Yüksek Tansiyonu Olan Yaşlıların Uzak Durması Gereken Yiyecekler

Yaşlılar arasında yaygın bir sağlık sorunu olan yüksek tansiyon, hipertansiyon olarak da bilinir. Sorun, tedavi edilmezse kalbe yük bindirebilir, kan damarlarına zarar verebilir ve kalp krizi, felç ve böbrek sorunları riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Yüksek tansiyonu (hipertansiyon) olan yaşlıların kan basıncını kontrol altında tutmak için bazı yiyeceklerden kaçınması veya tüketimini sınırlaması önemlidir. İşte bu grup için dikkat edilmesi gereken yiyecekler:

Tuz (sodyum): İşlenmiş gıdalar (konserve çorbalar, turşu, zeytin, tuzlu atıştırmalıklar), fast food, salam, sosis gibi şarküteri ürünleri ve hazır soslardan uzak durulmalı ve günlük sodyum alımı 1500-2300 mg ile sınırlandırılmalıdır (WHO ve AHA önerisi).

Yağlı ve işlenmiş etler: Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi yüksek sodyum ve doymuş yağ içeren ürünlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca, kırmızı etin yağlı kısımları da kan basıncını olumsuz etkileyebilir.

Şekerli ve işlenmiş karbonhidratlar: Şekerli içecekler (kola, meyve suları), tatlılar ve beyaz unla yapılmış ürünler (hamur işleri, kek) kilo alımına ve dolaylı olarak tansiyon artışına neden olabilir. Bunların yerine tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir.

Kafeinli içecekler: Aşırı kahve, enerji içecekleri veya kafeinli çay, bazı kişilerde kan basıncını geçici olarak yükseltebilir. Günde 1-2 fincan kahve veya çay genellikle tolere edilebilir, ancak doktor tavsiyesi önemlidir.

Alkol: Aşırı alkol tüketimi kan basıncını yükseltir. Yaşlılar için alkol alımı sınırlandırılmalı (kadınlar için günde 1, erkekler için 2 birimden fazla olmamalı).

Yüksek yağlı süt ürünleri: Tam yağlı peynir, krema ve tereyağı gibi doymuş yağ içeriği yüksek ürünler kolesterolü ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Bunların yerine az yağlı veya yağsız süt ürünleri tercih edilmeli.

Kızartmalar ve trans yağlar: Patates kızartması, cips, margarin içeren ürünler ve fast food yiyecekler damar sağlığını bozabilir ve tansiyonu artırabilir.

Paylaşın

Taliban, Kadınları Yaşamdan Siliyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Taliban’ın kadınları ve kız çocuklarını kamusal yaşamdan dışlamasını sert bir dille kınayarak, durumun ciddi bir insan hakları krizini temsil ettiğini söyledi.

Haber Merkezi / Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 59. oturumunda konuşan Türk, Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı yeniden ele geçirmesinden bu yana kız çocuklarının altıncı sınıftan sonra okula gitmesini yasaklamakla kalmayıp, aynı zamanda kadınların seslerini susturduğunu, eğitimden, istihdamdan, siyasi katılımdan ve birçok kamusal alana erişimden mahrum bıraktığını ifade etti.

Taliban’ın küresel etkileri olan insan hakları acil durumu oluşturduğu uyarısında bulunan Volker Türk, “Afganistan’da yaşananlar sadece Afgan halkı için bir trajedi değil, aynı zamanda uluslararası toplumun insan haklarının evrenselliğine olan bağlılığının da bir sınavıdır” dedi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür. İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

İsrail’in Yeni Savunma Sistemi: Demir Işın

İsrail, “Demir Kubbe” sistemini yeni bir lazer savunma silahı olan “Demir Işın”, ile tamamlamak istiyor. Demir Işın, düşük maliyet ve yüksek etkinlik avantajıyla modern hava savunmasında çığır açmayı hedefliyor.

Haber Merkezi / Ancak, lazer sistemlerinin doğrudan görüş hattı gerektirmesi ve atmosferik koşullardan etkilenmesi gibi sınırlamaları bulunuyor.

Demir Işın (Iron Beam), İsrail merkezli Rafael Advanced Defense Systems tarafından geliştirilen ve 11 Şubat 2014’te Singapur Airshow’da tanıtılan bir yönlendirilmiş enerji silahı hava savunma sistemidir. Sistem, kısa menzilli roketler, topçu mermileri, havan topları ve insansız hava araçlarını (İHA) etkisiz hale getirmek için tasarlanmıştır.

7-10 km menzile sahip yüksek enerjili fiber optik lazerler kullanarak hedefleri imha eden Demir Işın, İsrail’in çok katmanlı füze savunma sisteminin bir parçası olarak Demir Kubbe (Iron Dome), Arrow 2, Arrow 3 ve Davud Sapanı (David’s Sling) ile entegre bir şekilde çalışır.

Sistemin özellikleri ve avantajları:

Lazer teknolojisi: İki yüksek enerjili fiber lazer, hedefe dört saniye gibi kısa bir sürede etki ederek imha sağlar. Lazer ışınları görünmez dalga boyunda çalışır, bu nedenle gökyüzünde iz bırakmaz.

Maliyet etkinliği: Her atışın maliyeti yaklaşık 2 bin dolar olup, Demir Kubbe’nin 20 bin ile 50 bin dolarlık füze başı maliyetine kıyasla çok daha düşüktür. Mühimmat yerine elektrik enerjisi kullanan sistem, sınırsız atış kapasitesi sunar.

Mobilite ve entegrasyon: Sistem başlangıçta mobil olarak tasarlanmış, ancak ağırlık ve güç gereksinimleri nedeniyle sabit platformlara entegre edilmiştir. Bir batarya, hava savunma radarı, komuta-kontrol (C2) birimi ve iki yüksek enerjili lazer (HEL) sisteminden oluşur.

Hedefler: Sistem, kısa menzilli roketler, İHA’lar, havan mermileri ve gemisavar füzelere karşı etkilidir.

Sistem, 14 yıllık katı hal lazer araştırmalarına dayanır ve 2016’dan itibaren İsrail Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilmektedir. ABD de projeye mali destek sağlamakta, özellikle Rafael ve Lockheed Martin iş birliğiyle sistemin gücünü 300 kW’a çıkarma çalışmaları yapılmaktadır.

2023’te Gazze Şeridi’nde test için konuşlandırıldığı belirtilmiş, ancak sistemin tam operasyonel hale gelmesi için 2025 Ekim ayı hedeflenmektedir. İsrail, 2024’te sistem için 530 milyon dolar bütçe ayırmıştır.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun “Akın Gürlek” Davası 16 Temmuz’a Ertelendi

Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i “tehdit edip, hedef gösterdiği” iddiasıyla açılan dava 16 Temmuz saat 10.00’a erteledi. İmamoğlu için 7 yıl 4 aya kadar hapis cezası isteniyor.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle açılan davanın ikinci duruşması Silivri’de görüldü.

Ekrem İmamoğlu savunmasında, “İstanbul’u bu zihniyete karşı tam üç kez kazandığım için bu zindandayım. 16 milyon kişiye ayırmadan, insanlığa hizmete kutsal bir çerçeveden bakan, herkesin derdine ortak olan halkçı bir belediyecilik yaptığımız için buradayım. Ön seçimde dünya tarihinde ilk kez 15,5 milyon kişinin oyunu alarak cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım” dedi. Savunmasında birçok kez “Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz” ifadesini kullanan İmamoğlu, bunun nasıl yapıldığını örnekleriyle anlattı.

İmamoğlu’nun savunmasının ardından avukatları, savcılığın esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma için ek süre talep etti. 10 gün süre veren mahkeme heyeti, duruşmayı 16 Temmuz saat 10.00’a erteledi.

Neden yargılanıyor?

Ekrem İmamoğlu, 20 Ocak’ta Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması Paneli’nde CHP Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’ın gözaltına alınması üzerinden Akın Gürlek’e seslendi ve şunları söyledi:

“Cem Aydın’ı ifade için çağırıyorsun. Evine baskın yapıyorsun. Senin amacın milletin gözünü korkutmak. Başsavcı sana söylüyorum. Senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına kimse dayanmasın.”

Bunun üzerine hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma davaya dönüştü. İddianamede ‘kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret’, ‘tehdit’ ve ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’ suçlandı ve 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Özgür Özel hakkında da Akın Gürlek’le ilgili soruşturma

CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında da Başsavcı Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle soruşturma Ankara’da başlatılmıştı.

Özel’in Akın Gürlek’e yönelik “Akın sert kayaya çarptın oğlum. Aklını başına al Akın… Bir daha görmeyeceğim… O haysiyetsizliği bir daha görmeyeceğim” şeklindeki sözlerinin “suç işlemeye tahrik, kamu görevlisine hakaret ve tehdit suçlarını oluşturduğu” sözleri soruşturmaya konu olmuştu.

Paylaşın

DEM Partili Temelli’den “Süreç” İçin Komisyon Çağrısı

DEM Partili Sezai Temelli, PKK’nın silah bırakma ve fesih kararı sonrası gelişen sürece ilişkin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a Meclis’te komisyon kurulması için harekete geçme çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenen Temelli, “Türkiye’de sağlanacak olan Kürt barışının bölgeye olacak etkilerini uzun zamandır dile getiriyoruz. Kürt meselesi demokratik bir çözüme kavuşursa bu anlamda kalıcı bir barış inşa edilebilirse bölge halklarının kurtuluşu da buradan geçer. Filistin halkının da bölgedeki tüm halkların da kurtuluşu buradan geçiyor. Yoksa İran ve İrail gibi rejimilerden geçmiyor. Bugün için Türkiye için çok riskler birikmiş durumda. Bu risklere karşı yegane gücümüz barıştır. Bu vesileyle çağrımızı yineliyoruz; gelin demokratik toplum çağrısına, kalıcı barış mücadelesine destek verin. Bu anlamıyla üzerimize düşen sorumluluklar var. Diplomasi alanında yapılacaklar var ama Meclisin de yapması gerekenler var. Meclis torba yasaların içinde boğulmaya devam ediyor. Oysa Meclis demokratik toplum ve barış konusunda inisiyatif alma günlerini yaşıyor.” dedi.

“Meseleye özgü Meclis komisyonu kurulmalı”

İnisiyatif alınması ve adım atılmasını isteyen Temelli komsiyonun yapısına dair ise şunları söyledi: “Meseleri birbirine karıştırmamız gerekiyor. Bu konuda çalışacak komisyon kendisini bu konuda yetkinleştirmeli ve etkili bir çalışmayı ortaya koymalıdır. Yok anayasa yok başka meselelermiş, her şeyi birbirine karıştırıp hareketsiz hale gelmememiz lazım. Anayasa çalışmaları da muhakkak yapılabilir diğer çalışmalar da yapılabilir ama bu meseleye özgü bir çalışma için Meclis komisyonu önemlidir.”

Hasta tutukluların durumuna değinen Temelli yargı paketindeki eksiklikleri eleştirdi, “Nihat Genç 30 yılı doldurmasına rağmen iyi halli olmadığı gerekçesiyle bırakılmadı. İnsanlara ‘pişman mısınız’ diyerek kimliğini değiştiremezsiniz..” diye konuştu.

Gazetecilerin İmralı görüşmesinin ne zaman gerçekleşeceği sorusu üzerine “Başvuruyu yaptık cevap bekliyoruz.” diye yanıt verdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Araştırma: Balıklar Yakalandıktan Sonra 20 Dakika Boyunca Yoğun Acı Çekiyor

Yakın zamanda yayınlanan bir araştırma, beslenmek için avlanıp öldürülen balıkların, boğma gibi yöntemlerle öldürüldüklerinde, 2 ila 20 dakika arasında dayanılmaz bir acı çektiğini ortaya koydu.

Scientific Reports adlı akademik dergide yayımlanan araştırma, balıkların kesim sırasında yaşadığı gizli acıyı ortaya koyuyor ve onların refahını iyileştirmek için çözümler sunuyor.

Araştırmacılar, bu bulguların her yıl insan tüketimi için öldürülen 2,2 trilyon vahşi ve 171 milyar çiftlik balığının refahını iyileştirmeye yardımcı olacağını umuyor.

Çalışmada bilim insanları, balıkların havayla boğulması diye adlandırılan yaygın bir kesim yöntemine odaklandı. Hayvan refahı grupları, bu süreçte balıkların bilincini kaybetmesi için önemli miktarda zaman geçmesi nedeniyle, balıkları oksijensiz bırakmayı içeren bu yöntemi insanlık dışı diye niteledi.

Araştırmacılar, gökkuşağı alabalığının bu süreçte ortalama 10 dakika boyunca şiddetli acı çektiğini ve balıkların boyutu ve su sıcaklığı gibi faktörlere göre bu sürenin 2 ila 22 dakika olduğunu tespit etti.

“Boğulma sırasında ortaya çıkan stres tepkilerini inceleyen araştırmalar doğrultusunda, her alabalığın 10 dakika orta ila şiddetli acı çektiğini tahmin ediyoruz” diye yazdılar.

Çalışma, balıkların yakalandıktan sonra buzlu suda soğutulmasının daha da büyük bir acı yüküne neden olabileceği uyarısında bulundu. “Metabolik süreçleri yavaşlatarak, düşük sıcaklıklar bilinç kaybına kadar geçen süreyi uzatabilir” diye belirtildi.

Diğer müdahalelere bakıldığında araştırmacılar, doğru uygulandığında elektrikle bayıltmanın, balıkların kesilmesi için harcanan her ABD doları başına balıkların yaşadığı orta ila aşırı ağrıyı 1 ila 20 saat önleyebileceğini buldu.

Araştırmacılar, özel cihazlarla hayvanın kafasına darbeyi içeren vurarak bayıltma adlı başka bir yöntemin balıkları fazla acı çekmeden hızlıca öldürebildiğini ancak “uygulama zorluklarının” bulunduğunu belirtti. Nakliye sırasında balıkların sıkışık tutulması gibi diğer kesim öncesi uygulamaların balıkların daha da fazla acı çekmesine neden olabileceğini eklediler.

Çalışma ayrıca, hayvanların çeşitli acı veya refah durumlarında geçirdiği toplam süreyi tahmin ederek hayvan refahını ölçen yöntem Refah Ayak İzi Çerçevesi’nin kullanımını da vurguladı.

Bu yöntem, farklı hayvan refahı müdahaleleri arasında doğrudan karşılaştırma yapmak için zaman bazlı değerleri öznel deneyimlere uyguluyor.

Çalışmanın yazarlarından Wladimir Alonso, “Refah Ayak İzi Çerçevesi, hayvan refahını değerlendirmek için titiz ve şeffaf, kanıta dayalı bir yaklaşım sunuyor ve en büyük etkiyi elde etmek adına kaynakların nereye tahsis edileceğine dair bilinçli kararlar alınmasını sağlıyor” dedi.

Bu bulgular, maliyet-fayda kararlarına rehberlik etmek ve alabalık kesim düzenlemeleri ve uygulamaları hakkında bilgi vermek için şeffaf, kanıta dayalı ve karşılaştırılabilir ölçütler sağlıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Nükleer Silah Geliştirme Hedefimiz Yok

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, nükleer silah geliştirme hedeflerinin olmadığını belirterek, nükleer enerji ve araştırma hakkından feragat etmeyeceklerini söyledi.

İran, Pazartesi sabah erken saatlerde bir kez daha İsrail’i füze saldırılarıyla hedef alırken Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan İran meclisinde bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, “Nükleer silah geliştirme hedefimiz yok” diyen Pezeşkiyan, “Nükleer enerji ve araştırma hakkımız var ve biz hiç kimsenin bu hakkı elimizden almasına izin vermeyeğiz” ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan ayrıca İran halkına İsrail’e karşı birlik olma ve direniş gösterme çağrısında bulundu.

Her türlü görüş ayrılığı ve sorunun bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Pezeşkiyan, “İsrail’in soykırım suçu niteliğindeki saldırganlığına karşı birlik ve beraberlik içinde güçlü bir şekilde durmalıyız” dedi.

“Bedelini Tahran sakinleri ödeyecek”

Bu sabah saatlerinde İsrail’den de art arda açıklamalar geldi. İsrail ordusu, İran’ın başkenti Tahran’daki Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü karargahı ile İran ordusuna ait komuta merkezinin İsrail hava kuvvetleri tarafından vurulduğunu duyurdu.

İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamayla Tahran kenti sakinlerini uyardı. İran’ın İsrail’de sivilleri hedef aldığına vurgu yapan Katz, bunun bedelini Tahran sakinlerine ödeteceklerini ifade etti.

“Tahran’ın kibirli diktatörü korkak bir katile dönüştü” diyen Katz, “İran’ın, askeri yeteneklerini felce uğratan İsrail’i caydırmak için İsrailli sivillerin evlerine ateş açtığını” kaydetti. Bakan Katz ayrıca, “Tahran sakinleri bunun hesabını ödeyecek, hem de çok yakında” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Pezeşkiyan İle Görüştü: Türkiye, Rol Üstlenmeye Hazır

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşen Erdoğan, Türkiye’nin çatışmaların sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönüş sürecinde kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Bölgesel barış ve istikrarın korunmasına büyük önem verdiklerini dile getiren Erdoğan, lider diplomasisi kapsamında yoğun temaslarını sürdürdüğünü aktardı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İletişim Başkanlığı’ndan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Görüşmede İsrail ile İran arasındaki çatışma, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Erdoğan görüşmede, İsrail ve İran arasındaki çatışmalı süreç ile ilgili liderlerle bir dizi temas gerçekleştirdiğini, çatışmaların bir an önce sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönülmesi için Türkiye’nin kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Erdoğan, Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrarın korunmasına verdiği önemin altını çizdi.

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşmede, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ve özellikle Ortadoğu’da tırmanan kriz masaya yatırıldı.

Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin ilk günden bu yana şiddetin durdurulması ve tansiyonun düşürülmesi için yoğun diplomatik çaba harcadığını vurgulayarak, İran ile yaşanan gerilimin çözümünün ancak diyalog ve diplomasiyle mümkün olabileceğini ifade etti. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yalnızca bu iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeline sahip olduğunu dile getiren Erdoğan, Netanyahu hükümetinin hukuk tanımaz politikalarının uluslararası güvenlik açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Görüşmede, İsrail’in saldırıları nedeniyle dikkatlerin Gazze’de yaşanan insani felaketten uzaklaştırılmaması gerektiğine de dikkat çeken Erdoğan, Tel Aviv yönetiminin bölgesel oldubittilere yönelme ihtimaline karşı da uyarılarda bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise, çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi ve diplomatik kanalların yeniden işler hâle getirilmesi gerektiği konusunda Erdoğan ile aynı görüşü paylaştığını söyledi. İki lider, bölgesel barışın sağlanması için uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Beşiktaş’ın Borcu 16 Milyar Lirayı Aştı

Beşiktaş Kulübü Denetim Kurulu Üyesi Kerem Akbaş, kulübün borcunun 28 Şubat 2025 tarihi itibarıyla toplam 16 milyar 463 milyon 665 bin 972 lira olduğunu kaydetti.

Beşiktaş Kulübü 2025 Yılı 2. Olağan Divan Kurulu Toplantısı, İstanbul Kongre Merkezi Üsküdar Salonu’nda düzenleniyor. Toplantıda kulübün borcu da açıklandı.

Beşiktaş Kulübü Denetim Kurulu Üyesi Kerem Akbaş, kulübün borcunun Şubat 2025 itibarıyla 16 milyar 463 milyon 665 bin 972 TL olduğunu belirtti. Bir önceki divan kurulunda borç, 31 Aralık 2024 tarihli olarak 15 milyar 65 milyon 312 bin 308 TL şeklinde duyurulmuştu.

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, yakın zamanda basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık” demişti.

Beşiktaş, 2024 – 2025 sezonunu 62 puanla 4. sırada bitirmişti.

Paylaşın

Süpernovalar Dünya’da İklim Değişikliğini Tetikleyebilir Mi?

Büyük bir yıldız süpernova adı verilen parlak bir ışıkla patladığında, uzaya yüksek enerjili parçacıklardan oluşan bir dalga gönderir. Bu parçacıklar binlerce ışık yılı yol kat ederek güneş sistemlerini geçebilir ve hatta Dünya’ya bile ulaşabilir.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırma, bu kozmik patlamaların geçmişte Dünya’da ani iklim değişikliklerine yol açmış olabileceğini öne sürüyor.

Royal Astronomical Society’nin Monthly Notices dergisinde yayımlanan araştırmada, Arktik ve Alpin Araştırma Enstitüsü’nde (INSTAAR) araştırma görevlisi olan Robert Brakenridge, süpernovaları Dünya iklimindeki ani değişimlerle ilişkilendiren yeni kanıtlar ortaya koyuyor.

Brakenridge’in araştırması, yakın mesafedeki süpernovaların (örneğin, 50-100 ışık yılı uzaklıkta) yaydığı yüksek enerjili parçacıkların ve kozmik ışınların, Dünya atmosferinde iyonlaşmaya neden olabileceğini öne sürmektedir. Bu iyonlaşma, bulut oluşumunu etkileyerek iklimde ani değişikliklere yol açabilir.

Araştırma, geçmişteki bazı iklim değişimlerinin ve çevresel şokların, süpernova kaynaklı kozmik ışınlarla bağlantılı olabileceğini iddia ediyor. Örneğin, bu tür patlamalar ozon tabakasını zayıflatabilir ve UV radyasyonunun yüzeye ulaşmasını artırarak ekosistemleri etkileyebilir.

Brakenridge, bu etkileri anlamak için jeolojik kayıtlar ve izotop analizleri gibi yöntemler kullanmıştır. Özellikle, geçmişteki süpernova patlamalarının izlerini karbon-14 gibi izotop anomalilerinde aramıştır.

Araştırma, süpernovaların iklim üzerindeki etkilerinin dolaylı olduğunu ve genellikle insan kaynaklı iklim değişikliği gibi modern faktörlerden daha az etkili olduğunu vurguluyor. Ancak, yeterince yakın bir süpernova patlaması, atmosferik ve çevresel dengeleri ciddi şekilde bozabilir.

Brakenridge’in araştırması, süpernovaların Dünya tarihindeki kitlesel yok oluşlarla bağlantısını da araştırıyor. Örneğin, yaklaşık 2,5 milyon yıl önceki bazı çevresel değişimlerin, bir süpernova patlamasıyla ilişkilendirilebileceği öne sürülüyor.

Robert Brakenridge, süpernovaların Dünya’nın iklimi ve çevresi üzerindeki etkilerini araştıran bir bilim insanıdır. Yakın zamanda yayımlanan bir çalışmasında, özellikle son 50.000 yıl içindeki süpernova patlamalarının Dünya’nın atmosferine ve iklimine olan etkilerini incelemiştir.

“Süpernovalar Dünya’nın iklimini etkileyebilir” tartışmaları

Bir süpernova, yakındaki bir yıldızın patlaması sonucu ortaya çıkan muazzam enerji ve radyasyon, Dünya’nın atmosferine ve iklimine çeşitli şekillerde etki edebilir. İşte bu tartışmanın temel noktaları:

Kozmik ışınlar ve bulut oluşumu: Süpernovalar, yüksek enerjili kozmik ışınlar üretir. Bu ışınlar Dünya atmosferine ulaştığında, iyonlaşma yoluyla bulut oluşumunu etkileyebilir. Bulut örtüsündeki artış, Güneş ışınlarının yansımasını artırarak küresel soğumaya (albedo etkisi) neden olabilir. Tersine, bulut örtüsünün azalması ısınmaya yol açabilir. Ancak bu etkinin büyüklüğü ve yönü hâlâ tartışmalıdır.

Ozon tabakasının zayıflaması: Süpernovadan gelen yüksek enerjili gama ışınları veya kozmik ışınlar, atmosferdeki ozon tabakasını tahrip edebilir. Ozon tabakasının incelmesi, daha fazla ultraviyole (UV) ışınının Dünya yüzeyine ulaşmasına neden olur. Bu, ekosistemler ve bitki örtüsü üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir, dolaylı olarak iklim sistemlerini etkileyebilir.

Yakınlık ve şiddet: Bir süpernovanın Dünya üzerindeki etkisi, patlamanın ne kadar yakın gerçekleştiğine bağlıdır. Örneğin, 10-50 parsek (yaklaşık 30-160 ışık yılı) mesafedeki bir süpernova, atmosferi ciddi şekilde etkileyebilir. Daha uzak süpernovalar ise genellikle minimal etkiye sahiptir. Şu anda bilinen yakın yıldızlardan böyle bir tehdit kısa vadede beklenmemektedir.

Geçmişte süpernovaların etkileri: Bilim insanları, geçmişteki bazı kitlesel yok oluş olaylarının (örneğin, yaklaşık 2,5 milyon yıl önceki Pliyosen-Pleistosen sınırı) süpernova kaynaklı kozmik ışın artışlarıyla bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir. Bu olaylar, iklimde ani değişikliklere yol açmış olabilir.

Günümüz bağlamı: Günümüzde insan kaynaklı iklim değişikliği (sera gazları, karbon emisyonları vb.) çok daha baskın bir etkendir. Bir süpernovanın iklim üzerindeki etkisi, ancak çok yakın bir patlama gerçekleşirse belirgin olur. Şu anda böyle bir risk düşük görünmektedir.

Paylaşın