İhsan Öztürk Kimdir? Hayatı, Albümleri

1947 yılında Sivas’ın Şarkışla İlçesi’nde dünyaya gelen İhsan Öztürk, bağlama çalmayı ağabeyi Ahmet Öztürk’ten öğrendi. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da tamamladıktan sonra lise öğrenimine Ankara Atatürk Lisesi’nde devam etti.

Öğrenimi sırasında koro ve gösterilerde bağlama çalarak kendisini geliştirdi ve 1963 yılından itibaren dönemin önemli sanatçılarının (Nurettin Dadaloğlu, Aliye Akkılıç ve Yıldıray Çınar) şef sazı olarak çalıştı. Nota ve müzik bilgisini de geliştirdiği askerlik dönüşünde yine dönemin önemli halk müziği sanatçılarından İzzet Altınmeşe, Bedia Akartürk, Belkıs Akkale, İbrahim Tatlıses, Selahattin Alpay ve Hülya Süer’le çalıştı.

1970’li yıllarda tanıştığı Nida Tüfekçi’nin Halk Müziği topluluğunda çalışmalarını sürdüren İhsan Öztürk; uzun süre müzik yönetmenliği de yaparak İzzet Altınmeşe, Belkıs Akkale, Atakan Çelik, Mahmut Tuncer, Canan Başkaya, Selahattin Alpay, Gülşen Kutlu, Hülya Süer, Erkan Sürmen, gibi birçok solistin plâk ve kaset çalışmalarını yönetti. “Ayrılık Hasreti” ve “Özümüz Sözümüz” adlı iki kaset çıkaran Öztürk; iki dönem TRT Danışma Kurulu’nda görev aldı; birçok koroyu yönetti, ağırlıkla TRT’de olmak üzere programlar hazırlayıp sundu.

Türk Halk Müziği alanında yaptığı derleme çalışmalarıyla Hac’eli Obası’nı (Hacı Ali Obası) Engin mi Sandın, Gel Gidelim Dosta Gönül, Yürü Yalan Dünya Senden Usandım, Bedir (Üğrünü üğrünü gelir dereden), Ayrılık hasreti, Şu Diyar-ı Gurbet Elde, Gel Seninle Danışalım Sevdiğim, Gam Elinden Benim Zülfü Siyahım, Gelin Oy, Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden, Deli Gönül Yine Ah-U Zar Oldu (Leyla) başta olmak üzere birçok eseri derledi, notaya aldı ve repertuvara kazandırdı.

Üyesi olduğu Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (MESAM) 2008 yılı genel kurulunda yönetim kurulu üyeliğine seçilen Öztürk; 2010 ve 2012 yıllarında da tekrar bu göreve seçilerek MESAM yönetim kurulu üyeliğini sürdürdü.

Türk Halk Müziği eğitimi çalışmalarına ağırlık veren İhsan Öztürk, resmi açılışı 1985 yılında yapılan ve Cankat Erdoğan, Gülten Benli, Cengiz Kurt, Nazlı Öksüz gibi birçok sanatçıyı yetiştiren İhsan Öztürk Müzik Merkezi’nde Türk Halk Müziği eğitimlerine devam etmektedir.

İhsan Öztürk’ün albümleri: Ayrılık Hasreti, Özümüz Sözümüz.

Paylaşın

İbrahim Erkal Kimdir? Hayatı, Albümleri

10 Ekim 1967 yılında Erzurum’un Narman ilçesinde dünyaya gelen İbrahim Erkal, 11 Mayıs 2017 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. İbrahim Erkal’ın naaşı Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

“Fantezi Müziğin Kralı” olarak anılan İbrahim Erkal, 1990’lı yılların başından itibaren çıkardığı albümlerle fantezi ve arabesk müziğin en önemli sanatçılarından birisi. Otuz yıldan fazla bir kariyeri olan sanatçının, yazdığı sözler ve yaptığı besteler onu fantezi ve arabesk müzik dalında oldukça ön plana çıkardı.

Birçok müzik türündeki sanatçıyı etkileyen İbrahim Erkal, Ulus Müzik döneminde keşfettiği birçok sanatçıya albüm çıkardı ve sanatçılara verdiği eserlerle çok sayıda müzisyenin popüler hale gelmesini sağladı. İbrahim Erkal, Türkiye ve dünya çapında 10 milyona yakın satışıyla, Türkiye’de tüm zamanların en çok satan müzik sanatçılarından biri.

İbrahim Erkal, 1984 yılında Sarhoş Baki adlı ilk profesyonel albümünü çıkardı. İbrahim Güzelses adıyla çıkardığı bu albümle pek sesini duyuramadı. Ardından kendi adıyla Sensiz Yaşıyamam adlı bir albüm daha çıkaran İbrahim Erkal, 90’lı yılların başından itibaren çıkardığı Tutku (1993), Sıra Bende/Aklımdasın (1995) ve Gönlünüze Talibim (1996) gibi albümlerle milyonlar satarak büyük kitlelere ulaştı.

İbrahim Erkal, “Canısı” parçasının yıla damgasını vurmasından dolayı Canısı adlı bir TV filminde oynadı ve film reyting rekoru kırdı. İbrahim Erkal, bu film ile birlikte oyunculuk kariyeri başladı ve daha sonra çeşitli dizi ve filmlerde rol aldı.

Klipleri ve oynadığı roller İbrahim Erkal’ın başarısının artmasına yardımcı oldu ve Sırılsıklam (1998), De Get Yalan Dünya / Nasıl Sevmiştim (2000), Su Gibi (2001), Aşknâme (2002) ve Gönül Limanı (2004) albümleriyle ve devamındaki albümlerle birlikte hit eserler çıkarmaya devam etti. Sırılsıklam, Türkiye’de yılın en çok satan albümlerinden birisi oldu.

İbrahim Erkal, çıkardığı albümlerin yanı sıra hareketli yaşam tarzıyla da 90’lı yılların ortalarından itibaren de çok konuşulan birisi oldu. Söz yazarlığı ve besteciliğinin yanı sıra şiirde yazan İbrahim Erkal, 2002 yılında ”Ben Bu Şöhreti Sevmedim” adlı bir şiir kitabı yayınladı. 3. Kral TV Video Müzik Ödülleri’nde bir gecede iki ödül alarak geceye damgasını vurdu ve birçok ödül töreninde aday gösterildiği kategorilerde birçok ödül kazandı ve müzik listelerinde bir numaraya kadar yükseldi.

İbrahim Erkal’ın albümleri: Sarhoş Baki, Sensiz Yaşıyamam, Tutku, Sıra Bende/Aklımdasın, Gönlünüze Talibim, Sırılsıklam, De Get Yalan Dünya, Su Gibi, Aşknâme, Gönül Limanı, Yüreğinden Öpüyorum / Gülüm, Aranağme, Burnumda Tütüyorsun, Nefes 1, Ömrüm (Nefes Vol. 1).

Paylaşın

Psödokolinesteraz Eksikliği Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Psödokolinesteraz eksikliği, etkilenen kişiyi çeşitli anestezik ajanlardan herhangi birine, özellikle de kolin olarak bilinen ilaçtan türetilenlere karşı çok hassas hale getiren nadir görülen bir genetik hastalıktır.

Haber Merkezi / Duyarlı bir kişiye süksinilkolin veya mivakuryum gibi anestezik ilaçlar uygulandığında akciğerleri çalıştıran kaslar felç olabilir. Anestezi maddesinin fazlası metabolize edilene ve normal solunum sürdürülene kadar mekanik ventilasyon gereklidir.

Psödokolinesteraz eksikliği olan bireylerin kan serumunda psödokolinesteraz enzimi eksikliği veya yokluğu vardır. Ameliyat sırasında süksinilkolin ilacı (veya kolinin başka bir anestezik türevi) verilirse, solunum kasları felç olur ve hastanın nefes alması durur (apne).

İlaç vücuttan atılana ve etkilenen kişi nefes almaya devam edene kadar suni solunum (mekanik ventilasyon) gerekli olabilir. Psödokolinesteraz eksikliği olan kişi, kolin türevi bir anesteziye maruz kalmazsa, psödokolinesteraz enzimi eksikliğinin farkına varmayabilir.

Psödokolinesteraz eksikliği otozomal resesif bir özellik olarak kalıtsaldır. Arızalı gen kromozom 3’te (3q26.1-q26.2) bulunur.

İnsan hücrelerinin çekirdeğinde bulunan kromozomlar, her bireyin genetik bilgisini taşır. İnsan vücut hücrelerinde normalde 46 kromozom bulunur. İnsan kromozom çiftleri 1’den 22’ye kadar numaralandırılır ve cinsiyet kromozomları X ve Y olarak adlandırılır.

Erkeklerde bir X ve bir Y kromozomu vardır ve kadınlarda iki X kromozomu vardır. Her kromozomun “p” ile gösterilen kısa bir kolu ve “q” ile gösterilen uzun bir kolu vardır. Kromozomlar ayrıca numaralandırılmış birçok banda bölünmüştür. Örneğin 3q26.1-q26.2, kromozom 3’ün uzun kolunda 26.1 ve 26.2 bantları arasındaki bölgeyi belirtir. Numaralandırılmış bantlar, her bir kromozomda bulunan binlerce genin konumunu belirtir.

Genetik hastalıklar, anne ve babadan alınan kromozomlarda bulunan belirli bir özelliğe ait genlerin birleşimiyle belirlenir.

Resesif genetik bozukluklar, bir bireyin her bir ebeveynden aynı özellik için aynı anormal geni miras almasıyla ortaya çıkar. Bir kişi hastalık için bir normal gen ve bir de hastalık geni alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olacaktır, ancak genellikle semptom göstermeyecektir.

Taşıyıcı olan iki ebeveynin her ikisinin de kusurlu geni geçirme ve dolayısıyla etkilenmiş bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Anne-baba gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her gebelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de normal genler alma ve söz konusu özellik açısından genetik olarak normal olma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Tüm bireyler birkaç anormal gen taşır. Yakın akraba (akraba) olan ebeveynlerin her ikisinin de aynı anormal geni taşıma şansı, akraba olmayan ebeveynlere göre daha yüksektir, bu da resesif genetik bozukluğu olan çocuk sahibi olma riskini artırır.

Ameliyat yapılmadan önce psödokolinesteraz eksikliğinin varlığını belirlemek için test yapılabilir. Ameliyat sırasında hastanın uzun süre nefes alması durursa, hasta normal nefes almaya başlayıncaya kadar suni teneffüs (mekanik ventilasyon) uygulanabilir.

Psödokolinesteraz eksikliği olan kişiler, genetik bir hastalık olduğundan yakınlarını ameliyat öncesi test yaptırmaları konusunda uyarmalıdır. Ameliyat sırasında bilinmeyen nedenlerle ölen akrabaları bulunan kişiler, ameliyat öncesinde psödokolinesteraz eksikliği açısından taranmalıdır.

Paylaşın

Psödoakondroplazi Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Psödoakondroplazi (PSACH), orantısız kısa boy, normal yüz özellikleri ve kafa büyüklüğü ve erken başlangıçlı osteoartrit ile karakterize, kısa kollu bir cücelik durumudur; zeka normaldir. Parmaklarda, bileklerde, dirseklerde ve dizlerde belirgin gevşeklik vardır.

Haber Merkezi / Eklem ağrısı her yaşta yaygındır; Osteoartrit erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkar ve tüm eklemleri etkiler. Skolyoz veya omurganın anormal eğriliği ve servikal omurganın dengesizliği komplikasyonlardır. Psödoakondroplazi, kıkırdak oligomerik matriks proteini (COMP) genindeki bir değişiklikten (mutasyondan) kaynaklanır ve otozomal dominant bir şekilde aktarılır. Vakaların yüzde otuzu, durumu etkilenen bir ebeveynden bulaştıran ailesel olup, %70’i daha önce aile geçmişi olmayan, COMP’da rastgele, yeni bir mutasyon olarak ortaya çıkar.

Psödoakondroplazi, aileler içinde ve arasında değişen ciddiyet ile değişken ifade gösterir. Psödoakondroplazili bebekler normal doğum parametrelerine sahiptir ve etkilenmemiş yenidoğanlardan ayırt edilemez. Genellikle ilk işaret, 9 ila 12 ay arasında başlayan, önce uzunluğu ve sonunda yüksekliği etkileyen, standart büyüme eğrisinin yaklaşık iki yıl gerisine düşen doğrusal büyümenin azalmasıdır. Orantısız boy kısalığı yaşla birlikte daha belirgin hale gelir. Etkilenen çocuklar genellikle 12-18 ay arasında yürümeye başlarlar ancak yürüme anormaldir ve kalçaları da içeren altta yatan iskelet anormalliklerini yansıtan ‘paytak yürüme’ olarak tanımlanır.

Yüz köşeli olarak tanımlanmıştır. Kol ve bacaklardaki orantısız kısalma 3-5 yaş arasında belirginleşir. Eller ve ayak parmakları çok kısadır, fazla deri kıvrımları vardır ve eklemlerde belirgin gevşeklik vardır. İlginç bir şekilde aksine, dirseğin uzaması sınırlı olabilir. Dizlerdeki eklem gevşekliği, eğilme (genu varum), çarpık diz (genu valgum) deformiteleri veya bir bacakta eğilme ve diğerinde rüzgârlı deformite olarak adlandırılan çarpık diz deformitesi arasında değişen alt ekstremite deformitelerine katkıda bulunur. Cerrahi düzeltme genellikle gereklidir ancak maksimum sürdürülebilir düzeltme elde etmek için ertelenmelidir.

Omurga anormallikleri yaygındır ve şunları içerir: 1) skolyoz veya S şeklinde omurga eğrisi 2) omurganın alt kısmının anormal içe doğru eğriliği olan abartılı lomber lordoz ve 3) önden arkaya anormal olan kifoz (veya Omurganın üst kısmının anormal şekilde yuvarlanmasını sağlayacak şekilde omurganın dışa doğru eğriliği. Omurganın üst kısmındaki küçük, diş benzeri çıkıntının (odontoid) az gelişmesi (hipoplazi) meydana gelebilir. Odontoid hipoplazi boyun bölgesinde instabiliteye (servikal instabilite) neden olur ve bu da omurilik yaralanması (servikal miyelopati) riskini artırır. Bu komplikasyon üst omurganın cerrahi füzyonunu gerektirir.

Yaygın ve evrensel bir yakınma olan ağrı, erken çocukluk döneminde başlar ve egzersizle şiddetlenir. Tüm temas sporları ve trambolin dahil olmak üzere eklemleri zorlayan aktivitelerden kaçınılmalıdır. Erken eklem ağrısı, altta yatan kondrosit patolojisine bağlı inflamatuar bir süreci yansıtabilir.

Erken yetişkinlik dönemindeki osteoartrit, genellikle özellikle kalçaları, ayak bileklerini, omuzları, dirsekleri ve bilekleri etkileyen kronik eklem ağrısına (artralji) dönüşen evrensel bir bulgudur. Dejeneratif eklem hastalığı ilerleyicidir ve sonuçta kalça protezi ile başlayan ve ardından diğer eklem replasmanlarını takip eden bir ameliyat gerektirebilir. Antiinflamatuar ilaçlarla semptomatik tedavi, değişen derecelerde başarı ile ağrı tedavisinde kullanılır.

Nihai yetişkin boyu ortalama olarak kadınlar için 3’8″ (116 cm) ve erkekler için 3’9″ (120 cm)’dir ancak bazı bireyler 4’10” boya ulaşabildiğinden bu durum değişebilir. Zeka ve yaşam beklentisi etkilenmez ve çoğu birey aile yetiştirir ve üretken, aktif ve dolu bir yaşam sürer.

COMP genindeki mutasyonlar psödoakondroplaziye neden olur. Genler, vücudun birçok fonksiyonunda kritik rol oynayan proteinlerin oluşturulması için talimatlar sağlar. Bir gen mutasyonu meydana geldiğinde protein ürünü hatalı, verimsiz olabilir veya mevcut olmayabilir. Belirli bir proteinin işlevlerine bağlı olarak bu, vücudun birçok organ sistemini etkileyebilir. COMP mutasyonları özellikle doğrusal büyümeyi belirleyen hücreler olan büyüme merkezlerindeki kondrositleri etkiler. Tüm uzun kemiklerin uçlarındaki eklem kıkırdağı da kondrositler içerir ve kolayca aşınarak osteoartrit ve ağrılı eklemlere neden olur.

Vakaların yaklaşık %70’i yeni (sporadik veya de novo ) mutasyon olarak ortaya çıkar; bu, vakaların çoğunda gen mutasyonunun başka ailede değil, yalnızca o çocukta yumurta veya sperm oluşumu sırasında meydana geldiği anlamına gelir. üye etkilenecektir. Bu durumda, bozukluk genellikle etkilenen bir ebeveynden miras alınmaz. Ancak mutasyon bir kez meydana geldiğinde, etkilenen kişiden çocuğuna baskın bir şekilde aktarılır. Baskın genetik bozukluklar, anormal bir genin yalnızca tek bir kopyası mevcut olduğunda ortaya çıkar. Anormal genin etkilenen ebeveynden yavruya geçme riski, çocuğun cinsiyetine bakılmaksızın her hamilelik için %50’dir.

Birkaç ailede otozomal resesif kalıtım gibi görünen bir durumda nüks rapor edildi. Mutasyon analizi, bu vakaların bir COMP mutasyonu için ebeveyn germ hattı mozaikçiliğinin sonucu olduğunu ortaya çıkardı . Sonuç olarak, ebeveynin çocuklarından biri veya daha fazlası, psödoakondroplaziye yol açan germ hattı COMP mutasyonunu miras alabilir, ancak mutasyon yeterli sayıda vücut hücresinde bulunmadığından ebeveyn bu bozukluğa sahip değildir.

Bir ebeveynin mozaik germ hattı mutasyonunu çocuğuna aktarma olasılığı, ebeveynin mutasyona sahip germ hücrelerinin yüzdesine bağlıdır. Hamilelikten önce germ hattı mutasyonuna yönelik bir test yoktur. Bilinen bir mutasyona sahip ailesel vakalar için hamilelik sırasında test yapılması ticari olarak mevcuttur ve bir genetik uzmanıyla görüşülmelidir.

Psödoakondroplazi tanısı, karakteristik klinik ve radyografik bulguların tanımlanmasına, ayrıntılı hasta öyküsüne ve mutasyon testlerine dayanmaktadır. Boy kısalığı olmadığı için tanı nadiren doğumda konulur. Ayırt edici özellikler zamanla gelişir ve bu onu diğer kısa boy koşullarından ayırır.

Tedaviler, belirgin hale geldikçe spesifik semptomlara yöneliktir ve genellikle uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirir. Ekipte genetikçiler, çocuk doktorları, iskelet bozukluklarının tedavisinde uzmanlar (ortopedi cerrahları), nörologlar, fiziksel ve mesleki terapistler ve ihtiyaç duyulan tedavileri sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlayacak diğer sağlık profesyonelleri yer alıyor.

Spesifik terapötik prosedürler ve müdahaleler, hastalığın şiddeti; ağrılı semptomların varlığı veya yokluğu; bireyin yaşı ve genel sağlığı; ve/veya diğer unsurlar. Belirli ilaç rejimlerinin ve/veya diğer tedavilerin kullanımına ilişkin kararlar, hekimler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri tarafından, hastanın durumunun özelliklerine dayalı olarak hastayla dikkatli bir şekilde istişarede bulunularak alınmalıdır; olası yan etkiler ve uzun vadeli etkiler de dahil olmak üzere potansiyel faydalar ve risklerin kapsamlı bir şekilde tartışılması; hasta tercihi; ve diğer uygun faktörler. Ağrı kesici ilaçlar eklem hastalığına bağlı ağrının tedavisinde faydalı olabilir. Eklem hareketini iyileştirebilen ve kas dejenerasyonunu (atrofi) önleyebilen fizik tedavi faydalıdır.

Bazı çocuklarda omurga anormallikleri cerrahi müdahale gerektirebilir. Omurganın anormal eğriliği, örneğin skolyoz, genellikle ameliyat gerektirmez, ancak ciddi vakalarda ameliyat etkili olmuştur. Servikal instabilite gibi daha ciddi omurga problemleri omurga füzyonunu gerektirebilir. Osteotomi adı verilen alt ekstremitelerin cerrahi olarak yeniden hizalanması genellikle yetişkinlikten önce gereklidir. Total kalça protezi ameliyatı (total kalça artroplastisi) bireylerin %50’sinden fazlasında görülür.

Paylaşın

Psödo Hurler Polidistrofisi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Psödo Hurler polidistrofisi (mukolipidoz tip III), UPD-N-asetilglukozamin-1-fosfotransferaz olarak bilinen kusurlu bir enzimle karakterize nadir görülen genetik bir metabolik bozukluktur. Bu kusurlu enzim, nihayetinde vücudun çeşitli dokularında belirli kompleks karbonhidratların (mukopolisakkaritler) ve yağlı maddelerin (mukolipidler) birikmesine neden olur.

Haber Merkezi / Bu bozukluğun semptomları I-hücre hastalığının (mukolipidoz tip II) semptomlarına benzerdir, ancak daha az şiddetlidir ve ilerleyici eklem sertliği, omurganın eğriliği (skolyoz) ve/veya ellerin iskelet deformitelerini (örneğin, pençe eller) içerebilir.

Kalça eklemlerinin bozulmasıyla birlikte büyüme gecikmeleri tipik olarak Psödo Hurler polidistrofisi olan çocuklarda gelişir. Ek semptomlar arasında göz kornealarının bulanıklaşması, yüz hatlarının hafif ila orta derecede kaba olması, hafif zihinsel engellilik, kolay yorulma ve/veya kalp hastalığı yer alabilir. Psödo Hurler polidistrofisi otozomal resesif bir özellik olarak kalıtılır.

Bu bozukluk, lizozomal depo bozuklukları olarak bilinen bir hastalık grubuna aittir. Lizozomlar, belirli yağları ve karbonhidratları parçalayan, hücrelerin içindeki zarlara bağlı parçacıklardır. Psödo Hurler polidistrofisiyle ilişkili kusurlu lizozomal enzimler, vücudun birçok dokusunun hücreleri içinde belirli yağlı maddelerin (mukolipidler) ve belirli kompleks karbonhidratların (mukopolisakkaritler) birikmesine yol açar.

Çoğu durumda, Psödo Hurler polidistrofisi olan çocuklar 2-4 yaşına kadar semptom göstermezler. Bozukluk sıklıkla yavaş ilerlemesine rağmen spesifik semptomlar ve ilerleme hızı vakadan vakaya değişebilir.

İlk belirtiler ellerde ve omuzlarda sertlik içerebilir. Bazı durumlarda ellerde pençe benzeri şekil bozuklukları meydana gelebilir. Bu semptomlar belirli görevlerde (örn. giyinmek) zorluğa neden olacak şekilde ilerleyebilir. Sonunda karpal tünel sendromu gelişebilir. Karpal tünel sendromu, el bileği içindeki karpal tünelden geçen medyan sinirin sıkışması (periferik sinir sıkışması) ile karakterize nörolojik bir hastalıktır. Bu bozukluğun belirtileri el ve bileği etkiler ve ağrı, uyuşukluk, parmak uçlarında his kaybı ve/veya yanma veya “iğne batması” gibi olağandışı hissi içerebilir.

Psödo Hurler polidistrofisi ile ilişkili ek semptomlar arasında omurganın yan yana eğriliği (skolyoz), kalçanın dejenerasyonu, bükülmüş veya bükülmüş bir konumda kalıcı olarak sabitlenen eklemler (kontraktürler) ve boy kısalığı yer alabilir. Kalça ve eklem kontraktürlerinin ilerleyici dejenerasyonu yürüme güçlüğüne neden olabilir veya etkilenen bireyleri karakteristik paytak yürüyüşle yürümeye zorlayabilir.

Etkilenen çocuklarda ayrıca kaba yüz özellikleri, göz yüzeyinde (kornea) bulanıklaşma (opaklık), gözleri kaplayan sinir açısından zengin zarı (retina) etkileyen anormallikler (hafif retinopati) ve korneanın düzensiz eğriliği (hiperopik astigmatizma) gelişebilir.

Psödo Hurler polidistrofisi olan birçok çocuğun zekası normal olmasına rağmen, bazılarında hafif zihinsel engellilik veya öğrenme güçlüğü gelişebilir. Bazı vakalarda, etkilenen çocuklarda aort yetmezliği gelişir; bu, aort kapağının zayıflayarak kapağın kapanmasını önlediği ve kanın vücudun ana arterinden (aort) kalbin odalarından birine (sol ventrikül) geri akışına izin verdiği bir kardiyovasküler rahatsızlıktır. Aort yetmezliğinin belirtileri çarpıntı, yorgunluk, nefes darlığı ve göğüs ağrısını içerebilir.

Psödo Hurler polidistrofisi otozomal resesif bir özellik olarak kalıtsaldır. Genetik hastalıklar biri babadan, diğeri anneden alınan iki gen tarafından belirlenir.

Resesif genetik bozukluklar, bir bireyin her bir ebeveynden aynı özellik için aynı anormal geni miras almasıyla ortaya çıkar. Bir kişi hastalık için bir normal gen ve bir de hastalık geni alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olacaktır, ancak genellikle semptom göstermeyecektir. Taşıyıcı olan iki ebeveynin her ikisinin de kusurlu geni geçirme ve dolayısıyla etkilenmiş bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Anne-baba gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her gebelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de normal genler alma ve söz konusu özellik açısından genetik olarak normal olma şansı %25’tir.

Araştırmacılar, Psödo Hurler polidistrofisinin, kromozom 4’ün (4q21-q23) uzun kolunda yer alan GNPTAB olarak bilinen UDP-N-asetilglukozamin-1-fosfotransferaz genindeki bozulma veya değişikliklerden (mutasyonlardan) kaynaklandığını belirlediler. İnsan hücrelerinin çekirdeğinde bulunan kromozomlar, her bireyin genetik bilgisini taşır.

İnsan kromozom çiftleri 1’den 22’ye kadar numaralandırılır ve ek olarak erkeklerde bir X ve bir Y kromozomu ve kadınlarda iki X kromozomu içeren 23. cinsiyet kromozomu çifti bulunur. Her kromozomun “p” ile gösterilen kısa bir kolu ve “q” ile gösterilen uzun bir kolu vardır. Kromozomlar ayrıca numaralandırılmış birçok banda bölünmüştür. Örneğin “kromozom 4q21-q23”, 4. kromozomun uzun kolundaki 21-23 arasındaki bantları ifade eder. Numaralandırılmış bantlar, her kromozomda bulunan binlerce genin konumunu belirtir.

Araştırmacılar, varyant psödo-Hurler polidistrofisinin (mukolipidoz IIIC), kromozom 16 üzerinde bulunan GlcNAc-fosfotransferaz alt birim genindeki mutasyonlardan kaynaklandığını belirlediler.

Psödo Hurler polidistrofisinin semptomları, UPD-N-asetilglukozamin-1-fosfotransferaz olarak bilinen kusurlu bir enzimden kaynaklanır. Bu kusurdan dolayı bazı lizozomal enzimler doğru hedeflerine (yani lizozomlara) ulaşamazlar. Lizozomlar, belirli yağları ve karbonhidratları parçalayan, hücrelerin içindeki zarlara bağlı parçacıklardır.

Lizozomal enzimler yanlışlıkla hücrelerin dışına salgılanır ve etkilenen bireylerin serumunda ve sıvılarında lizozomal enzimlerin yükselmesine neden olur. Lizozomal enzimlerin hücrelerdeki lizozomlara ulaşamaması, bazı yağlı maddelerin (mukolipidler) ve bazı kompleks karbonhidratların (mukopolisakkaritler) hücrelerde birikmesine neden olur ve bu da hastalığın belirtilerine neden olur.

Kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta öyküsüne ve karakteristik bulguların tanımlanmasına dayanarak Psödo Hurler polidistrofisi tanısından şüphelenilebilir. Çeşitli özel testler tanıyı doğrulayabilir. Bu testler, serumda yüksek lizozomal enzim aktivitesinin veya beyaz kan hücrelerinde veya kültürlenmiş bağ dokusu hücrelerinde (fibroblastlar) azalmış enzim seviyelerinin tespit edilmesini içerir.

Psödo Hurler polidistrofisinin kesin bir tedavisi yoktur. Tedavi, her bireyde görülen spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Çocuk doktorları, ortopedi cerrahları, kardiyologlar, göz uzmanları ve diğer sağlık profesyonellerinin, etkilenen bir çocuğun tedavisini sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlaması gerekebilir.

Cerrahi, karpal tünel sendromu, iskelet malformasyonları ve kalça dejenerasyonu dahil olmak üzere Psödo Hurler polidistrofisi ile ilişkili çeşitli semptomların tedavisinde kullanılabilir. Kornea nakli karışık sonuçlarla gerçekleştirildi. Fizik tedavi ve egzersiz eklem sertliğini iyileştirebilir. Bazı durumlarda kalp kapakçığının değiştirilmesi gerekebilir. Diğer tedaviler semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Zirve Sonrası CHP’den Açıklama: Toplumu İlgilendiren Konuları İlettik

CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Erdoğan – Özel zirvesine ilişkin yaptığı açıklamada, “CHP olarak çığ gibi büyüyen sorunların çözümü konusunda 31 Mart’ta, halkımızın partimize verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarına ilişkin kendi pencerelerinden gördükleri birçok hususu birbirleriyle paylaştılar. Sayın Cumhurbaşkanı’na ülkenin kanayan yarası olan, tüm toplumu ilgilendiren konuları ilettik.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Tayyip Erdoğan’ın ziyaretine dair Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kanadından ilk açıklamayı CHP Sözcüsü Deniz Yücel yaptı. Yücel, özetle şunları söyledi:

“Bunu ülkemiz demokrasisi açısından son derece önemli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. İktidarın şimdiye kadar kapattığı diyalog kanallarını CHP’nin açmış olması, Türk siyasi tarihi açısından önemli bir adımdır. Diyalog, istişare, müzakere demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarıdır. Topluma faydası olacak, sorunların çözülmesine katkı sunacak her konuda CHP olarak katkı sunmaya hazırız. Bizim normalleşme dediğimiz bu sürecin toplumda da olumlu karşılandığını müşahede ediyoruz. Herkesin etkilendiği temel sorunların çözümünün siyaset kurumunda olduğunu biliyoruz.

Çok uzunca bir süredir devam eden kutuplaşma ve ayrıştırmanın olumlu sonuçlar vermediğini hep birlikte yaşadık. Bu nedenle toplumsal huzuru tesis edecek şekilde siyasi partilerin diyalog içerisinde olmasını önemsiyoruz.

Açılan bu diyalog kanalı, bizi inandığımız ilkeli muhalefetten, toplumun sesi olmaktan vazgeçirmeyecek. Sorunu olan her kesime el uzatacağımızdan ve gerektiğinde en sert muhalefeti yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal tıkanmışlığın çözülmesi konusunda kararlı duruşumuz devam edecek. CHP olarak çığ gibi büyüyen sorunların çözümü konusunda 31 Mart’ta, halkımızın partimize verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarına ilişkin kendi pencerelerinden gördükleri birçok hususu birbirleriyle paylaştılar. Sayın Cumhurbaşkanı’na ülkenin kanayan yarası olan, tüm toplumu ilgilendiren konuları ilettik. Hükümlü generaller meselesi geçen görüşmede Genel Başkanımız tarafından iletildi. Konu gecikmeli de olsa çözüldü. Bu konuda Özgür Özel, Cumhurbaşkanı’na teşekkürlerini ifade etti. Gezi Parkı eylemleri davasında kanun yararına bozma talebinin Adalet Bakanlığı’na iletilmesini önemli buluyoruz.

Genel Başkanımız, asgari ücrete ara zam yapılması gerektiğini; en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi gerektiğini; üretim maliyetleri altında ezilen çay ve hububat üreticilerinin mağduriyetleri girecek şekilde düzenleme yapılması gerektiğini; atanmayan öğretmenleri; özel okul öğretmenlerinin yaşadığı sorunları; staj ve çıraklık mağdurlarını; emeklilikte kademe bekleyenlerin durumunu ve 6 Şubat’ta çok büyük bir felaketle sarsılan depremzedelerin sona erecek olan kira yardımını da gündeme getirdi.

Sayın Ömer Çelik’in ifade ettiği gibi toplumun ekonomide bir kazanımı olduğunu düşünmüyoruz. Toplumun çok küçük ve dar bir kısmı lehine geçmişte birtakım gelişmeler oldu ancak bu yeterli değil. Ekonomide bir kazanım olacaksa da hayat pahalılığı altında ezilen kesimlerin bir kazanım olması gerektiğini düşünüyoruz. Bugüne kadar kaynak transferi tersine işledi. Kaynak transferlerinin dar gelirli, yoksul, çiftçi lehine yapılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından, Sayın Cumhurbaşkanı’na iletildi.

Gelir adaletsizliğinin çözülmesi için öncelikle vergi adaletinin sağlandığı bir sistem kurulması gerektiği, bu nedenle mevcut bütçe üzerinde tüm siyasi partilerin bir araya gelerek, TBMM’nin çalıştırılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından iletildi. Biz iktidar geldiğimizde, vergi reformuyla az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alan bir sistemle adaletsizlikleri ortadan kaldıracağız.

Gezi davası, Sinan Ateş davası, Emine Şenyaşar davası ve kayyum meselesi Genel Başkanımız tarafından gündeme getirildi. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı’nın Ayşe Ateş’e randevu vermesini çok olumlu ve doğru bulduğunu kendisine ifade etti.

Kayyum meselesinin anayasaya ve demokrasiye aykırı olduğu, anayasamızın 127’nci maddesinde geçici görevden uzaklaştırmanın düzenlendiği ama kayyum uygulamasının kalıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Görevden alınan ve yerine kayyum atanan kişi beraat ederse, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirse ne olacak. Velev ki suçlu, belediye meclis üyelerinin suçu ne? O siyasi partiye oy veren seçmenin suçu ne? Bir belediye başkan vekili seçilir. Mevcut uygulama demokrasimize ve anayasamıza aykırı.

Sayın Ömer Çelik, bazı belediyelerle ilgili nefret söylemi ve yaşam tarzlarına müdahaleden bahsetti. Ancak Genel Başkanımız ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın görüşmesinde böyle bir konunun konuşulduğun teyit edemiyoruz. Sayın Ömer Çelik dilerse görüşmede hazır bulunan Sayın Elitaş’tan teyit edebilir.

Anayasa meselesi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirilmiştir. Siz anayasa değişikliğini, biz vatandaşın ne konuştuğunu önemsiyoruz. Asgari ücret, emekli maaşı, atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları…

Anayasa değişikliğinin gündeme gelmesi için önce toplumun belini büken, toplumun kanayan yarası haline gelen bu sorunların çözümü için adım atılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’na iletildi. Bize 17,5 milyon kişi oy verdi, onlar masaya oturmadan bizim oturmamızın bir anlamı yok. Onların masaya oturması da iktidarın mevcut anayasaya uymasından, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımasından ve gereklerini yerine getirmesinden geçiyor.”

Paylaşın

Dünya Bankası, 2024 Yılı İçin Türkiye Büyüme Tahminini Düşürdü

Dünya Bankası, 2024 yılı için Türkiye büyüme tahminini yüzde 3,1’den yüzde 3’e düşürdü. Banka, Türkiye için 2025 büyüme tahminini yüzde 3,9’dan yüzde 3,6’ya çekti.

Haber Merkezi / Türkiye için 2026 büyüme tahminini de yüzde 4,3 olarak belirleyen banka, Türkiye’deki para politikasındaki sıkılaşmanın ekonominin geneline yansıması ve makroekonomik kırılganlıkların azaltılmasına katkıda bulunmasını, bu nedenle ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 3’e gerileyeceğini öngördü.

Ancak, güçlü iç talep ve net ihracatın etkisiyle ekonomik büyümenin 2025’te yüzde 3,6, 2026’da ise yüzde 4,3 artmasını bekliyor.

Dünya Bankası, Türkiye’de enflasyonun Merkez Bankası’nın hedefinin üzerinde kalacağını ve 2025’te ortalama yüzde 29’a düşeceğini öngördü. Türkiye’de bütçe açığının Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından rehabilitasyon ve yeniden yapılanma maliyetleri sebebiyle yüksek kalması bekleniyor.

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda Dünya Bankası Grubu Başkanı Ajay Banga ile görüştü. Basına kapalı gerçekleşen görüşme, yaklaşık 1 saat sürdü.

Bakan Şimşek’ten açıklama

Mehmet Şimşek, görüşme sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Banga ile 2024-2028 Ülke İşbirliği Çerçevesi hakkında verimli bir toplantı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Dirençli şehirler başta olmak üzere enerjide dönüşüm, altyapı, KOBİ’lerin ve istihdamın desteklenmesi⁠ gibi birçok alanda geliştirilebilecek işbirliklerini ele aldıklarını belirten Şimşek, “Türkiye Dünya Bankası’nda aktif portföy büyüklüğü açısından dünyada ikinci, bölgede ise birinci sırada yer almaktadır. Dünya Bankası’na programımıza olan güveni ve ülkemize sağladığı destek için teşekkür ediyoruz.” dedi.

Ayrıca Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Lakshmi Shyam-Sunder ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Masası Şefi James Walsh başkanlığındaki geniş IMF heyeti ayrı ayrı ekonomi bürokrasisi ve özel sektör temsilcileriyle bir dizi temasta bulundu. IMF heyetinin, yıllık ‘rutin’ ziyaret kapsamında geldiği belirtildi.

Geçen hafta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başta olmak üzere mesleki örgütler ve hükümet dışı kurumlarla da dar kapsamlı da olsa görüşmeler yapıldı. IMF Türkiye Masası şefi James Walsh başkanlığındaki heyette, Agustin Roitman, Farid Boumediene, Jiaxiong Yao’nun da bulunduğu 12 kişi yer alıyor.

Paylaşın

Erdoğan – Özel Görüşmesinde Neler Konuşuldu: AK Parti’den Açıklama

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Recep Tayyip Erdoğan ile Özgür Özel görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Onların tabiriyle normalleşme, bizim tabirimizle siyasi yumuşama dediğimiz şey siyasi rekabeti husumete çevirmeyelim” dedi ve ekledi:

“Bu çerçevede rekabetin husumete çevrilmemesi konusunda hassasiyeti gözetelim, bu çerçevede oturup, meselelerimizi konuşalım. Türk siyaseti hayatında rekabet öyle zamanlarda husumete çevrilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini bunun AK Parti anayasası gibi dar bir şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini, en geniş uzlaşmayla toplumsal sözleşme olarak ortaya çıkması gerektiğini ifade ettiler. CHP ve diğer partilerden anayasaya böyle yaklaşılması beklediğini ifade etmiş oldular.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Merkezi’ne gerçekleştirdiği ziyaret sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik zirveye dair açıklamalarda bulundu.

“Bugün gerçekleşen iade-i ziyaretle birlikte siyaset hayatında bu tablonun ortaya çıkması memnuniyet verici. Sayın Genel Başkanımız bu tablonun kalıcı kazanımlara dönüşmesi gerektiğini düşünüyor” diyen Çelik özetle şu ifadeleri kullandı:

Diyalog ortamının sürmesinin toplumumuzda çok olumlu karşılandığı, sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği şekilde görüşme, diyalog zemininin güçlü bir şekilde tutulması konusunda iade-i ziyaretle birlikte güçlü mesaj verilmiş oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız siyasette diyalog zemininin güçlendirme fırsatlarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Bugün gerçekleşen iade-i ziyaretle birlikte Türk siyasi hayatında bu tablonun ortaya çıkmasını memnuniyet verici olarak görüyorlar.

Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması için atılması gereken atılmaları dar inisiyatifle değil en geniş siyasi uzlaşma zeminiyle gerçekleşme konusundaki görüşlerini ifade etmişlerdir. Bütün Türkiye’yi kucaklayan toplumsal sözleşme olarak yeni anayasayı belirtmişlerdir. Yeni anayasaya kavuşmak sürecini Türkiye’nin geleceğini gözeten sorumluluk ve perspektifle ele alınması gerektiğini ifade ediyorlar.

Görüşmede Cumhurbaşkanımız orta vadeli program ve 12. Kalkınma Programıyla elde edilen kazanımların korunacağını vurguluyorlar. Programa zarar verecek tutumlardan kaçınılacağını ifade etmişlerdir. Görüşmede Cumhurbaşkanımız orta vadeli program ve 12. Kalkınma Programıyla elde edilen kazanımların korunacağını vurguluyorlar. Programa zarar verecek tutumlardan kaçınılacağını ifade etmişlerdir. Bu çerçevede sayın Cumhurbaşkanımız arzu edildiği takdirde CHP tarafından Hazine ve Maliye Bakanımız sayın Mehmet Şimşek’in bilgi vereceğini ifade etmişlerdir.

Önümüzdeki dönemde işbirliğinin artırılması önemli olacak. Avrupa’da aşırı sağa cevap verilmesi önemli olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı bu ortaya çıkan faşizme karşı ortak harekete etmelerini belirtmiştir. Sayın Özel’in o zeminlerde Türkiye’nin tezlerini dile getirmek bakımından önemli bir zemin olduğunu belirtmişlerdir.

PKK’nın Suriye uzantısının o bölgede oluşturmaya çalıştığı teröristan konusu bir diğer konudur. Bu çerçevede baktığımızda hassasiyet dönemidir. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıldönümü törenlerinde sayın Özel’le birlikte orada, CHP ve diğer partilerle birlikte güçlü şekilde birlik ve beraberlik gösterilmesini ifade etmişlerdir. Bu CHP Genel Başkanı ve yetkililerinin kendi takvimleri içinde değerlendireceği konudur.

Gazze’de soykırım siyasetine karşı bizim bütün siyasi partiler olarak ortak bir duruş ortaya koymamız, Filistin devletine karşı duyarlılığı arttırmamız. Sayın Özel’in sosyalist enternasyonal çerçevesinde bilgilendirici tutum ortaya koyması son derece kıymetli olacaktır. Ekonomiden, siyasi meselelere, iç politikadan, dış politikaya kadar Türkiye’nin hak ve menfaatleri için ortak duyarlılık ve siyaset konusunda Cumhurbaşkanımız ve genel başkanımızın hassasiyeti sözkonusudur. Bunu bütün siyasi partilerden beklentileri sayın Cumhurbaşkanımız ifade etmişlerdir.

Önemli bir konu da, son zamanlarda çeşitli bölgelerde bazı belediye başkanlarının nefret suçu, ırkçılık anlamına gelecek birtakım uygulamalara imza atmaları. Birtakım yaşam tarzlarına dönük olumsuz uygulamalar diyebileceğimiz uygulamaların ortaya çıkmasıdır. Cumhurbaşkanımız her türlü nefret siyasetine karşı ortak tutum geliştirilmesi gerektiğini ifade ettiler. Hayat tarzları konusunda şimdiye kadar elde edilen kazanımların korunması gerektiğini, bu çerçevedeki yapısal reformların devam edeceğini, ekonomi kazanımları koruma konusunda da reform siyasetini devam edeceğini belirtmişlerdir.

Kayyum konusunda tutumumuz nettir. Hangi partiden olursa olsun Cumhurbaşkanımızın ifadesi şu şekildedir ‘hangi partiden olursa olsun millete hizmet eden her belediye başkanına destek vermeye devam edeceğiz’. Ama birisi yetkiyi terör örgütüne destek vermek şeklinde kullanıyorsa, terör örgütü tarafından atanmış komiser tarafından yönetilmesine kapı açılmasına müsaade edilmeyecektir. Bu bir siyasi partiye toptancı bir tutum değildir. Tespit edildiğinde bunların görevden alınması devlet olmanın gereğidir.

Burada toplantıcı anlayışla hareket edilmemektedir. Milletten aldığı yetkiyi millete hizmet için kullanıyorsa belediye başkanı hangi partiden olduğunun önemi yoktur. Bütün siyasi partilerin hassasiyet göstermesi gerektiği, sivil siyaset, demokrasi, hukuk devletinin korunması bakımından sayın Cumhurbaşkanımız her fırsatta dile getirmiştir. Konuşulan pekçok konu var. Ama size vereceğim toplantının geneli ile değerlendirme budur. Diyalog sürecinin güçlü bir şekilde devam etmesi, gerçek siyaset alanında, hizmette yarışılması bizim tutumumuz ve arzumuzdur. Gösterdikleri nezaket için sayın Özel ve CHP’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Soru – Cevap

Sayın Özel’in söylediklerini ifade etme konusunda bizim nezaket gösterip onu CHP’li arkadaşlara bırakmamız daha doğru olur. Ben bizim zaviyemizden bu toplantının nasıl görüldüğünü ifade etmek isterim. Kuşkusuz kendileri ekonomi, reel sektörlerle ilgili konular gündeme geldi. Tarımdan eğitime kadar. Sayın Cumhurbaşkanımız hükümetimizin yaptığını anlattı. Sayın Özel’in değerlendirmelerinin açıklamalarının CHP Genel Merkezi tarafından yapılması daha doğru olur.

Geçen ve bugünkü görüşmede toplumun gündeminde olan her konu gündemdedir. Yürüyen hukuki süreçler, kesinleşmiş davalarla ilgili olarak Cumhurbaşkanımızın mahkemelere karışılmaması gerektiği tutumunu ifade ettiler. Karşılıklı bilgilerde tenakuz teşkil eden bilgiler vardır. Cumhurbaşkanımız değerlendirmeleri paylaşmışlardır. (Sinan Ateş cinayeti) Yargı görevini yapsın, hukukun kapasitesi ve kabiliyetleri içinde değerlendirilsin ve suçlular cezasını alsın. Bu ilkeleri savunmak konusunda herhangi sorun yoktur. Sayın Cumhurbaşkanının kabulü bir kez daha bu mesajın verilmesi şeklinde gerçekleşecektir.

Bundan sonra ihtiyaç olursa kapı açıktır. Onların tabiriyle normalleşme, bizim tabirimizle siyasi yumuşama dediğimiz şey siyasi rekabeti husumete çevirmeyelim. Bu çerçevede rekabetin husumete çevrilmemesi konusunda hassasiyeti gözetelim, bu çerçevede oturup, meselelerimizi konuşalım.

Türk siyaseti hayatında rekabet öyle zamanlarda husumete çevrilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini bunun AK Parti anayasası gibi dar bir şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini, en geniş uzlaşmayla toplumsal sözleşme olarak ortaya çıkması gerektiğini ifade ettiler. CHP ve diğer partilerden anayasaya böyle yaklaşılması beklediğini ifade etmiş oldular.

Paylaşın

Murat Soydan Kimdir? Hayatı, Filmografisi

2 Ekim 1940 yılında İstanbul’un Üsküdar İlçesi’nde dünyaya gelen Murat Soydan, 11 Haziran 2024 yılında hayatını kaybetti. Gerçek adı Rüçhan Tercan olan Murat Soydan, ilk ve ortaokulu Lüleburgaz’da, liseyi Edirne’de okudu.

İktisadi İlimler Akademisi’nde okurken bir yandan da İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Musikisi bölümünü bitiran Murat Soydan, aynı zamanda üniversite tahsili sırasında Tekel’de memurluk yaptı.

Murat Soydan, askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra 1966 yılında “Perde” mecmuasının açtığı yarışmayı Tanju Korel ile birlikte kazanarak sinemaya geçti.

Sanat hayatına sinemada 1966 yılında “Kolsuz Kahraman” adlı filmle başlayan Murat Soydan, 200’e yakın filmde rol aldı. Dizi filmlerde de oynayan Murat Soydan, bir dönem Sinema Oyuncuları Derneği başkanlığı yaptı.

1970’li yılların “Jön” oyuncularından olan Murat Soydan, birçok filmde Türkân Şoray ve Hülya Koçyiğit’le baş rolü paylaştı. Murat Soydan, 2016 yılında hayatını ve filmlerini konu alan bir kitap çıkardı.

Murat Soydan, 1966 yılında ”Perde” Mecmuası’nın düzenlediği yarışmada birinci seçilmiş ve «Kolsuz Kahraman» filmiyle sinemaya başladı.

”Dünyanın En Güzel Kadını, Ayşem, Yalan Yıllar, ‘Kahveci Güzeli, Sana Dönmiyeceğim, Nisan Yağmuru, Yarın Başka Bir Gündür” gibi birçok filmin başrolünde oynayan, 1969 yılında İzmir’de “Över” bahçesinde sahneye çıktı.

Paylaşın

Kredi Kartında Takibe Düşenlerin Sayısı Yüzde 90 Arttı

Ekonomik krizle boğuşan vatandaşlar geçimini sağlayabilmek için bireysel kredi ve kredi kartlarına sarılıyor. Kredi kartı harcamalarından dolayı yasal takibe takılanların oranı nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 90 arttı.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi, negatif nitelikli bireysel kredi ve kredi kartı ile ilgili Nisan 2024 verilerini açıkladı.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 2024 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 70,2 artışla 429 bin kişiye yükseldi. Bu dönemde bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı da yüzde 32,5’lik artışla 355 bine kişiye ulaştı.

2024 yılı Ocak-Nisan döneminde, bir önceki yılın aynı ayına göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı yüzde 42 artarak 602 bin kişi oldu. Nisan 2024 itibarıyla bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 79 artış ile 66 milyar TL’ye yükseldi.

Nisan 2023’te 65 bin 484 olan bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı, Nisan 2024’te 124 bin 959’a ulaşarak son 28 ayın zirvesini gördü. Bu dönemde artış oranı yüzde 90,8 oldu. Nisan 2023’te 73 bin 122 olan bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı da Nisan 2024’te yüzde 50,7’lik artışla 110 bin 181’e ulaştı.

2024 yılı Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı yüzde 61,4 oranında artarak 195 bin 870 kişiye yükseldi. Bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişilerden borcu devam etmekte olan kişi sayısı Nisan 2024 itibarıyla 3 milyon 772 bin 425 oldu.

Faizler katlandı

Kredi faizleri ve kredi kartlarında gecikme faizleri, Mayıs 2023 seçimleri sonrasında katlandı. Nisan 2023’te yüzde 1,66 olan kredi kartında aylık azami gecikme faizi, Nisan 2024’te yüzde 3,66’ya yükseldi. Bu oran şu an yüzde 4,55 seviyesinde bulunuyor. Bu dönemde ihtiyaç kredisi faizleri de yüzde 30’lardan yüzde 80’lere yükseldi.

Paylaşın