Hanehalkının Enflasyon Beklentisi Yüzde 45,60

Hanehalkının 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi yüzde 45,60’a yükseldi. Gıda ile yakıt ve enerji fiyat artışlarında öne çıkarken, konut fiyatı beklentisi geriledi, dolar kuru beklentisi 55,90 TL’ye çıktı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül 2026 dönemine ilişkin Hanehalkı Beklenti Anketi sonuçlarını açıkladı. Verilere göre hanehalkının 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi bir önceki aya göre 0,02 puan artarak yüzde 45,60 seviyesine yükseldi.

Anket sonuçlarında hanehalkının son bir yıl içinde fiyatlarının en fazla arttığını değerlendirdiği ve gelecek 12 ayda da fiyat artışının en yüksek olmasını beklediği ürün ve hizmet grupları gıda ile yakıt ve enerji oldu.

Gıdayı fiyatı en çok artan ürün grupları arasında değerlendiren katılımcıların oranı ise bir önceki aya göre 1,5 puan azalarak yüzde 37,8 olarak gerçekleşti.

Hanehalkının gelecek 12 ay sonuna ilişkin konut fiyat artışı beklentisinde de düşüş görüldü. Konut fiyatlarında beklenen artış oranı bir önceki aya göre 1,44 puan azalarak yüzde 30,69 seviyesine geriledi.

Anketin döviz kuru beklentilerinde ise yükseliş kaydedildi. Hanehalkının 12 ay sonrası ABD doları kuru beklentisi, bir önceki aya göre 1,43 TL artarak 55,90 TL oldu.

Eylül ayı verileri, hanehalkının yıllık enflasyon beklentisinde sınırlı bir yükseliş yaşanırken konut fiyatlarındaki artış beklentisinin gerilediğini, dolar kuru beklentisinin ise yükseldiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Türkiye’nin Yurt Dışı Yükümlülükleri 818,3 Milyar Dolar

Temmuz ayında Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 4,2 artarak 419,6 milyar dolar, yurt dışı yükümlülükleri ise yüzde 1,0 artışla 818,3 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Temmuz 2026 dönemine ilişkin Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı. Verilere göre Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, Temmuz 2026 itibarıyla -398,7 milyar ABD doları oldu.

Temmuz ayında Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 4,2 artarak 419,6 milyar dolar, yurt dışı yükümlülükleri ise yüzde 1,0 artışla 818,3 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Varlık kalemleri içerisinde en dikkat çekici artış rezerv varlıklarda görüldü. Rezerv varlıklar 17 milyar dolar artarak 164,4 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde doğrudan yatırımlar yüzde 0,8 artışla 81,8 milyar dolara, finansal türevler yüzde 0,7 artışla 2,5 milyar dolara yükseldi.

Diğer yatırımlar ise yüzde 0,5 azalarak 161,7 milyar dolara gerilerken, bankaların yabancı para varlıkları yüzde 6,9 düşüşle 44,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Portföy yatırımları kapsamında yer alan hisse senetleri ve yatırım fonu paylarının değeri de bir önceki aya göre yüzde 1,0 artarak 50,2 milyar dolara yükseldi.

Yükümlülükler tarafında ise doğrudan yatırımlar yüzde 0,3 azalarak 232,5 milyar dolara geriledi. Portföy yatırımları yüzde 3,5 artışla 160,2 milyar dolara, diğer yatırımlar ise yüzde 1,6 yükselişle 421,6 milyar dolara çıktı.

Finansal türevler kaleminde ise belirgin bir düşüş yaşandı. Bu kalem, bir önceki aya göre yüzde 43,0 azalarak 4,0 milyar dolar seviyesine geriledi.

Böylece Temmuz ayında Türkiye’nin yurt dışı varlıkları ile yükümlülükleri arasındaki farkı gösteren net Uluslararası Yatırım Pozisyonu -398,7 milyar dolar olarak kaydedildi.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Rezervleri 178,7 Milyar Dolara Geriledi

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri,  milyar dolar azalarak 178,7 milyar dolara geriledi. Net rezervler 3,5 milyar dolar düşüşle 62,2 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 50 milyar dolara indi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) rezervlerinde eylül ayının ikinci haftasında da gerileme görüldü.

11 Eylül haftasında brüt rezervler 5,5 milyar dolar azalarak 178,7 milyar dolar oldu. Net rezervler de aynı dönemde yaklaşık 3,5 milyar dolar gerileyerek 62,2 milyar dolara çekildi.

Swap hariç net rezervler ise 53,4 milyar dolardan 50 milyar dolara geriledi.

Döviz mevduatları arttı

TCMB verilerine göre, 11 Eylül haftasında döviz mevduatları parite etkisinden arındırılmış olarak 1 milyar 802 milyon dolar arttı. Bir önceki hafta döviz mevduatlarında 277 milyon dolarlık düşüş kaydedilmişti.

Gerçek kişilerin döviz mevduatları 7 milyon dolar artarken, tüzel kişilerin döviz mevduatları 1 milyar 795 milyon dolar yükseldi.

Paylaşın

Merkez Bankası: Sıkı Para Politikası Duruşu Sürecek

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizinin sabit tutulduğu eylül ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına ilişkin toplantı özetlerini yayımladı.

Kurul, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit tuttu. Gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40, borçlanma faiz oranı ise yüzde 35,5 seviyesinde bırakıldı.

Toplantı özetinde, fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini destekleyeceği belirtildi.

Tüketici fiyatlarının ağustos ayında yüzde 1,84 arttığı, yıllık enflasyonun ise 0,24 puan gerileyerek yüzde 31,51 seviyesinde gerçekleştiği bildirildi.

Ağustos ayında enerji fiyatları yüzde 5,46 arttı. Akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş enerji fiyatlarındaki artışta belirleyici oldu. Hizmet grubu enflasyonunun ise başta eğitim olmak üzere haberleşme ve ulaştırma hizmetleri öncülüğünde yüksek seyrini koruduğu kaydedildi.

Yurt içi üretici fiyatları ağustosta yüzde 2,57 artarken, yıllık üretici enflasyonu 0,12 puan yükselerek yüzde 27,95 oldu.

Toplantı özetinde, ağustos ayında sektörel enflasyon beklentilerinde genel olarak yükseliş görüldüğü belirtildi.

Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,4’e, 2027 yıl sonu beklentisi yüzde 21,9’a yükseldi. On iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 23,7 olurken, 24 ay sonrasına ilişkin beklenti yüzde 18 olarak ölçüldü.

Reel sektörün 12 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi yüzde 32,8, hanehalkının beklentisi ise yüzde 45,6 seviyesinde gerçekleşti.

Toplantı özetinde, jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarında yüksek ve dalgalı seyrin sürdüğü belirtildi.

Brent ham petrol fiyatının ağustos ayında 91 dolar seviyesinde gerçekleştiği, eylül ayının ilk 10 gününde ise ortalama 103 dolar seviyesine ulaştığı bildirildi. TTF doğal gaz fiyatlarının da yükselmeye devam ettiği kaydedildi.

TCMB, enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerine ilişkin belirsizliklerin enerji fiyatlarının gelecekteki seyri açısından belirleyici olmaya devam ettiğini belirtti.

Toplantı özetinde, Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 2,3, çeyreklik bazda ise yüzde 1,1 büyüdüğü belirtildi.

İkinci çeyrek verilerinin iç talepteki zayıf seyrin belirginleştiğine işaret ettiği kaydedildi. Üçüncü çeyreğe ilişkin öncü göstergelerin de iç talepteki zayıf görünümü teyit ettiği ifade edildi.

Temmuz ayında sanayi üretimi mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak aylık bazda yüzde 1 geriledi. Temmuz itibarıyla üçüncü çeyrekte sanayi üretimindeki çeyreklik gerileme yüzde 1,9 olarak gerçekleşti.

TCMB’nin brüt uluslararası rezervleri, 24 Temmuz’dan bu yana 21,6 milyar dolar artarak 4 Eylül itibarıyla 184,2 milyar dolara ulaştı.

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) ise 9 Eylül itibarıyla 220 baz puan seviyesine geriledi.

24 Temmuz-4 Eylül döneminde bireysel kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması yüzde 2 seviyesine gerilerken, TL ticari kredilerde bu oran yüzde 2,5 oldu.

Sıkı para politikası duruşu sürecek

TCMB, fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun devam edeceğini bildirdi.

Kurulun politika faizine ilişkin adımları enflasyon gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentileri dikkate alarak belirleyeceği belirtildi. Kararların enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınacağı ifade edildi.

Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağı kaydedildi. Kurul ayrıca enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurguladı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 28

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Enflasyon Raporu 2026-III toplantısında yaptığı açıklamada, 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 28’e yükseltildiğini açıkladı.

Karahan, 2027 için yüzde 15, 2028 için yüzde 9 enflasyon öngörüsünü korurken, orta vadede yüzde 5 hedefinin sürdürüldüğünü belirtti.

Karahan, jeopolitik gelişmelerin mayıs ayındaki Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı bir görünüm sergilediğini belirterek, Merkez Bankası’nın gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip ettiğini söyledi. Sıkı ve temkinli para politikası duruşunun sürdürüldüğünü ifade eden Karahan, arz şoklarının dezenflasyon sürecini olumsuz etkilediğini ancak sıkı para politikasının iç talep üzerindeki sınırlayıcı etkilerinin belirginleştiğini kaydetti.

Karahan, son aylarda dezenflasyon sürecinin yavaşladığını, ancak temel mal enflasyonunun düşük seviyesini koruduğunu ve bazı hizmet gruplarında ataletin zayıfladığını belirtti.

Temmuz ayında yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleştiğini aktaran Karahan, çekirdek enflasyon göstergelerinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi. Enerji ve gıda dışı fiyatları kapsayan C endeksinin yıllık artışının yüzde 30’un biraz altında kaldığını belirtti.

Temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde gerileme görüldüğünü ifade eden Karahan, özellikle dağılım tabanlı göstergelerde düşüş yaşandığını söyledi. Altı farklı göstergenin yıllıklandırılmış üç aylık ortalamasının yüzde 27’ler seviyesinde bulunduğunu belirten Karahan, ana eğilimin genel olarak yatay bir görünüm sergilediğini kaydetti.

Temel mal enflasyonunun yıllık yaklaşık yüzde 17 ile manşet enflasyonun oldukça altında olduğunu belirten Karahan, sıkı para politikasının iç talebi sınırlamasının fiyat artışlarını baskıladığını ifade etti.

Karahan, son dönemde gıda fiyatlarının enflasyon açısından öne çıkan başlıklardan biri olduğunu söyledi. 2026 yılı tarımsal üretim tahminlerinin, 2025’teki kuraklık ve zirai donun ardından özellikle meyve ve tahıl üretiminde toparlanmaya işaret ettiğini belirtti.

Bununla birlikte gıda enflasyonundaki ayrışmanın son dönemde arttığını kaydeden Karahan, bazı yüksek ağırlıklı ürünlerde haziran ve temmuz aylarında arz kaynaklı sıkıntılar ve belirgin fiyat artışları görüldüğünü söyledi. Süt, et ve bunlarla bağlantılı ürünlerin yıllık enflasyonda öne çıktığını, alkolsüz içeceklerde ise fiyat artışlarının hızlandığını ifade etti.

Enerji fiyatlarının jeopolitik gelişmelere bağlı olarak dalgalı seyrini sürdürdüğünü belirten Karahan, temmuz ayında enerji fiyatlarında artış görüldüğünü ve öncü göstergelerin bu etkinin ağustos ayında da sürdüğüne işaret ettiğini söyledi.

Doğal gaz ve elektriğin savaş döneminde en fazla artış gösteren enerji kalemleri arasında bulunduğunu belirten Karahan, akaryakıt fiyatlarında ise eşel mobil sisteminin artışları sınırladığını ifade etti. Ham petrol fiyatları ile motorin rafineri marjlarındaki gelişmelerin akaryakıt fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu kaydetti.

Karahan, arz şoklarına rağmen hizmet enflasyonunda dezenflasyonun devam ettiğini, zayıf talebin de bu sürece katkı sağladığını söyledi. Yıllıklandırılmış üç aylık hizmet enflasyonu eğiliminin yıllık enflasyonun altında bulunduğunu belirtti.

Kira ve eğitim kalemlerinin hizmet enflasyonundaki yavaşlamada önemli rol oynadığını ifade eden Karahan, yılın ilk yedi ayında bu alanlardaki birikimli enflasyonun geçen yılın altında kaldığını söyledi. Yeni kiracı kira endeksinin de kira enflasyonundaki gerilemenin devam edeceğine işaret ettiğini belirtti.

Ulaştırma hizmetlerinde akaryakıt fiyatlarının, iletişim hizmetlerinde ise fiyat artışlarının enflasyon görünümünü sınırladığını belirten Karahan, restoran ve otel gibi talebe duyarlı hizmetlerde dezenflasyonun sürdüğünü kaydetti.

Karahan, piyasa katılımcılarının enflasyon beklentilerinde bir miktar yükseliş görüldüğünü, reel sektör ve hanehalkı beklentilerinde ise gerileme yaşandığını belirtti. Zayıf iç talebin maliyet artışlarının beklentiler üzerindeki etkisini sınırladığını ifade eden Karahan, sıkı para politikasının dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edeceğini söyledi.

2026 enflasyon tahmini yüzde 28’e yükseltildi

TCMB’nin 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltildi. 2027 yılı için yüzde 15, 2028 yılı için yüzde 9 olan tahminler korunurken, orta vadede enflasyonun yüzde 5 seviyesine gerilemesi hedefleniyor.

Karahan, 2026 tahminindeki 2 puanlık güncellemede motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia görünümünün yanı sıra gıda fiyatları ve yönetilen-yönlendirilen fiyatlara ilişkin varsayımlardaki değişikliklerin etkili olduğunu belirtti.

İç talebin sıkı finansal koşullar nedeniyle zayıf kalmasının beklendiğini ifade eden Karahan, hizmet enflasyonundaki ataletin zayıflamasıyla dezenflasyonun daha belirgin hale geleceğini söyledi.

Karahan, jeopolitik belirsizliklerin devam ettiğini ancak dezenflasyon sürecinin sürdüğünü belirterek, arz şoklarının etkisinin azalmasıyla birlikte enflasyondaki düşüşün yeniden hız kazanmasının beklendiğini kaydetti.

TCMB Başkanı, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve refah artışı için temel ön koşul olduğunu vurgulayarak, para politikasındaki sıkı duruşun ara hedeflerle uyumlu fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürüleceğini ifade etti.

Paylaşın

Türkiye’nin Dış Finansman Açığı Derinleşiyor

Merkez Bankası’nın (TCMB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri, ekonominin dış finansmana bağımlılığının sürdüğünü ve yurt dışına karşı net yükümlülük pozisyonunun yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiğini ortaya koydu.

Verilere göre Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu Mart ayı itibarıyla eksi 360,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Rakamlar, Türkiye’nin sahip olduğu yurt dışı varlıkların, yabancıların Türkiye üzerindeki finansal haklarının oldukça gerisinde kaldığını gösterirken, ekonomistler bu tablonun dış kaynak ihtiyacının ve küresel finansal koşullara duyarlılığın devam ettiğine işaret ettiğini belirtiyor.

TCMB verilerine göre Türkiye’nin yurt dışı varlıkları yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,4 azalarak 395 milyar dolara gerilerken, yükümlülükleri aynı dönemde yüzde 1,4 artışla 755,8 milyar dolara yükseldi.

Böylece Türkiye’nin net yatırım pozisyonundaki açık daha da büyüyerek 360,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Ekonomi uzmanları, uluslararası yatırım pozisyonunun bir ülkenin dış dünyaya karşı bilançosu niteliğinde olduğunu belirterek, varlıkların azalırken yükümlülüklerin artmasının dış finansal kırılganlık açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olduğunu ifade ediyor.

Mart sonu itibarıyla Türkiye’nin yurt dışındaki toplam varlıkları 395 milyar dolar seviyesinde bulunurken, yabancı yatırımcıların Türkiye üzerindeki finansal alacakları ve yatırımları 755,8 milyar dolara ulaştı.

Başka bir ifadeyle Türkiye’nin dış dünyaya karşı yükümlülükleri, sahip olduğu dış varlıkların yaklaşık iki katına yaklaşmış durumda.

Uzmanlara göre bu tablo, küresel sermaye hareketlerindeki değişimlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini artırıyor. Özellikle uluslararası piyasalarda risk iştahının azalması veya finansman maliyetlerinin yükselmesi halinde dış kaynak girişlerinde yaşanabilecek yavaşlama ekonomiyi daha hassas hale getirebiliyor.

Verilerde olumlu görünen başlıklardan biri doğrudan yatırımlar oldu.

Türkiye’nin yurt dışındaki doğrudan yatırımları yüzde 3,8 artışla 78 milyar dolara yükselirken, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım stoku da yüzde 5,2 artarak 212,7 milyar dolara çıktı.

Ancak ekonomistler, doğrudan yatırımların artmasının olumlu bir gelişme olduğunu kabul etmekle birlikte, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli ve üretken yatırımlar açısından mevcut seviyelerin yeterli olmadığını belirtiyor.

Son yıllarda küresel doğrudan yatırım hareketlerinden Türkiye’nin aldığı payın geçmiş dönemlere kıyasla daha sınırlı kaldığına dikkat çeken uzmanlar, yatırım ortamına ilişkin güven unsurlarının önemini vurguluyor.

Portföy yatırımları tarafında ise daha karmaşık bir görünüm ortaya çıktı.

Türkiye’nin yurt dışındaki portföy yatırımları yüzde 51,9 gibi dikkat çekici bir artışla 10,2 milyar dolara yükselirken, yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımları kaynaklı yükümlülükleri 142,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Portföy yatırımları genellikle kısa vadeli sermaye hareketleri olarak değerlendirildiği için ekonomistler bu kalemin dış finansal istikrar açısından daha kırılgan bir yapı oluşturduğunu belirtiyor.

Küresel piyasalardaki faiz değişimleri veya jeopolitik gelişmeler nedeniyle bu tür fonların hızlı giriş ve çıkış yapabilmesi, finansal piyasalar üzerinde ani dalgalanmalara yol açabiliyor.

Veriler, yabancı yatırımcıların elindeki devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS) belirgin bir gerilemeye de işaret etti.

Genel yönetimin DİBS yükümlülükleri bir önceki çeyreğe göre yüzde 20,1 azalarak 14,6 milyar dolara düştü.

Bu gerileme, yabancı yatırımcıların kamu borçlanma araçlarına ilgisindeki zayıflamanın sürdüğüne yönelik değerlendirmeleri yeniden gündeme taşıdı.

Ekonomi çevreleri, yabancı yatırımcıların tahvil piyasasına dönüşünün kalıcı hale gelebilmesi için fiyat istikrarı, öngörülebilir ekonomi politikaları ve güçlü rezerv yapısının önem taşıdığı görüşünde.

Mart ayı verilerinde dikkat çeken bir başka gelişme ise bankaların yabancı para varlıklarındaki yükseliş oldu.

Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 19,9 artarak 52,7 milyar dolara çıktı.

Uzmanlar, bu artışın bankacılık sektörünün döviz likiditesini güçlendirmesi açısından olumlu görülebileceğini ancak ekonomideki yüksek dolarizasyon eğiliminin de tamamen ortadan kalkmadığını gösterdiğini ifade ediyor.

Uluslararası yatırım pozisyonunun en büyük kalemlerinden biri olan “diğer yatırımlar” kategorisindeki yükümlülükler 400,8 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Bu kalem ağırlıklı olarak krediler, mevduatlar ve çeşitli finansal yükümlülüklerden oluşuyor.

Ekonomistler, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının önemli bölümünün bu kalem üzerinden karşılandığını ve küresel kredi koşullarındaki değişimlerin ekonomi üzerinde doğrudan etkili olabildiğini belirtiyor.

Tablo Ne Anlatıyor?

Mart 2026 verileri, Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonunda yapısal kırılganlıkların devam ettiğini ortaya koyuyor. Net yatırım pozisyonundaki 360,8 milyar dolarlık açık, ülkenin dış dünyaya karşı ciddi bir yükümlülük pozisyonunda bulunduğunu gösteriyor.

Yurt dışı varlıkların azalması, yükümlülüklerin artması ve yabancı sermayeye olan bağımlılığın sürmesi, küresel ekonomik gelişmelerin Türkiye üzerindeki etkisini artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

Uzmanlara göre bu açığın kalıcı biçimde azaltılabilmesi için yalnızca kısa vadeli sermaye girişlerine değil, yüksek katma değerli üretimi destekleyen doğrudan yatırımlara, güçlü ihracat performansına ve sürdürülebilir büyüme politikalarına ihtiyaç bulunuyor. Aksi halde dış finansman koşullarında yaşanabilecek her dalgalanma, Türkiye ekonomisinin en hassas noktalarından biri olmaya devam edecek.

Paylaşın

Kısa Vadeli Dış Borçta Rekor Serisi Devam Ediyor

Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Mart ayına ilişkin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) İstatistikleri’ni yayımladı. Verilere göre Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir gerileme göstererek 166,6 milyar ABD dolarına indi.

TCMB verilerine göre, Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku Mart 2026 itibarıyla bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,5 azalarak 166,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Orijinal vadesine bakılmaksızın, vadesine bir yıl veya daha az süre kalan borçları kapsayan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku ise 237 milyar dolar olarak hesaplandı.

Bankacılık sektörünün kısa vadeli dış borç stoku, ilk çeyrekte yüzde 1,6 düşüşle 71,3 milyar dolara geriledi. Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler yüzde 3,5 azalarak 8,3 milyar dolar oldu.

Yurt dışı yerleşik bankaların Türkiye’deki mevduatları da düşüş gösterdi. Bu kalemdeki stok yüzde 8,3 gerileyerek 17,4 milyar dolara indi.

Buna karşılık, banka dışı yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki mevduatlarında artış yaşandı. Döviz tevdiat hesapları yüzde 2,5 artışla 21,8 milyar dolara, Türk lirası cinsinden mevduatlar ise yüzde 0,9 yükselerek 23,9 milyar dolara çıktı.

Reel Sektörün Borç Yükümlülükleri Arttı

Diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku ise ilk çeyrekte yüzde 1,7 artarak 69,5 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Bu dönemde dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri yüzde 1,8 artışla 63,6 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler 5,8 milyar dolar seviyesinde değişmeden kaldı.

Mart sonu itibarıyla kısa vadeli dış borç stokunun döviz dağılımı incelendiğinde, borcun yüzde 35,8’inin ABD doları, yüzde 27,8’inin euro, yüzde 24’ünün Türk lirası ve yüzde 12,4’ünün diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Vadesine bir yıl veya daha az süre kalan yükümlülükleri gösteren kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stokunda da dikkat çekici gelişmeler yaşandı.

Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de faaliyet gösteren bankalardaki mevduat stoku 63 milyar dolara gerilerken, bankalar ve diğer sektörlerin kredi ile tahvil yükümlülükleri 73,2 milyar dolara yükseldi.

Uzmanlar, kısa vadeli dış borç stokundaki sınırlı gerilemeye rağmen kalan vadeye göre hesaplanan 237 milyar dolarlık yükümlülüğün Türkiye ekonomisinin dış finansman ihtiyacını göstermesi açısından önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle bankacılık sektöründeki dış yükümlülüklerdeki düşüşün finansman yapısındaki değişimi yansıttığı, reel sektör kaynaklı ticari kredi borçlarının ise artış eğilimini sürdürdüğü değerlendiriliyor.

Paylaşın

Enflasyon Beklentilerinde Alarm: Reel Sektör Kötümser

Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026 dönemine ilişkin Sektörel Enflasyon Beklentileri’ni yayımladı. Açıklanan veriler, enflasyon beklentilerinde tüm kesimlerde artış yaşandığını ortaya koydu.

TCMB’nin, Piyasa Katılımcıları Anketi, İktisadi Yönelim Anketi ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş birliğiyle yürüttüğü Hanehalkı Beklenti Anketi verileriyle oluşturduğu çalışmaya göre; finansal sektör, reel sektör ve hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon öngörüleri yukarı yönlü güncellendi.

Nisan ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi, piyasa katılımcıları için 1,22 puan artarak yüzde 23,39’a yükseldi. Reel sektörün beklentisi 0,80 puanlık artışla yüzde 33,70’e çıkarken, hanehalkında ise artış daha belirgin oldu. Hanehalkının enflasyon beklentisi 1,67 puanlık yükselişle yüzde 51,56 seviyesine ulaştı.

Öte yandan, enflasyonun önümüzdeki 12 ayda düşeceğini bekleyen hanehalkı oranında gerileme dikkat çekti. Bu oran bir önceki aya göre 0,57 puan azalarak yüzde 14,57’ye indi.

Veriler, enflasyona ilişkin beklentilerin toplumun tüm kesimlerinde bozulmaya devam ettiğini ve özellikle hanehalkı tarafında yüksek enflasyon algısının sürdüğünü gösterdi.

Paylaşın

Şubat’ta Cari Açık 7,5 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şubat 2026 Ödemeler Dengesi verilerini açıkladı. Buna göre cari işlemler hesabı şubatta 7 milyar 501 milyon dolar açık verdi.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı 1 milyar 462 milyon dolar açık kaydederken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 7 milyar 478 milyon dolar oldu.

Yıllıklandırılmış verilere göre cari açık 35,4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret açığı 73,2 milyar dolar olurken, hizmetler dengesi 62,6 milyar dolar fazla vererek cari açığı sınırlamaya devam etti.

Hizmetler dengesinde öne çıkan kalemler arasında taşımacılık ve seyahat gelirleri yer aldı. Şubatta hizmetler kaleminden 2 milyar 14 milyon dolar net giriş sağlanırken, seyahat gelirleri 1,8 milyar dolar, taşımacılık gelirleri ise 1,2 milyar dolar olarak kaydedildi.

Finans hesabı tarafında cari açığın finansmanında kredi ve portföy yatırımları öne çıktı. Şubat ayında net doğrudan yatırımlar 2,6 milyar dolar, net portföy yatırımları 2,4 milyar dolar, krediler 38 milyar dolar ve ticari krediler 1,3 milyar dolar katkı sağladı.

Buna karşın net efektif ve mevduatlar 11,5 milyar dolar negatif etki yarattı.

TCMB verilerine göre, şubat ayında resmi rezerv varlıkları 10 milyar 630 milyon dolar azaldı. Bu gerileme, finans hesabındaki net çıkış kalemleriyle birlikte değerlendirildi.

Şubat ayında doğrudan yatırımlar kaleminde 138 milyon dolarlık net çıkış gerçekleşti. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yatırımları 780 milyon dolar olurken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımları 918 milyon dolar seviyesinde kaydedildi.

Gayrimenkul yatırımlarında ise karşılıklı hareketlilik sürdü. Yurt içi yerleşikler yurt dışında 225 milyon dolar, yurt dışı yerleşikler ise Türkiye’de 230 milyon dolar değerinde alım yaptı.

Portföy yatırımları şubatta 780 milyon dolar net giriş kaydetti. Yurt dışı yatırımcılar hisse senedi piyasasında 932 milyon dolar, devlet iç borçlanma senetlerinde ise 366 milyon dolar net alış gerçekleştirdi.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Tarihi Zarar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2025 yılına ilişkin bilançosu Resmi Gazete’de yayımlandı. Açıklanan verilere göre Banka, 2025 hesap dönemini 1 trilyon 65 milyar TL zarar ile kapattı.

TCMB’nin 31 Aralık 2025’te sona eren 94. hesap dönemine ilişkin bilançosunda, toplam aktif büyüklüğün yaklaşık 12,4 trilyon TL seviyesine ulaştığı görüldü. Aynı dönemde Banka’nın altın varlıkları 4,8 trilyon TL’ye yaklaşırken, ihtiyat akçesi ise yaklaşık 334 milyon TL olarak kaydedildi.

Açıklanan bilanço verilerine göre TCMB’nin 2025 yılı zararı 1 trilyon 64 milyar 875 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Böylece Banka’nın zararı, son yılların en yüksek seviyelerinden birine ulaştı.

TCMB’nin açıkladığı zarar, küresel merkez bankalarının performansıyla da benzerlik gösterdi. ABD Merkez Bankası (Fed) 2025 yılında üst üste üçüncü kez zarar açıklarken, Avrupa Merkez Bankası da yılı negatif bilanço ile kapattı. Bu tablo, sıkı para politikaları ve yüksek faiz ortamının merkez bankaları üzerinde maliyet baskısı oluşturduğuna işaret ediyor.

Ekonomistler, son dönemde merkez bankalarının zarar açıklamasında artan faiz giderleri, likidite yönetimi kapsamında yapılan ödemeler ve para politikasına yönelik operasyonların etkili olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle yüksek faiz ortamı, merkez bankalarının bilançosunda giderleri artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

Genel görünüm, TCMB’nin 2025 yılında açıkladığı yüksek zararın yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, küresel ölçekte merkez bankalarının benzer bir finansal baskıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Paylaşın