Fitch’ten Türkiye’ye “Sıkı Para Politikası Sürdürülmeli” Tavsiyesi

Türkiye’nin ekonomi politikalarını değerlendir Fitch Ratings Türkiye Analisti Erich Arispe Morales, “Merkez Bankası’nın sıkı politika duruşunu sürdürmekte kararlı olduğunu düşünüyoruz” dedi ve ekledi:

“TCMB’nin ana politika faizini sadece yıl sonunda 250 baz puan indirmesini bekliyoruz. Politika yapıcıların önündeki zorluk, enflasyonu benzer ülkelerle karşılaştırılabilir seviyelere indirmek için genel olarak sıkı bir politika duruşunu uzun bir süre devam ettirmektir.”

Fitch Ratings Türkiye Analisti Erich Arispe Morales, Türkiye’nin ekonomi politikalarını değerlendirdi. CNBC-e’ye konuşan Morales şunları şöyledi:

“Hükümetin politika kararları, vergi ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere, tavsiyede bulunmuyoruz. Maliye politikasına ilişkin mevcut odak noktamız, geçen ay açıklanan harcama kısıtlama tedbirlerinin ve potansiyel gelir tedbirlerinin merkezi yönetim açığını ne ölçüde düşüreceği ve Merkez Bankası’nın daha sıkı politika duruşuyla tutarlılığı artırarak enflasyonu kontrol altına alma hedefini ne ölçüde destekleyeceğidir.

Kredi rating derecelendirme perspektifimizden bakıldığında kamu maliyesi, düşük borç seviyeleri (GSYH’nin %30’u), güçlü gelir tabanı, yönetilebilir borç amortismanları ve iyileşen finansman koşulları sayesinde emsallerine göre güçlü kalmaya devam etmektedir.

Türkiye’nin makroekonomik senaryosuna ilişkin Haziran güncellememizde, iç talebin dirençli seyri ve özellikle Nisan ayında gözlenen beklenenden güçlü enflasyon ivmesi nedeniyle Mart ayında %40 olan 24 yıl sonu enflasyon tahminimizi %43’e yükselttik. Haziran ayındaki para politikası kararında da vurgulandığı üzere, Merkez Bankası’nın sıkı politika duruşunu sürdürmekte kararlı olduğunu düşünüyoruz.

Sonuç olarak, TCMB’nin ana politika faizini sadece yıl sonunda 250 baz puan indirmesini bekliyoruz. Politika yapıcıların önündeki zorluk, enflasyonu benzer ülkelerle karşılaştırılabilir seviyelere indirmek için genel olarak sıkı bir politika duruşunu uzun bir süre devam ettirmektir.”

TL cazibesini artırdı

Öte yandan HSBC Stratejistleri Myrat Toprak ve Charlotte Ong tarafından kaleme alınan raporda enflasyondaki yavaşlamanın TL’nin cazibesini artırdığı belirtildi.

Haziran enflasyonunun Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Türk Lirası için pozitif olduğunu kaydeden stratejistler “Para politikası ve kredibilite perspektifinden bakılınca Haziran enflasyon verisi oldukça olumlu” değerlendirmesini yaptı.

Verinin Türk Lirası için de olumlu olduğu belirtilen raporda TCMB anketinde yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 43,5 olduğu hatırlatılarak “Enflasyon beklentilerinde olası aşağı yönlü revizyonla birlikte ileriye dönük reel faizlerin yükselmesi ve liranın cazibesinin daha da artması muhtemel” ifadesine yer verildi.

Raporun sonuç kısmında ise şu ifadeler yer aldı; “Haziran ayında olduğu gibi aylık enflasyonda ılımlı artış gelecek aylarda da sürerse reel faiz dinamikleri de iyileşmeye devam edecek. Yılın ikinci yarısında politika yapıcılar Dolar / TL’nin stabil seyretmesinden yana da olsa da lira reel anamda daha ılımlı biçimde değerlenebilir.”

Paylaşın

Suriyeliler, Ekonomik Krizin Nedenlerinden Biri Mi?

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, “Bugün Gaziantep’te faaliyet gösteren kayıtlı Suriyeli işletme sayısı, odamız, Sanayi Odası ve Esnaf Odaları dahil toplam 6 bin 300. Kayıtlı Suriyeli istihdam sayısı ise 12 bin. Bu sayılar bile şehrimizdeki Suriyeli nüfusu düşününce kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne sermeye yeter” dedi.

Otomotiv sektörü işletmecisi Mehmet Çelik ise konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “İlk geldiklerinde misafir olarak geldikleri ve bir süre sonra tekrar dönecekleri söylendi. Hepimiz onlar için elimizden geleni yaptık. Evlerimizi de açtık, eşyalarımızı da paylaştık çünkü olması gereken buydu” dedi ve ekledi:

“Bu misafirlik 10 yılı geçti, şu anda aklınıza gelebilecek her türlü sektörde onlar çalışıyor. Herkes kendi kısmetini kazanır ama maliyet ve giderleri hesaplayınca haksız bir rekabet oluyor. Biz de bu durumdan olumsuz etkileniyoruz. Ben kiramı, vergimi, personel maaşını, sigortamı, faturalarımı öderken, onlar ya bunların birçoğunu ödemiyor ya da bir işletmede 5-6 ortak çalışıyor, giderleri olmadığı için de bizden fazla kazanmış oluyorlar.”

Türkiye’de son dönemde sığınmacılara yönelik artan öfkenin nedenlerinin birinin ülkedeki ekonomik koşullar ve sığınmacıların kayıt dışı çalışmasından kaynaklanan haksız rekabet olduğu değerlendirmeleri kimi çevrelerce yapılıyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) verilerine göre, 27 Haziran 2024 itibariyle İstanbul’dan sonra geçici koruma kapsamındaki en fazla Suriyeli, 429 bin 855 kişinin yaşadığı Gaziantep’te bulunuyor. İstanbul’da ise bu sayı 530 bin 506.

36 bin üyeli Gaziantep Ticaret Odası’nca geçen hafta düzenlenen bir toplantıda, ekonomik sorunların tetikleyicilerinden biri olarak iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenler gösterildi. İktidara yapılan çağrıda “13 yıllık misafirliğin son bulması” ve başta kayıtdışı göçmenler olmak üzere tüm Suriyeli sığınmacıların geri gönderilmesi talep edildi.

VOA Türkçe’den Orhan Erkılıç‘a konuşan Gaziantepli esnaf, Ticaret Odası ile aynı düşünceleri paylaşırken, Suriyeli işletme sahipleri ise kente ekonomik anlamda faydaları dokunduğunu dile getiriyor.

Ülkelerinde savaş bitse bile farklı grupların kontrolünde olan bölgelerin iş, ticaret ve yaşam için henüz güvenli olmadığına dikkat çeken Suriyeli iş insanları, Türkiye’deki ekonomik krizden kendilerinin de olumsuz etkilendiğini ifade ediyor. Peki, Suriyeliler’in Türk ekonomisine katkısı ne?

Bu hafta görevinden istifa eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, AK Parti genel başkan yardımcısıyken 2021’de “Suriyeliler giderse ekonomi çöker” demişti. Ancak rakamlar bunu doğrulamıyor. Birçok Suriyeli’nin düşük ücretle ve kayıtdışı çalıştığı görülüyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi tarafından Şubat 2020’de yayınlanan “Türk İşgücü Piyasasında Suriyeli Mülteciler” araştırmasına göre, Türkiye’de yaklaşık 950 bin Suriyeli çalışıyor. Ancak çalışan Suriyeliler arasında kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 91,6 gibi çok yüksek bir seviyede bulunuyor.

Daha yakın tarihli bir rapor ise Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından hazırlanan “İşgücü Piyasasında Suriyeliler” raporu. 2021 tarihli raporda, “Suriyeliler’in çoğunlukla kayıt dışı istihdam edilmelerinin temelinde kültürel farklar, işverenlerin yaklaşımları, ekonomik koşullar ve yasal düzenlemeler gibi nedenler yatmaktadır” tespitinde bulunuluyor.

“Haksız rekabet yaratıyorlar”

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, 46 meslek grubunu temsilen yönetim kurulu üyelerinin de katıldığı basın toplantısında Suriyeli sığınmacıların kayıt dışı ticari faaliyetler yoluyla “haksız rekabet” yarattığını ve yaşanan birçok ekonomik sorunun kaynağı olduğunu savundu.

Son günlerde yoğun şekilde tartışılan pahalılık, fahiş fiyatlar ve barınma sorunlarına dikkat çeken Yıldırım, “Elbette tüm bu bahsettiğimiz sorunların tetikleyicilerinden biri hiç şüphesiz 13 yıldır şehrimizde yaşayan geçici koruma altındaki Suriyeliler’dir. Kayıt dışı ticari faaliyetlerinin yarattığı haksız rekabet, kimi sektörlerde elde ettikleri üstünlükler, işletmelerimizin iç ve dış pazar kayıpları, kiralar başta olmak üzere genel fiyat seviyesine ve sosyo-kültürel yapımıza olan olumsuz etkileri ne yazık ki her geçen gün artan bir oranda hissediyoruz’’ dedi.

Yıldırım, “Bugün Gaziantep’te faaliyet gösteren kayıtlı Suriyeli işletme sayısı, odamız, Sanayi Odası ve Esnaf Odaları dahil toplam 6 bin 300. Kayıtlı Suriyeli istihdam sayısı ise 12 bin. Bu sayılar bile şehrimizdeki Suriyeli nüfusu düşününce kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne sermeye yeter. Bu durumun Türk işletmeler açısından yarattığı haksız rekabeti hepiniz tahmin edebilirsiniz” diye konuştu.

Otomotiv sektörü işletmecisi Mehmet Çelik ise , 2011 sonrası Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların şu anda her sektörde çalıştığını ifade ederek, şunları anlattı: “İlk geldiklerinde misafir olarak geldikleri ve bir süre sonra tekrar dönecekleri söylendi. Hepimiz onlar için elimizden geleni yaptık. Evlerimizi de açtık, eşyalarımızı da paylaştık çünkü olması gereken buydu.

Bu misafirlik 10 yılı geçti, şu anda aklınıza gelebilecek her türlü sektörde onlar çalışıyor. Herkes kendi kısmetini kazanır ama maliyet ve giderleri hesaplayınca haksız bir rekabet oluyor. Biz de bu durumdan olumsuz etkileniyoruz. Ben kiramı, vergimi, personel maaşını, sigortamı, faturalarımı öderken, onlar ya bunların birçoğunu ödemiyor ya da bir işletmede 5-6 ortak çalışıyor, giderleri olmadığı için de bizden fazla kazanmış oluyorlar.”

“İşveren, Suriyeliler nedeniyle yevmiyeyi azaltıyor”

Sarımsak tarlasında dört çocuğu ve eşiyle mevsimlik tarım işçiliği yaptığını ifade eden Müslüm Ceylan da, Suriyeliler’in gelmesiyle birlikte tarım işinde daha ucuza çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

Ceylan, “Son yıllarda verilen ücrete ‘tamam’ demek zorunda kalıyoruz. Çünkü bizim kabul etmediğimiz yevmiyeleri Suriyeliler kabul ediyor. İtiraz ettiğimiz zaman işveren bizi, Suriyeli işçileri çalıştırıp bize iş vermemekle tehdit ediyor. Defalarca Suriyeliler’e kabul etmemelerini söyledik ama bizi dinlemiyorlar. Bir an önce ülkelerine dönseler işçi olarak bizim değerimiz yeniden artar” diye konuştu.

Gaziantep’te beş yıldır tekstil sektöründe hizmet verdiğini ifade eden işletme sahibi Suriyeli Yusuf E. M. ise Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunlardan Suriyeli iş insanlarının da etkilendiğini belirtti.

Suriyeli bir Türkmen olarak hem Suriye’de hem Türkiye’de dışlandığını anlatan Yusuf E.M. “Şu anda Antep’in Ünaldı bölgesinde çalışan Suriyeli işletme sahiplerinin neredeyse yarısı Mısır, Kerkük, Libya gibi bölgelere taşındı. Biz ekonomik anlamda ne Antep’e ne de Türkiye’ye zarar verdik. Gece gündüz çalışıyoruz, çalışan bir kitle nasıl zarar verebilir ki? İş verenin vicdansızlığı, ev sahibinin vicdansızlığı Suriyeli’ye mal ediliyor. Bizim artık bir tadımız kalmadı, çoğu gitti, böyle devam ederse biz de gitmenin yollarını arıyoruz. İşçi kesim gitse Antep’in ekonomisi zarar görür. Hem tekstilde hem tamirhanelerde hem tarımdaki işi Suriyeliler yapıyor” diye konuştu.

İstikrar ve güvenlik vurgusu

Gaziantep Ticaret Odası’ndan yapılan açıklamayı doğru bulmadığını belirten Suriyeli iş insanı B.H. de, Gaziantep’e katma değer sağladıklarını ifade ederek, ülkesinde farklı grupların yönettiği bölgelerde iş yapmanın da işletme kurmanın da mümkün olmadığını belirtti.

B.H., Ticaret Odası Başkanı Yıldırım’ın görüşlerinin aksine ekonomiye zarar vermediğini, tam tersine kent ve ülke ekonomisine katkı sağladığını savundu:

“Yaklaşık yedi yıl önce burada başlattığım işletmemi giderek büyüttüm. Şu anda 100’den fazla kişi buradan ekmek yiyor. Ürettiğim ürünleri Ortadoğu’nun yanı sıra Avrupa ülkelerine de ihraç ediyorum. Her türlü işim, işletmem, ticaretim yasal zeminde ve prosedüre uygun. Üretim yapıyorum, ticaret yapıyorum, vergimi ödüyorum ve Türkiye’ye ticari ve ekonomik değer katıyorum. Ben ticaret odası başkanının dediği gibi Antep ekonomisine zarar vermiyorum, tam tersi Antep ve tüm Türkiye ekonomisine fayda sağlıyorum.”

Bir iş insanı olarak her yerde üretim yapabileceğini söyleyen B.H., “Elbette ülkeme dönüp orada da üretim yapmak isterim. Ancak şu anda ülkemde gidebileceğimiz alanların hiçbirinde devlet yok tam bir güvenlik yok. Suriye’deki tek sorun savaşın bitmesi değil, devlet yok, güvenlik yok. Oralarda birçok örgüt ve grup var. Her an birisi gelip bana ya da işletmeme zarar verebilir ya da el koyabilir. Türkiye’yi seviyorum, halk da devlet de bize sahip çıktı ama şunu tüm samimiyetimle söylüyorum; ülkemde tekrar istikrar sağlanıp güvenli hale geldiği an bir dakika bile durmadan gidebilirim” dedi.

Paylaşın

Rusya, Türkiye’nin Arabuluculuk Önerisine Kapıyı Kapattı

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Türkiye’nin Ukrayna’da arabuluculuk teklifine ilişkin, “Hayır, bu mümkün değil” dedi. Ancak Peskov, Rusya’nın Türkiye’ye neden itiraz ettiğine dair başka ayrıntı paylaşmadı.

Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor, aynı zamanda Kiev’e silah sağlıyor. NATO üyesi Türkiye daha önce Kiev ve Moskova arasında tahıl koridoru anlaşmasına aracılık etmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna savaşında arabuluculuk teklifine Kremlin’den olumsuz yanıt geldi.

Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesi için gittiği Kazakistan’ın başkenti Astana’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüştü.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre Erdoğan, “Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşın önce ateşkes, ardından barışla sona erdirilmesi için uzlaşı zeminini oluşturabileceğini, iki tarafı da memnun edebilecek adil bir barışın mümkün olduğunu” ifade etti.

Türkiye’nin bu önerisine Moskova’nın yanıtını Putin’in sözcüsü Dmitri Peskov verdi.

Bir Rus televizyonuna verdiği mülakatta Türkiye’nin arabuluculuğu sorulunca Peskov, “Hayır, bu mümkün değil” dedi. Ancak Kremlin’in neden Türkiye’ye itiraz ettiğine dair başka ayrıntı paylaşmadı.

Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Türkiye, aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor, Kiev’e silah sağlıyor. NATO üyesi Türkiye daha önce Kiev ve Moskova arasında tahıl koridoru anlaşmasına aracılık etmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

JPMorgan’dan Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 42,5

ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini 43,4’ten yüzde 42,4’e düşürdüklerini duyurdu. Banka, Türkiye için 2025 yılı sonu enflasyon tahminini ise yüzde 25 olarak belirlemiş durumda.

Öte yandan Merkez Bankası (TCMB), sekiz ay sonra yavaşlayan enflasyon verilerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, enflasyonun, hizmet grubunda sınırlı olmak üzere, tüm gruplarda gerilediğini belirtti.

Goldman Sachs, Morgan Stanley ve JP Morgan, Türkiye’nin haziran ayı enflasyonunu yorumlarken dezenflasyonun beklenenden iyi başladığına dikkat çekti. Yılsonu enflasyon hedefi içinse Goldman Sachs yüzde 36, Morgan Stanley yüzde 42,4 ve JPMorgan yüzde 42,5 tahmininde bulundu.

Morgan Stanley raporunda dezenflasyona iyi bir başlangıç yorumunu yaptığı raporunda çekirdek enflasyondaki düşüşe vurgu yaptı.  Yüzde 1,6 gelen aylık enflasyonun son 13 ayın en düşük aylık enflasyon verisi olduğu ifade edildi. Yıl sonu enflasyonu için Morgan Stanley 42,4 tahmininde bulundu. Merkez Bankası’nın sıkı para politikasına devam edeceği düşünülüyor.

Cnbc-e’de yer alan habere göre, yıllık enflasyonun yüzde 71,6’yla beklenenden daha fazla düştüğü vurgulandı. Buna rağmen hizmet enflasyonu ve vergi artışlarının enflasyon konusunda risk teşkil ettiği yorumu yapıldı. Morgan Stanley Dolar/TL kurunun son 3 ayda yüzde 2 bandında değiştiğine dikkat çekti.

Goldman Sachs’ın raporunda da enflasyonun beklenenden daha hızlı düştüğü ifade edildi. Çekirdek enflasyon verilerinin döviz kurlarıyla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekildi ve TL/USD paritesindeki sakinliğin düşük çekirdek enflasyonunda etkili rol oynadığı belirtildi. Tıpkı Morgan Stanley gibi Goldman Sachs’ta mart ayından beri TL’deki stabiliteyi vurguladı.

Goldman Sachs hizmet enflasyonunun halen yüksek olduğunu belirtirken önümüzdeki aylarda burada da düşüş görüleceği yorumunda bulundu. Piyasa algısı nedeniyle hizmet sektöründeki yapışken enflasyon beklentisinin hızlıca değişeceği öne sürüldü.

Ekonomi yönetiminin asgari ücrette değişiklik yapmayacağı vurgusu da raporda kendine yer buldu. Yılın ilk yarısında büyüme rakamlarının beklenenden daha iyi olduğuna değinildi ve yılın ikinci yarısı için talebin yavaşlamaya başladığı ifade edildi.Bu yavaşlama etkisiyle manşet enflasyonun 2024 için yüzde 36’ya kadar gerileyebileceği ifade edildi.

JP Morgan’ın son raporuna göre, Türkiye’de Haziran ayında enflasyon oranları beklenenden daha fazla düşüş gösterdi. Manşet enflasyon, Mayıs ayında yıllık yüzde 75,5’ten Haziran ayında yıllık yüzde 71,6’ya geriledi. Bu düşüşte, temel mal fiyatlarındaki yavaşlama önemli bir rol oynadı.

Raporda, çekirdek mal enflasyonunun Haziran ayında aylık yüzde 0,1 artarak yıllık yüzde 50,6’ya düştüğü belirtiliyor. Hizmetler enflasyonu ise yıllık yüzde 95,3’e geriledi. Gıda fiyatları da aylık yüzde 1,8 artış göstererek, yıllık gıda enflasyonu yüzde 68,1’e geriledi.

JP Morgan, elektrik fiyatlarının yüzde 38 oranında artırılmasının ve otomatik tüketim vergilerinin yükseltilmesinin enflasyon üzerindeki yukarı yönlü baskıları artırdığını vurguluyor. Ancak, yıl sonunda manşet enflasyonun yüzde 42,5’e düşmesi bekleniyor. Ayrıca, 2025 yılı sonu için enflasyon tahmini yüzde 25 olarak belirlenmiş durumda.

Raporda, Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını sürdürmesi gerektiği belirtiliyor. Maliye politikasında da sıkılaştırma adımlarının devam etmesi gerektiği, aksi takdirde enflasyonun kontrol altına alınmasının zorlaşacağı vurgulanıyor.

Merkez Bankası (TCMB) enflasyonu nasıl değerlendirdi?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) sekiz ay sonra yavaşlayan yıllık enflasyon verisinin ardından fiyat gelişmelerine ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı:

“Tüketici fiyatları haziran ayında yüzde 1,64 oranında yükselmiş, yıllık enflasyon 3,85 puan düşüşle yüzde 71,60 olarak gerçekleşmiştir. Yıllık enflasyon, hizmet grubunda sınırlı olmak üzere, tüm gruplarda gerilemiştir. Hizmet grubunda aylık fiyat artışı, önceki aya kıyasla zayıflamakla beraber görece yüksek seyrini korumuştur. Aylık fiyat artışı kira ve lokanta-otel alt gruplarında yavaşlarken, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde güçlenmiştir.

Dayanıklı mal fiyatları döviz kurundaki ılımlı seyir, iç talep gelişmeleri ve otomobilde gerçekleşen indirim kampanyalarına bağlı olarak uzun bir aranın ardından haziran ayında gerilemiştir. Gıda grubunda aylık fiyat artışı bir önceki aya yakın gerçekleşmiştir. Bu dönemde, işlenmiş gıda alt grubunda ekmek ve tahıllar fiyat artışı ile öne çıkan kalem olmuştur. İşlenmemiş gıda alt grubunda ise mevsimsellikten arındırılmış veriler, taze meyve ve sebze fiyatlarının önemli ölçüde yükseldiğine işaret etmiştir.

Öte yandan, son aylarda belirgin bir artış eğilimi sergileyen kırmızı et fiyatları haziran ayında azalmıştır. Enerji grubundaki fiyat artışında ise akaryakıttaki indirimlere karşın, şebeke suyu fiyatları belirleyici olmuştur. Üretici fiyatları aylık artışı zayıflamaya devam etmiş, yıllık üretici enflasyonu yüksek bazın da etkisiyle önemli ölçüde gerilemiştir. Bu görünüm altında, mevsimsellikten arındırılmış verilerle, B ve C göstergelerinin aylık artış oranları zayıflamış, göstergelerin yıllık enflasyonları gerilemiştir.”

Paylaşın

Son Üç Yılda Türkiye’de En Az 963 Kadın Öldürüldü

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) gönüllüsü Selin Nakıpoğlu, “Kadına yönelik erkek şiddetin temelinde cinsiyet eşitsizliğinin yattığını belirleyen ve zorla evlendirme, kürtaj gibi fiilleri suç sayan İstanbul Sözleşmesi, devletin sorumluluklarını açıkça ortaya koyuyor” dedi ve ekledi:

“Bunlar, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere herhangi bir kişinin şiddete maruz kalmasını önlemek, şiddete ve istismara cinsiyeti temelinde yaklaşmak, mağdurları korumak ve gerektiğinde failleri cezalandırmak.”

Selin Nakıpoğlu, “Eşit yurttaşlık hakkımız için mücadeleye olan inancımızı kaybetmeme zamanındayız. Saray’ın imzamı çekiyorum sözünün bir hükmü yok ve bu karar erkek şiddeti ile mücadele etmiyorum demek. Biz ne olursa olsun İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” ifadeleriyle sözlerini noktaladı.

İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çıkılmasının üçüncü yılında Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin‘e konuşan Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) gönüllüsü Selin Nakıpoğlu, sözleşmeden çekilmenin kadın, çocuk ve LGBTİ+ haklarının giderek daha fazla baltalanmasının bir başka işareti olduğunu belirtti.

Nakıpoğlu, “Kadına yönelik erkek şiddetin temelinde cinsiyet eşitsizliğinin yattığını belirleyen ve zorla evlendirme, kürtaj gibi fiilleri suç sayan İstanbul Sözleşmesi, devletin sorumluluklarını açıkça ortaya koyuyor. Bunlar, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere herhangi bir kişinin şiddete maruz kalmasını önlemek, şiddete ve istismara cinsiyeti temelinde yaklaşmak, mağdurları korumak ve gerektiğinde failleri cezalandırmak” diye konuştu.

Nakıpoğlu sözlerini şu şekilde noktaladı: “Eşit yurttaşlık hakkımız için mücadeleye olan inancımızı kaybetmeme zamanındayız. Saray’ın imzamı çekiyorum sözünün bir hükmü yok ve bu karar erkek şiddeti ile mücadele etmiyorum demek. Biz ne olursa olsun İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz.”

Kadın dernekleri sözleşmeden çıkılmasının üçüncü yılında sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımda artan kadın cinayetlerine vurgu yaptı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan yapılan açıklamada “Üç yıl önce bugün anayasaya aykırı şekilde İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak imza çekildi. Günde yedi kadın öldürülebiliyor, şüpheli ölümler her sene artıyorsa sorumlusu imzayı çekenlerdir. Çözüm İstanbul Sözleşmesi’dir. Her maddesi uygulanana dek mücadeleyi sürdüreceğiz” görüşlerine yer verdi.

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) ise paylaşımında şunları söyledi: “Kadınların ve çocukların nafakasına el uzatanlara, ayrımcılık yapanlara, istismarı affedenlere, kadın cinayetlerini görmezden gelenlere, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanlara verilecek tek bir cevabımız var:

Kadınların hakları ve hayatları üzerinden siyaset yapmaktan vazgeçin; çünkü biz eşitlikten, özgürlükten, yaşam tarzımızdan ve haklarımızı garanti altına alan yasalardan vazgeçmemeye kararlıyız. Biz hiç yorulmadık, vazgeçmedik, boyun eğmedik. Yorulmayacağız, vazgeçmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nden de 6284 sayılı yasadan da vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

EURO 2024: Türkiye Çeyrek Finalde

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) Son 16 Turu’nda Türkiye ile Avusturya, Leipzig Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 2-1 galip ayrılan Türkiye, adını çeyrek finale yazdırdı.

Haber Merkezi / Portekizli Artur Soares Dias’ın yönettiği karşılaşmada Türkiye’nin gollerini 1. ve 59. dakikada Merih Demiral, Avusturya’nın tek golünü ise 66. dakikada Gregoritsch kaydetti.

Türkiye’nin çeyrek finaldeki rakibi Romanya’yı saf dışı bırakan Hollanda.

Goller: Karşılaşmanın ilk dakikası içinde Arda Güler’in sağ kanattan kullandığı korner sonrasında kale sahasında karambol oluştu. Kaleci Pentz’in çizgi üzerinde müdahale ettiği topu Merih Demiral tamamladı (1-0).

59. dakikada bir kez daha sahneye çıkan Merih Demiral, Arda Güler’in kullandığı köşe atışına iyi yükseldi ve topu ağlarla buluşturdu (2-0). 66. dakikada Marcel Sabitzer’in kullandığı köşe vuruşunda Michael Gregoritsch topu ağlarla buluşturdu (2-1).

Türkiye, Portekiz, Gürcistan ve Çekya ile birlikte yer aldığı F Grubu’nu 2 galibiyet ve 1 mağlubiyetle ikinci olarak bir üst tura çıktı. Avusturya ise D Grubu’nda Fransa, Hollanda ve Polonya ile mücadele etti ve 2 galibiyet ve 1 yenilgiyle topladığı 6 puanla lider olarak son 16’ya yükseldi.

Paylaşın

Belediyeler Borç Batağında!

2023 yılında 682,3 milyar TL geliri bulunan belediyeler, toplam 768 milyar 828 milyon 974 bin TL’lik gidere imza attı. 2023 yılında, 2022 yılına oranla en yüksek artış kaydedilen gider kaleminin, yüzde 105’lik artış ile personel giderleri kalemi olduğu belirtildi.

Belediyelerin ve bağlı idarelerin öz gelirlerinin giderlerini karşılama oranındaki erime de verilere yansıdı. Buna göre, 2021 yılında yüzde 43 olan mahalli idarelerin gelirlerinin giderlerini karşılama oranı, 2022 yılında yüzde 42’ye, 2023 yılında ise yüzde 38’e kadar geriledi.

Türkiye’de iktidar eliyle yaratılan ekonomik kriz, yerel yönetimlerin bütçe dengesini de bozdu. İğneden ipliğe hemen her ürüne yapılan zammı yurttaşa yansıtmamaya çalışan belediyelerin gelirleri giderlerinin çok altında kaldı.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın belediyelerin bütçe gerçekleşmelerine yönelik verileri de çarpıcı tabloyu gün yüzüne çıkardı.

Birgün’den Mustafa Bildirici’nin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın verilerinden aktardığına göre, belediyeler 2023 yılı geliri 682 milyar 313 milyon 298 bin TL oldu.

Toplam 682,3 milyar TL’lik gelirin 474,7 milyar TL’sini faizler, cezalar ve paylardan toplanan para oluşturdu. Faiz, ceza ve payların ardından en yüksek gelir kaleminin, 68,6 milyar TL’lik gelir ile sermaye gelirleri kalemi olduğu bildirildi.

Belediyelerin giderleri ise Türkiye’deki hızlı enflasyon artışı nedeniyle katlandı. Buna göre, 2023 yılında 682,3 milyar TL geliri bulunan belediyeler, toplam 768 milyar 828 milyon 974 bin TL’lik gidere imza attı. 2023 yılında, 2022 yılına oranla en yüksek artış kaydedilen gider kaleminin, yüzde 105’lik artış ile personel giderleri kalemi olduğu belirtildi.

Belediyelerin 2023 yılındaki diğer bazı gider kalemleri ve 2022 yılına oranla yaşanan artış ise şöyle sıralandı:

Mal ve hizmet alım: 353 milyar 410 milyon 751 bin TL (Yüzde 101)
Faiz: 16 milyar 870 milyon 57 bin TL (Yüzde 77)
Cari transferler: 48 milyar 199 milyon 611 bin TL (Yüzde 84)
Sermaye giderleri: 245 milyar 131 milyon 412 bin TL (Yüzde 88)

Belediyelerin ve bağlı idarelerin öz gelirlerinin giderlerini karşılama oranındaki erime de verilere yansıdı. Buna göre, 2021 yılında yüzde 43 olan mahalli idarelerin gelirlerinin giderlerini karşılama oranı, 2022 yılında yüzde 42’ye, 2023 yılında ise yüzde 38’e kadar geriledi.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Beşar Esad” Mesajı: Görüşebiliriz

Erdoğan, Türkiye ve Suriye arasında yeniden bir diplomatik ilişkiler kurulur mu sorusuna verdiği yanıtta, “Suriye ile ilişkileri geliştirmek için geçmişte nasıl birlikte hareket ettiysek aynı şekilde yine ederiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Suriye halkı bizim kardeş halk olarak yaşadığımız bir topluluktur. Suriye ile ilişkilerimizi nasıl canlı tuttuysak biliyorsunuz sayın Esed ile bu görüşmeleri yaptık yarın yine görüşebiliriz. Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir amacımız yok.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşmesine ilişkin sorulan soruya da yanıt veren Erdoğan, “Devlet Bey ile ülkemizin siyasi gelişiminde neler oluyor, ne gibi tedbirler almamız gerekir, bunların görüşmesini yapıyoruz. Gerek MHP gerek AK Parti olarak adımlarımızı atıyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İstanbul Bahçelievler’de meydana gelen yıkım: Kentsel dönüşümün temelinde bu tür birçok kaçak yapıların doğru dürüst yapılmadığı yerlerde dönüşüme gidelim ki işi sağlama bağlayalım. Yıkılan binalarda sıkıntı, bakıyorsunuz 3 kat kaçak yapılmış.

Bundan sonra ad yaşayacağımızı açık söyleyebilirim. Bundan sonraki süreçte kentsel dönüşümle zemin etütleri ile başlayıp TOKİ ile verilen imtihanı nasıl verdiysek ülke genelinde bu yapıları yaparak adımlarımızı atalım ve işi sağlama bağlayalım.

Devlet Bahçeli ile görüşme: Cumhur İttifakı’nın önemli temsilcisi olarak Devlet Bey’le uzun süredir çalışmalarımız var. Görüşmelerimizi ara vermeden devam ettirdik, ettiriyoruz, bundan sonra da devam ettireceğiz. Herhangi bir suiistimale de fırsat vermeyi asla düşünmüyoruz. Böyle bir şey de söz konusu değil.

Devlet Bey’le şu anda ülkemizin siyasi gelişiminde neler var, neler oluyor, ne gibi tedbirler almamız gerekir, bunların değerlendirmesini yaptık ve her görüşmemizde de nereden bakarsanız yani 1 saat civarında bu değerlendirmeleri yapıyoruz ve bununla birlikte gerek Milliyetçi Hareket Partisi gerekse Adalet ve Kalkınma Partisi olarak adımlarımızı atıyoruz.”

Suriye: Biz Suriye ile bu ilişkileri geliştirmekte, geçmişte nasıl birlikteysek yine aynı şekilde birlikte hareket ederiz. Suriye’nin içişlerin karışmak gibi bir derdimiz, hedefimiz asla olamaz.

Suriye halkı bizim kardeş halklar olarak beraber yaşadığımız bir topluluktur. Nasıl ki biz Suriye ile ilişkilerimizi çok çok canlı tuttuysak geçmişte, ailece görüşmelere varıncaya kadar… Biliyorsunuz sayın Eset ile biz görüşmeleri yaptık. Yarın olmaz diye bir şey kesinlikle mümkün değil, yine olur. Suriye’nin içişlerine karışmak gibi de bir derdimiz asla yok.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, son yaptığı açıklamada Suriye – Türkiye ilişkilerini iyileştirmeye yönelik her türlü çabanın temelinin ‘Suriye’nin egemenliğine saygı duyulması’ olduğunu dile getirmişti. Esad, ‘Türkiye’nin, Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini tanıdığı sürece Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik görüşmelere açık olduğunu’ belirtmişti.

Ne olmuştu?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Türkiye’nin Gri Listeden Çıkarılmasının Ekonomiye Olumlu Etkisi Olacak Mı?

İktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu “Çok yaygın kullanılan ‘Piyasalar beklentileri satın alır, gerçekleri satar’ diye bir ifade var. Bu çerçevede düşünürsek zaten Mehmet Şimşek’in göreve gelişinden beri önde gelen gündem maddelerinden biri Türkiye’nin gri listeden çıkartılmasıydı” dedi ve ekledi:

“Bu da bu beklentide satın alındı. Yani zaten böyle bekleniyor. Tersi olsa, Türkiye gri listeden çıkarılmazsa bir olumsuz hava eser. Gri listeden çıkarılınca ciddi bir olumlu havanın doğacağını zannetmiyorum.”

Gri liste kararının ekonomik etkilerinden çok, iç siyasi yansımalarının önemli olacağı görüşünü dile getiren Kozanoğlu, “Bunu daha çok iç piyasada ben iç kamuoyuna yönelik olarak ‘Bakın Mehmet Şimşek geldi, gri listeden de çıktık’ propagandası yapılacağını düşünüyorum. Ama yani gri listeye girildiği zaman da başkanlık sisteminin olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu, işte Cumhur İttifakı tarafından ülkenin yönetildiğini hatırlamak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye, kara para ile mücadelede yetersiz kaldığı gerekçesiyle Ekim 2021’de eklendiği gri listeden çıktı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Singapur’da yaptığı değerlendirme toplantısında Türkiye ile beraber Jamaika’nın da adını listeden çıkarma kararı verdi. Örgüt, her iki ülkeyi de kaydettikleri “önemli ilerleme” nedeniyle tebrik ettiklerini açıkladı. Peki bu gelişme ne anlama geliyor?

Kara para aklama, terörizmin finansmanı ve diğer mali suçlarla mücadeleyi amaçlayan uluslararası bir örgüt olan “Financial Action Task Force” (Finansal Eylem Görev Gücü – FATF) yılda üç kez yaptığı değerlendirme toplantılarında suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri açıklıyor.

FATF’nin kendi sitesindeki tanıma göre, gri liste kapsadığı ülkelerin artırılmış bir izlemeye tabi olmasını öngörüyor. Eksiklikleri olduğu tespit edilen ve bunları gidereceğini taahhüt eden ülkeler “gri liste” olarak adlandırılan “Yüksek Risk Altında Ülkeler” listesine alınıyor. Ülkeler, FATF taahhütleri kapsamında gerekli adımları atarak bu listeden çıkabiliyor.

Türkiye aslında ilk olarak 2011 yılında gri listeye girmişti. Yapılan düzenlemelerin ardından yine dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zamanında 2014 yılında listeden çıkarılmıştı. Ekim 2021’de ise kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede eksikleri olduğu gerekçesiyle yeniden gri listeye alındı.

Türkiye’de kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda gri alanların oluşmasında birbirini ardına yapılan varlık barışı düzenlemeleri ve emlak sektöründe yabancıya satışların etkili olduğu düşünülüyor.

Dönemin FATF Başkanı Marcus Pleyer, Türkiye’nin gri listeye alındığını duyururken; bankacılık, altın ve değerli taşlar ile emlak sektörü gibi yüksek riskli sektörlerde düzenlemeler yapılması gerektiğini bildirmişti. Pleyer, konuşmasında, “Türkiye; kara para aklama vakalarını, El Kaide ve IŞİD gibi BM tarafından terörist olarak tanınan gruplarla bağlantılı para transferlerini takibe almalı. Türkiye’nin; kara para aklamayı önlemede, terörün finansmanını engellemede, suç şebekeleri ve yolsuzluklarla mücadelede adımlar attığını göstermesi önemli” ifadelerini kullanmıştı.

Singapur’daki toplantılarda Türkiye ve Jamaika’nın çıkarıldığı listede hâlihazırda; Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Kenya, Mali, Mozambik, Namibya, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika ,Güney Sudan, Suriye, Tanzanya, Vietnam ve Yemen bulunuyor.

FATF tavsiyelerine uymayıp kara para aklama ve terör finansmanı konusunda iş birliği yapmayan İran, Kuzey Kore ve Myanmar ise örgütün ‘kara liste’sinde bulunuyor.

Gri listeden çıkmak neden önemli?

Gri listede olmak yabancı bankalar ve yatırımcılarla ilişkileri olumsuz etkiliyor. Gri listeye alınan ülkeler, dış yatırım çekme sürecinde uluslararası otoriteler, kredi kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde itibar kaybına uğrarken bu durum bankacılık işlemlerini de olumsuz etkiliyor.

Yurt içinde ise dış ticaret ağı yüksek olan şirketlerin ekstra denetimler ve yükümlülüklerle karşılaşmasına neden oluyor. Bu bağlamda gri listede yer almak, yüksek dış finansman ihtiyacı olan Türkiye ekonomisine yabancı yatırım ilgisini azaltırken, dış ticareti ve pazar paylarını olumsuz etkiliyor.

“Gri liste demek, şaibeli ekonomi demektir. Kara paracı ekonomi demektir. Terörün finansmanı ve kara parayla mücadelede yetersiz ve etkisiz ülke demektir” diyen eski Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ufuk Söylemez, bunun büyük bir güvensizlik yarattığına dikkat çekti:

“Bizim bu listeye girme sebeplerimizin başlı başına en başlıca tabii Türkiye’nin bir kayıt dışı ekonomi cenneti olması… İkincisi Türkiye mali aflarla ve vergi barışlarıyla; kaynağı ve sahibi meçhul milyarlarca doların bir ay içinde girip çıkmasıyla, tam anlamıyla Avrupa standartlarına baktığımız zaman, demokrasilerine tam bir şaibeli ülke durumuna sokuldu, maalesef.”

Gri liste yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını olumsuz etkiliyor. Ancak iktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre bu listeden çıkmanın etkisi sınırlı olacak. Kozanoğlu şöyle açıklıyor:

“Çok yaygın kullanılan ‘Piyasalar beklentileri satın alır, gerçekleri satar’ diye bir ifade var. Bu çerçevede düşünürsek zaten Mehmet Şimşek’in göreve gelişinden beri önde gelen gündem maddelerinden biri Türkiye’nin gri listeden çıkartılmasıydı. Bu da bu beklentide satın alındı. Yani zaten böyle bekleniyor. Tersi olsa, Türkiye gri listeden çıkarılmazsa bir olumsuz hava eser. Gri listeden çıkarılınca ciddi bir olumlu havanın doğacağını zannetmiyorum.”

Gri liste kararının ekonomik etkilerinden çok, iç siyasi yansımalarının önemli olacağı görüşünü dile getiren Kozanoğlu, “Bunu daha çok iç piyasada ben iç kamuoyuna yönelik olarak ‘Bakın Mehmet Şimşek geldi, gri listeden de çıktık’ propagandası yapılacağını düşünüyorum. Ama yani gri listeye girildiği zaman da başkanlık sisteminin olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu, işte Cumhur İttifakı tarafından ülkenin yönetildiğini hatırlamak gerekiyor” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, 3 Yıl Sonra “Gri Liste”den Çıkarıldı

OECD bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü (FATF), Türkiye’yi kara para ile mücadelede yetersiz kalan ülkeler listesi olan gri listeden çıkardı. FATF, konuyla ilgili açıklama yapmadan önce Mehmet Şimşek, “Başardık” diye duyurdu.

Haber Merkezi / FATF Genel Kurulu iki ülkeyi “gri liste” olarak tabir edilen “artırılmış izleme sürecinden” çıkardığını duyurdu: Türkiye ve Jamaika.

Türkiye 2011 yılında da gri listeye alınmış, yine dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zamanında 2014’te listeden çıkarılmıştı.

Gri liste; suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkelerin yakından izlenmesini öngörüyor. Bu listede yer almak, ülkelerin yabancı bankalar ve yatırımcılarla ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Gri listeye alınan ülkeler, yabancı yatırım çekme sürecinde uluslararası otoriteler, kredi kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde itibar kaybına uğruyor.

Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF), Singapur’da başlayan Genel Kurul toplantısı bugün sona erdi.

Kuruluş Türkiye’yi, kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda yetersiz kalan ülkelerin içinde yer aldığı gri listeden çıkardı. Singapur’da olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından “Başardık” şeklinde bir paylaşım yaptı.

OECD’nin açıklamasına göre, FATF Genel Kurulu iki ülkeyi “gri liste” olarak tabir edilen “artırılmış izleme sürecinden” çıkardı.

Genel Kurul, daha önce karşılıklı değerlendirmeler sırasında tespit edilen stratejik kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede (AML/CFT) eksikliklerini giderme konusunda kaydettikleri ilerlemeden dolayı, Türkiye ve Jamaika’yı tebrik etti.

Genel Kurul, Türkiye ve Jamaika’nin artık FATF’ın artırılmış izleme sürecine tabi olmayacağına karar verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasına ilişkin açıklama yaptı. Yılmaz, “Uluslararası kaynak girişini hızlandıracak ve borçlanma maliyetleri üzerinde pozitif etki yaratacaktır.” ifadelerini kullanarak yabancı yatırımcının ülkeye girmesindeki sürecin hızlanacağının altını çizdi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ise konuya ilişkin “Ülkemizin ‘Gri Liste’den çıkmasında emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Başta terör ve o hainlerin finansmanına yönelik olmak üzere, organize suç örgütleriyle, zehir tacirleriyle, göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle, kara para aklayan suç odaklarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Türkiye neden gri listeye alındı?

Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde Youtube üzerinden yayın yapan GDH TV’de yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 2019’dan 2021’e kadar FATF’nin 40 standardından 38’ini büyük ölçüde yerine getirdiğini söyledi. Soylu, Türkiye’nin bu çabasına rağmen gri listeye alınmasının “siyasi karar” olduğunu öne sürdü.

Raja Kumar’ın selefi olan ve 2020-2022 yıllarında FATF Başkanlığı’nı üstlenen Marcus Pleyer ise o dönem Türkiye’nin izleme amacıyla gri listeye alındığını şu sözlerle ortaya koymuştu: “Türkiye karmaşık kara para aklama vakalarıyla etkin bir şekilde başa çıktığını ve Birleşmiş Milletler’in terör organizasyonu olarak tanımladığı IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerin mali finansmanına soruşturma açmakta kararlı olduğunu göstermelidir.”

“Gri liste” ne anlama geliyor?

FATF, yılda üç kez yaptığı değerlendirme toplantılarında suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri açıklıyor.

FATF’nin kendi sitesindeki tanıma göre, gri liste kapsadığı ülkelerin artırılmış bir izlemeye tabi olmasını öngörüyor. Eksiklikleri olduğu tespit edilen ve bunları gidereceğini taahhüt eden ülkeler “gri liste” olarak adlandırılan “Yüksek Risk Altında Ülkeler” listesine alınıyor. Ülkeler, FATF taahhütleri kapsamında gerekli adımları atarak bu listeden çıkabiliyor.

FATF tavsiyelerine uymayıp kara para aklama ve terör finansmanı konusunda iş birliği yapmayan İran, Kuzey Kore ve Myanmar gibi ülkeler ise örgütün ‘kara liste’sinde bulunuyor.

Gri listeden çıkmak neden önemli, ekonomiyi iyileştirici etkisi olacak mı?

Türkiye’nin gri listede yer alıyor olması aynı zamanda yabancı bankalar ve yatırımcılarla olan ilişkilerini de etkiliyor. Gri listeye alınan ülkeler, dış yatırım çekme sürecinde uluslararası otoriteler, kredi kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde itibar kaybına uğrarken bu durum bankacılık işlemlerini de olumsuz etkiliyor.

Yurtiçinde ise dış ticaret ağı yüksek olan şirketlerin ekstra denetimler ve yükümlülüklerle karşılaşmasına neden oluyor. Bu bağlamda gri listede yer almak, yüksek dış finansman ihtiyacı olan Türkiye ekonomisine yabancı yatırım ilgisini azaltırken, dış ticareti ve pazar paylarını olumsuz etkiliyor.

Paylaşın