120 Yılda Kuraklıktan Etkilenen Alanlar İki Katına Çıktı

OECD’nin raporuna göre; Kuraklıktan etkilenen alanlar son 120 yılda iki katına çıktı. Kuraklık, 1900’de dünya genelindeki alanların yaklaşık yüzde 10’unu etkilerken, 2020’de yüzde 20’nin üzerine çıktı.

OECD raporunda, dünyada kuraklığın insani ve ekonomik maliyetinin keskin şekilde arttığını ve 2035’te yaşanacak kuraklık maliyetinin bugüne kıyasla en az yüzde 35 daha yüksek olacağını belirtti.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) “Küresel Kuraklık Görünümü: Eğilimler, Etkiler ve Daha Kurak Bir Dünyaya Uyum Sağlama Politikaları” başlıklı yeni raporuna göre, son 120 yılda küresel çapta kuraklıktan etkilenen kara alanı iki katına çıktı.

Dünya üzerindeki kara alanlarının yüzde 37’sinde 1980’den beri önemli düzeyde toprak nemi kaybı yaşandı. Son yıllarda gezegenin yüzde 40’ı daha sık ve yoğun kuraklık yaşarken, kuraklık yalnızca tarımda değil, ticaret, sanayi ve enerji üretimi gibi pek çok sektörde verim kayıplarına yol açıyor.

Etkisini birçok alanda hissettiren kuraklığın insani ve ekonomik maliyeti de keskin şekilde artıyor. Kuraklık, afet kaynaklı ölümlere neden olurken, yoksulluk, eşitsizlik ve yerinden edilme koşullarını kötüleştiriyor. Bu kapsamda, OECD’nin hesaplamalarına göre, bu yıl yaşanacak ortalama bir kuraklık olayının 2000’deki şartlara kıyasla en az iki kat daha maliyetli olacağı öngörülüyor.

OECD, hükümet kurumlarının, gelişen kuraklık riskine karşı öngörülü, önleyici ve uyum sağlayıcı biçimde derhal ve koordineli hareket etmesi, zararların sınırlandırılması, toplumların ve ekonomilerin kuraklığa karşı dayanıklılığını artırarak toparlanma kabiliyetinin güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.

Su geri kazanımı ve yağmur suyu hasadı gibi yenilikçi yöntemlerin yanı sıra kuraklığa dayanıklı tarım ürünlerinin teşviki ve düzenleyici çerçevenin bu doğrultuda uyumlu hale getirilmesi ve daha verimli sulama sistemlerinin kurulması gibi çözümlerin, kuraklığın etkilerini azaltabileceği değerlendiriliyor.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, rapora ilişkin değerlendirmesinde, giderek artan kuraklık risklerine karşı, hükümetler, sektörler ve ülkeler arasında koordineli politika adımları atılması gerektiğini belirterek “Bu, gıda güvenliği, sağlık, enerji, ulaşım, tarım, barış ve güvenlik üzerindeki etkilerin azaltılmasına yardımcı olacaktır. Su, ekosistemler ve araziyi sürdürülebilir şekilde yönetmeye yönelik pratik çözümler, kırılganlığı azaltabilir, hazırlığı artırabilir ve kuraklıkların ekonomik etkilerini hafifletebilir” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Evrendeki Kayıp Madde Bulundu Mu?

Evrendeki maddenin büyük çoğunluğu karanlıktır, görünmez ve yalnızca kütle çekimsel etkileriyle tespit edilebilir. Yıldızlardan gezegenlere kadar her şeyi içine alan sıradan madde ise, evrenin yalnızca yüzde 16’sını oluşturur.

Haber Merkezi / Karanlık maddenin aksine, sıradan madde çeşitli dalga boylarında ışık yayar ve bu nedenle görülebilir. Dağınık yapısı nedeniyle evrendeki sıradan maddenin yaklaşık yarısı şimdiye kadar “kayıp” olarak kabul edilmişti.

2020 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, evrendeki “kayıp madde” olarak bilinen baryonik maddenin yaklaşık yarısının galaksiler arasında gizlendiğini ortaya koymuştu. Bu madde, hızlı radyo patlamaları (FRB) adı verilen, diğer galaksilerden gelen kısa ve parlak radyo dalgalarının Dünya’ya ulaşırken parçacıklarla nasıl etkileşime girdiğini inceleyerek tespit edilmişti.

Avustralya’daki ASKAP radyo teleskop dizisi kullanılarak yapılan gözlemler, bu maddenin galaksiler arasındaki iyonize gaz bulutlarında ve kozmik ağın filamanlarında saklandığını göstermişti. Bu keşif, kayıp baryon problemini çözmeye yönelik önemli bir adım olarak değerlendirmişti.

Nature Astronomy dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, kayıp baryonların galaksilerin çevresindeki iyonize hidrojen bulutlarında bulunduğunu doğruladı. Kozmik mikrodalga arka plan ışımasını (CMB) kullanarak geliştirilen yeni bir yöntemle, bu görünmez gaz bulutlarının konumu tespit edildi. Bu bulgular, galaksi oluşumu ve evrenin evrimine dair yeni bilgiler sunuyor.

Araştırma, evrenin sıradan maddesinin (baryonların) yaklaşık yarısının galaksiler arasındaki kozmik ağın filamanlarında bulunduğunu gösteriyor. FRB’lerin sinyallerinin uzaydaki bu maddelerle etkileşime girerek dağılmasını inceleyen yöntem, kayıp madde problemini çözmede kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Her iki çalışma da, evrendeki sıradan maddenin (baryonik madde) büyük bir kısmının galaksiler arasında dağınık halde bulunduğunu ve doğrudan gözlemlenemese de dolaylı yöntemlerle tespit edilebildiğini gösteriyor. Bu keşifler, evrenin yapısını ve kozmik ağı haritalandırma çabalarında önemli bir ilerleme sağlıyor.

Paylaşın

İş Arayan Her Dört Kişiden Biri Üniversite Mezunu

2 milyon 161 bin 561 kişinin Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yayımladığı verilere göre, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 32’ye ulaştı. Bu oran, hem istihdamda olmayanları hem de iş bulma umudunu yitirmiş, çalışmaya hazır ancak başvuru yapmayan bireyleri kapsıyor. Geniş tanımlı işsiz sayısı toplamda 13 milyona yükselirken, bu sayı son bir yılda 2.2 milyon, son bir ayda ise 1.2 milyon kişi arttı.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından açıklanan 2025 Ocak-Mayıs dönemi verileri ise işsizliğin yapısal boyutunu gözler önüne serdi. 2 milyon 161 bin 561 kişinin İŞKUR’a iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

İŞKUR’da kayıtlı olan üniversite mezunu iş arayanların dağılımı şöyle:

Önlisans mezunu: 245.414 kişi
Lisans mezunu: 265.408 kişi
Yüksek lisans mezunu: 12.290 kişi
Doktora mezunu: 495 kişi

Bu verilere göre toplam 523.608 üniversite mezunu, İŞKUR kapısında iş bekliyor. Dahası, bu mezunların 59.208’i bir yıldan uzun süredir iş arıyor.

Sözcü’nün haberine göre; İŞKUR verileri, hangi meslek gruplarında daha fazla işe yerleştirme yapıldığını da gösteriyor. İlk sırada 45.843 kişiyle turizm ve otelcilik elemanlığı yer aldı. Bu mesleği, 37.133 kişiyle silahsız özel güvenlik görevlisi, 18.165 kişiyle reyon görevlisi, 17.719 kişiyle güvenlik görevlisi ve 14.963 kişiyle konfeksiyon işçisi takip etti.

3 bin kişilik kadroya 1,6 milyon başvuru

İstihdamdaki umutsuz tablo, Sağlık Bakanlığı’nın işçi alımı ilanına yapılan başvurularla da gözler önüne serildi. Bakanlık, 3.658 kişilik bir alım duyurusunda bulunmuş; bu alımların 3.170’ini temizlik görevlisi kadrosu oluşturmuştu. Ancak bu sınırlı sayıda pozisyon için yapılan başvuru sayısı tam 1.6 milyona ulaştı.

Başvuruların şehir bazlı dağılımı da dikkat çekti:

İstanbul: 94.266 başvuru
Şanlıurfa: 71.838 başvuru
Ankara: 57.726 başvuru

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan “Bölgesel Barış” Çağrısı

Bölgesel gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bölgesel gelişmelere ilişki yazılı açıklama yaptı.

Demirtaş, “Hamaset Değil Cesaret Zamanıdır” başlıklı yazısında “Bizim, bölgesel barışı ilkesel olarak savunma ve bunun için yoğun çaba harcamanın yanı sıra, içeride de birliği ve barışı sağlamakta daha hızlı ve cesur hareket etmemiz gerekir” diyerek yapılması gerekenleri 4 başlıkta sıraladı:

“1- Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve PKK’nin fesih kararıyla birlikte silahsızlanma sürecinin herhangi bir tahriklamaya ya da provokasyona yüz vermeden, etkili ve hızlı şekilde tamamlanması için tüm taraflara düşen büyük görevler düşüyor, cesaret ve feraset gösterilmesi gerekiyor.

2- İç cepheyi güçlendirme amacına da adalet duygusunun gelişmesine de hizmet etmediği açık olan siyasi görünümlü yargı tacizlerine kesinlikle son verilmelidir. Ortada bir suç isnadı varsa bunun, tarafsızlığı ve bağımsızlığı sorgulanmayacak başsavcılar, savcılar ve yargıçlar eliyle yürütülmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

Seçilmiş belediye başkanları ve bürokratların tutuksuz yargılanmaları iç hukukumuzun da gereğidir ve bu konuda artık somut mesafe kat edilmeli, tahliyeler sağlanmalı, adil bir yargı süreciyle de davalar en hızlı şekilde sonuçlandırılmalıdır. Orta Doğu’daki ateş devasa bir yangına dönüşürken toplumu dışlayacak böylesi tutumlarda ısrar edilmemelidir.

3- Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir. Bizler Türkiye toplumunun her bir bireyine birer birer olacağız; olası risklere, saldırılara, provokasyonlara karşı gerektiğinde Edirne’den Hakkari’ye kadar 85 milyonluk bir halk olarak direneceğiz; ortak vatanımızı, canımız pahasına savunacağız.

Kendi iç sorunlarımızı da kendi aramızda, karşılıklı güven çerçevesinde ve “kardeşlik ruhuyla” çözeceğiz. Bunun dışındaki her arayış sadece felaket getirir. Bu konuda ezberci, öfkeli, intikamcı ve kindar hiçbir yaklaşıma prim vermeyecek, cesur ve samimi olacağız.

4- Orta Doğu yangınının kısa sürede sönmeyeceğini öngörerek kısa, orta ve uzun vadeli bir iç ve dış ortak politika hattının belirlenmesi ve her siyasi grubun bu hattı gönül rahatlığıyla savunabilmesi için Cumhurbaşkanı’nın davetiyle, TBMM’de tüm siyasi parti genel başkanlarıyla bir çalışma toplantısının en kısa zamanda yapılması yararlı olacaktır.

Belirttiğim noktaların hiçbiri iç politikada nezakete dayalı demokratik muhalefetin ve iktidarın denetlenmesinin, eleştirilmensinin önünde engel değildir. Birlik ve beraberlik ancak çoğulculuk ve eleştirel aklın özgürce işlemesiyle mümkündür.

Bizler barışı, özgürlüğü ve eşitliği bir arada savunacağız. Mazlum coğrafya Türkiye’dir; demokrasi, barış ve adaletin inşa edilmesi halinde bu unvan son bulacak, tüm dünya halkları için umut olacaktır. Bu kasırga bir gün elbette dinecek ve bizler bu toprakların kadim halkları olarak burada, bir arada, özgür ve eşit yaşayacağız.”

Paylaşın

Cezaevlerinde Kaç Kişi Açlık Grevinde?

CHP Milletvekili İnan Akgün Alp, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a, “Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında başlatılmış bir açlık grevi var mıdır? Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?” sorularını yöneltti.

“Kuyu tipi” olarak adlandırılan yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına karşı başlatılan açlık grevlerine ilişkin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle önerge veren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, “Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?​” diye sordu.

Evrensel’in aktardığına göre; Alp, şunları kaydetti: “Cezaevlerimizdeki tutuklu ve hükümlü sayısı 400 bini çoktan aştı. Bu sayı kapasitenin çok üzerinde. İnfaz rejimiyle ilgili düzenlemeler yapıldı fakat kamuoyunu yeterince tatmin etmedi, yeni bir paket beklentisi var. Çok sayıda tutuklu ve hükümlünün açlık grevinde olduğu ve bu grevlerin 200. gününe yaklaştığına dair çok sayıda mektup alıyoruz. Sayın Adalet Bakanına bir soru önergesi verdik ve bunun cevabını bekliyoruz.”

Alp, önergesinde ise şunları sordu:

Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında başlatılmış bir açlık grevi var mıdır?
Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?
Açlık grevine katılanların talepleri nelerdir?
Adalet Bakanlığı bu taleplerin karşılanmasına veya sorunların çözümüne dönük bir çalışma yürütmekte midir?
Açlık grevindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumları izlenmekte midir? Herhangi bir sağlık sorunu yaşanmış mıdır?

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Yüzde 28,96

Tarımda üretici enflasyonu mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,23, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,56, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,96 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,21 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre, Tarımda üretici enflasyonu mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,23, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,56, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,96 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,21 arttı.

Sektörlerde bir önceki aya göre, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 0,41 azalırken, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 7,85 ve balık ve diğer balıkçılık ürünleri; su ürünleri; balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 11,95 arttı.

Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 7,20 azalırken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 9,38 ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 0,59 arttı.

Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup %87,26 artış ile tropikal ve subtropikal meyveler, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup %14,61 azalış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu.

Paylaşın

Sineklerden Doğal Ve Güvenli Şekilde Nasıl Kurtulabiliriz?

Sinekler, özellikle sayılarının çoğaldığı yaz aylarında büyük bir sıkıntı haline gelebilir. Ticari böcek ilaçları kolayca bulunabilse de, bu ilaçların birçoğu sağlık ve çevre için risk oluşturabilecek zararlı kimyasallar içerir.

Haber Merkezi / Bu sinir bozucu yaratıkları ortadan kaldırmanın birçok doğal yolu var. İşte sineklerden tamamen kurtulmak için doğal çözümler:

Portakal ve karanfil: Portakal kabuğu ve karanfil kombinasyonu sineklere karşı kanıtlanmış iyi bir yöntemdir. Portakal kabuğunu birkaç karanfil ile birlikte pencerelerin, kapıların ve sineklerin sıkça göründüğü yerlerin yakınına koyun.

Limon ve karanfil: Bir limonu ikiye bölün ve içine 5 – 7 adet kuru karanfil saplayın. Bu “sinek bombalarını” mutfak pencere kenarlarına, girişe veya yemek masasına koyun. Sinekler sitrik asit ve baharat kombinasyonunun aromasını sevmezler, bu yüzden evden uzak dururlar.

Esansiyel yağlar: Limon otu, nane veya okaliptüs yağları sinek kovucu özellikleriyle bilinir. Pamuklu çubukları veya mendilleri bunlara batırın ve sineklerin toplandığı yerlere yerleştirin. Zemini silmek için kullanılan suya birkaç damla da ekleyebilirsiniz. Doğal aromalar görünmez ama çok etkili bir sinek kovucu duvar oluşturur.

Sirke: Küçük bir kavanoz alın, içine elma sirkesi dökün ve üzerini delikli streç filmle kapatın. Sirke kokusu sinekleri çeker, kavanozun içine girerler ama dışarı çıkamazlar.

Bitkiler: Lavanta, nane, fesleğen ve kedi nanesi sadece iç mekanı süslemekle kalmaz, aynı zamanda sinekleri de kovabilir. Bunları pencere kenarındaki, ön kapının yakınındaki veya balkondaki saksılara ekin.

Temizlik: Sinekler yemek artıklarını, kırıntıları, çöpleri ve kirli bulaşıkları sever. Düzenli temizlik, sinekler olmadan huzurlu bir yaza doğru atılan ilk adımdır.

Paylaşın

Anormal Uterin Kanama Nedir? Nedenleri, Tanısı Ve Tedavisi

Kadınların adet döngüleri ortalama 11-12 yaşından 50 yaşına kadar devam eder. Bu süre boyunca kadınların normal döngüleri dışında birkaç kanama atağı geçirmeleri muhtemeldir. Kanama gün sayısında artış, pıhtılarla birlikte yoğun kanama, ilişkili ağrı veya veya kanama düzensiz olabilir.

Haber Merkezi / Bir kadının adet kanamasının 7 güne kadar sürmesi normaldir. Anormal kanama, adet dönemi düzenli olmadığında (kanama normalden uzun olduğunda), normalden daha yoğun olduğunda veya kanama kalıpları değiştiğinde meydana gelebilir. Ortalama döngü yaklaşık 28 gün sürer, ancak daha kısa veya daha uzun olabilir. Döngü 35 günden uzun veya 21 günden kısaysa anormal kabul edilir. Anormal uterin kanama şunları içerir:

Adet dönemleri arasında kanama
Cinsel ilişkiden sonra kanama
Adet döngüsünün herhangi bir anında lekelenme
Normalden daha ağır veya daha uzun süren kanama
3 normal döngü veya 6 ay boyunca adet görmeme

Anormal kanama her yaşta meydana gelebilir. Bir kadının hayatında, adetinin biraz düzensiz olmasının yaygın olduğu zamanlar vardır. Genellikle,  adet görmeye başladıktan sonraki ilk birkaç yıl (yaklaşık 9 ila 16 yaş) boyunca adetler düzenli olmaz. Menopoza yaklaştıkça (yaklaşık 50 yaş) bir kadının adet döngüsünün kısalması normaldir.

Anormal kanamanın birçok nedeni vardır. Bu sorunlardan bazıları ciddi değildir ve ilaçla kolayca tedavi edilebilir. Hepsi kontrol edilmelidir. Bu, vücut belirli bir hormonu çok fazla veya yetersiz ürettiğinde olabilir. Rahim içi cihazlar veya oral kontraseptif haplar gibi bazı doğum kontrol yöntemleriyle ilişkili sorunlar da anormal kanamaya neden olabilir. Gebelikle ilgili nedenler de anormal kanamadan sorumludur. Bazen neden rahimdeki tümörler veya hatta kanser olabilir.

Anormal kanamanın nedenini teşhis etmek için, fiziksel muayene ile ayrıntılı bir öykü esastır. Rahimdeki sorunları ekarte etmek için ek kan testleri ve ultrason gerekebilir. Desen 4-6 ay boyunca mevcutsa, sorun hakkında iyi bir fikir verdiği için adet takvimi tutmak faydalıdır. Tiroid muayenesi de önemlidir çünkü tiroid hormonlarının salgılanmasındaki anormallikler anormal kanamanın nedeni olabilir. Bunun dışında, tanı koymak için rahim boşluğunun histeroskopisi (endoskopik değerlendirmesi) veya D&C gerekebilir. Bazen diğer nedenleri ekarte etmek için laparoskopi gerekir.

Anormal kanamanın tedavisi, neden, yaş, kanamanın şiddeti ve kişinin gelecekte hamile kalmak isteyip istemediği dahil olmak üzere birçok faktöre bağlıdır. Hormonlarla veya diğer ilaçlarla tedavi edilebilir veya ameliyat gerekebilir. İlaçların işe yarayıp yaramadığını görmek için birkaç döngüye ihtiyaç duyulur. Tedavinin ilk aşaması, adet sırasında alındığında ağrıyı ve kanamayı azaltmaya yardımcı olan hormonal olmayan ilaçlardır. Eğer bu işe yararsa, adet dönemleri sırasında birkaç döngü boyunca bunların alınması gerekebilir.

Hormonlar, hormonal dengesizlik veya eksiklik şüphesi varsa ihtiyaç duyulabilecek diğer ilaçlardır. Progesteron (bir hormon türü) endometrial hiperplaziyi önlemeye ve tedavi etmeye yardımcı olabilir. Hormonların kanamayı kontrol altına alması birkaç ay sürebilir. Anormal uterin kanaması olan az sayıda kadın, kanamaya neden olan büyümeleri (miyomlar veya polipler gibi) çıkarmak için ameliyata ihtiyaç duyabilir.

Paylaşın

Absans Nöbeti Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Absans nöbetleri, kısa bir sessizlik veya boşluğa bakma dönemiyle karakterizedir. Diğer nöbet türleri gibi, bir kişinin beynindeki kısa süreli anormal elektriksel aktivite tarafından tetiklenirler.

Haber Merkezi / Absans nöbeti, beynin her iki tarafında aynı anda ortaya çıkan, yaygın başlangıçlı nöbetler olarak sınıflandırılır.

Absans nöbetlerinin yaygın belirtileri nelerdir?

Yüzde birkaç saniye süren boş bir ifade aramak, absans nöbetinin en yaygın belirtisidir. Absans nöbeti geçiren kişiler konuşmaz, dinlemez veya ne olduğunu anlamaz gibi görünür.

Diğer belirti ve semptomlar şunlardır:

Tamamen hareketsiz olmak
Ağızla çiğneme hareketi yapmak
Göz kapağı seğirmesi

Absans nöbetine ne sebep olur?

Nöbetler, beynin sinir hücrelerindeki (nöronlar) anormal elektriksel uyarılar nedeniyle oluşur. Beyindeki nöronlar, sinapslar boyunca elektriksel ve kimyasal uyarılar iletir.

Nöbet geçiren kişilerde beynin normal elektriksel aktivitesi değişir. Absans nöbeti sırasında bu elektrik sinyalleri üç saniyelik bir düzende tekrar tekrar eder.

Mevcut tedavi seçenekleri nelerdir?
Absans nöbetleri anti-nöbet ilaçları ile tedavi edilebilir.

Absans nöbetleri nasıl önlenir?

En etkili tedavi stratejilerinden biri ilaçların tam olarak doktorun önerdiği şekilde almaktır. Ancak absans nöbetlerini önlemeye yardımcı olmak için yapabilecek bazı yaşam tarzı değişiklikleri de vardır. İşte bunlardan bazıları:

Bol bol dinlenme,
Kaygıyla başa çıkmak için yeni yöntemler bulma,
Dengeli beslenme,
Düzenli egzersiz.

nel Başkanı Meral Akşener’i aradı. Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Akşener’i İYİ Parti 2. Olağanüstü Kurultayı’nda yeniden Genel Başkan seçilmesinden dolayı kutladı.

Meral Akşener, İYİ Parti’nin 2. Olağanüstü Kurultayı’nda geçerli 881 oyun tamamını alarak yeniden genel başkan seçilmişti.

Paylaşın

İsrail, İran’ın Nükleer Programına Ne Kadar Zarar Verdi?

Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (UAEA) ölçütlerine göre, İran’ın dokuz nükleer silah üretmeye yetecek oranda yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu tahmin ediliyor.

Haber Merkezi / Yetkililer, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun çoğunun UAEA kontrolü altında İsfahan’da depolandığını söylüyor. IAEA, uranyumun nerede depolandığını bildirmiyor ve saldırılardan etkilenip etkilenmediğini de açıklamıyor.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırılar, İran’ın nükleer programına sınırlı ancak hedef odaklı hasar verdi. UAEA ve diğer kaynaklara göre, Natanz Nükleer Tesisi’nin yer üstü tesisleri ve elektrik altyapısı ciddi şekilde zarar gördü.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, Natanz’daki tesisin bir bölümünün ve elektrik altyapısının imha edildiğini, bu durumun yer altındaki santrifüj odalarına güç sağlayan sistemlere zarar verebileceğini belirtti. Ancak, yer altındaki santrifüj odalarına doğrudan fiziksel bir saldırı olmadığı ve Natanz dışındaki Fordo, İsfahan ve Buşehr tesislerinde önemli bir hasar tespit edilmediği açıklandı.

İsfahan’daki Uranyum Dönüştürme Tesisi ve Yakıt Plakası Üretim Tesisi gibi bazı kritik binaların hasar gördüğü bildirilse de, saha dışı radyasyon sızıntısı olmadığı ve radyolojik risklerin kontrol altında olduğu belirtildi. İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Fordo’daki hasarın sınırlı olduğunu ve önemli ekipmanların önceden taşındığını iddia etti, bu da hasarın etkisini azalttığını öne sürüyor.

İsrail, Natanz’daki tesislere “önemli ölçüde zarar verdiğini” ve nükleer programı birkaç yıl geriye ittiğini savunsa da, uzmanlar İran’ın yer altındaki güçlendirilmiş tesislerinin (özellikle Natanz ve Fordo) nükleer kapasitesinin büyük ölçüde korunduğunu belirtiyor. UAEA’ya göre, İran’ın elinde 9 nükleer bomba üretebilecek kadar zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor, ancak bu kapasitenin doğrudan silah üretimine dönüştürülmediği biliniyor.

Saldırılar, Natanz’daki yer üstü altyapısına ve bazı İsfahan tesislerine zarar verse de, İran’ın nükleer programının temel unsurları olan yer altı tesisleri ve uranyum stokları büyük ölçüde sağlam kalmış durumda.

Paylaşın