Erdoğan İle Putin Soçi’de Görüşecek: Beklentiler Neler?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Rusya Devlet Başkanı Putin’in önümüzdeki günlerde Soçi’de görüşeceğini söyledi. Fidan, Erdoğan ve Putin  arasındaki dostluk ve güven duygusunun iki ülke arasındaki ilişkilerin istikametini belirlemede kritik rol oynadığını vurguladı.

İki ülke ilişkilerini sınayan gelişmelerin ele alınması beklenen Erdoğan – Putin görüşmesinde, tahıl anlaşmasının da geleceği masaya yatırılacak. Türkiye’nin tahıl anlaşmasına dönmesi için Rusya’yı iknaya bir süredir çaba harcadığı biliniyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından savaşın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin katkılarıyla 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması imzalanmıştı.

Anlaşma kapsamında Ukrayna’dan sadece Karadeniz üzerinden en az 32 milyon ton tahıl dış piyasalara çıkartıldığı hesaplanıyor. Ancak Rusya en son 17 Temmuz’da yaptığı açıklama ile taleplerinin karşılanmadığını söyleyerek anlaşmayı askıya almıştı.

Ankara Temmuz ortasından beri Rusya’nın anlaşmaya dönmesi, Moskova’nın bazı taleplerinin de karşılanması ve hatta tahılda yeni bir uzlaşı sağlanırsa barış görüşmeleri için bir umut olabilmesi için diplomasi trafiğini sürdürürken, bu kapsamda Fidan geçen hafta Kiev’e ardından da Moskova’ya gitti.

Fidan’ın dışişleri bakanı olarak iki savaşan tarafa ilk yaptığı bu ziyaretlerin ana gündem maddesi tahıl koridoru anlaşmasının yenilenmesi oldu. Moskova temaslarının bir başka önemli başlığı ise Erdoğan’ın hafta başı yapması beklenen Soçi ziyaretinin hazırlığı.

Erdoğan ile Putin arasında pek çok kere krizleri çözen yakın ilişkinin tahıl anlaşmasının yenilenmesini sağlayıp sağlamayacağı hafta başındaki Soçi ziyaretinde netleşecek. Tarihi henüz resmi olarak açıklanmasa da Erdoğan’ın 4 Eylül Pazartesi günü Soçi’ye gitmesi bekleniyor.

Erdoğan Putin’in Ağustos ayı içinde Türkiye’ye geleceğini açıklarken, Rusya tarafı daha temkinli konuşmuş ve Putin’in ziyareti için kesin ifadeler kullanmamıştı. Son olarak gerek devam eden savaş gerekse iç karışıklıklar nedeniyle Putin’in ülkeden ayrılmayı tercih etmediğinin Türk tarafına yeniden bildirilmesi üzerine iki liderin görüşmesi Soçi’ye alındı.

Geçtiğimiz haftalarda yapılan Afrika zirvesi için de ülkeden ayrılmayan Putin Hindistan’da düzenlenecek G-20 zirvesine de gitmeyecek. Erdoğan ile Putin en son 2 Ağustos’ta telefonla görüşürken, yüz yüze son görüşme ise 13 Ekim 2022’de Astana’daki Asya’da İş birliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı zirvesi marjında olmuştu. İkilinin son yüz yüze görüşmesi ise yine Soçi’de bir yıl önce 5 Ağustos 2022’de gerçekleşmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘in haberine göre; Erdoğan’ın Soçi ziyaretinin ana gündem maddesinin bir buçuk aydır dünya gündemini meşgul eden tahıl anlaşmasının yenilenip yenilenmeyeceği konusu olması bekleniyor.

Dünya Gıda Programı verilerine göre, dünyanın en büyük tahıl üreticilerinden biri olan Ukrayna’nın tahılı dünya genelinde yaklaşık 400 milyon insanın temel besin kaynağını teşkil ediyor. Savaşın başlamasıyla birlikte Ukrayna’dan tahıl sevkiyatının durması, özellikle Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde milyonlarca kişiyi açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı.

Rusya temmuz ayı ortasında anlaşmanın fiilen durdurulduğunu belirtirken kapıları tamamen kapatmamış ve “şartları uygulanır uygulanmaz” uzlaşıya dönebileceğinin sinyalini vermişti. Bu şartlardan biri Rusya Ziraat Bankası Rosselkhozbank’ın SWIFT ağına yeniden bağlanması.

Fidan Moskova’daki basın toplantısında Rusya’nın pozisyonunu anlamaya ve taleplerini karşılamaya çalışılan bir süreç içinde olduklarını; ilk uygulama döneminde çıkan aksaklıkların tekrar etmemesi için çalıştıklarını belirterek, Lavrov ve ekibiyle finanstan sigortacılığa kadar bu “karmaşık sürecin” teknik detaylarını tartıştıklarını kaydetti.

14 Mayıs seçimini kazanmasının ardından ilk kez bir araya gelecek olan Erdoğan ile Putin’in tahıl anlaşmasının yanı sıra ikili konuları ve Suriye gibi iki ülkeyi ilgilendiren konuları da ele alması bekleniyor.

Türkiye’nin 11-12 Temmuz’daki Vilnius zirvesinde İsveç’in NATO üyeliğine ilkesel onay vermesi, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin ziyareti ve Azov komutanlarının serbest bırakılması iki ülke ilişkilerini son dönemde test eden gelişmelerden olmuştu.

Tahıl anlaşmasının alternatifleri olacak mı?

Ankara ilkesel olarak Rusya’nın taleplerini haklı gördüğünü ve Batı’nın da bazı adımlar atması gerektiğini ifade ederken, diğer taraftan taraflar tahılın ulaştırılarak gıda fiyatlarının düşmesi ve pazarlık gücünü artırmak için alternatif arayışına girmiş durumda.

Tahıl anlaşmasının askıya alınmasından bu yana Moskova Ukrayna’ya giden tüm gemileri potansiyel olarak askeri yük taşıyan gemiler olarak değerlendirerek, müdahale etme hakkını saklı tutuyor ve bu da Karadeniz’deki gerilimi artırıyor.

Bu nedenle ABD Ukrayna tahılının tamamen NATO sınırları içinde kalan bir bölge içinde Tuna Nehri üzerinden ihracatı için Romanya ve Moldova ile görüştüğünü açıklarken, Fidan’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı ortak basın toplantısında ise diğer tarafın alternatifi gündeme geldi.

Lavrov’un açıklamasına göre Moskova Katar’ın finansal desteğiyle Türkiye’ye indirimli fiyatla 1 milyon ton tahıl göndermeyi, Türkiye’de işlenecek bu tahılın Afrika ülkeleri gibi en çok ihtiyaç olunan ülkelere aktarılmasını öneriyor.

Ankara Batı basınında Katar’ın da dahil olduğu bu plana ilişkin çıkan haberleri daha önce reddederek, tahıl anlaşmasının alternatifi olmadığını belirtmişti.

Fidan basın toplantısında soru üzerine BM’nin Türkiye’nin katkılarıyla yeni bir öneri paketi hazırladığını söyleyerek, “Bunun, girişimin canlandırılmasında uygun zemin teşkil ettiğini düşünmekteyiz” dedi. Erdoğan ile Putin’in Soçi görüşmesinde alternatiflerin yanı sıra BM’nin son planının da ayrıntılı şekilde ele alınması bekleniyor.

Bu arada Fidan-Lavrov ortak basın toplantısının hemen öncesinde bir açıklama yapan Ukrayna Rusya’nın alternatif planına tepki göstererek, Türkiye’nin böyle bir girişim içinde olmaması gerektiği mesajını verdi.

Açıklamada Ukrayna limanlarından Ukrayna’nın tahıl ihracatı yeniden başlatılmadan Rusya’nın Karadeniz’deki tahıl ihracatını destekleme olasılığını göz önünde bulundurmak, uluslararası yükümlülüklere ve uluslararası hukuka ciddi bir darbe vuracağı belirtildi ve “Bu Moskova’yı daha saldırgan eylemlerde bulunmaya teşvik edecek ve cezasızlık hissini pekiştirecektir” denildi.

Kiev’in açıklamasında şunlar da kaydedildi: “Uluslararası hukukun korunması ve sıkı bir şekilde gözetilmesi konusundaki sarsılmaz tutumunu defalarca teyit etmiş olan Türkiye’nin ve ilgili diğer tarafların Rusya’nın uluslararası yükümlülükleri yeniden ihlal etme ve yeni gıda krizleriyle dünyaya şantaj yapma girişimlerini engellemek için otoritelerini kullanacaklarını umuyoruz.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme; Esad: Türkiye, Suriye’den Çekilmedikçe…

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Şam ile Ankara arasında ilişkilerin normalleşmesi için, Türkiye birliklerinin Suriye topraklarından çekilmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.

14 ve 28 Mayıs seçimleri öncesi Beşar Esad ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir araya gelebileceği belirtiliyordu. Erdoğan ile olası bir görüşmeye ilişkin daha önce de açıklamada bulunan Esad, “Görüşme Erdoğan’ın koşulları altında gerçekleşemez” demişti.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ı beraberindeki heyetle kabul etti. Suriye Devlet Ajansı SANA’nın haberine göre, dünyadaki gidişatın Şam yönetiminin “savunduğu ve bedelini ödediği” konuların doğru olduğunu ve politikalarının “sağlam olduğunu kanıtladığını vurgulayan” Esad, siyasetlerinde ısrar edeceklerinin işaretlerini verdi.

SANA Esad’ın bu çerçevede Abdullahiyan ile İran Suriye ilişkilerini, “bölgedeki durumu, Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşüne ilişkin çalışmaların yanı sıra Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi gerekliliği”ni konuştuğunu bildirdi.

Esad görüşmede “Şam ile Ankara arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için Türkiye birliklerinin Suriye toprağından çekilmesinin kaçınılmazlığı” konusunu ifade etti. Habere göre, İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ise, Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini belirtti.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Erdoğan – Putin Görüşmesi Öncesi Kritik Temas

Dışişleri bakanı sıfatıyla ilk kez Moskova’ya Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında önümüzdeki günlerde Soçi kentinde yapılacak görüşme öncesi Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la ön hazırlık kapsamında biraraya geldi.

Hakan Fidan ve Sergey Lavrov Moskova’da yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin  arasındaki dostluk ve güven duygusunun iki ülke arasındaki ilişkilerin istikametini belirlemede kritik rol oynadığını vurguladı.

Bakan Fidan, “Bugün de gerek ikili gerek bölgesel konularda hayli yoğun istişarelerde bulunduk. Karadeniz Girişimi’nin canlandırılması gündemimizin üst sıralarında yer aldı. Girişimin hem küresel gıda güvenliği hem de Karadeniz bölgesinin istikrarı açısından kritik rolünü vurguladık” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın kendi tahıl ve gübresinin kesintisiz ihracatına ilişkin talepleri olduğunu belirten Fidan, bunların karşılanmasının öneminin teyit edildiğini ifade etti. “Ülkemizin yoğun çaba ve katkılarıyla BM yeni bir öneri paketi hazırladı. Bunun, girişimin canlandırılması için uygun bir zemin teşkil ettiğini düşünmekteyiz” diyen Fidan, savaşın gidişatının da gündemlerinde önemli bir yer tuttuğunu dile getirdi.

Tahıl Anlaşması’nın hem dünya gıda güvenliği hem de Karadeniz’in istikrarı ve barışı için son derece önemli olduğunu vurgulayan Fidan, “Türkiye, Tahıl Anlaşması’nı yeniden hayata geçirmek için yoğun çaba harcıyor. Konuya yönelik ciddi adımlar atılması için, ne türden fırsatlar oluşabilir buna dikkatlice bakmaktayız. Birleşmiş Milletler’in anlaşma için yoğun bir faaliyeti var. Guterres ve ekibiyle bizim arkadaşlarımız temas halinde. Rusya’nın taleplerini daha iyi anlamaya ve karşılamaya çalışan bir süreç var” dedi.

“Çalışmalarımız devam edecek”

Anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi sürecinin karmaşık bir süreç olduğunun altını çizen Bakan Fidan, “Çok fazla detay var. Sayın Bakan ve ekibiyle bunları tartıştık. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ve Sayın Putin bir araya geldiğinde bu konuyu daha detaylı tartışacaktır. Çalışmalarımız devam edecek, bu anlaşma hem dünya gıda güvenliği için hem de Karadeniz’in istikrarı için son derece önemli” diye konuştu.

Putin ve Erdoğan’ın Soçi’de görüşeceğini hatırlatan Fidan, bugünkü görüşmenin aynı zamanda liderlerin yapacağı görüşmeye bir hazırlık niteliği taşıdığını söyledi.

İki ülke arasındaki dış ticaret hacminin son bir yılda yüzde 90 artarak 62,4 milyar dolara geldiğini vurgulayan Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin kolaylaştırıcı bir rol üstlenmek istediği Karadeniz Tahıl Koridoru konusunda yeşil ışık yakmadı.

“Güvence olmazsa ilerleme olamaz”

Sergey Lavrov, “18 Temmuz’da Karadeniz Girişimi kapsamında çalışmalar durduruldu. Yeniden başlaması için Batı’nın adımlar atması gerekiyor. Putin defalarca net bir şekilde ifade etti. Bütün sorunların çözümlenmesine yönelik tedbirler alınacak. Yerine getirilmemiş yükümlülüklerin yerine getirilmesini istiyoruz. BM’nin çabalarını takdir ediyoruz, bu çabaları destekliyoruz. Sayın Guterres ile Johannesburg’da görüştük ve dürüstçe ifade ettik. ‘Bu mesajlarda tek bir güvence yok. Sadece vaatler var. Rus tahıl ve gübresinin yurtdışına çıkarılmasına Batı engel oluyor. Batı’dan istirhamda bulunabilirler. Güvence gelirse yarın bunları uygulayabiliriz. Güvence olmazsa ilerleme olamaz” diye konuştu.

Lavrov, 1 milyon ton tahılın uygun fiyata Türkiye’deki fabrikalarda işlenerek ihtiyaç sahibi ülkelere gönderilmesine sıcak baktıklarını, Katar’ın da bu sürece mali olarak destek vermeye hazır olduğunu dile getirdi.

Paylaşın

Karadeniz Tahıl Koridoru: Rusya’dan Türkiye’ye Alternatif Önerisi

Ukrayna’nın savaşa rağmen Karadeniz limanlarından tahıl ihraç etmesine olanak tanıyan 1 yıllık anlaşmadan geçen ay çekilen Rusya, Türkiye ile ‘Karadeniz tahıl koridoru’ anlaşmasının alternatiflerini görüşmek istiyor. 

Alternatif plan kapsamında Rusya’nın – Katar’ın da mali desteğiyle – Türkiye’ye indirimli fiyatla bir milyon ton tahıl göndereceği ve bu tahılların Türkiye’de işlenerek en çok ihtiyaç sahibi ülkelere gönderilebileceği belirtiliyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un sözcüsü çarşamba günü yaptığı açıklamada, Lavrov ve Türk mevkidaşı Hakan Fidan’ın bu hafta yapacakları toplantıda Moskova’nın Karadeniz tahıl anlaşmasına alternatif önerisini görüşeceklerini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Bu projeyi Karadeniz anlaşmasına en uygun çalışma alternatifi olarak görüyoruz” dedi.

Geçen ay Tahıl Anlaşmasından çekilen Rusya Ukrayna limanlarına ve tahıl depolarına defalarca saldırdı. Bu saldırılar sonrası Ukrayna ve Batılı devletler Moskova’yı “gıdayı bir savaş silahı olarak kullanmakla” suçladı.

Rusya ise tahılın çok azının fakir ülkelere gitmesi ve Batı yaptırımları nedeniyle kendi tahıl ve gübresinin ihracatında engellerle karşı karşıya olması nedeniyle anlaşmadan çekildiğini söylüyor.

“Erdoğan Rusya’yı ziyaret edecek”

Bakan Fidan, bugün ve cuma günü Lavrov’la görüşmek üzere Moskova’da olacak. Kremlin’den yapılan açıklamada, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yakında Rusya’yı ziyaret edeceği söylendi.

Tahıl anlaşmasının sona ermesinden bu yana altı Afrika ülkesine yeterli miktarda bedava tahıl tedarik etme sözü veren Rusya’nın önerdiği düzenlemeye Katar’ın nasıl bir teşvikle katılacağı ise henüz belli değildi.

Tahıl anlaşmasının çökmesinin bu yana Moskova Ukrayna’ya giden tüm gemileri potansiyel olarak askeri kargo taşıyan gemiler olarak değerlendiriyor ve müdahale etme hakkını saklı tutuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AK Parti Döneminde Yabancılara 289 Bin 412 Konut-İşyeri Satıldı

AK Parti döneminde yabancılara 28 milyon 320 bin 28 metrekare araziyle 289 bin 412 adet konut-işyeri satıldı. Satılan arazi satış adediyse 15 bin 812 oldu. Bu dönemde en çok Ürdün vatandaşları arazi ve konut satın alırken, Ürdün vatandaşlarını Ruslar takip etti.

CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, “Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye kadar kolay vatandaşlık verilmiyor. Bu durum ülkemizi adeta suç örgütlerinin, uyuşturucu baronlarının hedef ülkesi konumuna getiriyor” dedi.

Özgür Karabat, “Bu tablo ülkemizin karşı karşıya kaldığı tehlikeye işaret ettiği gibi sorumluluk makamında olanları derhal işgali durdurmaya çağırıyoruz. Ya bu işgali durdurun ya da işgal ettiğiniz makamlardan istifa edin” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Özgür Karabat’ın sorularına yanıt veren İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya; Türkiye’de konut ve arazi satın alan yabancıların ülkelerini ve sayılarını açıkladı.

ANKA‘nın aktardığına göre; Antigua ve Baruda, Aruba, Samoa, Botswana, Kiribatı, Palua, Saint Kitts ve Nevis, Liechtenstein’in de aralarında olduğu 180 ülke vatandaşına 1 Ocak 2002’den 19 Temmuz 2023’e kadar; 28 milyon 320 bin 28 metrekare araziyle 289 bin 412 adet konut-işyeri satıldı. Bu dönemde satılan arazi satış adediyse 15 bin 812 oldu.

Türkiye’den en çok Ürdün vatandaşları arazi ve konut satın aldı. Ürdün vatandaşlarını Ruslar takip etti. Karabat, “Sorumluluk makamında olanları derhal işgali durdurmaya çağırıyoruz. Ya bu işgali durdurun ya da işgal ettiğiniz makamlardan istifa edin” dedi.

Türkiye’den arazi satın alan ülkelerin başında Ürdünlüler yer aldı. Ürdünlüler, 3 milyon 227 bin 879 metrekare arazi aldı. Ürdünlüleri 2 milyon 782 bin 695 metrekare araziyle Sudi Arabistan vatandaşları ve 2 milyon 86 bin 933 bin metrekare arazi ile de Filistinliler izledi.

Türkiye’den konut satın alan ülkeler arasında başı Rusya Federasyonu çekti. Ruslar 41 bin 917 konut aldı. Rusları, İranlılar izledi ve İranlılar 32 bin 529 konut edindi. Konut alanlarda üçüncü sırayı 30 bin 79 konutla Iraklılar izledi.

Türkiye’de konut ve arazi alanlar arasında Karayipler’deki Antigua ve Baruda vatandaşları bulunuyor. 280 kilometre büyüklüğündeki bu ülkede kişi başı gelir 18,6 bin dolar ve ülkenin nüfusu 96 bin kişi. Bu ülkeden bir kişi Türkiye’den 14 metrekare arazi aldı. Bu ülke vatandaşlarına ayrıca 39 konut satıldı.

Yine bir Karayip ülkesi Aruba’dan da konut satın alan oldu. Ülkenin 119 bin tahmini nüfusu var ve kişi başına gelir 23,8 bin dolar. Aruba vatandaşları Türkiye’den 13 arazi aldı ve bu arazilerin büyüklüğü 26 bin 29 metrekare. Arubalılar ülkeden 114 konut da satın aldı.

Ülke ülke konut satışı

Güney Pasifik’te yer alan Batı Samoa’nın nüfusu 202,5 bin kişi ve kişi başına gelir 4 bin dolar civarında. Bir Samoualı ülkeden bir konut aldı. Belize Orta Amerika’nın kıyısında bir ülke. 419 tahmini nüfusu var ve kişi başına gelir 5,6 bin dolar civarında. Belizeliler Türkiye’den 6 konut aldı.

Benin, bir Afrika ülkesi. Nüfusu 11, 7 milyon ve kişi başına düşen gelir 3,4 bin dolar. Benin’den bir kişiye bir konut satıldı. Bermuda; 67,8 bin nüfusu ve kişi başına 91,4 bin dolar geliriyle Türkiye’den taşınmaz satılan ülkeler arasında yer aldı. Bermudalılara 29 bin 666 bin metrekare arazi ve 286 konut verildi.

Bhutan, Güney Asya ülkesi. Nüfusu 754 bin ve kişi başına geliri 3,4 bin dolar. Bhutanlılar ülkeden 1135 metrekare arazi satın aldı. Güney Afrika ülkesi olan Botswana, 2,2 milyon tahmini nüfusa sahip ve kişi başına gelirleri 6,5 bin dolar. Botswanalılar 5 konut satın aldı.

Güneydoğu Asya ülkesi Bruney’in nüfusu 460 bin kişi ve kişi başına gelir 61,8 bin dolar. Bruneyliler ülkeden 5 konut sahibi oldu. Burundi, bir Afrika ülkesi. Nüfusu 11,8 milyon kişi ve kişi başına gelir 783 dolar. Bir Burundi vatandaşı Türkiye’den konut aldı.

El Salvador, Orta Amerika ülkesi. Nüfusu 6,4 milyon ve kişi başına geliri 8,4 bin dolar. El Salvador vatandaşlarına 4 konut verildi. Afrika ülkesi Eritre, 6 milyon nüfuslu ve kişi başına geliri 1,7 bin dolar. Eritreliler Türkiye’den 4 bin 300 metrekare arazi, 198 konut satın aldı.

Pasifikte bir ada ülkesi Fiji, 926 bin nüfusa ve 11 bin dolar kişi başı gelire sahip. Fijililer Türkiye’den 2 konut sahibi oldu. Afrika ülkesi Gabon 2,1 milyon nüfusa sahip ve 15,8 bin dolar kişi başı geliri var. Gabon’dan 3 kişi ülkeden konut aldı.

Afrika ülkesi Gine Bisua, 1,8 milyon nüfuslu ve kişi başı geliri 2,3 bin dolar. Türkiye’den Gine Busiualılara 3 konut satıldı. Guatemala’nın nüfusu 17 bin kişi ve kişi başına geliri 8,2 bin dolar. Guatemala’ya 4 konut satıldı. Güney Amerika ülkesi Guyana, 786 bin nüfusa sahip ve kişi başına geliri 17 bin dolar. Guyana’dan bir kişi Türkiye’den bir konut aldı.

Büyük Okyanus’taki Kiribatı, 123 bin kişi ve 2 bin dolar kişi başı geliri bulunuyor. Kitirbatı’dan bir kişi Türkiye’den konut edindi. Bir Afrika ülkesi olan Komor Adaları, 850 bin nüfusa ve kişi başı 3 bin dolar gelire sahip. Komor Adaları vatandaşları Türkiye’den 25 konut satın aldı.

Lesotho, Afrika’da 2,1 milyon nüfus ve kişi başı 924 dolar geliri olan bir ülke. Bu ülke vatandaşlarına Türkiye’den 4 konut satıldı. Orta Avrupa ülkesi Liechtenstein 39 bin nüfus ve kişi başı 98 bin dolar gelire sahip. Bu ülke vatandaşlarına Türkiye’den 4 konut verildi.

Bir Doğu Afrika ülkesi olan Mauritius’in 1,2 milyon nüfusu ve kişi başı 20,7 bin dolar geliri var. Bu ülke vatandaşlarına Türkiye’den 10 konut verildi. Palua, Okyanusya’nın kıyısında 18,2 bin nüfuslu ve 14 bin dolar geliri olan bir ülke. Palua vatandaşları Türkiye’den 2 konut edindi.

Saint Kitts ve Nevis, 52,4 bin nüfuslu ve kişi başı 21 bin dolar geliri olan bir Karayip ülkesi. Bu ülke vatandaşları Türkiye’den 8 bin 523 metrekare arsa, 233 kontu satın aldı. Afrika ülkesi olan Sierra Leone’nin 8 milyon nüfusu ve kişi başı 1711 dolar geliri var. Bu ülke vatandaşları Türkiye’den 2 konut aldı.

Güney Büyük Okyanus’taki Vanuata, 307 bin nüfuslu, kişi başı 2,6 bin dolar geliri olan bir ülke. Bu ülke vatandaşları Türkiye’den 235 metrekare arazi ve 93 konut satın aldı. Türkiye’den vatansız statüdeki kişilerse 771 metrekare arazi ve 3 konut edindi.

“Türkiye kadar kolay vatandaşlık yok”

CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın bir Arap televizyonuna verdiği demeçte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını “pazarlayan” konuma düştüğünü belirterek, “Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye kadar kolay vatandaşlık verilmiyor. Bu durum ülkemizi adeta suç örgütlerinin, uyuşturucu baronlarının hedef ülkesi konumuna getiriyor” dedi.

Karabat ülkeleri sıralayarak, bu ülkelerden konut alanlara vatandaşlık verildiğini de söyledi. Karabat, “Bu tablo ülkemizin karşı karşıya kaldığı tehlikeye işaret ettiği gibi sorumluluk makamında olanları derhal işgali durdurmaya çağırıyoruz. Ya bu işgali durdurun ya da işgal ettiğiniz makamlardan istifa edin” diye konuştu.

Paylaşın

IMF Heyeti, 4. Madde Kapsamında Türkiye’yi Ziyaret Edecek

Uluslararası Para Fonu (IMF), teknik bir ekibin, 4. madde kapsamında Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıkladı. IMF açıklamasında, Türkiye’den mali yardıma ilişkin herhangi bir işaret alınmadığını da belirtti.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre, ziyarete ilişkin IMF’den yapılan açıklamada, şöyle denildi:

“Teknik bir ekip, 4. madde konsültasyonuna hazırlık amacıyla Türk yetkililerle görüşmelerde bulunmak üzere Eylül ayı sonunda Türkiye’ye rutin bir ziyaret gerçekleştirecektir. Bu ziyaret aynı zamanda son ekonomik gelişmeler, görünüm ve makro mali politikalar hakkında görüş alışverişinde bulunmak için bir fırsat olacaktır. IMF, Türk yetkililerden Fon’dan mali yardım talebinde bulunmayı düşündüklerine dair herhangi bir işaret almamıştır.”

4. madde ve Türkiye-IMF ilişkileri

IMF’nin anlaşma maddelerinin 4. maddesi, her yıl üyelerle ikili görüşmeler yapılmasını, bir ekibin üye ülkeyi ziyaret ederek, ekonomik ve mali bilgiler toplamasını ve yetkililerle ülkenin ekonomik gelişmelerini ve politikalarını görüşmesini düzenliyor.

Türkiye, 1944’te kurulan IMF’ye 1947 yılında üye oldu. Türkiye, ilk kez 1958’de dış borç alabilmek amacıyla IMF tarafından hazırlanan bir programı yürürlüğe koymak zorunda kaldı. Böylece IMF ile Türkiye arasındaki ilk stand-by anlaşması da 1 Ocak 1961 yılında yapılmıştır.

18 Haziran 1980’de IMF ile ilk kez daha uzun süren bir stand-by düzenlemesi yapıldı ve bu anlaşma, 17 Haziran 1983’e kadar sürdü. 18. stand-by anlaşmasını 4 Şubat 2002’de imzalayan Türkiye, bu anlaşma sona ermeden hemen önce, Ocak 2005’de yeni bir stand-by anlaşması yaptı.

Son kalan borç, Mayıs 2013’te yapılan son taksit ödenmesinin sonrasında tamamen kapatıldı. Türkiye 1961’den 2013’e kadarki süreçte, IMF’den toplam 50 milyar doların üzerinde kaynak kullandı.

Uluslararası Para Fonu nedir?

1944 yılında ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods’ta kurulan ve 1947’de fiilen çalışmaya başlayan milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşan bir teşkilat olan IMF “küresel para iş birliği, finansal istikrarı sağlamak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak, yüksek istihdam ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik ve dünya çapında yoksulluğu azaltmayı teşvik etmek için çalışan, 189 ülkenin üye olduğu organizasyondur.

Kuruluşun belirtilen hedeflerinde, ödemeler dengesi ihtiyaçlarını karşılamak için üye ülkelerin mali kaynaklarını kullanılabilir hale getirmek de dahil olmak üzere uluslararası ekonomik iş birliği, uluslararası ticaret, istihdam ve döviz kuru istikrarını teşvik edilmesi olarak tanımlanmaktadır. IMF’nin merkezi ABD’de, Washington, DC’de bulunmaktadır.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra milletlerarası ekonomik problemler karmaşık hale gelmiş, I. Dünya Savaşı’ndan sonra düşülen ekonomik buhranla savaş sonrası ekonomik depresyonlar da ekonomik ilişkileri tehdit eder bir vaziyet almıştı. Avrupa devletlerinin II. Dünya Savaşı sonrası bozuk ve depresyon içindeki ekonomik durumlarının aksine Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş boyunca ihracatının altın stoklarının artması, ekonomik bakımdan yardım yapacak tek ülke durumuna gelmesine sebep oldu.

ABD, Avrupa devletlerine doğrudan yardım yapmak yerine mali kurumlar kurarak yardım yapılması taraftarı oldu ve 1944 yılında Bretton Woods’ta 45 devletin katılımıyla birtakım kararlar alındı. Bretton Woods Antlaşması’nda; birisi, Milletlerarası Para Fonu, diğeri, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) yahut kısaca Dünya Bankası isimleriyle iki ekonomik kurumun kurulması kararlaştırılmıştır.

IMF, Avrupa devletlerinin ödeme bilançolarında ortaya çıkabilecek geçici (kısa vadeli) ödeme güçlüklerinde kredi vererek milletlerarası ticaretin bu yüzden daralmasını önlemek; Dünya Bankası da uzun vadeli yatırım kredileri vermek suretiyle, Avrupa devletlerinin yeniden imarını sağlamak, ödeme bilançolarındaki yapısal dengesizlikleri gidermek için kurulmuştur.

Her iki kurumun, sermaye ve kaynaklarının önemli bir kısmı ABD tarafından temin edilmiştir. Bu kurumlara üye olan ülkelerin prensip olarak, içeride enflasyonu önleyici para politikaları takip etmeleri, dış ticareti ise tek taraflı devalüasyonlar ve ithal sınırlamalar yüzünden daraltmamaları, aksine bu tehditleri olabildiğince kaldırmaları gerekecekti.

Paylaşın

TİHV’den Dikkat Çeken Rapor: İşkence Başvuruları Yüzde 22 Arttı

TİHV’in tespitlerine göre işkence ve kötü muamele gördüğü için 2022 yılında TİHV’e başvuranların sayısı önceki yıla göre yüzde 22 arttı. Bin 201 kişinin kendisi ya da bir yakını işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı için vakfa başvuru yaparken başvuranların en küçüğünün 3 yaşında olduğu ifade edildi.

Raporda Diyarbakır, Van ve Cizre’deki TİHV merkezlerine yapılan başvuruların her yıl giderek arttığının altı çizilirken gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle vakfa başvuranların yüzde 68,8’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi doğumlu kişiler olduğu aktarıldı.

TİHV Başkanı Metin Bakkalcı da raporun sunuş yazısında bu verinin insan hakları konusundaki kötü gidişatın bir göstergesi olduğunu belirtti.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 2022 Yılı Tedavi Merkezleri Raporu’nu yayımladı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın aktardığına göre; TİHV’in tespitlerine göre işkence ve kötü muamele gördüğü için 2022 yılında TİHV’e başvuranların sayısı önceki yıla göre yüzde 22 arttı. Bin 201 kişinin kendisi ya da bir yakını işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı için vakfa başvuru yaparken başvuranların en küçüğünün 3 yaşında olduğu ifade edildi.

Raporda 1990 yılından bu yana işkence görenler ve yakınları için tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları yürüten TİHV’in tarihinde, 2001 yılındaki en yüksek başvuru sayısından sonraki en yüksek ikinci başvuru sayısına ulaşıldığı vurgulandı. TİHV Başkanı Metin Bakkalcı da raporun sunuş yazısında bu verinin insan hakları konusundaki kötü gidişatın bir göstergesi olduğunu belirtti.

Rapora göre, vakfa başvuran 1201 kişiden 1117’si kendisi, 84’ü ise bir yakını işkence ve kötü muamele gördüğü için TİHV temsilciliklerine ulaştı. Başvuranların 756’sı 2022 yılı içinde, diğerleri ise önceki yıllarda işkence ve kötü muamele gördüğünü ifade etti. Raporda gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle başvuranların en küçüğünün 3 yaşında, en büyüğünün 76 yaşında olduğu belirtilirken yüzde 56,9’unun erkek, yüzde 39,1’inin kadın, yüzde 4’ünün ise LGBTİ+ olduğu açıklandı.

Vakfa başvuranların yüzde 70,2’sinin fiziksel müdahaleye, yüzde 83,4’nün tehdit ve hakarete, yüzde 45,2’si pozisyonel işkenceye uğradığı belirtildi. Rapora göre 497 kişi ters kelepçeli halde bekletildi, 80 kişi fiziksel cinsel tacize, 3 kişi tecavüze uğradı. Başvuranların yüzde 43,5’inin cinsel işkence gördüğü tespit edildi.

Raporda barışçıl toplantı ve gösterilere yönelik baskı ve engellemelerin arttığı ifade edilirken gözaltı sürecinde işkence görenlerin yarısından fazlasının sokakta ya da açık alanda işkence ve kötü muamele gördüğü belirtildi. Gözaltı sürecinde işkence gördüğünü belirten her iki kişiden birinin götürüldüğü emniyet müdürlüklerinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığı tespit edildi. Vakfa başvuranlardan 131’i İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde, 103’ü Van Emniyet Müdürlüğü’nde işkence ve kötü muamele gördüğünü belirtti.

Raporda Onur Ayı etkinliklerine yönelik engellemeler ve kolluk müdahaleleri nedeniyle İstanbul, Ankara ve İzmir’deki tedavi merkezlerine yapılan başvuruların haziran ayında ciddi şekilde yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Raporda Diyarbakır, Van ve Cizre’deki TİHV merkezlerine yapılan başvuruların her yıl giderek arttığının altı çizilirken gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle vakfa başvuranların yüzde 68,8’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi doğumlu kişiler olduğu aktarıldı.

Paylaşın

“IMF’den Destek İstendi İddialarına” Yalanlama

Basına yansıyan, “Uluslararası Para Fonu (IMF) heyetinin Türkiye’nin talebiyle ülkeye geleceği” iddialarına ilişkin açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylediler.

Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre; Türkiye’nin IMF’den destek istediği, heyetin bu nedenle ülkeye geleceği iddiasının doğru olmadığını ifade eden yetkililer, Bakanlığın heyete yönelik resmi bir daveti bulunmadığını ancak heyetin, IMF’nin Türkiye ile ilgili teknik ekibinde kısa süre önce değişiklikler olduğunu ve ekibe yeni üyeler katıldığını, diğer ülkelerde de mutat olduğu üzere, yeni ekibin, ülkeyi tanımak, kendi paydaşlarıyla tanışmak ve Türkiye’nin son dönemdeki ekonomi politikalarını daha yakından öğrenmek isteyebilecekleri için teknik ve rutin bir ziyarette bulunabileceğini kaydetti.

IMF iddiaları

AK Parti iktidarının yıllardır sert biçimde karşı durarak siyasi çıkar sağlamaya çalıştığı Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ilişkilerini yeniden ısıtmaya karar verdiğini duyuran gazeteci Erdal Sağlam, iktidar partisinin talebiyle yüksek düzeyli bir IMF heyetinin Ankara’ya geleceğini söyledi.

Tarih için karşılıklı görüşmelerin sürdüğünü ve eylül ayı içinde ziyaretin gerçekleştirilmesinin beklendiğini kaydeden Erdal Sağlam, “AKP’ye yakın kaynaklar IMF’in geleceğini, rapor yayımlamasının iyi olacağını ama stand-by türü yeni resmi bir anlaşma yapılmayacağını söylüyorlar. Şahsen seçimden önce böyle bir açıklama yapılmayacağını ama seçim sonrasında anlaşma konusunun belirsiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü ekonomideki son yıllarda yaşanan kötü yönetimin çıkardığı faturayı asıl olarak seçimden sonra yapılacak programla ödemeye başlayacağız.

IMF’le anlaşma olsa da olmasa da parasal ve mali sıkılaşmanın yoğun olacağı, enflasyonla mücadele için tüm kesimlerin bedel ödeyeceği, en azından iki yıllık bir süreç bizi bekliyor. KKM gibi biriken yüklerin temizlenmesi için yüklü bir kaynak ihtiyacı olacağı da kesin. IMF ile anlaşma yapıp yüklü bir kaynak girişi olmazsa, kaynağı nereden bulacağımız, bulursak karşılığında ne vereceğimiz belli olmaz.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

“IMF Heyeti, Eylül Ayında Ankara’ya Gelecek” İddiası

AK Parti iktidarının yıllardır sert biçimde karşı durarak siyasi çıkar sağlamaya çalıştığı Uluslararası Para Fonu (IMF) ile ilişkilerini yeniden ısıtmaya karar verdiğini duyuran gazeteci Erdal Sağlam, iktidar partisinin talebiyle yüksek düzeyli bir IMF heyetinin Ankara’ya geleceğini söyledi.

Tarih için karşılıklı görüşmelerin sürdüğünü ve eylül ayı içinde ziyaretin gerçekleştirilmesinin beklendiğini kaydeden Erdal Sağlam, “AKP’ye yakın kaynaklar IMF’in geleceğini, rapor yayımlamasının iyi olacağını ama stand-by türü yeni resmi bir anlaşma yapılmayacağını söylüyorlar. Şahsen seçimden önce böyle bir açıklama yapılmayacağını ama seçim sonrasında anlaşma konusunun belirsiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü ekonomideki son yıllarda yaşanan kötü yönetimin çıkardığı faturayı asıl olarak seçimden sonra yapılacak programla ödemeye başlayacağız.

IMF’le anlaşma olsa da olmasa da parasal ve mali sıkılaşmanın yoğun olacağı, enflasyonla mücadele için tüm kesimlerin bedel ödeyeceği, en azından iki yıllık bir süreç bizi bekliyor. KKM gibi biriken yüklerin temizlenmesi için yüklü bir kaynak ihtiyacı olacağı da kesin. IMF ile anlaşma yapıp yüklü bir kaynak girişi olmazsa, kaynağı nereden bulacağımız, bulursak karşılığında ne vereceğimiz belli olmaz.” ifadelerini kullandı.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Uluslararası Para Fonu nedir?

1944 yılında ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods’ta kurulan ve 1947’de fiilen çalışmaya başlayan milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşan bir teşkilat olan IMF “küresel para iş birliği, finansal istikrarı sağlamak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak, yüksek istihdam ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik ve dünya çapında yoksulluğu azaltmayı teşvik etmek için çalışan, 189 ülkenin üye olduğu organizasyondur.

Kuruluşun belirtilen hedeflerinde, ödemeler dengesi ihtiyaçlarını karşılamak için üye ülkelerin mali kaynaklarını kullanılabilir hale getirmek de dahil olmak üzere uluslararası ekonomik iş birliği, uluslararası ticaret, istihdam ve döviz kuru istikrarını teşvik edilmesi olarak tanımlanmaktadır. IMF’nin merkezi ABD’de, Washington, DC’de bulunmaktadır.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra milletlerarası ekonomik problemler karmaşık hale gelmiş, I. Dünya Savaşı’ndan sonra düşülen ekonomik buhranla savaş sonrası ekonomik depresyonlar da ekonomik ilişkileri tehdit eder bir vaziyet almıştı. Avrupa devletlerinin II. Dünya Savaşı sonrası bozuk ve depresyon içindeki ekonomik durumlarının aksine Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş boyunca ihracatının altın stoklarının artması, ekonomik bakımdan yardım yapacak tek ülke durumuna gelmesine sebep oldu.

ABD, Avrupa devletlerine doğrudan yardım yapmak yerine mali kurumlar kurarak yardım yapılması taraftarı oldu ve 1944 yılında Bretton Woods’ta 45 devletin katılımıyla birtakım kararlar alındı. Bretton Woods Antlaşması’nda; birisi, Milletlerarası Para Fonu, diğeri, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) yahut kısaca Dünya Bankası isimleriyle iki ekonomik kurumun kurulması kararlaştırılmıştır.

IMF, Avrupa devletlerinin ödeme bilançolarında ortaya çıkabilecek geçici (kısa vadeli) ödeme güçlüklerinde kredi vererek milletlerarası ticaretin bu yüzden daralmasını önlemek; Dünya Bankası da uzun vadeli yatırım kredileri vermek suretiyle, Avrupa devletlerinin yeniden imarını sağlamak, ödeme bilançolarındaki yapısal dengesizlikleri gidermek için kurulmuştur.

Her iki kurumun, sermaye ve kaynaklarının önemli bir kısmı ABD tarafından temin edilmiştir. Bu kurumlara üye olan ülkelerin prensip olarak, içeride enflasyonu önleyici para politikaları takip etmeleri, dış ticareti ise tek taraflı devalüasyonlar ve ithal sınırlamalar yüzünden daraltmamaları, aksine bu tehditleri olabildiğince kaldırmaları gerekecekti.

Paylaşın

OECD Ülkeleri: Türkiye, Kadın Vekil Oranında Sondan Üçüncü

1 Ocak 2023 verilerine göre OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ) ülkelerinde milletvekillerinin yüzde 34’ü kadın. Türkiye’de bu oran yüzde 17. Türkiye 42 ülke içinde sondan üçüncü sırada. Türkiye’den daha kötü durumda olan ülkeler ise yüzde 10 ile Japonya ve yüzde 13 ile Macaristan.

Zirvede ise Yeni Zelanda ve Meksika var. Bu ülkelerde milletvekillerinin yarısı kadın. Diğer bazı ülkelerdeki kadın milletvekili oranı ise şöyle: Norveç ve Finlandiya yüzde 46, Fransa yüzde 38, Almanya ve İngiltere yüzde 35, ABD yüzde 29, Bulgaristan yüzde 24 ve Yunanistan yüzde 21.

42 ülke arasında en fazla kadın bakan oranı Finlandiya ve İspanya’da. Türkiye, OECD üyelerinin de arasında bulunduğu 42 ülke içinde kadın bakan oranında son sırada bulunuyor. 1 Ocak 2023 verilerine göre meclisteki kadın milletvekili oranı Türkiye’de yüzde 17. Türkiye bu alanda sondan üçüncü durumda. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı kabinesinde 18 isim bulunuyor. Bunlardan sadece birisi kadın.

OECD’nin paylaştığı Parlamentolar Arası Birlik (IPU) verileri siyasette kadın konusunda ülkelerin durumunu ortaya koyuyor. OECD’nin “Bir Bakışta Hükümet-2023” raporuna göre 38 OECD üyesi ve ilave 4 ülke içinde en fazla kadın bakan oranı yüzde 64 ile Finlandiya ve İspanya’da. OECD ortalaması ise yüzde 36. Yüzde 6 ile son sıradaki Türkiye’nin hemen üstünde yüzde 7 ile Çekya ve yüzde 8 ile Japonya yer alıyor.

Listedeki 30 Avrupa ülkesinden yarısı OECD ortalamasının üstünde yer alıyor. Almanya, Hollanda, Norveç ve Kolombiya’da bakanların yarısı kadın. Kadın bakan oranı Fransa’da yüzde 35, ABD ve İngiltere’de yüzde 33. Türkiye’nin komşularından Bulgaristan’da kadın oranı yüzde 16; Yunanistan’da ise yüzde 11.

1 Ocak 2023 verilerine göre OECD ülkelerinde milletvekillerinin yüzde 34’ü kadın. Türkiye’de ise bu oran yüzde 17. Türkiye 42 ülke içinde sondan üçüncü sırada. Öte yandan 14 Mayıs 2023 seçimlerinde bu oran yüzde 20’ye yükseldi.

Türkiye’den daha kötü durumda olan ülkeler ise yüzde 10 ile Japonya ve yüzde 13 ile Macaristan. Zirvede ise Yeni Zelanda ve Meksika var. Bu ülkelerde milletvekillerinin yarısı kadın. Diğer bazı ülkelerdeki kadın milletvekili oranı ise şöyle: Norveç ve Finlandiya yüzde 46, Fransa yüzde 38, Almanya ve İngiltere yüzde 35, ABD yüzde 29, Bulgaristan yüzde 24 ve Yunanistan yüzde 21.

Türkiye’de kadın bakanlar aile ve sosyal hizmetlerden sorumlu

28 Mayıs seçimleri sonrasında kurulan kabinede 17 bakan ve 1 cumhurbaşkanı yardımcısı bulunuyor. Kabinenin tek kadın üyesi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş.

Öte yandan AK Parti iktidarında aileden sorumlu bakanlarının hepsinin kadın olması dikkat çekiyor. 1990’dan bu yana ise sadece iki kez erkek bakan bu makamda bulundu. 14 Mayıs seçimleri milletvekili listelerinde kadın aday oranında seçilebilir yerlerde CHP AK Parti’nin gerisinde kalmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın