Ali Babacan: Yeni “Çözüm Süreci”ne Destek Oluruz

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, siyaset kulislerinde konuşulan yeni “çözüm süreci”ne dair, “Böyle bir süreç başlarsa gerçekten bizim ortaya koyduğumuz, düşündüğümüz ve daha önceki tecrübe ışığında da yaklaştığımız şekilde yürütülürse mutlaka buna bir şans verilmeli ve biz destekçisi oluruz” dedi ve ekledi:

“Ama samimi mi? Bilmiyoruz. Unsurları nedir? Bilmiyoruz. İçerinde neler var? Bilemiyoruz. Gerçekten devletin ilgili birimlerinin bu konuyla ilgili iyi bir stratejisi var mı? Arkada iyi bir hazırlık var mı? Bu arkadaki iyi bir strateji ve hazırlığın ilk unsurlarını mı görüyoruz? Yoksa sadece gündemi oyalamak için, işte ‘bir şey atalım ortaya, birkaç ay da memleket bununla oyalansın’ diye bir siyaseten söylenmiş sözler mi? Şu an için bilmiyoruz.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan,  DEVA Partisi Büyük Kongresi’nde yaptığı merkez siyasette birlik ve beraberlik çağrısını yineledi. KRT TV’de konuşan Babacan, “AK Parti’ye kızgın muhafazakâr dindar vatandaşlarımızın, merkez-sağ dairesinde olan vatandaşlarımızın ve gençlerimizin şöyle bir dönüp bakabileceği, bir alternatif olarak görebileceği bir siyasi birliktelik oluşturmak istiyoruz” dedi.

Siyaset kulislerinde konuşulan ‘çözüm süreci’ne dair de konuşan Babacan, diyalog ve çözüm gayretinin Türkiye için faydalı olacağını aktararak şunları söyledi:

“Böyle bir süreç başlarsa gerçekten bizim ortaya koyduğumuz, düşündüğümüz ve daha önceki tecrübe ışığında da yaklaştığımız şekilde yürütülürse mutlaka buna bir şans verilmeli ve biz destekçisi oluruz. Ama samimi mi? Bilmiyoruz. Unsurları nedir? Bilmiyoruz. İçerinde neler var? Bilemiyoruz. Gerçekten devletin ilgili birimlerinin bu konuyla ilgili iyi bir stratejisi var mı? Arkada iyi bir hazırlık var mı? Bu arkadaki iyi bir strateji ve hazırlığın ilk unsurlarını mı görüyoruz? Yoksa sadece gündemi oyalamak için, işte ‘bir şey atalım ortaya, birkaç ay da memleket bununla oyalansın’ diye bir siyaseten söylenmiş sözler mi? Şu an için bilmiyoruz.”

Babacan, DEVA Partisi Büyük Kongresi’nde sarf ettiği “İktidar ile muhalefeti yakında kol kola görürsek şaşırmayalım” sözlerine dair soruyu da yanıtladı. İktidarın hatalarının bazı muhalefet belediyelerinde de görüldüğünü söyleyen Babacan, İmar rantları üzerinden muhalefete eleştirilerde bulundu.

Babacan, “Bir belediye istese bunu düzgün yapabilir. Hükümetten kanun beklemesi şart değil. İmar rantları meselesi A,B,C,D partisi meselesi değildir. Çoğu belediye meclisinde iktidar ve muhalefet el ele vererek yapıyor bunu. Bu imar değişiklikleri oy birliğiyle geçiyor. Biz Altılı Masa’dayken ana muhalefetin de olduğu masada, bütün bu sorunların nasıl çözüleceğiyle alakalı çalışmalar yaptık. İmar rantı, yolsuzlukla mücadele, yerel yönetimlerde neler yapılmalıdır gibi konularda ana muhalefet partisinin de imzası var.

Bunu kendi belediyelerinde hayata geçirebilirler, engelleyen bir durum yok. Ancak yapmıyorlar. İktidarın bazı hataları muhalefette de oluyor. Temiz çalışanlar belediyeleri bir kenara koyuyorum ancak genele baktığımızda iktidar ile muhalefet belediyelerinin birbirinden farkı yok. Bir siyasi parti iktidar olmaya namzetse ilkeli duruşunu belediyelerde de göstermelidir. Göstermeli ki insanlar ‘bunlar işi sağlam tutuyorlar, ülkeyi de yönettiklerinde aynı hassasiyetlerde olacaktır’ diyebilmeliler” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez sağda konumlanan siyasi partilerle iş birliği yapmak istediklerini belirten Babacan, şunları söyledi: “Türkiye’de iktidar ve muhalefet bloku var. Biz dedik ki milletimizi bu iki tercihten birine mahkûm etmememiz gerekiyor. Seçmen iktidardan memnun değil ama eli de gitmiyor öbür tarafı desteklemeye. Dolayısıyla vatandaşlarımızın bu iki tercih arasında sıkışıp kalmaması gerekiyor.

DEVA Partisi olarak bu iki tercih dışında ülkenin yarınlarla ilgili görüşleri birbirine benzeyen, ilke ve değerler konusunda uzlaşabilecek siyasi partilerin biraz daha yakın çalışmasıyla ilgili üçüncü bir alternatif, üçüncü bir yol, bir blok oluşturmanın çok önemli olacağını düşündük. Partilerle temaslarımız oldu, farklı modeller üzerinde durduk ve nihayetinde bugün için üzerinde çalışmakta olduğumuz model belki üç, belki dört, belki daha fazla siyasi partinin bir iş birliği içerisinde yol yürümeye başlaması… Bu iş birliği içerisinde yürünen yolun da Meclis ayağında bir ortak grup olması…

AK Parti’ye kızgın muhafazakâr dindar vatandaşlarımızın, merkez-sağ dairesinde olan vatandaşlarımızın ve gençlerimizin şöyle bir dönüp bakabileceği, bir alternatif olarak görebileceği bir siyasi birliktelik oluşturmak istiyoruz. Eğer bu yaptığımız başlangıç partiler arasında uyumlu bir şekilde, güzel bir çalışmaya beraberini de getirirse, bu ileride bir seçim ittifakına da dönebilir. Ama önce bunu böyle basamak basamak şey yapmamız lazım. Önce bir beraber çalışmaya alışmamız lazım.”

Babacan, bilim insanı Daron Acemoğlu’nun 2024 Nobel Ekonomi Ödülü aldığı çalışmasına atıf yaparak, “Daron Bey ve arkadaşları Nobel Ödülü’nü kurumların inşası ve sağlam kurumların refahın etkisi üzerine aldı. Türkiye’nin 2013’te zirveden aşağıya yuvarlanmaya başladığı dönemde ben sürekli ‘Kurumlar’ diyordum. Çünkü Türkiye’nin bu duruma gelmesinde en büyük etken olarak kurumların zayıflaması var.

Merkez Bankası bağımsız değil, TÜİK güvenilir değil, yargı zayıflamış durumda. Aslında Daron Bey ve iki arkadaşının Nobel alması bunun gayet güzel bilimsel şekilde ispatıdır. Kurumlar zayıfladıkça da düşüyor. 2014-2015 sayın Erdoğan’ın sürekli Merkez Bankası Başkanı’na vurduğu dönemdir. Siz kurumlara zarar verirseniz, dünyada parmakla gösterilen sapasağlam kurumları çürüttüğünüzde refah düşüyor. Ben refah için sürekli kurumların bağımsızlığını savundum; Nobel Ödülü alan çalışma ile kanıtlanmış oldu” diye konuştu.

Paylaşın

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu: Yabancı Sınırı Kalkacak

Futbol gündemine dair önemli açıklamalarda bulunan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “Önümüzdeki sezon yabancı futbolcu kuralı serbest olacak ama bir kriter ve nitelik getirilecek” dedi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Ekol TV’de “Az Önce Konuştum” programında Candaş Tolga Işık’ın sorularını yanıtladı.

A Milli Takım’ın son durumu hakkında değerlendirmelerde bulunan Hacıosmanoğlu, “İzlanda’da stat tamamen buzdu. Hatta UEFA yetkilileri ertelemeyi düşündü ama sonra oynayalım dediler. Montella hocanın oyuncularla diyaloğu çok iyi. Maç öncesi toplantıda ben de ufak bir konuşma yaptım ve şunu söyledim: 45 senedir futbol camiasının içinde olan bitenlere şahit oluyorum. Bana göre bu kadro tarihimizin en karakterli kadrosu. Sağolsun arkadaşlar da saha aslan gibi mücadele ettiler” diye konuştu.

Hacıısmanoğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle: “Hollanda maçından sonra hepimiz üzüldük. 8 yaşındaki kızım ‘baba niye üzülüyorsun, önümüzde Dünya Kupası var. Git futbolun başkanı ol. Dünya Kupası şampiyonu olacağız’ dedi. Hedef koyacaksınız kendinize. Kadromuz gerçekten çok iyi. Milletler Ligi’ni 1. bitirirsek Dünya Kupası için play-off oynayacağız. Kayseri’de herhalde Galler’i yeneriz.

22 senedir Dünya Kupası’na katılamıyoruz. Elinde böyle bir imkan varsa bizler de yönetim olarak gereğini yapacağız. Bodrum’da 4 bin tane villa yapacağız. Dünya Kupası’na katıldığımız takdirde bu evlerden futbolcularımıza vereceğiz. Bu evlerin TFF’ye satıldıktan sonra verilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Ben kendi cebimden vereceğim futbolcularımıza bu evleri.

Bu yönetim kurulu arkadaşımızın farklı farklı işleri var. Yönetim kurulunda rahatsızlık çıktı. Federasyonda olmayan şeyleri olmuş gibi dışarı servis ederek talihsiz bir şeyler yaptı. Biz de arkadaşlarımıza söyledik. İstifa edip gitsin diye.

“Liyakat varsa akraba da atanır”

27 seneye yakında kamuda görev yapmış bir insan benim yeğenim. UEFA, başkanı değil, genel sekreteri muhatap alır. 12 kardeşim ve 300’e yakın yeğenim var. Bunlardan birini TFF’ye aldım mı? Liyakat varsa akraba da atanır. Genel sekreterimiz liyakatli ise akrabamız olabilir. Burası bir kamu kuruluşu değil. Bazı işleri kontrol etmek için güvenilir biriyle çalışmak zorundasınız.

İnsanlar Mecnun başkanla biz bir araya nasıl geldik diye insanların kafası orada karıştı. Daha önce ufak tefek sorunlar yaşamıştık. Kendisine eşbaşkanlık olmadığı için 1. başkanvekili olarak görev verdik. Mecnun Otyakmaz ile aramızda hiçbir sorun yok. Uyum içinde çalışıyoruz ve öyle de devam edecek.

Çok güzel bir Federasyon devraldık! Bu sadece Büyükekşi’den kaynaklanmıyor. Burada 20-30 senenin birikimi var. Biz bir çiftlik devraldık. Ankara Bölge’de 4 teknik eleman çalışıyor, 30 kişi var kadroda. Bölge müdürlüklerinin altında makam arabası var, şoförü geziyor. Tazminatları 6 milyon tutuyor. Bölgeleri kaldırmak istiyoruz. Çıkarmak istediğimiz adamın 587 gün yıllık izni birikmiş.

5 milyon lira artıda görünen TFF’nin mali bilançosu 272 milyon TL ekside görünüyor. Serbest denetim raporuyla bu düzeltilecek ve ondan sonra suç duyurusunda bulunacağız gerekli makamlara. Genel kurul üyelerine yapılan saygısızlık adına bu suç duyurusunda bulunacağız. Tabloda kalem oynaması yapmışlar, rapor ortaya çıktığı zaman detayları siz de duyarsınız.

EURO 2024’te 4 milyon euro misafir ağırlama masrafı olmuş. Bazı arkadaşlar şampiyona bittikten sonra hala 2-3 gün lüks otellerde kalmış ve ekstra 70 bin euro masraf çıkmış. Şampiyona bitmiş hala niye orada kalıyorsunuz.

Bizim Puma ile top sponsorluğumuz var. Belli bir rakamda top var ve ekstra 200 bin Euro veriyorlar. Rakam konusunda anlaşıyorlar. 3 senelik sözleşme yapıyorlar ve bir seferE mahsus 200 bin Euro alıyorlar. Bu parayı bir kulübe gönderilmesi isteniyor. Ben bunu yapamam, benim sözleşmem TFF ile diyorlar. Biz şimdi başka bir markayla anlaşma yapıyoruz. Topların yanı sıran 550 bin Euro alacağız ve 3 sene boyunca her sene alacağız.

11. ayda Kayseri’de milli maçımız var. Kulüp başkanlarını davet edeceğiz, ağırlayacağız ama TFF’ye yansıtmadan yönetim kurulu olarak kendimiz ödeyeceğiz. Avrupa Şampiyonası’nda 16 milyon Euro para kazanılmış, 4 milyon Euro’su misafir ağırlamaya harcanmış. O parayı futbolculara prim olarak dağıtsalardı da Hollanda’yı yenseydik.

Geçtiğimiz 8 haftanın adil bir şekilde yönetildiğini düşünmüyorum! Bunu bütün başkanlarla konuşuyoruz zaten. Temennimiz bu hataları 0’a indirmek. Maçı değil, hakemleri izliyorum. Bir anda siyahı beyaz yapamıyorsunuz. Genç pırıl pırıl hakemlerimiz var. Eksik yönlerini tamamlayacağız. Ceferin’den rica ettim ve en iyi hocalardan birini istedim. O da sağ olsun Portekizli hakemi gönderdi. 2 sene burada kalacak. İnşallah bunun meyvesini alacağız.

Çoğu yorumcu kuralları bilmesine rağmen adil yorum yapmıyor. Aynı yorumu yapan yorumcuların bir sene önce farklı yorum yaptığı görülüyor. Renge göre yorum yapılıyor yani. Başkanlarımızla 3 saate yakın görüştük. Geçmişte hata oluyordu ama kasıtlı hata oluyordu. Bu sezon 8 haftaya baktığımızda hata yapanların genç hakemlerimiz olduğunu görüyoruz. Bu hataların VAR’da minimuma indirmemiz gerekiyor. VAR’da kasıtlı bir hareket gördüğümüz zaman bu bizim şahsiyetimizle oynamaya girer. Bizim şahsiyetimizle oynamanın da bedeli ağır olur.

“Bir maçta hakem arkadaş raporuna yazmadı söylenen lafı. Okan hocanın pozisyonundan bahsediyorum. Arkadaşlara söyledik o talimat değişecek. Kim ne söylüyorsa cezasını çekecek. Rapora yazılmamış olsa bile görüntülerden ceza vereceğiz. Rapora yazmayan arkadaşa da gereği yapılacak. Okan hocanın orada kullandığı kelime var… Bakalım o hakem ne zaman maç yönetecek orada. Bana göre en büyük ceza o… Önümüzdeki sezon yabancı futbolcı sınırı kalkacak, bazı kriterler gelecek.”

Paylaşın

Erdoğan Talimat Verdi: Savunma Sanayii Destekleme Fonu Teklifi Ertelendi

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Savunma Sanayii Destekleme Fonu” teklifinin ertelendiğini duyurdu. Abdullah Güler, Erdoğan’ın da teklif için detaylı bir inceleme yapılması talimatını verdiğini açıkladı.

Limiti 100 bin liranın üzerinde olan kredi kartlarından yıllık 750 TL’lik savunma sanayi payı alınmasını öngören kanun teklifinin Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri başladı.

Kanun teklifinin ilk imzacılarından AK Parti Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un sunumunun ardından muhalefet milletvekilleri söz aldı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre; Muhalefet adına söz alan ilk isim CHP Plan Bütçe Komisyonu Sözcüsü Rahmi Aşkın Türeli oldu. Ülkede Savunma Sanayi Başkanlığı ve Savunma Sanayi Destekleme Fonu varken ve bu kurumların gelirleri varken Fon’a yeniden kaynak verileceğini kaydeden Türeli, “Eğer savunma ve ulusal güvenlik bu kadar önemliyse bu vergiyle düzenlenmeli. Bu şekilde fonla düzenlenmemeli” dedi.

100 bin lira kredi kartı limiti olanlardan 750 lira kesinti yapılması düzenlemesini eleştiren Türeli, “Limit üzerinden vergi ya da katılım payı alınmaz. Adı üzerinde limit, kullanılmamış. Limit ya gelirden alınır ya harcamadan alınır. Bundan nasıl para alırsınız” dedi.

4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının neredeyse 100 bin lirayı geçtiğini ifade eden Türeli, “Limitin 100 bin lira olması o kişinin mali gücünü göstermez. Böyle saçma şey mi olur?” diye sordu. Düzenlemenin kredi kartında kayıt dışılığı artıracağı uyarısı yapan Türeli, “Bu düzenlemeden derhal vazgeçilmelidir” dedi.

“Milletin artık canı burnunda, neyini alacaksınız?”

Türeli’nin ardından DEM Parti adına Antalya Milletvekili Saruhan Oluç söz aldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın borsa ve kripto varlıklarda vergi olmayacağını açıkladığını hatırlatan Oluç, “Borsada ve kripto borsasında büyük kazanç elde edenlerin kazançlarının vergilenmesi konusunda büyük bir direnç var. Buralardan vergi almadığınız müddetçe mevcut soruna çözüm bulamazsınız. Çok kazanandan vergi alınmıyor. Halktan, emekçiden çiftçiden, emekliden, esnaftan çeşitli yollarla vergi alınıyor. Bu yol doğru değil. Milletin artık canı burnunda, neyini alacaksınız?” diye konuştu.

Savunma Sanayi Destekleme Fonu’na birçok kalemden kaynak aktarıldığını belirten Oluç, toplumda bir ‘tehlike’ algısının yaratıldığını söyledi ve “İsrail’in soykırımcı politikaları elbette ki çok vahim. İsrail’in bu politikalarının her tarafa ulaşma ihtimali var ama Türkiye’ye ulaşma ihtimali askeri anlamda mümkün değil. Toplumda Türkiye’nin tehdit altında olduğu algısı yaratılıyor” diye konuştu.

Savunma ve güvenlikle ilgili kurumların bütçelerine olumlu oy kullanan bir siyasi parti olduklarını ifade eden İYİ Partili Erhan Usta, “Zarf savunma, mazurda baktığınızda içinden vergi çıkıyor” dedi. İletişim Başkanlığı’na savunma sanayiine verilen paranın 5-6 katı; 4,1 milyar lira harcandığına dikkat çeken Usta, “Savunma sanayii bir projeyi gerçekleştirmek istiyor da para mı bulamıyor?” diye sordu.

Hükümetin bütçeye yük olmamak için kredi kartlarından kesinti yöntemini seçtiği yönündeki söylemini eleştiren Usta, “Savunma sanayii marjinal mi? Neden bütçeden pay ayrılmıyor?” dedi. “Madem Türkiye bu kadar tehdit altında neden bütçeden buraya daha fazla pay ayrılmıyor? Keselim 5’li çetenin parasından buraya ödeyelim” önerisini sunan Usta, bütçeden savunma sanayii fonuna istenilen paranın aktarılması imkanı olduğunu ama niyet olmadığını kaydetti.

“Dünyanın en komik vergisi”

Usta, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kredi kartı limitinden vergi almak, dünyanın en komik vergisi, Zaytung’un bile aklına gelmez. Motorsikletten vergi alıyorsunuz, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok.”

SAADET-Gelecek Grubu adına söz alan Selim Temurci, teklifin zamanlamasına dikkat çekti ve “Ben Milli Görüş geleneğinden gelen birisi olarak ‘arzı mevut’ meselesinin Türkiye’yi vurmayacağına dair söylemlere katılmıyorum. Bu tehdidi dikkate almamız gerekiyor. Ama elimizde bir kanun teklifi var. 70 milyar TL’lik bir şeyden bahsediyoruz.
Cumhurbaşkanı’nın İsrail tehdidinden bahsetmesinin hemen ardından bu teklifin gelmesi çok hatalı” diye konuştu.

Temurci, “70 milyar için bir devlet cumhurbaşkanını konuşturup, kapalı oturum yapıp böyle bir teklifi gündeme getirmez” dedi.

Kredi kartından kesintiyi düzenleyen kanun teklifinin görüşmeleri teklifin geneli üzerine konuşmalar yapıldıktan sonra maddelere geçilmeden sona erdi. Komisyon Başkanı Mehmet Muş, görüşmelerin devamı için yeni bir tarih vermedi ve bütçe görüşmeleri sonrasını işaret etti.

Görüşme sonrası gazetecilere açıklama yapan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifteki bazı maddelerin yeniden değerlendirileceğini, bütçe görüşmelerinden sonra yeniden gündeme alınacağını söyledi. Abdullah Güler “Savunma sanayi ile ilgili teklifimizin daha detaylı incelenmesi için erteliyoruz” dedi.

Güler, şunları söyledi: Teklifte yer alan unsurların daha detaylı incelenmesi sonucu itirazlar söz konusu oldu, vatandaşlarımızın bazı itirazları oldu. Bu da daha detaylı incelemek, varsa farklı manada değerlendirme yapmak üzere teklifimizi biraz saha detaylı bir incelemeye alacağız. Bütçemiz görüşüldükten sonra Plan Bütçe Komisyonumuzda gerek itiraz edilen hususlar, gerek diğer kalemlerdeki miktarları tekrar değerlendirmek üzere şimdilik görüşmeleri tamamlamış olduk.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yeniden inceleme yapma hususunda talimat verdiğini kaydeden Güler, teklifin bütçe görüşmeleri tamamlandıktan sonra 2025’te gündeme alınacağını ifade etti.

Paylaşın

TFF’de İstifa Depremi

TFF Yönetim Kurulu Üyesi Lale Cander görevinden istifa ettiğini duyurdu. TFF ise Lale Cander’in görevlerinden alındığı ve yönetim kurulundan istifasının istendiği açıkladı.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Yönetim Kurulu üyesi Lale Cander, istifa ettiğini açıkladı.

Lale Cander istifa açıklamasında, “Gördüğüm lüzum üzerine ve işlerimin yoğunluğundan TFF Başkanvekilliği ve icra kurulu görevinden, ayrıca sponsorluk ve pazarlamadan sorumluluk görevimden istifa ediyorum. Yönetim kurulu üyesi olarak yetkinliklerim çerçevesinde yönetimimize destek olmaya devam edeceğimi bildiririm” ifadelerini kullandı.

TFF ise Lale Cander’in görevlerinden alındığı ve yönetim kurulundan istifasının istendiğini açıkladı. TFF, konuya ilişkin yaptığı açıklama da şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili, İcra Kurulu Üyesi, Sponsorluklar ve Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Lale Cander’in görülen lüzum üzerine tüm görevleri alınmış olup, TFF Yönetim Kurulu tarafından istifası istenmiştir.”

Lale Cander, Pirelli Otomobil Lastikleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanılığı ve aynı zamanda Türk Pirelli Endüstriyel ve Ticari Lastikler A.Ş.’de de Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmektedir. Cander, iş dünyasında önemli bir yere sahiptir.

Paylaşın

Önder’den Bahçeli Ve Erdoğan’a “Teşekkür”

TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, “Ülkemiz önemli bir eşikte duruyor. Ülkemiz, birçok meselesi itibarıyla bir kuyu içerisinde hapsolmuş vaziyettedir. Fakat aslında kuyu derin değil, ip kısadır çoğunlukla” dedi ve ekledi:

“Bu itibarla barışa gönül indiren, konuşmanın bu Meclis’in temel işlevi olduğunu vaaz eden ve bu köklü meselemizi ilk defa bir tartışma eksenine çekmeye çalışan Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Devlet Bahçeli ve barış meselesinde gönül indiren herkese şahsi olarak bu konuda bedel ödemiş ama şerefini bedelinden daha fazla önemseyen bir kardeşiniz olarak şahsım adına teşekkür etmek istiyorum.”

TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, 28. Dönem 3. Yasama Yılı’nda ilk defa birleşime başkanlık yaptı. Önder, açış konuşmasında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti grubu ile tokalaşmasını hatırlatıp şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemiz önemli bir eşikte duruyor. Ülkemiz, birçok meselesi itibarıyla bir kuyu içerisinde hapsolmuş vaziyettedir. Fakat aslında kuyu derin değil, ip kısadır çoğunlukla. Bu itibarla barışa gönül indiren, konuşmanın bu Meclis’in temel işlevi olduğunu vaaz eden ve bu köklü meselemizi ilk defa bir tartışma eksenine çekmeye çalışan Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Devlet Bahçeli ve barış meselesinde gönül indiren herkese şahsi olarak bu konuda bedel ödemiş ama şerefini bedelinden daha fazla önemseyen bir kardeşiniz olarak şahsım adına teşekkür etmek istiyorum.”

Önder “Açık bir el ‘elimde kötü bir şey yok’ anlamına gelir. Konuşmak kendi fikirlerimizi karşıdan duymak anlamına gelmez. Fakat açık bir el, elde herhangi bir tokalaşmanın tarihi bu. Elinizde açtığınızda ‘elimde kötü bir şey yok’ anlamına gelir. Bunu kıymetlendiren, bundan sonra da kıymetlendirecek herkese de tarih önünde teşekkürlerimizi ve şükran duygularımı belirtmek istedim. Kuyudan çıktığımız zaman önümüzde umman büyüklüğünde bir dünya var. Barış bu anlamda en büyük ummanlardan birisidir” dedi.

Paylaşın

Türkiye Ekonomisi İçin “En Zorlu Dönem Henüz Başlamadı” Yorumu

Türkiye’nin ekonomik istikrar sürecinde asıl zor dönemin henüz başlamadığını belirten Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, faizlerin artırılması ve parasal politikada güven sağlanmasının ardından, mali politikalarda sıkılaşmanın beklendiğini söyledi.

“Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı” diyen David Lubin, enflasyonun düşürülmesi için mali adımların atılması gerektiğini, aksi halde başarılı bir sonucun elde edilemeyeceğini ifade etti.

Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, CNBC-e canlı yayınında Berfu Güven’in sorularını yanıtladı. Lubin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’de ekonomik istikrar programında yeni bir aşamaya geçiyoruz. Şu ana kadar kolay işlerin çoğu tamamlandı. Faizlerin yüzde 50’ye kadar çıkmasına izin verildi. Parasal politikaya güven artık ortaya kondu. Mali politikaya olan güveni hala bekliyoruz. 2025’te mali politikanın kısıtlanması konusunda beklentimiz var. Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı.

OVP’de bir çelişki var. Bütçe açığını yüzde 2’ye düşürmeyi vadediyor ancak GSYH’nin yükselişi yüzde 4’e çıkacak diyor. Bu ikisine bakınca daha zor şekilde birlikte olabileceklerini düşünüyorum. Doğal beklentimiz büyümenin yavaşlayacağı yönünde.

Hükümet yavaşlamak için ortam hazırlasa daha güvenilir olurdu. Hem piyasa hem de ekonomi bir mali sıkılaşma görmesi gerekiyor. Enflasyonu düşürmenin iki yolu var, birincisi derin bütçe kısıtlamalarına gitmek bu geliri artışını düşürecektir. Bu acı reçete. Kolay yol ise döviz kuruna güvenmektir.

Türkiye’nin de yaptığı bir açıdan bu. Liranın değer kaybetmesi bir çıpa sağladı ihracat ve ithalat fiyatlarında. Yüzde 28 civarında mal enflasyonu ancak hizmet enflasyonu çok daha yüksek. Faiz oranları sadece mallar üzerinde etkili oluyor. Hizmet enflasyonu ve enflasyon beklentilerini düşürmek için anlamlı bir ekonomik yavaşlama gerekli maalesef.

Sorun şu, Türkiye ABD değil. ABD yapabiliyor çünkü on yıllar boyunca enflasyon istikrarına sahip. Enflasyonu düşürmek Türkiye gibi bir ülkede daha zor. Türkiye çok rekabetçi bir ülke, coğrafi avantajı var. Eğer ki yetkililer parasal ve mali politika gereken kadar kısıtlayıcı tutulursa enflasyon kanseri beklentileri yavaşlayacaktır. Türkiye Fed’in faiz indirimlerinden faydalanacak.

Biz henüz mali politikada kısıtlama görmediğimiz için tüm yük Merkez Bankası’nın üzerinde. Enflasyona karşı savaş Merkez Bankası tarafından gerçekleştiriliyor. Merkez Bankası ve Hazine arasında paylaşılsa çok daha doğru olur. Mali yetkililer ve parasal yetkililer sorumluluk almalı ve enflasyon beklentilerini yenmeli. OVP’ye bakınca en azından bir taahhüt var Hazine tarafından. Bunu görmemiz gerekiyor. O yüzden yeni bir aşamaya giriyoruz. Yatırımcıların mali politikalardaki gerçekliği görmesi gerekiyor.

Bütçe açığı düşmeli. Türkiye’nin büyük bir kamusal borç derdi yok. İstenmeyen sonuçlardan kaçmanın bir yöntemi yok. Gelir artırımlarında kısıtlamaya gidilmesi gerekiyor. Mali politikalarla olmazsa artan enflasyona neden olacak. Yabancı yatırımcı için en anahtar gösterge düşük ve istikrarlı enflasyon. Türkiye’ye yardım edebilecek ve doğrudan yabancı yatırımı çekebilecek şey şu.

Türk ekonomik politikasının en görünür olduğu dönemden geçiyoruz. Bölgede, Körfez’de çok miktarda para var ve ev bulmak istiyor. Türk hükümetinin bu parayı çekmek için iradesi var. Ancak finansal istikrarın bir delilini göremiyorlar. Enflasyonu düşürmek için gerekli olan patika ekonomik acıya yol açacak. Doğrudan yabancı yatırımı çekerse bu acıyı minimize edebilir.

Türkiye’de çok güçlü bir şirket piyasası var. Türk altyapısı çok güçlü. Türkiye’nin kolay şekilde büyük yatırım çekebileceğine inanıyorum. Makroekonomik istikrarın kanıtını ortaya koyarlarsa çok hızlı şekilde yatırım çekebilir. Sermaye sahipleri enflasyonun güvenilir şekilde düşmesini bekliyor.

Merkez Bankası’nın rezerv topladığını gördük, olumlu görünüm var. Risk primi iyi durumda. Piyasa aslında Türkiye’ye ödülünü verdi şu ana kadar. Bu bizim daha çok çaba görmemiz gerekmediği anlamına gelmez.

Türkiye hikayesi hala cazip. Türkiye her zaman çekiciliğe sahip oldu. Çünkü çok iyi coğrafyası var, harika bir özel sektörü var. Geçmiş yıllarda eksik olan şey şuydu, makroekonomik bir çekiciliği olması gerekiyor. Güçlü, enlasyonla savaşa karşı güven verici bir görünüm sağlaması gerekiyor. Mali politika gevşek olduğu sürece parasal politika kısıtlayıcı olmalı. Bu yüzden faiz indirimi için gelecek yıl diyorum.

Avrupa’daki büyüme güçlü olsaydı, ABD’de yavaşlama olmasaydı Türkiye için her şey çok kolay olurdu. Dış faktörler çok da dostane değil. Türkiye yavaşlama güçlendiği zaman mali politikadaki kısıtlama olumlu resim ortaya koymuyor. Ortada kolay bir çözüm yok. Türkiye’nin yapması gereken şey devalüasyon, ihracat çıksın.. Gerçeklik bu değil. Lira yüzde 20 değer kaybetse bile enflasyon sorunu ortada olacak. Bu bir çözüm değil.

Her gelişmekte olan ülkede finansal istikrarın en önemli göstergesi döviz rezervidir. Döviz toplamak soğuk havada kalın giyinmek gibi. Küresel volatiliteye karşı güvende olsun.”

Paylaşın

Özel’den Çağrı: Sıkılı Yumrukların Açılmasını İstiyoruz

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına değinen CHP Lideri Özgür Özel, “Çağrıya ihtiyaç yok. Bu parti artık daha fazla şehit gelmesin diye, anaların gözyaşı akmasın diye üstüne düşen ne varsa cesaretle yapacak. Ne Devlet Bey’in bizi hapsettiği yerde, ne DEM Parti Genel Başkanı’nın işaret ettiği istikametteyiz” dedi ve ekledi:

“Bir çağrı da bizden; Sıkılı yumrukların açılmasını istiyoruz. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum, Sayın Bahçeli’ye sesleniyorum: Bu sene Cumhuriyet resepsiyonunu Çankaya Köşkü’nde yapın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde:

Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Daron Acemoğlu’nu yürekten kutluyorum. Cumhurbaşkanı da aramış bunu da çok önemli buluyorum. Bugün Amasra maden kazasının ikinci yıl dönümü. AK Parti iktidarı işçiye yoksulluk, sefalet ama daha da acısı ölüm getirdi. Bu katliam ihmal, denetimsizlik ve liyakatsizliğin bir sonucu. O katliamdan sonra Erdoğan ‘biz kader planına inanan insanlarız’ diye açıklama yaptı.

Oysa Danıştay raporuna bakınca bunun bir kader planı olmadığı, aklı başında bir iktidarın bunu önleyeceğini herkes görür. Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da madenlerde ölümlü kazalar olmuyorsa kader planı değil demektir. Bu ülkenin kader planında bu ölümler değil, bu iktidarın gidişi gerçekleşecektir. Meclis’te kurulan komisyonda adeta ölen madencileri suçlu ilan etmeye çalıştılar.

Bu süreci Soma’da da yaşadık, Amasra’da tekrar etmeye çalışıyorlar. TTK Genel Müdürü apar topar EYT ile emekli edildi. Kozlu’da da 8 kişinin ölümünden suçlu bulunarak 3 yıl 4 ay hapis cezası almıştı. Bu ismi götürüp Amasra’ya genel müdür atarsanız ‘kader planı’ diyemezsiniz. Tüm sorumlular ceza alana kadar Amasra davasını takip etmeye devam edeceğiz. Biz emekçilerin yanında olmaya devam edelim, birileri bunların kayırılmasına yardım ediyorlar.

2 aydır Soma’da direnen, yalın ayak Ankara’ya yürüyen Fernas işçileri var. Şirketin sahibi AK Parti’nin milletvekili Ferhat Nasıroğlu. İşçiler haklarını isteyince ‘Ben Cumhurbaşkanımıza anlattım, bana hak verdi’ diyor. İşçiler 26 saat önce açlık grevine başladılar. Son kez seslerini duyurmaya çalışıyorlar. İşçinin alın terini sömüren bir patron senin milletvekilin, sana güveniyor. Fernas’ın patronu kul hakkı yiyor ve bunu Erdoğan’a dayandırıyor. O işçilere zarar gelirse müsebbibi Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Aslında bunun böyle olacağını biliyorduk. Bir kanun getirdiler biz itiraz edene kadar, sonuna kadar direnene kadar, toplumsal bir destek gelene kadar kanun şöyleydi: 2 ay barınakta sahiplenilmezse zehirleyeceklerdi. Muhalefet edince barınak yapmak için 2028’e kadar zaman verdiler. 2028’e kadar barınaksızlığı normalleştirdiler. İşte Gebze ve Ümraniye’de yapmak istediklerini yaptılar, o canları öldürdüler.

İlk gün söyledik, biz bu yasayı uygulamayacağız, uygulatmayacağız. Bu işin bir kısmı aşılama, barınak yapma, kısırlaştırma, sahiplendirme ama diğer boyutu da para. Şans oyunlarından bir fon toplanması önerilmişti. Bu öneriyi Meclis’te dile getireceğiz, değişiklik tekliflerini sunacağız. Ama bir çağrım da AYM’ye; zaman geçirmeden bu örtülü katliam yasasını iptal etmelidir. Yerine de makul bir süre vermeli, bu yasanın düzelmesi sağlanmalıdır.

Adrese teslim bir ihale var. Öyle bir şartname yapmışlar ki ihale bakır madeni ihalesi. Sabah ihale yapıldı ve Cengiz Holding’e ait şirket ihaleyi aldı. Sahada 80 milyon ton cevher var. 3.5 milyara ihaleyi almışlar cevherin değeri ise bunun 123 katı. Değeri 456 milyar TL. Tayyip bey bunu 3.5 milyar TL veren yandaşına veriyor.

AK Partililer, MHP’liler siz bu yüzden mi bunlara oy verdiniz. Bunu unutmayacağız. Biz bunun peşini bırakmayız, ihalenin iptali için gereğini yapacağız. Nasıl bir yapıymış da Cengiz Holding’e bu veriliyor. Bu hak değildir, vicdani değildir. Yapılan iş ne dine ne imana ne ahlaka sığar. Bu soygundur, soyan Cengiz Holding, soyulansa hepimiziz.

Daha 3 hafta önce Bakan Şimşek işlerin iyiye gittiğini, yeni vergi alınmayacağını duyurmuştu. Daha haberi yapan gazetelerin mürekkebi kurumadan durum değişti. TBMM açılışında Erdoğan, ‘İsrail’in sıradaki hedefi biziz’ dedi. Buna hiç birimiz bir anlam veremedik. ‘Yönetimdeki beceriksizliğini örtmek için İsrail’i ortaya atıyor’ dedik. Bu doğruydu. Kapalı oturum istedik. Kendisi gelmedi, iki bakanını gönderdi.

Zaten söylenmeyecek bir bilgiyi bu Meclis’e vermedi. Sizin bilmediğiniz, bizim bilmediğimiz 1 kelime anlatmadılar. ‘İsrail Türkiye’ye saldıracak’ diyemediler. Esas niyet cambaza bak derken milleti oyalamanın yanı sıra cebine al atmakmış. Meğer Savunma Sanayine destek isteyeceklermiş. Akla gelebilecek her şeyden para alacaklar. Niye? İsrail saldıracak, tehlike büyük, pamuk eller cebe.

Meğer hepsi bu paraları almak içinmiş. 22 yıl önce tam tersini savunup geldiler. İktidarlarının ilk yıllarında söz vermişlerdi. 21 yıl sonra kredi kartlarının yarısından yepyeni bir vergi alıyorlar. Vergi, para kazanandan alınır; kredi kartında banka mı kazanıyor, vatandaş mı? Ülkenin en büyük karları yapan bankalarına değil, alışveriş yapma ihtimali olan vatandaşa çöküyor. Yapılmayan alışverişten vergi almaya çalışan Deli Dumrul’a sesleniyorum; alamayacaksın, o taslaktan öyle ya da böyle çıkaracaksın.

Cumhuriyet’e bağlılıklarını bildiren genç teğmenlere soruşturma açmışlardı, yakından takip ediyoruz. O okulda çalışan subaylara da soruşturma açıp sürgün etmişler. ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ demiş teğmenler, hiç rahatsız olacak bir şey yok. Kimin askeri olacaklardı? Biz Mustafa Kemal’in tarafındayız, dirisine senin gittiğin, cenazesine 5 bakan gönderdiğin Fesli Deli Kadir Yunan’ın tarafındaydı. Bu subaylar ceza alırsa sen de tarafını bir kez daha göstereceksin.

Kalıcı yaz saati uygulamasını 4,5 milyar lira avantaj sağlayacağız diyerek önce damat Albayrak kalıcı hale getirdi. 1 kuruş avantaj sağlandığına dair bir rapor yok. Aksine şimdi sokakta lamba yanıyor, okulda, işyerinde lamba yanıyor. Dünyada kimse bunu akıl etmiyor, bizim aklıbollar akıl ediyor. Çocuklar karanlıkta tedirginlik içinde okullarına gidiyor.

Anayasanın ilk 4 maddesi tartışmasında kendisi sorunumuz yok diyor. Ama mayınlı araziye Numan Bey’i yolluyor. ‘Kendimizden ve ne yapmak istediklerimizden eminiz’ diyor. ‘Siz’ kimsiniz? Meclis Başkanı ‘biz’ diyemez. 4 HÜDA PAR’lı ve sensen 5 kişisiniz, yanında MHP var mı? Yeniden seçilebilmek için anayasayı değiştirmek, bizleri anayasa masasına çekebilmek için türlü yolları deniyorlar. O madde tartışmaya kapalıdır, nokta. Sen diyorsun ki üzerinde kalem oynatalım. Senin HÜDA PAR bayrağa karşı, laikliğe karşı… CHP ilk 4 maddenin taş gibi arkasındadır bu memlekette bu konu tartışmaya kapalıdır.

Bakırhan ve Bahçeli’ye yanıt: Bahçeli yine uzun bir süreyi bana ayırmış. ‘Normalleşme çığırtkanları’ diye başlamış, ‘uzattığım el iyi niyetlidir’ demiş. Normalleşme millette karşılık buldu, CHP’nin siyaset alanını açtı. DEM’e, düne kadar kapatılsın, hazine yardımına el konsun dediği partiye uzattığı el için iyi niyetli, hesapsız, kitapsız diyor. Devlet Bey iyisini yapıyorsunuz, el uzatmak iyidir, barışmak savaşmaktan iyidir.

Dün bana yaptıklarını sana yapmıyorum, seni eleştirmiyorum. Milletin seçilmiş temsilcisine uzatılan el, millete uzatılan eldir. ‘Bu sürecin kendisine dair CHP ne diyecek?’ diye soruyorlar. Öncelikle şunu söyleyeyeim; CHP ne derse kendi söyleyecek. TV’lerde hesapla kitapla konuşanların, ortalığı gerenlerin değil, CHP Genel Başkanın, sözcülerinin, milletvekillerinin ağzıyla konuşacak. Bu parti demokratik bir açılım yapmak için DEM’den de icazet beklemeyecek.

Gelecek hafta Diyarbakır’da, Batman’da Hakkari’de Van’da olacağız. Eller birbirine yeniden kavuşsun, kulaklar birbirine yine kulak versin diye, analarımızın gözyaşı dursun diye, artık daha fazla şehit gelmesin diye, tüm vatandaşlar anayasadaki gibi fiilen de özgür olsun, özgür ve eşit hissetsin diye üzerimize düşen ne varsa cesaretle yapacağız. Kimsenin şüphesi olmasın. Ne Devlet Bey’in bizi hapsettiği yerde, ne Tuncer Bakırhan’ın işaret ettiği istikametteyiz.

Biz siyasetin kısır tartışmalardan uzaklaşmasını, halkın gerçek sorunlarının konuşulmasını istiyoruz. Bunun için artık sözün konuşulmasını, sıkılı yumrukların açılmasını istiyoruz. Bu sene Cumhuriyet resepsiyonunu Atatürk’ün vasiyetine, tüm yargı kararlarına rağmen Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptığınız Beştepe’de değil, Çankaya Köşkü’nde yapın. Bu milletin gerçek evine taşıyın resepsiyonu.”

Paylaşın

Bakırhan, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye koca bir sefalet ve suç meydanına dönmüşken, iktidar vergi ve ihale vurgunu peşinde koşuyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Partisinin 1 yaşına girdiğine dikkati çeken Bakırhan, “Yaşımız civan (genç) olabilir ama mücadele tarihimiz yüzyıllar öncesine dayanıyor. DEM Parti halklarımıza ve bize hayırlı olsun. İyi ki DEM Parti var. DEM Parti adaletin, barışın ve insanca yaşamın teminatıdır. Öyle olmaya ve kalmaya devam edecek. Bir yıllık süreç içerisinde dokunmadığımız, birlikte olmadığımız, omuz omuza mücadele etmediğimiz ne bir sınıf ne bir kimlik ne bir inanç kalmadı” dedi.

“DEM Parti bir Türkiye partisidir” diyen Bakırhan, şunları söyledi: “DEM Parti ezilen Kürt halkının yanında olduğu gibi yine ezilen kimliği yok sayılan Uygur Türklerinin, mazlum Filistin halkının, Şengal’de katliam tehdidi altına bulunan Êzidîlerin, Ermenilerin, katledilen kadınların, Alevilerin, doğa hakkını savunan halkların ve inançların hakkını savundu, savunmaya devam edecek. Köklerimiz Türkiye’de ama mücadele ruhumuz bütün dünyadadır.

Bizim yolumuz cumhuriyet diyerek oligarşiyi kuranların yolu değil, bizim yolumuz mazlumuz deyip zalimlik makamını işgal edip insanları perişan edenlerin yolu değil. Bizim yolumuz daha önce de belirttiğimiz gibi üçüncü yoldur. Emekçilerin, ezilenlerin bu ülkede yaşayanların eşit ve adil bir şekilde bir arada yaşayacakları demokratik bir cumhuriyet yoludur. DEM Parti, Kürtçe bir şarkıda geçtiği gibi ‘Me gelek ba û bager dît, lê em neşikestin (Birçok fırtına gördük ama kırılmadık)’ tanımına en iyi uyan partilerden biridir. DEM Parti, bir lotus çiçeği gibidir. Toz tutmaz, kir tutmaz, pas tutmaz.”

Bakırhan, şöyle devam etti: “Bu ülkede insanlar artık umudunu yitiriyorlar. Yoksul yoksulluğuyla baş başa kalmış, adalet arayanlar biçare bir şekilde ne yapacaklarını bilmiyorlar. Emekliler zaten çoktan açlığa mahkum edilmiş, çeteler başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanını esaret altına almış. Kadınlar sokağa çıkamıyor. Her gün kadınlar katlediliyor. Gençler katlediliyor. Artık çocuklarımız güvende değil. Emin olun her sabah uyandığımızda bu haberleri okuduğumuzda, izlediğimizde neredeyse insanlığımızdan utanır hale geldik.

Ama asıl utanması gerekenler, bu çürümüşlüğe, yoksulluğa, adaletsizliğe bir şey diyemiyorlar, bir şey yapmıyorlar. Biz dün olduğu gibi bugün de Kulp’un Kasor havzasında günlerdir doğası için direnen köylülerin yanındayız. Çıplak ayaklarıyla bugün Meclis’e yürüyen emekçilerin, işçilerin yanındayız. Sokaklarda kadınların katledilmesini engellemek için onları sesi, soluğu olan kadın yoldaşlarımızın yanındayız. Hep birlikte bu çürümeye, insanı yok sayan düzene karşı durmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bu ülke bizim, herkes bunu böyle bilsin. Biz Kürtler, emekçiler, ezilenler, bu ülkenin asıl sahipleriyiz. Bu ülke milliyetçilik yapan ama çürümeye göz yumanların ülkesi değil. Bu emin olun yaşadığımız, bizim olan bu ülkenin demokrasiyle buluşması için, bu çürümenin önlenmesi için elimizden gelen bütün mücadeleyi çabayı ortaya koyacağız. Bakın Türkiye koca bir sefalet ve suç meydanına dönmüşken iktidar vergi ve ihale vurgunu peşinde koşuyor.

“Bu dahiyane buluşa Nobel ödülü verilmeli!”

Onların derdi sokakta her gün katledilen kadınlar değil. Uyuşturucu belasının Kars’tan Edirne’ye kadar esir aldığı gençler değil. Geçinemeyen emekliler değil. İhale ile uğraşıyorlar, yandaşlara ihale vermeye ve yeni yeni vergiler koymakla uğraşıyorlar. Emin olun bazen biz de şaşırıyoruz. Öyle olaylar oluyor ki insan anlamakta güçlük çekiyor. Daha geçen hafta dünyada eşi benzeri olmayan hiçbir ülkede uygulanmamış bir vergi hayata geçirdiler. Traji komiktir ama bu iktidar kredi kartı limitinden bile vergi alma fikriyatını ortaya koyan bir iktidardır.

Çok dahiyane bir buluştur. Kredi kartı limitinden vergi almayı buldukları için. Aslında Nobel ödüllerini boşuna dağıtıyorlar. Yahu bu dahiyane buluşu bulanlara aslında Nobel ödülü vermeleri gerekiyordu. Ama en kötüsünü bulduğu için bir Nobel ödülünü bence ekonomi bakanı hakmetmiştir. Neymiş kredi kartı limitinden aldıkları vergi ile çelik kubbe kuracaklarmış. Çelik kubbeyi emekçinin yoksulun 750 lirasıyla zaten kurmayacağını zaten hepimiz çok iyi biliyoruz. O rant verdiğin, ihale verdiğin, vergi indirimi yaptığın sermayeden alabilirsen belki çelik kubbeyi kurabilirsin.

Cezaevinde sağlığa ulaşamayanlar, haksız yere yatıp yaşamını yitirenler, cezaevinde kalan yüz binlerce insanın karnını bile doyuramıyorlar, su bile veremiyorlar, doktor bile bulundurmuyorlar. Ama yandaşa habire ihale ve peşkeş çekiyorlar. Adalet arayanların adalet çağrısına cevap vermiyorlar. Yani bu ülke her anlamıyla çökmüş, çürümüş, siyasal ve toplumsal anlamda en dipleri yaşıyor. Değişim artık Türkiye için bir zorunluluktur. Hiç kimse Türkiye’nin ikinci yüzyılda halkı adaletten demokrasiden, aştan yoksun bırakmaya hakkı yoktur.

Biz buradan iktidara ve ortaklarına sesleniyoruz. Tek bir alanda yapılan haksızlık bile zehir gibi bütün topluma yayılıyor. Onun için bu zehrin topluma daha fazla yayılmaması için bir an önce bu iktidarın, muhalefetin, Meclis’in barış ve adaletin sağlaması için acilen bir adım atması gerekiyor. Adaletin olmadığı, barışın olmadığı, denetleme sisteminin olmadığı bir yerde 100 milyonluk liralık bir ihaleyi 3,5 milyara verirler. Emekçinin, yoksulun cebinden 750 lira çalmak için kredi limitine vergi koyarlar.

Hepimize büyük görevler düşüyor. Ey Türkler, ey Kürtler, Aleviler, Sünniler, muhafazakârlar, farklı inançta olanlar artık buna bir dur diyelim hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Biz izledikçe yarın öbür gün evimizde oturuyoruz diye de vergi koyabilirler. Bunlar uzak günler değil, onun için bir an önce hep birlikte sorumluluk alıp bu değişmesi gereken ama değişmemekte ısrar eden bu sistem karşısında değişimi zorlamalı ve değişimi sağlamak için bir araya gelip mücadele etmeliyiz.

Türkiye, bu günlere empati yoksunluğundan dolayı geldi. Onun için seküler yaşam sürdüren ve bu konuda kaygısı olan arkadaşlarımız da geçmişin ve şimdinin vesayeti arasında bir seçim yapma yerine daha fazla adalet, daha fazla demokrasi için kardeşçe ikinci yüzyılda yaşamamızı savunmak durumundadırlar. Bugün barışı savunmak, demokratikleşmeyi savunmaktır. Onun için vesayeti savunmak yerine, barışı ve demokrasiyi savunacağız, savunmamız gerekiyor.

Bugün sizin de mağdur olduğunuz bu ülkede ilk Meclis ruhunu esas alarak Kürt’ün hakkını, hukukunu tanıyarak demokratik bir cumhuriyete ulaşabiliriz. İlk Meclis’te Türkiye’nin bütün renkleri o çatı altında vardı. Herkes geleneksel ulusal giysileri ve kendi diliyle o Meclis’te oturdu. Sonrasında tek renge, tek inanca büründürülen ve zorla dayatılan bir vesayetle her birimiz karşı karşıya kaldık.

Bu vesayeti savunanlara Çanakkale’deki mezarlığı hatırlatmak isterim. Çanakale mezarlığına belki içinizden giden arkadaşlar var, o mezar taşlarında Amed’ten Muş’a kadar Siirt’ten Kars’a kadar Kürt yurttaşların da ismi var. En önemlisi bugün ‘teröristan’ dediğiniz Kobanêli yurttaşların isimleri de o şehitlikte mezar taşlarında bulunuyor.”

CHP’ye “Kürt Sorunu” Çağrısı

Demokratik bir cumhuriyet için ana muhalefet partisine önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü belirten Bakırhan, CHP’nin Kürt sorununun demokratik çözümünde önemli bir rol oynayabileceğini ifade etti. Bakırhan, “CHP statükoya sığınmadan çözüm karşıtı bir yere savrulmadan ve bu ülkede Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel meselelerinin demokratik bir şekilde çözülmesi için karşı bir yerde durmamalıdır. Çözümün yanında yer almalıdır.

CHP, eğer böyle davranmazsa sadece ülkemize değil, aslında geleceğimize de büyük bir zarar vermiş olur. En fazla da statükoyu savunarak Kürt meselesinde bir çözüm programı ortaya koymayarak kendisine büyük kötülük yapar, kendisine büyük kaybettirir. Değerli arkadaşlar yine parlamentoda bulunan bütün siyasi partilere çağrı yapmak istiyorum. Gelin bu Meclis çatısı altında barışı, demokrasiyi, hak talep edenlerin haklarını bu yasa dönemi içinde beraber bir arada tartışarak müzakereyle, diyalogla hayata geçirelim diyoruz” dedi.

Bakırhan, “Kürt kiminle konuşur, kiminle oturur, kimin elini tutar, kendisi buna karar verir. Kaldı ki kimse ile oturduğumuz, konuştuğumuz, kapalı kapılar arkasında bir şeyler çevirdiğimiz ve pişirdiğimiz yok. Dolayısıyla en başından ‘Kürtler iktidarla anlaştı’ diyenler oluşabilecek diyalog zeminine bariyer koyarak bu ülkenin çözümsüz bir şekilde bu şekilde devam etmesini istiyorlar. Yine siyasi partilere, feministlere, ekolojistlere, işçilere, emekçilere, emek ve meslek örgütlerine STK’lara, işçi sınıfına çağrımızdır.

Gelin barışı ve demokrasiyi adaleti muktedirlerin insafına bırakmayalım. Emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin bir araya gelmediği, birlikte taleplerini yükseltmediği her yerde işte muktedirler bizim geleceğimiz hakkında karar verirler. Onların verdiği karar taleplerimizi kapsamıyor. Gelin o için gelin barışı biz toplumsallaştıralım. Gelin elimizi taşın altına koyarak bu ülkenin temel sorunlarını çözmek için omuz omuza mücadele edelim” diye kaydetti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup toplantısında mutlak tecrit altındaki PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı “örgütünü tasfiye et” çağrısına değinen Bakırhan, “43 aydır Sayın Öcalan ile avukatlar aile görüşemiyor. Sayın Bahçeli, Öcalan ne söyleyeceğini, nasıl bir çağrı yapacağını biz de merak ediyoruz senin gibi. O zaman tecridi kaldırın, Sayın Öcalan’ın kendi örgütüne, kendi arkadaşlarına ne dediğini hep beraber izleyip görelim. 43 aydır kuş uçmayan, kervan geçmeyen bir adaya böyle boşu boşuna çağrı yapılır mı? Bir an önce İmralı kapılarının açılmasını, sizin sorduğunuz soruya Sayın Öcalan’ın nasıl cevap vereceğini merak ediyoruz. Kapıları açın dinleyelim, görelim” çağrısı yaptı.

Bakırhan, şöyle devam etti: “Türkiye’de bir taraftan barış kelimeleri ortalıkta dolaşıyor, tartışılıyor. Biz yokuz yine onlar tartışıyor. Bizi yok saydıklarında da yine bizim adımıza tartışıyorlar. Barış dedikleri zaman el uzattıkları zaman da DEM Parti tartışılıyor ama DEM Parti’li muhataplar maalesef o platformlarda yok.

Bizim adımıza tartışmaya hüküm vermeye ahkam kesmeye devam eden bu anlayıştan gerçekten insan ne beklesin? Barış ancak bir Kürt bir Alevi bir Ermeni bir Süryani bir kadın bir yoksul kendini içinde hissederse barış olur. Aksine bir taraftan barış öte yandan kelepçe, açlık ve yoksullukla barış olmayacağını hepimiz öğrendik. Biz de öyle yabani atılacak bir gelenekten gelmiyoruz. İkincisi öyle bu ülkenin sahibi olarak mekanın sahibi olarak bizlerle konuşamazsınız.

Biz bu ülkenin kadim halklarından biriyiz. Bu üstenci dili, kendisini sahip bizi öteki kabul eden dili kabul etmiyoruz. Barış böyle gelmez. Kimmiş mekanın sahibi: mekanın sahibi emekçilerdir, üretenlerdir, ezilenlerdir. Çanakkale’de yaşamını yitirenlerdir. Malazgirt’te kapıları açarak sizlerin Anadoluya girmenizi sağlayanlardır. Bu topraklarda sizden önce Pir Sultanlar Hacı Bektaşlar vardı, Seyit Rızalar vardı.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Emeklilik Sistemi: Türkiye, Dünya Genelinde Son Sıralarda

Türkiye, emeklilik sistemi sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.

Mercer CFA Enstitüsü Küresel Emeklilik Endeksi’ne göre Hollanda en iyi emeklilik sistemine sahip ülke oldu. Hollanda’yı İzlanda ve Danimarka izledi. Bu ülkeler A notunu aldı. Türkiye herhangi bir ülkenin yer aldığı en düşük not grubu olan kategoride yer aldı.

Türkiye’nin emeklilik sistemi Güney Afrika, Arjantin, Filipinler ve Hindistan ile birlikte dünyanın en zayıf emeklilik sistemleri arasında yer aldı. İşte endekse göre emeklilik sistemlerinin sıralaması…

Hollanda: (84,8) Hollanda endeks sıralamasında 84,8 puanla ilk sırada yer aldı. Ülkenin emeklilik sistemi ‘A’ notunu aldı. ‘A’ notunu alan ülkelerin emeklilik sistemi pozitif faydalar sağlayan, sürdürülebilir ve yüksek düzeyde bütünlüğe sahip birinci sınıf ve sağlam bir emeklilik gelir sistemi olarak tanımlanıyor.

Danimarka: (81,6) Danimarka da ‘A’ kategorisindeki ülkeler arasında yer aldı.
Singapur: (78,7) Sıralamada ‘B+’ kategorisi en iyi ikinci kategori oldu. Bu kategorideki ülkelerden biri de Singapur oldu. Bu kategorideki ülkelerin emeklilik sistemi ‘B’ kategorisindeki ülkelerle birlikte, “Sağlam bir yapıya sahip, birçok iyi özelliği olan ancak A sınıfı bir sistemden ayıran bazı iyileştirme alanlarına sahip bir sistem” olarak tanımlandı.

Norveç: 75,2
İngiltere: 71,6
İsviçre: 71,5
Meksika: 68,5
Fransa: 68
Almanya: 67,3

Birleşik Arap Emirlikleri: (64,8) Sıralamada ‘C+’ ve ‘C’ kategorisindeki ülkelerin sistemi şöyle tanımlandı: Bazı iyi özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli riskleri ve/veya eksiklikleri de olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmazsa, etkinliği ve/veya uzun vadeli sürdürülebilirliği sorgulanabilir
ABD: 60,4
Çin: 56,5
İtalya: 55,4
Japonya: 54,9

Türkiye: (48,3) Türkiye endeks sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.
Arjantin: 45,5
Hindistan: 44

(Kaynak: BloombergHT)

Paylaşın

Erdoğan’dan “İsrail” Çıkışı: Tedbir Alıyoruz

Partisinin Filistin’in Geleceği Konferansı’nda konuşan Erdoğan, “Netanyahu’nun kabine üyeleri asıl gayelerinin nere olduğunu, gözlerini nereye diktiklerini, yaptıkları her yeni açıklama ile deşifre ediyor” dedi ve ekledi:

“Giderek şımaran, giderek azgınlaşan İsrail’in, durdurulmadığı takdirde yayılmacılığının nereye uzanacağını tahmin ediyoruz. Ülkemizde yaklaşan tehlikeyi göremeyen şahsiyetler varsa da biz riski görüyor, her türlü tedbiri alıyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde Filistin’in Geleceği Konferansı’nda açıklamalarda bulundu. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:

“AK Parti Dış İlişkiler ve İnsan Hakları Başkanlıklarımızın müştereken düzenlediği bu anlamlı toplantı vesilesiyle siz kardeşlerimle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Dünyanın farklı köşelerinden Ankara’mızı teşrif eden misafirlerimize hoş geldiniz diyor. Filistin’in Geleceği Konferansının Filistin Davası için Filistin halkının adil, müreffeh ve barış dolu yarınları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle her birinize davetimize icabet ederek Filistin halkıyla ve Gazzeli mazlumlarla sergilediğiniz güçlü dayanışma dolayısıyla şükranlarımı sunuyorum. Bugün kalbi Kudüs için atan, Filistin davasına omuz veren, sahip çıkan, Kudüs ilk kıblemizdir, kırmızı çizgimizdir diyen, Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimiz için duruşunu, tavrını, yüreğini cesaretle ortaya koyan, dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi tüm kardeşlerimi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle geçtiğimiz yıl 7 Ekim’den bu yana İsrail’in acımasızca katlettiği Filistinli, Lübnanlı kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Filistin’in seçilmiş son başbakanı, aziz kardeşim, çok değerli dostum İsmail Haniye ile birlikte Siyonist hükumetin kalleşçe şehit ettiği tüm siyasi aktörleri bugün bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

Filistin meselesinin konuşulmasını, özellikle içinden geçtiğimiz bu kritik dönemde tüm yönleriyle ele alınmasını çok önemli buluyoruz. Siyasetçileri, akademisyenleri, Filistin davasına gönül veren, aktivistleri bir araya getiren konferansımız inşallah 3 önemli başlık altında meselenin enine boyuna tartışılmasını sağlayacaktır. Fikirleriyle, önerileri ve değerlendirmeleriyle konferansa katkı verecek tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ediyorum.

Geçen yıl 7 Ekim’de İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılar Filistin’i tekrar insanlığın gündemine taşıdı. İsrail’in soykırımı Lübnan’a ulaştı. Siyonist lobinin medyayı, akademiyi, sanatı, devleti nasıl baskı altında tuttuğunu hepimiz çok yakından gördük.

“BM İsrail’e karşı acze düştü”

BM Güvenlik Konseyi ile uluslararası örgütlerin, İsrail’in şımarıklıkları karşısında nasıl büyük bir acize düştüklerini yine hep beraber yüzümüz kızararak takip ettik. İnsan hakları örgütlerinin, küresel ölçekte yayın yapan meşhur medya organlarının, söz konusu Filistin olunca, söz konusu Gazzeli, Batı Şerialı, Lübnanlı mazlumlar olunca, mesele Gazze’de vahşice öldürülen masum çocukların hakları olunca, keskin nişancı kurşunuyla katledilen henüz 1-2 yaşındaki bebekler olunca, nasıl derin bir sessizliğe büründüklerine, nasıl üç maymunu oynadıklarına yine sizlerle birlikte şahitlik ettik.

Batı’nın yıllardır savuna geldiği özgürlük, demokrasi, hukuk, ifade ve basın hürriyeti gibi değerlerin tamamı bir çırpıda rafa kaldırıldı. Daha bunun gibi, insanı insanlığından utandıran nice sahne gözlerimizin önünde yaşandı. Canlı yayında gazeteciler kurşunlandı. Hastaneler, camiler, okullar, kiliseler vuruldu. 360 kilometrekarelik daracık bir alana sıkıştırdıkları 2 milyon insana her türlü zulmü reva gördüler.

Tüm bunları ve çok daha fazlasını hepimiz içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Filistin halkı bu zulmü on yıllardır yaşıyor. İsrail’in işgal, yıkım ve infaz politikası tam 76 yıldır aralıksız devam ediyor. Filistin’de kan, gözyaşı hiçbir zaman dinmedi. İsrail 1948 yılında kuruldu. Buna devlet dersem yanlış olur. İsrail güçleri Nekbe sırasında 1 milyon Filistinliyi sürgün etti. İsrail, Nekbeden itibaren kan dökmeye devam etti. Gazze zaten 17 yıl boyunca abluka altındaydı. 2 milyonu aşkın Gazzeli açık hava hapishanesinde yaşamaya mecbur edildi.

Bugün Birleşmiş Milletler üyesi olup da resmi sınırları halen netleşmemiş tek devlet, adı devlet İsrail’dir. Bu gerçeği 74. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 1947 yılından bu yana İsrail’in değişen haritasını göstererek İsrail’in sınırları neresidir diye tüm dünyaya sormuştum. Aradan geçen zaman zarfında bu sorunun cevabını veren çıkmadı. İsrailli yöneticiler bırakın cevap vermeyi, Gazze soykırımı ile birlikte yeni haritalar paylaşmayı sürdürdüler.

Gazze’yi işgalle yetinmeyeceklerini Lübnan’a saldırarak ne yaptılar, gösterdiler. Gözlerini nerelere diktiklerini, işgal politikalarını nereye kadar uzatmak istediklerini yaptıkları her yeni açıklamayla deşifre ediyorlar. Giderek şımaran, giderek azgınlaşan İsrail durdurulmadığı takdirde bu yayılmacılığın nereye uzanacağını tahmin edebiliyoruz. Ülkemize yaklaşan tehlikeyi göremeyen idrak yoksunu kimi şahsiyetler varsa da biz riski görüyor, her türlü tedbiri alıyoruz.

Gazze’ye kıştan önce daha fazla insani yardım ulaştırılması noktasında uluslararası toplumun ve İslam dünyasının daha fazla gayret sarf etmesi gerekiyor. Kendi personelinin hakkını korumayan bir Birleşmiş Milletler, başkalarının hakkını nasıl savunacak? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgemizin kan deryasına dönmesini, Gazze’de sivillerin diri diri yakılmasını daha ne kadar seyredecek?

Gazze ve Lübnan’da ölen sadece çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve siviller değil, insanlığın vicdanıdır, binlerce yıllık ortak birikimidir. Türkiye olarak ilk günden itibaren bu soykırım karşısında itirazlarını en yüksek sesle dile getiren ülkeyiz.

Tüm imkanlarımızla Filistinli kardeşlerimizin yanında olduk. Filistinli kardeşlerimize yönelik insani yardım faaliyetlerimizi aralıksız yürütüyoruz. İsrail’e karşı somut tedbirler alan tek ülkeyiz. İsrail’le ticari ilişkiler durdurduk. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen bir Filistin devleti kuruluncaya dek yılmadan, yorulmadan mücadeleyi devam ettireceğiz.

Filistin direnişe kara çalmak isteyenlere aldırmadan her platformda hakkı ve hakikati haykırıyoruz. Türkiye Filistinli ve Lübnanlı kardeşlerinin yanındadır. Zafer inşallah Gazze ve Lübnan’da inananların olacaktır. Büyük acılar yaşansa da Allah’ın izniyle bu süreç, 1967 sınırları temelinde özgür bir Filistin devletinin kurulmasıyla neticelenecektir. Bir gün gelecek bu gözyaşı, bu acı son bulacak. Gazzeli anneler çocuğunun kefenini değil, inşallah çeyizini hazırlayacak. Çocuklar özgürce koşacak, gökyüzüne baktıklarında savaş uçaklarını değil güneşi, yıldızları görecekler.”

Paylaşın