Erdoğan’dan “Avrupa Birliği” Açıklaması: Samimi Adımlarımız Karşılık Bulmuyor

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan, “Avrupa Birliği’ne yönelik samimi adımlarımız, salt kendi çıkarını düşünen bir takım üyelerin engellemeleri nedeniyle karşılık bulamıyor” dedi ve ekledi:

“AP seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo ve endişeyle izlenen aşırı sağın yükselişi bu durumu körükleyecek. Katı vize uygulamaları, gümrük birliği anlaşmasının yenilenememesi durumları da mevcut. İspanya’nın bize verdiği samimi desteğe müteşekkirim. Bu olumlu adımların artarak devam edeceğin inanıyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-İspanya İş Forumu’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamaları şu şekilde:

“Türkiye-İspanya 8. Hükümetler Arası Zirve vesilesiyle düzenlenen bu güzide forumda aranızda bulunmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle vurgulamak istiyorum. Toplantılarımızın ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin daha da ilerlemesine, yeni ortaklıkların tesisine vesile olmasını diliyorum.

Kıymetli dostum Sanchez’e nazik misafirperverliği için bir kez daha teşekkür ediyorum. Dostumuz ve NATO müttefikimiz İspanya’yla her alanda mükemmel ilişkilere sahibiz. Ülkelerimiz arasındaki köklü ve güçlü ilişkiler, iş dünyamızın attığı cesur ve vizyoner adımlardan da besleniyor. İlişkilerimizin 2021 yılından itibaren kapsamlı ortaklık olarak tanımlanmasına siz değerli iş insanlarımızın katkısı büyüktür.

Son yıllarda gerek Kovid-19 salgını gerekse yakın coğrafyamızda meydana gelen çatışmalar, küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı zorlukları artırdı. Mevcut meydan okumalar karşısında dayanışma ve işbirliğimiz hayati önemdedir.

İspanya ile ticaret: Ekonomi, ticaret ve yatırımlar, Sayın Sanchez birlikte başkanlık edeceğimiz hükümetler arası zirve toplantımızın temel sütunları arasında yer alacak. 2002 yılı öncesinde 2 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene yaklaşık 10 kat artışla 19,2 milyar dolara ulaştı. Böylelikle 20 milyar dolar hedefimizi neredeyse yakalamış olduk.

İspanya’nın 740 firma ve yaklaşık 11 milyar dolarlık stokla Türkiye’de en çok yatırım yapan 6. ülke olması da esasen bu yaklaşımın sonucudur. Bölgesinin cazibe merkezi olan Türkiye, İspanya’dan çok daha fazla sayıda yatırımcıyı özellikle ev sahipliği yapmak üzere ülkemize davet ediyoruz. Müteahhitlik firmalarımız İspanya’da yaklaşık 1,1 milyar dolarlık 6 proje üstlenmiştir. Barcelona’daki stadyum projesi, bu alandaki işbirliğimizin en somut örneklerindendir.

Medeniyetler ittifakı: Gelecek yıl Medeniyetler İttifakı’nın 20. Yıldönümünü idrak edeceğiz. Malum Medeniyetler İttifakı’nı İspanya ile Türkiye olarak birlikte kurduk. Öyleyse bunu birlikte geliştireceğiz. Türkiye ve İspanya bu ittifakın iki önemli kurucu üyesidir. İttifakımız kuruluşundan bu yana çok kritik roller üstlenmiştir.

Dünyamızın savaşlar ve katliamlarla sarsıldığı günümüzde İttifaka olan ihtiyaç daha da artıyor. Bilhassa Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 250 gündür yaşanan soykırım vicdan sahibi herkesin yüreğini kanatıyor. Gazze’de 16 bini çocuk olmak üzere 37 binden fazla insan göz göre göre katledildi, 85 bin sivil yaralandı.

Vicdan sahibi hiçbir ülkenin böyle bir tabloyu kabullenmesi mümkün değildir. Ve bu konuda değerli dostum Pedro Sanchez’in takındığı tavrı şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum.

İspanya’nın İsrail mezalimi karşısında izlediği tutumu takdirle karşıladığımızı burada vurgulamak istiyorum. Tabi, işin başından itibaren Sayın Sanchez, ilk günden bu yana gerçekten ilkeli, tutarlı ve dirayetli bir politika benimseyerek hem İspanya halkının hem Filistinli kardeşlerimizin hem de Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir.

Avrupa Birliği: Değerli katılımcılar, tüm bu gayretlerimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik projemizin hayata geçirilmesiyle taçlanacaktır. Ne var ki AB’ye yönelik samimi adımlarımız salt kendi çıkarını düşünen Türkiye’nin Birliğe sağlayacağı katma değeri görme yeteneğinden yoksun bir takım üyelerin engellemeleri nedeniyle karşılık bulamıyor.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo ve Avrupa kıtasında endişeyle izlenen aşırı sağ siyaset bu anlayışı şüphesiz körükleyecektir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmalarının henüz başlanmaması, iş insanlarımıza yönelik katı vize uygulamaları ekonomik ve ticari alandaki müşterek potansiyelimizi tam kapasite kullanımını engelliyor.

Kıymetli dostum Sayın Sanchez başta olmak üzere İspanya’nın ülkemizi AB’ye üyelik sürecine verdiği samimi destek için müteşekkirim.”

Paylaşın

2024’te En Az 738 İşçi İş Kazalarında Yaşamını Yitirdi

2024 yılının ilk beş ayında en az 738 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi. Başka bir ifadeyle 2024 yılının ilk beş ayında her gün en az 5 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Mayıs 2024 iş cinayetleri raporunu açıkladı. Buna göre; Yüzde 70’ini ulusal basından, yüzde 30’unu ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla mayıs ayında en az 139 işçi hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk beş ayında (Ocak’ta 161, Şubat’ta 149, Mart’ta 124 ve Nisan’da, Mayıs’ta 139 olmak üzere) en az 738 işçinin hayatını kaybettiğini belirten İSİG Meclisi, “Yani her gün ‘en az’ 5 işçiyi iş cinayetlerinde kaybettik” dedi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 39 işçi; Tarım, Orman işkolunda 25 emekçi (9 işçi ve 13 çiftçi+3 besici+1 balıkçı); Taşımacılık işkolunda 22 işçi; Metal işkolunda 8 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 7 işçi; Madencilik işkolunda 6 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 6 işçi;

Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 5 işçi; Enerji işkolunda 4 işçi; Petro-Kimya Lastik işkolunda 2 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 2 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 2 işçi; ; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 5 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 35 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 29 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 24 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 16 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 9 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 5 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 4 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 3 işçi; İntihar nedeniyle 3 işçi; Şiddet nedeniyle 3 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 1 işçi; diğer nedenlerden dolayı 7 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 15-17 yaş arası 2 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 29 işçi, 30-49 yaş arası 62 işçi, 50-64 yaş arası 30 işçi, 65 yaş ve üstü 10 işçi, yaşını bilmediğimiz 6 işçi.

Mayıs ayında 51 şehirde ve yurtdışında 1 ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti tespit etmiş durumdayız: 15 ölüm İstanbul’da; 8 ölüm Bursa’da; 7’şer ölüm Ankara ve Sakarya’da; 6 ölüm Şanlıurfa’da; 5’er ölüm Aydın ve Manisa’da; 4’er ölüm Denizli, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük ve Osmaniye’de; 3’er ölüm Antalya, Balıkesir,

Batman, Çorum, Kocaeli, Mersin, Muğla ve Samsun’da; 2’şer ölüm Adana, Adıyaman, Afyon, Çankırı, Gaziantep, Kilis, Konya, Niğde, Ordu ve Zonguldak’ta; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Bingöl, Bolu, Düzce, Erzincan, Gümüşhane, Hakkari, Isparta, Kars, Kırşehir, Malatya, Mardin, Rize, Siirt, Sinop, Sivas, Tokat, Uşak, Yalova, Yozgat ve Sırbistan’da meydana geldi

Paylaşın

“Kur Korumalı Mevduat” Hesaplarında Sınırlı Gerileme

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 7 haziran ile biten haftada 26,5 milyar lira düşüş kaydetti. Böylece kur korumalı mevduat hesapları toplamı 2,1 trilyon liraya geriledi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri 5,9 milyar dolara yükseldi. Bankanın toplam rezervleri ise 146,2 milyar dolara yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 7 haziran ile biten haftada 26,5 milyar TL düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,1 trilyon TL’ye geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) aynı hafta brüt rezervleri 146,2 milyar dolara yükseldi. Net rezervler de aynı dönemde 47,52 milyar dolara çıktı. Swap hariç net rezervler ise 5,9 milyar dolar oldu.

Aynı dönemde Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz rezervi 83.9 milyar dolardan 86.4 milyar dolara yükselirken, altın rezervi 59 milyar 740 milyon dolardan 59 milyar 796 milyar dolara çıktı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Temmuz’da kur korumalı mevduat için şirketlerin vergi avantajını yenilemeyeceklerini söyledi.

Şimşek, “Kur korumalı mevduattan (KKM) çıkış bizim önemli bir önceliğimizdi ama başından söyledik, dedik ki ‘piyasayı bozmadan, piyasada sorun yaratmadan çıkacağız’. Ve gerçekten çıkıyoruz. Artık Türk lirası cinsinden KKM’ye son verdik. Döviz cinsinden de şimdiden haber vereyim Temmuz’da biz şirketlerin vergi avantajını yenilemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan “Siyasette Normalleşme” Sürecine Destek

Siyaset gündemini değerlendiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Siyasette yumuşama bizim desteklediğimiz bir iklimdir. Ancak yıllarca öfkeden ve nefretten beslenip, birden bire dönüp de normalleşemeden bahsedilmesinin halka izah edilmesi gerekiyor. Yıllarca neden milleti gerdiniz?” dedi ve ekledi:

“Normalleşme diyorsanız demek ki anormallik yaptınız, yıllarca gerginlik üzerinden siyaset yaptınız her iki tarafında önce bir çıkıp anlatması lazım, niye geriyorlardı, niye yumuşadılar, şimdi niye konuşuyorlar? Yıllardır ülkeyi germiş olmanın da bir izahı olmalıdır. Millete çıkıp da ‘özür dileriz, biz bu güzel ülkeyi, güzel milletimizi kutuplaştırdık, her gün nefret pompaladık, belki işimize o gün öyle geliyordu, bugün böyle geliyor’ diye anlatılması lazım. Milletten bir özür borçları var.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında yaşanan “yumuşama sürecini” desteklediğini belirten Babacan, “Siyasette yumuşama bizim desteklediğimiz bir iklimdir. Ancak yıllarca öfkeden ve nefretten beslenip, birden bire dönüp de normalleşemeden bahsedilmesinin halka izah edilmesi gerekiyor. Yıllarca neden milleti gerdiniz?

Normalleşme diyorsanız demek ki anormallik yaptınız, yıllarca gerginlik üzerinden siyaset yaptınız her iki tarafında önce bir çıkıp anlatması lazım, niye geriyorlardı, niye yumuşadılar, şimdi niye konuşuyorlar? Yıllardır ülkeyi germiş olmanın da bir izahı olmalıdır. Millete çıkıp da ‘özür dileriz, biz bu güzel ülkeyi, güzel milletimizi kutuplaştırdık, her gün nefret pompaladık, belki işimize o gün öyle geliyordu, bugün böyle geliyor’ diye anlatılması lazım. Milletten bir özür borçları var” dedi.

Babacan, Erdoğan ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna, “Bizim görüşme talebimiz olmadı. Ancak kendisinin görüşme talebi olursa buna sıcak bakarız. Ama görüşüp çay-kahve içip bitireceksek anlamı yok çünkü Türkiye’nin yakıcı sorunları var. Bu sorunların derhal çözülmeye başlanması gerekiyor. Bizim de her konuda çalışmamız var. Onları takdim ederiz. Diyalog önemlidir ama bunun da sonuç vermesi gerekir”

DEVA Partisi’ni yok sayma girişimlerine işaret eden Babacan, “İstedikleri kadar yok saysınlar, görmezden gelsinler… Biz varız, buradayız ve dimdik ayaktayız ve bu ülke için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz, bu ülkenin sorunlarını çözmek için çalışmaya kararlıyız” diye konuştu.

Babacan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim isteyip istemeyeceğine ilişkin soruya da şu cevabı verdi: “Şu anda Sayın Bahçeli’nin ülkede bir erken seçimi tetikleyecek gücü olduğunu düşünmüyorum. Belki o gün vardı ama bugün Türkiye başka çözümler bulur. Bugün erken seçimi konuşma günü değil. Daha seçimlerin üzerinden bir yıl geçmiş. Yerel seçimler daha yeni olmuş. Milletimiz genel seçimde Sayın Erdoğan’a, yerel seçimde muhalefete bir kredi açtı. Gerçekçi olmak lazım. Muhalefet normalde erken seçim ister ama bugün o gün değil.”

“Yüzde 75 enflasyon hangi ülkede var?”

Hükümet yetkililerinin enflasyonun dünyanın her tarafında olduğuna ilişkin sözlerini eleştiren DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, enflasyon rakamlarının savaş halindeki ülkelerde bile Türkiye’den daha düşük olduğunu hatırlattı: Ukrayna’da yüzde 3 buçuk, Rusya’da yüzde 7.8, İsrail’de yüzde 2.8 enflasyon var. Ya arkadaş yüzde 75 enflasyon hangi ülkede var?

Bu enflasyondan en büyük mağduriyeti yaşayan emekliler, asgari ücretliler, çiftçilerdir. 11 yıl bu ülkenin ekonomisinin başında oldum. Enflasyon yüksekken devraldım, iki yılda tek haneye indirdim. Ve sonrasında sürekli tek hanede tuttuk. O enflasyonun yüksek olduğu o iki yılda dahi, ne asgari ücreti ne de emekli maaşını enflasyona ezdirmedik. Asgari ücret artışı da emekli maaşları da her zaman enflasyonun üzerinde oldu”

Bahçeli’nin “normalleşme” arayışı karşısındaki duruşunu da değerlendiren Babacan, “Öfke ve nefret siyasetinden beslenerek bugünlere gelmişken, birden bire kendini farklı bir iklimde buldu. Yazın sıcağında palto mu buldu dersiniz, kışın soğuğunda ince bir kıyafet mi buldu dersiniz… Durduğu nokta bugünkü siyaset tarzı ile uyuşmamış oldu. Bunun verdiği bocalama ve yeni arayış olabilir. Acaba ben unutuluyor muyum, acaba bana ihtiyaç azalıyor mu hissiyatı da olabilir, kendilerine sormak gerekiyor” Diye konuştu.

Paylaşın

Konut Satışlarında Düşüş Devam Ediyor!

Konut satışları mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,4 azalarak 110 bin 588 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 18 bin 814 ile İstanbul, 9 bin 861 ile Ankara ve 6 bin 306 ile Antalya oldu.

Haber Merkezi / Konut satış sayısının en az olduğu iller ise sırasıyla 37 ile Bayburt, 46 ile Ardahan ve 60 ile Hakkari oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Konut Satış İstatistikleri Mayıs 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye genelinde konut satışları mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,4 azalarak 110 bin 588 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 18 bin 814 ile İstanbul, 9 bin 861 ile Ankara ve 6 bin 306 ile Antalya olurken, en az olduğu iller sırasıyla 37 ile Bayburt, 46 ile Ardahan ve 60 ile Hakkari oldu.

Konut satışları Ocak – Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 azalışla 465 bin 761 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 63,9 azalış göstererek 9 bin 909 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 9,0 olarak gerçekleşti. Ocak-Mayıs döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 58,7 azalışla 44 bin 602 oldu.

Mayıs ayındaki ipotekli satışların 2 bin 316’sı; Ocak – Mayıs dönemindeki ipotekli satışların ise 10 bin 629’u ilk el satış olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde diğer konut satışları Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,3 artarak 100 bin 679 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 91,0 olarak gerçekleşti. Ocak – Mayıs döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,6 artışla 421 bin 159 oldu.

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,3 artarak 35 bin 558 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 32,2 oldu. İlk el konut satışları Ocak – Mayıs döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,8 artışla 147 bin 899 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,9 azalış göstererek 75 bin 30 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 67,8 oldu. İkinci el konut satışları Ocak – Mayıs döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,6 azalışla 317 bin 862 olarak gerçekleşti.

Yabancılara yapılan konut satışları Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,8 azalarak 2 bin 64 oldu. Mayıs ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,9 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 797 ile Antalya, 668 ile İstanbul ve 164 ile Mersin oldu.

Yabancılara yapılan konut satışları Ocak – Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 45,8 azalarak 9 bin 21 oldu. Mayıs ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 437 ile Rusya Federasyonu, 207 ile İran ve 171 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.

Paylaşın

Refah’ta 3 Bin Çocuk Yetersiz Beslenme Nedeniyle Ölümle Karşı Karşıya

Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde 3 bin çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle ölüm riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuldu. Gazze Şeridi’nin her bölgesine yardım malzemelerinin girişi için İsrail’e baskı yapılması çağrısı geldi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 38 artarak 37 bin 202’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 100 artarak 84 bin 932’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Refah kentine saldırıları nedeniyle yetersiz beslenen ve tedaviden mahrum bırakılan yaklaşık 3 bin çocuğun ailelerinin gözleri önünde ölüm riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

UNICEF’in, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana insanlık felaketine yol açtığı Gazze’deki saldırılarının çocuk ölümleri üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Gazze’nin orta ve güney kısımlarında yapılan yetersiz beslenme taramalarından elde edilen ilk sonuçlara göre orta ve şiddetli yetersiz beslenme vakalarının Mayıs’ın ikinci haftasından bu yana arttığı belirtildi.

İsrail’in Refah’taki saldırılarının yardım dağıtımı ve insani yardım erişimini önemli ölçüde engellediği vurgulanan açıklamada, Gazze’de daha fazla çocuğun yetersiz beslenmeye yakalanma riskinin de endişe verici olduğunun altı çizildi.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), İsrail’in zorla aç ve susuz bırakarak yardımların girişini engellediği Gazze’de çocukların günde 8 saatini su ve yiyecek toplamak için harcadığını belirtti.

UNRWA’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “İsrail’in Gazze’deki saldırılarının doğrudan bir sonucu olarak, çocuklar günde 6-8 saatini su ve yemek toplamak için harcayabiliyor ve çoğu zaman ağır yükler taşıyarak uzun mesafeler yürüyor” dendi.

Çocukların İsrail’in saldırıları nedeniyle çocukluklarını kaybettiğine dikkat çekilen paylaşımda, “Bunun durması gerekiyor. Hemen ateşkes” çağrısı yapıldı.

Hamas’tan uluslararası toplum ve BM’ye çağrı

Hamas, Gazze’de insani yardımların yetersizliği ve İsrail’in sınır geçişlerini kapatmasına dair yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkı, özellikle Gazze kenti ve Kuzey eyaletlerinde, acımasız aç bırakma savaşının tırmanması nedeniyle insani felaketin ağırlaşmasıyla ve kıtlığın belirtileriyle karşı karşıya” dendi.

Açlık ve kıtlık tehdidinin İsrail’in geçişleri kapatması ve yardımların yetersizliği nedeniyle yaşandığı belirtilen açıklamada, İsrail’in açlığı bir silah olarak kullanmasının bir savaş suçu olduğu ve Gazze Şeridi’nde Filistin halkına karşı soykırım suçunun devam ettiğinin teyidi olduğu vurgulandı.

Arap ve İslam ülkelerinden, Gazze’deki halka yardım sağlamak amacıyla geçişlerin açılması yönünde çaba ve baskı göstermeleri istenilen açıklamada, uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler’e derhal müdahale etmesii, masum sivillere yönelik İsrail saldırısını durdurmaya zorlaması ve Gazze Şeridi’nin her bölgesine yardım malzemelerinin girişi için baskı yapması çağrısında bulunuldu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Bahçeli’ye Tepki: Yumuşama İklimini Engellemeyin

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarına tepki gösteren Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, “Millet sefalet içinde devlet kurumları çökmüş ve AK Parti 7 Haziran’dan çok daha vahim bir seçim neticesiyle ilk kez ülkenin ikinci partisi durumuna döşmüş” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bahçeli aynen o dönem gibi kenara çekilmek ve sebep olduğu enkazı iktidar ile ana muhalefet partisi üzerine yıkmak istiyor. böylece hem vaktinde idam sicimi fırlattığı Erdoğan’ı kaderiyle baş başa bırakmak hem de ülkenin önüne açılan yumuşama iklimi perdesini kapatmak istiyor. Sayın Bahçeli yapmayın! Etrafımızın ateş çemberiyle çevrildiği bir dönemde üstüne üstlük sizin de nümepimi olduğunuz bir ekonomik kriz yaşarken ülkede yeni ümit oluşturan bir yumuşama iklimini engellemeyin. Devletin bekasına önem veriyorsanız; bölmeyin birleştirin. Kutuplaştırmayın, kaynaştırın.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarına sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi. Davutoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Sayın Bahçeli’nin açıklamasını okuduğumda bir dejavu yaşar gibi oldum. Tarih 7 Haziran 2015 o tarihte AK Parti ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğunu kaybetti. O gece ülkede karamsar bir hava hakim olurken puslu havaları seven mihraklar ve terör örgütleri ülkede bir kaos iklimi için düğmeye bastılar. Başbakan olarak halkımıza balkon konuşmasında hiç kimse Türkiye’de kaos olacak beklentisiyle pusu kurmasın.

Bu ülkeyi bir dakika bile hükümetsiz bırakmayacağım dedim. Aynı saatlerde sayın Bahçeli hiçbir koalisyonda yer alamayacaklarını ilan etti ve bizi Cumhuriyet Halk Partisiyle koalisyon kurmaya zorlayan bir görüntü sergiledi. Stratejisi açıktı ülkenin bu zor şartlarında kendisini kenara çekmek ve otaya çıkacağı düşünülen kaosta hükümet ve muhalefeti aynı anda yıpratacak bir süreci beklemek.

AK Parti MYK’nın büyük çoğunluğunu tavsiyesi ve sayın Cumhurbaşkanımızın görevlendirmesiyle Cumhuriyet Halk Partisi ile14 Temmuz’dan 13 Ağustos’a kadar süren görüşmelerden netice alınmayınca sayın Bahçeli ile 17 Ağustos’ta bir koalisyon görüşmesi için bir araya geldik. bu koalisyon olağanüstü şartlarda gerçekleşmişti. Çünkü bu süreçte hükümetin kurulmasındaki gecikmeyi fırsat bilen terör örgütleri hareket geçmişti.

PKK, IŞİD, DHKP-C bir hafta içinde eş zamanlı eylemlere başlamıştı. FETÖ’nün Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) öncesi süreci etkileme çabası da sinsice sürmekteydi. Aynı günlerde çoğu eski FETÖ ve Soros bağlantılı Pelikan yapısı örgütlenmeye ve AK Partiyi içeriden çökertme çalışmalarına başlamıştı. IŞİD’in 20 Temmuz Suruç saldırısı ve 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polisimizin PKK terör örgütü tarafından şehit edilmesi sonrasında 23 Temmuz’da ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen terör örgütleri odaklarına karşı kararlı bir mücadele başlatmıştık.

17 ağustosa bu şartlarda gittik.17 Ağustos’ta Bahçeli ile görüşmeye giderken gelişmeler konusunda kaygılı MHP ile koalisyon içinde temkinli bir ümit içindeydim. Ümidimin nedeni çok açıktı. Siyasal varoluşunu ülkenin birliği ve terör örgütüyle ilişkilendiren sayın Bahçeli’nin bu zor şartlarda ülkeyi hükümetsiz bırakma riskini göze alamayacağını düşünüyordum.

“Bahçeli’ye 4 teklif sundum”

Beni 17:25’e ayarlı saatin olduğu odada ağırladı ve kendisine 4 teklif sundum.

1- Kalıcı koalisyon kurma
2- Seçim koalisyonu kurma
3- Azınlık hükümetine güven desteğini verme
4- Bunlar olmazsa ülkeyi seçime götürmek üzere kurmak zorunda olduğumuz anayasal hükümete bakan verme teklifi

Sayın Bahçeli tümünü reddetti ve tekrar döndü dedi ki “Cumhuriyet Halk Partisiyle geniş tabanlı hükümet kurun biz bu dönemde yönetimde asla yer almayacağız.” Görüşme sonrası bu cevabını bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştım. Hedefi açıktı elini taşın altına koymadan bizi anayasal hükümette HDP ile koalisyon görüntüsüne sokmak ve yapılacak bir seçime bu ortamda gitmek sayı Tuğrul Türkeş’in hükümete katılma kararı bu oyunu bozdu.

Başta yolsuzluklara ve teröre karşı mücadele etmek üzere halkımıza verdiğimiz samimi taahhütlerle 1 Kasım seçimlerine gittik ve ülkeyi kaosa götürme planlarına geçit vermedik. Yeni bir umut doğmuştu ancak bunu gören mihraklar hazırda tuttukları Pelikan gibi yapılarla başka pusularını devreye soktular. Bu pusuyu başka bir zaman ele alırız. Bugün gündemimiz sayın Bahçeli, o gün Bahçeli’nin uyguladığı oyun planını bugünde devreye sokmakta olduğunu görüyorum. Bugünkü durum daha kritik çünkü ülke Bahçeli’nin dizayn ettiği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyor.

Millet sefalet içinde devlet kurumları çökmüş ve AK Parti 7 Haziran’dan çok daha vahim bir seçim neticesiyle ilk kez ülkenin ikinci partisi durumuna döşmüş. Bahçeli aynen o dönem gibi kenara çekilmek ve sebep olduğu enkazı iktidar ile ana muhalefet partisi üzerine yıkmak istiyor. böylece hem vaktinde idam sicimi fırlattığı Erdoğan’ı kaderiyle baş başa bırakmak hem de ülkenin önüne açılan yumuşama iklimi perdesini kapatmak istiyor.

Sayın Bahçeli yapmayın! Etrafımızın ateş çemberiyle çevrildiği bir dönemde üstüne üstlük sizin de nümepimi olduğunuz bir ekonomik kriz yaşarken ülkede yeni ümit oluşturan bir yumuşama iklimini engellemeyin. Devletin bekasına önem veriyorsanız; bölmeyin birleştirin. Kutuplaştırmayın, kaynaştırın.

Geçen sene terörle özdeşleştirdiğiniz altılı masaya dair atfı bir ironi gibi dile getirmeyin. Farklı siyasi eylemleri biraya getiren bu süreci gerçekten anlamaya çalışın. Devletin dini olan adalete ve hukuka değer veriyorsanız 5 yıl önce ülkücü şehirler anma töreninde yanı başınızda duran Sinan Ateş’in katillerine karşı net tavır alın. Ünvanı ne olursa olsun katillerin ve azmettiricilerin yanında değil Sinan Ateş’in yetimlerinin yanında durun onların hakkını gözetin. tecrübeli bir siyasetçi olarak son 50 yılın olaylarından ders alın. Unutmayın devlet faili meçhullerle değil, adaletle ayakta kalır.”

Paylaşın

Ömer Çelik’ten “Cumhur İttifakı” Açıklaması: İrademiz Tamdır

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Ülkemizi karşı karşıya olduğu tehlikelerden korumak ve geleceğe güçlü bir şekilde taşımak için kurulan Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmak için Cumhur İttifakı olarak, ülkemizi geleceğe taşımak ve milletimize hizmet etmek noktasında güçlü siyasetlere imza atmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sn Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi bu konudaki irademiz tamdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve öldürülen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’le görüşmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den sert bir açıklama geldi.

Bahçeli’nin “Türk Siyasetinde Normalleşme ve Yumuşama iddialarıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne Düzenlenen Siyasi Operasyonlar” başlıklı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir. Buna rağmen Cumhur İttifakı’na bağlılığımız kararlılıkla devam edecek, TBMM’de kanun tekliflerine verilen desteğimiz aynen sürecektir”

“Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmekte”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Devlet Bahçeli’nin açıklamaları sonrası sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ömer Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizi karşı karşıya olduğu tehlikelerden korumak ve geleceğe güçlü bir şekilde taşımak için kurulan Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmak için Cumhur İttifakı olarak, ülkemizi geleceğe taşımak ve milletimize hizmet etmek noktasında güçlü siyasetlere imza atmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sn Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi bu konudaki irademiz tamdır.”

Paylaşın

Tahir Elçi Davasında Karar: 3 Polise Beraat

28 Kasım 2015 tarihinde öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne dair açılan davada, polis memurları Sinan Tabur, Fuat Tan ve Mesut Sevgi hakkında beraat kararı verildi.

Haber Merkezi / Tahir Elçi’nin vurulduğu sırada olay yerinde olan üç polis memuru, “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla 3 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 25 Nisan’da mahkemeye sunulan mütalaada, “Tahir Elçi’nin nereden geldiği belirlenemeyen bir kurşunla hayatını kaybettiği” belirtilmiş, tutuksuz yargılanan sanık üç polisin beraatleri talep edilmişti.

Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te Sur ilçesinde basın açıklaması yaptıktan sonra katledilmesiyle ilgili davanın karar duruşması bugün Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmayı, Tahir Elçi’nin eşi CHP Milletvekili Türkan Elçi, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ve 18 baro başkanı,İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti ve CHP milletvekilleri, sivil toplum örgüt temsilcileri, uluslararası hukuk örgütlerinin temsilcileri izledi.

Davada sanık polisler Fuat T., Sinan T. ve Mesut S., ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 2 ila 6 yıl arasında hapisle, Uğur Y. ise ‘olası kastla ölüme sebebiyet verme’ suçundan üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandı. Savcı Mustafa Alper Buğra Horozoğlu imzalı mütalaada, “bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan polisler S.T. F.T. ve M.S.’nin beraatı istendi. Diğer şüpheli Uğur Yakışır ile ilgili dosya, firari olması nedeniyle tefrik edildi.

Yapılan savunmaların ardından mahkeme kararını açıkladı. Mahkeme, polisler Sinan Tabur, Fuat Tan ve Mesut Sevgi hakkında beraat kararı verdi.

Mahkeme kararını beklemeden salondan alkışlarla çıkan avukatlar, adliye binasının önünde kısa bir açıklama yaptılar. Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, “Tahir Elçi cinayetinin faili meçhul kalmaması için protesto hakkımızı kullandık. Buradan Tahir Elçi’nin vurulduğu Dört Ayaklı Minarenin önüne gidiyoruz. Orada kararı bekleyeceğiz ve basın açıklaması yapacağız” dedi.

“Sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz”

Baro başkanları ve Tahir Elçi’nin ailesi açıklamanın ardından Dört Ayaklı Minare’ye doğru yürüyüşe geçtiler. Burada yapılan açıklamada konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan şunları söyledi:

“11 celsedir biz oradayız. Hakim orada, savcı orada, avukatlar orada, sanıklar yok. 11 celsedir biz sanıkların yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor. Bu yargılamaya meşruiyet kazandırmayacağız demiştik. Ancak biz hukuk sisteminin içinde elbette ki bu olayın aydınlanacağına inanıyoruz. Bunun için sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bundan tam 3120 gün önce tam da arkanızda gördüğünüz Dört Ayaklı Minare’nin önünde Tahir başkan bu kentin tarihi, kültürel dokusu yıpranmasın diye açıklama yaparken katledildi. Hayatını insan hakları mücadelesine, cezasızlıkla mücadeleye adayan bir hukuk insanının kendi yaşadığı bu ağır saldırı, bu katliam cezasız kalmasın diye uğraş verdik.

Ancak gerek soruşturma sürecinde yürütülen savcılık pratiği gerekse kovuşturma sürecinde avukatların, katılan vekillerinin, soruşturmanın ve kavuşturmanın genişletilmesine dönük tüm taleplerine rağmen bu kadar ciddi, kritik bir dava toplantısına bu delillerin toplanmaması, peşinden de ‘her türlü araştırmayı yaptık ama şüpheden sanık yararlanır, masumiyet karinesidir diye beraat kararı verilmesi en hafif tabiriyle insanın aklıyla alay geçmek, dalga geçmektir. Buna müsaade etmeyeceğiz. Bunu çok net olarak ifade etmek istiyorum.

Dönemin başbakanını bile dinleyemedi bu mahkeme. Tanıkların neler söylediğini orada yaşadık hep beraber. 11 celsedir biz oradayız. Hakim orda, savcı orda, avukatlar orda, sanıklar yok. 11 celsedir biz sanıkların yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor. Bu yargılamaya meşruiyet kazandırmayacağız demiştik. Ancak biz hukuk sisteminin içinde elbette ki bu olayın aydınlanacağına inanıyoruz. Bunun için sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren de şu ifadeleri kullandı: “Cezasız kalmayalım. Belki bugünün iktidarı belki bugünün siyasi atmosferi böyle bir kararın çıkmasını sağlar ama bir gün muhakkak Tahir Elçi’nin failleri yargı önünde hesap verir. Biz bugün buraya gelirken neyi sizlere göstermek istedik, neyi kamuoyuna göstermek istedik? Biz anma günlerinde sadece buraya gelirdik.

Tahir Elçi’yi her 28 Kasım’da burada anardıka ma bugün buraya niye geldik başkanımıza vermiş olduğu sözü tam da vurulduğu yerde, tam da bu kadim mekanda ilk kez daha kamuoyuna açıklamak için buraya geldik. Kararlılığımızı, irademizi, gücümüzü göstermek için bugün bir kez daha buraya geldik.

Evet beraat ile sonuçlandı ama istinafa, Yargıtay’a, AYM’ye, AİHM’e bu dosyayı taşıyacağız muhakkak. Ama bir kez daha tekrarlıyorum. Hem Kürt toplumunun hem de Türk toplumun nezdinde bu kararın bir anlamı yok. Kürt toplumu da Türk toplumu da Tahir Elçi cinayetiyle ilgili kararını zaten ilk günde vermişti.

Bu kararı verirken de Tahir Elçi’nin kimliği üzerinden vermişti. Tahir Elçi’nin insan hakları mücadelesi üzerinden vermişti. Tahir Elçi’nin neden hedef gösterildiği üzerinden vermişti. Bu karar bizler için geçerli olan karardır. Başımızın üstünde bu kararın yeri var ve biz bu toplum vicdanındaki kararın gerçekten mahkeme salonlarında tutanaklara geçmesi için de mücadele etmeye devam ediyoruz.

Gücüm yettiği kadar, ömrüm yettiği kadar bir baro başkanı olarak bugün sözü veriyorum. Ama buradaki bütün avukatların da bu sözü verdiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yeni Tahir Elçiler hukuk fakültelerinde her gün mezun oluyor. Yeni insan hakları ve yaşam hakkını sağlayan avukatlar, her gün her gün hukuk maddelerden mezun oluyor. Bugün bayrak bizde yarın bu bayrağı onların tutacağından da hiç bir şüphemiz yok.”

Ne olmuştu?

Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde tarihi Dört Ayaklı Minare’nin önünde yaptığı basın açıklamasının ardından çıkan silahlı çatışmada başından vurularak öldürüldü.

Gazi Caddesi’nde güvenlik güçleri ile iki PKK’lı arasında silahlı çatışma çıkmış, polis memurları Ahmet Çiftasan ve Cengiz Erdur hayatını kaybetmiş, Tahir Elçi ve bir grup gazeteci de çatışmanın ortasında kalmıştı. Elçi’nin ölümüne neden olan merminin çekirdeği bulunamadı.

Elçi’nin vurulduğu sırada olay yerinde olan üç polis memuru, “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla ile 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılanıyordu.

Savcı ise esas hakkındaki mütalaasında hangi polis memurunun silahından çıkan kurşunun ölüme sebebiyet verdiğini tespit etmenin imkânsız olduğunu gerekçe göstererek üç polis memuru için beraat talebinde bulunmuştu.

PKK’lı firari sanık Uğur Yakışır ise ‘’iki polis memurunu öldürmek”, “bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs” ve “Elçi’yi olası kastla öldürmek” suçlamalarıyla yargılanıyor. Yakışır’ın, üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptrılması isteniyor.

Davanın iddianamesi, Diyarbakır Barosu’nun olay yeri görüntülerini toplayarak Londra merkezli bağımsız bir grup olan Forensic Architecture’a hazırlattığı bilimsel raporun yayımlanması sonrası tamamlandı.

Raporda, Elçi’nin hayatını kaybetmesine neden olan kurşunun, 3 polisten birinin silahından çıktığı tespit edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 polis hakkında kovuşturma başlattı. İddianame 20 Mart 2020’de tamamlandı. Dava ise 21 Ekim 2020’de başladı.

Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi’nin avukatları, hukuki sürecin soruşturma aşamasından kovuşturmaya kadar büyük eksikliklerle devam ettiğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunuyor.

Paylaşın

Uluslararası Kurumlar Gazze’deki Kültürel Mirası Neden Koruyamadı?

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik sekiz aydan fazla bir süredir devam eden saldırılarında, bölgenin kültürel alanlarının ve anıtlarının yüzde 60’ından fazlasını yok etti.

Haber Merkezi / Çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde kültürel yıkım kaçınılmaz olsa da Filistinli yetkililer ve sivil hakları savunan örgütler, İsrail’in Gazze’deki kültürel alanları ve anıtları kasıtlı olarak yok ettiğini belirtiyorlar.

Batı Şeria’da yaşayan arkeolog Salah Al- Houdalieh, konuya ilişkin yaptığı bir açıklamada, Filistin’de kültürel kayıpların benzersiz olduğunu, tarihi yapıların ve eserlerin ‘sistematik olarak yıkıldığını’ ifade ediyor.

Uluslararası anlaşmalar, çatışmaların yaşandığı bölgelerde kültürel mirasın yok edilmesini savaş suçu olarak kabul ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 2017 yılında kabul edilen 2347 sayılı karar, kültürel mirasın yok edilmesini ve yağmalanmasını kınamakta.

Kültürel mirası korumaya yönelik uluslararası çabaların kökeni 1874 Brüksel Deklarasyonu’na kadar uzanmaktadır. 1954 Lahey Sözleşmesi ile UNESCO’nun Arkeolojik Kazılara Uygulanabilir Uluslararası İlkeler Hakkında 1956 Tavsiye Kararını içermektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 1967’de kabul edilen 242 sayılı karar ise, İsrail’in işgalci güç olarak Filistin’de yer alan kültürel mirası korumasını zorunlu kılıyor. Ancak Filistin Kültür Bakanlığı’nın raporları, Gazze’de en az 200 kültürel alanın ve tarihi öneme sahip binanın İsrail güçleri tarafından tahrip edildiğini ortaya koyuyor.

Örneğin, İsrail saldırılarında, tarihi 7. yüzyıla kadar uzanan Ömer Ulu Camii ağır hasar gördü, en eski kiliselerden biri olan St. Porphyrius Kilisesi kısmen yıkıldı, antik liman olan Blakhiyya kültürel alanı ciddi hasar gördü.

Çatışmaların yaşandığı bölgelerde kültürel mirasın korunması inkar edilemez derecede zor olsa da, UNESCO gibi uluslararası kuruluşlar bu tür yıkımların önüne geçecek araçlara sahip.

Örneğin, Aralık 2023’te, UNESCO Hükümetlerarası Silahlı Çatışma Durumunda Kültürel Varlıkların Korunması Komitesi (1954 Lahey Sözleşmesi), Gazze Vadisi’nin güney kıyısında bulunan Saint Hilarion manastır kompleksine “geçici koruma” verilmesine karar verdi.

St. Hilarion manastırına geçici koruma verildiğini ve izlendiğini belirten Al- Houdalieh, Dünya Arkeologlar Kongresi ile Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin, kültürel alanların ve anıtların İsrail tarafından yok edilmesine ilişkin ‘zayıf açıklamalar’ yayınladığını belirterek, tepki gösteriyor.

Uluslararası sözleşmeler ve kararlar, çatışmaların yaşandığı bölgelerdeki kültürel mirasın korunmasına yönelik sağlam yasal temeller sağlamakta.

Ancak Gazze’deki kültürel alanların yok edilmesi, bu sözleşmelerin ya etkisiz olduğunu ya da tam anlamıyla uygulanmadığını gösteriyor. Gazze’deki kültürel mirasın korunması yalnızca bölgesel bir mesele değil, küresel bir sorumluluk.

Paylaşın