AK Parti Sözcüsü Çelik’ten “Silah Bırakma” Açıklaması: Kritik Eşik Geçildi

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, PKK’nın sembolik silah bırakma törenine ilişkin yayınladığı mesajında, “Terörsüz Türkiye hedefine ulaşılması için kritik eşik geçilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) Irak’ın Süleymaniye kentinde gerçekleştirdiği sembolik silah bırakma törenine ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Ömer Çelik, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda PKK’nın silahları imha/teslim süreciyle ilgili ilk adım gerçekleşti. Sn Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı ve Sn Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu devlet iradesiyle, Türkiye’nin terör yükünden kurtulması için tarihi bir sayfa açma kararlılığı güçlenerek ilerlemektedir. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine ulaşılması, ülkemizin terör yükünden kurtulmasını ve yakın bölgemizin ‘terörsüz bölge’ hedefine ulaşmasını sağlayacaktır. DEM Parti’nin partiler arasındaki ziyaret trafiği ve istişare süreci, sürecin hedeflerine ulaşması için gösterilen hassasiyetler büyük katkı sağlamaktadır.

Yüce Meclis’in sürece dayanak sağlayacak iradesinin devreye girmesiyle Meclis’teki tüm siyasi partilerin katkıları somutlaşacaktır. Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla devlet kurumları diplomasi, istihbarat ve güvenlik başta olmak üzere tüm alanlarda ‘terörsüz Türkiye’ hedefine ulaşılması için kapsamlı çalışmalar yürütmeye devam etmektedir. Aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin eşsiz fedakarlıklarıyla ülkemize ve milli egemenliğimize dönük uzun yıllardır devam eden her türlü saldırı başarısız kılınmıştır. Bölücü terörün ülkemize dönük emellerine geçit verilmemiştir. Her zaman rahmetle ve şükranla andığımız şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin vatan savunmasını eşsiz fedakarlıklarla yerine getirmesi sayesinde, ‘Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak’ ilkesi her şart altında korunmuştur.

Gelinen aşamada ‘terörsüz Türkiye’ hedefine ulaşılması için kritik bir eşik geçilmiştir. Bundan sonrasında PKK’nın tüm şubeleri ve illegal yapılarıyla feshi ve silahların yakılması/teslim edilmesi süreci kısa zaman içinde tamamlanmalıdır. Cumhurbaşkanımızın iradesiyle bir devlet projesi olarak yürüyen bu sürecin amaçlarına ulaşması için, her türlü provokasyona karşı teyakkuz hali devam etmektedir. Terörü ‘vekâlet savaşları’nın aracı olarak kullanan ve bölgemize emperyalist amaçlarla yaklaşanların habis siyasi projelerini bozacak olan irade ‘terörsüz Türkiye’ iradesi ve bunun ‘terörsüz bölge’ anlayışına ilham kaynağı olmasıdır.”

Paylaşın

PKK’nın Elinde Hangi Silahlar Var?

PKK elindeki silahlar hakkında kesin ve kapsamlı bir envanter bilgisi kamuoyuyla paylaşılmamış olsa da, açık kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında örgütün sahip olduğu silahlar hakkında genel bir tablo çizilebilir.

PKK’nın elindeki silahlar, hafif tüfeklerden tanksavar füzelere ve modern İnsansız Hava Araçlarına (İHA) kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu silahlar, Sovyet dönemi stoklarından, ele geçirilen NATO/Türk ekipmanlarından ve bölgesel çatışmalardan elde edilmiş gibi görünüyor.

İşte PKK’nın elinde bulunduğu bilinen başlıca silah türleri:

Hafif silahlar

AK Platformlu Tüfekler: Sovyet yapımı AK-47 ve türevleri (AKM, AK-74 gibi), PKK’nın en yaygın kullandığı silahlardan. Bunlar hem ucuz hem de bölgede kolayca bulunabiliyor.

M16/M4 Tüfekler: NATO ülkelerinden, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ele geçirildiği belirtilen bu tüfekler de PKK envanterinde yer alıyor.

Türk Yapımı Silahlar: Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve açık kaynaklara göre, PKK’nın elinde Türk yapımı MKE MPT-55 ve MPT-55K saldırı tüfekleri bulunuyor. Ayrıca, KNT-76 DMR keskin nişancı tüfeği gibi Türk menşeli silahlar da ele geçirilenler arasında.

Zagros Keskin Nişancı Tüfeği: Yerel üretim 12.7 mm’lik keskin nişancı tüfekleri, PKK’nın kendi geliştirdiği veya uyarladığı silahlar arasında.

Ağır silahlar

RPG-7 Roketatarlar: Sovyet dönemi roketatarları, PKK’nın tanksavar kapasitesini artıran temel silahlarından.

Tanksavar Füzeleri: 9M111/9M113 gibi Sovyet yapımı güdümlü tanksavar füzeleri ve ABD yapımı TOW füzeleri (özellikle YPG/PKK bağlantılı gruplar aracılığıyla Suriye’de edinildiği belirtiliyor).

Doçka Uçaksavar: 12.7 mm DShK makineli uçaksavar topları, hava hedeflerine karşı kullanılıyor. Milli Savunma Bakanlığı, bu tür silahların Irak’ın kuzeyinde ele geçirildiğini bildirmiştir.

Zu-23/35 Makineli Uçaksavar Topu: Hafif zırhlı araçlara ve hava hedeflerine karşı etkili olan bu silahlar, PKK’nın ağır silah envanterinde yer alıyor.

Havan Topları: Çeşitli kalibrelerde havan topları, özellikle cephe hatlarında kullanılıyor.

İnsansız Hava Araçları (İHA) ve teknolojik ekipmanlar

Birinci Şahıs Görüşlü (FPV) İHA’lar: Patlayıcılarla donatılmış ticari dört pervaneli dronlar, PKK’nın son yıllarda kullandığı modern teknolojiler arasında. Bu dronlar, hem Suriye hem de Ukrayna’daki çatışmalardan öğrenilen taktiklerle geliştirilmiş.

Termal Görüntüleme Tüfekleri: Gece operasyonlarında kullanılan termal nişangâhlar, PKK’nın teknolojik kapasitesini artırıyor.

El Yapımı Patlayıcılar (EYP)

PKK, el yapımı patlayıcıları (EYP) sıkça kullanıyor. Bu patlayıcılar, pusularda ve vur-kaç taktiklerinde etkili. Milli Savunma Bakanlığı, Pençe-Kilit Operasyonu’nda bu tür patlayıcıların ele geçirildiğini bildirmiştir.

Diğer ekipmanlar

El Bombaları: Standart el bombaları, çatışmalarda sıkça kullanılıyor.

MKE TBA-6R1 40mm Bomba Atar: Türk yapımı 40 mm bomba atarlar ve mühimmatları, ele geçirilen silahlar arasında yer alıyor.

Yaşam ve Tıbbi Malzemeler: Mağara ve sığınaklarda bulunan tıbbi malzemeler ve yaşam destek ekipmanları, örgütün lojistik kapasitesini gösteriyor.

Silahların kaynakları

Sovyet Dönemi Silahları: Soğuk Savaş döneminden kalan AK tüfekleri, RPG’ler ve Doçka gibi silahlar, bölgedeki yaygın dolaşımdan elde ediliyor.

NATO ve Türk Silahları: Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ele geçirilen silahlar veya Suriye’deki YPG/PKK bağlantılı gruplar aracılığıyla ABD’den sağlanan TOW füzeleri gibi ekipmanlar.

Irak ve Suriye’deki Çatışmalar: 1990’larda Birinci Körfez Savaşı sonrası Saddam Hüseyin’in ordusunun dağılması ve Suriye iç savaşında edinilen silahlar, PKK’nın envanterini güçlendirdi.

Yerel Üretim: Zagros keskin nişancı tüfeği gibi bazı silahlar, PKK’nın kendi üretim kapasitesini gösteriyor.

Paylaşın

Reformasyon Neden Önemlidir? Türkiye Üzerindeki Etkileri

16. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ve Hristiyanlık inanışında köklü değişikliklere yol açan Reformasyon (kilisenin yenilenmesi hareketi), hem dini hem de toplumsal açılardan büyük önem taşır.

Kurtuluş Aladağ / Hareket, Katolik Kilisesi’nin otoritesine karşı çıkarak, Martin Luther, John Calvin gibi reformcuların öncülüğünde Protestan mezheplerinin ortaya çıkmasını sağladı. İncil’in konuşulan dillere çevrilmesi ile birlikte, bireylerin dini metinlere doğrudan erişimi sağlandı, ki bu kişisel inanç özgürlüğünü güçlendirdi.

Katolik Kilisesi’nin tartışmalı uygulamalarına (örneğin, endüljans satışı) karşı bir tepki olarak başlayan Reformasyon, kilisenin mutlak otoritesini sorgulayarak, bireylerin dini konularda daha fazla söz sahibi olmasını sağladı. Bu da, modern bireycilik anlayışının temellerini attı.

Hareket, Avrupa’da siyasi dengeleri de değiştirdi. Protestan prenslikleri ile Kutsal Roma İmparatorluğu gibi merkezi otoriteler arasında yaşanan çatışmalar, modern ulus-devlet anlayışının gelişmesine katkıda bulundu. Ayrıca, mezhep savaşları ve bu savaşlar sonunda yapılan barış antlaşmaları da (örneğin, 1555 Augsburg Barışı) dini hoşgörünün ilk adımlarını attı.

Reformasyon, okuryazarlığın artmasına ve eğitim sistemlerinin gelişmesine katkıda bulundu. Protestanların İncil’i yaygınlaştırma çabaları, matbaanın da etkisiyle, halkın okuma yazma öğrenmesini teşvik etti. Bu süreç, modern eğitim sistemlerinin ve bilgi toplumunun temellerini güçlendirdi.

Özellikle Protestan çalışma ahlakı (Max Weber’in teziyle ilişkilendirilen) aracılığıyla kapitalizmin gelişmesine dolaylı olarak katkıda bulunan Reformasyon sürecinde, çalışma, disiplin ve bireysel sorumluluk vurgusu, ekonomik üretkenliği artıran bir etken olarak görüldü.

Sonuç olarak, modern dünyanın şekillenmesinde kritik bir dönüm noktası olarak kabul edilen Reformasyon, sadece dini bir hareket değil, aynı zamanda Avrupa’nın ve dünyanın toplumsal, siyasi ve kültürel yapısını derinden etkileyen bir dönüşüm sürecidir.

Hareketin Türkiye üzerindeki etkileri

Reformasyon’un dolaylı etkileri, Osmanlı Devleti’nin siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkileri üzerinden Türkiye coğrafyasında da hissedilmiştir.

Osmanlı Devleti, bu dönemde Avrupa’daki güç dengelerinden faydalanarak stratejik ittifaklar kurdu. Özellikle Katolik Habsburg Hanedanı’na karşı Protestan devletlerle (örneğin, Fransa ile ittifaklar) iş birliği yaptı. Bu durum, Osmanlı’nın Avrupa siyasetindeki etkisini artırdı.

Reformasyon, Avrupa’da ekonomik dönüşümleri (örneğin, Protestan çalışma ahlakı ve kapitalizmin gelişimi) tetikledi. Bu, Avrupa ile Osmanlı arasındaki ticari ilişkileri dolaylı olarak etkiledi. Osmanlı limanları, özellikle İzmir ve İstanbul, Avrupa’daki Protestan tüccarlarla ticaretin önemli merkezleri haline geldi.

Hareketin matbaayı yaygınlaştırma ve okuryazarlığı artırma etkisi, Osmanlı Devleti’nde doğrudan bir karşılık bulmasa da, Hristiyan azınlıkların eğitim kurumları üzerinde etkili oldu. 19. yüzyılda Protestan misyonerler, Osmanlı topraklarında okullar ve hastaneler kurdu (örneğin, Amerikan Board of Commissioners for Foreign Missions). Bu kurumlar, modern eğitim sistemlerinin Osmanlı’da yayılmasına katkıda bulundu.

Reformasyon’un bireycilik ve sorgulayıcı düşünceye vurgusu, Osmanlı aydınları üzerinde dolaylı bir etki oluşturdu. Tanzimat döneminde, Avrupa’daki fikir akımlarından etkilenen Osmanlı elitleri, modernleşme ve reform çabalarını hızlandırdı.

Sonuç olarak, Reformasyon’un Türkiye üzerindeki etkileri, doğrudan dini bir dönüşümden ziyade, siyasi, ticari ve kültürel alanlarda dolaylı olarak kendini göstermiştir.

Paylaşın

Babacan: Yargı Siyasi Koordinasyonla Hareket Ediyor

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye iktidarın yargı gücünü de kullanarak rakiplerini elimine ederek yürüdüğü bir süreçten geçiyor. İddialar var, yolsuzluk iddiaları var, CHP kurultayı ile ilgili iddialar var. İddiaların bağımsız yargının ele alması lazım. Böyle değil açıkçası böyle görmüyoruz. Yargı sürecinde gibi olan konuların siyasi koordinasyonda yürüdüğünü görüyoruz” dedi.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, KARAR TV Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Ali Babacan’ın sorulara verdiği yanıtlarda, öne çıkan bölümler şöyle:

“Türkiye iktidarın yargı gücünü de kullanarak rakiplerini elimine ederek yürüdüğü bir süreçten geçiyor. İddialar var, yolsuzluk iddiaları var, CHP kurultayı ile ilgili iddialar var. İddiaların bağımsız yargının ele alması lazım. Böyle değil açıkçası böyle görmüyoruz. Yargı sürecinde gibi olan konuların siyasi koordinasyonda yürüdüğünü görüyoruz. Birbirinden farklı konuların aynı zaman dilimine denk getirildiği hedefli bir şekilde operasyona döndürülmesi yargının doğal akışında olmaz.

Konu sadece İBB değil şu an 13 belediye başkanı tutuklu. Buna normal bir yargı süreci gibi bakamayız. Dava sürecinin televizyonlarda yayınlanması ile ilgili buna mahkeme heyetinin izin vermesi gerekiyor. Herkes kendine güveniyorsa iddialar ortaya konulur savunmalar yapılır, milletin vicdanında bazı konular yerini bulur. TRT’de duruşmayı Cumhurbaşkanına soracaklardır. Sayın Bahçeli’yi olumluyor ama ne olacağını göreceğiz. Erdoğan ister mi? Milletin vicdanından korkmamak lazım ama Cumhurbaşkanı bunu ister mi çok emin değilim.

Senin yargın, benim yargım olarak değil, yargının sadece siyasetten bağımsız değil kendi kendine çalışırken de tarafsız bir yapıya kavuşması işin aslıdır. Buraya nasıl gelindi? İşin aslı Sayın Erdoğan’ın görev süresiyle ilgili. Devlet gücünü kullanmak insanlarda güç zehirlenmesine yol açıyor. Sayın Erdoğan’ın 2001, 2002, 2003 konuşmalarına bakın, “Bizim partimizde lider suntası olmayacak. Benim dönemim 3 dönemle sınırlı” der. 3 dönem diye bir şey kalmadı. Erdoğan’ın 3 dönemi 2014’te doldu. 2014’ten sonra devam etmemesi gerekiyordu. Anayasa’da da cumhurbaşkanının görevi 2 dönemdir.

Erken seçim kararını Meclis alırsa 1 dönem daha yapabilir diyor. Bize göre 2023’te bile aday olması mümkün değildi. DEVA Partisi olarak YSK’ya dilekçe verdik. YSK bize 2017’de Anayasa değişti o zaman Erdoğan’ın kilometresini sıfırladık önceki dönemleri saymıyoruz’ dedi. Ana muhalefet partisi böyle bir dilekçe vermedi. Bir bankanın şube müdürlerini bile 5 yıldan fazla görevde tutmazlar. Çünkü 5 yıl sonra bankanın kurallarını dinlemez, kişisel ilişkilerle karar almaya başlar. Yargının bozulmasının sebebi budur işte. Bir süre sonra devlet yönetimi ve halkın verdiği yetki emanet olarak görülmüyor. Cumhurbaşkanı’nın ofisi, arabası, masası emanettir.

“Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları alt mahkemeler uygulamıyor bu ülkede”

Süre uzayınca o emanet hissi kalkar hepsi benim der. Yargıda 2017’de bütün yetkileri kendi elinde topladıktan sonra yargıdaki görevlendirmeler ve atamalar liyakat ve ehliyete göre değil ‘bu benim dediğimi yapar mı yapmaz mı?’ oldu. Kriter bu olmaya başladı. Devlet devam etmiyor kişi devam ediyor. Yargıya olan aşırı müdahale bugün yargı kararlarının yanlış çıkmasına neden oluyor. Adaletsizlik olur. Kendi Anayasa Mahkememizin aldığı kararları alt mahkemeler uygulamıyor bu ülkede. AİHM karar alıyor ancak mahkemede uygulanmıyor bunu Erdoğan teşvik ediyor. Kendisi de söylüyor ‘kararları kabul etmiyorum’ diyor. Bu çok uzun süre devlet yönetmenin getirdiği bir hastalık.

Hukukta usül ve esas var. Yargı süreçlerinin usülüne baktığımızda tamamen siyasi yürüyor. Sayın Erdoğan yargı süreçleriyle ilgili herkesten önce yorum yapıyor. Yargı dosyaları ile ilgili pek çok bilgiyi biz herkesten önce cumhurbaşkanından duyuyoruz. Ya çok meraklı ‘getirin arkadaşlar dosyalara bakayım’ diyor ya da bazı yargı mensupları dosyaları kendiliğinden Erdoğan’a götürüyor.

‘Turpun büyüğü heybede’ diyor, nasıl biliyor bunu. Yargı bağımsız çalışsa bu bilgi nasıl gidecek Erdoğan’a? Diploma, kurultay, yolsuzluk iddialar ve SGK meselesi… Bunların hepsi paketleniyor, 18 Mart akşamı diploma, ertesi gün tutuklama. Birbirinden farklı konular nasıl oluyor da aynı zamana denk geliyor? Burada bir koordinasyon var. Dosyalara bakıyoruz tutuksuz yargılanabilir ancak tutuklanıyor. Sayın Erdoğan şiir okuduğu için kendisine dava açıldığı o dönemde dava sürecinde görevine devam etti.

Mahkeme suçlu diye karar almıştır ancak görevine devam etmiştir. Bugün tutuklu 13 belediye başkanı arkadaşımız da tutuklanmadan yargılanabilir. Bu da bizim yargı sistemimizin en önemli yanlışlarından birisi. Normal şartlarda tutuklu yargılanma istisna olmalı. İktidara mensup belediyelerde hiçbir şey yok mu? Aynı iş insanı itirafçı olup ‘rüşvet verdim’ diyor aynı iş adamı iktidar belediyelerinde de çalışıyor çok daha fazla ihale almış ama orada ‘hiçbir şey yapmadım’ diyor. Belediyelerle böyle çalışan birisinin sadece CHP’li belediyelere rüşvet verip AK Partili belediyelere rüşvet vermemesi mantıklı mı?

“Erdoğan, demokrasinin önünü açsın”

Yargı ne kadar bağımsızsa Merkez Bankası da o kadar bağımsızdır. Enflasyonun düşmesini istiyorsak Merkez Bankası bağımsız olmalı. Ama Erdoğan sürekli Merkez Bankası’na sürekli baskı yapmıştır. ‘Laf dinlemiyorlardı’ deyip Merkez Bankası Başkanı’nı görevden aldı ve laf dinleyenleri göreve getirdi. Sayın Erdoğan belki ilk 10 yılda güzel şeyler yaptı. Görev süresinin sonuna doğru yaklaştığı bir dönemde iyi bir iz bırakıp da ayrılsın. Türkiye’de demokrasinin önünü açsın. Akıllı bir lider bunu yapar. Merkel Almanya’da tekrar seçilemez miydi? Çok rahat seçilirdi ama kendisi istemedi. Hiç olmazsa bu tatta bıraksın diye ben Sayın Erdoğan’a tavsiyede bulunuyorum.

Bir belediye temiz yönetiliyor mu yönetilmiyor mu orasıyla iş yapan firmalardan ya da iş insanlarından öğrenirsiniz. Bizim derdimiz yolsuzluğun önünü kapatmak. Neden yolsuzluğa alan açıyorsunuz da sonrasında suç teşkilatıydı, ahtapottu, şebekeydi diyorsunuz. Kendi belediyelerinin 1 tanesiyle işlem yapmazken muhalefete bu kadar yüklenmek başka bir şey.

Bugün hak ettiğimizin yarısı bir refah seviyesinde sürünüyoruz. Bir kişinin inadı için. Bir kişinin kurumlar değil benim dediğim olacak dediği için. Umutsuzluğa kapılmayalım çabuk düzelir yeterki dürüst, ehil kadrolar olsun.

İslam’da devlet yönetmenin 3 ilkesi var; adalet, liyakat, istişare. Adalet kimseye haksızlık yapmamak, devlet imkanlarını herkese eşit kullandırmak demektir. Devlet imkanlarını kullandırırken kimseye vermediğiniz izni sadece bir firmaya veriyor ve o firma büyük paralar kazanıyorsa bu adil değildir. Bizim devlet sistemimiz dini kurallarla yönetilmiyor. Devlet dini kurallarla yönetiliyor olsaydı ülkenin cumhurbaşkanı sanal kumar için izin verir miydi? Kumarla ilgili çok sağlam ayetler var. Ülkenin cumhurbaşkanı bir kişiye izin veriyor ve sadece siz oynatın diyor. çıksınlar bu konuları konuşalım. Devlet teşvikleri şeffaftı, Resmi Gazete’de yayımlanırdı. Ama bugün büyük firmalara verilen teşvikler gizli veriliyor. Hangi firma ne kadar teşvik alıyor bilmiyoruz. Enflasyonla mücadele sadece faiz artırmakla olmaz kamuda tasarruf edeceksiniz. Tasarruf etmezseniz enflasyonu asla düşüremezsiniz.

Mart operasyonlarının Türkiye’ye büyük maliyeti oldu. Merkez Bankası’nın faizleri düşme döngüsüne girmişti. Marttan sonra faiz arttı. Marttan bu yana faiz inmiyor. Mesele İmamoğlu ya da CHP değil. Mesele artık Türkiye’nin güvenilir bir ülke olmaması. Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının zayıf dosyalarla tutuklandığı bir ülkede ben nasıl yatırım yapacağım? Yerli iş insanlarımız neden Türkiye’de yatırım yapsın? Çin’de demokrasi yok ama Türkiye’de olmayan liyakat bazlı ve kural bazlı bir yönetim anlayışı var. Bugün Amerika’ya rakip bir ekonomisi var. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görürseniz 50+1’i cebe atarım Anayasa, hukuk tanımam derseniz olmaz. Demokrasi içinde de Türkiye büyüyemiyor.

“TÜİK’in gerçekleri ortaya çıktığı anda damadın foyası ortaya çıkacak”

TÜİK’in mutlaka bir dış göz denetime ihtiyacı var. TÜİK’in gerçekleri ortaya çıktığı anda damadın foyası ortaya çıkacak. TÜİK’in rakamlarıyla damadın Hazine Bakanlığı döneminde oynanmaya başlandı. Faizler inecek dedi, seçimi milleti aldatarak kazandı. Seçimlerden önce yüzde 8.5 ama seçimden sonra yüzde 50’lere çıkaracağım faizi deseydi kazanamazdı. Mülakatı kaldıracağım dedi kaldırmadı. 2023 seçimlerini helalinden kazanmadı. Montaj videolar gösterdi. Masanın altında teröristler var diyordu dün Külliye’de onları ağırladı.

Mehmet Şimşek, Hazine’den borçlanıyor, maliyeden vergi topluyor ve bu parayı Erdoğan’ın emrine sunuyor, Erdoğan da o parayı harcıyor. Eskiden Maliye Bakanı’nın, Hazine Bakanı’nın izni olmadan ödenek serbest bırakılmazdı. Bütçeden daha fazla para harcayabiliyor Erdoğan. Türkiye’de bütçe hakkı şu an Erdoğan’ın. Böyle ekonomi yönetimi olamaz. Onun için fakirlik ve yoksulluk yaygınlaşıyor.

Bu süreç 1 Ekim’de sayın Bahçeli’nin DEM Partililerin elini sıkmasıyla başladı. Biz ilk günden destekledik. Maalesef biraz yavaş ilerliyor ben bu yüzden kaygılıyım. Terörün Türkiye’ye çok büyük zararı oldu. Ayın 11’inde silah bırakma kararının uygulanmasına başlanacak. Bu ilk bir adım ne zamana kadar sürecek belli değil. MİT Başkanlığı bunun denetim sistemini kurmadan ayın 11’inde bir açıklama gelirse bu milleti kandırmak olur. Ailesinden zorla koparılıp dağa çıkarılan gençler var. Hiçbir eyleme bulaşmamış. Yönetim kademesinde olmayan ancak talimatları yerine getirenler var. Her kategorideki örgüt elemanlarıyla ilgili düzenlemeler gerekir.”

Paylaşın

Yeni Ateizm Akımı Neden Başarısız Oldu?

Richard Dawkins, Sam Harris, Christopher Hitchens ve Daniel Dennett gibi isimlerin öncülüğünde 200’li yıllarda yükselen “Yeni Ateizm” akımı, din karşıtı ve bilim odaklı bir hareketti.

Kurtuluş Aladağ / Dinlerin toplumsal zararlarını eleştiren ve ateizmi popülerleştiren bu akım, başlangıçta büyük ilgi çekse de zamanla etkisini yitirdi.

Yeni Ateizm akımı, dinleri toptan “zehir” veya “yanılsama” olarak nitelendirerek sert bir söylemi benimsedi (örneğin, Dawkins’in Tanrı Yanılgısı veya Hitchens’ın Tanrı Yüce Değildir).

Bu söylem tarzı, dindarlarla diyaloğu zorlaştırdı ve ateistleri “ukala” veya “militan” olarak algılanır hale getirdi. Bu üslubun uzlaşmaz olduğu ve inançlı kesimlerle yapıcı tartışmayı engellediği savunuldu (örneğin, Tom Flynn’in 2010’daki “Neden Yeni Ateizme İnanmıyorum” yazısı).

Dinlerin ahlaki ve toplumsal işlevlerini göz ardı eden Yeni Ateizm, bilimi insanlığın tüm sorularına cevap verebilecek tek otorite olarak savundu, ki bu yaklaşım, akımın inandırıcılığını zayıflattı. Alper Bilgili’nin “Bilim Ne Değildir?” adlı çalışmasında, Yeni Ateizm’in bilimsel temele dayanmayan bir bilim istismarı yaptığı belirtiliyor.

Yeni Ateizm, özellikle 11 Eylül sonrası İslam’a yönelik sert eleştirileriyle dikkat çekti. Ancak, Glenn Greenwald, Murtaza Hussain ve Hakan Yavuz gibi yorumcular, akımı İslamofobiyle suçladı. Dawkins, Harris ve Hitchens’ın İslam’ı genelleyici bir şekilde eleştirmesi, hareketin evrensel bir din karşıtlığından ziyade belirli bir dine odaklandığı algısını oluşturdu.

Dinin manevi, kültürel ve ahlaki önemini hafife alan Yeni Ateizm, alternatifler önermeye çalışsa da, bu boşluğu dolduracak somut bir çerçeve sunamadı. Bu da akımı yüzeysel kıldı ve hareketin cazibesini azalttı.

İnternet ve Sosyal Medya’nın etkisi

Yeni Ateizm, internetin yükselişiyle popülerleşti, ancak aynı platformlar farklı seslerin de duyulmasını da sağladı. Deizm, agnostisizm veya daha ılımlı seküler yaklaşımlar, Yeni Ateizm’in katı söylemine alternatif oldu. Örneğin, KONDA’nın 2019 raporuna göre gençler arasında deizm ve agnostisizm, ateizmden daha fazla rağbet görüyor.

Akım, ne tam bir felsefi sistem ne de birleşik bir hareketti. Yeni Ateizm’in aşırı uç tavrına karşı çıkan belirli ateist gruplar (örneğin, agnostik ateistler veya seküler hümanistler) hareketi zayıflattı.

Sonuç olarak Yeni Ateizm, dinin toplumsal etkilerini sorgulatmada etkili olsa da, sert üslubu, bilimci dogmatizmi, İslamofobi suçlamaları, kültürel bağlamı göz ardı etmesi ve alternatif bir anlam çerçevesi sunamaması nedeniyle başarısız oldu.

İnançların sorgulanması devam etse de, Yeni Ateizm’in yerini daha ılımlı yaklaşımlar aldı. Türkiye gibi ülkelerde de, ateizmden çok deizm veya agnostisizm gibi esnek inanç sistemleri gençler arasında daha popüler hale geldi.

Paylaşın

Şempanzeler, İnsanlar Gibi Moda Trendlerini Takip Ediyor

“Birisi bir şey yapmaya başlıyor, diğerleri onu kopyalıyor ve bu, hiçbir açık amaca hizmet etmese bile, hatta bazen rahatsız edici olsa bile, grup kimliğinin bir parçası haline geliyor.”

Haber Merkezi / Yeni yayınlanan bir araştırma, şempanzelerin de tıpkı insanlar gibi “moda trendlerini” takip ettiğini ortaya koydu.

Zambiya’daki Chimfunshi Yaban Hayatı Yetimhanesi’nde yaşayan sekiz şempanze, hiçbir sebep yokken kulaklarına ot veya dal parçaları taktığı görüldü.

Behaviour dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarı Durham Üniversitesi’nden Dr. Jake Brooker, “Bu fındık kırmak veya termit avlamakla ilgili değil. Daha çok şempanze modası gibi” diyor ve ekliyor:

“Bu, insan kültürel modalarının nasıl yayıldığını yansıtıyor: Birisi bir şey yapmaya başlıyor, diğerleri onu kopyalıyor ve bu, hiçbir açık amaca hizmet etmese bile, hatta bazen rahatsız edici olsa bile, grup kimliğinin bir parçası haline geliyor.”

Utrecht Üniversitesi’nden Dr. Edwin van Leeuwen ise, “Tetikte kalmaları veya yiyecek aramak için çok fazla zaman harcamaları gerekmiyor” diyor ve ekliyor: “Bu onlara oyun, deney ve birbirlerini taklit etmek için daha fazla bilişsel alan sağlayabilir.”

Başka bir araştırmada, Uganda’daki Budongo Ormanı’nda yaşayan şempanzelerin açık yaraları tedavi etmek için bitkileri kullandıkları gözlemlenmişti.

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları, şempanzelerin ilk yardım için bitkileri nasıl kullandıklarını filme alıp kaydetmişti. Görüntülerde, şempanzelerin yaprakları yalayıp yaralara sürttükleri görülüyor.

Bilim insanları, bu görüntülerin, şempanze, orangutan ve goriller de dahil olmak üzere primatların sağlıklı kalmak için çeşitli yollarla doğal ilaçlar kullandığına dair giderek artan kanıtlara bir yenisini eklediğini söylüyorlar.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat Hesaplarında Erime Devam Ediyor

4 Temmuz ile biten haftada Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 535 milyar liraya geriledi. Merkez Bankası (TCMB), yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri bir önceki haftaya göre, 10 milyar dolar seviyesinde artarak 164,4 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduatlar 4 Temmuz haftasında 543 milyar lira seviyesinden 535 milyar lira seviyesine geriledi.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 4 Temmuz ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre, brüt döviz rezervi 4 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre 10 milyar dolar artarak 164,4 milyar dolara yükseldi. Brüt rezerv bir önceki hafta 154,4 milyar dolar seviyesindeydi.

Aynı hafta net rezerv ise 46,4 milyar dolardan, 57,5 milyar dolara yükseldi. 4 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre swap hariç net rezervi 9,7 milyar dolar artışla 38,1 milyar dolara ulaştı.

Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bankalarda yurt içi yerleşiklerin toplam döviz mevduatları aynı dönemde 191 milyar 189 milyon dolar seviyesinde oldu. Döviz mevduatları bir önceki hafta 194 milyar 133 milyon dolar seviyesine göre 2 milyar 944 milyon dolarlık azalış gösterdi.

Paylaşın

Trump’ın Vergi Tarifeleri ABD’li Şirketlere Nasıl Zarar Veriyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2025 yılının başlarında uygulamaya koyduğu ek gümrük vergileri, ABD’li şirketleri olumsuz yönde etkiliyor: Artan maliyetler, düşen satışlar, borsa kayıpları…

Haber Merkezi / Uzmanlar, ek gümrük vergilerinin, küresel ticaret savaşını körükleyebileceğini ve uzun vadede ABD ekonomisine zarar verebileceğini söylüyor.

Artan üretim maliyetleri: Ek gümrük vergileri, ithal edilen hammaddeler ve ara malların maliyetini daha da artırıyor. Özellikle Asya, Avrupa ve diğer bölgelerden ithalat yapan şirketler (örneğin, Apple, Nike, Target), vergi artışlarıyla birlikte ek maliyetlerle karşı karşıya.

Tüketici fiyatlarında artış: Şirketler, gümrük vergilerinin getirdiği ek maliyetleri genellikle tüketicilere yansıtıyor. Bu da, enflasyon artışıyla birlikte tüketicilerin satın alma gücünü belirli bir oranda düşürebilir.

Misilleme vergileri: Trump’ın ek gümrük vergilerine karşılık, Çin, Avrupa Birliği (AB), Kanada gibi ülkeler ABD ürünlerine misilleme vergileri uygulamaya başladı. Bu, ABD’li ihracatçıların (örneğin, Harley-Davidson) dış pazarlarda rekabet gücünü azaltıyor.

Piyasa değerlerinde düşüş: Ek gümrük vergileri, borsalarda ciddi dalgalanmalara neden oldu. Örneğin; S&P 500 endeksi, 2020’den bu yana en büyük düşüşü yaşayarak yüzde 4,8 geriledi. Apple, Nvidia, Nike gibi büyük şirketlerin hisseleri yüzde 5-14 arasında değer kaybetti.

Tedarik zinciri aksamaları: Şirketler, özellikle otomotiv ve teknoloji sektörlerinde, küresel tedarik zincirlerine bağımlı durumda. Örneğin, Meksika ve Kanada’dan gelen otomobil parçalarına uygulanan ek gümrük vergileri, üretim süreçlerinde aksamalara neden olabilir.

İstihdam kayıpları: Moody’s Analytics, ek gümrük vergilerinin ABD ekonomisinin büyümesini yüzde 0,6 azaltabileceğini ve 250 bin iş kaybına yol açabileceğini öngörüyor. Örneğin, bir otomotiv şirketi, vergilere yanıt olarak ABD’deki beş fabrikasında 900 çalışanı geçici olarak işten çıkardığını duyurdu.

E-ticaret ve teknoloji şirketleri üzerindeki etki: Çinli e-ticaret devleri (Shein, Temu) için düşük değerli kargolara uygulanan muafiyetin kaldırılması, Amazon gibi şirketlerin rekabet gücünü etkileyebilir.

Ayrıca, teknoloji sektöründe yarı iletken üreticileri (Nvidia, TSMC) muafiyetlerden faydalansa da, e-ticaret ve tüketici elektroniği şirketleri ek maliyetlerle karşı karşıya.

Paylaşın

Kahve Tutkunları Hangi Sağlık Riskleriyle Karşı Karşıya?

Dünya genelinde en çok tüketilen içeceklerden biri olan kahve, beyindeki adenozin reseptörlerini bloke ederek uyuşukluğu azaltır, odaklanmayı ve uyanıklığı artırır.

Haber Merkezi / Kahvenin temel bileşeni kafeindir. Kafein, merkezi sinir sistemini harekete geçiren doğal bir uyarıcıdır.

Kahvenin, faydaları, yararları ve riskleri hakkındaki tartışmalar ise devam etmektedir.

Kahve tutkunları, yani düzenli ve fazla miktarda kahve tüketenler, bazı sağlık riskleriyle karşı karşıya olabilir:

Uykusuzluk ve anksiyete: Kafein, merkezi sinir sistemini uyarır. Günde 400 mg’dan fazla kafein (yaklaşık 4 fincan filtre kahve) uykusuzluk, huzursuzluk, sinirlilik ve anksiyete riskini artırabilir.

Kalp sağlığı sorunları: Aşırı kafein, kalp atış hızını ve kan basıncını geçici olarak yükseltebilir. Kalp hastalığı olanlarda veya hassas bireylerde çarpıntı gibi sorunlara yol açabilir.

Mide problemleri: Kahve, mide asidi üretimini artırabilir, bu da reflü, gastrit veya ülser gibi sorunları tetikleyebilir, özellikle aç karnına tüketildiğinde.

Bağımlılık riski: Düzenli kafein tüketimi fiziksel bağımlılığa yol açabilir. Kafein kesildiğinde baş ağrısı, yorgunluk ve irritabilite gibi yoksunluk belirtileri görülebilir.

Kemik sağlığı: Aşırı kahve tüketimi, kalsiyum emilimini azaltabilir ve uzun vadede kemik yoğunluğu kaybına (osteoporoz) katkıda bulunabilir, özellikle yeterli kalsiyum alınmıyorsa.

Dehidrasyon: Kafein hafif diüretik etkisiyle vücuttan sıvı kaybına neden olabilir. Yetersiz su tüketimiyle birleştiğinde dehidrasyon riski artar.

Hamilelik ve doğurganlık: Hamilelerde yüksek kafein alımı düşük riskini artırabilir. Günde 200 mg’dan fazla kafein önerilmez. Ayrıca, bazı çalışmalarda fazla kafeinin doğurganlığı olumsuz etkilediği belirtiliyor.

İlaç etkileşimleri: Kafein, bazı ilaçlarla (ör. antidepresanlar, tiroid ilaçları) etkileşime girerek yan etkileri artırabilir.

Paylaşın

Gün Boyu Dinç Kalmaya Yardımcı Olacak 10 Alışkanlık

Bazı düzenli alışkanlıklar sadece günü en iyi şekilde değerlendirmeye değil, aynı zamanda iş ve özel hayatta uzun vadeli başarılar elde etmeye yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Uzmanlar, hayatta olumlu değişiklikler için iyi alışkanlıklar edinilmesi gerektiğini sıklıkla ifade ederler.

İşte gün boyu dinç kalmak için edinilebilecek alışkanlıklar:

Yeterli uyku: 7-8 saat kaliteli uyku, enerji seviyesini korur. Düzenli uyku saatleri belirlenmeli.

Dengeli beslenme: Kahvaltıda protein, sağlıklı yağlar ve kompleks karbonhidratlar tüketilmeli. Gün içinde şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı, tam tahıllar ve sebzeler tercih edilmeli.

Su tüketimi: Dehidrasyon yorgunluğa neden olabilir. Gün içerisinde yeterli su tüketilmeli.

Hareket: Günde 20-30 dakika yürüyüş veya hafif egzersiz kan dolaşımını artırır ve enerji verir.

Kısa molalar: Her 1-2 saatte bir 5 dakikalık molalar verilmeli.

Kafein dengesi: Sabah bir fincan kahve faydalı olabilir, ancak öğleden sonra fazla kafeinden kaçınılmalı.

Doğal ışık: Gün ışığına maruz kalmak, melatonin üretimini düzenler ve uyanıklığı artırır.

Stres yönetimi: Meditasyon, derin nefes veya kısa mindfulness pratikleri zihinsel yorgunluğu azaltır.

Planlı gün: Zihinsel karmaşayı önlemek için görevleri önceliklendiren bir ajanda kullanılmalı.

Sosyal bağlantı: Çevredekiler ile kısa sohbetler enerjiyi yükseltebilir.

Paylaşın