Kale, Fasulye Ve Makarna Çorbası

Kale, fasulye ve makarna çorbası, temel besin maddelerinin bir kombinasyonunu sağlayan sağlıklı ve lezzetli bir tarif. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! Ortalama 55 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

2 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
1 orta boy pırasa, incecik doğranmış
1 orta boy sarı soğan, doğranmış
2 orta boy havuç, temizlenmiş ve doğranmış
2 orta boy kereviz sapı, doğranmış

2 orta boy pastırnak, soyulmuş ve doğranmış
3 diş sarımsak, kıyılmış
1 tatlı kaşığı kurutulmuş kekik
1 çay kaşığı tuz
½ çay kaşığı karabiber, ayrıca süslemek için biraz daha
1 büyük demet kıvırcık lahana, sapları alınmış ve iri kıyılmış

8 su bardağı az sodyumlu sebze suyu
300 gr tam buğday dirsek makarna
400 gr haşlanmış cannellini fasulyesi
1 su bardağı su
Süslemek için doğranmış taze maydanoz

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Büyük bir tencerede veya güveçte yağı orta ateşte ısıtın. Pırasayı ekleyin; çok yumuşayana kadar, yaklaşık 10 dakika, sık sık karıştırarak pişirin. Soğan, havuç, kereviz ve pastırnakları ekleyin; sebzeler hafifçe yumuşayana kadar, 6 ila 8 dakika, ara sıra karıştırarak pişirin. Sarımsak, kekik, tuz ve karabiberi karıştırın; hoş bir koku yayana kadar, yaklaşık 1 dakika, rahatsız etmeden pişirin.

Lahanayı ekleyin; solmaya başlayana kadar, yaklaşık 2 dakika, sık sık karıştırarak pişirin. Et suyunu dökün; orta ateşte kaynatın. Üzerini kapatın, ateşi orta-düşük seviyeye düşürün ve lahana yumuşayana kadar, yaklaşık 20 dakika, ara sıra karıştırarak pişirin. Bu arada, büyük bir tencere suyu yüksek ateşte kaynatın. Makarnayı paket talimatlarına göre pişirin. Süzün ve bir kenara koyun.

Fasulyelerin yarısını orta boy bir kasede çatal veya patates ezici ile ezin ve kalın bir macun oluşana kadar karıştırın. Ezilmiş fasulyeleri, kalan bütün fasulyeleri ve 1 su bardağı suyu çorbaya karıştırın. Orta-yüksek ateşte, rahatsız etmeden, yaklaşık 5 dakika, iyice ısınana kadar pişirin. Makarnayı 6 kaseye bölün; çorbayı makarnanın üzerine kepçeyle dökün. İsterseniz maydanoz ve ek karabiberle süsleyin. Afiyet olsun…

Paylaşın

Putin’den “BRICS” Açıklaması: Yeni Üyelere Kapımız Açık

Moskova’da düzenlenen BRICS Ekonomi Forumu’nda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS’e üye olmak isteyen devletlere kapılarının açık olduğunu söyledi.

Vladimir Putin’in Cuma günü sarf ettiği sözler, BRICS üyeliği gündemde olan Türkiye açısından önem arz ediyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22-24 tarihleri arasında Rusya’nın Kazan kentinde düzenlenecek olan 16’ncı BRICS Zirvesi’ne katılacak.

Türkiye’nin BRICS’e katılımı, Putin’in dış politika danışmanı Yuri Uşakov’un Eylül ayında Türkiye’nin BRICS’e tam üyelik başvurusunda bulunduğunu açıklamasıyla gündeme gelmişti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Eylül ayında yaptığı açıklamada, BRICS üyesi ülkelerin “şu aşamada” genişlemeye sıcak bakmadığını söylemişti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 17 Ekim Perşembe günü katıldığı Haber Global yayınında Türkiye’nin olası BRICS üyeliği ile ilgili açıklamalarda bulundu. Fidan, ilgili soruya cevaben, “Cumhurbaşkanımız da ifade etti: Biz BRICS ile ilgilendiğimizi onlara söyledik. Dedik ki, biz bu platformla ilgileniyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin resmi başvuru yapıp yapmadığına ilişkinse, Fidan, açık bir yanıt vermekten kaçındı. Üyelikle ilgili “belirlenmiş kurallar olmadığını” ifade eden Fidan, “Bu platformun bundan sonraki büyüme stratejisi nasıl olacak, ona bakıyoruz. Bizim için daha da önemlisi: Ne türden bir katma değer üretecek, ne türden bir kurumsallaşmayı beraberinde getiriyor, ne türden bir ekonomik planı var, onu göreceğiz” diye konuştu.

Putin ayrıca, Kazan’daki zirveye, Filistin lideri Mahmud Abbas’ın da katılacağını söyledi. Rusya lideri, Ortadoğu’da sürmekte olan İsrail-Hamas savaşı bağlamında Filistin’de iki devletli çözümü desteklediklerini yineledi.

“Ekonomik gücümüz artıyor ve artacak”

Rusya Devlet Başkanı, BRICS’in küresel ölçekte giderek artan ekonomik rolüne de değindi. BRICS’in küresel GSYİH içerisindeki payının G7 ülkelerinin payını aştığını ve büyümeyi sürdürdüğünü kaydeden Putin, “Örneğin 1992’yi alalım. G7’nin payı yüzde 45,5 iken aynı yıl BRICS’in payı küresel GSYİH’nın yüzde 16,7’si idi. 2023’te bizim payımız yüzde 37,4’e yükselirken G7’ninki ise yüzde 29,3 oldu. Bu fark açılıyor ve açılmaya da devam edecek. Bu kaçınılmaz” diye konuştu. Putin, BRICS’in küresel ekonomide oynadığı rolün gelecekte artacağını ifade etti.

Putin, Avrupa Birliği’ne (AB) benzer biçimde, BRICS genelinde geçerli olacak ortak bir para birimini yürürlüğe koymak içinse henüz erken olduğunu söyledi. Bu tür bir uygulamanın üye ülkeler arasında daha yüksek seviyede bir entegrasyonu gerektireceğini kaydeden Rusya lideri, BRICS ülkelerinin bu konuda kademeli adımlar atması gerektiğini ifade etti. Putin ayrıca, BRICS ülkeleri tarafından 2014 yılında kurulan ve merkezi Çin’in Şanghay kentinde bulunan Yeni Kalkınma Bankası’nı da güçlendirmeyi hedeflediklerini kaydetti.

BRICS’in hâlihazırda 9 üyesi bulunuyor. Bunlar, kurucu üyeler Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’ya ek olarak 2024 yılı Ocak ayında üye olan İran, Mısır, Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE). Küresel petrol üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını elinde bulunduran BRICS üyeleri, aynı zamanda dünya yüzölçümünün yüzde 30’unu ve küresel nüfusun yüzde 45’ini temsil ediyor.

Genişlemeye sıcak bakan BRICS’e katılımı gündemde olan ülkelerden biri de, Suudi Arabistan. Putin’in danışmanı Uşakov, geçen hafta Suudi Arabistan’dan “BRICS üyesi” olarak bahsetmiş, daha sonra ise Kremlin söz konusu ifadeden geri adım atmıştı.

Putin ayrıca Ukrayna ve G20’ye ilişkin de açıklamalarda bulundu. NATO’nun Ukrayna askerlerini kullanarak kendileriyle savaştığını savunan Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Perşembe günü nükleer silahlanma ile ilgili sarf ettiği sözleri “tehlikeli bir provokasyon” olarak nitelendirdi. Putin, Ukrayna’nın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceklerini kaydetti.

Zelenskiy, Perşembe günü katıldığı AB Konseyi zirvesi kapsamında düzenlenen basın toplantısında, “Ya Ukrayna bizi koruyacak nükleer silahlara sahip olacak ya da bir çeşit ittifakın parçası olacağız. NATO dışında böylesine etkili bir ittifak bizce yok” diye konuşmuştu. Konuya ilişkin Cuma günü bir açıklama yapan Ukrayna Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak, Zelenskiy’nin sözlerinin yanlış anlaşıldığını savunarak “Nükleerle ilgili böyle düşüncelerimiz yok, biz bunu reddediyoruz” dedi.

G20’ye ilişkinse Putin, G20’nin “siyasileştirilmediği sürece faydalı bir forum” olduğunu belirtti. Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde Kasım ayında düzenlenecek G20 zirvesinde Rusya’yı temsil edecek uygun birini bulacaklarını söyleyen Putin, G20’nin çalışmalarını baltalayacağı için kendisinin katılmayacağını beyan etti. Putin hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından 17 Mart 2023 tarihinde verilen bir yakalama emri bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Kayda Değer Mesafe Aldık

Metal Sanayicileri Sendikası genel kurulunda konuşan Erdoğan, “Enflasyonla mücadelede kayda değer mesafe aldık. Ekmeğimize, alın terimize musallat olan enflasyon yavaş yavaş dizginlemeye başladı. 4 ayda 26,1 puan geriledi. Yeterli olmadığının farkındayız. Biraz daha sabredip güzel neticeleri göreceğiz. Ekonomi politikalarımız asla tek ayaklı değil” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Metal Sanayicileri Sendikası 51. genel kurulunda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde: “Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası kıymetli mensupları, değerli sanayicilerimiz sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Genel kurulun sendikamız, ülkemiz ve tüm dünya için hayırlı olmasını diliyorum. Yönetimi tebrik ediyor ve başarılarının devamını temenni ediyorum.

Sendikamız 14 Ekim’de 65. kuruluş yıl dönümünü geride bıraktı. 264 üye şirket sendikamızın çatısı altında yer alıyor. MES 1 milyon kişiye istihdam sağlıyor. MES üyelerimiz burs programı ile de nitelikli insan kaynağına katkı sağlıyor. 50 bin bursiyere ulaşarak eğitime destek veren sendikamızı kutluyorum. İnsana yapılan yatırım bir ülkenin geleceğine yapılmış en büyük yatırımdır.

Tüm metal sanayicilerine ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. 22 yılda milli 236 milyar dolardan 1 trilyon dolar aşmasında, satın alma gücüne göre dünyanın en büyük 11. ekonomisi olmamızda, ihracatımızın 36 milyar dolarda 261 milyar dolara yükselmesinde Türkiye ekonomisinin 22 yıldaki atılımlarında sizlerin katkısı yadsınamaz. Bu başarılara yenilerini eklemek için beraber çalışmaya devam edeceğiz.

Küresel ekonomideki sancılı ve fırtınalı süreci sizler biliyorsunuz. Bölgesinin istikrar adası olan Türkiye etrafındaki ateş çemberine rağmen adından daha fazla söz ettiriyor. 6 Şubat’ın yol açtığı 104 milyar faturaya rağmen vatandaşın refahını artırma hedefi için uyguladığımız politikaların etkilerini görmeye başladık. 5 yılın en büyük cari fazlasını verdik. Rezervlerimiz artmaya devam ediyor. Eylül itibariyle ihracat 261 milyar dolar üstüne çıktı. Döviz rezervlerimiz 156 milyar dolara çıktı.

“Yeterli olmadığının farkındayız…”

İş gücü piyasası oldukça iyi gidiyor. 600 binden fazla kadın vatandaşımızı çalışma hayatına kazandırdık. Çalışanın üretenin ihracat yapanın yanında olmaya devam edeceğiz. İstihdamı artırmayı destekleyici politikalarımız sürecek. Enflasyonla mücadelede kayda değer mesafe aldık. Ekmeğimize, alın terimize musallat olan enflasyon yavaş yavaş dizginlemeye başladı. 4 ayda 26,1 puan geriledi. Yeterli olmadığının farkındayız. Biraz daha sabredip güzel neticeleri göreceğiz. Ekonomi politikalarımız asla tek ayaklı değil.

Mali disiplinden asla taviz vermiyoruz. yapısal reformları zaman kaybetmeden hayata geçireceğiz. Reel sektörümüzün gerekli sıçramayı yapmasını sağlayacağı. Endüstri bölgeleri ve organize sanayileri demir yolları ile güçlendireceğiz. 22 yıl boyunca pek çok engelle karşılaştık. Biz yol, havayolu inşa ederken muhalefetin neler yaptığını neler yaptığını hepimiz hatırlıyoruz. Mega projelerin mahkeme yolu ile engellenmeye çalışılmasından şirketlerimizin tehdit edilmesine, savunma sanayimizin itibar suikastlarına uğramasına kadar akla gelebilecek her türlü sabotaj ile karşılaştık.

Bu ülke kendi ülkesini kötüleyen ana muhalefet partisi genel başkanları gördü. Meclis kürsüsünden iş dünyasına tehditler savuran siyasiler gördü. Millet yol mu yiyecek diyen vizyonsuzları mı ararsınız. İHA ve SİHA’lara saldıranları mı ararsınız. Allah Rahmet eylesin, Özdemir bey bu işin aşkı ile yanıp tutuşurken, kendisini hasta yatağında SİHA’ların son durumunu soracak bir sanayiciydi.

13 seçim yenilgisi sonrası partileri tarafından perte çıkarılması Türkiye’nin aydınlık geleceği adına önemli buluyoruz. Sırtından hançerlenmenin öfkesini birilerine hakaret ederek çıkarmaya çalışanlara acıyarak bakıyoruz. Eski Türkiye’nin unutulmaya yüz tutmuş kötü hatıraları olmaktan kurtulamayacaklar. Milletimizi birbirine düşürmeyi başaramayacaklar. Biz de bunlara umdukları fırsatı vermeyeceğiz. bizi bu günlere getiren, yolumuzda emin adımlarla yürümemizdir. Türkiye’nin hayrına olacağını düşündüğümüz meselelerde başkalarının ne dediğini umursamadık. Bizim tek derdimiz var, o da bu ülkeye aşka hizmet etmektir. Tek gayemiz var, o da insanımızın hayır duasını almak. Tek hayalimiz var o da Türkiye yüzyılını inşa etmektir. 22 yıldır yürüdüğümüz bu yolda ülkemizi adaletle, kardeşlikle büyütmeye devam edeceğiz.

Yumuşama ikliminin kökleşmesinde işçi işveren fark etmeksizin tüm sendikalarımızın desteği önemli. Bölgedeki gerilimin tırmandığı bu dönemde toplumdaki diyalog zeminini genişletmeliyiz. İsrail hedefine ulaşmamalı. Türkiye üzerinde birleştiğimizde her badireyi atlatırız, her türlü sıkıntıyı çözeriz. İç kalemizde bir gedik açılırsa dışarda verdiğimiz mücadelenin bir anlamı kalmaz. Gün birlik olma günüdür. Gün kardeşliğimizi güçlendirme günüdür. Türkiye olarak kenetlenirsek her meseleyi aşarız. Tüm siyasi partilerin, tüm sendikaların kardeşlik seferberliğimize destek vermesini bekliyoruz. İşçi olmadan işveren olmaz işveren olmadan işçi olmaz. Devlet olmadan hiçbiri olmaz.”

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: DEM Parti’den “Kandırılma” Açıklaması

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin açıklamada bulunan Tuncer Bakırhan, DEM Parti’nin yeniden “kandırılabileceği” yönündeki eleştirilere ilişkin, “Bizim kandırıldığımızı söyleyenler oluyor. Biz geçmişte yaşananları biliyoruz, değerlendirdik, hatalarımız için özeleştiri yaptık” dedi ve ekledi:

“Ama biz de yaşananları yetkili organlarımız ile tartışıyoruz. Olmadı bir kandırmacadan ibaret çıktı, mücadelemiz sürüyor. Biz yine buradayız. Cezaevleri bizimle dolu. AYM kararları, AİHM kararları uygulanmıyor. Kobanê ve Gezi tutukluları bırakılmalı. İnsanların infazı yakılıyor, 30 yılı dolduranlar 32 yıl, 35 yıl tutulmak isteniyor, bu değişmeli.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, gazetecilerle buluşmalarında soruları yanıtladı ve “Bir süreç mi var, bilmiyoruz” diye konuştu.

Hükümetle bir temaslarının olmadığını söyleyen Tuncer Bakırhan, “Henüz bir görüşme yok, şimdi olan bir süreç mi değil mi onu da bilmiyoruz. Bu işi başlatanlarla bir temas olmadı, resmi de gayrı resmi de olmadı. Yazılan çizilenleri hayretle izliyoruz. Onaylayacak ya da reddedecek durumda değiliz. Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz” dedi.

AK Parti ve MHP’nin sürece yaklaşımının belirleyici olacağını söyleyen Hatimoğulları da şu ifadeleri kullandı: “Eğer barış isteniyorsa bir yol temizliği gerekir. Yol temizliği nedir? İmralı tecridinin kalkması, AİHM kararlarının uygulanması, cezaevlerinin rahatlatılması bir yol temizliğidir. Bugün bir müzakere başlıyor, sonra kapatılıyorsa biz mücadelemize kaldığımız yerden devam ederiz. Bu süreç bizi asla rehavete sürüklemeyecek. Barışın toplumsallaşması için sahada olacağız.”

DEM Parti’nin yeniden “kandırılabileceği” yönündeki eleştirilere ise Tuncer Bakırhan şu yanıtı verdi: “Bizim kandırıldığımızı söyleyenler oluyor. Biz geçmişte yaşananları biliyoruz, değerlendirdik, hatalarımız için özeleştiri yaptık. Ama biz de yaşananları yetkili organlarımız ile tartışıyoruz. Olmadı bir kandırmacadan ibaret çıktı, mücadelemiz sürüyor. Biz yine buradayız. Cezaevleri bizimle dolu. AYM kararları, AİHM kararları uygulanmıyor. Kobanê ve Gezi tutukluları bırakılmalı. İnsanların infazı yakılıyor, 30 yılı dolduranlar 32 yıl, 35 yıl tutulmak isteniyor, bu değişmeli.”

“Muhatap kim?”

Basın toplantısında “muhatap kim olacak” sorularını da yanıtlayan Bakırhan, şöyle konuştu: “Çatışan taraflar barışı kurar, demokrasi güçleri katkı sunar. Çatışmanın tarafları, devlet ve PKK/Öcalan’dır. PKK’ye talimat verecek bir konumda, bir yerde değiliz, bizim işimiz de değil. Silah bırakılsın deniliyor. Silah bizde değil. Bunu sağlayabilecek tek kişi Öcalan. Tabii ki parlamentoda grubu bulunan, Türkiye’nin üçüncü büyük partisi, hareketiyiz, tabii ki aktörüz. Çatışmanın bitmesine demokrasi gücü olarak en büyük katkıyı veririz. Birilerini iktidara getirme götürme durumunda değiliz, çözüm için çalışıyoruz.”

Sırrı Süreyya Önder’in Devlet Bahçeli’ye teşekkür ettiğini hatırlatan Tuncer Bakırhan; kendisinin de Özgür Özel’e teşekkür ettiğini belirterek “Ben de sizin aracılığınızla Özgür Özel’e teşekkür ediyorum, bu konuyla ilgili tutum ve açıklamalarını önemli buluyorum” diye konuştu.

Eş genel başkanlar umutlu olup olmadıklarına dair soruyu ise şöyle yanıtladı: “Umarız bir sürece dönüşür. Bir süreç olursa, bir samimiyet görebilirsek, bizim misyonumuz, varlık gerekçemiz görüşmektir, konuşmaktır, barışa bir yol bulmaktır. Bir barış girişimini, kimden geldiğine bakarak peşinen reddetme lüksüne sahip değiliz. Tuzu kuru değiliz. Ülke yararına, toplum yararına, halklar yararına olan ve samimi her şeye varız. Anayasa değişikliği tartışmaları buna dahil. Biz bugün, barışı ve demokrasiyi hapishanede konuşuyoruz, anayasa ihtiyacını da barış ihtiyacını bunda daha iyi anlatan bir durum olabilir mi? İHA’ya, SİHA’ya yapılacak yatırımdan daha önemlidir Kürtlerle barış. Kürt meselesi, topla, tüfekle, karakolla, kalekolla çözülmez, hasım değil hısım olmalıyız.”

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın mesajları

Eş genel başkanlar, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın olası yeni ‘çözüm süreciyle’ ilgili mesajlarını aktardı. “Medyada kimileri Öcalan – Demirtaş ikiliği üretmeye çalışıyor” diyen Hatimoğulları, Demirtaş’ın bu konuda şu mesajı gönderdiğini söyledi:

“Kimse böyle bir ikilem yaratmaya kalkmasın, benim de olası bir süreç için söyleyeceğim şey, ilk refleks tecridin kaldırılmasını istemektir. Hatimoğulları, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özetle şunları ifade ettiğini aktardı: “Dışarıda olsak elbette barışa katkı sağlarız. Ama içeride bile kalsak yine elimizden geleni yapmaya devam ederiz.”

Hatimoğulları, Demirtaş’ın ayrıca Recep Tayyip Erdoğan’ın Kobanê davası nedeniyle özeleştiri yapılması isteğine şu cevabı verdiğini söyledi: “Özeleştiri vermesi gereken, suç işleyenlerdir. Yani bize bu kadar cezayı yağdıranlardır.”

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı. Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

RTÜK Harekete Geçti: Gündüz Kuşağı Programlarına Ağır Yaptırımlar Kapıda

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı (RTÜK), gündüz kuşağı programlarına karşı harekete geçti. programlarda artık şiddet, istismar, cinayet başta olmak üzere suç teşkil eden konular işlenemeyecek.

Konuya ilişkin RTÜK’ten yapılan açıklamada, ‘Gündüz Kuşağı Programları Yayın Etik İlkeleri’nin oy birliğiyle kabul edildiği ifade edildi.

RTÜK, aldığı kararları şöyle açıklandı: “Özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesi doğrultusunda kişilerin özel hayatına ilişkin bilgi, belge ve kayıtlar kesinlikle yayınlanmayacaktır.

Katılımcılar kendilerinin ya da üçüncü kişilerin özel hayatlarına ilişkin konularda beyanda bulunmaya zorlanmayacaktır. Program sunucusu ve program konuğu uzmanlar ile stüdyo konuklarının yorum ve ifadeleriyle katılımcılara karşı psikolojik şiddet uygulamalarına müsaade edilmeyecektir.

Kuşak programında kullanılan yorum ve ifadeler ile seçilecek program içeriği toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olmayacak, toplumsal yaşam alanı içerisinde sergilenemeyecek söz ve davranışlara izin verilmeyecektir.

Editoryal sorumluluk kapsamında, yayının canlı ya da bant yayını olması fark etmeksizin, teknik imkânlar da kullanılarak Türkçenin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına izin verilmeyecektir.

Tüm medya kuruluşlarımızın her çalışanının kanunlardan da önce tamamen insani ve vicdani hassasiyetle yaklaşmaları gereken ilk konu çocuklarımızdır. Kuşak programlarında çocuklar, gençler ve zihinsel engelli bireyler stüdyoya ya da canlı bağlantıya hiçbir surette konuk olarak alınmayacaktır. Konusu itibarıyla bu kitleye yönelik yayınlarda, istismarlara yol açabilecek konuşmalardan, suçlayıcı ve yargılayıcı ifadelerden kaçınılacaktır.

Cinsel taciz, tecavüz gibi konuları meşrulaştırıcı, hafifletici ve kışkırtıcı yayın yapılmayacaktır.

Kuşak programında kadına yönelik şiddeti teşvik eden veya kanıksatan, kadınları istismar eden içerikler ile editoryal sorumluluk gereği, program konuklarının veya katılımcılarının da bu anlama gelen yorum ve ifadelerine müsaade edilmeyecektir. Bu çerçevede, Üst Kurulumuz tarafından açıklanan Medyada Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye İlişkin Etik İlkeler’e aykırı yayın yapılmayacaktır.

Kuşak programında şiddet unsuru taşıyan konuların işlenmemesine özen gösterilecektir. Şiddet unsurunun yer aldığı konular; şiddeti özendirici veya kanıksatıcı, saldırgan davranış ve tutumları öğretici, şiddete karşı duyarsızlaştırıcı ve şiddeti normalleştirici şekilde sunulmayacaktır.

Soruşturmanın gizliliği kapsamında, soruşturma aşaması henüz tamamlanmamış olaylar kuşak programlarına konu edilmeyecektir… Lekelenmeme hakkı olarak da nitelendirilen kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını sağlamak adına kuşak programlarında aynı konuya tekraren yer verilmemesine özen gösterilecektir.”

Paylaşın

Halk Neden Döviz Ve Altına Yöneliyor? Mehmet Şimşek Açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, halkın neden döviz ve altına yöneldiğine ilişkin, “AK Parti hükûmetlerinin 10 – 15 yılı hariç 50 yıldır bu ülkede enflasyon çift haneli” dedi ve ekledi:

“Çift haneli enflasyon olunca vatandaş kendisini enflasyondan korumak için ya faize gidecek ya altına ya da dövize gidecek. Bunun kök sebebi enflasyondur. Biz vatandaşı suçlayamayız. Vatandaşın tercihlerine saygı duymak zorundayız.”

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, kayıt dışı ile mücadele başta olmak üzere vergi ile ilgili konularda partisinin milletvekillerinin sorularını cevapladı. Türkiye Gazetesi‘nde yer alan habere göre Şimşek, kayıt dışılığın neden olduğu haksız rekabeti ve vergi kaybını gidermek için tek yolun çapraz denetim olduğunu söyledi.

Kimsenin vergi vermek istemediğini söyleyen Şimşek, şu ifadeleri kullandı: “Biz kayıt dışılığı önlemek konusunda samimiysek ispat yükümlülüğünü devletten alıp vatandaşa, mükellefe yüklememiz gerekiyor. Avrupa’da hangi giderler vergiden düşürülüyorsa biz bunu yapmaya razıyız. Ama bu şartla. Mesele bir kültür ve zihniyet meselesi. En düşük KDV ekmekte. Siz hiç fırıncının size fiş verdiğini gördünüz mü? Yüzde 1’e tenezzül ediliyor. En çok vergi kaçağının olduğu, hiç verginin gelmediği yerler fırıncılar.

Günün başında da ortasında da sonunda fiş kesmiyorlar. Sabahtan akşama kadar ekmek satıyorlar ama vergisini vermiyorlar. Bir vatandaşımız büyükşehirlerden birinde 32 tane daire almış, bizde vergi kaydı yok. Hayatında hiç beyanname vermemiş. Yıl içinde 65 milyon liraya lüks araç alan binlerce vatandaşımız var. Çağırıyoruz, ‘izah et’ diyoruz ama izahları yok. ‘Bu parayı kazandığınızı kanıtla’ diyoruz kanıtlayamıyor. Çapraz denetim yapmadığımız müddetçe istediğimiz modeli uygulayamayız. Kredi kartı kullanımı olsun vergide indirim olsun bu konularda üzerimize düşen stratejiyi yapacağız.”

“Halk neden döviz ve altına yöneliyor?”

Şimşek, halkın neden dövize yöneldiği sorusuna ise “Çünkü AK Parti hükûmetlerinin 10-15 yılı hariç 50 yıldır bu ülkede enflasyon çift haneli. Çift haneli enflasyon olunca vatandaş kendisini enflasyondan korumak için ya faize gidecek ya altına ya da dövize gidecek. Bunun kök sebebi enflasyondur. Biz vatandaşı suçlayamayız. Vatandaşın tercihlerine saygı duymak zorundayız” cevabını verdi.

Türkiye’nin dış borcunun yönetilebilir seviyede olduğunu savunan Şimşek, “Geçen yıl mayıs ayında 5 yıl vadeli tahvilimizin dolar cinsinden faizi yüzde 11’e çıkmıştı. Şimdi yüzde 6’ya düştü. Bunu daha da düşürmemiz gerekiyor. O nedenle bu programı sabırla, kararlılıkla sürdüreceğiz. CDS’yi 150‘lere çekmemiz gerekli” değerlendirmesini yaptı.

Cari açık problemini çözmenin yolunun ise her alanda katma değeri yükseltmek olduğunu söyleyen Şimşek, “Enerjide dışa bağımlılığı azaltmamız lazım. 22 yılda enerjiye 910 milyar dolar para harcanmış. Güneşimizi, rüzgârımızı her şeyi enerjiye dönüştüreceğiz ve petrol, doğalgaz ithalatını azaltacağız. Bunun yanı sıra tarım ve sanayide hatta hizmet sektöründe katma değerimizi yükselteceğiz. Örneğin golf için ülkeye gelen, sırt çantasıyla gelenden belki 10-15 kat daha fazla harcıyor. Bütün alanlarda katma değeri yukarı çıkaracağız. Daha fazla gelir elde edeceğiz. Cari açığı kalıcı şekilde çözmek için bir program uygulamaya koyduk ve bu programda samimiyiz” dedi.

Mehmet Şimşek, arkadaşının bir berber anısını da anlattı. Şimşek, “Arkadaşım İstanbul’da lüks semtte berbere gidiyor, 2.500 lira fiyat çıkıyor. Kartla ödeme almıyorlar. Arkadaşım ‘üzerimde nakit yok’ deyince esnaf ‘bankamatik yakında’ diye cevap veriyor. Fahiş fiyat uygulanıp oyuna geldiğini düşünen arkadaşıma kuaför bu kez bir IBAN’a göndermesini söylüyor. Banka müdürü ‘Şirkete ya da size aitse olur gönderirim’ diyor.

Fakat kuaför, IBAN’ın kardeşine ait olduğunu söylüyor. Arkadaşım bu kez ‘IBAN sahibi terörist de olabilir, kaçak da. Karttan alın, yoksa çıkıyorum’ diyor ama esnaf üzerine 500 lira komisyon koyarak POS’tan çekiyor. Biz o dükkâna denetime gittik. Bir hafta kimse gelmedi. Çünkü müşterilerini arayıp ‘gelmeyin’ demiş. Bu, zihniyet meselesi. Hepsi nakit ya yüzde 20-25 komisyon istiyor. Maliyede 5 bin 500 denetim elemanım var. Ülkede kaç doktor, dişçi, kuaför, avukat var?” diye konuştu.

 

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: İktidardan “Yeni Anayasa” Mesajı

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Türkiye partisi olun çağrısı ise kıymetlidir ve şöyle tercüme edilebilir: Birincisi DEM’in kendi içinden yükselen ‘bizi terör ve şiddet siyasetinden kurtarın’ talebini ifade edenlere bir imkan sağlamaktır. İkincisi DEM’i terör vesayetinden kurtarmak için DEM’e bir seçenek sunmaktır. Üçüncüsü, TBMM’de DEM üzerinden etkili kılınan terör vesayetini hem DEM üzerinden hem de TBMM’den tasfiye etmektir” dedi ve ekledi:

“Eğer DEM kendisine sunulan terör vesayetinden kurtulma imkanını sosyal ve siyasi açıdan değerlendirmezse veya bu imkanı kötüye kullanırsa o zaman TBMM’de DEM üzerinden yürütülen terör vesayeti hukuk yoluyla tasfiye edilir. Bu da kaçınılamaz bir gerçektir. Bu açılan yolla terör vesayeti tarihe gömülürse, TBMM, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, Türkiye yüzyılına yakışan yeni bir anayasayı ilk dört maddenin esaslarının ve demokratik kazanımlarının üzerine bina ederek çok daha güçlü bir şekilde ve kapsayıcı bir halde hayata geçirme imkanına kavuşur.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) milletvekilleri ile tokalaşması ve “Öcalan Kandil’deki yöneticilerle görüştü” iddiasıyla başlayan yeni ‘çözüm süreci’ tartışmaları sürüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yeni çözüm sürecine ilişkin tartışmaları değerlendirdi. Uçum’un açıklamaları şu şekilde: “Yumuşama, normalleşme, tokalaşma hangi tutum ve dil referans verilirse verilsin Türkiye’de ne önceki uygulamaya benzer ne de yeni versiyonla bir çözüm süreci olmaz, olamaz. O süreçler geçmişte kaldı, tarihe mal oldu. Siyonizmin saldırganlığı sebebiyle bir ‘çözüm süreci’ başlatılıyor iddiası son derece saçmadır ve Türkiye’nin gücünün farkında olmamaktır.

Konuyu hiç bir zaman böyle manasız bir bağlamda ele almamak gerekir. Devlet deneyip tam sonuç alamadığı yol ve yöntemleri bir daha denemez. Devlet başka etkili yol ve yöntemler bulur. O da 15 Temmuz’dan sonra uygulanan güçlü ve etkili siyasi ve askeri stratejilerdir. Bunların yumuşatılması veya bunlardan vazgeçilmesi söz konusu olmaz. Terör, Türkiye içinde neredeyse tamamen tasfiye edildi. Sınır ötesi güvenlik bölgeleriyle birlikte ise tümden tasfiye edilecek bir sürece girildi. Kimse bu sürece engel olamaz.

Ama bu durum siyasette özellikle Meclis’te yapıcı bir dil geliştirme ve herkesle diyalog kurma yaklaşımlarını dışlamaz. Çünkü TBMM diyalog ve ortak dil geliştirmek konusunda halkın görev verdiği en yüksek devlet erkidir. Bu görevi Meclis’teki her partinin her aktörün yerine getirmesi beklenir. Bu tip girişimlerin kesinlikle TBMM’de 360 milletvekiliyle seçimlerin yenilenmesi kararı alarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yeniden adaylık imkanı açmakla ilgisi yoktur. Ayrıca yeni anayasa yoluyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığının önünü açmakla da ilgisi yoktur. Gerçekliğe aykırı yorumlarla, hayali kurgularla yapılan değerlendirmeler tamamen asılsızdır.

Türkiye partisi olun çağrısı ise kıymetlidir ve şöyle tercüme edilebilir: Birincisi DEM’in kendi içinden yükselen ‘bizi terör ve şiddet siyasetinden kurtarın’ talebini ifade edenlere bir imkan sağlamaktır. İkincisi DEM’i terör vesayetinden kurtarmak için DEM’e bir seçenek sunmaktır. Üçüncüsü, TBMM’de DEM üzerinden etkili kılınan terör vesayetini hem DEM üzerinden hem de TBMM’den tasfiye etmektir. Eğer DEM kendisine sunulan terör vesayetinden kurtulma imkanını sosyal ve siyasi açıdan değerlendirmezse veya bu imkanı kötüye kullanırsa o zaman TBMM’de DEM üzerinden yürütülen terör vesayeti hukuk yoluyla tasfiye edilir. Bu da kaçınılamaz bir gerçektir. Bu açılan yolla terör vesayeti tarihe gömülürse, TBMM, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, Türkiye yüzyılına yakışan yeni bir anayasayı ilk dört maddenin esaslarının ve demokratik kazanımlarının üzerine bina ederek çok daha güçlü bir şekilde ve kapsayıcı bir halde hayata geçirme imkanına kavuşur.

Bu tarihsel fırsatı kimse ıskalamamalı ve göz ardı etmemelidir. Bunun yolu da şu olabilir, terörü son noktasına kadar yok edecek mücadeleyi aynen sürdürmek ama Türkiye’nin bütünlüğünü, birliğini ve demokrasisini güçlendirecek demokratik siyaseti en kapsamlı hale getirecek şekilde diyalog ve işbirliğini hayata geçirmek. Bu da mümkündür. Kimse bu çerçevenin dışında başka bir şey ummasın, başka bir şey beklemesin.”

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı. Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Selahattin Demirtaş’a Ziyaret: Onurlu Bir Barış İçin…

Yeni çözüm süreci tartışmaları gündemdeki yerini korurken, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etti.

Haber Merkezi / Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, dün de Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişlerdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı, tutuklu bulunduğu Edirne’deki cezaevinde ziyaret etti.

Hatimoğulları ve Bakırhan’ın Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştirdikleri ziyaret, yaklaşık 4 saat sürdü.

Hatimoğulları ve Bakırhan, eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile de görüştü.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, ziyaret sonrası yaptıkları açıklamada şu ifadeleri kullandılar: “Tutsak yoldaşlarımızı çok iyi gördük. Cezaevindeki arkadaşlarımız, partimizin izlediği politikayı olumlu bulduklarını ve desteklediklerini söylediler.

Onurlu bir barış için hem kendilerinin hem de diğer siyasi mahpusların her türlü katkıyı sunmaya hazır olduklarını teyit ettiler. Sürece ilişkin henüz atılan bir adım olmadığını, bu konuda somut adımlar atılmasına ihtiyaç olduğunu ifade ettiler.

Özellikle de bu sürecin başlamasının en önemli ve öncelikli yolunun İmralı tecridinin kaldırılması olduğunu ifade ettiler. Bu nedenle tecridin önemli bir gündem olarak ele alınması gerektiğini söylediler. Onurlu bir barış için katkı verebilecek bütün herkese de katkı sunma çağrısında bulundular.”

Hatimoğulları ve Bakırhan, demokratikleşme ve barışı hapishanelerde konuşuyor olmanın ciddi bir sorun olduğuna işaret ederek şunları söylediler:

“Her şeye rağmen yoldaşlarımız, ödedikleri bedellerin barışa katkı sunmasını temenni ediyor. Bizler de arkadaşlarımıza bu değerli görüşleri için çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki süreçte siyasi tutsak arkadaşlarımızın dışarıda katkı sunacak bir pozisyonda olmalarını hem önemsiyoruz hem de bekliyoruz.”

Selahattin Demirtaş, 31 Mayıs’ta 14 Mayıs seçimlerinin ardından, aktif siyaseti bıraktığını ancak mücadelesini cezaevinden sürdüreceğini açıklamıştı.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, dün de Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişti. Ziyarette Hatimoğulları ve Bakırhan, eski HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ile de görüşmüştü.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı.

Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor.

PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

AK Partili Efkan Ala: Çözüm Süreci Masamızda Yok

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Parti Genel Başkan vekili Efkan Ala, “Çözüm süreci masamızda yok. Daha önce oldu bitti. Abdullah Öcalan’la temas gündemimizde değil” dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan ile de bir görüşmenin gündemlerinde olmadığını belirten Efkan Ala, “Sorun da farklı sorunlara bulunacak çare de farklı. Geçmişte oldu, bitti. Her seferinde aynı şeyi yapmak durumunda değiliz ki” dedi.

NTV’de yer alan habere göre Efkan Ala, “24 saat Kürtçe kanal yayın yapıyor. Bunlar aşıldı. O süreçlerin belli yerinde Ortadoğu tarumar oldu. Türkiye, o reformlarını yapmamış olsaydı Irak ve Suriye’ye döndürmek isteyen projelere yenilirdi” diye konuştu.

1 Ekim’de Meclis’in açılışı sırasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile AK Parti Bursa Milletvekili Efkan Ala DEM Parti sıralarına giderek tokalaşmıştı. Efkan Ala, 2013-2015 yılları arasındaki çözüm süreci döneminin İçişleri Bakanı’ydı ve Dolmabahçe açıklamasındaki en üst düzey yetkiliydi.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Bülent Arınç’tan Dikkat Çeken Açıklamalar

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Partili Bülent Arınç, Kürt sorununu çözmek isteyenlerin her türlü tehlikeyi göze almak zorunda olduğunu belirterek, “Öcalan çağrı yapsın diyorsanız, bunun içini doldurmalısınız” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’in 1 Ekim günü yapılan açılışında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile tokalaştı. Hemen ardından Kürt sorununun çözümü noktasında “yeni süreç” tartışmaları başladı.

Devlet Bahçeli, daha sonra da 43 aydır kendisinden haber alınamayan Abdullah Öcalan’a “örgütü tasfiye et” çağrısı yaparak, “Devletin terörle masaya oturmasını hiç kimse beklemesin” açıklaması yaptı.

2013-2015 yılları arasında yürütülen “diyalog süreci”nde aktif rol alan isimlerden biri olan AKP’li Bülent Arınç, son yaşanan tartışmalara dair Artıgerçek’ten İrfan Aktan’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye’de geçmişten bu yana Kürt sorunu olduğunu belirten Arınç, söz konusu sorunun çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bahçeli’nin tokalaşması ve sonrasında yaptığı açıklamalara dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Sayın Bahçeli saygı duyduğumuz bir devlet adamı. Ama ben biliyorum ki, en az iki senedir her gün ‘HDP kapatılmalıdır’, ‘HDP’yi kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır’, ‘DEM Parti kapatılmalıdır’, ‘DEM’in milletvekillerine maaş verilmemelidir’ diyen bir insan, sonunda çıkıp artık yeni bir sürece girdik diyor. Buna sevinmek gerekir ama, içimizde de ‘niye bu kadar zaman boşa geçti’ diye bir burukluk var” diye kaydetti.

“Madem bunu yapacaktık, falanla barışacaktık, filanla konuşacaktık, neden Basra harap olduktan sonra yapıyoruz?” diye soran Arınç, son dönemki tartışmaların yeni bir döneme işaret olduğunu kaydetti. Arınç, “Evet, adına isterseniz ‘kuşkonmaz’ deyin, yeni bir sürece ihtiyacımız var. Ama bir içeriği olsun” dedi.

Arınç, “Bu meseleyi geçmişten beri takip edenler, tarihçiler, sosyologlar, siyasetçiler, bir araya gelelim ve bence Meclis bu süreci yürütsün. Çünkü ‘çözüm sürecinde’ bizden ‘Meclis bu süreci yönetsin’ diye bir talep oluyordu. Ama biz bunu bir taraftan MİT’in yaptığı çalışmalarla, bir taraftan da hükümetin yön göstermesiyle yürüttük” ifadelerini kullandı.

Abdullah Öcalan ve PKK’nin 2013-2015 sürecinde “üçüncü bir göz” talebini neden kabul etmediklerine dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Biz doğrudan onları da muhatap almak istemedik. Çünkü MİT aracılığıyla yaptığımız bir şeydi bu. Bir tarafta örgüt, bir tarafta devlet; bunu kesinlikle yapamazdık. Çok ince bir çizgide götürmeye çalıştık. Neticede o sürecin başarısızlığa uğramasında bizim de kabahatimiz olabilir ama dediğim gibi, biz de ihanetle karşılaştık” dedi.

Olası bir sürecin doğrudan siyasi muhataplarıyla yürütülmesi gerektiğini söyleyen Arınç, “iktidar ne yapmalı” sorusunu verdiği yanıtta, “İşin dinamiklerini bilen; Hakan Fidan şu an Dışişleri Bakanı’dır, İbrahim Kalın geçmişten beri çalıştığımız bir insandır. Belki Ali Yerlikaya… Veya bütün bunların dışında isimlerden oluşan bir heyet bu işi iktidar adına götürebilir ve sonuç olumlu olur. Millet buna hazır” diye belirtti.

“İçini doldurmak zorundasınız”

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya değinen Arınç, ““buyursun, örgüte terörü bitirdiğini ilan etsin” çağrısında bulundu. Tuncer Bakırhan da, “Bahçeli bir çağrı yaptı ama o çağrının muhataplarına ulaşması için Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini bilmiyor. 43 aydır Öcalan ile avukatları görüştürülmüyor” dedi. Bir hukukçu olarak, hiçbir kanuni dayanağı olmadan Öcalan’ın aylardır tecrit altında tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya dikkati çeken Arınç, “Öcalan çağrı yapsın’ diyorsanız, bunun içini doldurmak zorundasınız. Öcalan bu çağrıyı 11 sene önce yaptı; sonra yaşadıklarımızı ise biliyoruz. Yeni şeyler söylemek lazımdır noktasına geldiysek, bugün başka türlü dinamiklere ihtiyaç var” diye kaydetti. Arınç, “Ne tür dinamiklere?” sorununu ise, “Onları ben bilirim ama burada söyleyemem” yanıtı verdi.

Kürt sorununun çözüleceğinden umutlu olduğunu kaydeden Arınç, “Gecenin en karanlık anı, şafağın sökmeye en yakın zamanıdır. Kürt sorununu çözmek isteyen bir insan, her türlü tehlikeyi göze almak zorunda” dedi.

Arınç, çözüm için siyasi bir iradeye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Bunun hukuk ve adalet tarafı, toplumsal barış tarafı var. Keza gazetecilerle, yazarlarla işbirliği yapmaya ihtiyaç var. Ayrıca cezaevlerinde bu kadar insan varken, bunların da özgürlüklerine kavuşması lazım. Genel bir irade beyanını ortaya koyup, ‘biz bu düşüncedeyiz, bunu gerçekleştirmek istiyoruz’ demek yeterli.

Manifestoya da gerek yok. İktidar tarafı, ‘şu insanlar bu işle memur’ desin, karşı taraf da ‘tamam, bizim de şu arkadaşlarımız bu işte size yardımcı olacaklar’ desin. Gerekirse Meclis’te bir komisyon kurarak, gerekirse dışarıdan bir platform üzerinden bu iş devam ettirilebilir. Tabii onlara da tam yetki verilmesi suretiyle. İnşallah olacak, biz buna yürekten inanıyoruz. Yeter ki, irade olsun” ifadelerini kullandı.

Bülent Arınç’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın