Rusya Yaptırımları: ABD’den Türkiye’ye Kritik “Uyarı” Ziyareti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson’ın 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında Türkiye, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret edecek. Nelson, yaptırım listesindeki Rus şirketlerle iş yapılmasının olası sonuçları konusunda uyarıda bulunacak.

Brian Nelson’ın ziyaret Ankara ve Washington arasındaki ilişkilerin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ile ilgili görüş ayrılıkları nedeniyle gerildiği bir döneme denk gelecek.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Ekim ayında da Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili uyarıda bulunmak için Türkiye’ye üst düzey bir yetkili göndermişti.

ABD Hazine Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden Brian Nelson, önümüzdeki hafta Türkiye ve Ortadoğu’ya gerçekleştireceği ziyaretlerde yaptırım listesindeki Rus şirketlerle iş yapılmasının olası sonuçları konusunda uyarıda bulunacak.

Reuters’a konuşan bir ABD Hazine Bakanlığı sözcüsü, Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson’ın 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında Türkiye, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret edeceğini söyledi.

Sözcünün ajansa verdiği bilgiye göre, Nelson bu ülkelerde hükümet yetkilileri, şirketler ve finans kuruluşlarıyla yapacağı görüşmelerde, ABD’nin yaptırımlarını agresif şekilde uygulamaya devam edeceğini vurgulayacak.

Sözcü, yaptırım listesindeki şirketlerle iş yapan ya da bu konuyla ilgili “gerekli özeni göstermeyen” birey ve kurumların ABD piyasalarına girememe riskiyle karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Nelson’ın Ankara ve İstanbul’daki görüşmelerini 2-3 Şubat’ta gerçekleştireceğini belirten sözcü, ABD’li yetkinin şirket ve bankaları olası çift kullanımlı teknoloji transferlerine ilişkin işlemlerden kaçınmaları için uyaracağını söyledi. ABD, söz konusu teknolojilerin bu yolla Rus ordusu tarafından kullanılabilmesine imkân tanınmasından endişe ediyor. Çift kullanımlı ürünlerin hem ticari hem de askeri uygulamaları olabiliyor.

ABD ve müttefikleri, Rusya’ya Ukrayna’yı işgalinin ardından çok sayıda yaptırım uygulamaya başladı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan Türkiye, Kiev’e silahlı İHA tedarik ederek destek verdi. Ancak Ankara aynı zamandaBatı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına da karşı çıkıyor. Buna karşın Türk hükümeti, uluslararası yaptırımların Türkiye’de etrafından dolaşılmayacağına dair de söz verdi.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Ekim ayında da Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili uyarıda bulunmak için Türkiye’ye üst düzey bir yetkili göndermişti.

Washington, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesinden de endişeli. ABD Hazine Bakanlığı geçen ay Türk iş insanı Sıtkı Ayan ve şirketlerini, İran Devrim Muhafızları yararına petrol satışı gerçekleştirilmesi ve para aklanmasına yardım ettiği gerekçesiyle yaptırım listesine almıştı.

Paylaşın

Seçim Analizi: Erdoğan, Müjdelerle Destek Toplamaya Çalışıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimler öncesin izlediği stratejileri değerlendiren Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı’nın, halkın desteğini kazanabilmek için vergi affı, asgari maaş zammı, ucuz kredi ve öğrenim kredisi borç faizlerinin silinmesi gibi ekonomik hamleler yaptığına dikkat çekti.

Yazıda, seçimlerin en büyük meselesinin ekonomi olacağı, Erdoğan’ın bu krizle başa çıkması durumunda kendi tabanındaki memnuniyetsiz kesimleri yeniden kazanabileceği değerlendirmesi de paylaşıldı.

ABD’nin tanınmış gazetelerinden Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler öncesinde izlediği stratejileri değerlendiren, kuruluşun İstanbul Büro Şefi Kareem Fahim’in imzasını taşıyan bir analiz yayımladı.

“Şimdiye kadarki en zor seçimle karşı karşıya kalan Erdoğan, ‘müjdelerle’ seçmenlerin gönlünü fethetmeye çalışıyor” başlıklı yazıda, seçimler yaklaşırken Cumhurbaşkanı’nın, halkın desteğini kazanabilmek için vergi affı, asgari maaş zammı, ucuz kredi ve öğrenim kredisi borç faizlerinin silinmesi gibi ekonomik hamleler yaptığına dikkat çekildi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen’in görüşlerine de başvuran WP, Esen’in “Enflasyon, Erdoğan’ın tabanını yiyip bitirdi” yorumunu öne çıkardı.

Analizde Esen’in, seçimlerin en büyük meselesinin ekonomi olacağı, Erdoğan’ın bu krizle başa çıkması durumunda kendi tabanındaki memnuniyetsiz kesimleri yeniden kazanabileceği değerlendirmesi de paylaşıldı.

“Muhalefetin Erdoğan’a çok büyük darbe indirme şansı vardı”

Yazıda, muhalefetin adayını açıklamamasının Erdoğan’ı güçlendirdiği görüşü aktarılan Berk Esen’in şu sözlerine de yer verildi:

Muhalefetin Erdoğan’a çok büyük darbe indirme şansı vardı ama bunu gerçekten başaramadı.

WP’nin analizinde Cumhurbaşkanı için “Medyaya yönelik yıllardır süren ve bağımsız haberciliği engelleyen hükümet baskısı da dahil, yönetimine kafa tutanları engellemek için geniş ve otokratik yetkiler kullandı” yorumu da yapıldı.

Bunlara örnek olarak HDP’ye yönelik kapatılma davası ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası gösterildi.

14 Aralık’ta görülen duruşmada, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle İmamoğlu’na iki yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası verilmiş ve kendisi hakkında siyasi yasak süreci başlatılmıştı. Daha sonra İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı, kararın usul ve esas yönünden yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle istinafa başvurmuştu. İBB Başkanı’nın cezası henüz kesinleşmedi.

WP, cezanın kesinleşmesi halinde İmamoğlu’nun Erdoğan’a rakip olarak yarışamayacağını da hatırlattı.

“Halkın enflasyona karşı kendisini koruyabileceği bir mekanizma yok”

“Enflasyon, Erdoğan için temel zayıf noktalardan biri” yorumunun yapıldığı analizde, Kadir Has Üniversitesi’nden Erinç Yeldan’ın “Halkın enflasyona karşı kendisini koruyabileceği bir mekanizma yok” görüşüne de yer verildi.

WP, Yeldan’ın şu değerlendirmelerini öne çıkardı:

Hükümetin duruma yanıtı, finansmanı epey şüpheli olan ücret destek programlarıyla işgücü piyasasına gelişigüzel, geçici ve düzensiz müdahalelerden ibaret. Siyasi açıdan bu, Erdoğan’dan gelen bir hibe ve kendisinin gösterdiği bir minnettarlık şeklinde sunuluyor. Ekonomik açıdansa ‘Günün sonunda bu maliyetleri kim ödeyecek?’ sorusu doğuyor.

WP, konuştuğu İstanbullu yurttaşlardan Nurten Çaylak’ın, eşinin kazandığı asgari maaşla ancak kiraların ödeyebildiklerini söylediğini aktardı.

Yazıda, Kurtuluş semtinde yaşayan 44 yaşındaki kadının önceki seçimlerde Erdoğan’a oy verdiğini ama bu sefer farklı bir kişiyi tercih edeceğini söylediği de ifade edildi.

“Ya çok zenginler ya da çok yoksullar var”

Gazete, konuştuğu İstanbullu yurttaşlardan Ersin Fuat Ülkü’nün, devletin sağladığı yardımların restoranını ayakta tutmakta yetersiz kaldığını ve ailesiyle Almanya’ya taşınmayı planladıklarını söylediğini aktardı.

Değerlendirme yazısı, Fatih semtinde yaşayan 40 yaşındaki Ülkü’nün “Artık orta sınıf yok. Ya çok zenginler ya da çok yoksullar var” sözleriyle noktalandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Çelik Üreticileri, İthalatı Artıran Politikalardan Şikayetçi

1980 yılından itibaren yürürlüğe giren ithal ikamesi sistemi sayesinde Türkiye, özellikle İran, Irak ve Kuzey Afrika ülkeleri gibi komşu ülkelere gerçekleştirdiği çelik ihracatını artırdı. Sonraki 20 yılda da Türkiye’nin üretim ve ihracatında büyük bir artış yaşandı. 

2001 yılında dünyanın en büyük 10’uncu çelik üreticisi olan Türkiye, 2019 yılına gelindiğinde dünyanın 8’inci, Avrupa’nın 2’inci büyük üreticisi konumuna yükseldi. 2001 ile 2011 yılları arasında, Çin ve Hindistan’ın ardından dünyanın en hızlı büyüyen üçüncü çelik üreticisi olan Türkiye’nin çelik üretimi 2001 yılındaki 15 milyon ton seviyesinden 2021 yılında 40,4 milyon tona kadar çıktı.

Türkiye, 2021 yılında Almanya’yı geride bırakarak Avrupa’nın en büyük ve dünyanın yedinci büyük üreticisi konumuna ulaşmıştı. Ancak bu konumunu 2022’de kaybederek Avrupa’da ikinciliğe, dünyada sekizinciliğe gerileyen Türkiye’de çelik endüstrisindeki büyüme, bugüne kadar büyük oranda güçlü yerel tüketim sayesinde gerçekleşti.

Türkiye 2020 ve 2021’de Almanya’yı geride bırakarak Avrupa’da ilk sıraya yerleştiği çelik üretiminde, hükümetin ekonomi politikaları nedeniyle liderliği kaybetti. Çelik üreticileri, hükümetin stratejik öneme sahip sektörü yeteri kadar desteklemediğinden şikayetçi. Son dönemde ise Rusya, Çin, İran ve Hindistan gibi ülkelerin iç piyasada ağırlığının artması, Türkiye’nin çelik üretiminde daha da gerilere düşebileceği endişesi yaratıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, küresel resesyon, yükselen enflasyon gibi etkenler, Türkiye’nin önemli pazarlarından olan Avrupa ve Amerika’nın çelik talebinde yavaşlamaya neden oldu. Bu durum üretim ve kapasite kullanım oranlarında da düşüşü beraberinde getirdi.

Türkiye Çelik Üreticileri Derneği verilerine göre, 2022 yılında Türkiye’nin çelik üretimi yüzde 12,9 gerileyerek 35,1 milyon tona indi. Talepteki yavaşlama ihracat rakamlarına da yansıdı. TÜİK’in son açıkladığı Ocak-Kasım 2022 verilerine göre, çelik sektörü miktarda yüzde 17,7 düşüşle 19,6 milyon ton, değerde ise yüzde 5,3 düşüşle 21,1 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi.

“Dampingli ithalat engellenmeli”

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a konuşan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Aslan, bu dönemde Rus çelik ürünlerine yönelik uygulanan ambargolar nedeni ile Rusya’dan Türkiye’ye ürün girişlerinde ciddi artışlar yaşandığına vurgulayarak, Rusya’nın uyguladığı agresif fiyat politikasından Türkiyeli üreticilerin olumsuz etkilendiğini kaydediyor.

Bu durumun rekabet ve maliyet farklılıkları ortaya çıkardığını ve iç piyasada yeni dinamikler oluşturmaya başladığını belirten Aslan; Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin iç piyasada ağırlıklarını artırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Aslan, şöyle konuşuyor:

“Rusya, Çin, Hindistan, İran gibi ülkeler dampingli fiyatlarla ülkemize satış yapmaya devam ediyor. İthalat elbette ki olacak; yeter ki dengeli ve adil yapılsın. Yerli üreticimizin rekabet edebilme şansı elinden alınmasın. Bu noktada Türk çelik sektörünün temsilcileri olarak dampingli ithalatın engellenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyoruz.”

“Hükümetten teşvik bekliyoruz”

2023 yılında da korumacılık önlemlerinin sektörün üzerinde baskı unsuru olmaya devam etmesi bekleniyor. ABD ile AB’nin uyguladığı vergi ve kotaların devam ettiğine işaret eden Adnan Aslan, “Bizim de Türkiye olarak ciddi bir strateji belirleyip gerekli düzenlemeleri bir an önce hayata geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz” diyor.

Demir-çelik sektörünün enerji maliyetleri en yüksek sektörlerden biri olduğuna işaret eden Aslan; İngiltere, Avrupa Birliği gibi birçok ülkede üreticilerin çelik üretiminde kullandıkları enerji için devletten destek aldıklarına işaret ediyor.

Hükümete seslenerek “Biz de teşvik paketleriyle destek bekliyoruz” diyen Aslan, tüm bunların yanı sıra hammaddede dışarıya bağımlı olunmasının sektöre getirdiği olumsuzluklara dikkat çekiyor. Aslan, “Bunun için de farklı yatırımlar gerçekleştirilmesi adına devletimizin desteğiyle sağlayacağımız açılımların takipçisi olunması gerektiğine inanıyoruz” diye konuşuyor.

“Zamlarla rekabet gücümüzü kaybettik”

Sektörde azalan üretim, kapasite kullanım oranlarına da olumsuz yansıyor. Üreticiler artan maliyetler ve hedef pazarlardaki talep daralması nedeniyle üretim kapasitelerini düşürmeye başladılar. Bu durum bazı şirketlerde işçi çıkarmaya kadar giden önlemler alınmasına neden oluyor.

Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, 2021’de yüzde 74,5 olan sektörün kapasite kullanım oranının 2022 sonu itibariyle yüzde 62,7’ye gerilediğine dikkat çekiyor. Ağustos 2022’de doğalgaz ve elektrik fiyatlarına bir gecede yapılan yüzde 50’lik zammın sektörde büyük bir şaşkınlık yarattığını anlatan Veysel Yayan, “Bu zam, ileriye dönük siparişlerimizi son derece olumsuz etkiledi. Bize gelen zamları biz satışlarımıza yansıtamadık. Bu nedenle dünya pazarlarında rekabet gücümüzü kaybettik” diyor.

“Sektöre destek için kaynak ayrılmadı”

Bu noktada Türkiye’nin 2022’de üretimde liderliği kaptırdığı Almanya’yı örnek gösteren Yayan, şunları söylüyor:

“Bizden farklı olarak, Almanya’da hükümet Alman çelik şirketlerinin elektrik enerjisi konusunda karşılaştıkları sıkıntıları gidermek için 92 milyar euro tutarında bir kaynak ayırdı. Bizde ise sektörümüze kaynak tahsisi yapmak yerine, doğal gaz ve elektrikte AVM’lere uygulanan indirimler bile uygulanmadı. Avrupa’da hane halklarına ucuz enerji vermenin faturasını devlet yüklenirken, Türkiye’de bunu biz yüklendik.”

Ortaya çıkan bu durumun üstüne son dönemde bir de ithalatta yaşanan artışın gündeme geldiğine işaret eden Yayan, özellikle Çin ve Hindistan’dan ithalatın yaklaşık üç kat arttığını kaydediyor. Yayan, “Elini kolunu sallayarak Avrupa’ya ABD’ye gidemeyen ülkeler, bizim pazarımıza çok rahat girebiliyorlar” diyor.

“Özel enerji tarifesi olmalı”

Çelik sektörü ile birlikte demir ve demir dışı metaller sektörü de üretim ve ihracatta geri düşmemek için hükümetten ‘acil’ adımlar talep ediyor.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, ihracatçılar olarak rekabetçi bir kura ihtiyaç duyduklarını ve enerji konusunda sektörlere özel enerji tarifeleri talep ettiklerini söylüyor.

Ayrıca finansmana erişimde sorun yaşayan üreticiler, potansiyeli yüksek olan ABD, Latin Amerika bölgesi ve Cezayir gibi ülkelerle hızlı bir şekilde Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalanmasını talep ediyor.

Tecdelioğlu, bu adımların atılması halinde 2022’yi 14,4 milyar dolarlık ihracatla kapatan sektörün 20 milyar dolar seviyelerine çıkabileceğini kaydediyor.

Paylaşın

Türkiye’de Bulunan Yabancıların Yarıdan Fazlası İstanbul’da

Türkiye’de bulunan 1 milyon 335 bin yabancıdan yarıdan fazlası İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’da 706 bin yabancı ikamet izni bulunuyor. Bu da Türkiye’de bulunan yabancıların yüzde 52’sine denk geliyor.

Antalya 158 bine (yüzde 12) ile ikinci sırada bulunuyor. İzmir’de ise sadece 29 bin yabancı ikamet ediyor. İzmir şehirler arasında altıncı sırada bulunuyor.

Türkiye dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke. Türkiye’de mültecilerin dışında 1 milyon 335 bin kişi de resmi ikamet izni ile yaşıyor. İlk sırada 154 bin ile Rus vatandaşları yer alıyor. Ukrayna vatandaşları ise 47 bin ile 9. sırada bulunuyor.

Yabancıların yarıdan fazlası İstanbul’da yaşıyor. Resmi ikamet izni ile yaşayan Suriyeli sayısı ise 100 bin.

Peki, Türkiye’de ikamet izni ile kaç yabancı yaşıyor? Türkiye’de yaşayan yabancılar hangi ülkelerden? Yabancılar Türkiye’de hangi illerde yaşıyor?

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre 19 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de 1 milyon 335 bin 153 yabancı resmi izinle ikamet ediyor. 2005 yılında ikamet izni bulunan yabancı sayısı 179 bin idi.

2015 yılında 400 bini aşan yabancı sayısı 2018 yılında 856 bine ulaştı. İkamet izni ile Türkiye’de yabancı sayısı 2019 yılında ise ilk kez 1 milyonu aşarak 1 milyon 101 bine yükseldi. Son üç yıldır bu sayısı 1,3 milyonun üzerinde seyrediyor.

İlk üç sıra: Rusya, Irak ve Türkmenistan

Uyruklarına göre ikamet izni ile Türkiye’de bulunan yabancılara baktığımızda ise ilk sırada Rusya var. Türkiye’de 19 Ocak 2023 itibariyle 154 bin 297 Rus vatandaşı yaşıyor. Rusları 131 bin ile Irak, 115 bin ile Türkmenistan vatandaşları takip ediyor.

İkamet izni ile yaşayan Suriyeli sayısı ise 99 bin 663. Suriyeliler dördüncü sırada. Diğer uyruklar ise şöyle: İran (95 bin), Azerbaycan (69 bin), Özbekistan (60 bin), Afganistan (52 bin), Ukrayna (47 bin) ve Kazakistan (46 bin).

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından çok sayıda Rus ve Ukrayna vatandaşı Türkiye’ye gelirken Antalya’da bu iki ülkeden gelen yabancılar dikkat çekiyor.

Yabancıların yarıdan fazlası İstanbul’da yaşıyor

İkamet ile Türkiye’de bulunan 1 milyon 335 bin yabancıdan yarıdan fazlası İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’da 706 bin yabancı ikamet izni ile bulunuyor. Bu da toplamın yüzde 52’si demek.

Antalya 158 bine (yüzde 12) ile ikinci sırada bulunuyor. İzmir’de ise sadece 29 bin yabancı ikamet ediyor. İzmir şehirler arasında altıncı sırada bulunuyor.

Göç İdaresi Başkanlığına göre 13 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de geçici koruma altında bulunan Suriyeli sayısı ise 3 milyon 514 bin.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “İsveç Ve Finlandiya” Hatırlatmalı F-16 Mesajı

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine hazır olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirterek, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO müttefiklerinin iki ülkenin NATO üyeliğini onayladıklarını hatırlattı.

“Bu durum Türkiye ile her diyaloğumuzda gündeme geliyor” diyen Nuland, İsveç’in Türkiye ile bir yol haritası hazırladığını ve buradaki kriterlerin birçoğunu karşıladıklarını, daha fazlası için de çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

Nuland, “Müttefiklerimiz olarak ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz güvenlik desteğini onlara verebilmek için Kongre’nin desteğine ihtiyacımız olduğunu Türk müttefiklerimize de belirttik” dedi. Nuland, Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin, Türkiye’nin F-16 satın almasına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını muhtemel kılacağı mesajını verdiklerini kaydetti.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda “Rusya’nın Saldırganlığıyla Mücadele: Ukrayna ve Ötesi” adlı oturumda, Türkiye’ye olası F-16 satışı ve Ankara’nın İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliğine itirazları da gündeme geldi.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland’ın senatörlerin sorularını yanıtladığı oturumda Demokrat Senatör Jeanne Shaheen, Türkiye’nin F-16 satın almasına, iki kuzey Avrupa ülkesinin NATO üyeliği Türkiye’nin meclisi tarafından onaylanmadıkça karşı çıkacağını belirtti.

Shaheen, İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin kaygılarını gidermek için istekli şekilde çalıştığını belirtti. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu durumu iç siyasetteki çıkarları için kullanıyor göründüğü görüşünü dile getiren Shaheen, bu durumun NATO’nun çıkarlarına ve Ukrayna’nın Rusya’yla savaşına destek için ABD’nin ihtiyaç duyduğu güvenlik mutabakatına da aykırı olduğunu savundu.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine hazır olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirterek, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO müttefiklerinin iki ülkenin NATO üyeliğini onayladıklarını hatırlattı.

“Bu durum Türkiye ile her diyaloğumuzda gündeme geliyor” diyen Nuland, İsveç’in Türkiye ile bir yol haritası hazırladığını ve buradaki kriterlerin birçoğunu karşıladıklarını, daha fazlası için de çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

Nuland, “Müttefiklerimiz olarak ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz güvenlik desteğini onlara verebilmek için Kongre’nin desteğine ihtiyacımız olduğunu Türk müttefiklerimize de belirttik” dedi. Nuland, Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin, Türkiye’nin F-16 satın almasına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını muhtemel kılacağı mesajını verdiklerini kaydetti.

ABD Dışişleri Sözcüsü: “İki konu birbirinden ayrı”

Nuland’ın bu açıklamaları ABD Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın brifinginde soruldu.

Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, Kongre’de bu satışa muhalefet sürerken Nuland’ın sözlerinin Ankara tarafından ”dostça bir öneri” olarak yorumlanmasının nasıl beklendiği sorusuna, bugünkü oturumu izlemediğini ancak genel olarak yürütmenin, Başkanı Biden’ın ve bakanlığın F-16’lar konusunda çok net olduğu yanıtını verdi.

Kongre’nin görüşlerini de memnuniyetle karşıladıklarını kaydeden Patel, ”Ancak Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğu ve NATO sistemi içerisinde güvenlik operasyonelliği konusunda desteğimizin devam edeceği konusunda da net olduk. Dolayısıyla bu konuda net olmaya devam edeceğiz. Yani bu iki konu (F-16lar ile İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabulü) birbirinden ayrı olmaya devam edecek; herhangi bir karşılıklılık söz konusu değil” dedi.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılmak için geçen yıl başvuruda bulunmuştu ancak tekliflerinin NATO üyesi 30 ülkenin tamamı tarafından onaylanması gerekiyor. Türkiye ve Macaristan henüz başvuruları onaylamadı.

Türkiye iki ülkenin Kürt milislere karşı terörle mücadele çabalarını arttırmasını istiyor.

Son olarak İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusunun ardından Türkiye’nin bu ülkelerden terör örgütleri konusunda talepleri ve NATO üyeliklerine onayıyla ilgili üç ülke arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış, Şubat’ta yapılması planlanan üçlü mekanizma toplantısı Türkiye tarafından süresiz ertelenmişti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

BM’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 42,4

Dünya Ekonomik Durumu ve Beklentiler 2023 raporunu açıklayan Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye için yıl sonu enflasyonu tahminini de yüzde 42,4 olarak açıkladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da, yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tutmuştu.

İleri Haber’in aktardığı rapora göre, dünya ekonomisi 2022’de Kovid 19 salgınının devam eden etkileri ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tetiklediği enerji ve gıda krizi gibi bir dizi şokla karşı karşıya kaldı.

Yükselen faiz oranları ve azalan satın alma gücü, tüketici güvenini ve yatırımcı duyarlılığını zayıflatarak dünya ekonomisi için yakın vadeli büyüme beklentilerini daha da belirsiz hale getirdi.

Tüketim mallarına olan talebin azalması, Ukrayna’da uzayan savaş ve devam eden tedarik zinciri sorunları nedeniyle küresel ticaret yumuşadı.

Son yılların en düşük tahmini

Rapora göre, bu kapsamda, BM’nin 2022’de yüzde 3 olan küresel ekonomik büyüme tahmini, 2023 için yüzde 1,9 olarak belirlendi. Bu oran, son yılların en düşük büyüme tahmini olarak kayıtlara geçti.

Raporda, bazı makroekonomik olumsuzluklar azalmaya başlarsa, küresel ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,7’ye yükseleceği öngörüldü.

Rapora göre, mevcut küresel ekonomik yavaşlama, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri etkiliyor ve birçoğu 2023’te resesyon riskiyle karşı karşıya. ABD, Avrupa Birliği (AB) ve diğer gelişmiş ekonomilerde büyüme ivmesi zayıflayarak dünya ekonomisinin geri kalanını olumsuz etkiliyor.

BM raporunda Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 5,4 genişledikten sonra, bu yıl yüzde 3,7 ve 2024‘teyse yüzde 3,5 büyüyeceği tahmininde bulunuldu. Ayrıca Türkiye’de enflasyon oranının bu yıl sonunda ortalama yüzde 42,4’e ineceği ve gelecek yıldaysa düşüşünü hızlandırarak yüzde 13,5’e gerileyeceği tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre enflasyon aralıkta yıllık yüzde 64,27 artmıştı. Enflasyonun baz etkisiyle düşmesi bekleniyordu. Uzmanlar, seçimlere yaklaştıkça enflasyonda baz etkisiyle oluşacak düşüşün, iktidar tarafından sanki fiyatlar gerilemiş gibi lanse edileceğini düşünüyor.

Merkez Bankası enflasyon tahminini sabit tuttu

Öte yandan 2023 yılının ilk enflasyon raporuyla yıl sonu enflasyon tahminlerini açıklayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tuttu. Merkez Bankası, 2024 yılı yıl sonu enflasyon tahminin de yüzde 8,8 olarak açıkladı.

Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası Şahap Kavcıoğlu, “Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz” dedi.

Konuşmasının devamında, “İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.” ifadelerini kullanan Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık. Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.”

Kavcıoğlu önümüzdeki dönemde Liralaşma stratejisine öncelik vermeye devam edeceklerini söyledi:

“Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.”

Paylaşın

Türkiye, AİHM’de En Çok Dava Başvurusu Olan Ülke!

AİHM tarihinin ilk kadın başkanı İrlandalı yargıç Siofra O’Leary tarafından Strasbourg’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, Mahkeme gündeminde 2021 sonunda yaklaşık 70 bin olan dava başvurusu sayısı 2022 sonunda 74 bin 650’ye yükselmiş durumda. Türkiye bu başvurularda 1 Ağustos 2022 tarihinden bu yana ilk sırada yer alıyor.

AİHM gündemindeki başvuruların 20 bin 110’u Türkiye kaynaklı hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor ve AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 26,9’una eşit. Türkiye yaklaşık 20 yıldır AİHM’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke konumunda değildi. Türkiye’ye yönelik başvurular da AİHM açısından hiçbir zaman bu denli önemli bir iş yükü oluşturmamıştı.

Ukrayna’yı işgal eden Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden dışlanması, Türkiye’nin AİHM’de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hakkında en fazla dava başvurusu olan devlet konumuna yükselmesine neden oldu.

Bir Avrupa Konseyi organı olan AİHM’nin bugün açıklanan 2022 bilançosu, Türkiye’nin Mahkeme’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke haline geldiğini ortaya koydu.

AİHM tarihinin ilk kadın başkanı İrlandalı yargıç Siofra O’Leary tarafından Strasbourg’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, Mahkeme gündeminde 2021 sonunda yaklaşık 70 bin olan dava başvurusu sayısı 2022 sonunda 74 bin 650’ye yükselmiş durumda. Türkiye bu başvurularda 1 Ağustos 2022 tarihinden bu yana ilk sırada yer alıyor.

Türkiye başvuruları

AİHM gündemindeki başvuruların 20 bin 110’u Türkiye kaynaklı hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor ve AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 26,9’una eşit. Türkiye yaklaşık 20 yıldır AİHM’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke konumunda değildi. Türkiye’ye yönelik başvurular da AİHM açısından hiçbir zaman bu denli önemli bir iş yükü oluşturmamıştı.

Türkiye’ye karşı dava başvurularının yarısını 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınan tedbirler kapsamındaki tutuklama, yargılama ve kamu sektöründe işten çıkarmalara bağlı şikayetler oluşturuyor. AİHM’nin 2023 yılı içinde bu dava grubuyla ilgili içtihat niteliğinde bir karar açıklaması bekleniyor.

Dava başvurusu sayısında Türkiye’yi sırasıyla Rusya (16 bin 750), Ukrayna (10 bin 400), Romanya (4 bin 800), İtalya (3 bin 550), Yunanistan (2 bin 800), Polonya (2 bin 450) ve Azerbaycan (2 bin 150) izliyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya’ya karşı başvurular AİHM iş yükünün yüzde 74’ünü oluşturuyor. Dava başvurularında, halihazırda hakkında hiçbir şikayet olmayan Lihtenştayn en alt sırada yer alırken, Andora’ya karşı 5, İrlanda’ya karşı ise 10 başvuru bulunuyor.

AİHM kararları

AİHM 2022’de üyesi 47 devlete karşı toplam bin 163 karara hükmetti. Mahkeme 2010’dan bu yana bir yıl içinde bu kadar karara hükmetmemişti. Geçen yıl açıklanan kararların bin 59’unda AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) en az bir maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varıldı. En çok ihlâl “özgürlük ve güvenlik” hakkıyla ilgili 5’inci madde temelinde verildi.

Bu maddeyle ilgili 407 ihlâl kararı açıklandı. Sözleşmenin “işkence ve kötü muamelenin yasaklanması”yla ilgili 3’üncü maddesi temelinde 403, “adil yargılanma” hakkıyla ilgili 6’ncı maddesi temelinde 346, “mahkemeler önünde etkili başvuru” hakkıyla ilgili 13’üncü maddesi temelinde ise 237 ihlâle hükmedildi.

AİHM’nin geçen yıl haklarında en çok dava kararı açıkladığı devletler sırasıyla Rusya (384), Ukrayna (144), Romanya (81), Türkiye (80), Macaristan (35), Polonya (34) ve Moldova (34) oldu.

Türkiye davalarında açıklanan kararlardan 73’ünde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiğine, beş davada hiçbir ihlâl olmadığına, diğer iki davada ise başka yollarla çözüme hükmedildi. Türkiye’yle ilgili ihlâl kararlarında AİHS’nin emniyet ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddesinin 27 kez, mülkiyet hakkıyla ilgili Ek Protokolün 1’nci maddesinin 20 kez, adil yargılanmayla ilgili 6’ncı maddenin ise 19 kez ihlâl edildiği açıklandı.

AİHM verilerine göre 2022’de Türkiye davalarında dostane çözüm sayısı da azaldı. 2020’de 167, 2021’de ise 43 olan dostane çözüm sayısı 2022’de 10’a geriledi.

AİHM geçen yıl 2021’e oranla yüzde 61 artışla 3 bin 106 ihtiyati tedbir başvurusu kaydetti. Bunlardan bin 94’üne olumlu yanıt verildi. Olumlu yanıt içeren ihtiyati tedbir kararlarının 748’ini Belçika’da göç konularıyla ilgili dosyalar oluşturuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Avrupa İmar Ve Kalkınma Bankası En Fazla Türkiye’ye Yatırım Yaptı

2022 yılında  Türkiye’ye 1,63 milyar euro yatırım yapan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) faaliyet gösterdiği tüm ekonomilerdeki en yüksek yıllık yatırım hacmi olarak kayıtlara geçti.

Yatırımların yarısından fazlası daha yeşil, düşük karbonlu ve dayanıklı bir ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedefleyen projelere odaklanan Yeşil Ekonomiye Geçiş projesi kapsamında yapıldı. EBRD’nin böylelikle Türkiye’deki kümülatif yatırımı yüzde 85’i özel sektörde olmak üzere yaklaşık 17 milyar euro oldu.

2022’de kullandırılan krediler arasında ABD’li otomobil üreticisi Ford’un Türkiye’deki Koç Holding ile ortak girişimi olan Ford Otosan’a verdiği 200 milyon euro da vardı. Türkiye’yi ticari elektrikli araçlar (EV’ler) için bir Avrupa merkezi olma yolunda desteklediği belirtilen yatırım, şirketin elektrikli araçlar da dahil olmak üzere yeni nesil ticari araçlar geliştirmeye yönelik yatırım programını destekleyecek.

EBRD, rüzgar kapasitesini artırmak için Galata Wind Enerji’ye 45 milyon dolar ve yenilenebilir enerji kapasitesi geliştirmek için Adnan Polat Enerji’ye 100 milyon dolar kredi dahil olmak üzere önemli projelerle Türkiye’nin enerji sektöründeki yenilenebilir enerji kaynaklarını destekledi.

Bunun yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne “kentte sürdürülebilir çözümleri ve karbonsuzlaştırma stratejilerini desteklemek amacıyla” Göztepe-Ataşehir-Ümraniye metro hattının inşası için 75 milyon euro finansman sağlandı. 2022’de Türkiye’deki kadın girişimcilere de 900 milyon euroluk fon sağlandı.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), 1991 yılında kurulmuş olan uluslararası finans kurumudur. Çok taraflı kalkınma bankası olarak, EBRD yatırımı market ekonomileri inşa etmek için alet olarak kullanır.

Başlangıçta eski Doğu Bloku ülkelerine odaklanırken kalkınma desteği merkez Avrupa’da merkez Asya’ya 30 ülkeye genişlemiştir. Avrupa’ya nazaran, EBRD’ye üye olan ülkeler 5 kıtaya yayılmaktadır ve en büyük pay Birleşik Devletler’e aittir. Merkezi Londra’da olan EBRD’nin mülkiyeti 65 ülke ve iki AB kurumuna aittir.

Paylaşın

Finlandiya’dan Kritik Türkiye Kararı: Askeri Malzeme İhracat Yasağını Kaldırdı

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelik süreci son gelişmelerle olumsuz etkilense de, Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkesinin Türkiye’ye askeri malzeme ihracatı için 2019’dan bu yana ilk ticari lisansı onayladı.

Helsinki’nin NATO üyeliği başvurusuna onay vermek için Ankara’nın dile getirdiği koşullardan biri Finlandiya’nın bu lisansı yeniden tesis etmesiydi. 28 Haziran’da Madrid’deki zirvede İsveç ve Finlandiya, NATO üyelik başvurularına Türkiye’nin veto tehdidini kaldırması şartıyla, bu satışların önünü yeniden açacak değişikliği yapma taahhüdü vermişti.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyini hedef alan askeri harekatı nedeniyle Finlandiya ve İsveç hükümetleri Ekim 2019’da Türkiye’ye yaptırım uygulayarak askeri teçhizat ihracatını askıya almıştı. Savunma Bakanlığı özel danışmanı Riikka Pitkanen, AFP haber ajansına verdiği demeçte, zırh yapımında kullanılan çelik için ihracat lisansı verildiğini söyledi.

Ambargonun kaldırılarak ihracatın yeniden başlatılması, üç ülke arasında geçen haziran ayında imzalanan mutabakat zaptında yer alıyor. Bu arada Savunma Bakanının kararı, Başbakan Sanna Marin liderliğindeki koalisyon hükümetinde yer alan siyasi partilerden birinin eleştirisine neden oldu.

Koalisyon hükümeti ortaklarından Sol İttifak lideri Li Andersson, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Sol İttifak, savaş halindeki ya da insan haklarını ihlal eden ülkelere savunma teçhizatı ihracatını desteklemiyor. Finlandiya’nın, Türkiye’ye zırhlı çelik ihracatına izin vermemesi gerektiği kanaatindeyiz. Savunma Bakanı Mikko Savola, koruyucu çelik için Türkiye’ye ihracat lisansı verilmesine kendisi verdi. Ruhsat, Savunma Bakanı tarafından verildi ve konu hükümet içinde tartışılmadı.” ifadelerini kullandı.

İsveç de Eylül ayında Türkiye’ye askeri malzeme ihracatına yönelik yasağı kaldırmıştı. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için askeri ittifakın 30 üyesinin de onay vermesi gerekiyor. Türkiye, Stockholm’de aşırı sağcı bir grubun Kuran yakma eylemine izin verilmesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsveç, NATO’ya başvurusuyla ilgili bizden destek beklemesin” demişti.

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya’nın NATO Üyelik Onayı Seçimden Sonraya Mı Kaldı?

Türkiye’nin eski Stockholm Büyükelçisi Selim Kuneralp, Mayıs’taki seçim öncesinde İsveç Ve Finlandiya’nın NATO üyelik onayının zor olduğunu belirterek, iki ülke açısından NATO üyeliğinin bu aşamada bir aciliyet olmadığına dikkat çekiyor.

Kuneralp, Ukrayna savaşı ile NATO genişlemesi arasındaki ilişkiye dair son durumu şöyle açıklıyor: İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmek için müracaat ettiklerinde Rusya’nın Ukrayna’daki durumu şimdikine nazaran çok daha güçlüydü. Tüm Avrupa’da sadece Ukrayna ile sınırlı kalmayacağına dair ciddi bir endişe vardı. Ama şimdi durum pek öyle değil. Rusya’nın Ukrayna’yı pek ele geçiremediği belli, geçiremeyeceği de. Hatta tersine Ukrayna karşı taarruza geçecek gibi.

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü başkanı Paul Levin, TBMM’nin NATO genişlemesini seçimlerden önce onaylama şansının artık “yok denecek kadar az” olduğunu düşünen isimlerden.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri için Türkiye’den beklenen onaya dair süreç son gelişmelerle olumsuz etkilendi. Üç ülke arasındaki mekanizmanın Şubat toplantısı iptal edilirken, iki ülkenin İttifak’a katılımına onayın Türkiye’deki seçimden önce gelmesine çok ihtimal verilmiyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından tarihten gelen Rusya’ya yönelik tehdit algıları en üst seviyeye çıkan İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik için başvurmuştu. Ancak iki ülkenin NATO üyeliği için şu an Macaristan ve Türkiye’nin onayı eksik durumda. Macaristan’ın önümüzdeki haftalarda onay sürecini tamamlaması beklenirken Türkiye ise özellikle İsveç’ten “terörle mücadele” alanında bazı taleplerinin karşılanmasını şart koşmuştu.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir mekanizma kurulurken, İsveç Ankara’nın taleplerini karşılamaya yönelik bazı adımlar atmış ancak bunlar yeterli bulunmamıştı. Son olarak İslam ve göç karşıtı aşırı sağcı Sıkı Yön partisinin lideri Rasmus Paludan’ın Türkiye’nin İsveç’teki büyükelçilik binası önünde Kur’an-ı Kerim yakması Ankara tarafından sert tepkiyle karşılanmış ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dünkü konuşmasında “İsveç bizden NATO desteği beklemesin” demişti.

Son günlerde yaşanan gelişmelerin ardından üç ülke arasındaki ortak mekanizmanın önce süresiz ertelendiği bilgisi verilirken, ardından toplantıların “ileri bir tarihe ertelendiği” belirtildi.

Ancak Ankara’nın talebiyle bu toplantının ertelendiğinin duyurulmasından önce Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto dün sabah saatlerinde yaptığı açıklamada ülkesinin NATO’ya İsveç olmadan katılması seçeneğini değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek, üçlü görüşmelerde bir molaya ihtiyaç olduğunu belirtmişti.

Bu aşamada görüşmelere nasıl ve ne zaman devam edileceği, iki ülkenin birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı üye olacakları ve seçimlerden önce Türkiye’nin onayının gelip gelmeyeceğine ilişkin çok sayıda soru işareti bulunuyor.

Seçimden önce onay zor görünüyor

Sürece dair gelinen noktada Türkiye’nin onayı seçimden önce vermesinin zorluğuna dikkat çekilerek, iktidarın bu konuyu seçmenleri etkilemek için sonuna kadar kullanmak isteyeceği belirtiliyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü başkanı Paul Levin, TBMM’nin NATO genişlemesini seçimlerden önce onaylama şansının artık “yok denecek kadar az” olduğunu düşünen isimlerden.

“Üçlü mekanizmanın toplantılarını iptal etme kararıyla ilgili son haberler doğruysa, bu sürecin şimdilik ölü olduğu anlamına gelir” diyen Levin, sözlerini şöyle sürdürüyor: Erdoğan bir anlaşmadan değil de bir kavgadan daha çok fayda sağlayacağına karar vermiş görünüyor. En azından seçimler sonrasına kadar bu değişmeyecek.

Levin, İsveç ve Finlandiya hükümetlerinin artık hızlı bir onayı zorlamak yerine sürecin tamamen raydan çıkmasını engellemeye odaklanmış olabileceklerini söyleyerek, şu anda ortadaki en iyi senaryonun Türkiye’de Mayıs ayında yapılacak seçimden sonra ama Temmuz ayındaki NATO zirvesinden önce bir onayın gerçekleşmesi olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin eski Stockholm Büyükelçisi Selim Kuneralp de Mayıs’taki bir seçim öncesinde onayın gelmesinin zor olduğunu belirterek, iki ülke açısından NATO üyeliğinin bu aşamada bir aciliyet olmadığına dikkat çekiyor. Kuneralp, Ukrayna savaşı ile NATO genişlemesi arasındaki ilişkiye dair son durumu şöyle açıklıyor:

“İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmek için müracaat ettiklerinde Rusya’nın Ukrayna’daki durumu şimdikine nazaran çok daha güçlüydü. Tüm Avrupa’da sadece Ukrayna ile sınırlı kalmayacağına dair ciddi bir endişe vardı. Ama şimdi durum pek öyle değil. Rusya’nın Ukrayna’yı pek ele geçiremediği belli, geçiremeyeceği de. Hatta tersine Ukrayna karşı taarruza geçecek gibi.”

Kuneralp ayrıca iki ülkenin de aslında fiilen NATO içinde gibi olduğunu da söyleyerek, NATO Genel Sekreteri’nin İttifak’ın 5. maddesinin bu iki ülke için de uygulanacağına dair sözlerini hatırlatıyor.

Üç ülke arasındaki mekanizmanın ertelenmesinin belki diplomatik açıdan şu anda daha mantıklı olduğunu belirten Kuneralp, “Çünkü NATO kamuoyunda iki ülkenin Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirdiği görüşü var. Bu durumda toplantının ertelenmesini istemek çok mantıksız değil. Çünkü toplantıda yine aynı şeyler söylenecekti, bunu yapmaktansa ertelemek belki daha iyi” yorumu yapıyor.

İsveç’teki aşırı grupların etkisi

Süreci etkileyen unsurlar arasında Türkiye’deki seçimler kadar İsveç’te NATO üyeliğini istemeyen kesimler ile aşırı grupların etkisi de bulunuyor.

Levin, bir süre öncesine kadar aslında müzakerelerin olumlu gittiğine ve iyi bir kimya yakalandığına işaret ederek, atmosferin değişmesi ile ilgili şöyle konuşuyor:

“Bir yanda Türkiye’deki seçim siyaseti diğer yanda İsveç’teki üyelik istemeyen ya da Türkiye’yi eleştiren aşırı sol ve aşırı sağ gruplar ve onların provokasyon girişimlerinden oluşan birleşim, bu süreci zorlaştırdı. Ben en azından seçimlere kadar bu sürecin böyle devam edeceğini düşünüyorum.”

Akademik hayatını İsveç’te sürdüren Siyaset Bilimci Emrah Gülsunar da Kur’an yakılması olayının İsveç’te çok büyük bir gündem olmadığını, çünkü bunu yapan siyasetçinin bunu daha önce pek çok kez yaptığını söyleyerek, bu kez Türkiye Büyükelçiliği önünde yapmasının olaya ayrı bir boyut kattığını belirtiyor.

Gülsünar, İsveç kamuoyunda son dönemde “Türkiye’ye bu kadar çok taviz verilmesinin yanlış olduğu” yönündeki düşüncenin güçlenmeye başladığını belirterek, son seçimler sonrasında kurulan merkez sağ hükümete dışardan destek olan göçmen karşıtı sağcı partinin de bu görüşü seslendirmekte olduğunu söylüyor.

Muhalefetteki sol partilerin İsveç hükümetine Türkiye’ye verilen tavizlerle ilgili sert eleştiriler yönelttiğini ifade eden Gülsunar, “Bugüne kadar zaten Rusya’ya karşı hissedilen bir tehdit algısı vardı. Şu anda ise ‘Rusya’ya boyun eğmemek için NATO’ya üye olmak istiyoruz ama bu kez de Türkiye’ye çok taviz veriyoruz’ diye düşünülmeye başlandı” diyor.

Türkiye’ye bakış nasıl etkileniyor?

Peki NATO genişlemesini bloke eden tek ülke olarak kalmak Türkiye açısından nasıl bir etki doğurabilir?

Deneyimli diplomat Kuneralp Ankara’nın gerekli onayı seçimden sonra, yeni seçilecek Meclis’in toplanma durumuna göre en geç sonbaharda vereceği ve sorunu çok uzatmayacağı görüşünde.

Kuneralp, Türkiye’nin daha önce eski Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine atanmasını veto ettiğini ancak müzakerelerin ardından ittifakın siyasi ve askeri yapısı içinde bazı pozisyonlar elde etme karşılığında Rasmussen’in genel sekreterliğine onay verildiğini hatırlatıyor.

Levin de Erdoğan’ın 2017’de referandum öncesinde Hollanda ile de benzer bir süreç yaşadığını ancak referandum sonrasında ilişkilerin normale döndüğünü anımsatarak, “Belki de İsveç için de benzeri mümkün olabilir. Ama benim korkum hasarın bu kez daha uzun süreli olması” yorumu yapıyor.

Son döneme kadar Türkiye’nin İttifak üyelerine sadece güvenlik çıkarları nedeniyle talepte bulunduğuna yönelik algı bulunduğunu belirten Levin, ancak marjinal bir sağcı tarafından çoğu İsveçlinin de yanlış bulduğu Kur’an yakılması girişiminin NATO ile ilgisi bulunmadığına işaret ediyor.

Levin, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Pek çok müttefik tarafından bu olaya verilen tepki bir seçim taktiği olarak görülüyor ve Erdoğan’ın iç siyasi gündemini NATO için stratejik açıdan önemli bir gelişmenin önüne koyduğu anlamına geliyor.”

Pek çok şeyin Mayıs seçimlerinin sonucuna bağlı olduğunu söyleyen Levin, Erdoğan’ın iktidarda kalması durumunda müttefiklerin Türkiye’yi ikna için üzerlerine düşeni yapmaya çalışması gerekeceğini belirtiyor.

“Bunun için göz önünde olmayan sopalar ve kamuoyuna açık havuçlar gerekebilir” diyen Levin, Türkiye’nin genişlemeyi seçimden sonra da engellemeye devam etmesi durumunda ise Türkiye-NATO ilişkilerinde daha ciddi bir kriz riskinin oluşacağını kaydediyor.

Paylaşın