Suriye İle Normalleşme: Tarafların Pozisyonları Ne?

Türkiye – Suriye ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin çabalar devam ederken, konuya ilişkin analizler de gelmeye devam ediyor. Peki normalleşme sürecinde hangi adımlar beklenebilir, tarafların pozisyonları ne?

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Şam yönetimi, yeni sürecin net temellere dayanması gerektiğini vurguluyor. Ankara’nın beklentisi ise Suriye’nin Türkiye’nin barış çağrısına olumlu yanıt vermesi. Rusya’nın arabuluculuğunda gelişmesi beklenen sürecin, taraflar arasında uzlaşılacak yol haritasına göre yaşama geçirilmesi planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi için gittiği ABD’den dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye ile yeniden barış ortamını kurmaya hazır olduğunu söyledi. Erdoğan, “Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız” dedi.

Erdoğan, süreçle ilgili yol haritasının oluşturulması için Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdiğini, Fidan’ın ilgili meslektaşlarıyla süreci devam ettireceğini kaydetti.

Basına yansıyan haberlere göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önümüzdeki haftalarda Türkiye’ye yapacağı ziyaret, sürecin ilerletilmesi açısından önemli bir fırsat oluşturacak.

Türk ve Arap basınında çıkan ancak resmi kaynakların yorum yapmadığı haberlere göre, Türkiye ve Suriye istihbarat yetkilileri son dönemde Irak’ın arabuluculuğunda bazı teknik görüşmeler gerçekleştirdi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Bağdat’ta buluşturmaya hazır olduklarını içeren açıklamalarının altında, teknik düzeyde yapılan görüşmelerde elde edilen ilerleme olduğu değerlendiriliyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki yeni normalleşme sürecinin, yine istihbarat-dışişleri-hükümet sırasına göre mi gelişeceği, yoksa Erdoğan’ın dediği gibi liderler arasında bir temasla mı başlayacağı, yapılan görüşmelere göre netleşecek.

Asıl arabulucu Rusya

Irak’ın süreçte rol oynamak istemesine karşın, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin asıl arabulucusu olarak Rusya öne çıkıyor.

Moskova, önce istihbarat ve dışişleri yetkililerinin gerçekleştirdiği teknik içerikli görüşmelerin ardından 2022’in son günlerinde ve 2023’ün ilk aylarında Türkiye ve Suriye hükümet yetkililerini bir araya getirmeyi başarmıştı. Ancak süreç Suriye’nin, siyasi sürecin ilerlemesi için Türk askerinin Kuzey Suriye’den çekilmesi koşulu nedeniyle sekteye uğramıştı.

Mevcut sürecin yeniden başlamasında da Rusya’nın girişimleri dikkat çekti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu Özel Temsilcisi Alexander Levrantiev, Haziran ayında Şam’da Esad ile görüşmüştü. Esad görüşme sonrası, “Türkiye ile görüşmelere açığız” demişti.

Moskova’nın girişimleri sonucu, Şam’ın Türkiye ile ön koşulsuz müzakere yapmasının önünün açıldığı yapılan değerlendirmeler arasında. Rusya’nın ABD’de 5 Kasım’da yapılacak Başkanlık Seçimleri öncesi bu süreci başlatmak istediği, Donald Trump’ın olası ikinci başkanlık döneminde Suriye’den asker çekebileceği öngörüsüyle hareket ettiği değerlendiriliyor.

Suriye’de önemli sayıda askeri ve üsleri olan Rusya’nın, Orta Doğu’da ağırlığını artırmak niyetinde olduğu da yapılan yorumlar arasında.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, 12 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Ankara-Şam yakınlaşması konusunda kararlılıklarını ifade etti. Zaharova, “Ankara ve Şam arasındaki normalleşmenin Suriye sorununa kapsamlı bir çözüm sunması ve bölgesel güvenliği güçlendirmesi açısından çok önemli olduğu gerçeğiyle hareket ediyoruz” dedi.

İran nasıl davranacak?

Türkiye-Suriye normalleşme süreci, İran tarafından da yakından izleniyor. Esad’a iç savaşın başladığı 2011’den bu yana önemli askeri ve siyasi destek veren İran da geçen yıl normalleşme sürecinde devreye girmiş ancak Ankara’ya göre olumlu katkıda bulunmak yerine Şam’ın, “Önce Türk askeri çekilsin” çıkışını cesaretlendiren güç olmuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın hafta sonu Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile düzenlediği basın toplantısında yaptığı “Burada Rusya ve İran’ın yapıcı rol oynamasını bekliyoruz” açıklaması, Ankara’nın Tahran ve Moskova’dan beklentilerinin olduğunu göstermesi açısından dikkat çekti.

İran’da yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın göreve başlamasının ardından Suriye ve Orta Doğu politikalarının nasıl gelişeceği merak edilen konular arasında. 30 Temmuz’da görevine başlaması öngörülen seçilen Pezeşkiyan, dış politikaya ilişkin ilk mesajlarında bölgesel barış ve istikrar için, aralarında Türkiye ve diğer komşuların da olduğu ülkelerle yakın iş birliği arayışında olacağını söyledi.

Suriye’nin mesajları neler?

Şam’dan son yapılan açıklamanda “Türk askerinin çekilmesi” önkoşuluna doğrudan yer verilmemesi, Ankara’nın da Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi egemenliği ilkesine güçlü vurgu yapması, tarafların yeniden aynı masa etrafında buluşmalarının zemini olarak görülüyor.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile normalleşme sürecine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Şam açısından hedefin ikili ilişkilerde “2011 öncesi duruma dönülmesi” olduğunu kaydetti. Şam bu açıklamayla, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin net temellere dayanması, sürecin sonucunda Türk askerinin çekilmesi ve “terörist gruplarla” mücadele edilmesi hedeflerine ulaşılması gerektiğinin altını çizdi.

Bu açıklama, Şam’ın Türk askerinin çekilmesini, ön koşul olmak yerine sürecin sonucunda ulaşılması gereken bir hedefe dönüştürdüğü değerlendirmelerine neden oldu. Şam yönetiminin başlayacak bir süreçte bu hedefleri güvence altına almak için yazılı mutabakat isteyebileceği de kaydediliyor.

Türkiye’den ‘İçişlerine karışmayız’ güvencesi

Esad’ın açıklamalarına doğrudan yanıt veren Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir niyeti olmadığını, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği ilkesine bağlı olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanı Fidan da hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Suriye ile normalleşmek istemesinin zayıflık ya da çaresizlik olarak algılanmaması gerektiğini belirtti. Fidan, “Zamanın ruhu bizi barışı aramaya, istikrarı aramaya zorluyor” dedi.

“Cumhurbaşkanımız burada liderlik vizyonunu kullanarak en üst düzeyden bir barış çağrısında bulunmuştur. Bu son derece kıymetli bir çağrıdır, umarım bunun değerini anlarlar” sözleriyle Şam’a mesaj veren Fidan, Suriye’nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün Türkiye’nin de hedefleri arasında olduğunu anımsattı.

Türkiye açısından Suriye ile müzakerelerde gündeme gelecek konular arasında ikili ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, öncelikli iş birliği alanlarının belirlenmesi ve uygulama adımlarının atılması bulunuyor.

Bunlara paralel olarak güvenlik alanında atılacak adımlar, “terörizmle” mücadele, sınırların güvenliği ile Türkiye’nin kurduğu ve yönettiği Suriye Milli Ordusu’nun Suriye güvenlik birimlerine entegrasyonu gibi başlıklar da Ankara’nın gündeminde. Türkiye açısından Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü de bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Paylaşın

Suriye’de Faturayı Kim Ödeyecek?

2011 yılından sonra kötüleşen Türkiye – Suriye ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin çabalar devam ederken, konuya ilişkin analizlerde gelmeye devam ediyor. Son olarak Gazeteci Murat Yetkin, konuya ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO zirvesinden dönüşte uçakta “Suriye ile barış istiyoruz” sözlerine dikkat çeken Murat Yetkin, “Erdoğan’ın “Barış istiyoruz” sözünün karşılığı var. Öte yandan savaş ve siyaset tarihi gösteriyor ki, ortada bir çatışma söz konusuysa, barış isteyen taraf genel olarak amacına oluşamamış taraftır. Uçaktakilere Suriye’yle barışta iki koşul dediği Erdoğan’ın iki pişmanlığı gibi duruyor: büyüyen sığınmacı ve PKK sorunları. Sadece Kayseri olayları dahi Suriye faslını kapatma zamanı geldiğini gösteriyor” diye yazdı.

Yazısında, Türkiye’nin 2011’den bu yana sürdürdüğü Suriye politikasının hedeflerine ulaşmadığını kaydeden Yetkin, “Erdoğan-Davutoğlu ekibinin iç savaşın başında Rusya’yı (ve İran’ı) hafife alıp ABD’ye -onların talebi hilafına- güvenmesinin faturasını hep birlikte ödüyoruz” ifadelerini kullandı.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

Financial Times’dan Dikkat Çeken “Türkiye Ekonomisi” Analizi

Mehmet Şimşek’in ekonomi politikalarını değerlendiren Financial Times yazarı Gustavo Medeiros, “Şu anda, reformların uzun vadeli yapısal büyümeye yol açıp açmayacağını söylemek için henüz çok erken. Ancak işaretler olumlu ve Ashmore gibi yükselen piyasa yatırımcıları için geri dönmek güzel” dedi ve ekledi:

“Erdoğan’ın yabancı yatırımcıları Türkiye’nin yeniden çekici bir yatırım fırsatı olduğuna ikna etmesi, iyi bir yol olacaktır. AB ile ilişkileri normalleştirmek için adımlar atmak, hukukun üstünlüğünü uygulamak ve kurumları güçlendirmek bu konuda yardımcı olacaktır. Son zamanlarda, Türkiye, Merkez Bankası’na mevduatlarını artıran ve diğer destek kaynaklarını sağlayan Körfez yatırımcıları ile bağlantısını güçlendirdi.”

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times’da, varlık yönetim şirketi Ashmore Group’un küresel araştırma başkanı Gustavo Medeiros tarafından kaleme alınan Türkiye ekonomisine ilişkin yeni bir analiz yayımlandı.

“Türkiye, yükselen piyasa yatırımcıları için geri döndü. Ankara’dan ekonomik yönetim konusunda belirgin bir sinyal değişimi oldu” denilen analizde, son yıllarda yüksek enflasyon ve kırılgan liraya yol açan düşük faiz ve devlet destekli kredi genişlemesini merkeze alan heterodoks politikalardan geri dönüldüğü ifade edildi. Bu politikalar nedeniyle Türk yerel varlıklarının, yükselen piyasa yatırımcıları için yapısal olarak düşük ağırlıklı bir pozisyon haline geldiği belirtildi.

CNBC-E’nin aktardığı habere göre, yeni politika anlayışı ve reformların “Türkiye’yi yeniden yerel para birimi varlıklarıyla yatırım yapılabilir ülkeler arasına yerleştirdi” yorumu yapıldı.

Bunu sağlayan şartların 2023 seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın radikal politika duruşunun değişmesinin yanısıra Merkez bankasını yönetmek için teknokratların ve Mehmet Şimşek’in maliye bakanı olarak getirilmesi, para ve maliye politikasında ihtiyaç duyulan ortodoksluğa dönüşle oluştuğu ifade edildi.

‘Ekonomi politikasında atılan adımların arasında TL’nin Mart – Temmuz 2023 arasında yüzde 38 değer kaybetmesi, Merkez Bankası’nın politika faizini kademeli olarak yüzde 8,5’dan yüzde 50’ye yükseltmesi ve kredi sıkılaşması için uygulanan makro ihtiyati politikalar gösterildi.

Bu politikaların sonucunda enflasyonda gerilemenin görülmeye başlandığına değinildi ve haziran 2024 enflasyonunun aylık bazda yüzde 1,6 olarak açıklandığı ifade edildi. Bunun yıllıklandırıldığı zaman yüzde 21,6’ya eşdeğer olduğu vurgulandı. Medeiros, “Bu da bizim görüşümüze göre yeni normal haline gelebilir. Enflasyonun bu seviyelerde istikrarlı hale gelmesi, Türk reel faiz oranını yüzde 20 civarına getirecektir. Daha istikrarlı fiyatlar, lirayı istikrara kavuşturmak, yerel halkın dolarizasyonunu azaltmak ve yabancı yatırımcılardan gelen girişleri teşvik etmek için önemlidir” yorumunu yaptı.

TL’deki değer kaybının ve yüksek faiz oranlarının, 2023’ün ilk çeyreğinde GSYİH’nin yüzde 5,5’inden bu yıl aynı dönemde yüzde 2,8’e düşen cari açığı şimdiden azalttığı ifade edilirken turizm gelirlerinin de yaz boyunca ek bir destek sağlayacağı vurgulandı.

Getirilen ek kamu vergilerinin geçen yıl enflasyonu yükselttiği ve yeni önlemlerin doğrudan vergilere odaklandığı aktarıldı. Bu vergilerin genellikle dezenflasyonist olduğunu ifade eden Medeiros, “Açığın azaltılması, önümüzdeki yıllarda kamu görevlisi maaşlarının dondurulması gibi bazı zorlu önlemleri de içerecektir” dedi.

“Ortodoks politikalardan geri adım atılacak mı?”

Gustavo Medeiros yeni politika yönetiminin halen bir güven sorunu yaşadığını vurgulayarak, “Geçmişteki birçok başarısız başlangıçtan sonra, Erdoğan’ın bu ortodoks politikalardan geri adım atıp atmayacağı sorusu devam ediyor. Ancak bu sefer, reformlar sağlam temellere dayanıyor gibi görünüyor. Bizim görüşümüze göre, Erdoğan, lira istikrarının artık popülaritesi ile bağlantılı olduğunu anlamış durumda. Önceki heterodoks duruşuna rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ortodoksluğun GSYİH üzerindeki olumlu etkisine yabancı değil” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin ilk dönemlerine atıfta bulunularak “Erdoğan’ın iktidardaki ilk on yılı, akılcı para ve maliye politikası, yabancı yatırımlarda büyük bir artışı destekledi. Bu dönemde, ekonomi reel olarak yüzde 64 oranında büyüdü ve kişi başına düşen GSYİH yüzde 43 arttı. Bu tarih, ileriye dönük yol hakkında ipuçları sunabilir. 2002-12 büyüme patlaması, 1999 IMF liderliğindeki reformların ardından Türk ekonomisinde yapılan yapısal değişikliklerden sonra gerçekleşti. Reformlar başlangıçta başarılı oldu ve iyi bir ticaret fırsatı sundu.

Ancak dotcom balonu sırasında yükselen piyasalardan sermaye çıkışları, yerel siyasi istikrarsızlık ile birleşince, reformların tam olarak uygulanacağına olan güveni azalttı. Gerçek dönüm noktası, Türkiye’nin IMF programının genişlemesi yatırımcı güvenini artırdıktan sonra, 2001 sonunda gerçekleşti. Bu, dotcom balonunun söndüğü döneme denk geldi ve sermayeyi ABD’den uzaklaştırarak Türkiye de dahil olmak üzere yükselen piyasalara yönlendirdi.” yorumu yapıldı.

Yazar Türkiye’nin makroekonomik sorunlarının 1999 dönemine göre daha az şok yarattığını ifade etti. Bütçe açığının o dönem bütçe açığının GSYİH’nın yüzde 12’sine ulaştığı ve para birimi değer kaybının, büyük miktarda kısa vadeli dolar borcuyla birlikte ilerlediği vurgulandı. Bugün ise bütçe açığının daha yönetilebilir olduğu ve kamu borcunun çoğunun da lira cinsinden olduğu vurgulandı.

Yazar, “Şu anda, reformların uzun vadeli yapısal büyümeye yol açıp açmayacağını söylemek için henüz çok erken. Ancak işaretler olumlu ve Ashmore gibi yükselen piyasa yatırımcıları için geri dönmek güzel” yorumunu yaparken “Erdoğan’ın yabancı yatırımcıları Türkiye’nin yeniden çekici bir yatırım fırsatı olduğuna ikna etmesi, iyi bir yol olacaktır. AB ile ilişkileri normalleştirmek için adımlar atmak, hukukun üstünlüğünü uygulamak ve kurumları güçlendirmek bu konuda yardımcı olacaktır. Son zamanlarda, Türkiye, Merkez Bankası’na mevduatlarını artıran ve diğer destek kaynaklarını sağlayan Körfez yatırımcıları ile bağlantısını güçlendirdi” tespitlerinde bulundu.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam’dan 2011 Öncesine Dönülmesi Vurgusu

Suriye – Türkiye ilişkilerine ilişkin açıklama yapan Şam yönetimi, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguladı.

Şam yönetiminin açıklamasında ayrıca, “Suriye Arap Cumhuriyeti, halklar ve Suriye’ye zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapma konusunda her zaman istekli oldu. Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma ya da düşmanlık üzerine değil, aralarındaki sağlam ilişkiler üzerine kurulu olduğuna inanmaya devam ediyor” ifadelerine yer verdi:

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Türkiye’yle ilişkilere yönelik bir açıklama yayımladı. SANA haber ajansının aktardığına göre, açıklamada şu ifadelere yer verildi: ‘’Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.’

Bakanlık açıklamasında, ‘’ Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi’’’ diye devam etti.

Bakanlık ayrıca, ‘’Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri gözönünde bulundurdu.  Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir’’ ifadelerini kullandı.

‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor’’  açıklamasında bulunan Bakanlık, ‘’ Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir’’ ifadelerini sözlerine ekledi.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasını şu sözlerle tamamladı: ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.’’

ABD’nin başkenti Washington’da gazetecilere açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak hükûmetinin Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad arasında on yılı aşkın bir süreden sonra yapılacak ilk görüşmeye ev sahipliği yapmayı hedeflediğini doğruladı.

Fuad Hüseyin, teklifin Bağdat’ın hem Ankara hem de Şam’dan “yakınlaşmaya” açık olduğuna dair sinyaller almasının ardından geldiğini söyledi.

Rusya’nın arabuluculuk yapmaktan bahsetmeye başladığını söyleyen Hüseyin, “İki tarafı da Bağdat’a davet edeceğimize dair bir his var içimde ve geri döndüğümde meslektaşım Suriye Dışişleri Bakanı’na ulaşacağım, böylece bir tarih belirleyebileceğiz” dedi. Irak Dışişleri Bakanı, “her iki tarafın da prensip olarak masaya oturmaya hazır olduğunu” söyledi.

Irak Başbakanı Muhammed Şia es-Sudani’nin siyasi danışmanı Fadi el-Şammari, Irak hükümetinin Şam ile Ankara arasında yapılacak görüşmelerin hazırlıkları üzerinde çalıştığını söylemişti.

Erbil merkezli haber sitesi Rudaw’a konuşan Şammari, iki ülke arasındaki ihtilafın sona erdirilmesinde ülkesinin “önemli” bir rol oynadığına dikkat çekmişti. Şammari, Suriye ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın Irak’ın “doğrudan” çıkarına olduğunu da sözlerine eklemişti.

El-Şammari, Irak hükümetinin gündeminde “sınır güvenliği, ekonomik iş birliği, bölgedeki silahlı grupların etkisinin azaltılması, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması ve terör örgütleriyle mücadelede iş birliği” gibi konuların yer aldığını söylemişti.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını veren Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

“Özgür Özel’in Beşar Esad’la Görüşeceği” İddialarına Suriye’den Yalanlama

Suriye hükümetinden bir kaynak, yarı resmi El Vatan gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye’den hükümet veya muhalefet içerisinde yer alan herhangi bir siyasi partiyle temaslarının olmadığını söyledi.

Halk TV’de açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Özgür Özel’in Şam’da Beşşar Esad’la görüşeceğini ifade etmişti.  Özgür Özel, Suriyeli mülteci krizini diyalog yoluyla çözmeyi amaçladığını söylemişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Halk TV’de yaptığı açıklamada, partinin Genel Başkanı Özgür Özel’in Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşmek üzere Şam’a yapmayı planladığı ziyaretin Suriye tarafından kabul edildiğini açıklamıştı.

Bunun üzerine Suriye’nin Şam yönetimine yakınlığıyla bilinen El Vatan gazetesinde bu açıklamayı yalanlayan bir haber yayınlandı. Gazetenin bir Suriyeli yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Şam yönetiminin “hükümet yahut iktidar partileri dahil Türkiye’den herhangi bir siyasi partiyle iletişimi olmadı”.

Burhanettin Bulut, “Görüşme niyetine ilişkin bu konuların çözümü, niyet ifadesi karşılık buldu. Bundan sonra sadece şartların olgunlaşması, nerede görüşme hangi tarih bunlar konuşulacak. Biz görüşme talebimizi ilettik Şam’dan da olumlu cevap geldi” ifadelerini kullanmıştı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı bir açıklamada Erdoğan ile Esad arasında arabulucu olabileceğini ifade ederek, “Önce Esad Türkiye ile masaya oturmaya ikna edilmeli. Ben Esad’ı masaya oturmaya ikna edebilirim. Yeter ki Erdoğan’ın böyle bir niyeti olsun. Erdoğan’ın son açıklamasından da görüyoruz ki bizim burada attığımız adımlar Erdoğan’ı da cesaretlendiriyor. Bu mesele Türkiye’nin en yakıcı sorunu, sığınmacı sorununu bizim öncelikli meselemiz” sözlerini kullanmıştı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel, Suriye konusunda çok kritik bir dönemden geçildiğini belirterek, Esad yönetiminin görüşme taleplerine olumlu yanıt verdiklerini söylemişti.

Uzgel, henüz bir tarih netleşmezken, olası bir görüşmenin CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında bir heyetle gideceklerini kaydetmişti. Öte yandan Rusya’nın da Erdoğan ile Esad’ın görüşmesi sürecinde rol oynadığını anlatan Uzgel, Erdoğan yönetiminin zaten Rusya ve istihbarat örgütleri aracılığıyla temasta olduğunu hatırlatmıştı.

Eğer Esad ile bir görüşme gerçekleşirse neleri gündeme getireceklerini sorduğumuzda Uzgel, şöyle yanıt vermişti: “Öncelikle biz artık Türkiye’de birinci partiyiz. Seçim olsa iktidara gelmek üzereyiz. Bu nedenle dış politikanın en ciddi konusunda, Suriye rejiminin taleplerini birinci ağızdan dinlemek istiyoruz.”

Suriye yönetimiyle bağlantıyla geçmelerinin Erdoğan ile Esad arasında bir arabuluculuk boyutunda mı olduğu sorusuna Uzgel, “Bize böyle bir talep gelmedi ama gelirse parti olarak değerlendiririz” demişti.

Suriye sorunundaki en önemli konunun sığınmacılar meselesi olduğunu ifade eden Uzgel, “Çünkü artık bir kırılma noktası olacak diye endişe ediyoruz. AKP hükümeti ise bu konuda hiçbir çözüm üretmiyor. Öte yandan bölgede ÖSO, İdlib ve PYD’nin varlığı konularının da görüşülmesi gerekiyor” diye belirtmişti.

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşebileceklerini ilk kez 28 Haziran’da bir Cuma namazı çıkışı söylemişti.

Erdoğan, “Suriye ile yeniden diplomatik ilişkileri kurmamak için bir sebep yok. Geçmişte nasıl yaptıksa yine yapabiliriz. Suriye’nin iç işlerine karışmak gibi bir niyetimiz yok. Biliyorsunuz ailece görüşmeye varana kadar sayın Esed’le geçmişte nasıl yaptıksa yeniden yapmamamız için bir sebep yok,” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye, Esad’ı iktidardan uzaklaştırmaya çalışan silahlı muhalif savaşçıların yıllardır başlıca destekçilerinden biriydi ve 2016’dan bu yana kuzey Suriye’de üç büyük askeri operasyon gerçekleştirdi. Kuzey Suriye’nin bazı kısımları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolü altında.

Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad, son birkaç yılda müttefiklerinin yardımıyla bölgenin çoğunu geri almayı ve savaşın gidişatını kendi lehine çevirmeyi başardı. Türkiye destekli muhalif güçler artık sadece Suriye’nin İdlib bölgesini yönetiyor.

Paylaşın

Küresel Nüfus, 2084 Yılında 10 Milyarı Aşacak

Şu anda 8,2 milyar olan küresel nüfusun 2080’lerin ortalarına doğru yaklaşık 10,3 milyara yükselmesi bekleniyor. Bu zirvenin ardından, küresel nüfus artışında kademeli bir düşüş öngörülüyor.

Türkiye’de ise 2054 yılına kadar zirvenin aşılması ve ardından nüfusta azalmanın başlaması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni tahminine göre dünya nüfusu 2084 yılına kadar artmaya devam edecek. Şu an 8 milyardan fazla olan dünya nüfusu 60 yıl içerisinde 10 milyar 300 milyona yükselecek. Birleşmiş Milletler’in iki yılda bir yaptığı tahmin 2022 yılındaki verilere dayanıyor.

Dünya nüfusunda her yıl yaklaşık 70 milyon seviyesinde olan artışın 2050’den itibaren yavaşlaması bekleniyor. 2061 yılında insan sayısının 10 milyarı geçeceği, 2084’te ise yaklaşık 10,3 milyar ile en üst seviyeye ulaşılacağı öngörülüyor.

O tarihten sonra dünya nüfusunun yavaş yavaş azalacağı ve 2100’e gelindiğinde 10 milyar 200 milyon seviyesine gerileyeceği tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler’in tahminleri doğum ve ölüm oranlarına dayanıyor. Bu oranların gelecek raporlarda değişebileceği ve dünya üzerindeki büyük olaylardan etkilenebileceği kaydediliyor.

Kıtalar bazında nüfus değişimleri farklılık gösteriyor. Bazı kıtalarda hemen hemen hiç nüfus artışı görülmüyor. Şu anda 745 milyon olan Avrupa nüfusunun 2100 yılına gelindiğinde 600 milyona küçülmesi bekleniyor. Dünyanın nüfus bakımından ilk sırada olan Asya kıtasında şu anda yaklaşık 4 milyar 800 milyon kişi yaşıyor.

Nüfusun Asya’da 30 yıl boyunca hafif olarak artış göstereceği tahmin ediliyor. En büyük artışın ise Afrika’da kaydedilmesi öngörülüyor. Tahminlere göre 2 milyardan fazla olan kıta nüfusu 2100 yılında 3 milyarı aşmış olacak.

Türkiye’de zirveye 2054’e kadar çıkılmış olacak

Çin, Almanya, Japonya ve Rusya gibi bazı ülkelerde nüfus artışında zirveye çoktan ulaşıldı. 2054 yılına kadar Brezilya, İran, Türkiye ve Vietnam gibi 48 ülkede daha zirvenin aşılması ve ardından nüfusta azalmanın başlaması bekleniyor.

Angola, Nijer, Somali ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi birçok Afrika ülkesinde ise nüfusun 2024-2054 yılları arasında iki katına çıkacağı tahmin ediliyor.

Alman Dünya Nüfusu Vakfı Genel Müdürü Jan Kreutzberg, gelişmenin Sahra Altı Afrika ülkelerindeki son derece genç nüfus yapısıyla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. Bu bölgede nüfusun yüzde 40’ı 15 yaşın altında, birçok kadın çok genç yaşta çocuk sahibi oluyor.

Federal Nüfus Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Frank Swiaczny, Sahra Altı Afrika’yı anahtar bölge olarak niteliyor. Frank Swiaczny “Dünya nüfusunun geleceği temelde Sahra Altı Afrika’daki gelişmeye bağlı” diyor. Burada doğum oranı kadın başına 4,3 çocuk seviyesinde. Swiaczny kıtadaki değişimin dünya nüfusuna en büyük etkiyi yapacağını kaydediyor.

Modern insanın tarihi eldeki bilgilere göre 300 bin yıl önce Homo Sapienslerin ortaya çıkmasıyla başladı. 1800 yılından sonra insan sayısı 1 milyarı geçmişti. 1928’de 2 milyar olan dünya nüfusu yüz yıl geçmeden 8 milyara çıktı. Yedi milyardan sekiz milyara çıkış ise 11 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleşti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2026 Yılındaki NATO Zirvesine Türkiye Evsahipliği Yapacak

9 – 11 Temmuz tarihleri arasında Washington’da düzenlenen NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde, Türkiye’nin 2026 yılında yapılacak NATO zirvesine ev sahipliği yapacağı duyuruldu.

Gelecek yılki NATO zirvesinin Hollanda’nın Lahey kentinde yapılacağı da bildirildi. Hollanda eski başbakanı Mark Rutte, Jens Stoltenberg’in yerine NATO genel sekreteri seçilmişti.

ABD, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik artan tehdidine karşı koymayı amaçlayan önemli bir adım olarak, 2026 yılında Almanya’da daha uzun menzilli füzeler konuşlandırmaya başlayacak. Karar NATO’nun Washington’da devam eden devlet ve hükümet başkanları zirvesinin ikinci gününde açıklandı.

Zirvenin nihai sonuç bildirgesinde, Ukrayna’nın NATO üyeliği yolunda “geri dönülmez yolda” olduğuna vurgu yapıldı, Rusya’yla savaşın sona ermesinden sonra – koşullar uygunlaşınca – ittifaka davet edileceği güvencesi verildi.

Sonuç bildirgesinin en sonunda ittifakın 2026 yılındaki zirvesinin Türkiye’de yapılacağı notu dikkat çekti. Gelecek yılki toplantının Hollanda’nın Lahey kentinde yapılacağı bildirildi.

Almanya’ya daha uzun menzilli füze yerleştirme kararı, ABD’nin güçlü silah sistemlerini Soğuk Savaş’tan bu yana Avrupa kıtasında ilk kez konuşlandıracak olmasına işaret ediyor. Karar aynı zamanda, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e açık bir uyarı niteliği taşıyor.

ABD ve Almanya tarafından yapılan ortak açıklamada, “belirli aralıklarla yapılacak konuşlandırmaların” uzun vadeli konuşlandırmaya hazırlık olduğuna dikkat çekildi. Almanya’ya yerleştirilecek bu silahlar arasında SM-6 füzeleri, Tomahawk seyir füzeleri ve geliştirilme aşamasında olan, daha uzun menzilli hipersonik füze sistemleri olduğu belirtildi.

Bu tarz bir konuşlandırma, 1987 yılında ABD ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması kapsamında yasaktı, ancak 2019’da uzatılmayan bu anlaşma geçerliliğini yitirdi.

Üye ülkeler yayınladıkları bildirgede “Müttefiklerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı bir saldırı olasılığını gözardı edemeyiz” notu düştü. Müttefik ülkeler Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’ye destek verirken Ukrayna’ya daha fazla yardım gönderilmesi kararı aldı.

Üye ülkeler ayrıca önümüzdeki yıl içinde en az 40 milyar Euro tutarında askeri yardımda bulunmayı kabul etti, ancak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de istediği şekilde bu taahhüdü sonraki yıllarda sürdürmeyi reddetti.

Bildirgede NATO’nun Çin’le ilgili kullandığı ifade de sertleştirildi. Pekin hükümeti için “Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının kilit destekleyicisi” denildi, bu ülkenin Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından sistematik zorluklar oluşturmaya devam ettiği kaydedildi.

Ekim ayında görevi sona erecek olan Genel Sekreter Stoltenberg, Çarşamba günkü toplantının sonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, 32 üye ülkenin Çin’le ilgili kullanılan bu ifade konusunda ortak görüş bildirdiğini söyledi. NATO’nun yaptırım uygulayan bir örgüt olmadığını söyleyen Stoltenberg, “Günün sonunda bu konuda müttefikler ayrı ayrı karar verecekler ama bence bu NATO zirvesinden gönderdiğimiz mesaj çok açık” dedi.

Bildirgede ayrıca Çin’e Rusya’nın savaş çabalarına verdiği maddi ve siyasi desteği kesmesi çağrısında bulunuldu. Belgede Çin’in uzay kabiliyetlerine ilişkin endişeler dile getirildi, nükleer cephaneliğindeki hızlı genişlemeye dikkat çekildi ve Pekin’e stratejik risk azaltma görüşmelerine katılma çağrısı yapıldı.

“İttifakın Rusya’nın gerisinde kalmasına izin veremeyiz”

Başkan Biden, zirvenin ikinci gününde devlet ve hükümet başkanları toplantısının açılışında yaptığı konuşmada NATO üyelerinin sanayi temellerini genişletme ve yerli savunma üretimi için plan geliştirme sözü vermelerinden memnuniyet duyduğunu açıkladı.

“İttifakın geride kalmasına izin veremeyiz” diye konuşan Biden, sözlerini “NATO topraklarının her karışını savunabiliriz ve savunacağız ve bunu birlikte yapacağız” diye tamamladı.

Biden Beyaz Saray’da İngiltere’nin yeni Başbakanı Keir Starmer’la görüştü, İngiltere’yi Atlantik ötesi NATO ittifakını birbirine bağlayan “düğüm” olarak tanımladı ve iki ülkenin işbirliğine devam etmesi gerektiğini söyledi.

Başkan Biden NATO zirvesinin son gününde de Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’yle biraraya gelecek, devam toplantılarının yanısıra NATO-Ukrayna Konseyi toplantısına katılacak. Biden zirve toplantısı sonunda iç ve dış basının izleyeceği bir basın toplantısı düzenleyecek.

Biden ayrıca Çarşamba akşamı NATO müttefik üyeleri ve ortak ülkelerinin liderleriyle eşlerini Beyaz Saray’da verdiği resmi akşam yemeğinde ağırladı.

81 yaşındaki Biden, 27 Haziran’da Cumhuriyetçi rakibi ve eski Başkan Donald Trump’la girdiği tartışma programındaki başarısız performansının ardından bu göreve uygun olup olmadığı ve yerini bir başka Demokrat Partili adaya devretmesi konusunda siyasi baskılara maruz kaldı. Bundan dolayı Biden, NATO zirvesinde müttefik liderlerle sergilediği dayanışmanın iki hafta önceki tartışma programında bozulan imajını düzeltmesini umuyor.

Paylaşın

Irak, Suriye – Türkiye Görüşmelerine Hazırlanıyor

Irak Başbakanı Muhammed Şia es-Sudani’nin siyasi danışmanı Fadi el-Şammari, Irak hükümetinin Şam ile Ankara arasında yapılacak görüşmelerin hazırlıkları üzerinde çalıştığını söyledi.

Erbil merkezli haber sitesi Rudaw’a konuşan Şammari, iki ülke arasındaki ihtilafın sona erdirilmesinde ülkesinin “önemli” bir rol oynadığına dikkat çekti. Şammari, Suriye ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın Irak’ın “doğrudan” çıkarına olduğunu da sözlerine ekledi.

El-Şammari, Irak hükümetinin gündeminde “sınır güvenliği, ekonomik iş birliği, bölgedeki silahlı grupların etkisinin azaltılması, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması ve terör örgütleriyle mücadelede iş birliği” gibi konuların yer aldığını söyledi. 

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Sosyal Yardıma Muhtaç Hane Sayısında Çarpıcı Artış

2024 yılının ilk beş aylık döneminde 4 milyon 278 bin 728 hane sosyal yardımdan yararlanırken, sosyal yardıma muhtaç hane sayısı, 2024 yılının ocak ayına göre 498 bin 120 arttı.

Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) hizmetinden yararlanan çocuk sayısı da 2024 yılı mayıs ayın itibariyle 3 milyon 479 bin 832’ye yükseldi.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in resmi verilerden aktardığına göre, Türkiye’deki 17 milyon 114 bin 912 yurttaş yaşamını sosyal yardımlarla sürdürmeye çalışıyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sosyal yardım verileri de Türkiye’deki derin ekonomik krizin ulaştığı boyutu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’nin sosyal yardım karnesini 1 Haziran itibarıyla ortaya koyan verilere göre, sosyal yardıma muhtaç hane sayısı 4,2 milyonu aştı.

Açlık sınırının altında geliri olan hanelerin dahil edildiği Aile Destek Programı’na yönelik veriler de iktidarın gizlemek istediği derin yoksulluğu açığa çıkardı.

2022 yılında 3 milyon 99 bin 560 hane ile başlayan program kapsamındaki hane sayısı, aylar içinde tırmanarak Mayıs 2024’te 3 milyon 479 bin 832’ye çıktı.

Aylık geliri brüt asgari ücretin üçte birinin altında olan kişiler için genel bütçeden ödenen Genel Sağlık Sigortası (GSS) primine ilişkin veriler de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nca paylaşıldı. Mayıs 2024 verilerine göre, 9 milyon 444 bin 458 kişinin GSS primi bütçeden karşılandı.

Ailesinin yoksulluğu nedeniyle bakılamayan ve ailesinden alınma riski bulunan çocukların sayısını ortaya koyan Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) hizmetinden yararlanan çocuk sayısının ulaştığı boyut da dikkati çekti.

Buna göre, 2020 yılında 129 bin 422 olan SED hizmetinden yararlanan çocuk sayısı, 2022’de 157 bin 248’e, 2023’te ise 264 bin 995’e, 2024’ün Mayıs ayında ise 170 bin 694’e kadar çıktı.

Bakanlığın verilerine göre, 2024 yılının Ocak-Mayıs döneminde 4 milyon 278 bin 728 hane sosyal yardımdan yararlandı. Sosyal yardıma muhtaç hane sayısı, 2024 yılının Ocak ayına göre 498 bin 120 arttı.

 

Paylaşın

HSBC’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 44,6

HSBC, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini aşağı yönlü revize etti. Kurum, Türkiye için 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 48’den yüzde 44,6, 2025 yıl sonu tahminini ise yüzde 29’dan yüzde 27,7’ye düşürdü.

HSBC, Türkiye için 2024 yılı büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3,8’e yükseltti. Kurum, Türkiye için 2025 yıl sonu tahmini ise değiştirmeyerek yüzde 3,6 olarak sabit bıraktı.

The Hongkong and Shanghai Banking Corporation’ın Türkiye iştiraki HSBC, Türkiye ekonomisine ilişkin son raporunu yayınladı.

BloombergHT’nin aktardığına göre; Kurum, raporunda, ilk çeyrekte yüzde 5,7 olan güçlü büyüme rakamı sonrası Türkiye için büyüme tahminini revize ettiğini belirtti. HSBC, Türkiye için 2024 yılı büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3,8’e yükseltti. Kurum, Türkiye için 2025 yıl sonu tahmini ise değiştirmeyerek yüzde 3,6 olarak sabit bıraktı.

Raporda, sıkı para politikası ve/veya maliye politikasının enflasyonda daha hızlı düşüşe ve dış açıkta daha hızlı iyileşmeye yol açacağı belirtildi. Raporda, enflasyon tahminlerini ise aşağı yönlü revize eden kurum 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 48’den yüzde 44,6, 2025 tahminini yüzde 29’dan yüzde 27,7’ye düşürdü.

Raporda, para politikasının yıl sonuna kadar değişmeyeceği görüşüne de yer verildi ve “Tahminlerimize göre reel politika faizi Kasım itibariyle oldukça olumlu olacak ancak yine de 4. çeyrekte başlayacak faiz indirimlerinin biraz erken olacağını düşünüyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Yüksek enflasyon beklentisi ve fiyatlama davranışlarında bozulmanın enflasyon görünümü için yukarı yönlü riskler olduğu belirtilen raporda, ayrıca bu yıl için bütçe açığı/GSYH tahmininin yüzde 6,5’ten yüzde 5,7’ye düşürdüğüne de yer verildi.

Paylaşın