Elazığ: Ağa Camii

Ağa Camii; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi, Nasrettin Hoca Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

1889’da yeniden yaptırılmış.Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda olan bu yapı, dikdörtgen planlı. İbadet mekanının üzerini örten kubbenin çökmesinden sonra restore edildiğini ve üzerinin çatı ile örtüldüğünü biliyoruz.Caminin orijinal olan minaresi kesme taştan yapılmış.Osmanlılar döneminde 967 H. (1559 M) yılında yaptırılmıştır. Harput’a girişte solda yer alır. Dikdörtgen planlı olan ve tamamen yıkılan bina restore edilmiş ve ibadete açık hale getirilmiştir. İnce işçilik gösteren minaresi kesme taştan yapılmıştır.

Ağa Camii, Harput’un Ağa mahallesinde Hükumet ve Saraçhane caddelerinin birleştiği köşe başında olup Kıble tarafı Hükumet, Batı tarafı Saraçhane caddeleri, önü hususi mezarlıkla, Doğu bitişiği ise Cevheriye medresesiyle çevrilmişti. Medresenin önünden camiye giden yolun yanı başında (Üç lüle) çeşmesi vardı. Ağa Camii, daha önceleri (Pervane ) camii namiyle ahşap bir mescit halindeymiş…. (1589-946.H) tarihinde Harput köylerinden Sarını Ağaları tarafından tamir edildiğinden (Ağa Camii) namını almıştır. (1889 -1306.H) tarihinde ise Sarahatun camiinin banisi meşhur Müftü Hacı Ahmed Ef.nin torunu alim ve fazıl Hacı Abdülhamit Ef.nin himmet ve yardımlarıyla, harabiye yüz tutmuş olan bu cami yıktırılarak kârgir, kubbeli ve minareli olarak yeniden yaptırılmıştır.

Minaresi beyaz kesme taşlardan yapılmış, camiin büyüklüğiyle mütenasip ve oldukça zariftir.Cami, bu suretle mükemmel olarak yapıldıktan sonra, o zaman Sivas’da mektupçu bulunan Kesirikli Süleyman Faik bey merhum, Sıvas tezgahlarında hususi olarak bizzat yaptırdığı güzel ve çok büyük bir kilimi hediye olarak bu camiye göndermişti. Caminin banisi olan Hacı Abdülhamit Ef. bundan çok mütehassis olmuş ve o günden sonra Süleyman Faik beyin aleyhinde birisi tek kelime söylese hemen müdafaa eder ve sözünü ağzında bırakırmış.

Bu kilim, Caminin dört sütun arasındaki orta yerini tamamen kaplamıştı. Camiin mimari bakımdan bir fevkaladeliği yoktur. 80 santim genişliğinde dört taş duvarla yükseltilmiş ve bu duvarların ortasında dört yuvarlak sütün üzerine bir kubbe oturtulmuş ve etrafı ise düz tonos şeklinde yapılmıştır. Yarım asır evvel camiin damı ve kubbesi toprakla örtülüydü. Zaman geçtikçe harabiye yüz tutmuş olduğundan son zamanlarda yine halkın yardımıyla üzerine çatı yapılmıştı.

Camiin hem Saraçhane caddesinde, hem de Üçlüle çeşmesinin üst tarafında taş kemerli iki küçük kapısı vardı. Birinci kapıdan içeri girilince sol tarafı mezarlık, sağ taraf ise camiin duvarlarını teşkil ediyordu. Bu koridorun ortasında iki üç basamakla taşlık bir methale çıkılırdı ki, üç büyük kemerle ve ön tarafı yük, ek ağaç parmaklıklarla bu koridordan ayrılmıştı. Bu methalin sağ tarafında ufak bir mihrap vardı. Zeminde geniş ve büyük hasırlar seriliydi, yaz günleri, çok defa bu ayvanda namaz kılınırdı.

Methalden büyük ve kemerli bir kapı ile de iç camiye girilirdi. Kapının her iki tarafında ağaç parmaklıklı maksureler ve bu maksurelerin birisinden de yine ahşap bir merdivenle iki saflık dar bir tahtabend’e çıkılırdı. Camiin tavana yakın 7 küçük ve aşağılarında ise 9 büyük ki, cem’an (16) penceresi vardı. Tavan ve kubbesinin yüksekliği ve pencerelerinin çokluğu ve iç genişliğinin de takribi 20X20 ebadında olması dolayısıyle ziyadar, ferah ve oldukça büyük bir camiydi.

Paylaşın

Elazığ: Ahi Musa Mescidi ve Türbesi

Ahi Musa Mescidi ve Türbesi; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi, Cümbüşçü Hafız Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Harput’ta bulunan tek Ahi yapısıdır. Ahi örgütünün Harput’ta da varlığını göstermesi yönünden önemli olan mescidin kitabesinden, 1185’te yaptırıldığı anlaşılıyor.

Mihrabı Yarım bir niş biçimindeki dörtgen planlı mescidin yanındaki kubbeli türbede, mescidi yaptıran Ahi Musa Hervi (Herdi) yatıyor. Gerek türbenin gerek mescidin duvarları yer yer kesme ve moloz taştan yapılmıştır.

Dikdörtgen planlıdır. Moloz taşlarla örülü duvarların üst kısmı düz damlı ve topraktır.Türbe ve mescitten meydana gelen yapı çok yıkık durumdadır. Mescit kısmı dikdörtgen planlıdır.

Ortada iki sivri kemer bulunmaktadır. Kıble tarafında dikdörtgen planlı türbe kısmı mevcuttur. Türbe mescitten sonra yapılmıştır. Duvarlarından anlaşılmaktadır.

Şimdi kaybolan fakat evvelce kopyası alınan kitabesine göre 607 H. ( 1185 M.) tarihinde yaptırılmıştır. Ahiler tarihinde Fütuvvetname sahibi Harput’lu Çobanoğlu’nun yaşadığı malumdur.

Sultan IV. Murat (XVI. Yy.) devrine ait Mahkeme-i Şeriye sicil defterlerinde Ahi Musa Hervi olarak geçmektedir.Ahi yapısı olarak tek örnek olduğundan onarılması gereklidir.

Paylaşın

Elazığ: Ekinözü Çeşmesi

Ekinözü Çeşmesi; Elazığ’ın Kovancılar İlçesi, Ekinözü Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Çeşme, düz kesme taşlarla örülüp. 2 kemer ve 2 sunaktan ibarettir. Düz kemerli ve eyvanlı tiptedir. Kemer payeleri silme taştan yapılmıştır. Soğukpınar ve Ağpınar ( Akpınar) Çeşmesi adında iki tane çeşme bulunmaktadır.

Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Yardım Sağlanmasına Dair Yönetmelik” kapsamında Bakanlığımızca 30.000,00 TL. Proje uygulama yardımı sağlanan taşınmazlardan, ilimiz Kovancılar ilçesi Ekinözü köyünde bulunan mülkiyeti Halil Bey Rüfekası Beyler Vakfı’ na ait tescilli 2 adet çeşmenin restorasyon işi tamamlanmıştır.

Paylaşın

Elazığ: Üç Lüleli Çeşme

Üç Lüleli Çeşme; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi, Ahmet Kabaklı Bulvarı üzerinde yer almaktadır.

Üç Lüleli Çeşme’ye Elazığ şehir merkezinden saat başı kalkan Harput otobüsleri ve dolmuşları ile ulaşabilirsiniz.

Kesme taşla yapılan çeşme eyvanlı tiptedir. Eyvan kemeri yuvarlak, üzerinde ay-yıldız, kenarlarda palmet motifleri mevcuttur. Kitabesi mevcuttur.Kitabesine göre 1324 (1906) yılında yaptırılmıştır.

Paylaşın

Elazığ: Meryem Ana Kilisesi

Meryem Ana Kilisesi; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Harput Kalesi’nin doğusundadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Anadolu’nun en eski kiliselerinden biri olan Meryem Ana Kilisesi, Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılmaktadır. M.S 179 yıllarında inşa edildiği sanılan binanın, ilk olarak kaledeki putperestler tarafından  tapınak olarak kullanıldığı, Süryanilerin  daha sonra burayı kiliseye çevirmiş oldukları düşünülüyor.

Meryem Ana Kilisesi, günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş en önemli antik kiliselerimizden biridir.Yaklaşık 20m x 8m boyutlarındaki kilise, Harput’un doğusunda ve kalenin kuzeydoğu köşesine yakın yüksek bir kayanın üzerinde bulunmaktadır. Kilisenin batı duvarını kalenin kaya kütleleri teşkil ettiğinden kilise kalenin kayalıkları içine gömülmüş gibidir.

Kiliseyle ilgili bir rivayete göre; kaledeki hükümdar bir putperestmiş, kalede bulunan sarayından  gizli bir geçitle burada bulunan puthaneye gelip putlara tapıp ibadet edermiş. Başka bir rivayet ise; 1800’lü yıllarda Harput’taki Süryani cemaati, ayin için Kiliseye geldiğinde, içeride bir köpeğin olduğunu görürler.

Kapılarının ve pencerelerinin kapalı olduğu halde, köpeğin içeriye nasıl ve nereden girdiğini merak ederler. Kilise kapılarını kapatıp köpeğin nereden çıkacağını  izlerler. Takip sonucu, kilisenin içinde bir yeraltı tüneline rastlarlar. Bu tünelin ucunun,  Kale içindeki sarayın avlusuna kadar  uzandığını hayretle görürler.

Paylaşın

Elazığ: Demirkapı Hanı

Demirkapı Hanı; Elazığ`ın Alacakaya İlçesine bağlı Çakmakkaya Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Yöredeki tek tarihi eser olan Demirkapı Han 2 dönüm arazi üzerinde alanda bulunmaktadır. Demirkapı Hanı, IV. Murat tarafından 1638 yılında Bağdat seferi sırasında yaptırıldı.

Bağdat üzerinden gelip Çakmakkaya köyü üzerinden geçip Gülek Boğazı`ndan Karadeniz`e ulaşan kervanların konaklaması için yaptırılmıştır.

Demirkapı Kervansarayı olarak da adlandırılmaktadır. Üç sahınlı kervansarayın tonozları ve doğusundaki mekanları sağlamdır.

Paylaşın

Elazığ: İmam Efendi Türbesi

İmam Efendi Türbesi; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi, Meteris Sokağı üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Asıl ismi Osman Bedrettin Erzurumi’dir. Halk arasında İmam Efendi ismiyle bilinir. 1858 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiştir. İlk derslerini Erzurum’daki hocası Mehmet Tahir Efendiden alır. Dokuz yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberler ve hafız olur. Gittiği medresede sarf ve nahiv dersleri alarak Arapçayı öğrenmeye başlar. Arapçayı öğrendikten sonra tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerine yönelir. Palu’da medfun Mahmud Samini Hazretleri’nin halifelerindendir.

1877 Osmanlı – Rus savaşına katılan Osman Bedrettin Hazretlerine bir gün rüyasında hiç tanımadığı bir zat şöyle der:

“Hafız kurban! Ben, seni bekliyorum. Sen de bizi arıyorsun. Sana verilmesi gereken emânetin altında kudret ve kuvvetim azaldı. Gözüm yoldadır. Bu kadar saklanmaya ve naz etmeye sebep nedir? Yeter artık gel bana!” Bu rüyadan sonra merakla, rüya rahmanî mi diye düşünmeye başladı. Kendini davet eden zât kimdi ve nerede idi? Ertesi gün bir rüya daha gördü. Rüyasında dört mübarek zât ile karşılaştı. Bu zâtlar, Behâeddîn Buhârî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî, Ali Sebdî ve Vehbî-yi Hayyâtî yâni Terzi Baba hazretleri idiler. Ona şöyle buyurdular: “Aradığını Palu’da bulacaksın. Palulu Şeyh Muhammed Sâminî’nin dâvetine icabet et!”

Bu işaret üzerine Palu’ya hareket etti. O yolda iken Muhammed Sâminî hazretleri de dergâhından Palu’ya gidip, beklediği talebenin kendisine gelmekte olduğunu söyleyerek talebeleri ile birlikte karşılamaya çıktı. Karşılaştıkları yerde onu şefkat ve muhabbetle bağrına bastı.

Sonra onu dergâhına götürüp misâfir etti. Fakat Mahmûd Sâminî hazretlerinin tütün içmesi ve rahatsızlığı sebebiyle gözlerinin çapaklanması dikkatini çekmişti ve “bir şeyh nasıl tütün içer, gözleri çapaklı nasıl böyle dolaşır” diye kalbinde şüpheler ve aklında soru işaretleri olduğundan Hâfız Osman Bedreddîn önce inâbeye (tasavvufi olarak şeyhin müridi olup tarikat dersleri almak) yanaşmadı.

Bu nedenle birkaç günlük misafirlikten sonra ayrılmaya niyetlendi. Osman Bedreddin’in kalbindeki ve aklındaki bu karışıklığa neden olan sorulara manevi olarak vâkıf olan Şeyh Samini Hazretleri, ayrılıp gitmeye niyetli Osman Bedreddin hazretlerine soğuk bir kış günü sabahında:

– Hâfız, Evladım! Tütünün imana zararı var mıdır? diye sorar.

İmam Efendi:

– Hayır efendim yoktur.

-Peki gözdeki çapağın abdeste zararı var mıdır?

İmam Efendi bu sorulardan Şeyh Samini hazretlerinin kalp gözünün açık olduğunu anlayarak mahcup bir tavırla:

-Yoktur, efendim! diye cevap verir.

Şeyh Samini Hazretleri “Doğrudur evladım! Hadi bakalım, bugün misafirlerimiz gelecek bahçedeki bağdan misafirlerimiz için biraz üzüm topla, getir! ” der.

İmam Efendi bu isteğe şaşırır. Çünkü üzüm mevsimi değil ve her yer karla kaplıdır fakat yine de bağa gider, karlarının altındaki üzüm bağındaki asmaları yoklar, yaprakları dökülmüş kurumuş asmalardan başka bir şey yoktur. Geri döner ve Şeyh Samini Hazretlerine durumu izah eder.

Şeyh Samini Hazretleri “Evladım, tekrar git bak! Bakan gözle değil, gören gözle bak !” diye söyler.

İmam Efendi tekrar bağa gider ve çok farklı bir manzarayla karşılaşır. Karların altında yaprakları yemyeşil, üzümleri tam olgunlaşmış bir bağ görür. Bu apaçık kerâmet karşısında, eksikliğin şeyhinde değil kendisinde olduğunun idrâkîne varır. İmam Efendi, üzümle doldurduğu sepeti Şeyh Samini Hazretlerine getirir ve af dileyerek Samini Hazretleri’nin müridi olur ve kısa bir süre içinde icazet alır.

İmam Efendi Hazretleri, Harput ve civar ahalisi için gerek eserleri, gerekse sohbet, irşâd, vaaz ve nasîhatleri ile bir feyiz kaynağı olmuştur. Gülzâr-ı Sâminî adındaki mektübâtı ve Gülbün-i irşâd ve Mecâlis-i Samîniyye adındaki beş cild kasideleri vardır. Sohbetleri üç kitab hâlinde “Sohbetname” adında basılmıştır 1924 yılında Harput’ta dar-ı bekaya irtihal etmiştir.

Paylaşın

Elazığ: Alacalı Camii

Alacalı Camii; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Balak Gazi parkı içinde bulunan Alacalı Cami 1203-1204 Nurettin Artuk Şah’ın babası Hızır zamanında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, küçük bir yapıdır.

Duvarlar kesme taş ve ağaç hatıllı moloz taştandır. İki renkli taş mimarisi ilginçtir. Mihraba dik iki geniş kemer, ana mekanı üç nefe bölmektedir. Mihrap, mermer mukarnas frizlidir.

Üç bölümlü ahşap tavanın kalem işleri ilginçtir. Geometrik örgü ve yıldız motifleriyle bezeli tavanda al, kara, lacivert renkler kullanılmıştır.

Minaresi giriş kapısının üstündedir. Şerefeye dek siyah -beyaz taşlarla dama biçiminde örülmüştür. 1965′ li yıllarda müze olarak da kullanılmıştır.

Paylaşın

Elazığ: Golan Kaplıcaları

Golan Kaplıcaları; Elazığ’ın Karakoçan İlçesinin batısında Yoğunağaç Köyü’nde Peri Çayı’nın yanı başında yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Şifalı sularıyla kaplıca turizmine hitap etmenin yanı sıra Perisuyu Vadisinin doğal güzellikleri, ekonomik konaklama imkanları, Cafe-Restaurant hizmeti ve canlı müzik gibi olanaklarıda ziyaretçilerine sunmaktadır.

İki kapalı bay ve bayan, iki dönüşümlü yarı açık olmak üzere dört kaplıca havuzu bulunmaktadır. Kaplıca suları tamamen doğal olup kaynağından havuza akmaktadır.

Sıcaklıkları 40 ile 50 derece arasında değişen kaplıca sularının; cilt hastalıkları, romatizmalı hastalıklar, kadın hastalıkları gibi hastalıkların tedavisinde fayda sağladığı söylenmektedir. Kaplıca suları kükürtlü olması nedeniyle antiseptik özellik taşımaktadır.

Tesis 30 apart ve 10 standart oda olmak üzere toplam 120 yatak kapasitesine sahiptir. Ayrıca konaklama yapmaksızın sadece havuz ve restaurant hizmetlerinden faydalanmak isteyen günübirlik konuklara da hizmet sunulmaktadır.

Paylaşın

Elazığ: Belek Gazi Anıtı

Belek Gazi Anıtı; Elazığ’ın Merkez İlçesi, Harput Mahallesi, Ahmet Kabaklı Bulvarı üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. 

Halk arasında Balak Gazi diye anılan Belek Gazi’nin tam adı Nûrü’d Devle Belek bin Behram Bin Artuk’tur. Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt savaşındaki ünlü komutanlarından Artuk Bey’in torunudur.

Doğum tarihi bilinmemektedir.Harput’un girişindeki Balak Gazi Parkı’nın üst tarafında yer alan Balak Gazi heykeli, İslam ve Türk tarihine kahramanlıklarıyla damga vurmuş, büyük komutan Belek Gazi’ye aittir. Belek Gazi heykeli, 1965 yılında bu büyük ve saygıdeğer komutanın aziz hatırasına ithafen, heykeltraş Nurettin Orhan’a yaptırılmıştır.

Haçlı ordularıyla yaptığı savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ve cesareti nedeniyle yaşadığı dönemde , İslam dünyası için çok önemli bir ünvan olan Nûrü’d Devle (Devletin Nuru) ünvanı verilmiştir.

Harput ve yöresini 1115 yılında Çubukoğulları’ndan alarak Artukoğulları dönemini başlatmıştır. Belek Gazi, Harput’un en önemli simgelerinden olup, Belek Gazi adı Harput ile özdeşleşmiştir. 1122 yılında Urfa Kontu Josselin’i, Birecik senyörü Galeran ve 1123’te onu kurtarmaya gelen Kudüs Kralı Baudouin’i ve şövalyelerini esir ederek zincire vurdu ve hepsini Harput kalesinde hapsetti.

Büyük Selçuk Sultanı tarafından “Müslüman Orduları Başkumandanı” tayin edildi. Kendisine “Gazi” unvanı verildi. 1124 yılında Suriye’de, Membiç Kalesi’nin kuşatması esnasında kaleden atılan bir okla şehit düşmüştür. Halep’te bulunan Hz İbrahim Makamı’nın yanına defnedilmiştir.

Büyük tarihçi Prof. Mükremin Halil Yinanç diyor ki:

“Balak bütün ömrünü gaza ve cihad içinde geçirmiş, ülkesinde emsalsiz bir sükun ve asayiş temin etmiş, adalet ve kanunu hakim kılmış, dindar ve mütevazi bir emir idi. Ölümü, Müslümanlık ve Türklük için hakiki bir ziya ve musibet olmuş ve mağlup olmaya başlayan Haçlıların yeniden kalkınmalarına sebebiyet vermiştir. Haçlılar böyle korkunç ve galip bir düşmandan kurtuldukları için çok sevinmişlerdir. Balak, yalnız Suriye tarihinde değil, Anadolu tarihinin seyir ve cereyanı üzerinde de tesir icra etmiştir.”

Paylaşın