Orta Vadeli Program Açıklandı: Enflasyon Hedefleri Yükseldi

2025 – 2027 dönemini içeren Orta Vadeli Program’a göre; 2024 enflasyon hedefi yüzde 33’ten yüzde 41,5’e revize edildi. Geçen yıl 15,2 olarak belirlenen 2025 enflasyonu da yüzde 17,5’e yükseltildi. 2026 için ise önceden yüzde 8,5 olan hedef, yüzde 9,7’ye çıkarıldı. 

2024 büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 3,5’e çekildi. Önceki programda 2025 için 4,5 olan tahmin de yüzde 4’e indirildi. 2026 büyümesi de 0,5 puan indirilerek yüzde 4,5 olurken, 2027 ise yüzde 5 olarak hedeflendi. Böylece, önceki program tahmin ufkundaki bütün büyüme oranları 0,5 puan aşağı çekilmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 2025-2027 dönemini içeren Orta Vadeli Programı açıkladı. Habertürk’ün aktardığına göre; Cevdet Yılmaz’ın açıklamasındaki satırbaşları şu şekilde:

“Bu programın amacı makroekonomik politikaları belirlemek ve temel ekonomik büyüklükleri ve borçlanma durumunu ele almaktır. Uygulamaya koyduğumuz ekonomi programıyla politika belirsizliklerini ortadan kaldırdık. OVP’nin ilk yılına yönelik uygulanacak politikalar ve somut tedbirler, 2025 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda ayrıntılı olarak yer alacak.

OVP, makroekonomik politika çerçevesi ve hedefleri ile öncelikli reform alanlarını ve takvimini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, ekonomik istikrarı sağlamak ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek için belirlenen politikalar ve reformlar, önümüzdeki üç yıllık dönemde ekonomimizin yol haritasını oluşturacaktır. Bu çok yönlü ve katılımcı süreçle birlikte, siyasi sahiplenmenin yanı sıra OVP’nin tüm kesimler tarafından sahiplenilmesi ve uygulanabilirliğinin artırılmasını hedefliyoruz.

Öngördüğümüz takvime uygun olarak dezenflasyon sürecinin etkileri 2024 yılı Haziran ayından itibaren başladı. Büyüme kompozisyonundaki dengelenme ile birlikte cari işlemler dengesi, beklentilerimizin de altında gerileyerek olumlu bir tablo çizdi. İşsizlik oranları hedeflerimizin de üzerinde bir iyileşme göstermiştir. Programımız başarıyla çalışıyor ve çözüm üretiyor.

Enflasyon tarafına baktığımızda biliyorsunuz başından itibaren 3 dönemden bahsettik. Geçiş döneminin bu program yılında tamamlandığını ve dezenflasyon döneminin başladığını görebiliyoruz. İstihdamdaki artış ve işsizlikteki düşüş, uygulanan ekonomi politikalarının etkinliğini ortaya koyuyor. Türk Lirasına olan güven önemli derecede artmıştır.

TL mevduatlarının toplam mevduatlar içindeki payı ciddi bir yükseliş kaydetti. TL’ye olan güven arttı ve vatandaşların tasarruflarının yerli para biriminde değerlendirme eğilimleri güçlendi. TL’nin güçlenmesi ve milli para birimine olan güvenin artması da enflasyonla mücadelede son derece olumlu bir gelişme. Kur Korumalı Mevduat bakiyesi 47,8 milyar dolara kadar indi.

Rezervlerdeki artış, risk primindeki düşü ve TL mevduatlarının artışı, ekonomi politikalarının doğru yönde ilerlediğinin somut göstergeleridir. Temel amaçlar, enflasyonun kademeli olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi, büyüme potansiyelinin enflasyonist baskı oluşturmadan yükselmesi, yapısal reformlarda verimliliğe dayalı yatırım, istihdam, üretim ve ihracatın artırılmasıdır.

Ekonomik büyümenin herkes için eşit fırsatlar sağlaması temel amacımızdır. Kadın ve gençlerin ekonomiye katılımının artırılması da kritik hedeflerimiz arasındadır. Yeni OVP dönemi Türkiye’nin ekonomik yapısını güçlendirmek için önemli adımları kapsamaktadır.

Öncelikli reform alanlarını belirlemiş durumdayız. Bunlar makroekonomik ve finansal istikrarın kalıcı hale getirilmesi, kamu reformlarının hayata geçirilmesi, ar-ge yenilikçilik kapasitenin geliştirilmesi, yeşil ve dijital ekonomiye geçişe yönelik teknolojik dönüşümün sağlanması, beşeri sermayenin güçlendirilmesi, işgücü piyasasının etkinleştirilmesi, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmeye devam edilmesi ve ekonomide kayıt dışılığın azaltılmasıdır.

2025-27 yılları arasında küresel büyüme oranının yüzde 3,1 ila yüzde 3,3 arasında yatay seyretmesini bekliyoruz. Özellikle Euro Bölgesi ve ABD ekonomilerinde büyüme oranlarının daha düşük seviyelerde olması bekleniyor. Dış talep koşulları destekleyici olackai bu da Türkiye’nin dış ticaret dengesine ve genel ekonomik büyümesine olumlu yansıyacak.

Diğer yandan küresel finansal koşullara baktığımızda burada da özellikle gelişmekte olan ülkeleri ve Türkiye’yi olumlu etkileyecek bir görünüm var. Diğer yandan yine küresel emtia fiyatlarına baktığımızda da Türkiye için olumlu bir perspektif oluştuğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Son dönemlerde giderek normalleştiğini görüyoruz.

OVP Hedefleri

Öncelikle büyüme ile başlamak istiyorum. 2023 yılında GSYİH büyümesi 5,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu Türkiye ekonomisinin direncinin yansıtmaktadır. Büyüme oranının 2024’te yüzde 3,5 olarak gerçekleşmesi beklemektedir.

OVP’de büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 3,5’a; 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 4,5’ten yüzde 4’e; 2026 yılı büyüme tahmini ise yüzde 5’ten yüzde 4,5’a indi. OVP’de 2024 yılı işsizlik oranı tahmini yüzde 10,3’ten yüzde 9,3 seviyesine indirildi. 2026 yılı işsizlik oranı tahmini yüzde 9,2; 2027 yılı tahmini ise yüzde 8,8 olarak belirlendi.

OVP hesaplamasında kullanılan ortalama Dolar/TL tahmini 2024 için 33,2; 2025 için 42; 2026 için 44,4; 2027 için ise 46,9 oldu. Uygulamaya konulan sıkı maliye politikaları için enflasyon oranının yüzde 41,5’e gerileyerek önemli bir mesafe kat edilmesi beklenebilir.

2024’te yüzde 33 olan enflasyon beklentisi 41,5’e, 2025’te 15,2’den 17’5’e, 2026’da 8,5’ten 9,7’ye yükseltildi. 2027 için enflasyon tahminimiz ise yüzde 7’dir. OVP’de 2025 yılı cari işlemler açığının milli gelire oranının yüzde 2 seviyesinde olması öngörüldü.

Yıl sonu itibarıyla ihracatımızın 264 milyar dolar, dönem sonunda ise 320 milyar dolara yakın seviyelerde olmasını bekliyoruz. OVP dönem sonunda 83 trilyon TL’lik ekonomik büyüklük, 1 trilyon 774 milyar dolarlık ekonomik hacim ve 20 bin dolar seviyelerine çıkmış kişi başına geliri hedefliyoruz.

İthalatımızın yıl sonu itibarıyla 345 milyar dolardan OVP dönemi sonunda 417 milyar dolar seviyesine çıkmasını bekliyoruz. Program dönemi sonunda bütçe açığının milli gelire oranının, uzun dönem ortalamasının altına, yüzde 2,5 oranına gerilemesini hedefliyoruz.

OVP’de bütçe açığının milli gelire oranı beklentisi yüzde 4,9 olarak belirlendi. 2025 yılı bütçe açığının milli gelire oranı beklentisi yüzde 3,1 olarak belirlendi. 2027 yılı beklentisi ise yüzde 2,5 oldu.

Büyüme noktasında sanayide yapısal dönüşüm, ar-ge ve yenilik ekosistemi, yeşil dönüşümün hızlandırılması, dijital dönüşüme geçişin desteklenmesi, beşeri sermayenin güçlendirilmesi, kamu altyapı ve yatırımlarının etkinleştirilmesi, tarımda verimliliğin ve üretimin artırılması öne çıkmaktadır.

İstihdam tarafında ise yeni nesil çalışma biçimleri ile sektörel dönüşümler, işgücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdamı, beşeri sermaye ile beceri uyumu ile iradi işsizliğin azaltılması öne çıkmaktadır.

Finansal düzenlemeleri sadeleştireceğiz. Seçici kredi uygulaması, sermaye piyasalarının, katılım finansal sistemin ve finansal teknolojilerin geliştirilmesi sağlanacak, tasarruflar artırılacak. Ödemeler dengesinin iyileştirilmesi için ürün ve pazar çeşitlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Paylaşın

Midi Etekler Nasıl Giyilir? Beş Kombin Fikri

Mini ve maksi eteklerin uzunluğu arasında kalan midi etekler, ipek, deri, şifon, pamuk ve rayon gibi dökümlü veya dar kumaşlardan yapılır. Tüm giysiler gibi, farklı durumlar için yüzlerce binlerce farklı midi etek türü var.

Haber Merkezi / Midi etekler o kadar çok yönlüdür ki, kolayca daha şık veya daha sade hale getirilebilir. İşte midi etekleri farklı durumlarda giymek için beş kombin fikri:

İş kıyafeti: Profesyonel bir kıyafet için dar bir midi etek deneyin. Kalem etekler, genellikle iş ortamında giyilen vücuda oturan midi eteklerdir; bu eteği klasik bir kombinasyon için düğmeli bir gömlek ve topuklu ayakkabılar veya botlarla eşleştirin.

Uzun kollu gömleğinizin ucunu şık bir düğümle bağlayabilir veya belinizi vurgulamak için Fransız kıvrımı oluşturabilirsiniz. Görünümü bir blazer ile tamamlayın veya daha soğuk havalarda düğmeli gömleğinizi balıkçı yaka ile değiştirin.

Resmi: Malzemeye bağlı olarak bazı midi etekler resmi durumlara uygun olabilir. Örneğin, düğünler ve partiler gibi resmi etkinlikler için topuklu ayakkabılarla ipek, saten veya şifondan yapılmış A kesim veya pileli midi etek giyebilirsiniz.

Yarı resmi: Sosyal etkinlikler için midi etekler tasarlayın. Dar kesim siyah midi etek, ışıltılı aksesuarlarla giyebileceğiniz veya daha cesur bir midi etek görünümü için leopar desenli bir üst ve deri ceket ile eşleştirebileceğiniz çok yönlü bir parçadır.

Yazlık: Mini etek bacaklarınızı açığa çıkarmadan yaz sıcağında sizi serin tutabilir. Keten, pamuk veya şifon gibi hafif bir malzemeden yapılmış bir etek seçin ve bu kıyafeti bir atlet veya kısa üst ve düz sandaletlerle eşleştirin.

Hafif bir yazlık midi eteği, bol bir tişört ve beyaz spor ayakkabılarla da kombinleyebilirsiniz. Ekstra bir katman için grafik tişörtünüzü eteğinizin içine sokun ve bu gündelik görünüme bir kot ceket ekleyin.

Kışlık: Rahat bir kış kıyafeti için, örme veya kot eteği bir hırka, body, tayt ve bir çift bilek botuyla (örneğin, savaş botları veya chelsea botları) kombinleyin. Eteğinizin ve büyük boy kazağınızın üzerine bir kemer geçirerek belinize şekil verin.

Paylaşın

Avukatı Konuştu: Demirtaş Hala Siyasi Ve Hala Rehine!

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, “Aihm, Aym, derece Mahkemeleri, siyaset kurumu, biz avukatlar. 8 yıl oldu, gözümüzün önünde rehin tutuluyor, o konuşmadıkça çıt çıkmıyor kimseden” dedi ve ekledi:

“Onu konuşmak için, önce onun konuşması gerekiyor adeta. Oysa o, ‘tutuklu’ sıfatıyla hala cezaevinde! AİHM, O ve F. Yüksekdağ’ın ‘siyasi rehine’ olduğuna karar verdi. Cari iktidarın kabulü de bu zaten.”

Kobani davasından 42 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, sosyal medya hesabı üzerinden, sitem dolu bir açıklama yaptı.

Mahsuni Karaman, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Demirtaş’ın suskunluğu, herkesi kendi konfor alanına sabitlemiş görünüyor. Herkes memnun, açık veya zımni bir uzlaşı var gibi..

Aihm, Aym, derece Mahkemeleri, siyaset kurumu, biz avukatlar. 8 yıl oldu, gözümüzün önünde rehin tutuluyor, o konuşmadıkça çıt çıkmıyor kimseden. Onu konuşmak için, önce onun konuşması gerekiyor adeta. Oysa o, “tutuklu”sıfatıyla hala cezaevinde!

AİHM, O ve F. Yüksekdağ’ın “siyasi rehine” olduğuna karar verdi. Cari iktidarın kabulü de bu zaten. Onu / onları konuşmak için yeter sebep bu!

Aihm kararına rağmen, Kobani dosyasında o ve arkadaşlarına hukuksuzca onlarca yıl ceza verildi, aylar geçti gerekçeli karar yok, hala aranıyor!

Aihm kararını infaz edemeyen Avrupa kaygılı! Aym, korkudan başvuruları gündeme almıyor! Siyaset, 2028’e kadar gün geçirme peşinde!

Her şeyin, herkes tarafından bilindiği böyle bir gerçek karşısında susmaması gerekenlerin suskunluğu bir tercihtir elbette. Onu bilmem ama, bana en çok da dokunan bu. Unutmayalım, unutturmayalım, çünkü Demirtaş hala siyasi ve hala rehine!”

Paylaşın

Erdoğan Ve Sisi’den Ortak Basın Toplantısı: Gazze Vurgusu

Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Türkiye ve Mısır’ın bölgesel barış ve istikrara katkıları hayati önemdedir. Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelerin çözümüne yönelik düzenli istişarelerde mutabık kaldık” dedi ve ekledi:

“Filistin’de son durum itibariyle görüşmelerimiz odağında bu yer aldı. Türkiye ve Mısır ortak bir duruşa sahiptir. 11 aydır devam eden soykırımın sona ermesi, kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların engelsiz akışı önceliğimiz olmaya devam ediyor. Gazze’ye toplam yardımın yüzde 32’si Türkiye’den gitmiştir. Bu yardımların ulaştırılmasında Türk Kızılayı, AFAD’la işbirliği içinde hareket eden Mısır Kızılay’ı ve Mısır makamlarına teşekkür ediyorum.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “İsrail, insani yardımları engelleyerek işlediği suçlara bir yenisini daha ekliyor. Binlerce ton bomba ile kıramadığı direniş azmini, Filistin halkını açlığa ve susuzluğa mahkum ederek kırmaya çalışmaktadır. Ölen her masumun sorumlusu İsrail ve destekçileridir. Mısır, Katar, Amerika ile birlikte müzakerelere arabuluculuk yapıyor. Biz de Dışişleri Bakanlığımız ve MİT Başkanlığımız vasıtasıyla destek veriyoruz. İsrail’in uzlaşmaz ve engelleyici tutumu halen devam ediyor. İsrail, müzakere yürüttüğü muhatabını şehit ederek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine bugün Türkiye’ye ilk kez resmi ziyarette bulundu. Bu, 12 yıl aradan sonra Mısır’dan Türkiye’ye cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret oldu. İki lider çeşitli konularda 17 anlaşma imzaladıktan sonra ortak basın toplantısı düzenledi.

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler: Mısır Cumhurbaşkanı Sayın El Sisi’yi ülkemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Kendisine şahsım, milletim adına hoş geldiniz diyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Kahire’deki ziyaretimde teveccüh göstermiş bizleri çok sıcak ağırlamıştı. O günden bugüne diyaloğumuzu ve işbirliğimizi en üst seviyede tuttuk. Daima yakın istişare halinde olduk. İşbirliğimizi değerli kardeşimin iadei ziyareti ile daha da ileriye taşıyoruz. Mısır’la ortak geçmişe, yakın dostluk bağlarına sahibiz. Önümüzdeki sene diplomatik ilişkilerimizin 100. yıl dönümünü kutlayacağız.

Medeniyetlere beşiklik yapmış iki kadim ülkeyiz. Köklü ve çok boyutlu ilişkileri müşterek çabalarımızla sürekli güçlendiriyoruz. Çalışmalarımızın semerelerini görmekten ayrıca memnuniyet duyuyoruz. Sayın Sisi ile Kahire’deki görüşmemizde Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi yeniden yapılandırma kararı almıştık. Bu mekanizmanın ilk toplantısını bugün gerçekleştirdik.

Sanayi, ticaret, savunma, sağlık, çevre, enerji dahil her alanda ilerleme irademizi teyit ettik. Ticaret ve ekonomi işbirliğimizin en güçlü boyutunu oluşturuyor. Son 10 yılda Mısır’ın ilk 5 ticaret ortağı arasında yer aldık. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde 15 milyar hedefine doğru kararlı bir şekilde ilerliyoruz. İşadamlarımız 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarıyla Mısır ekonomisine katkı sağlıyor.

Girişimcilerimizi teşvik ediyor Mısırlı yatırımcıları Türkiye’ye bekliyoruz. Doğalgaz, nükleer enerji başta olmak üzere enerji alanında işbirliğimizi geliştirmek durumundayız. Kardeş Mısır halkı Türkiye’ye yoğun ilgi gösteriyor. İlişkilerimizde olumlu ivmenin turizm alanına da yansıyacağına inanıyorum. Türkiye ve Mısır’ın bölgesel barış ve istikrara katkıları hayati önemdedir. Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelerin çözümüne yönelik düzenli istişarelerde mutabık kaldık.

Filistin’de son durum itibariyle görüşmelerimiz odağında bu yer aldı. Türkiye ve Mısır ortak bir duruşa sahiptir. 11 aydır devam eden soykırımın sona ermesi, kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların engelsiz akışı önceliğimiz olmaya devam ediyor. Gazze’ye toplam yardımın yüzde 32’si Türkiye’den gitmiştir. Bu yardımların ulaştırılmasında Türk Kızılayı, AFAD’la işbirliği içinde hareket eden Mısır Kızılay’ı ve Mısır makamlarına teşekkür ediyorum.

İsrail, insani yardımları engelleyerek işlediği suçlara bir yenisini daha ekliyor. Binlerce ton bomba ile kıramadığı direniş azmini, Filistin halkını açlığa ve susuzluğa mahkum ederek kırmaya çalışmaktadır. Ölen her masumun sorumlusu İsrail ve destekçileridir. Mısır, Katar, Amerika ile birlikte müzakerelere arabuluculuk yapıyor. Biz de Dışişleri Bakanlığımız ve MİT Başkanlığımız vasıtasıyla destek veriyoruz. İsrail’in uzlaşmaz ve engelleyici tutumu halen devam ediyor. İsrail, müzakere yürüttüğü muhatabını şehit ederek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir.

Netanyahu’nun Mısır’a yönelik ithamlarını reddettiğimizi çok net söylemek isterim. İsrail’e baskıların artırılması noktasında elimizden geleni yaptık yapıyoruz. Güney Afrika’da UAD’de açtığı soykırım davasına müdahil başvurumuzu resmen ilettik. İsrail’li yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için çalışmalarımızı yoğun şekilde söylüyoruz. 41 bin masum insanın katillerin yeri Meclis kürsüleri değil mahkeme salonlarıdır.

Uluslararası topluma düşen sorumluluğu hatırlatmaya devam ediyoruz. Bazı ülkeler halen kayıtsız şartsız destekle işlenen suçlara ortak oluyor. Netanyahu hükümetinin tüm dünyayı tehlikeye atan katliam politikasını durdurulması konusunda caydırıcı adımlar atılmıyor. İsrail’in bölgemizi daha fazla gerilime sürüklemesinin önüne geçmek, ikircikli politikaların terk edilmesiyle mümkün olacaktır. Yanlıştan dönülmesi çağrımızı bir kez daha tekrarlıyorum.

İstişarelerimizde Gazze’nin yanı sıra başta Doğu Akdeniz, Suriye, Libya, Sudan ve Afrika olmak üzere bölgesel konuları ele aldık. Benzer tutum ve hedeflere sahip olduğumuz Mısır’la istişarelerimizi güçlendirme noktasında kararlıyız. Bundan sonra daha yakın işbirliği içinde olacağız. Çok boyutlu münasebetlerimizi kazan kazan anlayışıyla ileriye taşıyacağız.”

“Dost ülkeye yapmış olduğumuz ilk ziyaret…”

Sisi’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler: Değerli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan. Sözümün başında bana karşı göstermiş olduğu yakın ilgi ve misafirperverlikten dolayı en içten teşekkürlerimi iletmek isterim. Dost ülkeye yapmış olduğumuz ilk ziyaret iki ülke arasındaki köklü ilişkilerin çok daha gelişeceğinin göstergesidir.

Şüphesiz bizleri bir araya getiren birçok ortak paydamız, ortak tarihimiz bulunmaktadır. Geçtiğimiz dönem içerisinde turizmle birlikte Türk halkı ile Mısır halkı arasında daha fazla iletişimi gördük. Ticaret ve ticaretin ötesinde ülkemizde Türk yatırımlarıyla birlikte ilişkinin daha da arttığını görmekteyiz.

Sayın Erdoğan’ın Şubat ayındaki ülkemize yaptığı ziyaret ilişkileri daha da artırmıştır. Ticaret, turizm, tarım gibi birçok alanda ortak adımlar atma kararı aldık. Şüphesiz iki ülke arasında ticaretin artırılması, serbest ticaret anlaşmasının geliştirilmesi, 15 yıllık ticaret hacminin gerçekleştirilmesi ortak hedeflerimiz alanında yer almaktadır. Türk yatırımcılara sunmuş olduğumuz olanaklar bizim için önemli husustur. Türklerin ülkemize yatırım yapması önemli husustur.

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler bağlamında beraber koordinasyonun çok önemli olduğunun altını çizdim. Bölgesel konuları ele alarak insani krizin önüne geçme konusunda çalışmalıyız diye karar aldık. Gazze ve Filistin’deki kardeşlerimiz için daha yoğun çalışmalıyız. Türkiye ve Mısır olarak bir an önce ateşkesin sağlanması, Batı Şeria’daki insani ihlallerin son bulması, Filistin’in başkenti Doğu Kudüs olan bir devleti kurma haklarının bir an önce hayata geçmesi gerektiğini vurguladık.

İnsani yardımların ulaşması için elimizden gelen çabayı harcamaktayız. İlgili kurumlarımız arasında yakın koordinasyon, güvenlik ve istikrar meselelerini ele almaktayız. Libya konusunda hem başkanlık hem parlamento seçimlerinin yapılması, güvenlik ve esenliğin sağlanması, silahlı unsurların ayrılmaları Libya’nın geleceği için önemli husustur.

Suriye’yi etkileyen krizin son bulmasını ele aldık. Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşmayı memnuniyetle karşılaşıyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve terörle mücadelede hemfikiriz. Sudan, Somali ve Afrika boynuzundaki sorunları ele aldık. Güvenliğin tesisinin öneminin altını çizdik. Ortadoğu’da güvenlik ve esenliğin sağlanması mevcut anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasıyla tesis edilecektir. Son olarak çok değerli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan’ın bana ve heyetime karşı göstermiş olduğu misafirperverliğe teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Rusya Açıkladı: Türkiye BRICS İçin Başvurdu Değerlendirileceğiz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından Yuri Ushakov, “Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu, değerlendireceğiz” dedi. Türkiye’nin üyeliğinin 22 – 24 Ekim’de Kazan’da yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

BRICS, 2001’de dönemin Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill tarafından kaleme alınan ve Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyellerini değerlendiren bir araştırma makalesinden ilham alarak kuruldu.

İlk etapta Güney Afrika’nın üye olmadığı grup, 2009’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerin dünya düzeni hegemonyasına karşı bir platform oluşturmak amacıyla, Rusya’nın girişimiyle kuruldu.

Sputnik’te yer alan habere göre; Uşakov, Türkiye’nin tam üyelik için başvurduğunu ve Ankara’nın talebinin BRICS ülkeleri tarafından değerlendirileceğini söyledi. 9’uncu Doğu Ekonomik Forumu’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uşakov; başvuru yapıldığını teyit etti.

ABD merkezli Bloomberg haber sitesi, 2 Eylül’de Türkiye’nin BRICS’e katılmak üzere aylar önce resmi olarak başvuruda bulunduğu iddiasını dile getirdiği haberinde, Türkiye’nin ‘Batı’nın ötesinde ittifaklar kurmak için’ böyle bir yol izlemek istediğini yazmıştı.

Türkiye’nin BRICS’e katılmak için başvuru yaptığı iddialarına ilişkin Avrupa Birliği’nden (AB) açıklama gelmişti. Avrupa Komisyonu Dışişleri ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Peter Stano, “Aday ülkelerin AB’nin değerlerini paylaşmalarını ve dış politikalarını bizimkiyle uyumlu hale getirmelerini bekliyoruz” diye konuşmuştu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de “Üye olmak istediğimizi Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli defalar ifade etti. Bu konudaki talebi açıktır. Süreç işlemektedir. Ancak somut bir gelişme yoktur. Somut bir gelişme olursa, BRICS’in aldığı bir karar gibi, sizinle paylaşırız” açıklamasını yapmıştı.

Çelik resmen bir başvuru yapılıp yapılmadığı veya böyle bir adım atıldıysa ne zaman gerçekleştiğine dair ayrıntı vermezken, “Somut bir gelişme yok” demekle yetinmişti.

Türkiye’nin üyeliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması beklenen 22-24 Ekim’de Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

Paylaşın

Uluslararası Çalışma Örgütü: Çalışanların Geliri Son 20 Yılda Azaldı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var” dedi ve ekledi:

“Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız.”

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan bir rapora göre, dünya genelinde çalışanların son 20 yılda gelir pastasından elde ettiği pay önemli oranda azaldı. Bu durumun eşitsizliği arttırdığını vurgulayan rapor, 2004’ten bu yana maaşlı çalışanların küresel çapta toplam gelirinin yüzde 1,6 azaldığını ortaya koyuyor.

Raporda yüzde 1,6’lık düşüşle ilgili olarak, “Bu oran yüzde bazında önemsiz görünüyor olsa da, çalışanların 2004 yılındaki gelirlerinin sabit kalması hali ile kıyaslandığında, 2024 yılında 2,4 trilyon dolar kayba denk geliyor” ifadeleri kullanıldı.

ILO’dan “adil paylaşım” vurgusu

ILO raporu, çalışanların gelirlerindeki azalmanın başlıca sebeplerinden biri olarak Covid-19 pandemisine işaret ediyor. Son 20 yılda gelirlerde yaşanan düşüşün yarısı, 2020-2022 dönemini kapsayan pandemide gerçekleşmiş.

“Ülkeler çalışanların gelirlerinde daha da azalma yaşanması riskine karşı önlemler almak zorunda” diyen ILO Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var. Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız” ifadelerini kullandı.

Maaşlı çalışanların gelirlerindeki düşüşün bir sebebinin de, otomatizasyonu da kapsayan teknolojik gelişmeler olduğu belirtilen ILO raporunda, “Bu inovasyonlar bir yandan verimliliği ve üretimi arttırdı. Ancak çalışanların bu verimlilik ve üretimden kaynaklanan kâra eşit bir biçimde ortak edilmediğine dair işaretler var” deniliyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü hazırladığı raporda, giderek hayatın içinde daha fazla yer alan yapay zekanın da gelir paylaşımındaki eşitsizliği daha da artırabileceği endişesi dile getiriliyor.

ILO raporu, dünya genelinde çalışanların toplam gelirin yüzde 52,3’ünü elde ettiğini, geri kalan yüzde 47,7’lik payın ise arazi, makine, emlak ve patent sahibi sermayedarlar tarafından paylaşıldığını ortaya koyuyor.

Raporun dikkat çekici bir başka yanı istihdam, eğitim ya da öğretimde yer almayan 15-24 yaş arası gençlerin oranı ile ilgili. Bunun, 2015’ten bu yana küresel çapta yüzde 21,3’ten yüzde 20,4’e gerilemesine rağmen hâlâ yüksek olduğu belirtilirken, Arap ülkelerinde her üç gençten biri, Afrika ülkelerinde ise her dört gençten birinin çalışma ya da eğitim/öğretim hayatında yer almadığı vurgulanıyor.

Söz konusu gençler cinsiyetlerine göre ayrıldığında, dünya genelinde kadınların yüzde 28,2’sinin, erkeklerin de yüzde 13,1’nin istihdam, eğitim ya da öğretimden uzak olduğu görülüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2024 Yılında Bin 201 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2024 yılının ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2024 yılının ilk sekiz ayına ve ağustos ayına ilişkin “İş Cinayetleri Raporu”nu açıkladı.

Buna göre; Ağustos ayında en az 179, yılın ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ağustos ayında, mevsimlik tarım işçiliği, çobanlık ve besicilik yapan 4 çocuk, inşaat işçisi 2 çocuk ve otel işçisi 1 çocuk olmak üzere en az 7 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Ağustos ayında yaşanan iş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda, sanayi sektöründe 63 işçi, inşaat sektöründe 47 işçi, tarım sektöründe 39 işçi ve hizmet sektöründe 30 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk sekiz ayında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 47 işçi; Tarım, Orman işkolunda 39 emekçi (20 işçi ve 19 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 24 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 10 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi;

Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 6 işçi; Enerji işkolunda 6 işçi; Metal işkolunda 5 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi;

Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; İletişim işkolunda 1 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolu belirlenemeyen 5 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Yüksekten Düşme nedeniyle 41 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 36 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 32 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 15 işçi;

Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 11 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 10 işçi; İntihar nedeniyle 8 işçi; Şiddet nedeniyle 8 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 15 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 3 çocuk işçi, 15 – 17 yaş arası 4 çocuk / genç işçi, 18 – 29 yaş arası 38 işçi, 30 – 49 yaş arası 80 işçi, 50 – 64 yaş arası 38 işçi, 65 yaş ve üstü 9 işçi, yaşı bilinmeyen 7 işçi.

Paylaşın

Merkez Bankası: Enflasyonda Ana Eğilim Değişmedi

Ağustos ayı fiyat gelişmelerini değerlendiren Merkez Bankası (TCMB), enflasyonun ana eğiliminde kayda değer bir değişikliğin sergilenmediğine dikkat çekti. Enflasyon, ağustos ayında yüzde 51,97 seviyesine gerilemişti.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ağustos ayı fiyat gelişmeleri değerlendirmesi raporunu yayımladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 2,47 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 9,81 puan azalarak yüzde 51,97 seviyesine geriledi. Mevsimsel etkilerden arındırılmış tüketici fiyat artışı bir önceki aya kıyasla yavaşladı. B endeksinin yıllık değişim oranı 9,44 puan azalarak yüzde 50,87 olurken C endeksinin yıllık değişim oranı 8,67 puan düşüşle yüzde 51,56 oldu.

Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda, temel mal, hizmet, enerji ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 3,75, 2,76, 2,40, 0,83 ve 0,07 puan azaldı. Mevsimsellikten arındırılmış verilerde, B ve C göstergelerinin aylık artışları bir önceki aya kıyasla yükseldi.

Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıdada düşerken, diğerlerinde yükseldi. Hizmetlerde aylık fiyat artışındaki yüksek seyir korunurken, temel mal enflasyonu düşük seyretmeye devam etti. Ana eğilime ilişkin medyan enflasyon ve SATRIM gibi dağılım bazlı alternatif göstergeler ise B ve C endekslerinden ayrışarak ağustos ayında geriledi.

Hizmet fiyatları ağustos ayında yüzde 4,60 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 7,80 puan gerileyerek yüzde 77,83 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon ulaştırmada daha belirgin olmak üzere yüksek bazın da etkisiyle tüm alt gruplarda geriledi. Aylık enflasyon, lokanta-otel ve haberleşme gruplarında bir önceki aya kıyasla zayıflarken, ulaştırma hizmetleri (yüzde 9,20) başta olmak üzere diğer alt gruplarda güçlendi.

Ulaştırma hizmetleri fiyatlarındaki yüksek aylık artışta, havayolu ile yolcu taşımacılığının (yüzde 41,56) yanı sıra şehir içi yolcu taşımacılığı başta olmak üzere bazı yönetilen kalemler etkili oldu. Kira grubunda aylık artış, sözleşme yenileme oranının ağustos ayında da yüksek olmasının etkisiyle, yüzde 7,38’e yükselirken yıllık enflasyon 1,07 puan düşüşle yüzde 121,26 olarak gerçekleşti.

Diğer hizmetler alt grubunda, başta özel üniversite olmak üzere üniversite ücretlerinin yüksek bir oranda artması ve bu yıl endekse daha erken yansımasıyla eğitim hizmetleri (yüzde 11,34) öne çıkarken paket turlarda fiyat düşüşünün sürdüğü gözlendi.

Lokanta-otel alt grubu aylık enflasyonu (yüzde 2,03) gıda ve talep görünümünün yansımalarıyla bir önceki aya kıyasla yavaşlamıştır. Haberleşme aylık enflasyonunun (yüzde 0,61 ile) 2022 yılı öncesi seviyelere gerilemesi dikkat çekti.

Ağustos ayında, temel mal grubu yıllık enflasyonu 9,34 puanlık düşüşle yüzde 28,91’e geriledi. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda azaldı. Mevsimsellikten arındırılmış veriler, temel mal enflasyonunun bir miktar yükselmekle beraber ılımlı seyrettiğine işaret etti. Dayanıklı mal (altın hariç) fiyatları yüzde 1,50 ile görece düşük bir aylık artış kaydetmiş, yıllık enflasyon 7,70 puan düşüşle yüzde 23,69 olarak gerçekleşti.

Fiyatlar, otomobil (yüzde 2,24), mobilya (yüzde 1,68) ve beyaz eşyada (yüzde 0,55) artarken, diğer elektrikli ve elektriksiz ev aletlerinde (yüzde -0,18) geriledi. Giyim ve ayakkabı fiyatları mevsimsel eğiliminin aksine bu dönemde sınırlı bir artış kaydetmiş (yüzde 0,30), yıllık enflasyon 10,19 puan azalarak yüzde 28,52 oldu. Diğer temel mallar alt grubu fiyat artışı ise yüzde 1,44 ile geçtiğimiz aylara kıyasla daha ılımlı gerçekleşti.

Enerji fiyatları ağustos ayında yüzde 6,84 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 11,66 puan düşerek yüzde 68,45’e geriledi. Enerjideki yüksek aylık artışta meskenlere yönelik doğal gaz fiyat artışının (yüzde 27,64) etkisi belirleyici oldu. Diğer taraftan, bu dönemde uluslararası ham petrol fiyatlarındaki gelişmelerin etkisiyle akaryakıt fiyatları aylık bazda yüzde 1,32 oranında geriledi.

Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları ağustos ayında yüzde 1,10 oranında azalmış, yıllık enflasyon 14,03 puan düşerek yüzde 44,88 oldu. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada 15,60 puan, işlenmiş gıdada ise 12,69 puan gerileyerek sırasıyla yüzde 41,75 ve 47,66 seviyelerinde gerçekleşti.

Gıda fiyatları 2020 yılı ağustos ayından bu yana ilk defa aylık bazda azalırken, bu gelişmede mevsim ortalamalarına kıyasla taze meyve ve sebze öncülüğünde belirgin bir gerileme sergileyen işlenmemiş gıda fiyatları (yüzde -4,89) öne çıktı. Bu dönemde gerek kırmızı gerekse beyaz et fiyatlarında da düşüş gerçekleşti. İşlenmiş gıdada aylık enflasyon yüzde 2,37 ile önceki aya kıyasla sınırlı bir yavaşlama kaydederken, bu grupta çay ve şekerleme-çikolata kalemlerindeki fiyat artışları öne çıktı.

Alkollü içecekler ve tütün ürünleri fiyatları yüzde 4,46 oranında yükseldi. Tütün ürünlerinde, maktu vergi güncellemesinin ima ettiği artışın firmalar tarafından temmuz ayında kısmi bir şekilde nihai fiyatlara yansıtılmasıyla vergi kaynaklı etkinin yaklaşık yarısı ağustos ayına sarktı.

Yurt içi üretici fiyatları ağustos ayında yüzde 1,68 oranında artmış, yıllık enflasyon yüksek bazın etkisiyle 5,62 puan düşerek yüzde 35,75’e geriledi. Bu dönemde ana sanayi grupları itibarıyla, enerji grubundaki fiyat artışı yüzde 3,04 olurken, ara malı (yüzde 1,25) ve dayanıksız tüketim malları (yüzde 1,17) manşet oranı sınırlayan gruplar olarak gerçekleşti.

Sektörler bazında incelendiğinde, tütün ürünleri, elektrik, gaz buhar ve iklimlendirme, içecekler, basım ve kayıt hizmetleri, makine ve ekipmanlar, kömür ve linyit ile ağaç-mantar ürünleri fiyat artışları ile öne çıkan alt gruplar oldu.”

Paylaşın

Beyaz Delikler Var Mı? Teorik Temelleri

Beyaz delik, astrofizikte, madde ve ışığın uzayda belirli bir alana çekilmek yerine oradan çıktığı teorik bir fenomeni temsil eder. Başka bir ifadeyle kara deliğin tam tersidir.

Haber Merkezi / Kara deliği, basitçe, kaçış hızının ışık hızını geçtiği ve ışığın kaçmasının imkansız olduğu bir alan olarak tanımlayabiliriz.

Kaçış hızı, bir şeyin Dünya gibi bir gezegenin yerçekimi alanından kaçıp uzaya doğru hareket edebilmesi için kat etmesi gereken hızı ifade eder.

Alman fizikçi ve astronom Karl Schwarzschild, beyaz delik fikrini, Albert Einstein’ın genel görelilik kuramına yanıt olarak ortaya atmıştır. Schwarzschild, kara delikleri tanımlayan denklemleri formüle ederken, beyaz deliklerin kara delikleri yöneten aynı fizik yasaları altında var olabileceğini ortaya koymuştur.

Einstein’ın genel görelilik kuramı

Einstein’ın genel görelilik kuramı, kütle çekimini Newton’un kuramı gibi nesneler arasındaki bir kuvvet olarak değil, kütle ve enerjinin neden olduğu uzay ve zamanın eğriliği olarak tanımlayan bir kuramdır.

Genel görelilik kuramına göre gezegenler, yıldızlar ve diğer büyük kütleli cisimler etraflarındaki uzayı bükerler ve uzayın bu bükülmesine biz kütle çekimi adını veririz.

Esasında nesneler uzayda bu kıvrımlar boyunca hareket ederler, örneğin Dünya’nın Güneş etrafında dönmesinin nedeni budur.

Nokta tekilliği nedir?

Nokta tekilliği, uzayda belirli niceliklerin (yoğunluk veya yer çekimi gibi) sonsuz büyüklükte olduğu bir konumdur.

Daha basit bir ifadeyle, bu, evrende aklımıza gelebilecek her şeyin, fizik yasaları da dahil, çöktüğü, her şeyin hayal edilemeyecek kadar küçük bir alana sıkıştırıldığı bir noktaya benziyor.

Fizikçiler bu kavramı, genellikle, kara deliğin tüm kütlesinin tek bir noktada yoğunlaştığı çekirdeği tanımlamak için kullanırlar.

Olay ufku nedir?

Olay ufku, özünde, hiçbir şeyin, hatta ışığın bile kaçamayacağı bir kara deliğin etrafındaki sınırdır.

Bunu geri dönüşü olmayan bir nokta gibi düşünün; bir şey bu sınırı geçtiğinde, dışarı çıkma şansı olmadan kara deliğe çekilir. Bu, olay ufkunu bir kara deliğin en dış katmanı yapar ve çekim gücünün herhangi bir şeyin kaçamayacağı kadar güçlü hale geldiği sınırı tanımlar.

Schwarzschild’in teorileştirdiği gibi, beyaz deliklerde olduğu gibi zamanın tersine dönmesi gibi ilginç bir durumda, bu olay ufku, madde ve ışığın ancak kaçabileceği, emilemeyeceği bir sınır haline gelir.

Beyaz deliklerin kuantum değerlendirmeleri

Kuantum mekaniği, kuantum çekim teorileriyle birlikte, kara deliklerin olay ufkuna yakın bir noktada kuantum etkilerinden dolayı radyasyon yaymasıyla oluşan Hawking radyasyonu gibi olayları öngörür.

Bazı bilim insanları, bu süreçlere zamanın tersine çevrilmesini uygulayarak, beyaz deliklerin de Hawking radyasyonunu yansıtan fiziksel bir süreç olarak madde ve ışık yayabileceğini ileri sürüyorlar.

Beyaz delikler var mı?

Beyaz deliklerin var olup olmadığı sorusu zorluklarla doludur. Gözlemlenebilir evrende bu tür nesnelerin varlığını doğrudan destekleyen hiçbir gözlemsel kanıt yoktur.

Ancak teorik fizik, beyaz deliklerin teorik olarak ortaya çıkabileceği senaryolar sunar.

Döngü kuantum yerçekimi teorisi

Astrofizikçi Andrew Hamilton, eğer beyaz delikler varsa, bunların, rollerini kütle ve enerjiyi emmekten dışarı atmaya çeviren kuantum kütle çekimsel dönüşümü geçiren süper kütleli kara deliklerin kalıntıları olabileceğini öne sürüyor. Bu teoriye döngü kuantum kütle çekimi denir.

Bu dönüşüm, evreni etkilediği bilinen karanlık enerji veya karanlık maddenin etkisi altında potansiyel olarak gerçekleşebilir. Ancak fizikçiler, karanlık maddenin temel parçacıklarla nasıl etkileşime girdiğine dair hala net bir anlayışa sahip değiller.

Diğer teorik çerçevelerle bağlantılar

Beyaz delikler kavramını keşfetmek fiziğin birkaç başka alanına da değinir. Örneğin, kütle çekimsel merceklenme – ışığın kara delikler gibi büyük nesnelerin etrafında büküldüğü bir fenomen, benzer şekilde beyaz delikler için de geçerli olabilir ve arkalarındaki uzay algımızı değiştirebilir.

Ayrıca, ana evrenin dış katmanlarından bir beyaz delikten doğma potansiyeli olan bir bebek evren fikri, çoklu evren teorisiyle derin bir bağlantıya sahiptir ve evrenimizin çok sayıda evrenden sadece biri olabileceğini öne sürer.

Beyaz delikler aynı zamanda evrendeki termal denge anlayışımızı da zorluyor.

Enerji ve maddeyi emmek yerine yaydıkları için teorik olarak kozmik tohumlar olarak hizmet edebilir, enerji yoğunluğunu ve temel parçacıkları evren boyunca dağıtabilir ve böylece galaksilerin oluşumunu ve evrimini kara deliklerden temelde farklı şekillerde etkileyebilirler.

Paylaşın

Günlük 60 Dakika Yürüme Alışkanlığı Edinmenin Beş Basit Yolu

Zamanın parmaklarımızın arasından kayıp gittiği günümüzde, sağlık genellikle ikinci planda kalır. Ancak, günün sadece 60 dakikasını basit bir aktiviteye ayırmanın sağlığınız üzerinde derin bir etki oluşturabileceğini söylesem?

Haber Merkezi / Günlük 60 dakika yürüme alışkanlığı edinmek o kadar zor olmak zorunda değil. İşte yürüyüşü bir alışkanlık haline getirmenin beş basit yolu:

Belirli bir zaman ayarlayın: Sizin için en uygun olan günün herhangi bir saatini seçin. Her gün aynı saatte yürümek, alışkanlığa bağlı kalmanız kolaylaşır.

Yavaş yavaş artırın: 60 dakika ilk başta fazla geliyorsa, 20 veya 30 dakika gibi daha kısa bir süre ile başlayın. Dayanıklılığınız artıkça yürüyüş sürenizi kademeli olarak artırın. Önemli olan tutarlılıktır; kısa bir yürüyüş bile hiç olmamasından daha iyidir.

Keyifli hale getirin: Yürüyüşünüzü keyifli hale getirmenin yollarını arayın. En sevdiğiniz müziği, bir podcasti veya sesli kitabı dinleyin.

Manzaralı bir alanda veya bir arkadaşınızla veya evcil hayvanınızla yürümek de deneyimi daha keyifli hale getirebilir ve her gün iple çektiğiniz bir aktivite olabilir.

İlerlemenizi izleyin: Yürüyüş seanslarınızı takip etmek için bir pedometre, bir fitness uygulaması veya basitçe bir takvim kullanın. Zaman içindeki ilerlemenizi görmek motive edici olabilir ve alışkanlığı pekiştirmeye yardımcı olabilir.

Günlük yürüyüşlerin bir haftasını veya bir ayını tamamlamak gibi küçük dönüm noktalarını kutlamak da bağlılığınızı artırabilir.

Diğer aktivitelerle birleştirin: Yürüyüşü günlük rutininize diğer aktivitelerle birleştirerek entegre edin. Örneğin, telefonda konuşurken yürüyün, öğle tatilinizde yürüyüşe çıkın veya varış noktanızdan daha uzakta park edin.

Yürüyüşü gününüzün doğal bir parçası haline getirmek, buna bağlı kalmanıza yardımcı olacaktır.

Paylaşın