DEM Partili Bakırhan: Bizde Rant, Usulsüzlük Ve Yolsuzluk Yok

Seçim çalışmaları kapsamında Tunceli’de halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz geldiğimizde belediyemize Dersim ismini yazmıştık ama kayyım o tabelayı kaldırdı. Sizlere söz veriyoruz. Biz geldiğimizde o tabela yeniden Dêrsim olarak değişecek” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kimseyi ötekileştirmedik” sözlerine değinen Bakırhan, “21 yıldır Alevileri, Kürtleri ötekileştiriyorlar. Erdoğan, Alevilere ‘tür’ diyor. Daha Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor. Kürtleri açlıkla, cezaevleriyle ötekileştiriyor. ‘Kadın da olsa çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayın, gereğini yapın’ diyor. Bunlar doğamızın, Kürtlerin, yaşamımızın düşmanıdır. Dersim topraklarını HES’lerle doldurdular. Yetmedi, Dersim’ de sermayedarlara 150 tane maden ruhsatı verdi. Doğamızı talan etmek, elimizden almak istiyorlar. İnancımıza, kimliğimize saldırıyorlar. Utanmadan ‘kimseyi ötekileştirmedik’ diyorlar” diye konuştu.

Dersim İttifakı’na değinen Bakırhan, “Bu ittifakta emeği geçen, katkısı olan bütün arkadaşları saygıyla selamlamak istiyorum. Bu ittifak sadece bir seçim ittifakı değil, talana karşı bir ittifaktır. Devrimci kimliğinin bir ittifakıdır. İnanıyorum ki bu ittifak Dersim’i ittifaklar konusunda Türkiye’de önemli bir model yapacaktır” diye konuştu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, seçim çalışmaları kapsamında Tunceli’de halk buluşmasına katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Değerli Dersimliler, bize mücadeleyi öğreten kıymetli halkımız, direniş denilince akla gelen kentlerimizden biri olan Dersim’de bugün sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duydum, onur duydum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Seyid Rıza’nın torunlarıyla, Doktor Şıvan’ın yoldaşlarıyla Alişerlerin, Mahirlerin, İboların, Denizlerin, Zarifelerin, Sakinelerin diyarında olmaktan büyük gurur duydum. Dersim’de belediye eş başkanı olarak seçilen ve şu an cezaevinde olan Nurhayat Altun arkadaşımıza da selam ve sevgilerimizi yollayalım.

Birlikte aynı dönem cezaevinde kaldığımız Mehmet Ali Bul arkadaşımıza da hoş geldin diyorum. 90 yıl önce Tunceli Kanunuyla buraları kimliksizleştirmeye çalıştılar. Şimdi de Dersim ismini yok sayarak burayı kimliksizleştirmeye çalışıyorlar. Ama eminim ki Seyid Rıza’nın torunları Dersim demekte inat edecek, Dersim diyecek ve burası binlerce yıl Dersim olarak kalacaktır. Biz geldiğimizde belediye binasının üzerine Dersim yazmıştık ama arkadaşlarımızın yerine atanan gaspçı kayyım Dersim ismini silerek Tunceli ismini oraya bıraktı. Sizlere söz veriyoruz 1 Nisan’da o tabelayı arkadaşlarımız Dersim olarak değiştirecek.

Değerli halkımız, mitinglerdeki konuşmalarımızda Erdoğan ve AKP’den bahsetmeden geçemiyoruz. Türkiye’yi batırdılar, zehirlediler. Ekonomi desen diplerde. Özgürlük yok, demokrasi yok ama beyefendi, “Biz kimseyi ötekileştirmedik” diyor. 21 yıldır AKP iktidarının en fazla ötekileştirdiği kesimler Alevilerdir, Kürtlerdir, bugün Dersim meydanındadır. Biz kimseyi ötekileştirmedik diyen Erdoğan, Alevilere “tür” diyor. Daha Aleviliğin ne olduğunu bile bilmiyor. Sanki kendisi değildi, “Çocuk da olsa kadın da olsa gözünün yaşına bakmayın, gereğini yapın” diyen. Bunlar sadece Dersim adının değil Kürt dilinin, Kürtlerin de düşmanıdır.

Doğamızın düşmanıdır, gençlerin, yaşamımızın düşmanıdır. İnşallah 31 Mart’ta başta Dersim olmak üzere Kürdistan’ın dört bir yanında ve metropollerde bu düşmanlığa halklarımız en iyi cevabı verecektir. Ötekileştirmedik diyor ama Dersim coğrafyasını HES’lerle, RES’lerle doldurdular. Bu nasıl ötekileştirme değilse onu da anlamadım. Yetmedi; Dersim’de sermayedarlara, kendi yandaşlarına 150 tane maden ruhsatı verdi. Zulüm, açlık, yoksulluk yetmedi, doğamızı da talan etmek ve elimizden almak istiyorlar. Yani 31 Mart seçimi aynı zamanda RES’lere, HES’lere, barajlara, Dersim’in doğasının yok edilmesine hayır diyerek DEM Parti’yi Dersim’de yönetim yapmanın seçimidir. Var mısınız?

“Dersim halkı 38’lerden günümüze asla pes etmedi, yine etmeyecek”

İnancımıza saldırıyorlar, doğamıza, kimliğimize saldırıyorlar ama utanmadan da biz kimseyi ötekileştirmedik diyorlar. Parlamentoda iki kelime Zazaca, Kurmancî, Süryanice, Arapça, başka bir diller konuştuğumuz zaman sesimizi kısıyorlar. Özellikle Kürtçe konuşulduğu zaman “bilinmeyen dil” diyorlar. Yahu, bundan büyük ötekileştirme mi var? Bin yıldır bu topraklarda konuşulan ve konuşulmaya devam edilecek bir dile, bilinmeyen dil diyenler daha nasıl ötekileştirecek, daha ne yapacaklar? İnşallah hep birlikte ötekileşmeye karşı en büyük yanıtı vereceğiz.

38’de katlederek sürdüler, 94’lerde köylerimizi yakıp bizleri zorla sürgün ederek göçertmeye çalıştılar. Şimdi de Dersim’i insansızlaştırmak istiyorlar, Kürtsüzleştirmek istiyorlar. Dersim’de istiyorlar ki diline, kültürüne, onuruna sahip çıkan kimse kalmasın. Ama biz biliyoruz ki Dersim halkı 38’lerden günümüze asla pes etmedi; coğrafyasını, kimliğini, kentini bırakmadı. Yine devam edecek ve kentine, toprağına sahip çıkarak bunlara en iyi yanıtı verecek.

Dersim’e girdik önümüzde bir araç vardı. Normalde kitleyi çekerler ama bizi çektiler. Sanırım sizin korkmayacağınızı gördüler, bizi korkutmaya çalışıyorlar. Ama bilmiyorlar ki her bir arkadaşımız onların işkencesini de zindanını da emniyetini de kamerasını da fotoğrafını da gördü. Korku iklimi sona ersin. Dersim’de ilçeleriyle, beldeleriyle onlarca böyle buluşma yaptık. Her yerde böyle muazzam bir direniş, muazzam bir sahiplenme, istenç var. Herkes diyor ki bizim olanı almak için 27 gün kaldı. Gün sayıyorlar. 31 Mart’ta Kürdistan’ın her yerinde bizim olanı, sizin olanı, Kürtlerin olanı, emekçinin ve yoksulun olanı, Alevilerin olanı geri alacağız. Söz veriyoruz; halkın olanı halkın kapısı yapacağız.

Faili meçhullerin ilk başladığı yerlerden biri Dersim’dir. Dün bir faili meçhul davası olan JİTEM davası İstinaf tarafından cezasızlıkla sonuçlandırılıp Yargıtay’a gönderildi. 100 yıldır Kürt’ü katletmek, öldürmek, yoksullaştırmak cezasız. Dersim’in dört bir tarafı kamera dolu ama Gülistan Doku henüz bulunamadı, akıbetini bilmiyoruz. Yargı eliyle Kürt’ü öldürmek, kaybetmek, Kürt’e zulüm etmek, köyünü yakmak, faili meçhul cinayetler işlemek cezasızdır diyorlar. Kürt halkı, ezilenler bunu görmeyecek mi? Bir gün parlamentonun 3. büyük partisi olacağımızı kimse tahmin etmiyordu, 100’ün üzerinde belediye alacağımızı kimse tahmin etmiyordu.

En iyi hizmeti yapacağımızı kimse tahmin etmiyordu. Bir gün yönetim olduğumuzda katlettikleri, yok ettikleri, talan ettikleri doğamızın, dilimizin, kültürümüzün hesabını bunlardan soracağız. Bizim için Dersim DEM Parti’dir, DEM Parti Dersim’dir. Biz aynı Dersim gibiyiz. Bir dörtlük var sizlere okuyacağım. “Hangi dağ efkarlıysa biz oradayız, perişan edilen her şey bizimdir. Yağmur oluyoruz, kuruyan ırmaklara akıyoruz.” İnşallah 31 Mart’ta da yine ezilenin, emekçinin, geçinemeyenin, ücretini ödeyemediği için ulaşımı kullanamayanın, faturasını ödeyemeyenin yanında olacağız.

Dün Hazine Bakanı AKP’yi o kadar güzel özetledi ki, bazen binlerce kelime söylüyoruz ama onların söylediği kadar yerini bulmuyor. Diyor ki, Murat Kurum gelirse şirketler kazanacak. Demek ki AKP kimin partisiymiş? Şirketlerin, sermayedarların. Bunu kendi bakanları itiraf ediyor. Şirketlere, sermayedarlara, madencilere, rantçılara hizmet eden bir partiye karşı emekçilerin, yoksulların, işçilerin adresi DEM Parti’dir. DEM parti inançların, halkların, emekçilerin partisidir. Yok sayılan kadınların ve gençlerin partisidir ve öyle olmaya da devam edecektir.

“Biz yaptıkça AKP-MHP yıktı, yıkımı onaracak olan da DEM Parti’dir”

Yine Erdoğan çok manidar bir şey söyledi. “İnsanımızın lokmasına göz dikenlerle mücadele edeceğiz” diyor. O zaman kendisiyle mücadele etmesi gerekiyor. Emekçinin lokmasına göz dikenler kimlerdir? Bu toplumu aç bırakanlar kimlerdir? Emekçileri 10 bin TL ile açlık, yoksulluk sınırının altında yaşatanlar sanki kendileri değil. Bir de mücadele edeceklermiş. Yani daha fazla lokmamızı almaya çalışacaklar. Bu sözden anlaşılan budur. Ama eminim Türkiye’nin emekçileri, yoksulları buna en iyi yanıtı verecektir. Mehmet Ali arkadaşımız burada, Dersim’in sorunlarını biliyoruz. 25 yıllık yerel yönetimler pratiğimiz var.

Kayyımlar tarafından kesintiye uğratılsa da sizler de yaşayıp gördünüz. Bundan sonra kesintisiz bir şekilde demokratik, halkçı, toplumcu yerel yönetimler pratiğimizi arkadaşlarımızla, Dersim İttifakıyla birlikte burada hayata geçireceğiz. Arkadaşlarımız daha önce yönetime geldikleri zaman sıfır rantlı imar planı yaptılar. Ancak bizim bu sıfır rantlı imar planımızı onlar engellediler. Çünkü rant yoksa, onlar için imarın da bir anlamı yok. Çöp kamyonları aldılar parasını Dersim Belediyesi ödedi ama kamyonları vermediler. Yani alacağınız var onlardan. Gıda Bankası projesi kurduk, yıktılar. Yaşam merkezini yaptık onlar yıktı. Biz yaptıkça onlar yıktı. Biz gerçekten alternatif belediyecilik hizmeti sunuyorduk. AKP- MHP yıkım ittifakıdır, yıkım iktidarıdır. İnşallah o yıkımı onaracak olan DEM Parti’dir, Dersim İttifakıdır, emekçiler ve yoksullardır.

Dersim deprem bölgesidir. Akademisyenler televizyonlarda değerlendirirken Dersim’i, Bingöl’ü işaret ediyor. Peki, bu konuda herhangi bir önlem var mı? Hükümet kılını kıpırdatıyor mu, kaynak ayırıyor mu? Tam tersine deprem vergilerini çarçur ettiler, bitirdiler. Kimse de hesap soramıyor. Depremde güvenliği almayanların yiten her yapının, her canlının sorumlusu olduğunu buradan söylüyoruz. Deprem için önlem almak öyle oturup kuru pastayla, çayla sohbet etmek değildir.

Munzur Dağında 150’den fazla maden sahası açtılar. Emin olun; biz geldiğimiz zaman o ruhsatlar nasıl iptal edilecekse, nasıl yok sayılacaksa arkadaşlarımızla birlikte elimizden gelen çabayı ortaya koyacağız. Resmen Dersim’de İliç’teki gibi bir katliama davetiye çıkarıyorlar. İliç’in mimarı İstanbul’dan büyükşehir belediye başkan adayı olmuş. Rantsal dönüşümün altna imza atan vatandaş, oradan aday olmuş. Biz de onun karşısına Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni ile çıktık. Rantsal dönüşümcülere, İliç’teki katliamın altında imzası bulunanlara inşallah her yerde gerekli cevabı hep birlikte vereceğiz.

Önemli bir konumuza gelelim, Dersim İttifakına. Bazı şeyler zor oluyor, yoğun tartışmalar sonucunda oluyor, birbirini anlamakla oluyor, fedakarlıkla oluyor. Dersim’de Dersim İttifakını kurduk. Bu ittifakta emeği geçen, katkısı olan arkadaşları bir kez selamlıyorum. Dersim İttifakı sadece bir seçim ittifakı değildir; Dersim İttifakı talana karşı bir ittifaktır, Dersim’in devrimci kimliğinin ittifakıdır, Dersim’in tarihsel geçmişinin ittifakıdır. Eminim ki bu ittifak Dersim’de gerekli olan hizmeti, gerekli olan çabayı ortaya koyarak Dersim’i ittifaklar konusunda Türkiye’de önemli bir model haline getirecektir.

“1 Nisan itibariyle Dersim’de yine çok dilli, çok inançlı belediyeciliğe başlıyoruz”

Bizler bir üzüm tanesini kırk canla paylaşan yoldaşların geleneğinden gelen insanlarız. Emin olun; Dersim’in bütün değerlerini Dersim halkıyla paylaşma görevini, bir üzümü kırk parçaya bölerek paylaşan yoldaşların yolundan gidenler kararlı bir şekilde yerine getirecektir. Dersim’de belediyecilik kolay bir şey değil. Dersim’de belediyenin söylediği her şeyin, yüklendiği her sorumluluğun bir karşılığı vardır. Biz bunu bilerek bu sorumluluğun altına girdik.

Söylediğimiz her söz, yaptığımız her pratik Dersim’e, sizlere, Dersim’de yaşayan her kesime layık olacaktır. 1 Nisan itibariyle Dersim’de yine çok dilli, çok inançlı belediyeciliğe başlıyoruz. Birçok belediyemizde çok dilli belediyeciliği uyguladık. Burada da tekrar bu uygulamayı arkadaşlarımız aracılığıyla devam ettireceğiz. Bakın Karaçoban Belediyemiz var, Erzurum’un küçük bir ilçesi. Karaçoban Belediyesi bizim model belediyemizdir. Ne yapmış bu belediyemiz? Orada ekilip biçilmeyen 510 dönüm toprağa buğday ekmiş, buğdayı öğütmüş, yoksul Karaçoban halkına çok ucuz bir fiyata ekmek sağlamış.

Kadın ve öğrencileri 25 kuruşa taşıyor, 25 kuruş! 25 kuruş belki şimdi kimsenin cebinde kalmadı. Evet, yanlış duymadınız 25 kuruş! Tam bilet 50 kuruş. İşte bizim belediyecilik anlayışımız Karaçoban Belediyesindeki gibidir. O ilçede pek şok sosyal donatılar var. Kadınların yüzeceği ve spor yapacağı sosyal tesisler ile halkımızın, gençlerimizin uyuşturucu batağından çıkması için satrançtan tutalım kültürel sanatsal bütün etkinliklere kadar pek çok şeyi o küçük belediyemiz hayata geçiriyor.

Başka ne yapmışlar? 7 milyon borçla aldığımız belediyenin bütün borçlarını sıfırlamışlar. İşçilerin, emekçilerin en yüksek maaş aldığı belediyemizdir. Kendi yandaşından, akrabasından, ailesinden hiç kimseyi belediyeye almamış, ihtiyacı olanı almış. Karaçoban halkının kararlarıyla bunu yapmış. Ne yapmış Karaçoban? Köylere ücretsiz ulaşım aracı göndermiş. Erzurum Büyükşehir Belediyesi Karaçoban Kürt olduğu için hizmet götürmemiş, Karaçoban Belediyesi kendi olanaklarıyla 21 köyün yolunu yapmış. Dolayısıyla biz bu gelenekten geliyoruz. 25 yıllık gelenekten geliyoruz. Bizde rant yok, usulsüzlük yok, yolsuzluk yok. En başta Dersim’deki arkadaşlarımız, Türkiye’nin dört bir yanındaki aday arkadaşlarımız için bu prosedür geçerlidir. Halkımızın memnun olmadığı, halkımızın değerlerine, inancına, diline dönük bir eksiklikte onların yakasına yapışacak olan biziz.

Bu başı seccadede, eli semada, aklı haramda olanlar Dersim’e de kaçak seçmen taşıyorlar. Elazığ’dan getiriyorlar, buradan oy kullandıracaklar. Dersim halkının iradesini gasp edecekler. Nasıl ki biz sizlere söz verdiysek, sizler de bu hilekarlara, bu kaçak seçmen taşıyanlara karşı birlik olmak, birlikte olmak, hak seçmen taşımak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyasınız. Lütfen Dersimli olup Dersim’de oy kullanması gereken ama yurt dışında olan, ama metropolde olan bütün arkadaşlarımızı bugünden itibaren arayın, çağırın. Ulaşım konusunda sıkıntı yaşayan canlarımız varsa en yakın DEM Parti ilçe ve il örgütlerine gitsinler, o sıcak demli çaydan içsinler, biletlerini alıp oylarını kullanmaya gelsinler.

Ağaçla karşınıza çıkıyoruz. Mührü DEM Parti’nin altına basacağız; meyvesini Dersim’in emekçileri, yoksulları, Aleviler, Kürtler, burada yaşayan herkes yiyecek. Hepinize bu coşkulu karşılamanızdan, pırıl pırıl duruşunuzdan dolayı teşekkürlerimi iletiyorum. Emin olun ki fabrikalarda, sokaklarda, parlamentoda, yaşamın neresinde olursa olsun size ve taleplerinize layık olacak bir pratik ortaya koyacağız.

Şimdi sizlere çok değerli ve pırıl pırıl tanıdığınız iki arkadaşınızı, Birsen Orhan ve Cevdet Konak arkadaşlarımızı emanet ediyorum. Onlar Seyid Rızaların, Sakinelerin, Denizlerin, Mazlumların size emanetidir. Lütfen emanetlerinize sahip çıkın. Dersim’in doğru ellerde, doğru bir ittifakla Türkiye ve dünyada örnek bir model ortaya çıkarması için elinizden gelen çabayı ortaya koyacağınıza olan inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Paylaşın

Bakırhan: Oy Vermeyene Hizmet Götürmüyor, Ayrımcılık Yapıyorlar

Bingöl’de halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesinde ‘bize oy yoksa, size hizmet yok’ diyordu. Bingöl’den soruyoruz: 2004’ten beri Bingöl halkı yerel yönetimlerde AKP’ye oy veriyor. Peki, Bingöl’ün sorunlarını çözdü mü? Hadi oy vermeyene hizmet götürmüyor, ayrımcılık yapıyor; oy verene hizmet verdi mi, hayır vermedi. 2004’ten beri Bingöl Belediyesi AKP’de. Bingöl halkı hala temiz su içemiyor. Bingöl halkı, su yatakları içerisindeki bu kentte suya ulaşamıyor. Allah bir gün inşallah bu yaptığınız şeylerin hesabını sizden soracaktır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel seçimler kapsamında Bingöl’deydi. Bingöl’ün Sancak beldesi ve Karlıova ilçesinde partisinin halk buluşmalarına katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, ardından Bingöl kent merkezine geçti. Buradaki partisinin halk buluşmasında konuşan Bakırhan, şunları söyledi:

“Çok değerli Bingöllü hemşerilerim, arkadaşlarım, canlarım. Defalarca Bingöl’de mitingler yaptık. Her zaman bizi böyle coşkuyla, sloganlarınızla, renklerinizle karşıladınız. Sağ olun, çok teşekkür ediyorum. Bugün sizinle birlikte olmaktan dolayı çok büyük mutluluk duydum, onur duydum. Yavuz Kıtay İl Başkanımız şahsında, bugüne kadar Bingöl’de partimize emek vermiş bütün yoldaşları rahmet ve minnetle anıyorum. Eminim Bingöl Şeyh Said’e, Yavuz Tay’a, Rençber Aziz sanatçımıza layık olacak mücadelesini, başarıya ulaştırıncaya kadar devam ettirecektir.

Bingöl biraz iktidarın kendi sözleriyle çeliştiği, söylediği hiçbir sözde durmadığı bir kentimizdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesinde “bize oy yoksa, size hizmet yok” diyordu. Bingöl’den soruyoruz: 2004’ten beri Bingöl halkı yerel yönetimlerde AKP’ye oy veriyor. Peki, Bingöl’ün sorunlarını çözdü mü? Hadi oy vermeyene hizmet götürmüyor, ayrımcılık yapıyor; oy verene hizmet verdi mi, hayır vermedi. 2004’ten beri Bingöl Belediyesi AKP’de. Bingöl halkı hala temiz su içemiyor. Bingöl halkı, su yatakları içerisindeki bu kentte suya ulaşamıyor. Allah bir gün inşallah bu yaptığınız şeylerin hesabını sizden soracaktır.

Bunların belediyecilik anlayışı hizmet etmek değil, bunların belediyecilik anlayışı sizin için değil, bunların belediyecilik anlayışı gençler iş aş bulsun, insanca doğdukları yerlerde yaşasın, göç etmesin diye değil. Bunların belediyecilik anlayışı, kayyımcı belediyecilik anlayışı gibi ranttır, usulsüzlüktür, belediyeleri borç batağına batırmaktır. Bingöl Belediyesi gibi küçük bir belediye yüz milyonlarca lira borç almış. Ne oldu bu paraya? Alt yapı yok, yatırım yok. Türkiye’de belediyenin ulaşım hizmeti sunmadığı tek kent neresidir biliyor musunuz? Bingöl. Türkiye’nin her yerinde belediye toplu taşıma hizmeti veriyor ama Bingöl’de toplu taşımayı bireylere, özel firmalara peşkeş çekmişler. Belediye su vermez, altyapı yapmaz, ulaşımı karşılamaz ise ne iş yapar, sizlere soruyorum. Siz çok iyi biliyorsunuz belediye ne iş yapar?

“Zazacanın başkenti olan Bingöl’de Zazaca tek bir tabela yok”

Dün Karayazı’daydık. Karayazı’da belediyemiz ulaşımda kadınlar ve öğrencileri 25 kuruşa, akbil kullananları 50 kuruşa, akbili olmayanları ise 1 liraya taşıyor. Bizim o küçük belediyemiz, en küçük olanaklarıyla kendisine bırakılan 7 milyon borcu sıfırlamış. Türkiye’nin tek borçsuz belediyesi varsa Karayazı Belediyesidir. Peki, bu nasıl oluyor? Çünkü biz size inanıyoruz, biz sizin için varız. Biz rant sağlamak için yokuz. Biz sizin diliniz, kültürünüz yaşasın diye mücadele ediyoruz. Bizim belediyecilik anlayışımız demokratik, şeffaf, halkçı, toplumcudur.

Bu kentin halkını önemseyen bir anlayıştır bizimkisi. Şimdi beyefendiye soruyorum; yahu Zazacanın en fazla konuşulduğu, neredeyse Zazacanın başkenti olan Bingöl’de Zazaca tek bir tabela yok, tek bir sokağın ismi Zazaca değil. Bingöl’de yüzlerce değerimiz yaşamını yitirdi. Kürt halkı için mücadele eden, Kürt öncüsü bir tek kişinin ismi caddede, sokakta yok! Yeri gelince de beyefendi “ben Zazayım” diyor. Yahu Zaza olan, halkının yanında olan burada olur, bu meydanda olur. Burada olmayan ne Zaza’dır ne Kürtlerin hizmetindedir. Beyefendiler iktidardakilerin küçük örneklerini burada sunuyorlar.

Bingöl, deprem fay hattının geçtiği en riskli kentlerimizden biridir. Sizlere soruyorum; deprem için şimdiye kadar hem hükümetin hem Bingöl Belediyesinin almış olduğu tek bir önlemden bahsedebilir misiniz? Evet, bir şey yapıyorlar. Bingöl Valisi ile belediye bürokrasisi toplanıp çay ve kuru pasta yiyorlar. Depreme çay içerek, kuru pasta yiyerek önlem alamazsınız; imarla, altyapıyla alabilirsiniz. Dere yataklarını, deprem fay hatlarını imara açarsanız, depremde insanlarımız yaşamını yitirir ve bunun sorumlusu siz olursunuz. Şimdiden Bingöl’den çağrı yapıyoruz, uyarıyoruz: Bingöl deprem fay hattının üzerinde sallanacak bir kenttir. Önlem almayanlar, şimdiden önlemlerini almaya başlasınlar, geç kalmadılar. Rant yerine, ihale verme yerine, deprem için önlem almaya onları çağırıyoruz.

Erdoğan diyor ki geçmiş zamanlarda gaz kuyruğu vardı, yağ kuyruğu vardı. Evet, Türkiye o zaman da iyi yönetilmiyordu. Ama şimdi ekmek kuyruğu var, et kuyruğu var. Peki, bu kuyrukların sorumlusu kim? Erdoğan’a sormak gerekiyor. Geçmişte insanların parası vardı, gaz yoktu, yağ yoktu; şimdi et, ekmek almak için insanların parası yok. Keşke paraları olsa da yağ ve et kuyruğunda olsalardı. Bunlar sadece Bingöl’ü değil emeklileri, asgari ücretle çalışanları da bitirdiler, perperişan ettiler. Gençlerimiz artık kendi kentlerinde yaşamıyor, göç etmek zorunda kalıyor. En çok dışarıya genç göçü veren kentlerinden biridir Bingöl. Peki, Belediye Başkanı sen ne işe yararsın? Gençlik kültür merkezleri yok, gençlere iş yok, aş yok!

Cumhurbaşkanı Yardımcısına da sesleniyorum: Yahu insaf, biraz vicdanlı ol. AKP’nin bakanları, bürokratları kendi kentlerine fabrika ve hizmet götürürken, sen ne iş yapıyorsun? Ne yapıyor bizim Cumhurbaşkanı Yardımcısı? İş takibi yapıyor. İş takibi yapacaksan niye Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldun? Bingöl’de olan torpil dünyanın hiçbir yerinde yok. Çocuklarımız, gençlerimiz eğitim almak için dünya kadar zaman harcıyorlar, emek veriyorlar ama AKP’li olan, AKP üyesi olan Cumhurbaşkanı Yardımcısının ailesi, akrabası, çevresi torpille işe giriyor. Biz geldiğimiz zaman hem iktidarda hem belediyelerde asla torpil olmayacak. Hak eden, emek veren, çalışan girecek.

Anadilimiz Kurmancîdir, Zazacadır. Zimanê me Kurmancî ye Zazakî ye. Meclis’te Zazakî iki kelime söylediğimizde sesimizi kısıyorlar, Kurmancî iki kelime söylediğimizde sesimizi kısıyorlar. Ama buraya gelip Zazakî, Kurmancî parçalarla seçim çalışması yürütüyorlar. İşte bunlar Ankara’da kurt, buraya gelip Kürt olan yalancı ve hilekarlardır! Bingöl halkı eminim ki Bingöl’de Kürt olup Ankara’da JİTEM-Ergenekon ittifakıyla iş tutanlara gereken cevabı 31 Mart’ta verecektir. 21 Şubat Dünya Anadili Gününde Meclis’te Zazakî, Kurmancî, Süryanice, Ermenice, Lazca ve Türkiye’deki bütün dillerle grup toplantısı yaptık.

Ama Bingöl’de 21 Şubat’ta Zazaca konser vardı, iptal ettiler. Peki, sizler dilimizi yok sayan, inkar eden, konserlerinizi yasaklayan bu sisteme hayır diyor musunuz? Cumhurbaşkanı Yardımcısının annesi de nenesi de Zazaca konuşuyordu. Yahu insan anasının, nenesinin, dedesinin konuştuğu dilde kendi kentinde bir konseri yasaklayabilir mi? Beyefendi neden bundan rahatsız olmadı? Nasıl Zaza’dır, nasıl sizin kardeşinizdir? Demek ki onun işi gücü Zazaca, Kurmancî hizmet değil, devlete bürokratlık yapmakmış.

Değerli halkımız; kent susuz, aç yatıyor, fabrika yok. Kadın arkadaşlar burada, Allah aşkına kadınların gidip üretim yapacağı, aile ekonomisine katkı sunacağı tek bir hizmet var mı? Yok! Bizim bütün belediyelerimizde -ki ben de Siirt Belediye Eş Başkanlığı yaptım- gençlerimizin ürettikleri, kurduğumuz kooperatiflerde kadın arkadaşlarımızın aile ekonomisine katkı sunduğu birçok yatırım vardı. Ne yaptı kayyım sistemi? İlk günden geldi gençlik ve kadın kurumlarımızı kapattı. Neden? İstiyorlar ki kadın çalışmasın, üretmesin, aile ekonomisine katkı sunmasın. İstiyorlar ki Bingöl Kürtsüzleşsin ama onlar yanılıyorlar. Bingöl halkı, Seyid Rızaların, Şeyh Saidlerin torunları, bütün zulümlere ve baskılara rağmen kendi toprağını terk etmedi, yine etmeyecek! İnşallah bir gün Allah’ın desteğiyle de burada demokratik ve halkçı yerel yönetimleri seçerek doğrunun, hakkın, hakkaniyetin ne olduğunu hep birlikte bunlara göstereceğiz.

“Dilinizi yok sayanlar diyor ki; ey Zaza halkı getir oyları bize ver”

Belê gelê me yê hêja di 31ê Adarê de em ê bibêjin êdî bes e? Hazır mısınız “edî bes e” demeye? Bakın Şeyh Said’in topraklarındayız. AKP’nin küçük ortağı, geçen gün Şeyh Said Efendiye etmediği hakareti bırakmadı. Niye seslerini çıkarmadılar? Çünkü onlar Şeyh Said’i bir değer olarak görmüyorlar. Şeyh Said’i sizden biri olarak gördükleri için, ona karşı yapılan hakaretlere ve küfürlere sessiz kalıyorlar. Şeyh Said Efendi’ye yapılanları AKP yedi. Cumhurbaşkanı yardımcısı sesini çıkarmadı, belediye bir şey demedi. Ne oldu biliyor musunuz? Bingöl’de AKP ile MHP ittifak yaptı. Sizin dilinizi yok sayanlar diyor ki; ey Zaza halkı, Kurmanc halkı getir oyları bize ver, Şeyh Said’e hakaret eden, Kürtlere hakaret eden MHP de belediyenin ortağı olsun. Buna hayır demeyecek misiniz?

20 yıldır süren yolsuzluğu, adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu inşallah 31 Mart’ta Bingöl’de ortadan kaldıracağız. Bingöl’de artık demokratik yerel yönetimlerin hayata geçeceği gün uzak değil. 28 gün kaldı. Bu 28 günde Bingöllü hemşerilerimizi, seydalarımızı, mellelerimizi, kadınları, gençleri bir seferberlik ruhuyla çalışmaya davet ediyorum. Elinizi vicdanınıza koyun. Sizin eviniz olan, kimliğiniz, diliniz olan partinin Bingöl’de yönetimde olması için, belediyeyi alması için el birliğiyle, güç birliğiyle çalışmalara koyulun. İstanbul adayları diyor ki 31 Mart’ta Gazze sevinecek. Hangi çağda yaşıyorsun? Bingöllü bilmiyor mu İsrail’le en büyük gıda ticaretini yapan ülke Türkiye’dir.

Pekii İsrail’in Gazze’deki çocukları öldüren silahlarındaki metal, çelik, demir nereden gidiyor? Türkiye’den. “Gazze sevinecek” diyenlerin çocuklarının gemileri şimdi nerede? İsrail limanında. İşte bunlar böyle ikiyüzlüler! Gazze için timsah gözyaşları döküyorlar ama İsrail’le en büyük gıda ticaretini yapanlar da onlar. İsraillilerin Filistinlileri katletmek için kullandığı silahların demirini, çeliğini, metalini veren bunlar. Gemileri orada her gün para kazanıyor. Gidiyor, geliyor. Şimdi de olmuşlar İsrail düşmanı. Siz Gazze halkının, Filistin halkının yanında değilsiniz. Siz ticaretinizle, desteğinizle İsrail ve onun katliamlarının yanındasınız. Bunu Bingöl halkı çok iyi biliyor.

Bingöl halkı mazlum halkların yanındadır. İnşallah 31 Mart’ta bu timsah gözyaşları dökenlere sandıkta cevabını verecektir. Filistin halkıyla asıl dayanışanlar sizin çocuklarınızdır. Filistin’in ilk şehitleri Kürtlerdir. Kürt gençleri buradan 30 yıl önce Filistinlilerle dayanışmak için gitti, orada canını verdi. Ama mezar taşları oradadır. Bizim Filistin halkıyla dayanışmamız yalan dolan değil, iki yüzlü değil. Biz Kürt halkıyız. Ezilenle, sömürülenle her zaman dayanışma içerisinde olduk, olmaya devam edeceğiz. Diyorlar ki DEM Parti kirli ittifak peşinde. Asıl kirli ittifak sizsiniz. Kürt halkının en yoğun faili meçhul cinayetlere uğradığı dönem Çiller dönemidir.

Tansu Çiller’in elini İstanbul’da kaldıran sizsiniz. Beyaz Toroslarla Kürtleri katledenler, asit kuyularına atan sizlersiniz. Ergenekoncularla, Beyaz Torosçularla ittifak yaptınız. JİTEM’le, Kürtleri yok sayanlarla ittifak yapanlar asla bize dil uzatamazlar. Bingöllü arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza dil uzatamazlar. Siz onurlu bir halksınız. Kenan Evren darbe yaptığı zaman, Kenan Evren anayasasına karşı en büyük hayır oyu nereden çıkmıştı biliyor musunuz? Bingöl’den. Adaletsizlik ve haksızlıklar karşısında 80 darbesinde durduğunuz gibi; bu zulüm, bu Kürt’ü yok sayan, yok etmeye çalışan sisteme de hayır diyerek demokratik yerel yönetimleri inşallah 31 Mart’ta Bingöl’de hayata geçireceksiniz.

“Bingöl halkı bu kez belediyeyi kendi partisine verecek”

Erdoğan diyor ki Türkiye yüzde 4,5 büyüdü. Elinizi vicdanınıza koyun. Sofranızda peyniriniz, etiniz, zeytininin büyüdü mü yüzde 4,5? Cebinizde yüzde 4,5 büyüme mi, erime mi var? Bunlar kimi kandırıp aldatıyorlar. Zannediyorlar ki halk bunu bilmiyor. Diyorlar ki Türkiye’de kişi başına milli gelir 13.100 dolar. Alla aşkına 13.100 dolar kazanan tek bir kişi var mı içinizde? Saraydakiler kazanıyor ama Bingöl’ün emekçisinin, yoksulunun kazandığı yok. Büyüyen onların gemileridir, çocuklarının servetidir. Beşli Çetenin servetidir. İnşallah biz geldiğimizde halkımız büyüyecek. Yoksullar büyüyecek, emekçiler büyüyecek.

Bingöl’ün gençleri intihar etmeyecek. Kürt coğrafyasında çok yüksek sayıda intiharlar yaşanıyor? Neden? Kimse keyfine intihar etmez. Ya yoksuldur, ya işsizdir, ya geçinemiyordur ya da yaşadığı sorunların altında kalkamıyordur. Peki, intiharın sebebi intihar eden vatandaş mıdır, yoksa onu intihara sürükleyen bu sistem midir? Bizi intihara sürükleyen bu sisteme inşallah hep birlikte hayır diyeceğiz. 200 liranın markette bir kıymeti kaldı mı? 200 lira 5 yıl önceki 20 lira olmuş. 1000 liradan aşağı markete girip çıkan bir tane arkadaşımız varsa söylesin.

Parayı pul ettiler, bizi yoksullaştırdılar. Utanmadan diyorlar ki tekrar Bingöl Belediyesini bize verin. Vallahi kusura bakmayın, Bingöl halkı bu kez belediyeyi kendi partisine verecek. Öyle değil mi? Belê Bîngol ya me ye, DEM Dema Bîngolê ye, DEM Dema me ye, DEM Dema Kurdan e. Ji me hemûyan re serkeftin. Her bijî Çewlîg, her bijî! Aydın Bürçün ve Çiçek Aric arkadaşları zaten tanıyorsunuz, onları sizlere emanet ediyorum. Onlar Yado Paşa’nın, Şeyh Said’in emanetleridir size. Onlar cezaevindeki Selahattin Demirtaşların, Gültan Kışanakların, Sebahat Tuncerlerin emanetidir. Söz veriyor musunuz emanetinize sahip çıkacağınıza?”

Paylaşın

Bakırhan: Kayyımcı Zihniyete Cevabımızı Vereceğiz

31 Mart’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kalırken, partilerinde seçim çalışmaları hız kazandı. Bu kapsamda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, Dargeçit, Midyat ve Nusaybin’de halk buluşmalarına katıldı.

Haber Merkezi / “31 Mart’ta kayyımcı zihniyete cevabımızı vereceğiz” diyen Tuncer Bakırhan, Nusaybin’deki halk buluşmasında konuşmasında şunları söyledi:

“Çok değerli Nusaybinli barış anneleri, kadın arkadaşlar, değerli gençler, emektar Nusaybin halkı hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlarken 92 Newrozu’nda Nusaybin’de katledilen yurttaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Yine, bu toprakların bağrından çıkmış Kürt kültürü, dili için onurluca mücadele etmiş ve kalleşçe kurşunlarla katledilmiş Apê Musa’yı saygı ve minnetle anıyorum. Apê Musa şahsında özgürlük ve demokrasi mücadelesi verirken kalleşçe katledilen bütün yoldaşlarımıza saygı ve minnet dileklerimizi iletiyoruz.

Değerli halkımız, buradan cezaevinde bulunan Ayşe Gökkan’a, Sara Kaya’ya da bin selamlarımızı yolluyoruz. Sara ve Ayşe başkanlar emin olsunlar ki Nusaybin 31 Mart’ta yeniden onların mücadelesini, yürüttükleri demokratik, toplumcu, halkçı, şeffaf belediyecilikle kesinlikle buluşacaktır. Sizler Ayşe Gökkanlara, Sara Kayalara söz veriyor musunuz? Bu hırsızları, bu usülsüzlük yapanları, bu yolsuzluk yapanları, Kürt halkının iradesini gasp edenleri yollamaya var mısınız? Biz de Nusaybin’i çok iyi biliriz. Direnişiyle Nusaybin Kürtlerin kalbidir, Kürtler için çok önemli bir merkez ve ilçemizdir. Eminim ki 31 Mart’ta Nusaybin halkı geçmişte olduğu gibi yüzde 90’larla Kürdistan’da en fazla oyu alarak birinci çıkacaktır.

Değerli halkımız, Recep Tayyip Erdoğan geçen gün ‘teröristan kesinlikle kurulmayacak’ dedi. ‘Teröristan’ dediği yer bugün hemen 100 metre ilerimizdeki Qamişlo’dur, Rojava’dır, orada yaşayan Kürtleri kast ediyor. Onlara göre 4 parçada yaşayan Kürtlerin tamamı teröristtir. Biz bu vesileyle buradan Qamişlo’ya bin selam gönderiyoruz. Qamişlo halkının, Rojava halkının, 4 parça Kürdistan’da yaşayan halkımızın terörist olmadığını, bin yıllardır bu kadim topraklarda yaşadığını ve bütün zulüm politikalarına rağmen yaşayacağını belirtmek istiyorum.

Recep Tayyip Erdoğan ‘Kandil ittifakı kuruldu’ diyor. Kandil ittifakının kurulduğu konusunda söylediği şeyler tamamen yalan. Kandil İttifakı yok ama Kürt düşmanı bir ittifak, Kürt karşıtı bir ittifak var. Kürtlerin dilini, geleceğini, yaşamını inkar eden bir ittifak var. Kürt halkının iradesine kayyım atayan bir ittifak var. Önümüzdeki seçim Kürt düşmanı ittifaka kaybettirme seçimi olacaktır. Kürt halkıyla, emekçilerle, yoksullarla, Türkiye’deki ezilenlerle birlikte halklar; emekçiler karşıtı, kadın ve çevre karşıtı bu ittifaka gereken cevabı verecektir.

Recep Tayyip Erdoğan 2002 yılında diyor ki ‘savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmaz’. Burada doğru söylüyor ama Sakarya’da yine aynı Erdoğan şunları söylüyor: Barış ve huzur istiyorsanız savaşa hazır olmalısınız. Ukrayna’da barışın kaybedeni olmaz diyen, Filistin için adil barış çağrısı yapan Erdoğan sıra Rojava’ya, Kürtlere gelince ‘savaşa hazır olun’ diyor. Biz Nusaybin’den bir kez daha sesleniyoruz iktidara: 40 yıllık savaşın, çatışmaların, Türkiye’nin savaş politikalarının kimseye bir yararı olmamıştır.

Nusaybin’i yakıp yıktınız, 2 dönemdir iradesine kayyım atadınız. Bugün Nusaybin halkı bütün zulüm politikalarına, red ve inkar politikalarınıza rağmen barış anneleriyle, gençleriyle, kadınlarıyla, zılgıtlarıyla bu meydandadır. Demek ki savaş politikanız sonuç almadı. Türkiye’nin bütçesini Kürtler dilini konuşmasın diye, Kürtler iradesini seçmesin diye Suriye’de demokratik bir zeminde Kürtlerin, Arapların ortak yönettiği Rojava olmasın diye harcamayın. Türkiye’yi uçuruma getirdiniz. Ekonomi desen iflas etmiş. Demokrasi desen yok. Cezaevinde binlerce siyasi tutsak arkadaşımız var. Bu vesileyle cezaevindeki Gültan Kışanaklara, Selahattin Demirtaşlara, Figen Yüksekdağlara, Leyla Güvenlere, Sebahat Tuncellere bin selam olsun.

Türkiye emekçileri ve yoksulları, ceplerini dolduranlara en büyük cevabı 31 Mart’ta verecektir 

Bakın değerli halkımız; ne kadar tutarsız olduğunu, dün söylediğini bugün inkar ettiğini, sarfettiği savaş sözleriyle sizlere hatırlattım. Dün yine Sakarya’da ‘İsrail ile ticaret sonlandırılsın’ diye bir pankart açıldı. Peki bugüne kadar Gazze ve Filistin halkının yanında olduğunu söyleyen AKP, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mitinginde ‘İsrail ile ticaret sonlandırılsın’ pankartını niye kaldırdı? Türkiye halkları çok iyi biliyor ki İsrail ile en büyük silah ve ticaret anlaşması yapan, en büyük gıda ticaretini yapan Türkiye’dir.

Bir taraftan Filistin halkına özgürlük diyeceksin, barış diyeceksin, diğer taraftan Filistin halkının özgürlüğünü engelleyen Gazze’yi işgal eden, Filistin halkını kıyan İsrail ile ticaret anlaşması yapacaksın. Buna ne Kürtler ne Araplar ne Türkler ne de kimse inanmaz. İşte 31 Mart seçimi bu yalancılara, bu ticaretine bakan, cebini dolduran, çocuklarını zenginleştiren bu sermayedarlara karşı emekçilerin, yoksulların, Kürtlerin seçimidir. Eminim ki 31 Mart’ta 86 milyon insanıyla birlikte Türkiye emekçileri ve yoksulları bu sermayedarlar ve taraftarlarına, bu ceplerini dolduranlara, İsrail’e terörist deyip ama en büyük ticareti yapanlara gerekli olan cevabı verecektir.

Sesimiz de düştü günde 5-6 konuşma yapıyoruz ama size kurban olsun sesimiz de canımız da. Bugün barış annelerimizin giydiği önlüklerle birlikte Esenyurt’ta Kürtler özgürlük mitingi yaptılar. Annelerimiz de çok iyi biliyor, yüzlerce tutsak tecrit kaldırılsın, Sayın Öcalan üzerinde 3 yıldır devam eden tecrit son bulsun, Kürt meselesinde Sayın Öcalan muhatap alınsın, Kürt meselesi müzakere ve diyalogla çözülsün diye açlık grevindedirler. Bu vesile ile tekrar söyleyelim; cezaevinde açlık grevinde olan arkadaşların talepleri hepimizin talepleridir.

Bizler de tekrar ediyoruz; Çözüm Süreci Türkiye’deki en rahat dönemdi, ekonominin en iyi olduğu dönemdi. Bu savaş isteyen, çatışma isteyen zihniyet masayı devirdikten sonra Türkiye perperişan oldu. Bizler tekrar yeniden Türkiye halkları kardeşçe, demokratik bir zeminde birlikte yaşasın istiyoruz. Bunun için de tecrit politikası son bularak tekrar Sayın Öcalan ile Kürt meselesinin çözümü konusunda devletin, iktidarın bir an önce sorumluluk alması gerek.

“Kayyımların sizden çaldığı her kuruşun hesabını soracağız”

Seçimlere giriyoruz, iki dönemdir burada iradenizi gasp eden bir kayyım var. Kayyımın hırsızlıklarını yolsuzluklarını anlatmayacağım, anlatırsam buradan İstanbul’a yol olur. İstanbul’u da aşar. Bunların amacı hizmet etmek değil, bunlar sizin iradenize, dilinize, kültürünüze atanmış sömürge mantığındaki insanlardır. Bu hırsızları el birliği ile göndereceğiz. Ne yapmış kayyım efendi Nusaybin’de daha önce belediyelerimizin yapmış olduğu Newroz anıtını ortadan kaldırmış.

Kayyım efendi Newroz anıtını kaldırabilirsin ama o bizim kalbimizde abideleşti. Geçici olarak kaldırabilirsin ama yüreklerden asla bu Newroz anıtını, dilimizi, kültürümüzü söküp atamayacaksın. Bunu 31 Mart’ta bu halk size gösterecek. Bu kayyım efendilerin Kürt illerinde yaptıkları yolsuzluk asla ve asla unutulmayacaktır, yönetime geldiğimiz zaman, yönetim değiştiği zaman bunların sizden çaldığı çarçur ettiği her kuruşun hesabını mutlaka ama mutlaka soracağız. Sizlere söz veriyoruz.

Mardin Valiliği burada kitap fuarı açmış. Bin yıllardır bu topraklarda yaşayan Süryanilerin Arapların ve Kürtlerin kendi dilinde yazmış olduğu kitapların fuara girmesini yasaklamış. Kayyım efendi burada Kürt Arap Süryani var, eğer bunların dilinde yazılmış kitapları yasaklayacaksan kitap fuarının ne anlamı var? Tek anlamı o organizasyondan yine birileri rant elde edecek. İnşallah 31 Mart’tan sonra size söz veriyorum Belediye Eş Başkanlarımız bu toprakların kadim halklarının diliyle yazılmış bütün kitapların sergilendiği bir kitap festivali yapacaktır. O festivalde bu toprakların bütün renklerini bir arada göreceğimize söz veriyoruz.

DEDAŞ diye baş belası bir elektrik kurumu var, işi gücü Kürt illerinde kaçak elektrik var diyerek elektrikleri kesmek. İşi gücü buraya yoğunlaşmak. Aslında o da sömürge mantığı ile hareket ediyor. Yahu enerjiyi Kürt illerinden elde edeceksin, en büyük barajları Kürt coğrafyasında kuracaksın, yanıbaşımızda barajlar santraller olacak ama elektriğimizi keseceksin! Bunlara hesap soracağımız günler uzak değil. Kendi coğrafyamızda kendi enerjimize elektriğimize kavuşacağımız günler yakındır. DEDAŞ gibi yancı, iktidarcı, iktidarın direktifleriyle hareket eden, onların mantığı ile bize davranan kurumlardan da bir gün yargı önünde hesap soracağız.

Kayyımıyla DEDAŞ’ıyla yer yer bürokrasisiyle birlikte bunların tamamı Apê Musaların Orhan Doğanların mücadelesine, bizim kültürümüze düşman. Dolayısıyla bu topraklarda tekrar kendi köklerimizden yeşermemiz için, kendi dilimizi kültürümüzü yaşatmak için rica ediyorum birlik olalım, beraber olalım, güçlü olalım. Birbirimizle dayanışalım, uyuşturucu belasını Kürt illerinden def edelim, dilimize sahip çıkalım, gençlerimize doğamıza sahip çıkalım. Bizler birlikte oldukça onların ne zulmü ne kayyımı ne de uyguladıkları politikalar bu topraklarda asla karşılık bulamayacaktır. Belki Nusaybin’e güçleri yetmez ama kimi Kürt illerine kaçak seçmen taşıyorlar. Seçmenlerin tamamı batıdan getirilmiş kolluk güçleridir.

Kayyımlarla güçleri yetmedi şimdi haram ve kaçak seçmenlerle irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. Rica ediyorum sandıklarınıza sahip çıkın, eşinizi dostunuzu arayarak seçmen olanların oy kullanmaları için gelmelerini teşvik edin. Emin olun bu başı seccadede eli semada olan ama akıl ve beyinleri haramda olan insanlara kesinlikle bu sandıklarda bir cevap vermemiz lazım. Ahmet Başkan söyledi cezaevindeki binler, sürgündeki kardeşlerimiz yoldaşlarımız, bu sorunun demokratik yollarla çözülmesini isteyen Kürt halkının gözleri 31 Mart’tadır. 31 Mart’ta en büyük zaferi kazanacağımıza olan inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu coşkunuz bize güç verdi, hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum. Selahattin arkadaşımızın şekeri düştü. sizin coşkunuzu görünce belki heyecanlandı ama Gülbin arkadaş yanımızdadır. Gülbin arkadaşımızı, Selahattin arkadaşımızı size emanet ediyoruz. Onlar size Apê Musa’nın, Sara’nın, Ayşe Gökkan’ın emanetleridir. Sahip çıkacağınıza inanıyorum. Bu kayyımcı zihniyet karşısında yıllarını Kürt mücadelesine vermiş Sayın Ahmet Türk ve Sayın Devrim Demir arkadaşımızla birlikte sizlere 4 adayımızı da emanet ediyoruz. Eminim ki sonuçlarla birlikte kayyımcı zihniyete cevabımızı vereceğiz. Serkeftin.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Kürtçesiz Kürt Oluşturmak İstiyorlar

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Lazca, Süryanice, Çerkezce ve diğer birçok dilin kaybolduğunu belirterek, “Türkiye 100 içinde dil mezarlığına dönüştü. Halen zindan duvarlarında ‘Türkçe konuş çok konuş’ yazılıyor. Ancak direnişle dilimiz bugünlere kadar geldi” dedi. 

Asimilasyonun AK Parti’nin kuruluşundan bu yana da sürdüğünü ifade eden Bakırhan, şöyle devam etti: “AKP, alternatif bir Kürdoloji oluşturmak istiyor. Üniversitelerde Kürtçe bölümler açtı. Öğrenciler okulu bitirdi, öğretmen oldular ancak atamaları olmadı.

Seçmeli dersler başladı, TRT Şeş adında bir televizyon açtılar. Fakat TRT Şeş’te sabahtan akşama kadar Kürtçelere, Kürtçeye hakaret ediyorlar.  Kürtçesiz bir Kürt oluşturmak istiyorlar. Acımızı, sevigimizi, hikayelerimiz anadilimizde yaşamamızı istemiyorlar.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Bakırhan, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla değerlendirmesini Kürtçe yaptı.

Bianet’in aktardığına göre, grup toplantısına katılanların “Dünya Anadili Gününü” kutlayarak konuşmasına başlayan Bakırhan, konuşmasında anadilin önemine vurgu yaptı.

Diller üzerindeki asimilasyon politikalarına değinen Tuncer Bakırhan, Türkiye’de 100 yıl önce 20 dil konuşulduğunu ancak bu dillerin büyük bir kısmının kaybolduğunu belirtti.

Konuşmasında yazar Antti Jalava’nın sözlerinden alıntı yapan Bakırhan, “Bir yazar der ki, ‘Anadilim benim derim ve diğer diller ise giysilerimdir. İnsan ne zaman isterse kendi isteklerine göre giysilerini değiştirebilir ama derisini değiştiremez.’ Biz de diyoruz ki anadilimiz sadece derimiz değil, ruh ve canımızdır” dedi.

Kürt dilinine emek ve katkısı olan isimleri sıralayan Bakırhan, “Baba Tahir Uryan, Elî Herîrî, Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran, Cegerxwîn, Celadet Elî Bedirxan, Ape Musa (Musa Anter) Ferhat Kurtay, Mehmed Uzun bizim yüreğimizdeler” diye devam etti.

Tuncer Bakırhan, konuşmasında Dengbêj Ayşe Şan’ın “Zimanê Kurdî zimanê me ye” şarkısından bir paragraf okuyarak sürdürdü.

Devletin Kürtçe üzerindeki baskılarına değinen Tuncer Bakırhan, ‘Türkiye’nin kurulduğu günden bugüne Kürtçe üzerindeki baskıların devam ettiğini” söyledi.

Lazca, Süryanice, Çerkezce ve diğer birçok dilin ise kaybolduğunu söyleyen Bakırhan, “Türkiye 100 içinde dil mezarlığına dönüştü. Halen zindan duvarlarında ‘Türkçe konuş çok konuş’ yazılıyor. Ancak direnişle dilimiz bugünlere kadar geldi” dedi.

Asimilasyonun AK Parti’nin kuruluşundan bu yana da sürdüğünü ifade eden Bakırhan, şöyle devam etti: “AKP, alternatif bir Kürdoloji oluşturmak istiyor. Üniversitelerde Kürtçe bölümler açtı. Öğrenciler okulu bitirdi, öğretmen oldular ancak atamaları olmadı. Seçmeli dersler başladı, TRT Şeş adında bir televizyon açtılar. Fakat TRT Şeş’te sabahtan akşama kadar Kürtçelere, Kürtçeye hakaret ediyorlar.  Kürtçesiz bir Kürt oluşturmak istiyorlar. Acımızı, sevigimizi, hikayelerimiz anadilimizde yaşamamızı istemiyorlar.”

Kayyımların Kürtçeye yönelik baskılarına da değinen Bakırhan, “Kayyım darbesi sonrası Kürtçe üzerindeki baskılar arttı. Kürtçe gazete, radyo, televizyon, ajans, anaokulları kapatıldı. Kayyımlar ilk olarak Kürtçe tabelalara saldırdı. Kurdî-Der ve Kürt Enstitüsü’nü kapattı. Celadet Elî Bedirxan ve Cegerxwîn’un isimlerini tabelalardan kaldırdılar. Kayyımlar, Kürt dilinin düşmanlarıdır. Erdoğan, ‘Asimilasyona karşı her çocuk kendi anadilini bilmeli’ diyor. Kürtler ‘bizim dil’ dediğinde ise ‘terörist’ oluyorlar. Meclis’te arkadaşlarımız Kürtçe konuştuğunda ‘bilinmeyen’ ya da ‘anlaşılmayan’ dil olarak kaydediliyor. Bizim dilimiz ne bilinmeyen ne de anlaşılmayan dildir. Bizim dilimiz Kürtçedir. 100 yıldır konuşuluyor” dedi.

“Kürtçenin resmi dil olmasını istiyoruz”

Anadilinde konuşmaya çağıran Tuncer Bakırhan, şöyle devam etti: “Yaşamın her alanında dilimizle konuşmalıyız. Dilimizi varlığımız olarak görmeliyiz. Önümüzde yerel seçimler var. Belediyeleri kayyımlardan aldığımız zaman yine çok dilli belediyeciliği hayata geçireceğiz. Dilimiz kırmızı çizgimizdir. Sözümüzdür; bu zalimler neyi bozmuşsa, biz daha iyisini yapacağız. Kürtçe kurs ve kreşler açacağız. Seçmeli derslere karşı değiliz. Ancak 21’inci yüzyılda bu tartışmalarda utanç duyuyoruz; Bir gülle bahar gelmez. Anadil insan hakkıdır. Biz Kürtçenin resmi dil olmasını istiyoruz”

Tuncer Bakırhan konuşmasını, Kürt şair Cigerxwin’un şiiriyle bitirdi: “Ez xum xuma avên çeman, Ez çerx û govend û sema, Tînim di nav kat û lema, jîn im, hebûn im, tevger im…”

Bakırhan’ın ardından Mardin Milletvekili George Arslan kürsüye çıktı ve Süryenice konuştu. Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz ise kürsüye gelerek Zazaca konuşma yaptı. Bereket Kar da partililere Arapça hitap etti. Zeyno Bayram Gürcüce ve Lazca konuştu. Murad Mıhçı ise Ermenice seslendi.

Paylaşın

DEM Parti’nin Seçim Beyannamesi: Yerel Demokrasi İle Özgür Kentlere

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Ankara’da bir otelde düzenlenen toplantı ile partilerinin 31 Mart 2024 yerel seçimler beyannamesini açıkladılar.

Haber Merkezi / İlk olarak söze başlayan Tülay Hatimoğulları, “Yerel Demokrasi ile Özgür Kentlere” başlıklı sunumda, Türkiye’de ve dünyada altüst oluşların yaşandığını söyledi.

“Savaş, şiddet, açlık, yoksulluk, göç, afetler ve kapitalist medeniyetin neden olduğu birçok risk doğayı, toplumu ve kentleri tehdit etmeyi sürdürüyor” diyen Tüley Hatimoğulları, “Bu felaketlerle baş etmenin yolu, bu hâkim anlayışlara karşı yerelden başlayarak her düzeyde ortak mücadele zeminlerini çoğaltmaktan ve halklarla birlikte hayalini kurduğumuz dünyayı inşa etmekten geçiyor” dedi.

Yerel seçimlerin önemine dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Yerel yönetim seçimleri, bu iktidar aklına karşı eşitlikçi ve özgürlükçü bir aklı, halka en yakın yerden, tam da mahallinden yeşertmek ve tüm ülkeye yaymak için bizlere eşsiz bir olanak sunuyor. Bizler, 2024 yerel seçimlerini; rejimin eril, sömürgeci, ayrımcı politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük bayrağının yükseleceği, savaşa karşı barış seslerinin gürleşeceği, merkezileşmeye karşı yerel demokrasilerin güçleneceği bir eşik olarak görüyoruz.”

“Her zamankinden daha kararlı, inançlı ve umutluyuz” diyen Tuncer Bakırhan ise, şöyle konuştu: “Yerel yönetim deneyimlerimiz süresince, insanların özgürce yaşayacağı kentler ve yerel birimler yaratmak için uğraştık. Çift dilli belediyeciliği, eş başkanlık sistemini ve yerel demokrasi deneyimlerini bu ülkenin tarihine yazdık. Tüm bu kazanımları büyütmek ve halklarımızla birlikte ileriye taşımak için geliyoruz. Bizler defalarca kazandık, defalarca başardık. Yine kazanacağız, yine başaracağız. Bizim, yani halkın olanı geri almak için geliyoruz. Daha iyisini hep birlikte kurmak için geliyoruz.”

Hatimoğulları ve Bakırhan’ın sunduğu bildirge özetinde şu ifadeler yer aldı:

Yerel demokrasi ile özgür kentlere

-Bölgemizde ve dünyamızda büyük alt üst oluşların yaşandığı bir konjonktürde 2024 yerel seçimlerine gidiyoruz.
-Savaş, şiddet, açlık, yoksulluk, göç, afetler ve kapitalist medeniyetin neden olduğu birçok risk doğayı, toplumu ve kentleri tehdit etmeyi sürdürüyor.
-Bu felaketlerle baş etmenin yolu, bu hâkim anlayışlara karşı yerelden başlayarak her düzeyde ortak mücadele zeminlerini çoğaltmaktan ve halklarla birlikte hayalini kurduğumuz dünyayı inşa etmekten geçiyor.

Bunu yapabiliriz, bşarabiliriz!

-Türkiye’yi yönetenler; tüm dünyaya yayılan yeni şiddet ve savaş sarmalına sırtını yaslıyor.
-Barışı tanımıyor,
-Kürt meselesinde, içeride ve dışarıda savaş ve kaostan besleniyor,
-İstanbul Sözleşmesi’ni reddediyor,
-Emekçileri insafsızca sömüren rejimini derinleştiriyor,
-Göçmenleri ve mültecileri her türlü haktan yoksun bırakıyor,
-Gençleri geleceksizliğe itiyor,
-Yerel yönetim seçimleri, bu iktidar aklına karşı eşitlikçi ve özgürlükçü bir aklı, halka en yakın yerden, tam da mahallinden yeşertmek ve tüm ülkeye yaymak için bizlere eşsiz bir olanak sunuyor.

Bizler, 2024 yerel seçimlerini;

-Rejimin eril, sömürgeci, ayrımcı politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük bayrağının yükseleceği,
-Savaşa karşı barış seslerinin gürleşeceği,
-Merkezileşmeye karşı yerel demokrasilerin güçleneceği bir eşik olarak görüyoruz.

Demokratik yerel yönetimler yolculuğumuz sürüyor, sürecek!

-Demokratik yerel yönetimler yürüyüşümüz büyük bir umutla, inançla ve kararlılıkla sürüyor.
-1970’lerde Hilvan, Batman, Fatsa ve Amed’de oluşturulan devrimci yerel yönetimler ile 1999’dan bugüne kadar devam eden tüm tarihsel çıkışlar eksikleri ve başarılarıyla hepimizin.
-Katledilen belediye başkanlarımız başta olmak üzere, hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınan, tutuklanan ve sürgüne yollanan yol arkadaşlarımızın yarım kalan hayallerini gerçeğe dönüştürmek için her zamankinden daha kararlı, inançlı ve umutluyuz!

Yerel yönetimlere yeni bir ufuk kazandırdık!

-Yerel yönetim deneyimlerimiz süresince, insanların özgürce yaşayacağı kentler ve yerel birimler yaratmak için uğraştık.
-Çok dilli belediyeciliği, eş başkanlık sistemini ve yerel demokrasi deneyimlerini bu ülkenin tarihine yazdık.
-Tüm bu kazanımları büyütmek ve halklarımızla birlikte ileriye taşımak için geliyoruz!
-Bizler defalarca kazandık, defalarca başardık!
-Yine kazanacağız, yine başaracağız!
-Bizim yani halkın olanı geri almak için geliyoruz!
-Daha iyisini hep birlikte kurmak için geliyoruz!

DEM Parti yerel yönetimleri;

-Kendini toplumun bütün sorunlarına karşı sorumlu hisseder ve çözüm üretmek için inisiyatif alır.
-Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ve diğer evrensel hukuk anlaşmalarına konulan çekincelerin kaldırılmasını savunur ve bunun için mücadele eder.
-Yerel ekonominin örgütlendirilmesi için çalışmalar yürütür.
-Belediyeciliği cinsiyetçi ve hiyerarşik yaklaşımlardan kurtarmayı önceler.
-Gençliği, kentlerin temel katılımcı dinamiği ve öznesi olarak kabul eder.
-Sosyal yaşam içerisinde engellilere, yaşlılara, çocuklara ve dezavantajlı duruma getirilen gruplara öncelik verir.

DEM Parti yerel yönetimleri;

-Halkların kendi kültürlerini özgürce yaşamasını temel önceliklerinden biri olarak görür.
-Çok dilli belediyeciliği savunur.
-Tüm göçmen ve mültecilerin uluslararası hukuk ile tanımlanmış haklarını kullanması önündeki engellerin kaldırılmasını savunur.
-İşçi ve emekçilerin tüm iktisadi, sosyal, siyasal haklarını savunur ve taahhüt eder.
-Tüm inançların özgürce yaşamasını, gelişmesini, örgütlenmesini ve inanç merkezlerini kurmasını savunur ve buna destek olur.

Yerel yönetim anlayışımızla neyi savunuyoruz?

-Yerel yönetimlerde siyasi, idari ve mali özerkliği,
-Tüm yurttaşların kent hakkını,
-Yerel yönetimlerde kadınların eşit katılımını sağlamayı, kadın kentleri yaratmayı,
-Her yurttaşın barınma hakkını savunur, doğayla uyumlu, depreme ve afetlere dirençli konut inşa etmenin yerel yönetimlerin temel görevlerinden biri olduğunu,
-Öğrencilere ve dezavantajlı duruma getirilen gruplara parasız, diğer yurttaşlara ise ucuz toplu ulaşım imkanları sağlamayı,
-Üniversite öğrencileri için parasız ve nitelikli yurtlarda barınma olanaklarının yaratılmasını,
-Belediye meclisleri ve il genel meclislerinin politika üreten, denetim görevi yapan ve halkın eğilimleri ile taleplerini yansıtan bir kurum olarak görev yapmasını,
-Çocuklar için anadilinde eğitim veren kreşler açmayı,
-Farklı halkların ve inançların yerel yönetimlerde temsil edilmesini ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasını savunuyoruz!

DEM Parti yerel yönetimleri;

-Tek din ve mezhebe hizmet anlayışını reddeder, farklı din ve mezheplerin inanç ve ibadet özgürlüğünü kabul eder.
-İyi bir kentin ve kırsalın ancak engellilerin, yaşlıların ve çocukların ihtiyaçlarını karşılayan bir yerel yönetimle mümkün olacağını savunur, bunun için gerekli adımları atar.
-Ekolojik bir toplum hedefiyle, hayvanların doğal yaşamlarında yaşayabilmeleri için uygun koşullar yaratır.

Demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü ve toplumcu yerel yönetim anlayışımızla DEM Parti belediyelerinde;

-Din, dil, mezhep, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan tüm kent yurttaşlarına eşit hizmet vereceğiz.
-Köy, mahalle ve kent meclislerini, kent forumlarını, kadın ve gençlik meclislerini destekleyip yaygınlaştıracağız.
-Meclis toplantılarını halka açık yapacağız ve demokratik kitle örgütlerinin toplantılara katılımını sağlayacağız.

Şimdi vesayetçi yerel yönetim anlayışına karşı yerel demokrasi zamanıdır.

-Demokratik Cumhuriyetin kurucu zemini yerel demokrasidir. Yerel demokrasi, her yerelin kendi özgünlüklerini esas alarak halka rağmen değil halkla birlikte yönetmenin mimarisidir.
-Yerel demokrasi, sadece yerellerde yaşanan sorunların değil, aynı zamanda merkeziyetçilikten kaynaklanan sorunların çözümünün de anahtarıdır.
-Yerel Demokrasi İçin Kayyım Rejimine Kalıcı Olarak Son Verme Zamanı: Halkın Olanı Geri Alacağız!
-Bir daha kayyımlar yoluyla halkın iradesinin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu hukuksuzluğu asla kabul etmeyeceğiz.

Buradayız!

-Gasp yoluyla bizden aldıklarınızı fazlasıyla geri almaya hazırız!
-Halkın olanı geri almak için geliyoruz!

Yerel demokrasi kadın ile başlar: kadın özgürlükçü belediyeciliği amasız fakatsız devam ettireceğiz!

-DEM Parti belediyelerinde, özgür ve eşit bir yaşam için kadınlar özgün ve özerk olarak örgütlenir.
-Eş Başkanlık ve Eşit Temsiliyeti Yaygınlaştırarak Büyüteceğiz!
-Kadın politikalarının etkin bir şekilde uygulanabilmesi için Kadın Politikaları Daire Başkanlıkları ile Kadın Politikaları Müdürlüklerini yeniden açacağız.
-8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma Günü çalışan kadınlar için idari izin; tüm kadınlar için ise ücretsiz ulaşım günü ilan edeceğiz.
-Kentleri Ayrımcılıktan, Eşitsizlikten ve Cinsiyetçilikten Arındıracağız!
-Erkek Şiddetine Karşı Her Alanda Etkili Bir Mücadele Yürüteceğiz!
-Kadınların toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişimini destekleyecek “özgür kadın köyleri” ile şiddetsiz bir yaşamın olanaklarını kadınlarla birlikte inşa edeceğiz.

Gençlik yerel yönetimlerle yeni yaşamı yerinden kuracak

-Nüfusun yüzde 16’sını oluşturmasına rağmen, gençliğe yoksulluk ve açlık dayatılıyor.
-DEM Parti Belediyelerinde; Gençlik, yerel yönetimlerimizde araç haline getirilen değil, yönetime yön veren olacak.
-Öğrencilerin yaşadığı ekonomik sorunlara çözüm olmak amacıyla kentin tüm dinamikleri ile ortaklaşarak burs imkânları yaratılacak.
-Gençliğin eğitimine doğrudan katkısı olan eğitim destek evleri güncellenerek yaygınlaştırılacak.

-Başta genç kadınlar olmak üzere ihtiyaç sahibi bütün üniversite öğrencileri için üniversite yurtları, sosyal tesisler, spor okulları, ücretsiz aşevleri ve ücretsiz çamaşırhaneler kuracağız.
-Gençlerin yerel yönetimlerimizde söz, yetki, karar ve katılımını zorlaştıran engelleri kaldıracağız.
-Öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarına göre yurtlar inşa edilecek, hiçbir öğrenci açıkta kalmayacak, her öğrenci barınma hakkından ücretsiz bir şekilde yararlanacak.
-Gençlerin en büyük sorunlarından biri olan işsizliği önlemek için kalıcı istihdam alanları yaratacağız.
-Gençliği hedef alan Bağımlılıkla Mücadele Edeceğiz.

Halkın tercih ve ihtiyaçlarını esas alan demokratik, katılımcı, ekolojik, kadın özgürlükçü bir kent planlaması mümkün!

-Merkezi hükümetin kent-rant anlayışına karşı, kırsal alanları da kapsayacak şekilde yurttaşların “yerellik hakkı”nı savunmaya devam edeceğiz.
-Kent merkezlerini ve meydanlarını her kesimden yurttaşın bir araya gelebileceği; sosyal, siyasal, sanatsal ve ekonomik faaliyetler için yararlanabileceği ortak alanlar haline getireceğiz.
-“Kent Estetiği Kurulları” oluşturacağız.
-Kır-kent dengesini kuracağız. Tarım alanlarının imara açılmasına izin vermeyeceğiz.
-Engelsiz kent, enerjisini üreten kent, kadın kenti, sakin kent, ekolojik kent gibi pilot belediyecilik uygulamaları yapacak; her başlık altındaki uygulamaları en az bir belediyemizde uygulayacağız.

-Depreme dayanıklı, sağlıklı ve ekonomik konut projelerini hayata geçireceğiz.
-Tüm belediyelerimizde afet öncesi, afet anı ve sonrasında ortaya çıkacak sorunların çözümü için Afet Daire Başkanlıkları/Müdürlükleri kuracağız.
-Afetlerin etkisini en aza indirmek için belediye bünyesinde yapılacak stratejik plan doğrultusunda Afet Bütçeleri oluşturacağız.
-Dere yatağı, fay hattı, bataklık gibi zemin açısından risk oluşturacak alanlarda yapılaşmaya izin vermeyeceğiz.
-Afetlere Karşı Dirençli Kentler Kuracak, Halkla Birlikte Afetlere Hazır Olacağız!

DEM Parti; kentsel dönüşümü rant aracı olarak gören, sosyal dokuyu ve kent hafızasını yok eden, insanları yerinden eden kentsel dönüşüm ve imar planlarına karşıdır

-Risk taşıyan yerleşim yerlerinde, halkın da onayıyla “Yerinde Sağlıklı, Güvenli Yapı Projeleri”ni hayata geçireceğiz.
-6306 Sayılı Yasa ve benzeri düzenlemelerle halkın mülksüzleştirilmesine ve kent toprağının kâr mahrecine çevrilerek sermayeye tahvil edilmesine karşı halkımızla birlikte mücadele edeceğiz.
-Sosyal konut projeleri ile herkesin ev sahibi olması için çalışacağız.
-Konut edinme maliyetlerini düşürerek toplumun tüm kesimlerinin sağlam, sağlıklı, güvenli konut sahibi olmasını kolaylaştıracak, kadınlara öncelik vereceğiz.

Kentlerimizde ekonomik ve ekolojik toplu ulaşımı yaygınlaştıracağız!

-Tüm belediyelerimizde yurttaşlarımız için ucuz, güvenli ve sağlıklı toplu taşıma olanaklarını artıracağız.
-Yayalar için sağlıklı ve ekolojik yürüme yollarını artıracak; bu yolları halkın ve dezavantajlı hale getirilen tüm grupların gündelik ihtiyaçlarına göre düzenleyeceğiz.
-Kentlerde hafif raylı sistemi yaygınlaştırarak hem trafik sorunlarını hafifleteceğiz hem de toplu taşıma ağını geliştireceğiz.
-Eko-kırım suçu niteliğindeki büyük projelere, ekosistem bütünlüğünü bozacak yatırım ve inşaat faaliyetlerine imar ruhsatı vermeyeceğiz.
-Orman, mera, yayla ve kışlakları imara koşulsuz kapatacağız.
-Kent parklarını, koruları ve bostanları koruyacağız.
-Kentlerde motorlu araç trafiğine kapalı Ekolojik Bölgeler oluşturacağız.
-Yanan ve tahrip edilen orman alanlarını yapılaşmaya açmayacağız.
-İtfaiyeler bünyesinde acil müdahale birimleri, kırsalda ise içinde gerekli malzeme ve ekipmanların olduğu “Orman Evleri”ni kuracağız.

Kentlerimizde sular özgür akacak, herkesin suya erişim hakkı olacak!

-Dereleri kirleten ve kurutan sanayi atıklarına karşı mücadele edeceğiz.
-Kuraklık Haritaları çıkaracağız.
-İklim dostu kentler yaratmak için fosil yakıt kullanımını sıfırlamak üzere harekete geçeceğiz.
-İsraf kültürünün yerine tasarruf kültürünün oluşturulması için çeşitli kampanyalar düzenleneceğiz.

DEM Parti, Hayvan Hakları Bildirgesindeki esasları kabul eder, yerel yönetim çalışmalarını bu perspektifle planlar

-Hayvan hakları savunucusu kurumlarla, meslek odaları ve hukukçularla iş birliği içerisinde olacak; her mahallede farkındalık eğitimleri düzenleyeceğiz.
-Hayvanları ölüme terk eden barınakları, hayvanat bahçelerini, yunus parklarını, deney laboratuvarlarını ve hayvan üretimi ve satışı yapan konut ve işyerlerini kapatacağız.

Katılımcı ekonomi ile yerel demokrasiyi büyüteceğiz

-Siyasal alanda olduğu gibi iktisadi alanda da demokratikleşme ve yerelleşmeyi büyüteceğiz.
-“Bütçe Haktır ve Halkındır” İlkesi ile Katılımcı, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı ve Ekolojik Bütçe Modelleri Yaratacağız!
-Güçlü Yerel Demokrasi İçin Toplumcu Ekonomiyi Uygulayacağız!
-Özgürleştiren Sosyal Politikaları Hayata Geçireceğiz!

DEM Parti; yerel yönetimlerin ekonomi politikalarında bölgesel, sosyal, kültürel ve sınıfsal eşitsizliklere karşı mücadeleyi esas alır. En yoksullardan ve dışlanmışlardan başlamak üzere en geniş toplumsal kesimlerin desteklenmesini temel alır. Hizmetin üretilmesi ve yürütülmesinde toplum yararını gözetir

-Kentlerimizde hiçbir yurttaşımızın aç ve sokakta yatmasına izin vermeyeceğiz. Aşevleri ve eve yemek götüren birimler kuracağız. Evsizler ve sokakta yaşayanlar için yaşam evleri açacağız.
-Yoksul bırakılmış bölgelere pozitif ayırımcılık uygulayacağız.
-Yerelin kolektif yönetimini esas alan, halka dayanan ve halkın yaşamını tüm ihtiyaçlarıyla donatacak yerel yönetim ekonomisini hayata geçireceğiz.

DEM Parti; geçimlik, yerel, ekolojik tarım ve hayvancılığın yerel yönetimlerce korunması ve geliştirilmesini savunur

-Tarım Daire Başkanlıkları-Müdürlükleri kuracağız.
-“Doğduğum Yerde Doymak İstiyorum” projesini yaygınlaştıracağız.
-Aracısız pazarları, takas pazarlarını ve bunların e-pazar muadillerini yaygınlaştıracağız.
-Hiç üretim yapılmamış veya üretimin terk edildiği toprakları tarımsal üretime kazandıracağız.
-Tarımda pestisitlerin, kimyasal gübrenin ve genetiği değiştirilmiş tohumların kullanımını engelleyeceğiz. “Yerli Tohum Evleri” kuracağız.

-Küçük ve orta ölçekli tarımsal üretim için gerekli enerji ve su tüketimini ücretsiz karşılayacağız.
-Mera ve yayla yasaklarından olumsuz etkilenen yetiştiricileri ve çiftçileri destekleyerek zararlarını telafi etmeye çalışacağız.
-Tüm kent yurttaşları için doğal ve ucuz gıdaya erişimi kolaylaştıracağız!
-Gıda güvenliği için kentin sivil toplum örgütleri, kamu kurumları ve halkımız arasında koordinasyonu sağlamak üzere Sağlıklı Gıda Birimleri kuracağız.
-Gıdada kendine yetebilen kent modeline geçme çalışmalarını sürdüreceğiz.

Yoksulluk, devlet ve sermayenin ortak politikasıdır, bununla mücadele edeceğiz!

-Öz yeterlilik ilkesiyle yerel ekonomiyi güçlendirerek yoksulluğa ve işsizliğe dur diyeceğiz.
-Yoksullukla Mücadele Derneklerini yaygınlaştıracağız.
-Gıda ve Giyim Bankası uygulamalarını yaygınlaştıracağız.
-Eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma gibi hizmetleri toplumun dezavantajlı kesimleri için ulaşılabilir hale getireceğiz.
-Emeğin Kentlerini Kent Emekçileriyle Kuracağız!

-Sendikal örgütlenme hakkını güvence altına alacağız.
-KHK’larla işlerinden atılan emekçiler için yeniden istihdam olanağı yaratacağız.
-Yerel yönetimlerde “eşit işe, eş değer ücret” ilkesini benimseyerek kadınların istihdamına öncelik vereceğiz.
-İstihdamda %50 kadın kotası uygulayacağız.
-Bütün belediye çalışanları için ücretsiz kreş hizmeti vereceğiz.
-21 Mart’ı bütün çalışanlar için, 8 Mart ve 25 Kasım’ı kadın çalışanlar için ücretli tatil olarak kabul edeceğiz ve ücretsiz ulaşım sağlayacağız.

DEM Parti olarak, ayrımcı ve hiyerarşik kentleşmeye karşı yerel demokrasi ile eşitlikçi ve özgürlükçü sosyal politikalar diyoruz. Sosyal hizmet hayırseverlik değildir, kamusal hizmettir

-Tüm belediyelerimizde engellilere, yaşlılara, çocuklara, kadınlara, yoksullara, mültecilere ve diğer dezavantajlı bırakılan gruplara öncelik verecek. Kamusal alanların ticarileşmesine ve ranta açılmasına izin vermeyeceğiz.
-Şehir dışından tedavi amaçlı kent ve ilçe merkezlerine gelenler için misafirhaneler yapacağız.
-Halk ekmek fabrika sayısını artıracağız.
-Tüm büyükşehirlerde sosyal hizmet kampüsleri kuracağız.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: İktidarın Başı Seccadede, Aklı Hilededir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün ‘Belediyelerimizde siyasi renge bakmadık’ dedi. Oysa kaçak seçmenle Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışan kendisidir, partisidir. Biz diyoruz ki sen belediyelerde renge de baktın, dile de baktın, kimliğe de baktın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Oranın Kürtler tarafından yönetilip yönetilmediğine de baktın. Onun için Kürt halkının iradesine iki dönemdir kayyım atadın. Yine Erdoğan 2014’te ‘En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur’ diyor. Peki, Kürdistan’da kayyım atadığın kentlerde milli irade yolsuzluğu, hırsızlığı yok mu? Milli iradeyi çalan, çalmaya çalışan asıl hırsızlar da apaçık ortadadır. Bunlar yetmedi şimdi de Kürt halkı nerede yaşıyorsa kaçak seçmenle iradesini gasp etmeye çalışıyorlar.”

Bakırhan konuşmasının devamında, “Yerel seçimlere gireceğimiz ve kazanacağımız 32 yerde milimetrik hesap yapmışlar. 32 tane kazanacağımız belediyeye kolluk kuvvetlerini irademizi gasp edecek şekilde kaçak seçmen olarak kaydırıyorlar. Hani herkesin rengine saygı gösteriyordun, milli irade diyordun? Bu hırsızlık değilse, irade gaspı değilse nedir? Herkes bilsin ki iktidarın başı seccadede ama aklı hilededir. Bunu en iyi Kürdistan’daki uygulamalardan görüyoruz. Kürt halkına 100 yıllık bir ayrımcılık ve iradesizlik dayatılıyor; açlık, yoksulluk, ırkçılık dayatılıyor. Kürt halkının tenceresi, sofrası sefalete mahkum ediliyor. Ama aynı zamanda Kürt halkının siyasi iradesi de gasp ediliyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:

Hepinizin yakından takip ettiği gibi günlerdir ülkemizde seçimler tartışılıyor. Ancak basın-yayın organlarında sadece DEM Parti seçime girecekmiş gibi tartışmalar yürütülüyor. Bizi tartışmaları gayet normal. Çünkü gerçekten yerel seçimlerde ana muhalefet partisi olmaya aday bir partiyiz. Yerel seçimlerde kilit bir konumdayız.

Allah’ın her günü televizyonlarda ve farklı mecralarda ağzını açan herkes DEM Parti’den bahsediyor ama DEM’li kimse yok. Bizim adımıza konuşuyorlar, yorum yapıyorlar. DEM Parti’nin demokratik tercihlerini sorgulamaya çalışıyorlar. Bize ayar vermeye, çizgi belirlemeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki biz halkın belirlediği yolda yıllardır yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz. Onların bu çizgi belirlemelerinin bizim için bir anlamı ve önemi yok. DEM Parti’yi siyasi parti yerine oy deposu olarak görenler kulaklarını iyice açsın. Çünkü bugün bir kez daha DEM Parti’nin yolunu, 3’üncü Yolu neden kararlılıkla savunduğunu anlatmaya çalışacağız.

31 Mart’ta Türkiye’yi DEM’in renkleriyle boyayacağımıza emin olabilirsiniz. Türkiye’de başrolünde iktidar ve muhalefetin bulunduğu bir oyun oynanıyor. Halkın gerçek sorunları unutturulmaya çalışıyor. Bunun için büyük bir çaba harcanıyor. Halk bayat ekmek kuyruğunda yaşam mücadelesi veriyor. Gençler göç yollarında gelecek arıyor. Emekliler her gün başını yastığa aç koyuyor ya da ulaşamadıkları gıdaları düşünerek yatıyor. Dünyanın hiçbir yerinde işçiler patronlardan daha fazla vergi ödemiyor. Türkiye’de işçiler patronlardan daha fazla vergi ödüyor. Her yerde yolsuzluk ve hırsızlık almış başını gidiyor. Millet artık az çorba yerine, Adana’da olduğu gibi karton bardaklara yarım bardak çay almak zorunda kalıyor. Buna da bizi şahit ettirdiler. Yarım bardak karton çay alınan bir ülkeyi yaratanlara lanet olsun diyoruz!

Geçen hafta deprem bölgelerini ziyaret ettik. Depremin birinci yılıydı. Adıyaman’a, Maraş’a Malatya’ya, Hatay’a heyetlerimizle birlikte gittik. Sanki depremin ilk günü gibi bir tabloyla karşılaştık. Halkımız yoksulluk içerisinde, acı içerisinde. Hala ağlayan annelerle ve kardeşlerimizle, hala cenazelerini arayan insanlarımızla karşılaştık. Ciddi bir umutsuzluk var.

Kendine muhalif diyen ama iktidara hizmet etmekten, iktidarın elini güçlendirmekten başka işe yaramayan tatlı su muhaliflerinin depremzedelerden, deprem bölgelerinden, açlıktan, yoksulluktan bahsettiğini göremezsiniz. Onların gündemi farklı. Yıkılan binalarla ilgili davaların neden sümen altı edildiği yorumcuların gündemi değil. Yitip giden canların hesabını kimin vereceği onların gündemi değil. Bu soruları sormaları gerekirken; DEM aday çıkardı, çıkarmadı, kime hizmet ediyor gibi tartışmalara devam ediyorlar. Onların tek derdi var; siyaseti dizayn ederek rant ve çıkar sağlamak.

Bunlara karşı iki laf söylemeyen sözde muhalif özde yandaş yazarlar da yatıp kalkıp DEM Parti’ye ve Kürt halkına hakaret ediyor. Kürt halkının meşru temsilcileri rehin alınıyor, belediyelerine kayyım atanıyor yine kimseden çıt yok. İzliyorlar, izlemeye devam ediyorlar. Başta İstanbul olmak üzere her yerde adaylarımızı kamuoyuna açıkladık. Siz de izlediniz. Büyük bir heyecan da yarattı. Bu vesileyle Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni arkadaşlarımıza başarılar diliyoruz. Bizi halklarımızı en iyi şekilde İstanbul’da temsil edeceklerine eminiz. Kendilerine inanıyoruz.

Bu İstanbul açıklamamızdan hemen sonra, aklı başkalarının kesesinde olanların paçalarının tutuştuğuna şahitlik ettik. Köşelerinde, ekranlarda pespayece yorumlar ve tutumlar içerisine girdiler. Siz bunlardan zamlara, hak gasplarına, yolsuzluklara, kayyımlara, kaçak seçmenlere, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe dair tek bir cümle duydunuz mu? Hayır, duyamadık. Çünkü bunların derdi iktidarla, muhalefetle, ana muhalefetle birlikte 21’inci yüzyılda Kürt halkını yine sömürge gibi yönetmektir.

Diyorlar ki oy hakkınız var ama istediğimiz adaya verin. Hükümet cephesi de diyor ki Kürt sorunu yok ama hakkınız yok. Eşitiz, kardeşiz diyorlar ama bunu bir türlü biz göremiyoruz. İşte bu sömürgeci aklı biz reddediyoruz, buna itiraz ediyoruz. Kürt halkı bir yüzyıl daha sömürge olarak yönetilmeyecektir. Maaşlarını zengin kulüplerinden alanlar, parti genel merkezlerinden ve plazalardan çıkmayanlar Kürt halkına ve DEM Parti’ye rota çizmeye çalışıyorlar.

Bunlara göre Kürt halkı yetersizdir, Kürt halkının aklı yetmez, Kürt halkı siyaset yapamaz, siyaset üretemez. Bunlara göre Kürt halkı sadece kendilerinin işaret ettiği kişilere oy verebilir. Bu ülkenin en politik tabanının Kürtler ve DEM Partililer olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu yorumları yapanlara şunu söylemek istiyoruz: Seçim otobüslerimizin peşinden koşturup ter döken o kara yağız çocuklar var ya, işte onlar ekranlardan ve sosyal medyadan atıp tutanların yüzlercesini ceplerinden çıkarır. Emin olun o çocuklar, ekrandan dünya kadar yorum yapanlardan daha politik.

Ne yapacağımızı bu pespaye yorumları yapanlar karar veremez. Biz kendi kararlarımızı kendimiz alır ve uygularız. Kararlarımızı alırken halkımıza sorarız, halkımızı özne olarak görürüz. Halkımızın dediği yolda, belirlediği rotada yürürüz. Biz seçimde kendi gücümüze de yeterliliğimize de güveniyoruz. Bunu sorgulamak kimsenin haddi değil. Kürt halkı ve DEM Parti Türkiye’de siyasetin kurucu öznesidir. Bu geçmişte de böyleydi, bugün de böyledir. Bu yorumları yapanların tutuşmasının sebebi de özne halimizi halen koruyor olmamızdır. Bunu bizden daha iyi biliyorlar. Şimdi işin ilginç noktası; aday çıkarsak bir yerlerden talimat aldılar diyorlar, çıkarmasak da bir yerlerden talimat aldılar diyorlar. Oysa onlar gerçeği bizden daha iyi biliyor. Biz talimatları sırça köşklerden, müteahhitlerden değil halklarımızdan alırız.

“Türkiye halkları için DEM, DEM için Türkiye dönemini başlatacağız”

Onların derdi 31 Mart’ta sandık, makam, ranttır; bizim derdimiz 1 Nisan’dan itibaren barış ve demokrasiyi bu ülkeye armağan etmektir. Aramızdaki fark budur. Onlar siyasi tüccarlık yapıyorlar; biz ise bu halkın demokrasiye ve barışa ulaşması için ortak değerler etrafında yürümeye çalışıyoruz. Biz bu Ali Cengiz Oyununa son vereceğiz. Bu oyuna son verecek ve Türkiye halkları için DEM, DEM için Türkiye dönemini hep birlikte başlatacağız. 31 Mart’tan başlayarak bu ülkede karış karış mücadele edecek, barışı getireceğiz.

Bizim yolumuz müteahhitler ve rantçılar arasında tercih yapmak değildir; bizim yolumuz 3’üncü Yoldur. Halka rağmen değil halkla birlikte mücadele etmektir bizim yolumuz. Dikkat ederseniz ırkçılıkta, çözümsüzlükte, kent düşmanlığında yarışanlar da kendilerine üçüncü yol diyor. 3’üncü Yol onların yolu değildir; hepimizin, hepinizin yoludur, 3’üncü Yol bizim yolumuzdur. Onlar aynı fikrin ve zikrin torbalarından, kostümleri farklı ama zihniyetleri aynı. 3’üncü Yol emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin yoludur. Bizim temsil ettiğimiz yoldur.

Klavye başlarında oturup yazanlara birkaç söz şey söylemek istiyorum. Klavye delikanlılarına da birkaç şey söylemek isterim. DEM Parti’yi düzen partileriyle karıştıranlar 40 yıllık mücadelemize, ödediğimiz bedellere, verdiğimiz mücadeleye, geldiğimiz noktaya bir kez daha samimiyetle ve önyargısız bir şekilde baksın. Bizi düzen partileriyle karıştırmasınlar. Bizi konforlu odalarında klavye başından, bu halk için herhangi bir bedel ödemeden, kılını kıpırdatmadan eleştiren kendileri ile karıştırmasınlar. Biz kararlı adamlarla yürüyoruz.Her attığımız adımın bir bedeli var.

Kürdistan’da ön seçimlerimizi yapıp adaylarımızı açıkladık. Batıda da adaylarımızı açıklamaya devam ediyoruz. Kalan yerlerdeki çalışmalarımız da bugün yarın son aşamasına gelecek. İnşallah her yerde size layık, sizin siyasetinizi yürütecek, sizden olan, sizin gibi düşünen arkadaşlarımızla birlikte bu seçimlerde hak ettiğimiz sonuca ve zafere ulaşacağız.

İstanbul Eş Başkan adaylarımızı açıkladık: Sayın Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni. Türkiye’nin kalbi İstanbul’da atıyor. Bunu biz de çok iyi biliyoruz. Her iki arkadaşımız da İstanbul’da aday olarak öylesine gösterilmediler. Birisi Terzi Fikri’nin geleneğinden geliyor, diğeri Edip Solmazların geleneğinden geliyor. Her iki arkadaşımız da bu geleneği İstanbul’da en iyi şekilde uygulayacak birikime ve niteliğe sahip. İstanbul’da ortaya çıkan adayları bir teraziye koyarsanız; kimin yeterli olduğunu, kimin yönetebileceğini, kimin İstanbul emekçilerini ve halklarını kapsadığını herkes çok iyi görür.

Arkadaşlarımızın İstanbul’da çok iyi bir çalışmayla Ediplere ve Fikrilere layık bir pratik ortaya koyacaklarına inanıyorum, şimdiden kendilerine başarılar diliyorum. “Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur. Can da inci mercan da” diye bir söz vardır. Biz de Türkiye halklarına sesleniyoruz: Gelin yerel yönetimleri DEM’le buluşturalım. İşi ehline verelim, kentleri özgürleştirelim, toplumcu belediyecilik anlayışlarını egemen kılalım. Kentlerimizi ve doğamızı bu rantçıların elinden kurtaralım.

Ankara’yı ırkçılar arasındaki yarıştan kurtarmaya hazırız. Antalya’yı doğa talanından kurtarmaya hazırız. Başta Kürdistan’daki belediyeler olmak üzere, Türkiye’deki bütün belediyeleri demokratik, şeffaf, katılımcı, halkçı ve toplumcu yerel yönetimler anlayışımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Buluşturacağımıza eminiz. Buradan bir kez daha İstanbul’da ve diğer tüm kentlerde her bir arkadaşımıza seslenmek istiyoruz. İşin ne kadar kıymetli olduğu bilinciyle ev ev, sokak sokak, aile aile dolaşarak mücadele etmeye arkadaşlarımızı çağırıyoruz.

Halklarımızı da belirlediğimiz adaylar etrafında kenetlenmeye, bu onurlu görevi en iyi şekilde yürütmeye davet ediyoruz. Dün mücadelede, bedelde ve emekte bize destek veren, gözünü herhangi bir baskıdan sakınmayan İstanbul’un Kürtleri, emekçileri, işçileri, Terekemeleri, Azerileri, Türkiye’nin halkları eminim ki bu adaylar arasında bir ayrım koyarak kendi adaylarını destekleyecektir. Gururla ifade ediyoruz: Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde artık DEM dema me ye, DEM dema gelê me ne.

İrade gaspı, kayyım ve ayrımcılık Kürt halkına yönelik 100 yıllık politikadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün “Belediyelerimizde siyasi renge bakmadık” dedi. Oysa kaçak seçmenle Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışan kendisidir, partisidir. Biz diyoruz ki sen belediyelerde renge de baktın, dile de baktın, kimliğe de baktın. Oranın Kürtler tarafından yönetilip yönetilmediğine de baktın. Onun için Kürt halkının iradesine iki dönemdir kayyım atadın.

Yine Erdoğan 2014’te “En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur” diyor. Peki, Kürdistan’da kayyım atadığın kentlerde milli irade yolsuzluğu, hırsızlığı yok mu? Milli iradeyi çalan, çalmaya çalışan asıl hırsızlar da apaçık ortadadır. Bunlar yetmedi şimdi de Kürt halkı nerede yaşıyorsa kaçak seçmenle iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Yerel seçimlere gireceğimiz ve kazanacağımız 32 yerde milimetrik hesap yapmışlar. 32 tane kazanacağımız belediyeye kolluk kuvvetlerini irademizi gasp edecek şekilde kaçak seçmen olarak kaydırıyorlar.

Hani herkesin rengine saygı gösteriyordun, milli irade diyordun? Bu hırsızlık değilse, irade gaspı değilse nedir? Herkes bilsin ki iktidarın başı seccadede ama aklı hilededir. Bunu en iyi Kürdistan’daki uygulamalardan görüyoruz. Kürt halkına 100 yıllık bir ayrımcılık ve iradesizlik dayatılıyor; açlık, yoksulluk, ırkçılık dayatılıyor. Kürt halkının tenceresi, sofrası sefalete mahkum ediliyor. Ama aynı zamanda Kürt halkının siyasi iradesi de gasp ediliyor.

“Kaçak seçmen taşımak rengini bile bile Kürt halkının iradesini gasp etmektir”

Bugün bu ülkede en düşük yıllık gelire sahip olan kentler Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’dir. Sizlere iki tane harita göstereceğiz. Buradaki ayrımcılığı hep birlikte göreceğiz. Bu haritada gördüğünüz gri renkleri, bakın aslında Kürtlerin haritasını kendileri çizmişler. Bu haritaya bakan zaten 100 yıllık devlet politikasının nasıl işlediğini görür. Bu gri bölgelerde yaşayanlar Kürtlerdir. Bunlar Kürt kentleridir. Buradaki ayrımcılığı daha önceki grup toplantımızda da dile getirmiştik. Sadece bununla da yetinmiyorlar, şimdi başka bir şey yapıyorlar. Mor tabloda gördüğünüz kentlere de kaçak seçmen taşımışlar. Buranın tamamının iradesini gasp etmek için.

Peki bu iki harita tesadüf müdür? Hayır, değildir. Bunun adı hırsızlıktır, yolsuzluktur. Bunun adı, rengini bile bile Kürt halkının iradesini gasp etmektir. Evet, biz buna itiraz ediyoruz. O pespaye yorumları yapanları, sözde kendisine muhalifim diyenleri bu haritaya bakmaya devam ediyoruz. Biraz vicdanları varsa, biraz demokratlık muhaliflik varsa, bu tablonun cevabını hükümete sorsunlar. Bu tabloya bizim dışımızda itiraz eden olmadı. Bizim oylarımızı çantada keklik gören ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere. Bu tabloyu defalarca dile getirmemize rağmen.

Hani bu ülkede demokratlar vardı? Hani bu ülkede Kürt halkının iradesine saygı gösterdiklerini söylüyorlardı? Demek ki bunların birbirinden farkı yok. Bu iki haritaya itiraz etmeyen hiç kimse muhalifim, demokratım, ilericiyim, Kürt sorununun demokratik çözümünü istiyorum demesin. Buna ne biz ne siz inanacaksınız ne de haklarımız ve emekçiler inanacak. Geçen gün utanmadan Amed’de “Önümüzü açın sorunlarınızı çözelim” diyordu belki hatırlarsınız. Amed’de Kürt, Ankara’da kurt olarak Kürt meselesini çözemezsiniz. Bu siyasetiniz çözüm değil çatışma ve savaş üretir. Gerçekten çözüm iradeniz var mı? Varsa, buyurun. Elinizden tutan mı var, engel mi olduk? Diyarbakır’da kimin önünde engel olduk.

Bugüne kadar hükümet cenahından Kürt meselesinin, özgürlükler meselesinin çözümü konusunda herhangi bir adım attılar da karşı çıktık mı? İşte buraya Ankara’ya gelip kurt oluyorlar. Buraya gelip MHP siyasetinin birer savunucusu haline dönüşüyorlar. Çözüm iradeniz varsa, çözümün adresini size söyleyelim. Bugüne kadar demek onlara net bir şekilde çözümün adresini anlatamadık. Şimdi huzurunuzda çözüm adresini, bu meseleyi çözmek isteyenlere sunalım: Çözümün adresi Bursa Karacabey’de Susurluk Çayı’nın aktığı ağzın az ötesindeki İmralı Adası’dır. Bundan daha açık bir çözüm adresi olabilir mi? Bugüne kadar anlamamışlarsa, bugün artık çözüm adresini milimetrik olarak söyledik.

Bakalım bu ülkede bu sorunu gerçekten çözüyorlar mı, çözme iradeleri var mı? Hep beraber görelim. Kürt sorununda demokratik çözüm iradeleri varsa çıkıp açıklasınlar değil mi? Bir seçim arifesindeyiz. Anadili hakkında ne düşünüyorlar, siyasi tutsaklar ve kayyımlar hakkında ne düşünüyorlar, Rojava’da yoksul halka her gün yapılan operasyonlar hakkında ne düşünüyorlar? Buyursunlar, söylesinler. Biz de anlayalım gerçekten çözme iradelerinin olup olmadığını. Eğer bir çözüm iradeleri varsa da huzurunuzda söz veriyoruz. En küçük zerremize kadar, varsa bir çözüm iradesi, onun yanında durmaya ve onu desteklemeye hazırız. Ama yoksa da direniriz.

Söz konusu Kürt sorununun çözümü olunca biz herkesle görüşürüz. Yok şununla görüştüler, bununla görüştüler gibi tartışmalar bizi tarif etmiyor. Bizim için önemli olan Kürt sorununun demokratik çözümüdür. Kürt sorunu seçimlerden önemlidir. Seçilecek belediyeler önemsizdir demiyorum ama onlardan daha önemlidir. Belediyelerden, makamlardan çok daha önemlidir.

Biz Kürt sorununu çözmek isteyen iradenin önünde engel değiliz, ona destek oluruz. Bizim aday açıklamamızı da lütfen kimse pazarlık yapıyoruz gibi algılamasın. Bu, 40 yıllık mücadeleye, ödenen bedellere, siyasetimize hakarettir. Bunu kabul etmiyoruz. Biz değer siyaseti yapıyoruz. Biz halkımızın ve halklarımızın siyasetini yapıyoruz. Buradan bir kez daha iktidara ve muhalefete ve onların yandaşlarına çağrı yapıyoruz: Kürt sorununun çözümü konusunda varsa bir iradeniz ortaya koyun da ortaklaşalım.

Yine 1 Şubat’ta yola düşen, il il ilçe ilçe dolaşan Büyük Özgürlük Yürüyüşünü hepiniz izliyorsunuz. Hepinizi o yürüyüşe kulak vermeye, destek vermeye davet ediyorum. Bu yürüyüş çok önemli bir yürüyüştür. Bu yürüyüş, biraz önce açık adresini gösterdiğim sorunun çözümüne büyük katkı sunacaktır. Herkesi bu yürüyüşte dile getirilen talepleri dikkatle izlemeye çağırıyorum. Önceki gün Mersin’deydik. Orada adalet nöbetini ziyaret ettik.

Anneler çok önemli şeyler dile getirdi. Bu ülkede gençler ölmesin, sıvasız evlere cenazeler gitmesin dediler. Türk, Kürt, Arap halkları kardeştir dediler, bu kardeşliğe nifak sokanları lanetlediler. Kürt sorununun müzakere ve barışla çözülmesini istiyordu Barış Anneleri. Biz muhalefeti de iktidarı da barış nöbetindeki annelerin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Sadece onlara da değil cezaevlerinde 79 gündür açlık grevi yapan arkadaşlarımıza da kulak versinler. Onlar da biraz önce açık adresini verdiğim adresi işaret ederek bu sorunun artık çözülmesi gerektiğini söylüyor.

“Kürt sorunu çözüldü mü?”

15 Şubat Sayın Öcalan’a dönük uluslararası komplonun 25’inci yıldönümü. Çeyrek asırdır süregelen sorunun ve çözümsüzlüğün temel nedenlerini bu komploda aramak lazım. Getirdiniz, getirdiler; getirmeye gücünüz var mıydı onu da bilmiyoruz. Kendisi 25 yıldır tecrit altında, ne oldu mesele çözüldü mü? Kürtler davalarından, haklarından; Aleviler eşit yurttaşlık haklarından vaz mı geçti? Hayır. Demek ki 25 yıllık bu komplo Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Aksine Türkiye’nin bütün enerjisini, ekonomisini bu uluslararası komplo çerçevesinde boşa harcadılar. Dolayısıyla bu komployu kınıyoruz. Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu aynı zamanda çözülen bir Türkiye’dir. Kürt sorunu çözülmedikçe, Türkiye uçurumun kenarında kalmaya devam edecektir.

Kürt sorunu çözülmediği müddetçe, emekliler başını yastığa aç koyacaktır. Kürt sorunu devam ettiği müddetçe, bu ırkçı beka perdesiyle ülkeyi yönetmeye çalışanlar daha fazla haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluk yapacaktır. Dolayısıyla bu sorunu çözmek hepimizin hayrınadır, hepimizin lehinedir. 86 milyon insanın kardeşçe barış içerisinde yaşaması için çok önemli bir fırsattır. 15 Şubat Uluslararası Komplosu vesilesiyle herkesi bir kez daha çözüme, barışa, özgürlüğe ve bu hedefte buluşmaya çağırıyoruz. Buradan Büyük Özgürlük Yürüyüşçülerine de sesleniyorum; kesinlikle 31 Mart’ta bu büyük yürüyüşü zaferle taçlandırarak onlara parti olarak en iyi cevabı vereceğiz.

DEM Parti halklar için umut ama “kent sabıkası” olanlar için büyük bir korkudur. Evet, bizden korksunlar. Çünkü biz o saltanat ve rant halısını altlarından öyle bir çekeceğiz ki tepe taklak düşecekler. Yerel seçimlerde demokrasi ve özgürlükler konusunda sicili bozuk olanlara, ırkçı ve milliyetçi siyasi sabuklara da hayatları boyunca unutamayacakları bir yenilgiyi tattıracağız. Bu rantçıların feleğini şaşırtacağız. Ön seçimle başladığımız süreci de 1 Nisan’da halkla birlikte belediyeleri geri almaya giderek zafere ulaştıracağız. Kürt halkının yaşadığı kentlerde yol yapmayan, çöp toplamayan, halka zulüm eden AKP’li belediyelerin ampulünü söndüreceğiz.

Biz güçlüyüz, her zaman da böyle olduk. Hiçbir zaman yılmadık. Yerel seçimlerde ana muhalefet partisiyiz. Bütün arkadaşlarımız bilmeli ki ayak bastığımız her yerde, aday çıkardığımız her yerde kazanmak istiyoruz. Meral Danış Beştaş’ı İstanbul’a boy göstermek için göndermiyoruz, kazanmak için gönderiyoruz. Biz kazanmak için geliyoruz. Bizim bunlardan tek eksiğimiz var o da ranttır, sermaye sopasıdır. Çok şükür ki onlar bizde yok, onlara ihtiyacımız yok.

Belediyeciliği en iyi biz yaparız, hizmeti en iyi biz yaparız. Halkın her kuruşuna en iyi biz sahip çıkacağız. 25 yıllık belediyecilik pratiğinde benim de kısa bir deneyimim oldu. Yerel yönetimleri aldığımız yerlerde yaşayan bütün halklar, bütün inanç grupları çok memnundu. Biz adil ve eşitlikçi bir gelenekten geliyoruz. Yurdu olmayana yurt, yemeği olmayana yemek, yatacak yeri olmayana yatacak yer bulan bir gelenekten geliyoruz. Kürt’ün evinde en önem verdiği elbiseleri, çarşafları, kap kacağı bir yerde saklanır. Niye, bir gün misafir gelirse en iyi hizmeti sunmak için. Bu gelenekten insanlar olarak tabii ki bir yerel yönetimlerde adil ve eşitlikçi olacağız. Halkın geleceğini, rahatını, huzurunu düşüneceğiz. 25 yıllık belediyecilik pratiğimiz de bunu net bir şekilde ortaya koydu.

Sizlere soruyorum; 25 yıl içinde rantçılıkla ve yoksullukla anılan tek bir belediye başkanımız var mıydı? Bunun için Sayıştay raporlarına gerek yok. Zaten bunu yapanlar bizim partimizde yerel yöneticilik yapamazlar. Bunu muhalefet de iktidar da çok iyi biliyor. İnşallah önceki dönem bütün aday olduğumuz belediyeleri, DEM Parti’nin yerel yönetim anlayışıyla buluşturacağız. Halkın gerçek temsilcileri olarak başlattığımız Büyük Özgürlük Yürüyüşünü 31 Mart zaferi ile taçlandıracağız. Bu ülkenin en temel sorunlarına karşı büyük mücadele edeceğiz, büyük örgütleneceğiz, büyük direneceğiz, büyük kazanacağız.

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: 100 Yıldır İnkar Ettiniz De Neyi Çözdünüz?

Partisinin Antep il başkanlığının olağanüstü kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Birlikte yaşamak dışında şansımız var mı? Bizim gidecek başka evimiz yok, bu topraklar bizim. Bin yıllardır bu topraklarda birlikte kardeşçe yaşıyoruz, bin yıllarca yine yaşayacağız. Bu yok sayan, reddeden yönetimler bir gün gidecek. Hiçbir şey sonsuz değil, hiçbir zulüm daim değil” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir gün mutlaka Türkler, “Yahu Kürt kardeşlerimiz bizim dilimizi konuşmuyor, Alevi yurttaşlarımız ve gayri Müslimler bizim gibi ibadet etmiyor” diyecekler. Bir gün mutlaka Kürt ve Türk gençlerinin ölmesine yol açan bu anlayışı kesinlikle yerle bir edecekler, lanet okuyacaklar. Yeniden sesleniyorum; 2 değil, 2 değil 25-30 milyon Kürt yaşıyor burada ne yapacaksınız? 100 yıldır bastırdın, cezaevlerine attın, açlıkla imtihan ettin, dilini inkar ettin, neyi çözdün? Devletin politikası tutsaydı bu salon dolar mıydı? Dün Akdeniz’deki halk buluşmasına on binler gelir miydi? Demek ki devlet aklı bir yerde yanlış yapıyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Antep il başkanlığının olağanüstü kongresinde konuştu. Bakırhan, konuşmasında şunları söyledi:

“Çok kötü bir dönemde yaşıyoruz. Dünyada açlığın ve yoksulluğun kol gezdiği, insanların geçinemediği, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok yerinde savaşların ve çatışmaların sürdüğü çok kötü bir dönemi yaşıyoruz. Filistin’de ciddi bir katliam ve soykırım yapıldı. Filistin halkı ciddi bir baskı ve zulüm politikası ile karşı karşıya. Buradan Dilok’tan dayanışma duygularımızı gönderiyoruz. Yine Rojava’da hegemonik ve emperyalist güçler halkların kendi kaderini tayin etmesinin önünde ciddi bir engel olarak duruyorlar.

Dünyada adaletin hakim kılınması için, dünyanın hangi köşesinde olursa olsun tek bir çocuğun ve annenin yoksul yaşamaması için dünyanın ezilenleri, ötekileri olarak üzerimize ciddi bir sorumluluk düşüyor. Filistin halkıyla da Rojava ile de dayanışacağız. İran’da her gün Kürt olduğu için, insanca yaşamak istediği için idam sehpasına gönderilen Kürtler ile dayanışmak zorundayız. Yoksa dünya daha da kötücül bir yer haline gelmektedir. Zalim, hastalıklı, ırkçı, faşist kafalar dünyanın birçok yerinde iktidarlarını devam ettirmek için savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe sarıldı.

İyi bir şekilde yaşamamız gereken bu dünyayı, savaş ve çatışmalara sürüklüyorlar. Ortadoğu da bu savaş ve çatışmaların merkezini teşkil ediyor. Bizler kendi iktidarlarını düşünenlere, dünya halklarını, yoksul ve emekçileri yok sayanlara, halka savaş ve çatışma getirenlere itiraz ediyoruz. Dünya halklarını yok sayan bu sistemlere, savaş ve çatışma isteyen bu iktidarlara karşı her zaman birlikte olacağız ve direneceğiz. Adil bir dünya yaratana kadar da mücadelemizi devam ettireceğiz.

Türkiye de aslında bu hegemonik dünya güçlerinden farklı bir konumda değil. Açlığın, yoksulluğun ve işsizliğin tavan yaptığı; insanların geçinemediği için intihar ettiği, komşusu ve ailesiyle kavgalı olduğu bir ülke Libya’da, Güney Kürdistan’da, Rojava’da, Suriye’de ne geziyor sorusunu bir kez daha buradan yinelemek istiyorum. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey başka ülkelere asker göndermek değildir; ihtiyacı olan şey kendi ülkesindeki demokrasiyi büyüterek Ortadoğu’daki bu çatışma ve savaşlara iyi bir örnek ve model olmaktır.

Savaşla, çatışmayla model olunmayacağını en iyi Antepliler biliyor. Bakın Suriye savaşına, eğer Türkiye dahil olmasaydı, bugün Suriye’de yaşayan yüz binlerce insan Antep’e göç etmeyecekti. Suriye’de barışın yanında olsaydık, Kürtler demokratik haklarını elde etsin deseydik; bugün Antep’te nüfus bu kadar yoğun olmayacaktı, Suriyeli kardeşlerimiz göç etmek zorunda kalmayacaktı. Dolayısıyla hangi partiden olursak olalım Türkiye’nin Ortadoğu’daki bu savaş ve çatışmalara hizmet eden siyasetine itiraz etmeliyiz. Sadece bizler Türkiye Rojava’yı neden bombalıyor dememeliyiz.

Saadet Partili, Yeniden Refah Partili, Cumhuriyet Halk Partili ve diğer siyasi partililer de bunu demelidir. Bizler bu savaş politikalarını izlediğimiz müddetçe, daha çok göçmen almak, daha çok mülteci almak, daha çok işsizleşmek, mutfağımızdan ve yediğimiz ekmekten daha fazla kısmak zorunda kalacağız. Çünkü bu ülkeyi yönetenler “Biz açız” dediğimizde, “Bir merminin fiyatı kaç?” diye soruyorlar. Bizler de Türkiye halkları olarak, onlara merminin fiyatını bilmediğimizi ama bu ülkenin mermi ihraç etmeye ihtiyacı olmadığını haykırmalıyız.

Bu zalim yönetimleri, bu savaş sevdalılarını durdurmak mümkündür. Eminim bir barış mücadelesiyle bu savaş politikaları boşa çıkarılacaktır. Biz HEP’ten günümüze bütün partilerimizle, sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde barıştan, mazlumdan, ezilenden yana olduk. Yine Filistin halkıyla, Rojava halkıyla, İran’da yaşayan halklarla, Ukrayna halkıyla, dünyanın başka yerlerinde yok sayılan ve ezilen halklarla birlikte olacağız, onların barış ve özgürlük mücadelesini destekleyeceğiz.

“740 bin üniversiteli genç neden kaydını dondurdu?”

Saray medyasını izlediğinizde güllük gülistanlık içerisinde yaşadığınızı sanırsınız. O TV kanallarındaki yorumculara ve hükümetin temsilcilerinin yaptığı konuşmalara bakılırsa durumumuz çok iyi. Ama sizlere soruyorum; gerçekten geçinebiliyor muyuz, gerçekten özgür müyüz, gerçekten düşüncelerimizi özgürce dile getirebiliyor muyuz? Dolayısıyla Saray’ın gündemiyle, Saray’ın kalemşörlerinin gündemleriyle Antep halkının, Türkiye halklarının gündemi aynı değildir. Saray’ın gündemi ile yoksul, siyasi iradesine kayyım atanan Kürt’ün gündemi aynı değildir.

Saray’ın gündemi ile 10 bin liralık maaşıyla geçinmeye çalışan emeklinin gündemi aynı değildir. 740 bin üniversite öğrencisi, geçinemediği için, ailesi harçlığını gönderemediği için üniversite kaydını dondurdu. Saray’a göre gençler mutlu, gençler Türkiye’de çok iyi yaşıyor. Saray’a sormak lazım; 740 bin üniversiteli genç neden kaydını dondurdu, niye okulu bıraktı, niye umutsuz bir şekilde sınırları ve okyanusları geçerek başka ülkelerde umut arıyor?

Evet, Saray’la gündemimiz aynı değil, AKP-MHP iktidarıyla gündemimiz aynı değil ama bize de büyük bir sorumluluk düşüyor. Biz ezilenler, dili yok sayılanlar, gençlerin umudunu çalan bu iktidara karşı eğer dayanışamazsak, eğer ortaklaşamazsak maalesef daha da yoksullaşacağız, daha da anti demokratik uygulamalarla karşı karşıya geleceğiz. Kayyımlar sadece Kürt belediyelerine değil; mahallerimize, evlerimize, dükkanlarımıza, STK’lara ve hatta siyasi partilere bile atanabilir. Yarın herhangi bir siyasi parti onların suyundan gitmediği zaman kayyım bile atayabilirler. Çünkü bunlar kayyımcı anlayışa sahipler. Türkiye’deki bu kayyımcı anlayışa karşı mücadelemizde güçlü itirazları yükseltmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin bugüne kadarki en büyük ekonomik krizi yaşadığı bir dönemdeyiz. Antep sanayi kentidir diyorlar, Türkiye’deki en zengin gastronomiye sahip kent olduğunu söylüyorlar. Sanayi kenti ise niye yoksulsunuz? Hani Antep sanayi kentiydi? Niye gençleriniz işsiz, iş bulamıyor? Fıstığını üreten, baklavasını yapan, kebabını yapan emekçiler acaba rahatlıkla bu gastronomi ürünlerini tüketebiliyorlar mı? Hayır. Antep marka kentidir ama AKP’nin dediği biçimde bir marka değil.

IŞİD’in kol gezdiği, örgütlendiği, bütün saldırılarının örgütlendiği bir kent haline getirildi Antep. Antep, emekçilerin ve yoksulların artık 10-20-30 liraya çalıştırıldığı bir kent haline getirildi. IŞİD’in, yoksulluğun, intiharların, göçmen düşmanlığının yapıldığı bir kent haline getirildi. Antep Belediyesi Türkiye’nin en pahalı suyunu satıyor. Hani baraj yapıldığı zaman en ucuz suyu içecekti Antepliler? Demokrasi desen yok, iş desen yok, insanlar umutsuz geçinemiyor ama onlar Antep’in marka şehir olduğunu iddia ediyorlar. Marka yoksullukla, ret ve inkarla olmaz, demokrasi ile olur.

Kürt gençlerinin burada oynayacağı bir tiyatro oyunu vardı, “Kral û travas” diye bir oyun. Bugün Kürtçe tiyatro yaptıkları için Antep’te kendilerine İl Kültür Müdürlüğü için salon verilmedi. Kürt’ün tiyatrosunu, dilini yok sayan bu anlayışa marka kent diyebilir miyiz? Demokrasi kenti diyebilir miyiz? Bunlar sadece tiyatrolarımızı yasaklamıyorlar. Japonya’da yaklaşık 15 bin civarında daha çok Mahakanlı bir Kürt topluluğu var. Kürtler, Japonya’ya anadillerinde eğitim görmek istediklerini söylediler.

Japonya Milli Eğitim Müdürü de Kürt çocuklarının anadillerinde eğitim görmesi için onlara öğretmenler buldu, öğretmenlerin maaşlarını ödedi. Burada Kürt tiyatrosuna karşı çıkanlar, Ahmedê Xanî ve Celadet Bedirxan ismine karşı çıkanlar, Japonya ile kriz yaşadılar. Neymiş, Mahakanlı çocuklar Japonya’da niye Kürtçe konuşuyormuş! Yahu bu ülke sadece kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürt’e düşman değil; Sibirya’da, Japonya’da, dünyanın neresinde olursa olsun Kürt lal olsun dilini konuşmasın, kendi iradesini seçmesin diyor.

Gerçekten bu ülkedeki diğer halklara soruyorum; Kürtlerin kendi dilini konuşmasının bu ülkeye ne zararı var? Malazgirt’te kapıya açan, Çanakkale’de canını veren, vergi ödeyen, askerliğini yapan, bu ülkenin en zor döneminde Türkiye halklarıyla birlikte olan ve Türkiye demokrasisinin savunuculuğunu yapan Kürtlerin dilini konuşmaması Saadet Partililer, Refah Partililer, DEVA Partililer, Gelecek Partiler, CHP’liler için de büyük bir ayıp değil mi? 21’inci yüzyılda bir ülkede 20 milyonun üzerinde yaşayan bir halk dilini konuşamıyorsa bu 86 milyonun ayıbıdır.

Bu ülkede kardeş olacağız, barış içerisinde yaşayacağız, birbirimizi kucaklayacağız; dışarıdan oynananlar karşısında yek vücut olacağız ama biraz vicdanlı olacağız. Antep’i ve Türkiye’yi yönetenlere Japonya’da Kürtçe konuşan Kürt çocuklarının diline neden müdahale ettiğini sormalıyız. Kürtçe tiyatronun yasaklanmasının sebeplerini Antep İl Kültür Müdürlüğüne sormalıyız.

“Sandıkta bizimle yarışamayanlar hayali seçmen taşıyor”

Bir seçim süreciyle karşı karşıyayız. Ülkeyi yönetenlerin seçimlerde yapmadıkları hile, yalan, dolan yok. Bizimle sandıkta yenişemeyenler kayyım atadılar. Kayyımlar iki dönemdir bütün belediyelerimizi talan etti. Kayyım demek yolsuzluk demektir. Kayyımların Kürt illerinde yaptığı usulsüzlükleri eğer yol etseydik inanın buradan Japonya’ya yol olurdu. Bu kayyımcı zihniyet artık bölgede kayyımların tutmadığını görünce ne yapıyor peki? Belediye kazanacağımız 32 yerde hayali, kaçak seçmen taşıyor. Siirt ve Ağrı’ya Siirt ve Ağrılı olmayan binlerce seçmen götürüyor.

Sözde sandık, demokratik irade için kuruluyor ama Siirt’te 2 bin oyla kazandığımız yere 8 bin Siirtli olmayan seçmen taşıyorlar. Neymiş? Siirt’e bir tabur getirmişler ve o tabur seçim güvenliğini sağlayacakmış. Ya vallahi en büyük güvenlik sorunu sizsiniz! En büyük demokrasi sorunu sizsiniz! Emin olun tek bir memurunuz, amiriniz olmasa bile Kürtler sandıklarda hile yapmaz, yalan yapmaz. Hangi siyasi partiye oy çıkmışsa onu usulüyle yazar. Böyle bir dünya var mı? Şimdi biz bu seçimlere demokratik mi oldu diyeceğiz.

Bu seçimlerle halkın demokratik iradesi sonuçlara yansıyacak diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Antep halkına bir çağrı yapmak istiyorum. Değerli Antepliler; onlar kaçak seçmen taşıyorsa, siz Kürt illerinde seçmen olan ama çeşitli sebeplerle kentinizde bulunan seçmenleri kendi olanaklarınızı kullanarak oy kullanmaları için göndereceksiniz ve seferber olacaksınız. Bir kaçak seçmene karşı iki tane helal seçmeni sandığına, kentine göndermek sizin boynunuzun borcudur.

Bize diyorlardı ki DEM Parti’nin adayları kırsaldan belirleniyor, başka yerlerden belirleniyor. Biz ne yaptık? Bugüne kadar dünyada hiçbir yerde olmayan bir sistem uyguladık. Amed, Batman, Siirt, Kars ve bütün Kürt illerinde adayları seçmeleri için halkın önüne sandıkları koyduk. Bizim adaylarımızı halk belirler ama AKP’nin adayları Saray koridorlarında belirleniyor. AKP’nin adayları tek kişi tarafından belirleniyor. Adayların halk tarafından belirlendiği dünyada eşi benzeri görülmemiş bu demokratik modeli hediye eden siz değerli halkımıza, partimize, çalışanlarımıza teşekkür ediyorum.

Partimiz sadece zulümle mücadele etmiyor; sadece adalet, kardeşlik, barış mücadelesi vermiyor, aynı zamanda merkeziyetçi, tekçi zihniyete karşı demokratik bir ders veriyor. Eş başkanlık sistemi demokratik bir derstir. Halk oylamasıyla adayları belirlemek demokratik bir derstir. Biz onlarla hem mücadele edeceğiz hem de onlara demokrasi dersi vereceğiz.

Antep’e 30 yıl önce de gelip gidiyordum. Gerçekten çok güzel bir kentti. Şimdi milyonlarca insanın yaşadığı, yeşil alanın olmadığı gri bir kent haline geldi. Ve bu gri kentle övünüyorlar. Siz Antep halkı bunu kabul etmemelisiniz. Antep’in kötü yönetildiğini en iyi siz bilirsiniz. Antepliler olarak bu talancı, bu demokrasi düşmanı, bu emekçi düşmanı yerel yönetimler anlayışını sandığa gömmelisiniz. Gücünüzü dayanışarak, işbirliği ve güç birliği yaparak ortaya koymalısınız. Tek tek kendi partimizde, kendi alanımızda mücadele ederek bu haksızlığı ve hukuksuzluğu durduramayız.

Antep halkının kent uzlaşısıyla; Kürt’ün, Arap’ın, emekçinin, yoksulun, Alevi’nin, kadının, gencin içerisinde yer aldığı bir dayanışmayla bu seçimlere girmesi gerekiyordu. Evet geç kalındı. Çünkü her siyasi partinin kendine göre kırmızı çizgisi vardı. Biz bu dönem kırmızı çizgileri ortadan kaldırdık. Sağcı, ırkçı, milliyetçi, halkları ve inançları yok sayan bu anlayışa karşı halkımıza dedik ki yerel demokrasiyi güçlendirmek için diğer siyasi partiler ve diğer kurumlarla ortaklaşarak adaylarınızı belirleyin.

Türkiye’nin birçok yerinde de partimiz kent uzlaşısı için elinden geleni ortaya koydu. Ancak maalesef muhalefetin de ortaklaşmaya, güç birliğine ne kadar kapalı olduğunu bir kez daha gördük. İtiraz edenler bir araya gelmeli, demokratik bir zeminde buluşmalı. Bu sistemi beğenmeyenler ortaklaşmalı. Türkiye’nin birçok yerinde kent uzlaşısıyla belirlediğimiz adaylarımızla birlikte seçimlere gireceğimizi belirtmek istiyorum.

Vakkas Dalkılıçların, Abdülsamet Sakıkların, Burhanettin Boluluların yoldaşları olan sizlerin mücadelesine 30 yıldır şahidim. Lütfen kendinize güvenin, umutlu olun, dik olun. Yürüttüğünüz demokrasi mücadelesinin ne kadar önemli olduğunun bilinciyle bir arada olun. Kazanırız kazanmayız demeyin. Partimizin belirlemiş olduğu adayların yanında kenetlenerek demokrasi düşmanlarına, kayyımcı zihniyete bu sandıklarda dersini verin.

Değerli siyasi parti temsilcileri, kurum temsilcileri bu çağrı da size: Kürt meselesi adil, eşitlikçi, bu ülke halklarının rıza gösterdiği ortak bir akılla çözülmediği müddetçe, bunlar ırkçılık, milliyetçilik, beka, vatan tamtamıyla her kötülüğü yapacak. En büyük kötülük nedir? Buraya gelmeden önce Antep Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu en büyük karar nedir baktım. Normalde Antep mülteci ve göçmen kentidir.

Mültecilerin entegrasyonu için, yoksul ve emekçilerin daha rahat ve huzurlu nefes aldıkları bir Antep için kararlar alınması gerekirken; Anteplilerin ucuz su içmeleri, rahat ulaşım sağlamaları için karar alması gerekirken; Antep Büyükşehir Belediyesinin belediye meclisinde aldığı en fazla sayıdaki karar imardır. İmar alanlarının yeniden yapılandırılması ve imarla ilgili konularda karar çıkarmışlar. İmar demek rant ve para demektir. Bir belediye meclisindeki kararların yüzde 70-80’i imarla ilgiliyse, bilin ki burada hizmet yoktur, adalet yoktur, huzur yoktur. Bunlar ülkeyi yönetemedikleri gibi bu kenti de yönetemiyorlar.

İşte Kürt meselesi çözülmediği sürece bu rantçılar, ihaleciler, kayyımcılar çocuklarımızın geleceğini çalmaya devam edecekler. Kürt meselesi nasıl çözülür? Belki siz de soruyorsunuz. Kürt meselesi bizim Türk’ten, Arap’tan, Azeri’den, Çerkes’ten farklı olan dilimizin, kültürümüzün ve politik tercihlerimizin yaşam bulmasıdır. Kürt meselesi Kürtlerle çözülür, bu ülkenin ortak aklıyla çözülür, bu ülkedeki bütün siyasi partilerin ve toplumsal örgütlerin katıldığı bir zeminde çözülür. Kimle çözülür?

Türkiye’nin rahat nefes aldığı iki yıl vardı, 2013-2015 arası Çözüm Süreciydi. Hatırlarsınız asker cenazeleri, silahlı gençlerin cenazeleri gelmiyordu. Türkiye ekonomisinin pik yaptığı, insanların geleceğe umutla baktığı, kamplaşmanın ve kutuplaşmanın olmadığı bir 2 yıl yaşadık. Sayın Öcalan dedi ki demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşayalım. Devlet aklı da buna ya inandı ya da işine geldiği için çözüm masası kurdu.

“100 yıldır inkar ettiniz de neyi çözdünüz?”

Şimdi birlikte yaşamak dışında şansımız var mı? Bizim gidecek başka evimiz yok, bu topraklar bizim. Bin yıllardır bu topraklarda birlikte kardeşçe yaşıyoruz, bin yıllarca yine yaşayacağız. Bu yok sayan, reddeden yönetimler bir gün gidecek. Hiçbir şey sonsuz değil, hiçbir zulüm daim değil. Bir gün mutlaka Türkler, “Yahu Kürt kardeşlerimiz bizim dilimizi konuşmuyor, Alevi yurttaşlarımız ve gayri Müslimler bizim gibi ibadet etmiyor” diyecekler.

Bir gün mutlaka Kürt ve Türk gençlerinin ölmesine yol açan bu anlayışı kesinlikle yerle bir edecekler, lanet okuyacaklar. Yeniden sesleniyorum; 2 değil, 2 değil 25-30 milyon Kürt yaşıyor burada ne yapacaksınız? 100 yıldır bastırdın, cezaevlerine attın, açlıkla imtihan ettin, dilini inkar ettin, neyi çözdün? Devletin politikası tutsaydı bu salon dolar mıydı? Dün Akdeniz’deki halk buluşmasına on binler gelir miydi? Demek ki devlet aklı bir yerde yanlış yapıyor.

Kürt meselesini çözmek istemeyenler bu ülkenin düşmanlarıdır. Kürt meselesini çözmeyenler asıl bölücülerdir. Kürt meselesini çözmeyenler, halkları karşı karşıya getiren ve düşmanlaştıran bir anlayışa sahiptirler. Cezaevlerinde açlık grevleri var. “Yahu kardeşim artık yeter. Aşımızdan ekmeğimizden bu savaşa giden paralar gitmesin. Kürt anasını görsün, dilini konuşsun, seçtiği iradesiyle kendini yönetsin” diyorlar. Niye yanaşmıyorlar, çünkü işlerine gelmiyor. Bu ülkenin geleceği için, gençler için, bu ülkedeki yoksullar emekçiler için, 86 milyon için, demokrasi için, demokratik cumhuriyet için iktidarı ve varsa devlet aklını Kürt sorununu demokratik yollarla çözmeye bir kez daha davet ediyorum.

Bir gün umarım hep birlikte Antep’te bu sorunları konuşmak yerine Türkiye’nin kalkınması ve barış içerisinde yaşaması için projelerimizi anlatırız. Umarım halklarımızı inkar eden anlayışı bu topraklara gömeriz, barışı, demokrasiyi ve özgürlükleri yeşertiriz.”

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan’dan “Kent Uzlaşısı” Mesajı

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Partili Tuncer Bakırhan, “Elimizden geleni yapmaya çalıştık ama maalesef hastalıklara sahip kimi siyasi akılların bir biçimiyle kentlerin ortak yönetimle yönetilmesine karşı bir direnci oldu. Buna rağmen birçok yeri zorladık. Kent uzlaşısı çerçevesinde adayların çıkması için elimizden gelen çabayı ortaya koyduk. Kimi yerlerde kent uzlaşısı da oldu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onlar muhtemelen önümüzdeki günlerde çalışma yürüten arkadaşlarımız tarafından kamuoyuna açıklanacak. Ama bazı yerlerde kadını, çevreyi ekolojiyi, Kürt’ü, Alevi’yi, farklıyı, ötekiyi dikkate almayan örneklerle karşılaştık. Biz sağcı, kentin dokusuna ve değerlerine aykırı bir insan için yıllarımızı vermedik. Bu kendisine muhalefetim diyen, iktidar olmak isteyen insanlara da bir mesajdır. Doğru, demokrat, kapsayıcı insanlarla buyurun kentler kendi dinamikleriyle kendilerini yönetsinler dedik. Bunu demeye de devam edeceğiz.”

Tuncer Bakırhan, açıklamasının devamında, “Dün kimi yerlerde adaylarımızı açıkladık, açıklamaya devam edeceğiz. Türkiye halklarına hayırlı olsun. Uzlaşma sağlamadığımız yerleri açıkladık. Uzlaşı olanaklarının olduğu yerlerde görüşmeler sürüyor. Umarım oralarda halkımızla ve desteğinizle birlikte kent uzlaşısını sağlayarak herkesin temsil edildiği ortak yönetimler oluşturabileceğimiz bir zemin yakalarız” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Mersin’de sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileriyle bir araya geldi. Burada konuşan Tuncer Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“Mersin’in bütün renkleri hepinizi saygıyla selamlıyorum. Katılan kurumların listesine baktım. Mersin’deki bütün renkleri, inançları temsil eden bu mozaik bizi sevindirdi. Aslında tam da DEM Parti bu salonda oturan bileşenler demektir. DEM Parti Kürt’tür, Türk’tür, emekçidir, yoksuldur, Tahtacı’dır, kadındır, ekolojistir, gençtir, emekçidir. Dolayısıyla bu salonda arkadaşlarımla birlikte olmaktan dolayı mutluluk ve gurur duyuyorum.

Eminim çok değerli eleştiri, öneri, analiz ve yorumlarınızı da alacağız. Çok stratejik konularda daha çok yereli esas alıyoruz, yereli dikkate alıyoruz. Yereli dikkate almayan, onun düşüncelerinden azade olan her yaklaşım yarım ve eksik kalmıştır. Kesinlikle böyle bir anlayışın başarıya ulaşma şansı yok. Biz devrimciler, demokratlar, Kürtler, toplumun bütün renklerini oluşturanlar konuşarak, anlaşarak, anlayarak, anlatarak yol alabiliriz. Çünkü zor bir süreçle karşı karşıyayız.

Dünya hiçbir dönem olmadığı kadar adaletsiz. Adalet adına oluşturulan kimi kurumların bir işlevi ve karşılığı yok. Olsaydı, Filistin’deki zulmü, katliamı ve işgali görürdü. Olsaydı, Rojava’da okulların, enerji ve eğitim sahalarının üzerine bombalar yağmazdı. Olsaydı, İran’da insanca yaşamak isteyen gençler, aydınlar, yazarlar her gün idam sehpasına gitmezdi. Olsaydı, dünyanın neredeyse 3’te birinin gözü başka bir sınırı geçmekte olmazdı. Dünya sistemi, hegemonik güçler maalesef daha fazla zenginleşmek, daha fazla sömürmek için çatışmalar ve savaşlarla kendi krizlerini örtmeye çalışıyorlar. Bugün dünyanın birçok yerindeki çatışmalar ve savaşlar da buna bir örnektir.

Ukrayna’dan tutalım Filistin’e, Rojava’ya kadar dünyanın başka başka coğrafyalarında savaş ve çatışmalar var. Savaşları halklar istemiyor. Eminim, halklar her gün idam edilen Kürtler için üzülüyordur. Rojava’ya düşen her bombaya Mersin’deki bu rengarenk salon eminim üzülüyordur. Biz her gün milliyetimiz, kimliğimiz, inancımız fark etmeden Filistin’de hayatını kaybeden insanların acısını yüreğimizde hissediyoruz. İnsan olmanın bir gereği de budur: Katledilenin, ezilenin, sömürülenin kim olduğuna bakmaksızın ona sahip çıkmak.

Ortadoğu’da ciddi bir kaos var, ne olacağı belirsiz. Her birimiz kaygıyla izliyoruz. Türkiye de bundan azade değil. Türkiye de bu merkezin orta yerinde duruyor. Bizi düşündüren, kaygılandıran bir durum söz konusudur. Türkiye demokratik olsaydı, ülkede yeterince özgürlük olsaydı, Ortadoğu’da çok iyi bir örnek olabilirdi. HEP’ten bugüne geleneğinden geldiğimiz bütün siyasi partiler aynı şeyi söylüyor. Ortadoğu’daki bu karanlığa, çölleşmeye, çürümeye karşı aslında burası bir model olabilirdi.

Tam da bunun mücadelesini veriyoruz. 40 yıldır demokrasi olsun, özgürlük olsun diye çalışıyoruz. Kürt ile Türk’ün bir sorunu olmadığını, Alevi ile Sünni’nin bir sorunu olmadığını, bunu yaratanın sistemin kendisi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Başka bir kurtuluşumuz yok. Kürt’ü, Alevi’yi, Tahtacı’yı kapsamayan, emekçinin geçimini düşünmeyen hiçbir sistemin, hiçbir düşüncenin başarıya ulaşma şansı yok.

Dünyayı saran kaos ve kriz dalgası Türkiye’de de fazlasıyla kendisini hissettiriyor. Paranın pul olduğu, insanların geçinemediği, yılda 740 bin öğrencinin üniversiteyi bıraktığı ya da kaydını dondurduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Yani bir zamanlar insanlar üniversiteye gitmek için gecesini gündüzüne katarken, şimdi üniversitede okuma hakkı kazanan 740 bin öğrenci kaydını dondurup okumaktan vazgeçiyor. Türkiye’de asgari ücretle insanlar geçinemiyor. Türkiye’de emekliler zaten açlık sınırının altında bir yaşamla mücadele ediyorlar. Bir kartopu olduk. En yoksulun, en emekçinin cebinde bile 2-3 tane banka kartı bulunuyor.

Birinden çektiği parayı, diğerinin asgarisine yatırıyor. Oradan çekiyor, diğerine yatırıyor. Bunu hepimiz görüyoruz. Görünmeyen bir tablo yok ama önlemi alınmayan bir tablo var. Çünkü o emekçiye giden paranın başkalarının cebine inmesi gerekiyor. Başkalarının daha da zenginleşmesi gerekiyor. Dolayısıyla birileri zenginleşirken Türkiye’deki emekçiler, emekliler, çalışanlar, işsizler gittikçe yoksullaşıyor. İnsanlar açlık sınırı altında bir yaşam sürdürmek zorunda kalıyorlar. Evet, biz buna itiraz ediyoruz. Burada bulunan değerli kurum temsilcileri de aynı şeyi düşünüyor. Biz izlersek, itiraz etmezsek, bir araya gelemezsek, işte yaşayacağımız Türkiye aşağı yukarı budur.

Hukukun olmadığı, AYM kararlarının bile tanınmadığı, seçilmiş milletvekillerinin -ki daha önce eş genel başkanlarımız ve belediye eş başkanlarımız dahil olmak üzere biz de maruz kaldık- cezaevine yollandığı, her an herkesin evine, işine kayyımın atandığı bir rejimle karşı karşıyayız. Her gün insanlar intihar ediyor. Bunu neye bağlayacağız? Bir cinnet toplumu haline geldik. Halklar hiçbir dönem olmadığı kadar karşı karşıya geldi. Niye? Devletin ırkçı, milliyetçi, yok sayan siyasetinden dolayı.

Şimdi Akdeniz’de, Mersin’de size soruyorum: Allah aşkına, yüzyıllardır beraber yaşıyoruz ama diyebilir misiniz Kürtler ya da Araplar gerçekten birbiriyle ciddi bir sorun yaşıyor? Hayır! Sorunu yaşatmak isteyen sistemin kendisidir. Çünkü onlara kan ve can veren milliyetçiliktir, ırkçılıktır. MHP milliyetçilik, ırkçılık yapmazsa neyin siyasetini yapacak? MHP emekçiden yana bir siyaset yapabilir mi? Demokrasi, özgürlük dersen en yabancısı olan bir siyasi partidir. Dolayısıyla bu milliyetçi ve ırkçı politikaları hep birlikte Mersin’den ve Türkiye’nin dört bir yanından defetmemiz gerekiyor. Aksi halde çocuklarımız bundan etkilenecek.

Türkiye ekonomik olarak zaten kötü yönetiliyor ama demokratik olarak, hukuk olarak da kötü yönetiliyor. Ciddi bir çürüme var. Daha önce çocuklarımız sigarayı bile rahat içemezken, şimdi mahallelerimizde ve sokaklarımızda uyuşturucu kol geziyor. Kürt’ün, Alevi’nin, emekçinin hak aradığı her yeri izleyen, bir tweet atanı köşe bucak arayıp bulan bu sistem Akdeniz’de, Siirt’te, Batman’da kimin uyuşturucu sattığını bilmiyor mu? Biliyor ama çürütüyor. Çünkü kendi çocukları güvenli limanlardadır.

Kendi çocukları, insanlarımızın yaşadığı sokaklarda yaşamıyor. Onların ne yaşadıkları bu ülkeyi yönetenlerin çok umurunda değil ama bizim umurumuzda olmalı. Çünkü biz ezilenler adına, emekçiler adına mücadele yürüttüğümüzü söyleyen kurumlarız, siyasi partileriz. Biz bir araya gelemezsek, biz işbirlikleri ve ittifaklar oluşturamazsak; bu zalim ve faşizan, bu yok sayan sistemi nasıl gerileteceğiz? Buyurun size bu soruyu soruyorum. Eminim bu sorunun cevabını söz aldığınızda siz cevaplarsınız. Hep birlikte ortak bir akıl ortaya çıkarırız.

“Meselelerin üzerinin örtüldüğü bir Türkiye’de hiçbirimiz mutlu olmuyoruz”

2 yılda 4 siyasi parti ismi değiştiren bir siyasi partinin eş genel başkanı olarak konuşuyorum. Dün bir büyükelçi gelmişti. Biz 2 yılda 4 kez siyasi parti ismi değiştirdik dediğimizde şaşırdı. Neredeyse 40 yıldır her iki yılda bir siyasi partimiz kapanmış, ismi değişmiş. Diyebilir miyiz bu ülkede siyasi partiler özgürce siyaset yapıyor? Aslında hepimiz tabloyu görüyoruz ama bu tablo karşısında ne yapacağımız konusunda farklılıklarımız var. Her birimiz kendi partisiyle, kendi programıyla, kendi kırmızı çizgileriyle hareket ettiği müddetçe emin olun bu sistem güçlenecek, büyüyecek ve gün gelecek belki bu salonlarda toplantılar da yapamayacağız.

Ama biz Kürt niye anadilini konuşmuyor, Tahtacılar niye özgür ve eşit yaşamıyor, Alevilerin cemevleri neden ibadethane statüsüne kavuşmuyor, uyuşturucuya ve çeteleşmeye hayır, bu yolsuzluk düzenine hayır demediğimiz sürece maalesef sadece buralarda konuşmak durumundayız. İtiraz ediyoruz, itiraz etmeye devam ediyoruz. Cezaevlerinde bir açlık grevi var işte tüm bu zulüm karşısında. Tecrit politikası kaldırılsın diyor insanlar. Ne kötülüğünü gördük iki yıllık Çözüm Sürecinin? Daha huzurlu değil miydik, daha mutlu değil miydik? Türkiye meselelerini daha açık ve şeffaf konuşmuyor muyduk? Dolayısıyla meselelerin üzerinin örtüldüğü, yok sayıldığı, inkar edildiği bir Türkiye’de hiçbirimiz mutlu olmuyoruz.

Allah aşkına niye biz anadilimizi konuşmayalım, kime ne zararı var? “Hun bixêr hatin hun çawa nin” demenin bu ülkeyi böldüğünü kim bize açıklayabilir? “Ehlen ve sehlen” dediğimizde hangi ülke bölünmüş? Dolayısıyla birbirimize ihtiyacımız var. Mesele seçim değil seçim sonuçları değil, çıkardığımız vekil sayısı, aldığımız belediye sayısı değil. Mesele bu ülkenin geleceğidir, çocuklarımızın geleceğidir. Mersin olarak itirazımızı ortaya koyalım, taleplerimizi ortaya koyalım. Dayanışalım, birbirimizi eleştirelim, birbirimizi besleyelim. Başka çıkar yolumuz yok. İstanbul da İzmir de böyle olsun. Bizi kandıran ve oyalayan birbirinden farklı siyasi anlayışların bu ülkeye kattığı bir şey yok.

Can Atalay’ı cezaevine gönderen ana muhalefet partisinin dokunulmazlığın kaldırılmasına dönük verdiği destektir. Selahattin Demirtaş’ı, Gültan Kışanak’ı, milletvekillerimizi, belediye başkanlarını oraya gönderen bizzat “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” diyenlerdir. Bu olmasaydı, Can Hatay halkıyla olacaktı. Vekillerimiz bugün sizinle olacaktı. Dolayısıyla uyarıcı da olmamız lazım. Siyasi partileri demokratik bir zemine çekmek gibi sizin büyük bir görev ve sorumluluğunuz var.

Son yapılan milletvekili seçimlerinden sonra Mersin ve Adana’da da toplantılar yaptık. Orada katılımcılar, Adana dikkate alınsaydı bu sonuçlar olmazdı, Mersin’in yerel özgünlükleri dikkate alınsaydı Akdeniz böyle olmazdı dedi. Aslında Kürtlerin de Türkiye’de yaşayanların da ortak düşüncesini dile getirmişti. Biz de düşündük taşındık ve dedik ki sistem karşıtı olduğunu söyleyen, demokratik olduğunu söyleyen, merkeziyetçiliğe karşı ademi merkeziyetçi bir yapıyı savunan bir partinin adaylarını merkez belirlememeli. Sandık koyduk, belki eksiklikler ortaya çıktı.

“Demokrasiyi söz olarak dile getirmeyeceğiz”

Ancak eşi benzeri olmayan bir sistem uyguladık. Dünyanın birçok yerindeki deneyimleri izledik. Bazı partiler sadece kendi üyeleriyle adaylarını belirliyor, bazı partiler seçilmiş delegelerle adaylarını belirliyor. Biz kentin tüm dinamiklerini kattık. Kent dinamiklerinin tamamıyla birlikte halkımız sandıklarda kendi adaylarını çıkardı. İki yılda 4 isim değiştiren bir siyasi parti, bütün deneyimli yöneticileri cezaevinde olan bir siyasi parti olarak Türkiye’ye demokrasi dersi veriyoruz. Kimseyi kandırmak için, siyaset yapmak için bunu yapmıyoruz. Hatay halkının yuhaladığı bir aday, yerel dikkate alınsaydı merkez tarafından belirlenir miydi? Ya da rantçlıkla anılan kimi siyasetçiler, yerel dikkate alınsaydı belirlenir miydi?

İşte biz sizlerle birlikte, adalet nöbetinde ziyaret ettiğimiz Barış Anneleriyle birlikte demokrasiyi sadece söz olarak dile getirmeyeceğiz, pratik sahada da uygulayacağız. Hatta yeri geldiği zaman sizin kararınızla birlikte seçimi beklemeden geri çekme hakkımızı da kullanacağız. İlkelerimize, politikalarımıza, halklarımızın ortak değerlerine hizmet etmeyen birine 5 yıl mecbur mu kalacağız? Buradaki bu akıl, bu vicdanlı toplum, Kürt’ün ve Alevi’nin başarısını hisseden bu toplum aynı zamanda geri çekme hakkına da sahip olmalıdır.

Son seçimden sonra yaptığımız toplantılardan bizler büyük dersler çıkardık. Birlikte başarmamak için hiçbir sebep yok. Eskiden devrimciler “Devrimin objektif subjektif koşulları oluşmuştur” derdi. Belki devrimin objektif subjektif koşulları yoktur ama kesinlikle demokrasinin ve ortak değerlerimizin kazanmasının objektif subjektif koşulları oluşmuştur. Demokrasi yok, hukuk yok, özgürlük yok; işsizlik var, yoksulluk var, açlık var, kadın katliamı var. Çevre hiçbir dönem olmadığı kadar AKP’li müteahhitlere peşkeş çekilmiş. Objektif koşullar nedir? Sadece bunun önünde tek bir engel var: Bir olamıyoruz, güç birliği yapamıyoruz, ortak olamıyoruz.

Ortak adayımız, ortak yönetimimiz diyemiyoruz. Birlikte yönetme konusunda hala eksiklerimiz var. Bunları giderebilirsek başarırız. Parlamento bu salondaki kadar nitelikli değil, buradaki kadar toplumun renklerini yansıtmıyor. O zaman oraları değil buraları merkezlere koymak lazım. Önümüzdeki dönemlerde yine sizlerle bir araya geleceğiz. Çünkü zor bir süreçten geçiyoruz ve her konuda danışacağız. Ama lütfen siz de bizleri rahat bırakmayın. Yazın çizin, öneri sunun. Bu ülkenin kötü gidişatına isyan edenler, çocuklarımız için yaşanılır bir ülke isteyenler bizi rahatsız etsin.

Birlikte aşacağız. Emin olun hiçbir dönem olmadığı kadar, Türkiye’de demokrat, devrimci ilerici, sol sosyalist parti ve gruplarla işbirliğine elimizi açtık. Eğer bir şey olmuyorsa ya da eksik oluyorsa, tamamına ermiyorsa DEM Parti ile ilgili bir durum yok. DEM Parti demokrasi mücadelesi veriyor. Demokrasiye, halkımıza ve barışımıza hizmet edecek, emekçilerin rahat bir nefes almasını sağlayacak her şeyi yaparız. Her konuda konuşup tartışırız ama bu konuda her şeyi yapma hakkını kendimizde görüyoruz. Çünkü bunlar hepimizin ortak değerleridir. Elimizden geleni yapmaya çalıştık ama maalesef hastalıklara sahip kimi siyasi akılların bir biçimiyle kentlerin ortak yönetimle yönetilmesine karşı bir direnci oldu.

Buna rağmen birçok yeri zorladık. Kent uzlaşısı çerçevesinde adayların çıkması için elimizden gelen çabayı ortaya koyduk. Kimi yerlerde kent uzlaşısı da oldu. Onlar muhtemelen önümüzdeki günlerde çalışma yürüten arkadaşlarımız tarafından kamuoyuna açıklanacak. Ama bazı yerlerde kadını, çevreyi ekolojiyi, Kürt’ü, Alevi’yi, farklıyı, ötekiyi dikkate almayan örneklerle karşılaştık. Biz sağcı, kentin dokusuna ve değerlerine aykırı bir insan için yıllarımızı vermedik. Bu kendisine muhalefetim diyen, iktidar olmak isteyen insanlara da bir mesajdır. Doğru, demokrat, kapsayıcı insanlarla buyurun kentler kendi dinamikleriyle kendilerini yönetsinler dedik. Bunu demeye de devam edeceğiz.

Dün kimi yerlerde adaylarımızı açıkladık, açıklamaya devam edeceğiz. Türkiye halklarına hayırlı olsun. Uzlaşma sağlamadığımız yerleri açıkladık. Uzlaşı olanaklarının olduğu yerlerde görüşmeler sürüyor. Umarım oralarda halkımızla ve desteğinizle birlikte kent uzlaşısını sağlayarak herkesin temsil edildiği ortak yönetimler oluşturabileceğimiz bir zemin yakalarız.

“Her şeye rağmen bizi yenemediler”

Sistem bizi rahat bırakmıyor. Her şeye rağmen bizi yenemediler, şimdi kaçak seçmenlerle irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. 32 yerleşim yerinde -ki bunların tamamı Kürt coğrafyası- ciddi bir taşıma yapmışlar. İktidarın zaten her şeyi kaçak, her şeyi illegal. Başkalarını illegal diye suçluyorlar ama bu kadar illegalize olmuş, bu kadar illegal yol ve yöntemler kullanan başka bir siyasi parti tanımadık. Bunlar gerçekten şaşırtıcı düzeyde oyunlar oynuyorlar. Siirt’te 1500 oyla yerel yönetimleri kazanmıştık, 7 bin kaçak seçmen getirmişler. Bolu’dan bir tugayı getirip seçmen yapmışlar. Sadece seçim günü 7 bin kişi gelip oy kullanacak ve aynı saatte gidecek.

Ne Siirt’in büryanını yiyecek ne ayranını içecek ne koçer halkımıza bir merhaba diyecek. Tek kelime Kürtçe bilmiyor ama orada Kürtlerin ve Arapların iradesini gasp edecek, hileyle belediyeyi kazanacak. Böyle bir vicdan, böyle bir adalet olabilir mi? Uludere’de oy kullanan seçmen sayısı 2800, oradan tek bir oy alamıyorlar. Ne yapmışlar? 3200 yani ilçenin seçmeninden fazla kolluk kuvveti kaydırmışlar. AKP-MHP iktidarı orada seçim güvenliği sağlıyormuş. Uludere 2800 seçmen var, 3200 seçmen kaydırarak nasıl bir güvenlik sağlıyorsun? Her seçmene 1,5 kolluk kuvveti göndermiş. Hangi siyasi partinin ağzından bunu duydunuz? Kaçak seçmen var. Hırsızlık ve yolsuzluk yetmiyor, seçmeni de artık kaçak yapıyorlar. Dolayısıyla tüm bunlara rağmen direneceğiz.

Eyvallah etmeyeceğiz. Eyvallah eden bir gelenekten gelmiyoruz. Her birimiz birçok şeyi görerek buralara geldik. Onlar kaçak seçmen taşıyorlar, itirazlarımız reddedildi. Suç duyurusunda bulunacağız. Ancak biz burada bir şey yapabiliriz. Mersin iyi bir örnek bu konuda. Onlar Siirt’e 7 bin seçmen mi taşıdı, biz Mersinli devrimci demokratlar olarak Akkuyu’da çalışan 1500-2000 Siirtli’yi olanaklarımızla Siirt’e taşıyabiliriz. Size adres de veriyorum. Akkuyu’da 2 bine yakın Siirtli seçmen yaşıyor. Sizden destek istiyoruz. Dayanışalım. Kapıları tek tek çalın; Batman’da, Siirt’te, Kars’ta, Dersim’de seçmen olup gidemeyen insanların gitmesine katkı sunun. Bu toplantımızın en önemli konularından birisi budur.

Emin olun bütün bunlara rağmen moralimiz yerinde, direniyoruz. Anahtar rolümüzü koruyoruz. Yılmadık, pes etmedik, mücadelemizi daha güçlü bir şekilde devam ettiriyoruz. 31 Mart’tan sonra da alacağımız bütün belediyelerde Mersin’deki bu renkliliğe hizmet etmeyen hiçbir anlayışı barındırmayacağız ki bizden dahi olsa. Belediyeleri halkın, halkların, inançların evi yapacağız. O eve girdiğiniz zaman hangi dili, inancı taşıdığınızın bir önemi yok, insansınız. O kentin dinamiğisiniz. O yerel yönetimler de bu ilkeler esasında size davranmak, hizmet vermek zorundadır. Partim adına ve heyet adına hepinize teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

“DEM Parti İstanbul’da Aday Çıkarma Kararı Aldı” İddiası

Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), İstanbul başta olmak üzere batıdaki pek çok il ve ilçede aday çıkarıp çıkarmamayı masaya yatırdı.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, toplantıda uzun süren tartışmalar sonucunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aday çıkarma kararı alındı. Bu konuda olası isimler üzerinde durulsa da net bir karar çıkmadı.

DEM Parti’de İstanbul’da aday çıkarma yönünde bir karar alınması halinde, Başak Demirtaş’ın partinin İBB Eş Başkan Adayı olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Başak Demirtaş, “Bana bir görev düşerse bu konuda hazırım. Barış ve demokrasinin önünü açacağına inanırsak ve bunun için bir sorumluluk düşerse hazırım” mesajı vermişti.

DEM Parti kaynakları, Selahattin Demirtaş’ın İstanbul’da partinin kendi adayıyla yarışması fikrini parti yönetimine ilettiğini aktarmıştı.

CHP kurmayları, İmamoğlu’nun İYİ Parti’inin yanı sıra DEM Parti seçmeninin de tercihinin İmamoğlu olabileceği görüşünü dile getiriyorlar.

Toplantıda Bolu Belediye Başkanlığı’na da aday gösterme kararı alındı. Karara göre DEM Parti’nin Bolu adayı Veli Saçılık olacak.

DEM Parti MYK’si Antalya’da da aday çıkarma kararı aldı. Ancak buradan gösterilecek adayın ismi netleşmedi. Bu konuda daha önce kentte milletvekilliği de yapan siyasetçi Kemal Bülbül’ün ismi öne çıktığı öğrenildi.

Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan yarın yapacağı basın toplantısında birçok kentin adaylarının isimlerini açıklayacağı belirtildi.

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: Çelikten Olan İrademiz Hiçbir Şartta Eğilmeyecektir

Partisinin İl Eş Başkanları Toplantısı’nın açılışında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Doğaya, insana, halklara ve inançlara sahip çıkan ve bu konuda çok önemli bir irade ortaya koyan partimiz, şimdi de bütün baskılara ve engellemelere rağmen sadece Türkiye’de değil dünyada çok önemli bir demokratik model ortaya koymuş ve örnek bir tutum içerisinde olmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Siz arkadaşların da emeğine sağlık. Önümüzdeki yıllarda bu demokratik modelin yavaş yavaş farklı toplumlara ve ülkelere sıçrayacağına, bir model olarak alınacağına ve üzerinde çalışılacağına eminim. Bu tarihi süreçte yer alan halkımıza, emekçilere, kadınlara, gençlere, kurumlara, sivil toplum örgütlerine de tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Bu halk oylaması sonuçları bir kez daha gösterdi ki bizim irademiz çimentodan değil çelikten. Partimiz bu çelikten iradenin her şart, ortam ve durumda eğilmeyeceğini, bükülmeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş olduğu pratikle hem dosta hem düşmana göstermiş oldu.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bugün DEM Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen İl Eş Başkanları Toplantısı’nın açılışında konuştu. Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Dünyayı hep birlikte izliyoruz. Çok kutuplu bir dünya ama çok kutuplu düzensizliğin olduğu böylesine bir süreç de hiçbir dönem yaşanmamıştı. Hegemon güçlerin daha fazla rant ve menfaat için yapmadıkları şey yok. Siz de takip ediyorsunuz, ciddi bir düzensizlik, ciddi bir belirsizlik var. Vekalet savaşları başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok yerinde hegemon güçlerin kıvılcımıyla devam ettiriliyor. Rantı elde edenin yaşadığı coğrafyada savaşlar olmuyor. Savaşlar daha çok emekçilerin, ezilenlerin olduğu bölgelerde oluyor.

Rantı elde eden ile savaşta yaşamını yitiren insanlar aynı değil. Önümüzdeki dönemde de hem enerji sahalarına sahip olmak için hem de bu enerjinin güvenli şekilde kendi ülkelerine taşınması için mücadele ağırlıklı olarak devam edecek gibi duruyor. Bu savaşların, bu çatışmaların, bu vekalet savaşlarının yoğun olarak yaşandığı yerlerden birisi de bizim de yaşamış olduğumuz Ortadoğu coğrafyasıdır.

Suriye’de uzun süre bir savaş vardı. Nasıl bir savaş olduğunu gördük. Suriye’deki bu süreçte bütün hegemon güçlerin olduğunu hep birlikte gördük. Her birisi orada bir hamle yapmaya çalıştı. O yetmedi, şimdi İsrail ve Filistin arasında bir savaş, çatışma çıktı. Gazze’de Filistin halkına bir soykırım uygulanıyor. Ciddi bir işgal politikası devam ediyor. Bunu da alan kapmadan, enerji hatlarının güvenli bir şekilde batıya taşınmasından bağımsız düşünmemek gerekiyor. Şimdi yeni bir savaş ve çatışma alanı daha ortaya çıkardılar. Kızıldeniz’de de artık savaş gemileri var.

Belli ki orası yeni dönemde ciddi bir savaş ve çatışma alanı olmaya devam edecek. Kan üzerinden rant devşirmeye çalışıyorlar. Kan ve savaş üzerinden kendi yönetimlerini ve bekalarını yaşatmaya çalışıyor hegemon güçler. Diyalog yok, barış yok, meseleleri müzakere ile değerlendirme durumu asla yok. Türkiye bu denklemin neresinde diye sorarsanız; maalesef her ağzını açan barıştan bahsediyor ama Türkiye bir biçimiyle aslında savaş politikalarını tetikleyen, destekleyen ve hegemon güçlerden bağımsız olmayan bir duruş ortaya koyuyor.

En son TÜİK çok önemli bir şey söyledi. TÜİK aslında bizim dile getirdiğimiz, bütün sol sosyalist güçlerin dile getirdiği bir gerçekliği aslında itiraf etti. Türkiye İsrail’e silah göndermemiş, sadece parçalarını göndermiş! Eskiden Yeşilçam filmleri vardı. “Ben adam öldürmem ama cinayet işlerim” diyorlardı o filmlerde. Şimdi de silah göndermemişler, parçalarını göndermişler. Sadece montajını İsraillilere bırakmışlar.

Bununla da övünüyorlar. Bu nasıl bir siyaset? Silah göndermiyor, parçasını gönderiyor. Valla helal olsun, barışa büyük katkı sunuyor! Türkiye de bu bahsettiğimiz coğrafyada aktif bir şekilde bu savaş siyasetinin içinde yer alıyor. En son MGK sonuç bildirgesinde “Kızıldeniz’e barış gelmeli” demişti. Barışı isteyen bir ülke Ortadoğu’nun bir ülkesinde neden üs açmaya çalışır? Niye Ortadoğu’nun birçok ülkesine asker gönderir? Niye dolaylı olarak bazen de açık olarak oradaki paramiliter güçleri destekler?

Onların üs kurmasına, onlara lojistik destek sağlamasına yardımcı olur? Bunu anlamak da zor. Sanki her yere asker gönderen MGK’nın kendisi değilmiş gibi, sanki bu çatışmalı süreçte gönderilen askerlerin bir rolü yokmuş gibi bir yaklaşım sunuyorlar. Sanıyorlar ki dünya halkları, Ortadoğu’da yaşayanlar bu çelişkiyi görmüyor. Sormak lazım? Oradaki üslerdeki askerler acaba gül ticareti yapmaya mı gitti? Hayır, tabii ki böyle bir ticaret yapmaya gitmediler.

Belli ki önümüzdeki yerel seçimlerde yine milliyetçilik üzerinden, gerginlik ve çatışma siyaseti üzerinden bir süreçle karşı karşıya kalacağız. Dolayısıyla, bizler dün söylediğimiz gibi bugün de başta Ortadoğu’daki sorunlar ve Kürt meselesi olmak üzere askeri yöntemlerin sonuç vermeyeceğini, üs kurmayla Ortadoğu’ya barış gelmeyeceğini, asker ihraç ederek orada bir iyileşmenin sağlanmayacağını söylüyoruz.

Ortadoğu başta olmak üzere yaşamış olduğumuz bu coğrafyada bahsettiğimiz sorunların tamamının diyalog ve müzakere ile çözülebileceğine inanıyoruz, bunu tekrar ediyoruz. Bu iktidar yalan siyasetini yürütüyor. Çok sert konuşuyorlar bazen. Tarihte de defalarca karşılaştığımız gibi en sert konuşanlar yeri geldiği zaman en büyük çark edenlerdir. Türkiye siyaseti de buna en iyi örnektir. Yakın zamanda İsveç’in NATO üyeliği tartışıldı. “İsveç terörü destekliyor, terör yuvasıdır, asla NATO’ya girmez” diyen iktidar ve onun küçük ortağının en son nasıl çark ettiğini ve İsveç’in katılımına evet oyu verdiklerini izledik. Sisi’ye diktatör diyenler şimdi Sisi ile görüşmek için dünya kadar diplomatik mesai yapıyor.

Bunun gibi yüzlerce örnek verebiliriz. Bu iktidarın siyasetinin nasıl yalan üzerine kurulduğunu birkaç örnek ile anlatmaya çalıştım. Bir süre önce Recep Tayyip Erdoğan “Vatanı satmak yüksek faiz, enflasyon ve kötü yönetimle olur” demişti. Şimdi sizin huzurunuzda soruyorum: Enflasyon yüksek mi, yüksek. Faiz yüksek mi, her gün uyanıyoruz faiz artırılıyor. İyi mi yönetiliyoruz, hayır. O zaman Erdoğan’a sormak lazım, bu nedir? Sizin söylediğiniz vatanı satmaksa, şu anda bahsettiğiniz şeylerin tamamının Türkiye’de güncel olduğunu belirtmek istiyorum.

Bir de “Mertçe öldürüyorduk” diyen bir parti yetkilisi vardı. Bu parti başkanının çok açık bu sözleri hakkında biraz onuru, hukuk etiği olan savcıların, hakimlerin bir soruşturma açıp bu kişiyi yargılaması gerek. Söz konusu muhalifler, devrimciler, Kürtler olunca bu şeffaf öldürenler, işte bu sözlerine bu pratiklerine devam ediyorlar. Bunun takipçisi olacağız.

Öldürmenin, kaybetmenin, faili meçhul cinayetlerin namertçe olduğunu söylemiştik, tekrar ediyoruz. İranlı alim, düşünür Hafizi Şiraz, bir kitabında “Zalimler hedefine ulaşamaz” demiştir. Biz de buna katılıyoruz. Başta her gün Kürtleri idam sehpasına götüren İran olmak üzere, Ortadoğu’da savaş yanlısı olan, Kürt meselesinde çatışmayı, faili meçhul cinayeti, öldürmeyi, tutuklamayı hayata geçiren zalimlerin asla ve asla hedeflerine ulaşmayacağına biz de inanıyoruz.

“Türkiye artık bir kart toplumu oldu”

Ekonomiye gelince; sanırım bu salonda oturan arkadaşlar nasıl bir ekonomik durum içerisinde olduğumuzu bizden daha iyi biliyor. Asgari ücreti açıkladılar, günlerce onunla övündüler. 17 bin 2 lira, 2 lira da üzerine koydular ama bir ay geçmeden açlık sınırı 17 bin 440 lira oldu. Yani bir ay içerisinde övündükleri, o yüksek dedikleri asgari ücret şu anda açlık sınırının altında kaldı. On bir ay sonra nasıl bir noktaya geleceğini takdir edersiniz. Dolayısıyla Türkiye’nin büyük çoğunluğunun asgari ücretle geçindiği bu süreçte hepimizi çok daha büyük bir açlığın ve yoksulluğun beklediği ortadadır.

Düşünün Türkiye’de yoksulluk sınırı 48 bin 500 liraya çıktı. 48 bin lira yoksulluk sınırıdır. 17 bin lira ile insanların ailelerini nasıl geçindireceğini gerçekten merak ediyorum. Öyle bir noktaya getirdiler ki Türkiye artık bir kart toplumu oldu. Her emekçinin cebinde 3-5 tane banka kartı bulunuyor. Birinden çekiyor diğerinin asgarisini yatırıyor, oradan çekiyor diğerininkini yatırıyor. Yani toplumu kart toplumu haline getirdiler. Neredeyse o sirkteki cambazlar gibi oradan oraya koşturmaya ve bir biçimiyle ay sonunu getirmeye çalışan bir toplum haline geldik.

Takip ediyorsunuz her gün gencecik insanlar, her gün çoluk çocukları olan bireyler intihar ediyor. İntiharın temel sebebi bu yoksulluktur, bu ekonomik çıkmazdır, bu yaşadığımız ekonomik kaostur. Yine cinnet toplumu haline geldik. Her gün katliamların ve kavgaların, aile içi meselelerde en basit en sıradan sebeplerle insanların öldürüldüğü bir cinnet sürecini hep birlikte yaşıyoruz.

728 bin öğrenci okulunu dondurdu ya da okulunu bırakmak zorunda kaldı. Temel sebebi ekonomik sebeplerdir. Yurt bulsa harçlığı yok, ona harçlık gönderecek okumasını sağlayacak ailenin bir geliri yok. Türkiye’de konut sorunu, ulaşım sorunu, sağlık sorunu, beslenme sorunu hat safhada. Ama kendileri toplumu açlıkla imtihan ederken bir gün dahi bu imtihanı kendileri yaşamadılar. Bu durumu yaşamayanların, bu toplumu açlıkla imtihan etmesine itiraz ediyoruz, karşı duruyoruz.

Ve kesinlikle biz yönetime geldiğimiz zaman konutsuz tek bir ailenin kalmayacak; öğrencilerin ulaşımı ve okul giderleri sosyal devlet dediğimiz devlet tarafından karşılanacak. Bugün servis parası veremediği için küçücük çocuklar sırtında 10 kiloluk çantalarla okullara gitmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla aileler perişan, öğrenciler perişan. İnsanlar iş bulamıyor. Toplum bunu yaşıyor. Türkiye’de rahat yaşayanların, bunu dert etmeyenlerin AKP ve yanında bulunan bir avuç partizan olduğunu belirtmek istiyorum.

Yakın zamanda bir ön seçim süreci geçirdik. Yeni bir yöntemdi. Merkeziyetçiliği bir kenara bırakan, halkı esas alan, halkın kendisini yönetecek yöneticileri seçmesini sağlayan bu düşüncenin çok değerli olduğunu belirtmek istiyorum. Kimi yerlerde yetmezlikler, eksiklikler yaşanmış olabilir ama dünyada hiçbir yerde denenmemiş böylesine demokratik yöntemi ilk defa uygulamak da çok kıymetli. Ortaya çıkan eksiklikler, yanlışlıklar varsa, bunların önümüzdeki dönem tekrar etmemesi için de bir çaba içerisinde olacağız.

Yani 90 yerleşim yerinde on binlerce insanın oy kullanması demokrasi şöleni gibiydi. Uzun yıllardır göremediğimiz kitlesellikte, disiplinde insanlar 2 gün boyunca oy kullandılar, sandıklarının başında kaldılar ve gerçekten kendi yöneticilerini seçtiler. Belirlemiş olduğumuz bu demokratik halk oylamasına halkımız sahip çıktı, arkasında durdu. Burada emeği geçen halklarımıza bir daha teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

“Çelikten olan irademiz hiçbir şartta eğilmeyecektir”

Doğaya, insana, halklara ve inançlara sahip çıkan ve bu konuda çok önemli bir irade ortaya koyan partimiz, şimdi de bütün baskılara ve engellemelere rağmen sadece Türkiye’de değil dünyada çok önemli bir demokratik model ortaya koymuş ve örnek bir tutum içerisinde olmuştur. Siz arkadaşların da emeğine sağlık. Önümüzdeki yıllarda bu demokratik modelin yavaş yavaş farklı toplumlara ve ülkelere sıçrayacağına, bir model olarak alınacağına ve üzerinde çalışılacağına eminim.

Bu tarihi süreçte yer alan halkımıza, emekçilere, kadınlara, gençlere, kurumlara, sivil toplum örgütlerine de tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Bu halk oylaması sonuçları bir kez daha gösterdi ki bizim irademiz çimentodan değil çelikten. Partimiz bu çelikten iradenin her şart, ortam ve durumda eğilmeyeceğini, bükülmeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş olduğu pratikle hem dosta hem düşmana göstermiş oldu.

Biz bu merkeziyetçi, retçi, inkarcı sisteme yerel demokrasinin nasıl olduğunu kanıtlamaya çalışırken; onlar yine oyunlarla, hilelerle bizim bu irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. Seçime 2 ay gibi kısa bir süre kaldı. Eminim Amed, Batman, Siirt, Wan, Kars, bütün Kürdistan’da ve batıdaki illerde yaşayan insanlarımız bu kayyımları göndermenin heyecanını yaşıyorlar. Eminiz, onları Ankara’ya göndereceğiz. Şimdi bunu hükümet de gördü.

Bugüne kadar adaylarımızın farklı yerlerden seçildiğini söyleyen ve bunu bir gerekçe yaparak kayyım atayanlar, Kürdistan’da kurulan sandıklarda adayları kimin seçtiğini çok iyi gördü. Yani burada artık söyleyecekleri bir söz de yok. Asker, polis, jandarma nerede artık kolluk varsa, özellikle Kürdistan’a kazanacağımız kentlere kaydırmaya çalışıyorlar. Nerede bir kışla varsa, nerede bir askeri nöbet kulübesi varsa yüzlerce binlerce asker polis taşıyorlar.

Görenler de zannedecek ki bu kolluk güçleri seçimde oy kullanmak için bu kadar heyecan yaşıyor. Öyle bir durum yok. Zorunlu, bilerek ve isteyerek bu taburları, bu askerleri AKP’ye oy kullanmak için taşıyorlar. Şimdi burada yine Kürtlerin yaşadığını, emekçinin yaşadığını görmeyen ve buna sessiz kalan bir muhalefetle, bir sivil toplumla karşı karşıya kaldık. Tek tek rakamları açıklamamıza rağmen, bir muhalefet partisi tarafından da çıkıp “Siirt’e 7 bin Siirtli olmayan asker, polis, jandarma niye taşınıyor?” sorusu sorulmadı.

Her yerde dile getirmemize rağmen özellikle Türkiye’de siyaset yaptığını söyleyenler buna itiraz etmediler, gündemlerine dahi almadılar. Bu konuda tek bir tane hükümeti eleştiren bir tutum ortaya koymadılar. Bizim dışımızda yine çıt yok. Kürdistan coğrafyasında yaşananlara duyarsız bir muhalefet ile karşı karşıyayız. Ama emin olun biz bu meselenin, bu zorba yaklaşımın, bu hileci yaklaşımın kesinlikle peşini bırakmayacağız.

Bu düzenbazların, bu yalancıların, bu hilebazların oyunlarını boşa çıkaracak güçlü bir iradeye sahibiz. Bunun gibi yüzlerce, binlerce oyunla karşılaştık. Bu çelik irade onların tamamını boşa çıkardığı gibi bunu da boşa çıkaracaktır. Kürdistan’a kaydırılan seçmenler de dahil olmak üzere itirazlarımızı reddeden savcılar, hakimler, seçim kurulları hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı belirtmiştik.

Şimdi bizlere büyük görevler düşüyor, en başta da siz il eş başkanı arkadaşlarımıza çok büyük görevler düşüyor. Onlar kaçak seçmen taşıyorlar, irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. Onların getirdiği her bir kaçak seçmene karşı bizim iki kişiyi kazanmamız gerekiyor. Kendi halinde bırakırsak sonuçlar ortada. Kazandığımız oy oranının üzerinde bir seçmen taşıması var. Size soruyorum, bunu nasıl alt edeceğiz? Çok kolay. İkna edeceğiz, kazanacağız.

Demokratik yerel yönetim anlayışımızı anlatacağız. Dünyaya örnek olan demokratik yöntemlerimizi anlatacağız. Bunların usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını anlatacağız. Bunların diyalogdan, müzakereden, barıştan, farklılıktan anlamadıklarını anlatmaya çalışacağız. En önemlisi de oy kullanmayan seçmenler. Birçok kentimizde aslında bunların taşıdığı seçmenden daha fazla gelip oy kullanmayan seçmenimiz var.

Şimdiden tezi yok her bir arkadaşımız onlara ulaşmalı, onları bu düzenbazlara karşı en kararlı bir şekilde iradelerini ortaya koymaya çağırmalıdır. 7 bin karşısında Siirt’in, Batman’ın, Kars’ın 15 bin seçmen olup oyunu kullanmaya gelmeyen insanımızı taşıması gerekiyor. Yine buradan siyasi partilere çağrı yaptık, ne kadar karşılığı olur bilmiyoruz. Onların gündemi farklı, hangi zenginin nerede belediye başkanı olacağıyla ilgileniyorlar.

Hangi müteahhittin, hangi zenginin belediye başkanı adayı olacağı kavgasını yürütüyorlar. Bakın Genel Merkezimizde tek bir tane aday adayı yok, tek bir tane aday yok, tek bir kavga yok. Çünkü onlara işaret ettiğimiz yer halkın kendisidir. Halkın ortaya koyduğu tercih de esas olduğu için burada bir şey yok. Barolara çağrı yapıyoruz. Barolar, hukuk kuruluşları, İnsan Hakları Derneği bu yobazlığa, bu düzenbazlığa karşı çıkmalıdır, onlar da suç duyurusunda bulunmalıdır. Bunu ilgili yerlere taşımalıdır.

Genel Merkezimiz bir çalışma yürütüyor. Genel Merkez önemli ama her şey değildir. Bizim ideolojik-politik çizgimizi yerelde hayata geçirecek, onu örgütleyecek, onu kurumlaştıracak olanlar siz buradaki arkadaşlarımızsınız. Partimiz aslında size emanet, yerel seçimler sizlere emanet. Dolayısıyla, seçimlere güçlü bir şekilde hazırlanmanız gerekiyor. Bizim oradaki her şeyimiz, sesimiz, kulağımız ve ismimiz olan; bu meseleyi sahada örgütleyen, hayata geçiren, sonuçlara sahip çıkacak olan aktörler bugün burada oturuyor. Tarihi bir süreçte sizler görev aldınız.

Bu tarihi süreci karşılamak gibi hepimizin bir borcu var. Bu süreçte kesinlikle yorulmak yok. Zaten maşallah bakıyorum genç bir ekip. Gerçekten önemli olan zaten duygu olarak genç olmaktır. Önemli olan bahsettiğimiz süreçleri aktif bir şekilde hayata geçirmektir. Eksikliklerimiz var, onu hep birlikte gidermeye çalışıyoruz. Başarılarımızı büyüteceğiz.

Daha büyük başarılara sahip olma iddiasıyla sahaya çıkacağız. Sizin temsil ettiğiniz parti, diğer siyasi partiler gibi değil; büyük emekler, bedeller ve değerlerle oluştu. Partimizin adının geçtiği her yerde kim olursa olsun bütün partilerin gıptayla baktıklarına emin olabilirsiniz. Tüm zorluklara rağmen nasıl onurlu bir mücadele yürüttüğümüzü dost da düşman da herkes çok iyi biliyor. Sıradan bir parti değiliz, değerler partisiyiz. Dolayısıyla, oturmak yok, kırılmak yok, küsmek yok. Son kalan 2 ayımızda parti binalarından artık çıkalım.

Kahvehanelerde, sokaklarda ev ev dolaşalım. Dokunmadığımız insan, değmediğimiz hane kalmamalıdır. Kendimizi anlatalım, gerçekliğimizi anlatalım. Bu zulüm düzeninin karşısında nasıl bir şeyi temsil ettiğimizi halkımıza anlatmaya çalışalım. Bu dönemin ruhu kesinlikle çalışmaktır. Bizi içe çeken konuları bir kenara bırakmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Yine takip ediyorsunuz. Birçok kurumumuz Sayın Öcalan’a özgürlük ve üzerindeki tecridin kaldırılması için 1-15 Şubat tarihleri arasında bir yürüyüş gerçekleştirecek. Biz de DEM Parti olarak bu yürüyüşü destekliyoruz. Tekrar burada sizin huzurunuzda söylediklerimizi yenilemek istiyorum. Tecrit sorunları çözmüyor, derinleştiriyor.

Türkiye ekonomisini bu hale getiren tecrit şahsında Kürt sorununun çözümsüz kalmasıdır. Gerçekten bu ülke Ortadoğu’da barışı temsil edecekse, askeri üs yerine kendi demokratik değerlerini götürmek istiyorsa, tecridi kaldırarak diyalog ve müzakere ile Kürt sorununun çözümüne dönmelidir. Biz Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, emekçilerin, gençlerin olmadığı hiçbir denklemde yer almayacağız.

Onların siyaset tarzı yalan dolan olabilir ama bizimkisi diyalogdur, müzakeredir, Türkiye uzlaşısıdır. Bu zemini büyüterek ve başarıya ulaştırarak da öğrencilerin aç kalmadığı, okullarını terk etmediği, insanların yoksulluktan dolayı intihar etmediği, birlikte insanca yaşayacağımız bir demokratik Türkiye yaratmaktır. Buna olan inançla sizleri saygıyla selamlıyor, hepinize başarılar diliyorum.”

Paylaşın