Kronik Böbrek Hastalığını Yavaşlatmak İçin Neler Yapılabilir?

Kronik böbrek hastalığı, böbreklerin kandaki atıkları ve fazla sıvıyı filtreleme özelliğini yavaş yavaş kaybetmesiyle ortaya çıkar. Doğru şekilde yönetilmez ise ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / Hastalığın neden kötüleştiğini ve böbreklerin nasıl korunacağını anlamak, daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin anahtarıdır.

Kronik böbrek hastalığını yavaşlatmanın en önemli yollarından biri kan basıncını kontrol etmektir. Yüksek tansiyon böbreklere yük bindirir ve hasarı hızlandırır. Doktorlar genellikle böbrek hastalığı olan kişilerde kan basıncını 130/80 mmHg’nin altında tutmayı hedefler.

ACE inhibitörleri veya ARB’ler gibi ilaçlar, yalnızca kan basıncını düşürmekle kalmayıp aynı zamanda böbrek fonksiyonlarını da korudukları için sıklıkla reçete edilir. Tedavinin işe yaradığından emin olmak için düzenli kontroller ve takipler önemlidir.

Kan şekerini yönetmek, özellikle diyabet hastaları için aynı derecede önemlidir. Yüksek kan şekeri, böbreklerdeki küçük kan damarlarına zarar vererek düzgün çalışma yeteneklerini azaltır.

Araştırmalar, kan şekerinin sağlıklı bir aralıkta tutulmasının böbrek hasarını geciktirebileceğini, hatta önleyebileceğini göstermektedir. Kronik böbrek hastalığı ve diyabet hastaları, kan şekerini izlemek, ilaçlarını reçete edildiği gibi almak ve böbrek dostu bir diyet uygulamak için sağlık ekipleriyle yakın bir şekilde çalışmalıdır.

Beslenme, kronik böbrek hastalığının (KBH) yavaşlamasında büyük rol oynar. Sodyum (tuz) oranı düşük bir beslenme, kan basıncını ve şişkinliği azaltmaya yardımcı olur. Çok fazla tuz, vücudun sıvı tutmasına ve böbreklerin daha fazla çalışmasına neden olur. Sodyum alımının günlük 2.300 miligramın altında tutulması önerilmektedir.

Protein alımını sınırlamak da faydalı olabilir, çünkü böbrekler protein atıklarından kurtulmak için çalışmak zorundadır. Ancak, doğru miktarda protein almak önemlidir; çok az protein yetersiz beslenmeye yol açabilir. Bir diyetisyen en iyi beslenme düzeni planlamaya yardımcı olabilir.

Bir diğer ipucu da böbreklere zarar verebilecek ilaçlardan kaçınmaktır. İbuprofen ve naproksen gibi ağrı kesiciler (NSAID’ler) çok sık alınırsa daha fazla hasara neden olabilir. Yeni ilaçlar veya takviyeler almadan önce mutlaka bir doktora danışılmalı, çünkü bazıları böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir.

Sıvı alımı önemlidir, ancak kronik böbrek hastalığı olan kişiler, özellikle ileri evrelerde çok fazla sıvı tüketmemeye dikkat etmelidir. İhtiyaç duyulan sıvı miktarı kişinin durumuna bağlıdır, bu nedenle tıbbi tavsiyelere uymak en iyisidir.

Sigara ve alkol böbrek hastalığını kötüleştirebilir. Sigara içmek kan damarlarına zarar verir ve böbreklere giden kan akışını azaltır. Alkol kan basıncını yükseltebilir ve ilaçlarla etkileşime girebilir. Sigarayı bırakmak ve alkolü sınırlamak sağlık sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirebilir.

Düzenli egzersiz aynı zamanda kan basıncını düşürerek, kan şekeri kontrolünü iyileştirerek ve sağlıklı bir kiloyu destekleyerek de faydalıdır. Günde 30 dakika yürümek veya esnemek gibi basit aktiviteler bile fark yaratabilir.

Özetle, kronik böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak, tıbbi tedavi ve yaşam tarzı değişikliklerinin birleşimiyle mümkündür.

Paylaşın

Bahçeli’den Demirtaş’a Teşekkür Telefonu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, PKK’nın silah bırakma töreni sonrası, Selahattin Demirtaş’ın avukatını arayarak sürece katkılarından dolayı teşekkürlerini ve selamlarını ilettiği öğrenildi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK’nın Süleymaniye’de düzenlediği silah bırakma töreninin ardından, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a teşekkür mesajı gönderdiği öğrenildi.

Serbestiyet’in edindiği bilgilere göre Bahçeli, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş’ın avukatını telefonla arayarak sürece verdiği katkılardan ötürü memnuniyetini dile getirdi.

Bahçeli, telefonda avukata şu ifadeleri kullandı: “Bu sonucun ortaya çıkmasında katkıları çok değerli ve etkili oldu. Bu vesileyle teşekkürlerimi, selam ve saygılarımı kendisine iletirseniz sevinirim.”

Mesajın iletilmesinin ardından Selahattin Demirtaş da el yazısıyla bir not yazarak Bahçeli’ye teşekkürlerini ve saygılarını sundu.

Bu karşılıklı mesajlaşma, Türkiye’de uzun süredir devam eden çatışmalı dönemin ardından atılan silah bırakma adımının, siyasi zemindeki yankılarının yeni bir boyut kazandığını ortaya koydu.

PKK kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK’lı ilk grup bugün Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye’de “silah bırakma” töreni düzenledi.

DEM Parti’nin verdiği bilgilere göre, aralarında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat’ın bulunduğu 15 kadın 15 erkek toplam 30 PKK’lı silahlarını yakarak imha etti. 26 Kalaşnikof, 1 Kanas, 1 M4, 1 RPG ve 1 Bixi olduğu bildirilen silahlar bir kazana konularak yakıldı. Silah bırakma töreni, Casana Mağarası’nda yapıldı.

Heyet silah bırakma töreninin yapılacağı alana götürülürken, 200 kadar gazeteci töreni Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde kurulan ekranda izledi.

Paylaşın

Birinci Pön Savaşı: Kültürlerin Çatışması

Birinci Pön Savaşı (MÖ 264-241), Roma Cumhuriyeti ile Kartaca arasında, Akdeniz ticaretinin kontrolü ve özellikle Sicilya Adası’nın hakimiyeti için yapılan üç büyük savaştan ilkiydi.

Haber Merkezi / Savaş, Sicilya’daki Messana (Messina) kentinin Mamertinler adlı paralı askerler tarafından işgal edilmesi ve ardından Kartaca ile Roma’nın bu bölgeye müdahalesiyle başladı.

Kartaca, güçlü donanmasıyla Batı Akdeniz’de egemen bir deniz gücüydü, ancak düzenli bir kara ordusu yoktu ve paralı askerlere dayanıyordu. Roma ise güçlü bir kara ordusuna sahipti, ancak deniz gücü zayıftı ve savaş sırasında donanmasını geliştirdi.

Savaş, 23 yıl boyunca ağırlıklı olarak Sicilya ve çevresindeki sularda, deniz ve kara muharebeleriyle sürdü. Roma, MÖ 260’ta Mylae Deniz Muharebesi gibi zaferlerle denizde güç kazandı, ancak Lipari Adaları Muharebesi’nde Kartaca üstünlüğü görüldü.

Sicilya’nın engebeli arazisi nedeniyle kara savaşları sınırlı kalırken, deniz muharebeleri ve liman ablukaları belirleyici oldu. MÖ 241’de Aegates Adaları Deniz Muharebesi’nde Roma’nın zaferi, Kartaca’yı barışa zorladı.

Birinci Pön Savaşı’nın sonuçları:

Kartaca, Sicilya’yı Roma’ya bıraktı ve ağır bir savaş tazminatı ödedi.
Roma, Batı Akdeniz’de deniz gücünü pekiştirdi ve Sicilya’yı kontrol altına aldı.
Savaş, Roma’nın Akdeniz’deki hakimiyetinin ilk adımı oldu ve İkinci Pön Savaşı’na zemin hazırladı.

Kartacalıların savaş sırasında yaptığı hatalar:

Deniz gücüne aşırı güven: Kartaca, güçlü donanmasına fazla bel bağladı. Roma’nın savaş sırasında “corvus” (köprü sistemi) gibi yeniliklerle donanma geliştirmesi, Kartaca’nın deniz üstünlüğünü zayıflattı (ör. Mylae Deniz Muharebesi, MÖ 260).

Kara ordusunun zayıflığı: Kartaca, paralı askerlere dayalı bir orduya sahipti. Bu ordu, Roma’nın disiplinli lejyonlarına karşı Sicilya’nın zorlu arazisinde yeterince etkili olamadı. Paralı askerlerin sadakati de sorun yaratabiliyordu.

Stratejik koordinasyon eksikliği: Kartaca, Sicilya’daki kuvvetlerini etkili bir şekilde koordine edemedi. Örneğin, Agrigentum (MÖ 262) ve Ecnomus (MÖ 256) gibi muharebelerde lojistik ve komuta hataları yenilgiye yol açtı.

Roma’nın adaptasyonuna yanıt verememe: Roma, Kartaca’nın denizcilik üstünlüğüne karşı hızla donanma inşa etti ve taktiklerini geliştirdi. Kartaca, Roma’nın bu hızlı adaptasyonuna karşı yeni stratejiler üretmekte yetersiz kaldı.

Kaynakların tükenmesi: Uzun süren savaş, Kartaca’nın ekonomik kaynaklarını zorladı. Paralı askerlere ödeme yapmak ve donanmayı sürdürmek maliyetliydi. Roma’nın daha iyi kaynak yönetimi, Kartaca’yı dezavantajlı kıldı.

Aegates Adaları’nda hatalı taktik: Savaşın son büyük çarpışması olan Aegates Adaları Deniz Muharebesi’nde (MÖ 241), Kartaca donanması kötü hava koşullarında riskli bir manevra yaptı ve Roma’nın daha iyi hazırlanmış filosuna yenildi.

Paylaşın

“Silah Bırakma” Dünya Basınında: Erdoğan’ın Tek Hedefi İktidarını Korumak

PKK, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Süleymaniye kenti kırsalında, sembolik silah bırakma töreni düzenledi. Silah bırakma töreninin dış basına yansımaları ise şöyle:

Agence France-Presse (AFP): “Tören, PKK’nin son on yıldır üslerinden biri olan Irak Kürdistanı dağlarında, Süleymaniye kenti yakınlarında, gizli tutulan bir bölgede sabah saatlerinde yapılacak. Törene dair detaylar sınırlı olsa da, PKK kaynakları AFP’ye yaklaşık 30 savaşçının silahlarını imha ettikten sonra tekrar dağlara döneceğini söyledi. ‘İyi niyet göstergesi olarak, son yıllarda Türk güçlerine karşı çatışmalara katılmış bazı PKK savaşçıları, silahlarını bir törende yakarak ya da imha ederek süreci başlatacak,’ diyen bir PKK komutanı, AFP’ye yaptığı açıklamada ismini vermemeyi tercih etti.

“Ancak tören öncesinde gerilim yükseldi. Süleymaniye ve batıdaki Kerkük kentlerinde, peşmerge güçlerine ait üsler yakınında gece saatlerinde iki insansız hava aracı düşürüldü. Saldırının arkasında kimin olduğu açıklanmazken, yetkililer olayda can kaybı yaşanmadığını belirtti.”

Reuters: “Sürece yakın kaynaklara göre, yaklaşık 40 PKK’li militan ve bir komutan, Süleymaniye’deki törende silahlarını teslim edecek. PKK, son yıllarda Türkiye sınırlarının ötesine itildikten sonra üslerini Irak’ın kuzeyine taşıdı. Silahlar, daha sonra düzenlenecek başka bir törenle imha edilecek. Bu ikinci törene Türkiye ve Irak istihbarat yetkilileri, IKBY yetkilileri ve PKK’nin silah bırakma kararında arabuluculuk rolü oynayan Türkiye’deki Kürt siyaseti temsilcisi DEM Parti’den üst düzey isimler katılacak.

“PKK, DEM Parti ve Abdullah Öcalan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Kürtlerin siyasi taleplerini karşılaması yönünde çağrıda bulundu. Öcalan, çarşamba günü yayınlanan video mesajında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir komisyon kurarak silahsızlanma sürecini denetlemesini ve kapsamlı barış sürecini yürütmesini önerdi. Ankara’nın bu yönde adımlar attığı belirtilirken, DEM Parti ve Öcalan, PKK’nin demokratik siyasete geçişini kolaylaştıracak yasal güvencelere ve belirli mekanizmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, silahsızlanma sürecine yönelik sabotaj girişimlerine izin vermeyeceklerini ifade ederken, halka ‘tarihi bir müjde’ vereceğini söyledi. AKP’nin sözcüsü Ömer Çelik ise, sürecin birkaç ayı aşmaması gerektiğini, aksi halde provokasyonlara açık hale gelebileceğini belirtti.”

“Abdullah Öcalan’a ne olacak?”

BBC: “Süleymaniye’deki silahsızlanma töreninin ardından gözler, sürecin bir sonraki durağı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrildi. Ankara’da kurulacak özel bir komisyon, hükümetin bundan sonraki adımlarına ilişkin kararları şekillendirecek. Ancak yaz tatili yaklaşırken Meclis’te önümüzdeki birkaç ay içinde somut bir karar çıkması beklenmiyor. Komisyonun hazırlayacağı rapor sonrasında milletvekilleri önerileri oylayacak; nihai kararı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan verecek. Abdullah Öcalan’ın durumunun nasıl şekilleneceği ise belirsizliğini koruyor. Hükümet yetkilileri, sürecin ilerleyişine göre Öcalan’ın cezaevi koşullarının gözden geçirilebileceğini belirtiyor. Ancak olası bir tahliye ya da ceza indirimi, sürecin çok daha sonraki aşamasında gündeme gelebilir. AKP ve Kürt siyasi hareketini temsil eden DEM Parti, barış süreci ile anayasa değişikliği arasında doğrudan bir bağ kurulmadığını savunsa da, Erdoğan’ın DEM’in desteğini alması halinde anayasa değişikliğini Meclis’ten geçirme şansı önemli ölçüde artacak.

“Erdoğan, son anketlerde geride görünse de, en güçlü rakibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yolsuzluk suçlamasıyla tutuklu. İmamoğlu suçlamaları reddederken, geçtiğimiz hafta başka muhalefet belediye başkanlarının da gözaltına alınması, sürecin muhalefet açısından zorlu geçeceğini gösteriyor. Sonuç olarak, PKK’nin silah bırakmasıyla başlayan barış süreci yalnızca çatışmasızlık değil, aynı zamanda Türkiye’nin iç siyasetini yeniden şekillendirecek karmaşık bir dönemin kapısını aralıyor.”

ABC News: “Türkiye’de yıldır süren bir isyan yürüten Kürt militan grup mensupları, cuma günü Kuzey Irak’ta düzenlenen sembolik bir törenle silah bırakmaya başladı. Bu adım, barış süreci kapsamında vaat edilen silahsızlanmaya yönelik atılan ilk somut adım oldu. Irak devlet haber ajansı INA’ya göre, silahsızlanma sürecinin Eylül ayına kadar tamamlanması bekleniyor.”

Al Monitor: “Cuma günü Irak Kürdistanı’nda düzenlenen bir törende 30 PKK savaşçısı silahlarını yok etti. Bu tören, Kürt militanların Türkiye devletine karşı on yıllardır sürdürdükleri silahlı mücadeleyi sonlandırmalarının üzerinden iki ay geçmesinin ardından geldi. Tören, PKK’nin silahlı isyandan demokratik siyasete geçişinde bir dönüm noktasını temsil ediyor. Aynı zamanda, bölgenin en uzun süredir devam eden çatışmalarından birine nokta koyma çabasının parçası olarak görülüyor.

“Kısa süren törende, Kuzey Irak’taki dağlarda bir mağarada bulunan ilk 30 militanın silahlarını yaktığı görüldü. AFP muhabirinin sahadan aktardığına göre, bu savaşçılardan dördü komutandı. Sabah boyunca, PKK’ye yakın Fırat Haber Ajansı’na göre, geçmişte bir Kürt matbaasına ev sahipliği yapmış sembolik bir yer olan Şikefta Caseneyê’ye araçların geliş-gidişi gözlendi. Ayrıca, DEM Parti’den bazı milletvekilleri ve birkaç gazeteci de törende yer aldı.”

Shafaq News: “PKK’den onlarca erkek ve kadın savaşçı, Süleymaniye’de düzenlenen sembolik bir törende silahlarını yaktı. Barış ve Demokratik Toplum Grubu üyesi Mola Nader, Shafaq News’e yaptığı açıklamada, savaşçıların ardından Jasana Dağı’na döndüklerini belirterek, Türk hükümetine genel af ilan etme ve bu kişileri topluma yeniden kazandırma çağrısında bulundu. Nader ayrıca, daha kapsayıcı bir vatandaşlık çerçevesine ulaşmak için anayasal reformlar yapılması gerektiğini vurguladı. Grup tarafından yapılan açıklamada, bu adımın PKK kurucusu Abdullah Öcalan’n çağrısı ve partinin 12. kongresinde alınan kararlar doğrultusunda atıldığı belirtildi. Grup, bölgesel ve uluslararası güçlere Kürt halkının meşru haklarına saygı gösterme ve barış sürecini destekleme çağrısında bulundu. Tüm siyasi aktörlerden eğitim, taban örgütlenmesi ve demokratik gelişim alanlarında üzerlerine düşen rolleri yerine getirmeleri istendi.”

Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesinin internet baskısı Ekathimerini: “Otuz PKK militanı, Irak’ın kuzeyindeki bir mağaranın ağzında silahlarını yaktı. Bu sembolik ama anlamlı adım, Türkiye’ye karşı onlarca yıldır süren isyanı sona erdirme yönünde önemli bir başlangıç olarak değerlendiriliyor. Törene ait görüntülerde, yarısı kadınlardan oluşan militanların AK-47 tüfekleri, fişeklikleri ve diğer silahları büyük gri bir kazan içine sırayla bıraktıkları görülüyor. Daha sonra gökyüzüne doğrultulmuş siyah silah namlularını alevler sararken, Kürt, Iraklı ve Türk yetkililer yakınlarında bu anı izliyordu. Geçmişte başarısızlıkla sonuçlanan barış girişimlerinin ardından bu yeni girişim, Ankara için 40 binden fazla insanın ölümüne neden olan, ekonomiyi ağır şekilde etkileyen ve Türkiye ile bölge genelinde derin sosyal ve siyasi ayrışmalara yol açan isyanı sona erdirmek adına yeni bir yol açabilir.”

“Demokratik bir açılım pek olası görünmüyor”

Spiegel: Spiegel dergisi “Erdoğan’ın yaptıkları kimsenin gözünü kör etmemeli” başlığıyla yayımladığı yorumda PKK’nın silah bırakma töreni “tarihi bir dönüm noktası” ve Erdoğan için de “başarı” olarak nitelendiriliyor. Bununla birlikte “Ancak Türkiye’de demokratik bir açılım pek olası görünmüyor. Erdoğan çoktan gözünü yeni bir hasıma dikmiş durumda” gözlemi aktarılıyor.

Kuzey Irak’taki sembolik törenle birlikte yarım asırdır süren, on binlerce insanın hayatını kaybettiği ve silah yoluyla çözümü mümkün olmayan bir ihtilafın sona erdiğine vurgu yapılan yazıda, son gelişmelerin barış umudunu yeşerttiği belirtiliyor. Fakat kalıcı bir barışın ancak Türkiye’de bir demokratik açılım ile mümkün olabileceğinin savunulduğu yazıda, bu haftaki gelişmelerin barış konusunda bir ilüzyona yol açmaması ve kimsenin gözünü kör etmemesi gerektiği kaydediliyor.

Erdoğan’ın öncelikli hedefinin iktidarını korumak olduğunun altı çizilerek, “Erdoğan hâlâ bildiğimiz Erdoğan. Ve geçmişte ülkede demokrasiyi teşvik etme konusunda pek de iyi bir iş çıkarmış değil. Tam tersine, son yıllarda yargının altını oydu ve medyayı istediği yönde hizaya soktu. Son olarak, en umut verici rakibi olan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hapse attırdı. Pek çok hamlesi, Erdoğan’ın gelecekte de kendi isteklerine göre bir muhalefet örgütlemek istediğini gösteriyor” deniliyor.

Erdoğan’ın devletin kurucusu Atatürk’ün muhalefetteki partisi CHP’yi kriminalize ederek şiddetli bir mücadele yürüttüğüne, bunu da iktidarını korumak için yaptığına işaret edilen yazı şu ifadelerle bitiyor: “Bunun için Erdoğan’ın Kürtlerin oyuna ihtiyacı var. Artık Erdoğan’ın bir dönem daha görev yapması, hatta belki de ömür boyu cumhurbaşkanlığı yapmasına kapı aralanması onlara bağlı. Ya da hedeflerine sadık kalıp, diğer muhalefet partileriyle birlikte ülkenin gerçek bir demokratik açılımı için mücadele mi edecekler?”

Süddeutsche Zeitung: Süddeutsche Zeitung yorumu ise “Erdoğan bir kez daha ülkesini bölüyor ama bu kez farklı bir şekilde” başlığını taşıyor. Erdoğan’ın Kürtlere barış önerisinin “bir bedeli olduğu” belirtilen yazıda, Erdoğan’ın eş zamanlı olarak ana muhalefetteki CHP’ye baskı uyguladığı, izlediği bu ikili strateji ile “iktidarını güvence altına almayı amaçladığı” yorumu yapılıyor.

“Türk Cumhurbaşkanı güç bilincine sahip bir kişi. Güç ile neler yapılabileceğinin farkında” ifadelerine yer verilen yazıda, “Erdoğan örneğin bu gücü, devlet bir yandan giderek daha fazla Kürt belediye başkanları ve aktivistleri tutuklatırken, ordunun diğer yandan PKK’yı yenilgiye uğratmasından aldı. Bu da ona barış önerisi yapma ve uyguladığı baskıya son verme gücü verdi. Tabii Kürtlerin bir bedel ödemesi kaydıyla: Oyları ile Erdoğan’ın istediği kadar cumhurbaşkanı kalmasına yardımcı olmaları gerekecek” görüşü aktarılıyor.

Yorumda, Erdoğan’ın “Sizin için iyi olan bir şeyi, sadece benden geldiği için reddedebilir misiniz?” diyerek Kürtleri bir ikilemle karşı karşıya getirdiği belirtiliyor, CHP’ye karşı başlatılan tutuklama dalgasına dikkat çekilerek şunlar kaydediliyor: “CHP lideri dokunulmazlığın kaldırılması tehdidiyle karşı karşıya. Kürtler bugüne kadar İmamoğlu’na yakın durdular, çünkü onlar da otokrasi altında acı çekti. Peki hâlâ İmamoğlu’nun serbest bırakılmasını umut etmeliler mi? İmamoğlu Erdoğan’ın yerini alabilecek mi? Alacaksa kaç yıl içinde? Oysa Erdoğan’ın teklifi hemen geçerli. Üstelik Erdoğan CHP’nin alternatif olmasını da gittikçe zorlaştırıyor.”

Der Standart: Avusturya gazetesi Der Standart da PKK’nın silah bırakma törenini mercek altına aldığı yorumunda, Türkiye ile ilgili karamsar bir tablo çiziyor. “PKK, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefeti ezmeye çalıştığı bir dönemde silah bırakıyor” denilen yorumda PKK’nın Kuzey Irak’taki töreninin sembolik niteliğine dikkat çekiliyor.

Kürt sorununun, barışın tesisini sağlayacak şekilde çözülmesi için Türk devletinin adımlar atması gerektiğine işaret edilen yazıda, “artık Türk devletinden geriye bir otokrata dönüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaldığı” belirtilerek şu ifadelere yer veriyor: “Türk demokrasisi büyük bir tehdit altında ve muhalefet ortadan kaldırılıyor. Erdoğan’ın önceliği iktidarda kalmak, siyasi ve toplumsal uzlaşma sürecini başlatmak değil. Oysa PKK’nın silahsızlanma sürecine eşlik etmesine acilen ihtiyaç duyulan da tam da bu.”

Paylaşın

Sürrealist Sinemayı Anlamak İçin İzlenmesi Gereken 10 Film

Sürrealist sinema, 1920’li yıllarda Andre Breton’un sürrealizm akımından doğan, bilinçaltını, rüyaları, absürdü ve mantık dışı imgeleri merkeze alan bir film türüdür.

Haber Merkezi / Sürrealist sinema, gerçekliği bozarak hayal gücünü, sembolizmi ve toplumsal normlara meydan okumayı vurgular.

Luis Bunuel, Salvador Dali, Jean Cocteau ve David Lynch gibi yönetmenler, rüya mantığı, şok edici görseller ve hicivle bu akımın öncüleridir. Amaç, izleyiciyi alışılagelmiş düşünce kalıplarından kurtararak bilinçaltını keşfetmektir.

Bu akımın özünü anlamak için hem tarihsel hem de estetik açıdan önemli olan 10 temel film:

Bir Endülüs Köpeği (1929) (Luis Bunuel & Salvador Dali): Sürrealizmin manifestosu sayılan bu kısa film, mantıksız görüntülerin (gözün jiletle kesilmesi gibi) ve rüya benzeri anlatının öncüsüdür.

Altın Çağ (1930) (Luis Bunuel): Toplumsal normlara ve burjuva değerlerine meydan okuyan bu film, sürrealist başkaldırının erken örneklerinden biridir.

Bir Şairin Kanı  (1932) (Jean Cocteau): Cocteau’nun “Orphic Üçlemesi”nin ilk filmi, şiirsel ve mitolojik imgelerle dolu, sanatçının iç dünyasını keşfeder.

Deniz Kabuğu ve Din Adamı (1928) (Germaine Dulac): Antonin Artaud’nun senaryosunu yazdığı bu film, sürrealist sinemanın ilk örneklerinden biri olarak bilinçaltı arzularını irdeler.

Kutsal Dağ (1973) (Alejandro Jodorowsky): Jodorowsky’nin mistik ve sembolik başyapıtı, spiritüel bir yolculuğu sürrealist bir estetikle sunar.

Eraserhead (1977) (David Lynch): Lynch’in karanlık, rahatsız edici ve rüya gibi atmosferiyle sürrealizmin modern bir yorumunu sunar.

Gündüz Güzeli (1967) (Luis Bunuel): Gerçeklik ve fantezi arasındaki sınırları bulanıklaştıran bu film, burjuva ahlakını sorgular.

Haftasonu (1967) (Jean-Luc Godard): Godard’ın apokaliptik ve absürt bu filmi, kapitalizmi eleştirirken sürrealist teknikleri kullanır.

Burjuvazinin Gizli Çekiciliği (1972) (Luis Bunuel): Rüya içinde rüya yapısıyla burjuva toplumunu hicveden bu film, sürrealist sinemanın ironik yüzünü yansıtır.

Mavi Kadife (1986) (David Lynch): Sürrealist estetiği popüler sinemayla birleştiren bu film, masumiyetin ardındaki karanlık gerçekleri keşfeder.

Paylaşın

Sokrates’in “Kendini Bil” Sözü Ne Anlama Geliyor?

Sokrates’in “Kendini bil” sözü, bireyin özünü, sınırlarını, erdemlerini ve bilgisini sorgulamasını teşvik eden bir öğüttür. Bu, hem kişisel gelişim hem de ahlaki bir yaşam için bir rehberdir.

Kurtuluş Aladağ / Günümüzde bu söz, öz-farkındalık, bilinçli yaşam ve erdem arayışının sembolü olarak hala değerini korumaktadır. Sokrates’in felsefesi, bu basit ama derin söz ile, bireylere kendilerini sürekli sorgulama ve daha iyi bir seviyeye ulaşma çağrısında bulunur.

Sokrates, “Kendini bil” sözünü, bireyin kendi cahilliğini fark etmesi ve bilgelik arayışında tevazu göstermesi gerektiği fikriyle ilişkilendirmiştir. Sokrates’e göre, gerçek bilgelik, insanın neyi bildiğini ve neyi bilmediğini anlamasında yatar. Sokrates’in ünlü sözü, “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” (bilmediğini bilmek), “Kendini bil” sözünün temel bir yansımasıdır.

“Kendini bil”in ana unsurları:

Kendi sınırlarını tanıma: Birey, bilgi ve yeteneklerinin sınırlarını anlamalıdır. Sokrates, başkalarına akıl hocalığı yapmadan önce kişinin kendi cahilliğini sorgulaması gerektiğini savunur.

Ahlaki ve manevi farkındalık: Kendini bilmek, bireyin kendi ahlaki değerlerini, erdemlerini ve zayıflıklarını anlamasını gerektirir. Bu, daha erdemli bir yaşam sürmek için bir rehberdir.

Sorgulayıcı yaklaşım: Sokrates’in diyalektik yöntemi (soru-cevap yöntemi), bireyin kendi inançlarını ve varsayımlarını sorgulamasını teşvik eder. Bu süreç, kişinin kendini daha iyi anlamasını sağlar.

“Kendini bil” sözü, bireyin kendi duygularını, motivasyonlarını ve davranışlarını anlamasını ifade eder. Bu, öz-farkındalık (self-awareness) kavramının kökenlerinden biridir. Örneğin, kişi neden belirli bir şekilde tepki verdiğini veya hangi korkuların onu yönlendirdiğini anlamaya çalışır.

Sokrates için, kendini bilmek, erdeme giden yoldur. Erdem, doğru bilgiye dayalı bir yaşam sürmekle mümkündür. Birey, kendi arzularını ve zayıflıklarını tanıyarak daha bilinçli ve ahlaki kararlar alabilir.

Kendini bilmek, bireyin toplumdaki yerini ve diğer bireylerle ilişkilerini anlamasını da içerir. Sokrates, bireyin toplumun bir parçası olarak kendi sorumluluklarını ve etkisini fark etmesi gerektiğini düşünür.

Günümüzde, “Kendini bil” sözü, psikoloji, kişisel gelişim ve liderlik alanlarında sıkça ifade edilir.

Öz-farkındalık, duygusal zekanın temel bir bileşenidir. Kendini bilmek, bireyin kendi duygularını, güçlü ve zayıf yönlerini anlamasını sağlar.

Bu söz, bireyin hayatındaki amaçlarını, değerlerini ve hedeflerini sorgulamasını teşvik eder. Örneğin, “Ben kimim?”, “Ne istiyorum?”, “Hangi değerler benim için önemli?” gibi sorular, bu felsefenin günümüzde bir yansımasıdır.

Liderlerin, kendilerini tanıyarak daha etkili kararlar alabileceği düşünülür. Kendini bilmek, empati kurmayı ve başkalarını anlamayı kolaylaştırır.

Sokrates, Atina’da gençleri sorgulamaya teşvik ettiği için “gençleri yoldan çıkarmak” ve “tanrılara saygısızlık” suçlamalarıyla yargılanmıştır. Kendini bilme felsefesi, onun savunmasında da önemli bir yer tutar.

Mahkemede, bilgelik iddiasında bulunanların aksine, kendi cahilliğini kabul ettiğini ve bu nedenle daha bilge olduğunu savunmuştur. Bu, “Kendini bil” ilkesinin bir yansımasıdır: Gerçek bilgelik, kendi sınırlılıklarını kabul etmekten geçer.

Paylaşın

Demirtaş’tan “Silah Bırakma” Açıklaması: Kaybeden Olmadı Olmayacak

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, PKK’nın sembolik silah bırakma törenine ilişkin yayınladığı mesajında, “Kaybeden olmadı, olmayacak. Hayırlı, uğurlu olsun” dedi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) Irak’ın Süleymaniye kentinde gerçekleştirdiği sembolik silah bırakma törenine ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Selahattin Demirtaş, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“‘Barışın kaybedeni olmaz’ demişti, değerli Sırrı Süreyya. Evet, bugün senin de yüreğini koyduğun çabaların ilk meyvesini aldık. Kaybeden olmadı, olmayacak. Hayırlı, uğurlu olsun. Emeği geçen herkese selam ve teşekkürlerimle…”

PKK kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK’lı ilk grup bugün Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye’de “silah bırakma” töreni düzenledi.

DEM Parti’nin verdiği bilgilere göre, aralarında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat’ın bulunduğu 15 kadın 15 erkek toplam 30 PKK’lı silahlarını yakarak imha etti. 26 Kalaşnikof, 1 Kanas, 1 M4, 1 RPG ve 1 Bixi olduğu bildirilen silahlar bir kazana konularak yakıldı. Silah bırakma töreni, Casana Mağarası’nda yapıldı.

Heyet silah bırakma töreninin yapılacağı alana götürülürken, 200 kadar gazeteci töreni Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde kurulan ekranda izledi.

Paylaşın

Samanyolu’nun 100’den Fazla Uydu Galaksisi Olabilir

Yeni bir araştırma; Samanyolu’nun çevresinde var olduğu bilinen 60 uydu galaksinin dışında, 80 ila 100 arasında uydu galaksinin daha var olabileceğini öngörüyor.

Haber Merkezi / Araştırmanın lideri Dr. Santos-Santos, “Önümüzdeki beş yıl içinde, öngördüğümüz bu uydu galaksilerin gerçekten var olup olmadığını doğrulayabileceğimizi ve test edebileceğimizi umuyoruz” dedi.

Dr. Santos-Santos, daha önceki çalışmalarda daha düşük çözünürlüklü simülasyonlar kullanıldığını ve yalnızca belirli kütleye sahip belirli sayıda galaksiyi tahmin edebildiklerini söyledi.

Bulguların karanlık maddeye ilişkin anlayışın geliştirilmesine yardımcı olabileceğini söyleyen Dr. Santos-Santos, galaksilerin bir teleskopla görülmesinin, Lambda Soğuk Karanlık Madde (LCDM) teorisini desteklemeye yardımcı olacağını ifade etti.

Lambda Soğuk Karanlık Madde (ΛCDM)

Lambda Soğuk Karanlık Madde (ΛCDM) modeli, modern kozmolojinin standart modelidir ve evrenin Büyük Patlama’dan bugüne evrimini açıklamak için kullanılan matematiksel bir çerçevedir. Model, üç ana bileşenden oluşur:

Kozmolojik Sabit (Λ): Karanlık enerjiyi temsil eder ve evrenin hızlanan genişlemesinden sorumludur. Evrenin enerji yoğunluğunun yaklaşık %68’ini oluşturur.

Soğuk Karanlık Madde (CDM): Işıkla veya elektromanyetik radyasyonla çok zayıf etkileşime giren, yavaş hareket eden (soğuk) varsayımsal bir madde türüdür. Evrenin yaklaşık %27’sini oluşturur. Soğuk karanlık madde, galaksi ve gökada kümelerinin oluşumunda kütleçekimsel etkileriyle kritik bir rol oynar.

Baryonik Madde: Yıldızlar, gezegenler ve gaz gibi görünür maddelerdir, evrenin yalnızca %5’ini oluşturur.

ΛCDM Modelinin Özellikleri:

Evrenin büyük ölçekli yapısını (galaksi kümeleri, süperkümeler) ve kozmik mikrodalga arka plan ışımasını başarıyla açıklar.

Galaksi oluşumu, soğuk karanlık maddenin kütleçekimsel çökmesiyle hiyerarşik olarak (küçük yapılar birleşerek büyük yapıları oluşturur) gerçekleşir.

Model, evrenin düz olduğunu ve sonsuza kadar genişleyeceğini öngörür.

Paylaşın

Gençlerde Kanserin Sorumlusu Kimyasallar Mı?

Sigara, per ve poli-floroalkil maddeler (PFAS), endüstriyel kimyasallar ve gıda katkı maddeleri gibi çevresel kimyasallar, özellikle uzun süreli maruziyetlerde kanser riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Bununla birlikte, genetik yatkınlık, yaşam tarzı (obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme) ve radyasyon gibi diğer faktörler de kanserde önemli rol oynar.

Gençlerde kanser artışını önlemek için kimyasal maruziyeti azaltmak (örneğin, organik gıdalar tercih etmek, sigaradan uzak durmak, PFAS içeren ürünlerden kaçınmak), sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek ve düzenli taramalar yaptırmak kritik öneme sahiptir.

Sigara ve pasif içicilik: Sigara dumanında bulunan arsenik, benzen, formaldehit gibi kimyasallar, özellikle akciğer kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüyle ilişkilidir. Gençlerde sigara kullanımı veya pasif içicilik, lösemi ve diğer kanser risklerini artırabilir.

PFAS (sonsuz kimyasallar): Musluk suyu, gıda ambalajları ve çeşitli ürünlerde bulunan per ve poli-floroalkil maddeler (PFAS), böbrek, prostat ve meme kanseri gibi kanserlerle ilişkilendirilmiştir.

Endüstriyel kimyasallar: Asbest, benzen, nikel, krom gibi maddeler, özellikle mesleki maruziyetlerde, kanser riskini artırabilir.

Tarım ilaçları ve hormonlar: Tarım ilaçları ve hormon içeren kimyasallar, lösemi ve diğer kanser türleriyle ilişkilendirilmiştir.

Gıda ve beslenme: İşlenmiş gıdalardaki nitrit, nitrat ve katkı maddeleri (örneğin, salam, sosis) kanser riskini artırabilir. GDO’lu besinler ve aşırı şeker tüketimi de potansiyel risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Asitli içeceklerdeki kimyasallar, renklendiriciler ve yapay tatlandırıcılar da kanserojen potansiyele sahip olabilir.

Diğer kimyasal maruziyetler: Sentetik parfüm, deterjan ve ağır metaller gibi günlük hayatta maruz kalınan kimyasallar, hormonal bozukluklar (örneğin, PCOS, endometriozis) ve kanser riskini artırabilir.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilecek 10 Kalp Dostu Besin

Kalp hastalığı, felç ve böbrek sorunları için en önemli risk faktörlerinden yüksek tansiyon veya hipertansiyon, tedavi edilmediği takdirde kalbe, kan damarlarına ve diğer organlara sessizce zarar verebilen yaygın bir rahatsızlıktır.

Haber Merkezi / Neyse ki, beslenme alışkanlığında yapılacak akıllıca değişiklikler, kan basıncını düşürmeye ve genel sağlığı iyileştirmeye yardımcı olabilir. İşte yüksek tansiyonu yönetmede özellikle faydalı olduğu araştırmalarla kanıtlanmış 10 besin.

Ispanak, kara lahana ve pazı gibi yapraklı yeşillikler, mükemmel potasyum kaynaklarıdır. Potasyum, vücudun idrar yoluyla fazla sodyumdan kurtulmasına, bu da kan basıncını düşürmeye yardımcı olur. Salata, çorba veya smoothie gibi öğünlere daha fazla yapraklı yeşillik eklemek, kalbi doğal ve lezzetli bir şekilde destekleyebilir.

Özellikle yaban mersini, çilek ve ahududu gibi meyveler, flavonoid adı verilen güçlü bitki bileşikleri içerirler. Bu doğal maddeler, kan damarlarını gevşetmeye ve kan akışını iyileştirmeye yardımcı olabilir. Araştırmalar, daha fazla meyve yiyen kişilerin zamanla kan basıncının düştüğünü göstermektedir.

Pancar, kan damarlarını genişletmeye ve kan dolaşımını iyileştirmeye yardımcı olan nitrik oksit açısından zengindir. Pancarları kavurabilir, salatalara katabilir veya smoothie veya meyve suyuna karıştırabilirsiniz.

Yulaf, sağlıklı kolesterol seviyelerini ve kan basıncını destekleyen bir lif türü olan beta-glukanın iyi bir kaynağıdır. Sabahları bir kase yulaf ezmesi yemek, güne başlamanın ve kalbi korumanın harika bir yoludur.

Muz, vücuttaki sodyumun etkilerini dengelemeye yardımcı olabilecek potasyum açısından zengin bir besindir. Hareket halindeyken kolayca tüketilebilir, yoğurda veya tahıllara karıştırılabilir veya smoothielere eklenebilir, bu da muzları kan basıncını kontrol altına almanın basit ve etkili bir yolu haline getirir.

Somon, uskumru ve alabalık gibi yağlı balıklar, omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Bu sağlıklı yağların daha düşük kan basıncı, daha az iltihap ve daha düşük trigliserit seviyeleriyle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Haftada en az iki kez yağlı balık yemek kalbe ve kan damarlarıne fayda sağlayabilir.

Sarımsak, sağlık yararları için uzun zamandır kullanılmaktadır. Kan damarlarını gevşetmeye ve kan akışını iyileştirmeye yardımcı olan bileşikler içerir. İster çiğ, ister kavrulmuş veya en sevdiğiniz yemeğin bir parçası olarak tüketin, sarımsak lezzeti ve kalp sağlığını artırabilir. Bazı araştırmalar, sarımsak takviyelerinin kan basıncını düşürmeye de yardımcı olduğunu göstermiştir.

Yoğurt, özellikle az yağlı veya yağsız seçenekleri, sağlıklı kan basıncını korumak için önemli bir besin olan kalsiyum açısından zengindir. Düzenli yoğurt tüketiminin, özellikle kadınlarda kan basıncını düşürdüğü kanıtlanmıştır. Yoğurt ayrıca sindirim sistemini ve genel sağlığı destekleyen probiyotikler içerir.

Nar, kan damarlarını korumaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olan antioksidanlarla doludur. Düzenli olarak nar suyu içmenin sistolik kan basıncını (ölçümdeki en yüksek sayı) düşürdüğü bilinmektedir.

Bitter çikolata,  kan damarlarını gevşetmeye ve kan dolaşımını iyileştirmeye yardımcı olabilecek flavonoidler içerir. Araştırmalar, her gün az miktarda bitter çikolata yemenin (tercihen en az %70 kakao içeren) hipertansiyonu olan kişilerde kan basıncını düşürmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Paylaşın