Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Yaş Aldıkça Kan Basıncı Beyni Nasıl Etkiler?

Yeni yayınlanan bir araştırma, yaşlandıkça kan basıncının beyni nasıl etkilediğine dair yeni bulgular ortaya koydu. Bulgular, kan basıncını yönetmenin hafıza kaybı, felç ve düşmelerden korumaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Haber Merkezi / Kan basıncı, atardamarlarda hareket eden kanın kuvvetidir. İki sayı kullanılarak ölçülür. İlk sayıya sistolik basınç denir. Kalp attığında kanın ne kadar güçlü itildiğini gösterir.

İkinci sayı, kalbin atımlar arasında dinlenme halindeyken oluşan basıncı gösteren diyastolik basınçtır. Doktorlar, diyastolik basıncın 80 veya daha yüksek olması durumunda endişelenirler çünkü bu, kalp dinlenirken bile çok fazla basınç olduğu anlamına gelir.

Miami Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, beyindeki beyaz cevher lezyonlarına odaklanıldı. Bu lezyonlar, beynin mesaj gönderme özelliğini etkileyen küçük yara izlerine benzer. Bu durum, düşünme, hafıza ve denge sorunlarına yol açabilir.

Araştırmacılar, 50 yaş ve üzeri 1.200’den fazla kişiyi inceledi. Daha düşük diyastolik kan basıncına (80’in altında) sahip kişilerin, daha yüksek diyastolik kan basıncına (90’ın üzerinde) sahip kişilere göre daha az beyaz cevher lezyonuna sahip olduğunu keşfettiler.

Araştırma ayrıca, beynin bazı bölgelerinin diğerlerinden daha fazla etkilendiğini de gösterdi. Diyastolik basınç çok yüksek olduğunda, belirli bölgelerdeki küçük kan damarlarına zarar vererek daha fazla beyin lezyonuna yol açabilir.

Bu büyük bir sorundur, çünkü beyaz madde beyinde otoyol görevi görür. Bu otoyollar hasar gördüğünde (yoldaki çukurlar gibi), beynin düzgün çalışması zorlaşır.

Yaşlandıkça beyaz cevher lezyonları daha yaygın hale gelir. 60’lı yaşlardaki yaklaşık her 5 kişiden 1’inde görülür ve yaşla birlikte bu sayı artar. Bu beyin yaraları, düşme, felç ve net düşünme güçlüğü riskini artırabilir.

Çalışmaya liderlik eden Michelle R. Caunca, kan basıncına dikkat etmenin sadece kalp sağlığı için önemli olmadığını, aynı zamanda beynin sağlığını korumak için de hayati önem taşıdığını söylüyor.

Özetle, bu araştırma diyastolik kan basıncını yönetmenin (özellikle 80’in altında tutmanın) yaşlandıkça beyin sorunları riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a: Üçlü İttifak Yok, Biz Devletle Görüşüyoruz

Erdoğan’ın “AKP, MHP ve DEM olarak üçlü yürümeye karar verdik” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Kesinlikle böyle bir ittifak yok. Biz herhangi bir parti ile değil, devletle bu yolu yürüyoruz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Halk TV’de gazeteciler Kürşad Oğuz ve İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı. Hatimoğulları, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “AKP, MHP ve DEM olarak üçlü yürümeye karar verdik” açıklamasının gündeme getirdiği yeni ittifak iddialarını net bir dille reddetti.

Tülay Hatimoğulları, Erdoğan ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in bu sözlerin bir ittifakı kastetmediğine dair açıklamalarını hatırlatarak, “Kesinlikle böyle bir ittifak yok. Herhangi bir partinin çıkarı için dar anlamda bir birliktelik söz konusu olamaz. Biz bu yolu herhangi bir partiyle değil, devletle yürüyoruz” ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları, sürecin yalnızca iktidarla yürütülmediğini, aynı zamanda muhalefet partileriyle de temas kurulduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Sürecin başladığı ilk günden bu yana sadece iktidar ile değil, muhalefet partileriyle de görüştük. Çünkü barış sürecinin muhalefetsiz olamayacağını başından beri ifade ediyoruz. Biz Süleymaniye’de tarihi bir ana şahitlik ettik. Bunun konuşulmasını isterdik. Ancak belli ki bir kesim bu sürecin gelişmesini istemiyor.”

“Barış süreci seçimle ilişkilendirilmemeli, bu sürece zarar verir”

Programda gündeme gelen bir diğer konu da yeni anayasa çalışmaları oldu. İsmail Saymaz’ın, DEM Parti’nin yeni anayasa sürecine destek vereceği yönündeki iddiaları sorması üzerine Tülay Hatimoğulları şu değerlendirmede bulundu:

“İktidar cephesinden bir erken seçim sinyali gelmiş değil. Ancak mevcut anayasa ile süreç yürütülemiyor. Ya erken seçim gerekecek ya da anayasa değişikliği. Barış süreci seçimle ilişkilendirilmemeli, bu sürece zarar verir. Biz mümkün mertebe bu tartışmayı gündemimize almak istemiyoruz.”

Tülay Hatimoğulları’nın açıklamaları, son günlerde kamuoyunda tartışma yaratan ittifak ve anayasa süreci iddialarına net bir yanıt niteliği taşıdı.

Paylaşın

Türkiye, Milli Gelirin Yalnızca Yüzde 6,3’ünü Eğitim Ve Sağlığa Ayırıyor

Türkiye, GSYH’nin (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) yalnızca yüzde 3,7’sini sağlık hizmetlerine, yüzde 2,6’sını ise eğitim hizmetlerine ayırıyor. Bu, sağlık  ve eğitim hizmetlerinde yaşanan yapısal sorunlara da ışık tutuyor.

NATO üyesi ülkelerin savunma, sağlık ve eğitim harcamalarına ilişkin güncel veriler, Türkiye’nin sağlık ve eğitim hizmetlerine ayırdığı kaynağın çarpıcı bir biçimde yetersiz kaldığını gözler önüne serdi. Karar’dan Berfu Kargı‘nın aktardığı Visual Capitalist tarafından yayınlanan grafiklere göre Türkiye, NATO üyeleri arasında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranla sağlık ve eğitime en az kamu kaynağı ayıran ülke durumunda.

2022-2023 verilerine göre Türkiye, GSYH’sinin yalnızca yüzde 3,7’sini sağlık hizmetlerine, yüzde 2,6’sını ise eğitim hizmetlerine ayırıyor. Bu oranlar, NATO ortalamasının belirgin şekilde altında. Karşılaştırmak gerekirse, aynı ittifaka mensup çoğu ülke sağlığa yüzde 7 ila yüzde 12, eğitime ise yüzde 4 ila yüzde 6 aralığında pay ayırıyor. En yakın komşular arasında yer alan Yunanistan sağlığa yüzde 8,5, eğitime yüzde 4,4 oranında kaynak aktarırken; Almanya sağlığa yüzde 11,8, eğitime yüzde 4,7 harcama yapıyor.

Benzer bir durum eğitim alanında da kendini gösteriyor. Eğitime ayrılan kamu kaynağının düşüklüğü, velileri çocuklarını özel okullara yöneltmeye zorluyor. Devlet okullarında artan sınıf mevcutları, öğretmen eksiklikleri ve altyapı sorunları, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştiriyor. Okulların temel temizlik hizmetlerinin bile yapılamaması durumu gözler önüne seriyor. Uluslararası öğrenci başarı sıralamalarından biri olan PISA testlerinde Türkiye’nin son yıllardaki sıralaması da bu durumu teyit ediyor. 2022 PISA sonuçlarında Türkiye, 37 OECD üyesi arasında matematikte 32’nci, fen bilimlerinde 29’uncu, okuma becerilerinde ise 30’uncu sırada yer aldı.

Paylaşın

Ahmet Özer’e “Kent Uzlaşısı” Davasında Tahliye Kararı

Ahmet Özer, “terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada tahliye edildi. Ancak “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla da hakkına tutukluluk kararı bulunan Özer’in cezaevinde kalacak.

Haber Merkezi / Ahmet Özer’in 23 Mayıs’taki ilk duruşması sonrasında Silivri’deki Marmara Cezaevi önünde açıklama yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ahmet Özer’in “suçunun” Kürt olmak ve Esenyurt Belediyesi’ni kazanmak olduğunu söylemişti.

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) tutuklu Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in “silahlı terör örgütü PKK/KCK üyesi olmak” suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın ikinci duruşması bugün görüldü.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, salonunun yetersiz kalması nedeniyle Silivri Adliyesi’nin 1 numaralı salonunda düzenlendi. Duruşmaya, tutuklu sanık Ahmet Özer ile avukatları ve çok sayıda partili katıldı.

Özer savunmasında şunları söyledi: “Yargılamam gereksiz şekilde uzatıldı. Hakkımda uydurma iddialarla suç isnat edildi. Ben ve avukatlarım, tanıkların iddialarını çürüttük ve önceki duruşmada tahliye beklerken bugün yine ikinci kez hakim karşısındayım.

Bir tek insan acı çekiyorsa, birçok insan acı çekiyor demektir. 11 Temmuz’da barış sürecinde önemli bir adım attık; ancak benim tutukluluğumun hâlâ devam etmesi bir çelişkidir. Ahmet Özer davası, barış için bir samimiyet testidir.

Başından beri lekelenmeme hakkım ihlal edildi, suçlu ilan edildim. Benim terör örgütü üyesi olmadığımı dünya alem biliyor. Barış süreci yapılacak diye tahliye olmak istemiyorum; zaten hiçbir örgüt üyesi değilim. Sadece terörsüz bir Türkiye yetmez, demokratik bir Türkiye de gerekir.”

Mahkeme heyeti, duruşma sonunda Özer’in yurt dışına çıkış yasağı ve İstanbul sınırlarını terk etmeme şeklindeki adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verdi. Ancak Özer Mali Suçlar davası nedeniyle de tutuklandığı için Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde kalmaya devam edecek.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “terör” soruşturması kapsamında 4 Kasım’da tutuklanan ve ardından görevden alınan Ahmet Özer, yolsuzluk soruşturması kapsamında ise “ihale yolsuzluğu’ suçlamasıyla tekrar tutuklanmıştı.

Özer’in tutuklanması, CHP’li belediyelere yönelik başlayan ve siyasi amaçlı olduğu düşünülen operasyonların ilki olarak görülüyor.

Ahmet Özer, ilk duruşmada tutuklanmasının aslında Esenyurt’a kayyum atamakla ilgili olduğunu belirterek “Bir amacı da Esenyurt’tan İstanbul’a tünel kazmaktır. CHP’yi terör örgütüyle ilişkilendirmektir. Bugün burada tarihi bir karar vereceksiniz. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum” demişti.

23 Mayıs’ta görülen ilk duruşmadaki savunmasında PKK ile yürütülen müzakerelere de değinen Özer, “Ben hayatımı barışa, kardeşliğe adamış biriyim. Vereceğiniz karar tarihi bir karar olacak. Örgütle barış süreci yürütülüyor. Ben tahliyemi ve beraatimi barış sürecinden dolayı istiyor değilim ama bu karar sürece de katkı yapacaktır. Ben zaten terör örgütü üyesi değilim” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak mahkeme, Özer’in tahliye talebini reddetmiş tutukluluğuna devam kararı almıştı.

Özer’in 23 Mayıs’taki ilk duruşması sonrasında Silivri’deki Marmara Cezaevi önünde bir açıklama yapan CHP lideri Özgür Özel, Ahmet Özer’in “suçunun” Kürt olmak ve Esenyurt Belediyesi’ni kazanmak olduğunu söylemişti.

Cezaevinde tutuklu bulunan ve bu nedenle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki başkanlık görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu da “Seçimle alamadıkları Esenyurt’u kayyımla ele geçirmeye çalışanlar, Ahmet Özer başkanımızı terörle suçlayarak aylardır bir hukuk katliamı gerçekleştiriyor” demişti.

Kent uzlaşısı eleştirisi

İktidar uzun süredir muhalefet tarafından ‘kent uzlaşısı’ operasyonları nedeniyle eleştiriliyordu. ‘Kent uzlaşısı’ kavramı, CHP ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde bazı belediyelerdeki işbirliği için kullanılmıştı. Bu resmi bir ittifak değil. Partiler bunun bir ‘taban ittifakı’ olduğunu söylüyor.

Özer de bu kapsamda Esenyurt’ta belediye başkanı seçilmişti. Ancak bu ‘işbirliği’, iktidar tarafından ‘terörle’ ilişkilendirilerek ‘suç’ sayıldı. Buna karşın iktidar temsilcileri Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ‘Terörsüz Türkiye’ denilen bir süreci yürütüyor. Böylesine bir ortamda yasal partiler arasındaki işbirliğinin hedef alınması, muhalefet tarafından eleştirilmişti.

Ayrıca Özer, önceki ‘barış süreci’nde Meclis’te kurulan komisyonda görev almış bir isim. Özer’in ‘kent uzlaşısı’ tutukluluğu, bu açıdan da muhalefet açısından ‘absürt’ bulunuyordu. Böylelikle Özer’in bu kapsamdaki tutukluluğu, ikinci sürecin başlatıcısı olan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yardımcısı Yıldız’ın mesajı sonrası kaldırılmış oldu.

Paylaşın

Mezopotamya Nasıl Medeniyetin Beşiği Oldu?

Fırat ve Dicle nehirleri arasında yer alan ve “medeniyetin beşiği” olarak anılan Mezopotamya, insanlık tarihindeki birçok ilkin gerçekleştiği, uygarlığın temel taşlarının atıldığı bölge olarak bilinir.

Kurtuluş Aladağ / Bu verimli bölge (bugünkü Irak, Suriye ve Türkiye’nin bir kısmı), yaklaşık MÖ 10 bin yılından itibaren tarım devrimine ve ardından karmaşık toplumların oluşumuna ev sahipliği yaptı. Mezopotamya’nın medeniyetin beşiği olmasının temel nedenleri:

Tarım devrimi ve verimli topraklar

Fırat ve Dicle nehirlerinin sağladığı alüvyonlu topraklar, Bereketli Hilal Bölgesi’nde tarımın gelişmesini sağladı. Buğday, arpa, mercimek gibi ürünlerin tarımı MÖ 9 bin civarında başladı.

Bereketli Hilal, kışları yağmurlu, yazları kurak geçen Akdeniz ikliminin egemen olduğu, hilal biçiminde, oldukça bitek bir alandan oluşur. Güneyde Arabistan Çölü ile kuzeyde Doğu Anadolu Dağlık Bölgesi arasında yer alır. Eski Babil toprakları ile hemen yakınındaki Elam’dan (bugün İran’ın güneybatısı) Dicle ve Fırat ırmakları ile Asur topraklarına kadar uzanır. Zağros Dağları’ndan, batıda Suriye üzerinden Akdeniz’e, güney yönünde de Filistin’in güneyine kadar olan toprakları içine alır.

Mezopotamyalılar, nehir sularını kontrol altına almak için sulama kanalları ve baraj sistemleri geliştirdiler. Bu, tarımsal üretimi artırarak, gıda fazlası yarattı ve yerleşik hayata geçişi hızlandırdı. Artan gıda üretimi, insanların avcı – toplayıcı yaşam tarzını terk ederek köyler ve şehirler kurmasını sağladı. Bu durum, uzmanlaşmış iş bölümlerinin (ziraatçiler, zanaatkârlar, tüccarlar) ortaya çıkmasına yol açtı.

İlk şehirler ve toplumsal organizasyonlar

Mezopotamya, Uruk, Ur, Eridu ve Babil gibi dünyanın ilk şehir devletlerinin kurulduğu yerdir (MÖ 4000 – 3000). Zamanla bu şehirler, idari, dini ve ekonomik merkezler haline geldiler.

Kayıt tutma, ticaret, hukuk ve edebiyatın gelişmesini sağlayan yazının icadı MÖ 3 binli yıllarda Sümerler tarafından gerçekleştirildi. Yazının icadıyla birlikte, karmaşık toplumların yönetiminde devrim yaratıldı. Hammurabi Kanunları (MÖ 1754 civarı) gibi erken dönem hukuk sistemleri, toplumsal düzeni sağladı ve devlet yönetimini formalize etti.

Kültürel ve teknolojik yenilikler

Mezopotamyalılar, astronomi, matematik (60 tabanlı sayı sistemi) ve takvim sistemleri geliştirdiler. Bu gelişmeler, modern saat ve daire ölçülerinin (360 derece) temelini oluşturdular.

Mezopotamya genelinde yaygın olarak bulunan zigguratlar (tapınak-kuleler), sulama sistemleri ve tuğladan yapılmış yapılar, mimari ve mühendislikte yeniliklerin göstergesiydi. Gılgamış Destanı gibi eserler, insanlık tarihinin en eski yazılı edebiyat örneklerindendir ve bu eserler evrensel temalar (ölüm, dostluk, anlam arayışı) içerir.

Stratejik konumu sayesinde farklı kültürler arasında bir köprü olan Mezopotamya, İndus Vadisi, Mısır ve Anadolu ile ticaret, fikir ve teknoloji alışverişini kolaylaştırdı.

Din ve toplumsal yapı

Mezopotamya coğrafyasında yaşayanlar, çok tanrılı bir inanç sistemine sahipti ve tapınakları toplumun merkeziydi. Din, toplumsal düzeni pekiştiren bir unsur oldu. Mezopotamyalılar, krallar, rahipler, tüccarlar ve kölelerden oluşan karmaşık bir sosyal yapı geliştirdiler.

Sonuç olarak; Mezopotamya’daki yenilikler, sonraki medeniyetler (örneğin, Antik Yunan, Roma, Pers) üzerinde büyük etkiler bıraktı. Yazı, hukuk, matematik ve şehirleşme gibi unsurlar, modern dünyanın temelini oluşturdu. Bölgenin kültürel ve teknolojik birikimi, Avrupa, Asya ve Afrika’daki medeniyetlere yayıldı.

Paylaşın

İşsizlik Fonu, Patronlara Destek Fonuna Dönüştü

Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile, İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden belirli amaçlarla yapılacak harcamalara ayrılan pay artırıldı. Halihazırda yüzde 30 olan oran yüzde 50’ye çıkarıldı.

Haber Merkezi / Ekonomist İnan Mutlu, fonun işsizler dışında birçok alana kaynak aktarımı için kullanıldığını belirterek, 2025 yılına dair yeni düzenlemenin bu durumu pekiştirdiğine dikkat çekti.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile, İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden belirli amaçlarla yapılacak harcamalara ayrılan pay artırıldı.

Halihazırda yüzde 30 olan oranı yüzde 50’ye çıkarıldı. Karar, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinin yedinci fıkrası doğrultusunda alındı. Söz konusu fıkraya göre fon gelirlerinin bir kısmı yalnızca işsizlik ödeneği değil; aynı zamanda kısa çalışma ödeneği, nakdi ücret desteği, işbaşı eğitim programları gibi çeşitli istihdam destekleri için kullanılabiliyor.

Kanunun “İşsizlik sigortasına ilişkin genel hükümler” başlıklı 48. Maddesi şöyle: “Fonun bir önceki yıl prim gelirlerinin % 30’u; işgücünün istihdam edilebilirliğini artırmak, çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak ve teknolojik gelişmeler nedeniyle işsiz kalması beklenenlerin başka alanlara yönlendirilmesini sağlamak, istihdamı artırıcı ve koruyucu tedbirler almak ve uygulamak, işe yerleştirme ve danışmanlık hizmetleri temin etmek, işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak ve Fondan ödenmek üzere vize edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanlar ile bunlardan ilgili mevzuatına göre Kurum kadrolarına atanan ve Kurumda çalışmaya devam eden personelin mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemeleri gerçekleştirmek amacıyla kullanılabilir. Bu oranı % 50’ye kadar çıkarmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.”

Ekonomist İnan Mutlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda düzenlemeye yönelik eleştirilerde bulundu. Mutlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İşsizlik Sigortası Fonu da iyice arpalığa döndü. İşsizler dışında her şeye kullanılmaya devam ediyor. İlk 5 ayda işsizlik maaşına başvuranların sadece yüzde 48’i ödeme alabildi. İşsizlere ödeme şartları genişletileceğine bakın ne yapıyorlar…”

İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan harcamalar ve işsizlik maaşı ödemelerine dair tartışmalar daha önce de kamuoyunun gündemine gelmişti. Yeni düzenleme ile birlikte, fonun hangi alanlara ve ne ölçüde aktarım yaptığı konusu yeniden değerlendirme konusu haline geldi.

Paylaşın

Araştırma: Kaslardaki Gizli Yağ Ölüm Riskini Artırabilir

Yeni bir araştırmaya göre, sadece belinizin etrafındaki değil, kaslarınızın derinliklerinde gizlenen yağlar da kalp krizi, kalp yetmezliği ve hatta ölüm riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Kaslar arası yağ olarak adlandırılan bu tür yağlar, vücutta düzenli olarak görünmeyebilir veya vücut kitle indeksine (VKİ) yansımayabilir, ancak yine de kalp sağlığınıza zarar verebilir.

Harvard Tıp Fakültesi ve Brigham ve Kadın Hastanesi’nden Profesör Viviany Taqueti liderliğindeki araştırma, kasların içinde depolanan yağın kalp fonksiyonunu ve uzun vadeli kardiyovasküler hastalık riskini nasıl etkilediğini derinlemesine inceleyen ilk araştırmadır.

Deri altında veya organların etrafında bulunan yağın aksine, kaslar arası yağ, kas lifleri arasına yerleşmiştir ve ileri görüntüleme yöntemleri olmadan görülmesi veya ölçülmesi daha zordur.

Bu yağlar, iltihaplanmayı tetikleyebilir, metabolizmayı bozabilir ve kalbe kan sağlayanlar da dahil olmak üzere kan damarlarına zarar verebilir.

Çoğunluğu kadın 669 hastanın (ortalama yaş 63) incelendiği araştırmada öne çıkan bulgular şöyle:

Yağlı kas oranındaki her yüzde 1’lik artış, kalpteki küçük kan damarlarının düzgün çalışmadığı bir durum olan koroner mikrovasküler disfonksiyon (CMD) riskinde yüzde 2’lik bir artışa neden oluyor.

Aynı yüzde 1’lik artışın, hastaneye yatma veya kalp krizi veya kalp yetmezliğinden ölme riskinin yüzde 7 daha fazla olmasıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Profesör Taqueti, deri altındaki yağın aksine, kaslar arasındaki yağın iltihaplanmaya yol açabileceğini, kan şekerinin düzenlenmesini bozabileceğini ve insülin direncini kötüleştirebileceğini, bunların kalp kasına ve kan dolaşımına zarar verme olasılığını artırdığını açıkladı.

Vücut kitle indeksi ve bel çevresi gibi geleneksel belirteçlerin artık bir kişinin kalp riskini değerlendirmek için yeterli olmadığını vurgulayan Taqueti, “Birinin kaslarında yağ depolandığını bilmek, dışarıdan sağlıklı görünseler bile, kimin risk altında olduğunu belirlemenin daha iyi bir yolunu sunuyor” dedi.

Taqueti, “Henüz bilmediğimiz şey, obezite ve diyabet için yaygın olarak kullanılan GLP-1 ilaçları gibi tedavilerin özellikle bu tür yağları hedef alıp alamayacağı” diye ekledi.

Paylaşın

Bankalara Bireysel Borçlar 5 Trilyon Liraya Dayandı

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi.

Ömer Fethi Gürer, icra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini de kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik gelişmelere ilişkin basın toplantısı yaptı. Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi ve ekledi:

“Varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan borçlarıyla birlikte vatandaşın toplam finansal borcu 4 trilyon 985 milyar liraya ermiştir. Haftada bireysel kredilerin bakiyesi 13,5 milyar lira artarak 2 trilyon 490 milyar liraya yükselirken, kredi kartı borç bakiyesi ise 25,2 milyar lira artarak 2 trilyon 336 milyar liraya tırmanmıştır. Bireylerin bankalara olan kredi kartı ve bireysel kredi borçlarında, 2024 yılı sonuna göre yüzde 22,6 oranında (888 milyar lira) artış yaşandığı görülmektedir.”

Borcunu ödeyemeyenlerin icra ile varlıklarını kaybettiği bir sürecin yaşandığını ifade eden Gürer, şunları söyledi: “Bankalar ve tüketici finansman kuruluşları, bu yılın ilk beş aylık döneminde 775 bin 160 kişiyi kredi kartı, 636 bin 860 kişiyi de bireysel kredi borcunu vadesinde ödeyemediği için icra takibine aldı.

Hem kredi kartı hem de bireysel kredi borcu nedeniyle takibe alınanlar tek kişi sayıldığında, beş ayda toplam 1 milyon 38 bin 700 kişi bankalar ve finansman şirketlerine borcunu ödeyemedi. Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 289 bin 178 kişi artış gösterdi. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 224 bin 129, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise 182 bin 570 kişi arttı.”

Geliri artmayıp sabit kalan dar gelirli, emekliler, çiftçiler ve esnaf için zor bir dönem yaşandığını belirten Gürer, şu ifadeleri kullandı: “Önceki yıllardan gelenlerle birlikte, halen bankaların takibinde 2 milyon 656 bin 164 kişi; varlık yönetim şirketlerinin takibinde ise 2 milyon 94 bin 827 kişi bulunuyor. Hem bu yıl hem de önceki yıllarda bankalar ve finans kuruluşları tarafından icra takibine alındıkları halde borcunu ödeyemeyenlerin sayısı hem bankalar ve finans kuruluşlarının hem de varlık yönetim şirketlerinin takibinde olanlar tek kişi sayıldığında, 4 milyon 96 bin 259 kişiye yükseldi.”

İcra dosyaları rekor kırdı

İcra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini kaydeden Gürer, “İcra dairelerine, 2024 yılında bu dönemde 4 milyon 800 bin yeni dosya gelmişti. Aynı günler arasında 3 milyon 564 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı” dedi.

“UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı, 11 Temmuz itibarıyla 24 milyon 54 bine çıktı. Derdest dosya sayısı, son bir yılda net olarak 1 milyon 684 bin adet arttı” diyen Gürer, ülkede derin yoksulluğun geniş kesimleri sardığını ve iktidarın sorunları görmezden gelip ötelemekten başka bir şey yapmadığını ifade etti.

Paylaşın

DEHB, Yetişkinlerde Bunama Riskini Artırabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan yetişkinlerin yaşlandıkça bunama geliştirme olasılığının daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Cenevre Üniversitesi Hastaneleri ve Cenevre Üniversitesi’nden bilim insanları, DEHB’li yetişkinlerin beyinlerinin, Alzheimer ve diğer yaşa bağlı demans türlerinde görülen değişikliklere benzer değişiklikler gösterdiğini buldular.

Araştırmaya ilişkin bulgular, Psychiatry and Clinical Neurosciences dergisinde yayınlandı.

DEHB odaklanmayı, dürtüleri kontrol etmeyi ve hareketsiz kalmayı zorlaştıran yaygın bir beyin rahatsızlığıdır.  Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 3,5’i DEHB ile yaşıyor.

Bilim insanları, araştırmada, 25 – 45 yaşları arasında DEHB’li 32 yetişkini inceleyerek, DEHB’siz 29 yetişkinle karşılaştırdılar. Bilim insanları, bunu yapmak için kantitatif duyarlılık haritalaması veya kısaca QSM adı verilen özel bir beyin taraması yöntemini kullandılar.

Araştırmanın sonuçlar çarpıcıydı. DEHB’li kişilerin beyinlerinin belirli bölgelerinde, bu rahatsızlığı olmayanlara göre daha fazla demir vardı.

Araştırma, precentral korteks adı verilen bir beyin bölgesindeki yüksek demir seviyeleri ile kandaki yüksek NfL seviyeleri arasında net bir bağlantı buldu. Bunlar çok önemli belirteçlerdir, çünkü her ikisinin de beyin yaşlanması ve demansın erken evreleriyle bağlantılı olduğu bilinmektedir.

Araştırmayı yürüten Profesör Paul G. Unschuld, bilim insanlarının, DEHB ile ileride bunama riski arasında olası bir nörolojik mekanizmayı ilk kez gördüklerini söyledi.

Bu araştırma, yetişkinlerde DEHB’nin yalnızca günlük yaşamda dikkat ve davranışları etkileyen bir rahatsızlık olmadığına, aynı zamanda beyin sağlığı üzerinde de uzun vadeli etkileri olabileceğine dair kanıtlara katkıda bulunmaktadır.

Bu nedenle, DEHB’nin erken teşhisi ve iyi yönetimi, yaşam kalitesini iyileştirmenin yanı sıra, yaşlılıkta hafıza sorunlarına veya bilişsel gerilemeye karşı da koruma sağlayabilir.

Paylaşın