yakalanıyorsun.

Bunun ilacı nasılsa az satılıyor diye devlet tarafından karşılanmazsa ülkeye gelmiyor. Hatta yeterince satılmayacak diye teşvik edilmezse, özel bir tedbir alınmadıysa üretilmiyor. O yüzden bu ilaçların adı yetim ilaçlardır. Türkiye’nin bir yetim ilaç politikası yoktur. O yüzden SMA hastası ana ve baba tek başınadır. Adını bilmediğiniz binlerce çok nadir görülen hastalığa evladı yakalanan anne ve baba tek başınadır. O ilaç, sürüm olmadığı için 100 milyon liradır. ABD’deki bir şirketin elindedir. Bunun için bu ülkenin bir yetim ilaç politikası olması lazım. Ben 10 yıl Plan ve Bütçe Komisyonundan AKP’nin geçirdiği sağlık bütçesine yetim ilaçla ilgili muhalefet şerhi yazdım.

Görev yaptığım 10 sene. Partim her sene yazıyor artık. Ama bu olmaz. Bir şey yapacaksınız. Bir bütçe yapacaksınız. Bu alanda kim para kazanıyorsa o kumbaraya para atacak. Eczacılardan da kesilecek, ilaç deposundan da kesilecek, ilaç firmalarından kesilecek. Özel hastanelerden kesilecek. Ayrıca o kadar da devlet koyacak. Bu ülkede kim hastalanırsa yetim ilaca ihtiyacı var. O ilacı bedava alacak. Bugün SMA hastası hastalardaki sorun şudur. Üç farklı tedavi var. Aya göre değişiyor. Hastaya göre değişiyor.

Teşhise, hastanın reaksiyonuna göre değişiyor. Ama sadece bir seçenek üzerinde duruluyor ve yetim ilaç politikası yok diye, ilaç pahalı diye, devlet de belli kademeler uyguluyor diye gerçek ile yaşanan arasında dağlar kadar fark var. Yetim ilaçlar, bir fon tarafından aileye düşmeden ödenirse bilim kurulu hastaya hangi ilacı derse, hasta onu imal edecek. Şimdi senin çocuğuna bu ilaç uygun değil dendiğinde aile buna inanmıyor. Ben de olsam inanmam. Bir bilim kurulu olmalıdır. Kasa başka bir yerde olmalıdır. Yetim ilaç politikası bambaşka bir seyirde takip edilmelidir. Bunu da büyük bir ciddiyetle herkesin bilgilerine sunuyorum.

Bundan iki gün önce her birimizin ateşini ölçmüş, tansiyonu ölçen, iğnesini yapan, bu dünyadaki en kutsal mesleklerden biri olan hemşirelerin günüydü. Sorunları boylarını aştı. Onların sorunlarını biliyoruz. Türk Hemşireler Derneğinin taleplerinin arkasındayız. Hemşirelerin de hemşireler günü ve haftasını yürekten kutluyoruz. Onlar sağlık sisteminin ayrılmaz ve en kritik mensuplarıdır. Hepsine CHP grubu olarak yürekten bir dayanışma alkışı yolluyoruz. CHP’nin bütün dostu çiftçiler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle milletin efendilerinin Çiftçiler Gününü kutluyorum.

Alın terini toprağa damlatan, nasırlı elleri ile kah kızgın güneşin altında, kah dondurucu soğuğun altında çalışan. Tarlada, bahçede, serada, hayvan damında durmaksızın çalışan ancak emeğinin karşılığını alamayan çiftçilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü CHP adına yürekten kutluyoruz. Dünyanın en eski mesleklerinden biri değil en eski uğraşı. Hayatta kalmak için önce toplayıcılık, sonra avcılık, sonra tarım geldi. O günden bugüne sürüyor. O olmazsa hayat olmaz. Teknoloji her şeyi halleder, tarımı kolaylaştırır ama toprak olmadan, tohum, su olmadan, tarım olmadan hayat olmaz.

Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar hep nesilden nesile öğrenilerek geldi. Cumhuriyet yapılması gereken en doğru tespiti yaptı. Tarım potansiyelinin planlı bir şekilde geliştirilmesi için önemli hamleler yaptı. Genç Cumhuriyet ülkemizi buğdaydan un üreten, pancardan şeker üreten, pamuktan tekstil üreten fabrikalarla donatırken başta aşar vergisi olmak üzere çiftçinin üzerindeki yükleri kaldırdı. Mekanizasyonun ilk adımlarını attı. Çiftçilerin kullanımına sundu. İkinci dünya savaşı yıllarında toprak reformuyla topraksız köylüyü topraklandırma. Devlet üretme çiftlikleri ile çiftçiye bilimsel modern destekler sunma.

Köy enstitüleri üzerinden de köylüye kırsal restorasyon ve motivasyon çalışmaları inanılmaz derecede umut verici ve sonuç alıcıydı. Maalesef ikinci dünya savaşı sırasında bile bunlar yapılırken ikinci dünya savaşını takip eden dönemde gerek egemen güçlerin müdahaleleri, gerek Türkiye’yi yönetenlerin Cumhuriyetin kurucu kadrolarının yürüdüğü bu yol ve koydukları vizyondan sapmaları, bir takım oyunlara gelmeleri sonucunda bu hedefler, bu bilimsel, iyi niyetli yürüyüş maalesef sekteye uğratıldı. İçi boşaltıldı.

Bugün ağır bir tarım ve gıda kriziyle karşı karşıyayız. Nüfusu her yıl ortalama 1 milyon artan bir ülkedeyiz. 20 yıldır uygulanan politikalarla Türkiye’nin ekilen ve dikilen arazileri 3,7 milyon hektar azaldı. Kaybedildi. Bu ne demek iki tane Trakya demek. Her yıl doyurmak zorunda olduğumuz yeni 1 milyon kişimiz var ama maalesef iki Trakya’yı kaybettik AKP döneminde. Çiftçi ektikçe zarar eden, ürettikçe iflasa sürüklenen bir kısır dönüğünün içinde.

Tarım Kanununun 21’inci maddesi gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’ini çiftçilere vermeyi kanuna bağlamışken, teşvik olarak vermeyi. Maalesef bu rakam zorla beşte biri buluyor. Bütün uyarılarımıza rağmen. Yüzde 1 değil yüzde 1’in beşte biri olan binde ikilik noktadayız. Yani geçen seneki rakama bakarsak çiftçiler kanuna göre 263 milyar destekleme primi hak etmişken, 85 milyar ödenmiş,178 milyar lira hakları duruyor. O para nereye gitti? O para kur korumalı mevduata gitti. O para nereye gitti? Plan ve Bütçe Komisyonunda son dakika önergeleri ile beşli çetenin kesinleşmiş vergi borçlarının aflarına gitti. Siyaset ki öncelik belirleme işidir.

Birilerinin önceliği beşli çeteler. Birilerinin önceliği yandaş müteahhitler. CHP’nin önceliği çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, milletin efendileri. Maalesef, SGK’nin resmi verilerine göre kayıtlı çiftçi sayımız 10 yılda yüzde 55 azaldı. Nüfus artıyor. 100 çiftçiden 55’i ya şehre iş aramaya, bulursa bir fabrikaya ama 45’i 10 yılda köyünde. 55’i ortadan kalkmış durumda. Esas beka sorunlarından bir tanesi bu. Çarpıcı bir örnek. Çarpıcı bir ifade. Türkiye yaş ortalaması düşük bir ülke olmasına rağmen çiftçilerinin yaş ortalaması 58. Artık genç çiftçi yok. Bu birkaç yıl sonra sağlığı yüzünden, yaşı yüzünden çalışamayacak ama bir sonraki kuşağı da yetiştirememiş bir tehlikeye daha dikkat çekiyor.

O yüzden bu noktada çok ciddi tedbirler alınması lazım. Türkiye, Ukrayna’dan buğday, Arjantin’den soya, ABD’den mısır, Hindistan’dan mercimek, Şili’den hayvansal ürünler ithal etmezse kendini doyuramayan bir ülke haline getirilmiş durumda. Bu ithalatların her biri de kendi yerli üreticimizi biraz daha zor durumda bırakıyor. TÜİK Nisan gıda enflasyonunu yüzde 68,5 olarak açıkladı. OECD ülkelerinde bu ortalama yüzde 5,3. Türkiye’nin içinde bulunduğu lige bakın. Türkiye gıda enflasyonunda en yüksek dördüncü sırada. Türkiye’den kötü üç ülke var. Arjantin, Lübnan ve Venezuela. Bu ülkenin nasıl yönetildiğini, nereye sürüklendiğini görün.

Biraz önce iş kazasını bahsettim. Dünya birincisi. Nüfusa göre ikinci. Bir tek Malezya’dan geride. Zimbabve’den bile ileride. Gıda enflasyonunda sadece Venezuela, Lübnan ve Arjantin’i geçmemiş. Bu durumdayız. Böyle yönetiliyor bu ülke. Bu hükümet sistemi, her şeyi ben bilirim diyen anlayış. Bakanların böyle milletvekillerinden, milletin seçip yolladığı, Meclis’in onayladığı, hesap sorduklarından değil bir kişinin dolma kaleminden çıktığında işte Türkiye’nin geldiği durum budur. Bu konuda kapsamlı bir hazırlığımız var.

Beşer yıllık dönemde dinamik tarım politikaları oluşturulmasını öneren, nüfusun ve iktisadi faaliyetlerin Anadolu’ya dengeli olarak dağıtılmasını planlayan, maliyetleri azaltan, verimlilikleri yükselten yeni tarım düzeni için üretken kamu yatırımlarını kapsayan, nitelikli tarım bütçesi öneren bir çalışmamız var. Girdi piyasalarını düzenleyecek. Rekabete aykırı tekelci yapılara dur diyecek. Fındığın tekeli var. Dünya büyüğü. Ona dur diyecek. Çaydaki tekelci yapılara dur diyecek, üzümdeki, narenciyedeki tekelci yapılara dur diyecek hazırlığımız ve önerilerimiz var.

Çıktı piyasalarını reforma edecek, kooperatifçilikle bu yapılara düzenleme ve denetim getirecek. Tarımsal üretimi planlayacak. Bir ürünün ekimini bir yıl vadeli kumar olmaktan çıkaracak, hangi ürün ekilirse, ne kadar planlanıyor, ne teşvik alınacak, ne gelir elde edilecek, devletin düzenleyeceği bir yapısal reformu bu ülkenin önüne koymaya hazırlanıyoruz, hazırlandık ve detaylarını kamuoyu ile paylaşacağız. Hayvancılık politikalarında yeni bir sayfa açacağız.

Hayvan popülasyonlarını artıracak, akılcı şekilde izleyecek, ürünlerin işlenmesini sağlayacak entegre yapıları ortaya koyarak yepyeni bir düzen getireceğiz. Tarımsal kamu yönetimini yeniden yapılandırarak kamucu bir tarım reformu yapacağız. Bağımsız, demokratik kooperatif yapılarının ayrıca üreticilerin örgütlenmelerini ve güçlenmelerini sağlayacağız. Doğa ile dost, dirençli, onarıcı tarım politikalarını hayata geçireceğiz. Bunları önümüzdeki iktidarımız için, bir büyük tarım reformu için hazırlıyoruz. Ayrıca kamuoyu ile paylaşarak, yapıcı muhalefetin en iyi örneğini sunacağız.

Bunlar yapılır mı? Vallahi genel iktidar olunca en alası, en iyisi yapılır. Ama bilmeyene söyleyeyim. Sadece CHP belediyeleri geçtiğimiz dönemde buğday tohumu, mazot, gübreyi ücretsiz verip, üretilen buğdayı satın alıp, halk ekmek üretti. CHP’ belediyeleri. Ücretsiz yem dağıttılar. Üretilen sütü satın aldılar. UHT yöntemi ile sakladılar ve çocuklarımıza ücretsiz süt dağıtıyorlar. Sebze fidesi dağıttılar. Sulama hortumu dağıttılar. Eriyik gübre ile ücretsiz olarak üreticiye verdiler. Üretilen sebzeleri satmaları için köylülere üretici Pazar yeri açtılar. Afet oldu, bağ direği dağıttılar.

Her bir belediyenin ayrı ayrı yaptığı bu muazzam projeleri önümüzdeki yıllarda iyi projeleri yaygınlaştırıp, standardize ederek CHP belediyelerinde elden geldiğince hayata geçireceğiz. Ama biraz önce saydığım 10 maddelik temel ayaklar üzerine oturan tarım reformunu Cumhuriyetin ilk yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sonrasında İsmet Paşanın önderliğinde Cumhuriyetin liyakatli kadrolarının yaptığı reformun ikinci yüzyıla yakışır reformunu yine Cumhuriyetin kurucusunun partisi CHP iktidarında hayata geçireceğiz.

İçinde bulunduğumuz hafta, aynı zamanda Engelliler Haftası. Bugün grubumuzda engelli kardeşlerimiz, büyüklerimiz, çalışanlar buraya geldiler. Sesimi duyamayanlar, engelliler için CHP onları çok seviyor. Bizim partimiz onları çok seviyor. Biz engellileri bir gün hatırlamak istemiyoruz. Onlar da bir gün hatırlanmak istemiyorlar. Biz engellileri bir dezavantajlı grup olmaktan çıkarıp, bu toplumda herkesle birlikte aynı hakları kullanabilmek için bütün engellerin önlerinden kaldırıldığı, yeni bir kamu reformu, kamusal düzenleme öneriyoruz.

Bu konularda bugün değil iki gün sonra 16 Mayıs Perşembe günü ilgili gölge kabine bakanımızın aileden sorumlu, engellilerden sorumlu bakanımızın çabalarıyla, yine kadın kollarımızın ev sahipliğinde Ankara’da bir büyük engeli buluşması düzenleyeceğiz. Engellilerin sorunlarını bir grup konuşması parantezinden çıkarıp, bu haftaya uygun olarak hep birlikte Perşembe günü bütün Türkiye’ye sesleneceğiz. Hepinizi bekliyoruz.

Dün nihayet kamuda tasarruf genelgesi yayınlandı. 8’inci büyük iki ara dönemde yapılanla birlikte 10’uncu tasarruf genelgesiydi. Bu genelgede bugüne kadarkinden bir farkı var, olumlu farkı. O da sarayın, Cumhurbaşkanlığı harcamalarının genelge dışında tutulmamış olması. Ama pratikte neler oluyor, en yakından takip edeceğiz ve paylaşacağız. Sadece Meclis dışarıda tutulmuş. Bu konuda gayet normal tutulması. Bu Meclis israf etsin demek değil yürütmenin başının Meclis’e talimat vermemesi gerekir.

Vermesi hadsizlik olur. Bu konuda Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulunuyorum. Bir, iki ipucu vermişti. Bu hafta içinde TBMM Başkanlık Divanını bütün arkadaşlarımız var, olağanüstü toplantıya çağırsın. Meclis tasarruf genelgesi dışında değildir, Meclis’e tasarruf et deme yetkisi yürütmede değildir. Kendi genelgemizi hızla hazırlamalıyız. Yürütmenin ortaya koyduğundan çok daha kapsamlı bir tasarruf genelgesi için CHP olarak bütün gruplara ve Meclis Başkanına çağrıda bulunuyoruz. Başkanlık divanı toplansın, millete kemer sık denirken milletin vekilleri tasarrufun dışında kalmasınlar.

Tabi CHP yerel yönetimler, kendi belediyeleri için bunun çok ilerisinde bir tasarruf genelgesini geçen hafta belediye başkanları ile paylaştı. Biz belediyelerin de hem bizim genelgemizin, hem de Cumhurbaşkanlığınca yayınlanan genelgenin harfiyen uymalarını bekliyoruz. Ancak buradaki hassas nokta şudur. Zaten CHP’deki altın oran yani AKP ile CHP arasındaki altın oran çarpı dörttür. CHP’li belediyeler geçmiş icraat pratiklerine bakıldığında, geçmiş hesaplarına bakıldığında, yayınladığımız faaliyet raporlarına bakıldığında, yarı fiyatına iki kat iş yaparlar. Bu şudur. Bir harcarken tasarrufluyuz. Üretirken çalışırken verimliliğimiz yüksek. Tabi bu kendiliğinden olmuyor. Nasıl oluyor?

Örneğin birisi çöp ihalesini yandaş bir AKP’li belediyeye 50 milyon liraya verirken, benim CHP’li belediye başkanım o araçları o ihaleye vermek yerine kendisi satın alıyor. İstihdam yaratıyor. O fiyatın yarısına işi bitiriyor. İki sene sonra da bütün kamyonlar, bütün araç ve gereç bize kar kalıyor. Mesela nasıl oluyor? Örnek, bir örnek Denizli Belediyesi gittim ve gözümle gördüm. Sayın Başkanım 45 aracı geri yolladım. Neymiş, daire başkanına, onun yardımcısına, yardımcısının özel kalemine makam aracı çekmişler altına. Geri yolladım. Havuza 5 araç koydum. Herkes kendi arabasıyla gelsin. Ya da toplu taşımayla gelsin. İşi icabı lazımsa mesai saatinde kullansın. Tasarruf 70 milyon lira.

CHP zaten bu konuda sıkıntıda değil ama genelgenin hem yerel yönetimler birimimizin, parti sözcümüzün dikkatini çeken hem de benim dikkatimi çeken iki hususu var. Bir tanesi şu. Diyor ki yüzde 15 yatırım harcamalarından tasarruf yapacağız. Şimdi bu CHP’nin tasarruf ettiği paralarla yarattığı bütçe ile ya da yurtdışından bulup da sizin imza atmadığınız, yurtiçinden bulup imzalamadığınız kaynaklarla yapacağımız harcamalara, yatırımlara dur deyip, CHP’li belediyeleri üretmeyen belediyeler diye göstermeye kalkarsanız, biz orada yokuz. Benim başkanlarım hiçbir bahaneye, engellemeye, hiçbir çelme çakmaya mahal vermeden, bahane üretmeden hizmet ettiler.

Etmeye çalışacaklar. Engellemeye çalışanla milletin huzurunda hesaplaşırız. Genelgenin dikkat çeken bir tarafı. 3 yıl boyunca emekli olan kadar yeni personel istihdamı. Yani atanmayan öğretmene şunu söylüyor. Bu sene 20 bin kişi emekli oldu. 20 bin. Seneye 22 bin oldu, 22 bin. Öyle beden 68 bin, 84 bin atama beklemeyin diyor. Ayrıca dünya kadar işsiz var. Onlara diyor ki kusura bakmayın, ben kamu kaynaklarını kur korumalı mevduata verdim. Beşli çeteye verdim. Yandaş müteahhitte verdim. İsrafa verdim. Sana diploma verdim ama birazcık bekleyeceksin. 3 sene kamuda alım yok. Biz buna kökten itiraz ediyoruz.

Bakın Mehmet Şimşek’in açıkladığı rakam toplamda 100 milyar lira edecek, her şey hayata dediği gibi geçerse. Tam uyulursa. Bundan önce kimse uymadı bunların genelgelerine. Başta kendileri. Merkez Bankası geçen sene 800 milyar zarar etmiş. 3 yıllık tasarrufun 8 katı. Kur korumalı mevduata 1,2 trilyon lira vermişler. Bu dediklerinin tam 12 katı. Kamu özel işbirliği ödemelerine 6 yılda 222 milyar lira vermişler. Bundan sonraki 3 yıl 674 milyar lira verecekler. Tasarrufun tam 6 katı. Bütçeden faize bu sene 1,3 trilyon ayırdılar. Tasarrufun tam 13 katı. Bakın 13, 19, 31, 39. Tam şu saydığım 4 kalem millete kemir sık, öğretmene atanma, iktisadi idari bilim fakültesi öğrencilerine, veterinere, hemşireye bekle, eczacıya bekle.

Diploma verdim ama parayı beşli çeteye verdim. Bunun 31 katını bu 4 kaleme ödüyorlar. O yüzden öyle kemeri garibana sıktırıp, beşli çetelere onunla ilgili bir şey gördünüz mü? Örneğin dolar bazında garanti verdin. Yetmez doların ABD enflasyonunu da yıllık zam diye veriyor. Yani İzmir –İstanbul Otobanı var. Bir de İzmir-Çeşme Otobanı. İzmir-Çeşme Otobanını Turgut Özal yaptırmış. Devlet parasıyla yaptırmış. Aradaki geçiş parası aynı kilometre. Bu tarafta tam 8 katı. Oraya 15 lira verirken, burada 120 lira veriyorsun. Yetmez dolar arttıkça rahmetli Özal’ınki sabit. Yılda bir kere artıyor.

Bu dolar arttıkça katlanıyor. 120 oluyor, 150. 150 oluyor 180. Bir dur diyor. Dolar farkını verdim ama sen bu parayı ABD’de tutsan. Yüzde 4 dolar enflasyon var ve onu da veriyor. Sen bir şey yapacaksan önce bu sözleşmeyi TL’ye çevir. Gel diyeceksin. Gel bakayım. Geçen sefer uyduk şeytana, bütün parayı sana verdik. Millet açlıktan kırılıyor. Artık dolar yok. Bugünkü kurdan çevirdim. ABD enflasyonunun da kaldırdım dese, demin saydım bu tasarrufun 31 katı buraya gidiyor. Oradan yüzde 3 indirse fiyatı 31’in yüzde 3’ü bir kata gelir, hiç bu tasarruf tedbirlerine gerek kalmaz.”

“İsrafa son”

Ben kamunun israfına, kamunun israfa son vermesine sonuna kadar destek veriyorum ama 10 bin lira emekli maaşı, zam yap diyoruz. Gör bak diyecek ki kamu tasarruf yapıyor, siz de katlanın. Asgari ücrete zam yap diyeceğiz, gör bak diyecek ki biz bile tasarruf yapıyoruz. O yüzden bu oyuna gelmeyeceğiz ama şunu göreceğiz itibardan tasarruf olmaz diye saray harcamalarını savunanlar milletin canı burnunda bu sefer sarayı da yazmışlar.

Mehmet Şimşek, kendisine şey deniyordu. Kamudaki taşıt alımı. Ne dedi? 2015’te çerez parası onlarla uğraşmayın dedi. Şimdi tasarruf genelgesine koymuş 3 yıllığına. Demek ki onlar değil biz haklıyız. Demek ki devleti yönetenler değil millet haklı. Demek ki godomanların dostuna karşı garibanların dostu doğruyu söylemiş. Sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz. Koca genelgede umudu artıran bir cümle var. Vergide adalet. Demiş ki daha doğrusu genelge ile ilgili açıklama yaparken Mehmet Şimşek demiş ki vergide adalet ve etkinlik sağlayacağız. Tam zurnanın zırt dediği yer burası arkadaşlar. Bir daha anlatıyorum. Bıkmadan anlatacağım. Herkese anlatın.

Türkiye’de 100 lira vergi hepimizden toplanıyor. Bunun 65 lirası dolaylı vergi. Yani mazottan, doğalgazdan, sudan, elektrikten, ekmekten, sütten, bulgurdan, çikolatadan, sakızdan yüzde 65. Bu nasıl bir adaletsizlik biliyor musunuz? Türkiye’nin en pahalı jeepi ile fabrikatör gidiyor mazot alıyor. Aynı vergiyi veriyor. Arkadan derme çatma bir mobiletle onun fabrikasında asgari ücretle çalışan geliyor, mazot alıyor. Aynı vergiyi veriyor. Yani dolaylı verginin adaletsizliği bu. En pahalı kotralarla gezenlerle, traktörüne mazot koyanlardan aynı vergiyi alıyorlar diyeceğim, öbür taraftan daha az bile alıyorlar.

Ama bunlar dolaylı vergi. Yüzde 65. Yüzde 65’ten geriye kalan daha yüzde 35 var ya bunun da yüzde 24’ü işçinin, emeklinin, memurun maaşını çekmeden kesilen gelir vergisi. Etti mi sana yüzde 89. Kalan yüzde 11 de bütün ihracatçıların, üreticilerin, müteahhitlerin, kur korumalı mevduata para koyan herkesin, hepsinin gelirinden ödediği vergi yüzde 11. Vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, hiç kazanmayandan hiç alınmaz. Bu kadar net. Çok kazanandan çok alacaksın. Az kazanandan az alacaksın. Kazanmayan garibana ilişmeyeceksin.

Bizde kazan kazanma yüzde 65 vergi veriyor. Kalan yüzde 24 de geçinemiyor maaşla ne vergisi? Ödemesi gerekenler yüzde 11. O yüzden vergide adalet diyorsun ya ilk kez dediler. DİSK miting yaptı ve destekledik. Yürüyüş yaptı ve destekledik. Her yerde söylüyoruz. Vergide adalet temel mücadelemizdir. Kısa kısa birkaç konu ile tamamlayacağım. Polis arkadaşlarımın bunu duyurun dediğini biliyorum. Gölge içişleri bakanı, gölge kabinemizden Murat Bakan’a bu konuda çok başvuru var. Sadece bu sene 2024’te 24 polis kardeşimiz intihar etti. Hayatını kaybetti. 2023’te asker, polis, korucu toplam şehit sayımız 110. 12 ayda. Burada dört ayda 24 polis intihar etti.

Rakamlar böyle giderse asker, polis, korucu ve şehit sayısına yakın sadece polis intiharlarından kaybımız olacak. Bu herkesin bir durup düşünüp ne oluyoruz demesi gereken bir konudur. İçişleri Bakanı Sayın Yerlikaya olmak üzere herkesin ne oluyoruz deyip, dönüp bakması gereken bir konudur. Kamu Denetçiliği Kurumu kendi geçen sene yazdığı raporlarında ağır çalışma şartlarından, polislerin psikolojilerinin bozukluğundan, mesleki motivasyon düşüklüğünden, hem bedenen hem de ruhsal olarak yıpranma ve tükenmişlik duygusundan, yoğun olarak yaşanan stresten dolayı riskin çok olduğunu ve çok ağır şartların mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söylemiş. Kamu denetçisini ben atamıyorum. Meclis seçiyor. Kamu denetçisi eski AKP milletvekili Sayın Malkoç.

AKP grup başkanvekili, önceki dönem Adalet Bakanımızın kayınpederi. Cumhurbaşkanının çok eski bir dava ve mesai arkadaşı. O söylüyor. Ben söylemiyorum. Benim söylediğim şu. Biz şunu öneriyoruz. Polise derhal fazla mesai ücreti ödenmeye başlamalıdır. 12-24/ 12-36 sistemleri polisin hayatından tamamen çıkarılmalıdır. Meslek içi mülakatlar, meslek içi yükselmeler mülakatla yapılmamalıdır. Mülakat terk edilmelidir. Zaten polis. Hayatımız, namusumuz. Malımız, mülkümüz ona emanet. Daha ne mülakatı? Sınavı başarıyor, mülakatta alengirli soru. Her ile yüksek kapasiteli personel lojmanları konmalıdır.

Verdiğiniz maaşa bakın bir de o şehirdeki kiralara bakın. Mutlaka lojman yapılmalıdır. Taban maaş yeniden yapılandırılmalı, polis sandığına zorunlu üyelik kaldırılmalı, uzman iktisatçılarla orası yapılandırılıp iyi yönetilmelidir. Polise mutlaka sendika hakkı verilmeli. Polis intiharlarına yönelik Meclis araştırma önergelerimiz reddediliyor, mutlaka gruplar arası uzlaşma ile bu komisyon kurulmalı.

Tam teşekkülü rehabilitasyon merkezleri oluşturulmalı. Gece görevleri 8 saati aşmamalı. Sivil personelin özlük hakları düzenlenmeli. İkinci şark mutlaka kaldırılmalı. Emniyet Teşkilatı Vakfının gelirleri polislere sosyal tesis, lojman ve kreş yapılması amacıyla kullanılmalı. Özlük hakları ve çalışma koşullarını düzenleyen emniyet teşkilatı personel kanunu bir an önce çıkarılmalıdır. Biz CHP olarak polisimizin haklı taleplerine, bu 15 madde ile değiniyoruz. Arkasındayız. Çok milli olanlara, günü geldiğinde polis cenazesinde milliyetçiliği kimseye bırakmayanlara hodri meydan diyoruz. Bir tarafta bir büyük adaletsizlik bizi yakıyor.

Kepez Belediye Başkanımız bir yurttaşımızın hayatını kaybettiği teleferik kazasından sonra Sayın Mesut Kocagöz tutuklandı. Ortaya çıktı ki o görevi çoktan bırakmış. Üstüne 3 kere denetleme geçirmiş. Mesut Kocagöz’ü karalayan ifadeyi veren esas mahkeme de o karara varırsa, çıkan görüntülere göre durmuş teleferiği yeniden çalıştırmış. Mesut Kocagöz’e artık tahliye beklerken 24 gün içinde hazırlanan iddianame şu anda kabul edildi. Çok ciddi itirazlarımız var ama sağlık durumu kötüye gidiyor.

Ailesinin gözü yaşlı. Kepez oy verdiği yani arkasında onu bekliyor. Biz tensiple birlikte tahliyenin gecikmeden bu kararın verilmesini kepez için, ailesi için, Mesut Başkan için istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Mesut Başkan’ın masumiyetine inanıyoruz. Tutukluluk halinin kaldırılmasını ve kendisinin eninde sonunda zaten beraat edeceğini biliyoruz. Buradan Mesut Başkan’a, CHP grubundan sevgilerimizi dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Bir diğer hukuksuzluk partisinin başındayken partisinin eş genel başkanıyken Sayın Demirtaş’ı Sayın Eş Genel Başkanları ve 108 siyasetçiyi aldılar, 18’ini içerde tutuyorlar. Kamuoyunun bildiği adıyla Kobane davası. Ama esasen HDP’li DEM’li siyasetçilerin siyasetten uzaklaştırılma, kayyuma bahane üretme ve kendilerine adil bir yargılama süreci yaşatılmaksızın suçlandıkları ve kamuoyunda seçimlerin manipülasyonu içinde algı yönetimine başvurulmuş bir dava. Bu dava Perşembe günü görülecek. Bir önceki davayı 4 kişilik bir heyetle takip ettik, bu davayı da güçlü bir heyetle takip edeceğiz. Bu davadan adalete uygun bir karar çıkmasını bekliyoruz.

Davaya ilişkin 159 aydının imzaladığı bildiride vurgulanan, yargının siyasi otoritenin emrinden çıkması beklentisi Türkiye’den her siyasi görüşten yurttaşımızın temennisi olarak iletildiğini biliyorum. Hukuka uyulması temennimizdir. Evrensel hukuk kurallarına uygun bir yargılama yapılmadığı ama kararın hiç olmazsa öyle kurulması, anayasa bağlayıcılığı AİHM kararlarının bağlayıcılığının göz önüne alınmasını ümit ediyoruz. Perşembe günü o davada da bu siyasi davada da adalet bekliyoruz. Kendileri sabırla burada beklediler. Biz kendilerinin taleplerini alıyoruz. Çalışmalar yapıyoruz. Sırf laf atmadıkları ve sabırla pankart kaldırdıkları için bu Yükseköğretim Kurumu’nun denklikle ilgili yapmış olduğu çalışmalara tepki gösteriyor ve kendilerine denklikte YÖK’e takılanlar diyorlar.

Söylediklerinin çok haklı yönleri var. Kabul edilmeyecek tarafları var. Ama biz kendilerine kapımızı açık tutuyoruz. Milli eğitimden sorumlu arkadaşımız dikkatle takip ediyor. Devlet verdiği sözü tutar. Bir kişi bir işe başladığında kanun kural neyse ona güvenir, devlete güvenir. Sonradan değiştirilmesini, o insanların mağdur edilmesini doğru bulmuyoruz. Denklikle ilgili ilk eleştirilerimizden sonra bir düzeltme geldi ama itirazlar var. Bu itirazların da dikkatle takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Son söz. Bugün 14 Mayıs. 4 gün sonra 18 Mayıs. 18 Mayıs Cumartesi günü saat 13.00’da ben, milletvekillerim ve sözümüze değer verenler İstanbul’da Saraçhane Meydanı’nda olacaklar.

Niye? Yıllar önce Ecevit’e, rahmetli Ecevit’e ‘Madem atamayacaktın, bu çocukları niye okuttun?’ diyenler, bugün 1 milyon öğretmeni atamıyorlar. Söz veriyorlar. Atamıyorlar. Yetmiyor. Atanmayan öğrenmene atanamayan öğretmen diyorlar. Yani çok istiyorum da atayamıyorum. Ya da atayacağım da sen de bir kusur var, atanamıyorsun. Bal gibi atanmayan öğretmenler var. Onlarla birlikte olacağız. Bu öğretmenlere ve tüm mezunlara her meslekten söz verdiler. Beyanname yazdılar, mülakat kalkacak diye. Şimdi kaldırmıyorlar. Bu sözü takip edenlerle, mülakat mağdurlarıyla orada olacağız. Yetmez. Sadece mülakat mağdurları değil hepimizin çocukları gelecek nesiller bundan öncekilerde olduğu gibi müfredat mağduru olacaklar.”

Bundan öncekilerde olduğu gibi müfredat mağduru olacaklar. Öyle bir müfredat yaptı ki beyzadeler. Boyacı küpü gibi yapıp çıkardılar şimdi diyor ki 10 yıldır çalışıyoruz. 7 günde görüş verin. İtiraz ettik, küstahça 10 güne çıkarmış ve öyle bir müfredat yaptılar ki bilim yok akıl yok duygu yok ve esas dayanması gereken çağdaş eğitimin en önemli nitelikleri yok.

Laik eğitimi tamamen ortadan kaldıran, bilimsel eğitimi kaldıran ve kendine göre nesil yaratma sapkınlığına devam eden ve esasen de yaptı da ne sonuç aldı? Eğitimden kadın seçmende CHP’li yüzde 15 memnun. AK Partili kadın seçmen de yüzde 19 memnun. Yani AK Parti’ye oy veriyor ama bunların verdiği eğitimden yüzde 81’i memnuniyetsiz. Aynı kafa müfredat da yapıyor. O yüzden 18 Mayıs Cumartesi. Yer Saraçhane. Saat 13.00. Atanmayan öğretmenler, mülakat mağdurları, müfredata itiraz edenler konuşacak. Onları duyacağız. Destek olacağız. Seslerine ses vereceğiz ve onlarla birlikte haykıracağız. Hepinizi 18 Mayıs Cumartesi Saraçhane’ye bekliyoruz.”

“İktidara yürüyoruz”

Son sözüm, gençlik kolları muhteşem bir üye kampanyası yaptı. Geçen Uşak’taydım. Gençlik kolları başkanı diyor ki ben kazanacağım. Ne yaptın dedim? Uşak’ta 2,5 haftada 402, 25 yaş altı üye yapmış. Bütün Türkiye’deki ilçelerimizden inanılmaz rakamlar geliyor. Üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. 19 Mayıs günü rakamları paylaşacağız. Kampanyayı gençler için bitirecektik ama galiba durduramayacağız. Ama kadın kolları katılacak. Baba evine büyük bir yönelim var. Büyük bir keyif içindeyiz. Bu, birilerinin keyfini kaçırdı. Akılları sıra partiye operasyon çekecekler. Çelme takacaklar.

Bir takım partilerin Twitter, sosyal medyadaki troll hesaplardan, bir takım satın alınmış kalemlerden oradan buradan bir cümle bulup benim yöneticimin, milletvekilimin, genel başkan yardımcımın CHP’ye karşı linç girişimi yapmaya çalışanlar var. Hesap ne? Biz enseyi karartacağız, CHP’yi yoracaklar üzecekler. Öyle yağma yok. Nasıl geldik? Sokağı dinleyerek geldik. Sokakta ne var? Eskişehir’e Afyon’a gittim, Uşak’a gittim, Kütahya’ya gittim, Manisa’ya gittim, Soma’ya gittim. Sokakta özgüvenli siyasete çok büyük destek var. Sokakta Atatürk’ün partisine güven, inanç var. Sokağı duyduk. Duymaya devam ediyoruz. Trollere inat birilerine inat çatlasınlar, iktidara yürüyoruz. İktidara yürüyoruz. İktidara yürüyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum.”

Paylaşın

Türkiye’de Her Gün Birden Fazla Kadın Öldürülüyor!

2024 yılının ilk dört ayında 147 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Öldürülen kadınların 71’inin evli, 35’nin bekar, 12’sinin boşanmış, 5’inin dini nikahlı, 24’ünün ise ‘medeni halinin bilinmediği’ belirtildi. 

Kadınların 83’ü ateşli silahla, 32’si kesici aletle, 7’si yüksekten düşerek, 4’ü boğularak, 20 kadının ise ölüm şekli belirlenemedi.

Birgün’ün aktardığına göre; Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) 2024’ün ilk 4 ayına ilişkin hazırladığı verilere göre 147 kadın erkekler tarafından katledildi. Federasyonun geçen yıllarda 4 ay verilerine göre öldürülen kadın sayısı şöyleydi:

2021: 110
2022: 114
2023: 114

Raporda, yılın ilk 4 ayında katledilen kadınların 71’i evli, 35’si bekâr, 12’si boşanmış, 5’i dini nikâhlı olduğu bilgisi yer aldı. Öldürülen kadınların 24’ünün ise ‘medeni halinin bilinmediği’ belirtildi. Rapora göre; “kadınların 83’ü ateşli silahla, 32’si kesici aletle, 7’si yüksekten düşerek, 4’ü boğularak öldürüldü. 20 kadının ölüm şekli ise belirlenemedi.

Öte yandan TKDF’nin verilerine göre sadece nisan ayında 33 kadın katledildi.

İki kentte iki cinayet

Kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor. Son 24 saat içinde 2 kadın evli olduğu erkekler tarafından katledildi. Ankara’daki evine izinli olarak gelen Hatay İl Emniyet Müdürlüğü’nde görevli komiser yardımcısı Veysel Ö., evli olduğu kadın ve 2 çocuğunu öldürdü. Veysel Ö, cinayet sonrasında intihar etti. Veysel Ö’nün Ankara Özel Harekât Şube Müdürlüğü’nde görevliyken tayininin Hatay’a çıktığı öğrenildi.

Bir kadın katliamı da Antep’te yaşandı. Halil Özdemir pompalı tüfekle evli olduğu Zeynep Özdemir’i öldürdü; oğlu ve damadını da yaraladı. Olay yerinde polise teslim olan Halil Özdemir gözaltına alındı.

Paylaşın