Nilüfer Akbal Kimdir? Hayatı, Albümleri

1967 yılında Muş’un Varto ilçesinde dünyaya gelen Nilüfer Akbal, 1987 yılında İstanbul’a taşındı ve Arif Sağ Müzik Merkezi’nde solfej ve şan dersleri dersleri almaya başladı.

Nilüfer Akbal, daha sonra Timur Selçuk yönetimindeki Çağdaş Müzik Merkezinde ve İstanbul Devlet Operası Eğitim görevlisi Begüm Erdem’den özel şan dersleri aldı. 1995 yılından 2000 yılına kadar sırasıyla Köln ve Strazburg’da şan ve fonetik dersleri aldı.

Kurmançça, Soranice, Zazaca, Türkçe ve Farsça müzik anlayışıyla dikkat çeken Nilüfer Akbal, müzik kariyerinde Arzuhal Eyledim, Klasiken Kurdi, Ben Bir Kadınım gibi albümleri çıkardı. İlk albümü Arzuhal Eyledim’i 1988 yılında çıkaran Nilüfer Akbal, o tarihten bu yana milyonlarca insanın takdirini kazandı.

Avrupa’da çok sayıda konser veren Nilüfer Akbal, Türkiye’de ise Nevruz ve bazı festivaller dışında çok az sahneye çıkıyor.

Nilüfer Akbal’ın albümleri: Arzuhal Eyledim, Dört Telde Dört Dilden, Newroz 1, Newroz 2, Ben Bir Kadınım, Miro, Revingi, Raye, Şewa, Herire, Klasiken Kurdi.

Paylaşın

Nuray Hafiftaş Kimdir? Hayatı, Albümleri

2 Kasım 1962 yılında Ardahan’ın Çıldır ilçesinde dünyaya gelen Nuray Hafiftaş, 14 Şubat 2018 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Nuray Hafiftaş’ın naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Çok sayıda albümü bulunan Nuray Hafiftaş’ın söz ve bestesi kendisine ait 100’ün üzerinde eseri bulunuyor. Bu eserlerden “Ayrılık Nikahı”, “Yalan Dünya” ve “İsyan Ediyorum”u Kibariye, “Hasret” ve “Gurbet”i ise İzzet Yıldızhan okudu.

Nuray Hafiftaş’ın albümleri: Asker Mektubu, Yaradan Aşkına, Dön İki Gözüm, Dilanım, Divane Gönlüm, Turquie Aşık, Atılmaz Sevda, Arada Bir, Dinle, Şimdi Oldu, Eline Düştüm, Eyvah Gönül, Leyli Leyli, Sılayı Ver, Yıllarım, Yazı Bir Dert Kışı Bir Dert, İstanbul ve Sen, Düet Arabesk 2018 (Yunus Bülbül ile birlikte), Yarim.

Paylaşın

Nuri Sesigüzel Kimdir? Hayatı, Albümleri

1 Temmuz 1937 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelen Nuri Sesigüzel, 20 Mayıs 2023 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Nuri Sesigüzel’in naaşı Büyükçekmece Mezarlığı’na defnedildi.

Doğum adı Nuri Kaçtaş olan Nuri Sesigüzel, 14 yaşında saz çalmaya başladı. Nuri Sesigüzel, 1961 yılında İstanbul Radyosu’nun açtığı sınavlara girdi ve sınavları kazandı. Sesigüzel, radyo sanatçısı olarak profesyonel sanat hayatına başladı.

Nuri Sesigüzel, ilk sahne hayatına adım atarken, kendi derlediği türküleriyle ve sazıyla sanatçıya Nida Tüfekçi eşlik etti. Kısa sürede tüm müzik yapımcılarının dikkatini çeken ve yanık sesiyle herkesin beğenisini kazanan Nuri Sesigüzel, böylece kısa sürede şöhrete ulaştı.

Nuri Sesigüzel’in albümlerinden bazıları: Acı Bana, Aşk Ateşi, Benden Ayrı Gezersen, Dertli Mektup, Durma Güzel Durma, Gurbet, İnce İnce Bir Kar Yağar, Karşılıksız Sevenler, Orta Mektepte, Öbür Dünya Albümü Öbür Dünya Nuri Sesigüzel, Öleyim Mi Yasemin, Vah Yazık Olmuş, Züleyha.

Nuri Sesigüzel’in rol aldığı filmlerden bazıları: Kara Yılan, Fabrikanın Gülü, Ağlayan Gözler, Burçak Tarlası, Fabrikanın Şoförü, Geceler Yarim Oldu, Kara Tren, Kartal Yavrusu Hamido, Seher Vakti, Mezarımı Taştan Oyun, Tütüncü Kız Emine, Vatan Borcu, Günahımı Çekeceksin,

Ham Meyve, Kaderin Oyunu, Züleyha, Başa Gelen Çekilir, Bahtı Kara Yarim, Deli Deli Tepeli, Bir Yiğit Gurbete Gitse.

Paylaşın

Nurinisa Toksöz Kimdir? Hayatı, Albümleri

1934 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Nurinisa Toksöz, 7 Nisan 2014 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Nurinisa Toksöz’ün naaşı Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Nurinisa Toksöz, 1952 yılında bir derginin açtığı yarışmada, Türk Halk Müziği dalında birinciliği kazanarak sanat yaşamına adım attı.

TRT İstanbul Radyosu’nda 1958’den itibaren çalışmalarına başlayan Toksöz, aynı yıl “Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık” isimli ilk plağını çıkardı. “Bir Ceket İsterim Beli Dar Ola”, “Hangi Bağın Bağbanısan” gibi yüzlerce türküyü plaklara okuyan Nurinisa Toksöz, 1970’li yıllara kadar sahne ve radyo çalışmalarını sürdürdü.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan İktidara Suriyeliler Uyarısı: Çözüme Direnmeyin

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Suriye’nin kuzeyinde ve Kayseri’de çıkan olaylarla ilgili, “Zoraki misafirliğin sonuna gelinmiştir. Sizleri buradan uyarıyorum. Çözüme direnmeyin. Çözümsüzlüğü teşvik etmeyin. Kendi acziyetinizi, devlete mal etmeyin. İdeolojik hezeyanlarınızın ve mezhepçi saplantılarınızın yenilgisini Türk milletine mal etmeye çalışmayın” dedi ve ekledi:

“Ancak ortada duran bir diğer hakikat de şudur: Kaçakları kim doldurduysa, sınırlarda açık kapı siyasetini kim yürüttüyse savaş koşulları sona ermesine rağmen kaçakları kalıcı hale getirmek için Kim teşvik edici işler yaptıysa bu yangının sorumlusu odur. Hiç vakit kaybetmeden, bu demografik yıkım girişiminin Milli Güvenlik kurulu tarafından birinci derecede tehdit olarak tanımlanması gerekmektedir. Bu tehdit tanımlamasına uygun şekilde adımlar atılması, topyekün demografik saldırının bertaraf edilebilmesi adına, her türlü diplomatik, idari ve güvenlik tedbirlerinin Bir bütün halinde ve kapsamlı şekilde planlanması gerekmektedir.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

“Madımak Katliamı: Yangınlarla dolu bir haftaya başladık, öncelikle 2 Temmuz 1993 yılından beri sönmeyen bir yangın var. Madımak katliamı. Orada hayatını kaybeden 35 insanımızı bir kere daha rahmetle anıyorum. Cumhuriyet her bir vatandaşımızı milletimizin şerefli bir mensubu olarak eşitler. Dinimiz, mezhebimiz, kökenimiz ve rengimiz ne olursa olsun, milletine, devletine ve yasalara bağlı herkes kanun önünde eşittir. Bu bakımdan Madımak’ta saldırıya uğrayan yalnız Alevi vatandaşlarımız değil, Cumhuriyetin bizatihi kendisidir. Bu elim olayın yıldönümünde, insanlarımızı katleden hain ve melun zihniyeti lanetliyor, benzer olayların bir daha yaşanmaması için, etnik, dini, mezhepsel ve yahut sınıfsal gerilim üzerinden siyaset yapmakta ısrar edenleri uyarıyor.

Tarihten ders çıkarmaya davet ediyorum. Farklılıklarımız zenginliklerimizdir. Bizi ilgilendiren ayrılıklarımız değil, müştereklerimizdir. Bu cennet vatan hepimizindir ve öyle kalmaya da devam edecektir. Ayrıca iki gün sonra hain PKK terör örgütünün alçak saldırısıyla gerçekleşen Başbağlar Katliamının yıldönümü. Orada hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyor, terörün her türlüsünü nefretle kınıyorum.

Değerli Dava Arkadaşlarım yangınlar bitmiyor. Bugün de maalesef, yangınlarla boğuşuyoruz. Dört bir yanda yangın var. Milletinin varlığına dönük yaşamsal tehdit öyle bir boyuttadır ki, egemenlik, yangın yeridir. Adalet mahkemelere değil, saraylara hapistir ki, adalet, yangın yeridir. Milletimiz derin bir ekonomik krizin pençesindedir, kuru ekmeğe muhtaç hale gelmiştir ki, mutfaklar, yangın yeridir. Eğitim sistemimiz çökmüş, eşit ve nitelikli eğitim artık imkansız hale getirilmiştir ki, Milli Eğitim yangın yeridir. Doğamız, ağacımız, hayvanlarımız yanmaktadır. Vatan Toprağı yangın yeridir.

Bir önceki hafta Diyarbakır ve Mardin’deki yangınlarda içimiz parçalanmıştır. Kaybettiklerimizin acısı daha içimizde iken, bu sefer de İzmir ve Aydın’dan gelen haberler bizleri kahretmiştir. Buradan, cansiperane şekilde, yangınlarla mücadele eden bütün görevlilere ve gönüllülere partim ve milletim adına teşekkür ediyorum. Ancak bu tür yangınların, havadan müdahale olmadan söndürülemeyeceğini her yıl acı şekilde öğrenip, bir yıl sonra unutan bir iktidarla, daha ne kadar ormanımızı kaybedeceğimizin hesabını bilemiyoruz.

Birçok alanda gördüğümüz İHA’ları, orman yangınlarında etkin bir şekilde kullanmak için daha kaç yangın bekleyeceğimizi bilmiyoruz. Cumhurbaşkanı’nın ve bakanların emrine, sayısı belirsiz özel jetler, filolar amade ederken, yıllardır yeterli sayıda yangın söndürme uçakları tedarik etmemelerini vergimatik Mehmet’in tasarruf tedbirleriyle mi açıklıyorlar? Bilmiyoruz.

Ekonomik kriz: Ekonomik kriz, 85 milyonluk bir ülkenin kaynakları onu sürekli olarak sömüren bir Saray ekonomisi varken, eğitim, sağlık ve diğer yaşam giderleri, sırtından karşılanan 10 milyonu aşkın bir kaçak nüfus varken düzelemez. 85 milyon insanın kazançları, saraydaki ihale zenginlerine aktarılarak cari açık kapatılamaz.

Türk milleti saraya yamanmış bir oligarşinin, affedilen vergi borçlarına karşılık aldığı nefese haraç vererek, hak ettiği refaha kavuşamaz. Aksine her gün bu delik büyüyecek, her gün açıklar artacaktır. Hele de hazinesinin başında Mehmet Şimşek gibi bir duyun-u umumiye memuru varken yaşanacak olası sahte baharların arkasından daha büyük kışlar geleceği açıktır. Bu kafa iktidardan düşmedikçe ne bu fiyatlar düşecek ne de halkımızın alım gücü yükselecektir.

Ama bildiğimiz bir şey vardır. Tasarruf ehli Mehmet, büyük fedakarlıklar yapıyormuş. Kendisi söylüyor, ben değil. Yaptığı kamu hizmetini yani bakanlık görevini, ‘zorunlu askerlik hizmeti’ gibi görüyor, ülkesini çok sevdiği için bu sorumluluğu taşıyormuş. Maddi ve manevi olarak da büyük fedakarlık yapıyormuş. Evet, Türkiye Cumhuriyeti’nin Hazine ve Maliye Bakanı koltuğunda oturan zat, İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek söylüyor bunu.

Ben başka bir şey eklemiyorum. EYT, muhalefet yüzünden oldu diyen, gri listeden, Sayın Cumhurbaşkanının gayretleri ile çıkıldı diyen zat söylüyor. KKM ile 818 milyar zarar ettirilen hazinenin bakanı söylüyor. Toplumu enflasyona ezdirmedik diyen zat söylüyor. Asgari ücret yüksektir, maaş zammına gerek yoktur diyen zat söylüyor. Enflasyonun yüzde 75 olduğu ülkenin hazine bakanı söylüyor. Hem de Elektriğe yüzde 38 zam yapılan hafta söylüyor tüm bunları. Vergimatik Mehmet’in Diğer Açıklamalarına girmeyeceğim. Çünkü onun da gideceği yer bellidir.

Suriyeliler: Türkiye, dünyada en fazla sığınmacı ve kaçak barındıran ülkesi konumuna geldi. 10 milyondan fazla kaçağa, sığınmacıya, mülteciye, adını siz koyun ev sahipliği yapıyor. İki, Suriye’nin kuzeyinde, Emperyalizm eliyle ve stratejik göç mühendisliği ile bir terör devletinin demografik altyapısı oluşturuldu. Üç, Suriye’nin kuzeyinde 100 bin kişilik bir PKK sürüsü göz göre göre konuşlandırıldı. Devlet kurmaya çalışıyor. Dört, Türkiye, bu ekonomik dar boğazın içerisinde kaçaklara 100 milyar dolardan fazla para harcadı. ‘Kardeşim Esad’dan’; ‘Katil Esed’e’ birkaç gün önce de ‘Sayın Esed’e’ geçen süre içinde Türkiye’nin ödediği bedellerin sadece ufak bir kısmı işte bunlardır.

Geldiğimiz noktada, Erdoğan ve Emevi Camii’inde namaz kılma hülyasına kapılan İhvancı, Ensarcı avanesinin Türkiye’yi soktuğu malum Ortadoğu bataklığı macerasının neticesinde Türkiye’nin bir mülteci kampı haline getirilmesi, ‘Hata yapmışız Allah bizi affetsin’ diyerek içinden çıkalabilecek bir iş değildir. Çünkü, Türk milleti bunalmıştır. Ne orman yangınını, ne mutfak yangınını, ne adalet yangınını, ne de milli gurur ve şeref yangınını, söndürmeye niyeti olmayanlar onun devletine el koymuşlardır. Ve Elbet onu geri kazanacaktır.

Çünkü, Türk milleti öfkelidir, kendi vergisiyle, kazancıyla yapılan hastanelere gidememekten, Mahallesindeki parkta oturamamaktan, kadınına, kızına göz diken sapıklardan öfkelidir. Ve kendi rızası olmadan sırtına yüklenen bu haksız ve ağır yükü Türk milleti daha fazla taşımayacaktır! Bu esaret zincirini kırmaya bu kamburu atmaya kararlıdır. Bu yüzden de pazar gecesi Kayseri’de Pazartesi günü ise Suriye’nin Kuzey’inde yaşananları, Türk milletinin bugünkü ve gelecekteki varlığına dönük açık ve sürekli hale gelmiş yıkım projesinin olağan sonuçları, beklenen yansımaları olarak görüyoruz. 10 milyondan fazla kaçak ve sığınmacı barındıran bir ülke pek tabiidir ki her türlü riske açıktır.

Provakasyon olabilir. Provakatörler de olabilir. Özellikle Suriye devleti ile ilişki kapıları sessiz sedasız açılmışken ve Erdoğan eski kankasına tekrar ‘Sayın’ sıfatıyla hitap ediyorken provakasyon beklememek ahmaklık olur. Emperyalist güçlerin Türkiye’yi rahat bırakmamak için Türlü oyunları sahneye koymaya kalkışacakları bilinen bir gerçektir. Bunlara karşı elbette dikkatli olmak ve oyunlara gelmemek lazımdır.

Ancak ortada duran bir gerçek vardır: Nasıl ki kurumuş çam ağaçlarıyla dolu bir orman yaz sıcağında tutuşmak için küçük bir kıvılcımı bekliyorsa, yıllardır sabreden milletimizin sabır taşını çatlatmak için ufak bir olay kafidir. Küçük bir kız çocuğuna yapılanlar ve Türk bayrağının indirilmesi ve yakılması küçük kıvılcımları aşan alevlerdir. Yani sorumlu ve provakatör arayışı beyhudedir. Aslolan tedbir almaktır. Savaştan kaçanlara yardım ederken de tedbirsiz gelenlerin gidişini düşünmeye başlarken de Tedbirle işe başlamak lazımdır.

Zoraki misafirliğin sonuna gelinmiştir. Sizleri buradan uyarıyorum. Çözüme direnmeyin. Çözümsüzlüğü teşvik etmeyin. Kendi acziyetinizi, devlete mal etmeyin. İdeolojik hezeyanlarınızın ve mezhepçi saplantılarınızın yenilgisini Türk milletine mal etmeye çalışmayın.

Ancak ortada duran bir diğer hakikat de şudur: Kaçakları kim doldurduysa, sınırlarda açık kapı siyasetini kim yürüttüyse savaş koşulları sona ermesine rağmen kaçakları kalıcı hale getirmek için Kim teşvik edici işler yaptıysa bu yangının sorumlusu odur. Hiç vakit kaybetmeden, bu demografik yıkım girişiminin Milli Güvenlik kurulu tarafından birinci derecede tehdit olarak tanımlanması gerekmektedir. Bu tehdit tanımlamasına uygun şekilde adımlar atılması, topyekün demografik saldırının bertaraf edilebilmesi adına, her türlü diplomatik, idari ve güvenlik tedbirlerinin Bir bütün halinde ve kapsamlı şekilde planlanması gerekmektedir.

İkinci olarak bu plana uygun olarak rasyonel ve uygulanabilir bir geri dönüş takviminin hükümetçe değil, devlet tarafından belirlenmesi çözümün ilk aşamasını oluşturmalıdır. Üç; Açıklanan takvime uyulabilmesi ve gerekli eylem ve işlemlerin yürütülebilmesi adına bu konudaki kararı ve tavrı, açık ve net olan tüm Siyasi partilerin ve Tüm sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelebileceği, bağımsız bir kurul oluşturulması şarttır. Dört; Kaçak ve sığınmacılar sorunu, doğrudan doğruya Türk milletinin vatanı yani Anadolu ve Trakya coğrafyaları üzerindeki kayıtsız şartsız egemenlik haklarıyla ilişkili olduğu için, TBMM’nin kurucu sıfatı ve birleştirici çatısı altında buluşulması en doğru yöntemdir.

Beş; İstenmeyen olayların engellenmesi insanımızın endişelerinin giderilmesinden geçer. Türk milletinin anbean gelişmelerden haberdar edilmesi için, sarayın sekreterlerinden bozma bakanlarının veya devlete reklamcılık oynatan iletişim başkanlığının değil, bağımsız Kurulun verilere ulaşması ve paylaşması elzemdir. Altı; Sorun sadece Türkiye için değil, Dış Dünya’yı da ilgilendirmektedir. Bu sebeple, oluşturulacak bağımsız kurulun bir ayağı da AB, Suriye hükümeti ve BM nezdinde görüşmeler yürütebilecek bir diplomasi grubundan oluşturulmalıdır.

İYİ Parti olarak önerdiğimiz ve bu gecikmeden hayata geçirilmesi gereken adımlarla tüm siyasi partileri bir milli mutabakata davet ediyorum.”

Paylaşın

Tekrarlayan Solunum Papillomatozu Nedir? Bilinmesi Gerekenler

Tekrarlayan solunum papillomatozu (RRP), solunum yollarında küçük, siğil benzeri büyümelerin (papillomlar) gelişmesiyle karakterize nadir bir hastalıktır. Solunum yolu, bireylerin nefes almasını sağlayan vücuttaki organ sistemidir.

Haber Merkezi / Solunum yolu burun, ağız, boğaz (yutak), ses kutusu (gırtlak), soluk borusu (trakea), çeşitli hava yolu pasajları (bronşlar) ve akciğerleri içerir. Papillomlar solunum yolu boyunca herhangi bir yerde gelişebilir, ancak çoğunlukla gırtlağı ve ses tellerini etkiler (laringeal papillomatozis). Daha az sıklıkla, bozukluk ağız içindeki alanı (ağız boşluğu), trakeayı ve bronşları etkiler. Sadece nadir durumlarda bu büyümeler akciğerleri etkileyecek şekilde yayılır. Papillomlar kanserli değildir (iyi huylu), ancak son derece nadir durumlarda kanserli (kötü huylu) dönüşüme uğrayabilir.

İyi huylu olmalarına rağmen papillomlar ciddi, hatta yaşamı tehdit eden hava yolu tıkanıklığına ve solunum komplikasyonlarına neden olabilir. RRP’de papillomlar çıkarıldıktan sonra tekrar büyüme eğilimindedir. RRP, çocukları, ergenleri veya yetişkinleri etkileyebilir ve insan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu sonucu oluşur; ancak virüse tek başına maruz kalmak hastalığın oluşması için yeterli olmayabilir.

Hastalığın spesifik semptomları, seyri ve RRP’nin şiddeti kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir. Bazı kişilerde hastalık tedavi olmaksızın iyileşebilir (kendiliğinden remisyonlar) veya yalnızca periyodik müdahale gerektirerek stabil kalabilir (örneğin yaşamları boyunca yalnızca birkaç ameliyat). Diğer kişilerde hastalık agresif olabilir ve sık tıbbi müdahale ve kişinin yaşamı boyunca potansiyel olarak 100’den fazla ameliyat gerektirebilir.

RRP’nin en sık görülen semptomu ses kısıklığıdır. Ses kısıklığı giderek kötüleşebilir ve etkilenen bireyin sesi zayıf, hırıltılı veya düşük perdeden veya gergin gelebilir. Ses sorunlarının şiddeti, kısmen papillomların boyutuna ve belirli yerlerine bağlı olarak kişiden kişiye değişebilir. Etkilenen bireylerde hava yolunun tıkanması nedeniyle zorlu, gürültülü solunum (stridor) gelişebilir. Başlangıçta, stridor nefes alırken (inspiratuar stridor) ortaya çıkabilir, ancak sonunda hem nefes alırken hem de verirken (bifazik stridor) ortaya çıkar. Bazı bireyler konuşmada zorluk çekebilir (disfoni) veya seslerini tamamen kaybedebilir (afoni). Etkilenen bebeklerde ayrıca zayıf bir ağlama, boğulma atakları olabilir ve beklenen oranda büyüme ve kilo almada başarısızlık (gelişememe) görülebilir.

Gelişebilecek ek semptomlar arasında kronik öksürük, yutma güçlüğü (disfaji), nefes darlığı veya solunum güçlüğü (dispne), boğazda yabancı cisim hissi ve boğulma atakları yer alır.

Tedavi edilmediğinde papillomlar sonunda hava yollarını tehlikeye atabilir ve bu da yaşamı tehdit eden solunum güçlüklerine (akut solunum sıkıntısı) yol açabilir. RRP akciğerlere yayılırsa, etkilenen bireyler potansiyel olarak tekrarlayan zatürre, kronik akciğer hastalığı (bronşektazi) ve nihayetinde ilerleyici akciğer yetmezliği yaşayabilir. Son derece nadir vakalarda (yani vakaların %1’inden azında) papillomlar kanserli hale gelebilir (kötü huylu dönüşüm) ve skuamöz hücreli karsinomaya dönüşebilir.

Tekrarlayan solunum yolu papillomatozu, insan papilloma virüsü (HPV) tarafından oluşturulur. Bu virüs insanlarda yaygındır ve bazı çalışmalar, virüse karşı aşılanmamışlarsa erkek ve kadınların %75-80’inin hayatlarının bir noktasında HPV’den etkileneceğini tahmin etmektedir. HPV, çoğunlukla cinsel ilişki sırasında genital temas yoluyla bulaşır. HPV ile enfekte olan çoğu kişi hiçbir zaman herhangi bir semptom geliştirmez. HPV’nin 150’den fazla farklı alt tipi vardır ve bu alt tiplerin yaklaşık 40’ı genital bölgeyi etkileyebilir. İki spesifik alt tip olan HPV 6 ve HPV 11, RRP vakalarının %90’ından fazlasını oluşturur. Bu iki alt tip, genital siğillerde (anogenital kondilom) en sık tanımlanan HPV alt tipleriyle aynıdır. HPV alt tipleri 16 ve 18, kalan vakaların çoğunu oluşturur. Bu dört alt tip birlikte, serviks kanseri vakalarının yaklaşık %70’inden sorumludur.

Çocuklarda, HPV’nin bulaşmasının en olası nedeni, doğum kanalından geçerken etkilenen anneden çocuğa doğum sırasında geçiştir. Ancak, bu, juvenil başlangıçlı RPP vakalarının hepsini açıklamayabilir ve HPV enfeksiyonu için başka mekanizmalar da mevcut olabilir. Bazı vakaların doğumdan önce (rahim içinde) gelişmiş olduğu görülmektedir.

HPV’li kadınların doğurduğu çocukların çoğu RRP geliştirmez. Ayrıca, solunum yolu dokularında HPV bulunan birçok bireyde papillom asla gelişmez. Bu, HPV’li bireylerde RRP gelişimi için immünolojik veya genetik faktörler gibi ek faktörlerin gerekli olduğunu düşündürmektedir. HPV’ye maruz kalmanın zamanlaması, uzunluğu ve hacmi gibi diğer faktörler de rol oynayabilir.

RRP gelişimi için belirli risk faktörleri tanımlanmıştır. Risk faktörleri, hastalık veya enfeksiyon riskinin artmasıyla ilişkili değişkenlerdir. Juvenil başlangıçlı tekrarlayan solunum papillomatozu için üç risk faktörü, ilk çocuk olmak, uzun süren bir doğumla vajinal doğum yapmak ve annenin 20 yaşından küçük olmasıdır. Annede aktif genital siğil varsa, HPV’yi bulaştırma riski yaklaşık 250-400’de 1’dir. Bu risk faktörleri, erişkin başlangıçlı tekrarlayan solunum papillomatozu için geçerli değildir.

Yetişkinlerde, bulaşma şekli daha az açıktır. Bazı vakalar yukarıda açıklandığı gibi bebeklik döneminde enfeksiyonu temsil edebilir, ancak bu, yetişkinlikte bilinmeyen nedenlerle tetiklenene kadar gizli kalır. Bazı dolaylı kanıtlar, HPV’nin oral cinsel temas yoluyla bulaşmasından sonra RRP’nin gelişebileceğini düşündürmektedir.

Erişkin yaşta başlayan tekrarlayan solunum papillomatozu tütün maruziyeti, gastroözofageal reflü veya radyasyon tedavisi ile kötüleşebilir.

RPP için şu anda bir “tedavi” yoktur. Tedavi papillomları çıkarmaya, hastalığın yayılmasını azaltmaya, güvenli ve açık bir hava yolu oluşturmaya, yakındaki anatomik yapıları korumaya, gerekirse ses kalitesini iyileştirmeye ve cerrahi prosedürler arasındaki süreyi artırmaya yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Çocuklara (pediatrik kulak burun boğaz uzmanları) veya hava yolu anormalliklerine (laringologlar) odaklanan çocuk doktorları, iç hastalıkları uzmanları, kulak-burun-boğaz uzmanları, anestezistler, konuşma patologları ve diğer sağlık profesyonellerinin bir RRP hastasının tedavisini sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlamaları gerekebilir.

Belirli terapötik prosedürler ve müdahaleler, hastalığın tekrarlama sıklığı; hastalığın belirli yeri ve yayılımı; papilloma boyutu; belirli semptomların varlığı veya yokluğu; bir bireyin yaşı ve genel sağlığı; ve/veya diğer unsurlar gibi çok sayıda faktöre bağlı olarak değişebilir. İlaç rejimlerinin ve/veya diğer tedavilerin kullanımıyla ilgili kararlar, hekimler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri tarafından hastanın vaka özelliklerine dayanarak hasta ile dikkatli bir şekilde istişare edilerek verilmelidir; olası yan etkiler ve uzun vadeli etkiler dahil olmak üzere potansiyel faydalar ve risklerin kapsamlı bir şekilde tartışılması; hasta tercihi ve diğer uygun faktörler.

RRP için çeşitli tedavi seçeneklerinin hiçbiri tutarlı bir şekilde etkili olduğunu kanıtlamamıştır. Ek olarak, tedavi önerilerinin çoğu vaka raporlarına veya küçük vaka serilerine dayanmaktadır. En iyi terapötik seçenekleri belirlemek için RRP’yi tedavi etmek için büyük ölçekli klinik çalışmalara ihtiyaç vardır ve bu da nihayetinde kişiden kişiye değişebilir.

Tedavinin temel dayanağı papillomların cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Ancak, el ve ayaklardaki siğiller gibi, bu büyümeler sıklıkla geri döner ve daha fazla cerrahi müdahale gerektirir. Papillomların tekrarlaması tahmin edilemez. Bazı bireyler birkaç haftada bir ameliyata ihtiyaç duyabilirken, diğerleri yılda sadece iki kez veya yaşamları boyunca sadece birkaç kez ameliyata ihtiyaç duyabilir. RRP’li bireyleri tedavi etmek için kullanılan cerrahi teknikler arasında “soğuk” eksizyon, mikrodebridman, çeşitli darbeli boya lazerleri veya karbondioksit lazerleri bulunur. Bazen “soğuk çelik” olarak da adlandırılan soğuk eksizyon, papillomları çıkarmak için keskin cerrahi ekipmanların kullanılmasıdır.

Soğuk eksizyon, papillomların ilk çıkarılması (debulking) ve belirli bölgelerde bulunan papillomlar için faydalı olabilir. Mikrodebridman, RRP’li çocuklarda, etkilenen dokuya emme uygulanan ve daha sonra minyatür tıraş makineleriyle kesilen (debride edilen) giderek daha popüler hale gelen bir işlemdir. Darbeli boya lazerleri, papillomları besleyen kan damarlarını yok etmek için tek bir ışına odaklanmış çeşitli ışık frekansları kullanır. Lazer ablasyonu, karbondioksit (CO2) de dahil olmak üzere çeşitli gazların bir karışımından elektrik geçirerek bir lazer ışını üretir. CO2 lazeri, ses kutusundaki papillomları doğrudan yok etmek için kullanılır ve ayrıca trakeadaki (nefes borusu) papillomları etkili bir şekilde çıkarmak için bir bronkoskop aracılığıyla da kullanılabilir.

Tümör büyümesinin agresif olduğu ciddi vakalarda, etkilenen bir bireyin solunum yollarını açık tutmak için trakeostomiye ihtiyacı olabilir. Trakeostomi, cerrahi olarak soluk borusuna (trakea) bir tüp yerleştirilmesini içerir. Trakeostomi, yalnızca son çare olarak kullanılır çünkü prosedür hastalığın solunum yoluna daha fazla yayılmasına izin verebilir.

Geçmişte bazı kişiler papillomların yeniden büyümesini yavaşlatmak ve ameliyatlar arasındaki süreyi artırmak için tasarlanmış belirli ilaçlar aldılar (adjuvan tedavi). Kullanılan ilaçlar arasında asiklovir, ribavirin veya sidofovir (aşağıya bakınız) gibi antiviraller, interferon ve indol 3-karbinol (I3-C) bulunur. İnterferon, bağışıklık sistemi tarafından üretilen belirli proteinlerin sentetik bir formu olan bir ilaçtır. I3-C, lahana, karnabahar ve brokoli gibi turpgillerde bulunan bir antikanser bileşiğidir. Adjuvan tedavi genellikle belirli endikasyonlara göre önerilir: bir yılda dörtten fazla ameliyat geçirmek, hava yollarında bozulmaya neden olan papillomların hızla yeniden büyümesi veya hastalığın boğazdan aşağı akciğerlere yayılması.

Bazı doktorlar, gastroözofageal reflü (GÖRH) rahatsızlığı olan kişilere, bu rahatsızlığın RRP’yi kötüleştirdiği bilindiğinden, ilaç almalarını önermektedir.

Paylaşın

Refsum Hastalığı Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Refsum hastalığı, kan plazmasında ve dokularda fitanik asit adı verilen bir yağın (lipit) birikmesiyle karakterize bir metabolik bozukluktur. Refsum hastalığı olan kişiler genellikle doğumda normaldir, ancak 10 ila 20 yaşları arasında gece görüş kaybı (retinitis pigmentosa) ile başlayan ve sonunda kollarda ve bacaklarda güçsüzlük veya dengesizlik (serebellar ataksi) içeren semptomlar gelişmeye başlar.

Haber Merkezi / Diğer yaygın semptomlar arasında koku alma duyusunun kaybı (anosmi), pürüzlü, pullu cilt (iktiyozis) ve yıllar sonra sağırlık bulunur.

Refsum hastalığının tedavisi, fitanik asit açısından zengin gıdaların alımını sınırlamaya dayanır. Vücudumuz fitanik asit üretemez; bunun yerine süt ürünleri, dana eti, kuzu eti ve bazı deniz ürünleri gibi gıdalarda bulunur. Refsum hastalığı, yeşil bitkilerin veya alglerin bakteriyel fermantasyonu ile elde edilen belirli bir yağ asidi türü olan fitanik asidi parçalamaktan sorumlu bir enzimi üreten gendeki bir değişiklik (mutasyon) nedeniyle oluşur. Enzimin (fitanoil-CoA hidroksilaz) işlevsizliği, kan plazmasında ve dokularda fitanik asit birikmesine yol açar. Bozukluk otozomal resesif bir şekilde kalıtılır.

Refsum hastalığı olan bireyler doğumda genellikle normal görünürler ancak ellerinde ve ayaklarında (sırasıyla metakarpal ve metatarsal kemikler) daha kısa kemikler gösterebilirler. 10 ila 20 yaşları arasında bireyler ilk semptomlarını gösterebilirler ki bu en sık gece görüş kaybıdır (retinitis pigmentosa). Bazı kişilerde 50 yaşına kadar hiçbir semptom görülmeyebilir. Retinitis pigmentosa, gözün arkasındaki bir tabaka olan retinadaki ışığı algılayan hücrelerin kademeli olarak bozulması nedeniyle oluşur. Gece görüşünün ilk kaybı genellikle çocukluk döneminde gerçekleşir ve yıllar içinde çevresel görüş kaybına ve tam körlüğe doğru ilerleme meydana gelebilir.

Refsum hastalığı olan bireylerde sıklıkla retinitis pigmentosa ve diğer semptomların bir kombinasyonu görülür. Gözdeki diğer olası sorunlar arasında anormal derecede küçük göz bebekleri, hızlı, istemsiz göz hareketleri (nistagmus) ve bireylerin parlak nesnelerin etrafında yıldız patlaması tipi haleler görmesine neden olan gözde bulanıklık (katarakt) bulunur. Bireyler koku ve tat alma duyularını kaybedebilir (anosmi) ve yıllar sonra sağırlık yaşayabilir.

Etkilenen bireyler ayrıca kötüleştikçe dengesiz bir yürüyüşle (serebellar ataksi) ilişkili olarak ellerinde ve ayaklarında uyuşma, güçsüzlük, karıncalanma hissi veya refleks kaybı (periferik polinöropati) yaşayabilirler. Ek olarak, Refsum hastalığı olan bireylerde pürüzlü, pullu cilt lekeleri (iktiyoz) ve vücutta genel bir güçsüzlük olabilir. Ellerde ve ayaklarda kemiklerin kısalması ve dizleri, omuzları ve dirsekleri etkileyen anormal büyüme plakası oluşumu (iskelet displazisi) görülebilir. Nadir de olsa Refsum hastalığı olan kişilerde fitanik asit düzeyleri çok yükselirse, hayatı tehdit edebilecek kalp aritmileri (düzensiz kalp atışı) meydana gelebilir.

Refsum hastalığı olan bireylerde görülen semptomların türü ve sayısı kişiden kişiye büyük ölçüde değişir ve şiddeti vücuttaki fitanik asit seviyesine bağlıdır. Bir kişide fitanik asit birikimi daha fazlaysa, daha şiddetli semptomlar göstermesi beklenir. Semptomların sayısı ve şiddeti yaşla birlikte de artabilir.

Refsum hastalığının çoğu vakası (%90) PHYH genindeki bir değişiklikten (mutasyondan) kaynaklanır. Geri kalan vakaların çoğu, PHYH’yi hücrelerdeki peroksisomal bölmeye taşıyan PEX7 genindeki bir mutasyondan kaynaklanır. PHYH ve PEX7 genlerindeki mutasyonlar, fitanik asit de dahil olmak üzere yağ asitlerinin parçalanmasına izin veren yapılar olan peroksisomların anormal çalışmasına neden olur. Özellikle, PHYH, fitanik asidi parçalamak için peroksisomda kullanılan fitanoil-CoA hidroksilaz enzimini kodlar.

Fitanik asit diyetten gelir ve yeşil bitkilerin veya alglerin bakteriyel fermantasyonundan elde edilir. Genellikle süt ürünlerinde, sığır etinde, kuzu etinde ve diğer geviş getiren hayvansal gıda maddelerinde ve bazı deniz ürünlerinde bulunur. Peroksisomun ve ilgili enzimlerin düzgün çalışmaması, fitanik asidin parçalanamayacağı ve böylece hücrede birikeceği anlamına gelir. Fitanik asit birikiminin nasıl toksik olduğu ve görmeyi nasıl etkilediği veya hastalığın diğer özelliklerine nasıl yol açtığı henüz net değil.

Refsum hastalığı otozomal resesif genetik bir hastalıktır. Resesif genetik hastalıklar, bir birey her iki ebeveyninden de çalışmayan bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey hastalık için bir çalışan gen ve bir çalışmayan gen alırsa, kişi hastalık için taşıyıcı olacaktır, ancak genellikle semptomlar göstermeyecektir. Taşıyıcı ebeveynlerden ikisinin de çalışmayan geni geçirmesi ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olması riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveyninden de çalışan genler alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Refsum hastalığı, kan örneğinde aşırı yükselmiş fitanik asit bulunmasına dayanarak teşhis edilebilir. Yoldaki bir sonraki adım olan pristanik asit seviyeleri genellikle düşüktür. Bu ilk teşhis daha sonra PHYH veya PEX7 genlerindeki mutasyonlar için moleküler genetik testlerle veya fitanoil-CoA hidroksilaz enzim yolunun anormal aktivitesi olup olmadığını belirlemek için bir cilt biyopsisinde enzim analiziyle doğrulanmalıdır.

Refsum hastalığının tedavisi, fitanik asidin yağ veya karaciğer depolarından kana girmesini önlemeye yardımcı olan karbonhidrat alımını korurken sığır eti, kuzu eti, belirli deniz ürünleri ve süt ürünlerinin tüketimini en aza indirmeyi gerektirir. Seviyeler çok yüksekse veya derin zayıflık gibi genel semptomlar mevcutsa, kanın alınması ve tekrar infüzyonu (plazmaferez veya aferez) da gerekebilir.

Diğer tedaviler semptomlara göre düzenlenir ve genellikle destekleyici önlemlerdir. Refsum hastalığı olan hastalar oruç tutmaktan ve hızlı kilo vermekten kaçınmalıdır çünkü bu, vücutta depolanan fitanik asidin salınmasına neden olur. Hastalar, fitanik asidin bozunma yoluna müdahale edebileceğinden ibuprofen kullanmalıdır. Hastalara akut fitanik asit salınımı risklerini en aza indirme ve düşük fitanik asitli diyeti nasıl yönetecekleri konusunda eğitimli bir diyetisyen ve hekimden rehberlik sağlanmalıdır.

Paylaşın

Refrakter Çölyak Hastalığı Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Refrakter çölyak hastalığı (RCD), daha yaygın çölyak hastalığına çok benzeyen karmaşık bir otoimmün hastalıktır ancak çölyak hastalığının aksine, en az 12 ay boyunca sıkı bir glütensiz diyetle tedaviye dirençlidir veya yanıt vermez.

Haber Merkezi / Buğday depolama proteini glüteninin bir bileşeni olan gliadin, arpa ve çavdardaki benzer proteinlerle birlikte, çölyak hastalığında bağışıklık tepkisini tetikleyen kötü adamlardır. RCD tanısı, özellikle bağırsağın iç kısmını kaplayan çok sayıda iplik benzeri çıkıntıyı (bağırsak villusları) etkileyebilecek bağırsak lenfoması, Crohn hastalığı, ince bağırsakta bakteriyel aşırı büyüme veya hipogamaglobulinemi gibi diğer bozuklukların dışlanmasıyla yapılır.

Bağırsak villusları, bağırsağın sıvıları ve besinleri emdiği araçlardır. Çölyak hastalığı ve dirençli çölyak hastalığında, bu villuslar küçülür ve büzülür (atrofi) ve bağırsaklar yoluyla besin emilimini etkiler. Çölyak hastalığında, sıkı bir glütensiz diyetle tedavi genellikle bozukluğun üstesinden gelmek için yeterlidir. Ancak, dirençli çölyak hastalığı tam da budur: tedaviye dirençli veya inatçı bir şekilde dirençli. Çölyak hastalığı olan kişilerin yalnızca küçük bir yüzdesi (%1-2) RCD geliştirecektir ve bu hastalar neredeyse her zaman 50 yaş ve üzeridir. Ancak, çölyak hastalığı olan hastaların küçük bir azınlığının (%1,5) hangisinde RCD gelişeceğini tahmin etmek henüz imkansızdır.

Refrakter hastalığın semptomları tedavi edilmemiş çölyak hastalığının semptomlarından farklı değildir, ancak genellikle daha şiddetli ve daha sakatlayıcıdır. Daha yaygın semptomlar arasında kilo kaybı, ishal, karın ağrısı, yetersiz beslenme ve anemi bulunur.

Bazen, yutulan, resim çeken, kamera benzeri bir cihaz (bağırsak endoskopu) aracılığıyla bir RCD hastasının bağırsağının incelenmesi, ince bağırsağın orta kısmında (jejunum) iltihaplanma ve ülserasyon kanıtı ortaya çıkarır (ülseratif jejunit). Bu, dirençli çölyak hastalığının enteropatiyle ilişkili T hücreli lenfoma (EATL) oluşturmak üzere ilerleyebileceğine dair önemli bir uyarı olabilir. Bu nedenle, dirençli hastalık ile çölyak hastalığıyla ilişkili bağırsak lenfoması arasında yakın bir bağlantı vardır.

Refrakter çölyak hastalığına yol açan olayların tam dizisi henüz çözülememiştir. Vücudun bağışıklık sistemi, özellikle T lenfositler ve intraepitelyal lenfositler (IEL), sitokinler ve antijenler dahildir. Lenfositler, bir kişinin beyaz kan hücrelerinin yaklaşık %25’ini oluşturur ve her biri bağışıklığın gelişiminde önemli rol oynayan B hücreleri (kemik iliğinde olgun) ve T hücrelerini (timüs bezinde olgun) içerir.

İntraepitelyal lenfositler (IEL’ler), bağırsağın astarında (intraepitelyal) bulunan T hücreleridir. T lenfositlerinin yüzeyindeki T hücresi reseptörü (TCR) adı verilen bir protein, belirli antijenler için bir “yerleştirme bölmesi” görevi görür. Çölyak hastalığında, glüten proteinlerini tanıyan T hücreleri aktive olur ve çoğalır. Diyetten glüten çıkarıldığında, bu T hücreleri etkisiz hale gelir ve bağırsak hasarı iyileşir. Refrakter çölyak hastalığında, gluten uyarımı olmaksızın intestinal T hücreleri aktive olur ve diyetle alınan glutenin çıkarılmasına rağmen intestinal hasar devam eder.

Sitokinler, bağışıklık sistemi hücreleri arasındaki veya bağışıklık sistemi hücreleri ile başka bir doku hücreleri arasındaki iletişimi düzenlemeye yardımcı olan küçük proteinlerdir. Bazı araştırmacılar, refrakter çölyak hastalığı olan hastaların, interlökin-15 (IL-15) olarak bilinen “proinflamatuar sitokin”de dikkate değer bir artış gösterdiğini ileri sürmektedir.

IL-15, bağırsak yüzeyini kaplayan hücrelere karşı IEL’lerin toksisitesini artıran interferon-gamma (INF-gamma) olarak bilinen başka bir sitokinin salgılanmasını uyarıyor gibi görünmektedir. Bağırsak astarındaki hücrelerden daha fazla hasar gördükçe, refrakter çölyak hastalığının semptomları ve belirtileri gelişir. IL-15 tarafından indüklenen bağırsak T hücresi aktivasyonunun dengesindeki değişiklikler, RCD’nin gelişiminde ve bağırsak lenfomasına geçişinde etkili olabilir.

Bağırsak villuslarının atrofisiyle karakterize olan bozukluklar genellikle enteropatiler (hasarlı ince bağırsak anlamına gelir) olarak bilinir. Refrakter çölyak hastalığı gibi bazı enteropatiler ile lenfoma arasında bir bağlantı vardır. Bu bağlantı tam olarak anlaşılmamıştır, ancak RCD’nin giderek daha şiddetli bağırsak hasarına yol açan ve “enteropati ilişkili T hücreli lenfoma” (EATL) olarak bilinen özel bir lenfoma türüyle sonuçlanabilen bir yolda sadece bir adım olabileceği düşünülmektedir. RCD bazen Tip I ve Tip II olarak ayrılır. Tip I RCD’nin daha iyi bir prognozu ve EATL için daha düşük bir riski vardır. Tip II RCD’de bağırsak biyopsisinde anormal, olgunlaşmamış IEL’ler bulunur ve yetersiz beslenme ve EATL’nin ciddi komplikasyonları için riskler daha yüksektir.

Refrakter çölyak hastalığını inceleyen hemen hemen tüm klinisyenler, tanının semptomların ve bağırsak hasarının diğer tüm olası kaynaklarının ortadan kaldırılmasına dayandığını vurgular. Bir makale, refrakter çölyak hastalığının ikna edici bir tanısı konmadan önce dikkate alınması ve ortadan kaldırılması gereken 10’dan fazla durumu listeler. Yukarıda belirtildiği gibi, enteroskop veya kolonoskop aracılığıyla bağırsağın iç duvarının (üst ve alt) incelenmesi ve mikroskop altında incelenecek bağırsak biyopsilerinin alınması, özellikle semptomların RCD dışındaki bağırsak bozukluklarının sonucu olup olmadığını belirlemek için yararlıdır.

Yutulan bir hap üzerine monte edilmiş bir kamera kullanılarak ince bağırsak astarını inceleyen kapsül endoskopisi, ince bağırsak iltihabının ve hasarının derecesini değerlendirmede de yararlı olabilir. Bazı özel merkezler, birçok durumda tanıya yardımcı olacak biyopsi materyallerinin sofistike incelemelerini sunabilir. Bu çalışmalar, dokuda daha agresif Tip II RCD tanısını gösteren anormal T lenfosit popülasyonlarının varlığını vurgular. Özellikle lenfoma varlığına dair endişe varsa, diğer görüntüleme çalışmaları (baryumlu röntgen, BT taraması, kapsül enteroskopisi ve MRE) yapılabilir.

RCD için çeşitli tedaviler, kesin olmayan sonuçlarla kontrolsüz testlerde denenmiştir. Bu şekilde test edilen tedaviler arasında şunlar yer alır: elemental diyet (elemental diyet, amino asitler, karbonhidratlar, vitaminler, mineraller ve trigliseritler dahil olmak üzere sindirimi gerektirmeyen besinlerden oluşan sıvı bir diyettir); ve tamamen intravenöz enjeksiyon veya başka bir gastrointestinal olmayan yolla sağlanan beslenme olarak tanımlanan toplam ebeveyn beslenmesi (TPN).

Steroid tedavisi tedavinin temelini oluşturur ancak lenfoma hastalarında faydalı etkisi kısa ömürlüdür. Azatioprin, siklosporin, enterik kaplı budesonid, 5-aminosalisilik asit (5-ASA) veya inflixamab gibi diğer immünosüpresif ilaçları içeren tedavi sınırlı sayıda hastada kullanılmıştır. Daha yakın zamanda otolog kök hücre nakli ile veya onsuz kladribin ile kemoterapinin de yararlı olduğu bildirilmiştir.

Paylaşın

Erdoğan, Kabineye Ve Parti Yönetimine ‘Neşter Vurmaya Devam Edecek’

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de Erdoğan, seçim yenilgisinin ilk faturasını üç ay sonra Mehmet Özhaseki ve Fahrettin Koca’ya kesti.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun parti kulislerinden edindiği bilgilere göre; Erdoğan’ın, ilerleyen günlerde de hem kabineye hem de parti yönetimine “neşter vurmaya devam edeceği” konuşuluyor.

Yedi il başkanlığında görev değişimi yaşandıktan sonra kulislerde değişimin önce AKP yönetiminde olacağı konuşuluyordu. Ancak geçen haftalarda Kızılcahamam’daki milletvekilleri kampında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile AKP Antalya Milletvekili Tuğba Vural Çokal ile yaşadığı tartışma sonrasında Erdoğan’ın “kabinede değişim” istediği belirtiliyor. Çokal, söz konusu toplantıda, özel hastanede bir yakınını kaybettiğini anlatmış ve bakanlığın özel hastaneler konusunda yeterli denetimi yapamadığını söylemişti. Bakan Koca da Çokal’a, “O sağlık müdürü sizin talebinizle atandı. Sorumluluğu bize atamazsınız” şeklinde yanıt vermişti.

İktidar kanadında Bakan Koca’nın görevden el çektirilmesinin “sürpriz olmadığına” dikkat çekiliyor. AKP’nin özellikle iktidara geldiği yıldan 2014 yılına değin sağlık alanındaki reformlara büyük ağırlık verdiği, 2014 yılından sonra da bu reformların devamı niteliğinde icraatları gerçekleştirmek için adım attığı belirtilerek son dönemde sağlık alanında yaşanan sıkıntıların sürekli gündeme geldiğine işaret ediliyor.

MHRS’den randevu alınamaması, doktor başına düşen hasta sayıları, devlet hastanelerinden randevu alamayan hastaların özel hastanelere gitmek durumunda kalması gibi şikâyetlerin toplumun hemen hemen her kesiminde yaygın olarak dillendirilmeye başlandığına dikkat çekiliyor. AKP’nin yerel seçimler sonrasında seçim yenilgisinin nedenlerini tespit etmek için yaptığı tüm toplantılarda, partililerin sahada en fazla “sağlık sistemindeki sorunlar nedeniyle zorluk yaşadıklarını” belirttikleri, Erdoğan’ın yaşanan sorunları tek tek not aldığı belirtiliyor.

Sürpriz olmadı

Daha önce de Bakan Koca’ya sorunların giderilmesi yönünde talimatlar verdiği ancak atılan adımların yeterli olmadığı, COVID-19 salgını döneminde pek çok kez istifa etmek istediği belirtilen Koca’nın bu kez Erdoğan tarafından istifasının istendiği kaydediliyor. AKP’de, Koca’nın görevden alınması ise “Sürpriz olmadı” şeklinde yorumlanıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin de istifası istendi. Yerine ise eski bakan ve İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı Murat Kurum getirildi. Ancak AKP kulislerinde, Özhaseki ile ilgili başka iddialar da konuşuluyor. Bu iddialardan birinin özellikle yerel seçimlerde İstanbul’un kaybedilmesinin ardından Erdoğan’ın, Özhaseki’ye, “Kentsel dönüşümü anlatamadın” diyerek kızdığı ve seçim yenilgisinde “Özhaseki’nin de payı olduğunun düşünüldüğü” kaydediliyor.

Özhaseki’nin istifasının istenmesinde “deprem konutları ihalelerinin AKP’ye yakın işadamlarına verilmemesinin de gerekçe olarak gösterildiği” ileri sürülüyor. Bu nedenle de Özhaseki’nin, Resmi Gazete’yi beklemeden sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Ne kendimin ne de çocuklarımın boğazından haram bir lokma geçmemesine yönelik hassasiyetimi hep diri tuttum” ifadelerine yer verdiği iddia ediliyor.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Enflasyon, TÜİK’e Göre Yüzde 71.60, ENAG’a Göre Yüzde 113,08

Enflasyon, ENAG’a göre, haziran ayında yüzde 4,27 artarken, yıllık enflasyon ise yüzde 113,08 oldu. TÜİK’e göre ise enflasyon haziran ayında yüzde 1,64 artarken, yıllık enflasyon ise yüzde 71,60 oldu.

Haber Merkezi / Bağımsız ekonomistler ile akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) Haziran 2024 enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre, enflasyon haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 4,27, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 41,16, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 113,08 arttı.

ENAGrup E-TÜFE ve TÜİK ana harcama grup enflasyon oranlarına göre, en yüksek artış Giyim ve Ayakkabı kategorisinde olurken en düşük artış ise Sağlık grubunda gerçekleşti.

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Haziran 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,64, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 24,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 71,60 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,07 oldu.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 47,84 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 107,11 ile eğitim oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre en çok azalan ana grup yüzde -0,58 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 3,79 ile konut oldu.

Endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey) 2024 yılı Haziran ayı itibarıyla, 35 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 5 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 103 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2024 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,90, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 25,39, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 70,40 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 68,25 olarak gerçekleşti.

Paylaşın