Temmuzda ‘Cari Açık’ 4 Milyar 10 Milyon Dolar

Temmuz ayında cari açık geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1193 artarak 4 milyar 10 milyon dolara çıktı. Piyasa beklentisi cari açığın temmuzda 3,7 milyar dolar gelmesi yönündeydi.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini açıkladı. Buna göre temmuzda cari açık geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1193 artarak 4 milyar 10 milyon dolara çıktı.

Piyasa beklentisi cari açığın temmuzda 3,7 milyar dolar gelmesi yönündeydi.

TCMB verilerine göre temmuzda cari açıktaki yükselişle ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 6 milyar 162 milyon dolar artarak 9 milyar 308 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise, bir önceki yılın aynı ayında 3 milyar 124 milyon dolar fazla vermişken, bu ay 3 milyar 737 milyon dolar fazla verdi.

Temmuz verisiyle beraber 2022’in ilk 7 ayında cari açık geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 168 artarak 36 milyar 672 milyon dolara ulaştı.

5 milyar 473 milyon dolar kaynağı belirsiz para girişi

TCMB verilerine göre temmuz ayında 5 milyar 473 milyon dolar kaynağı belirsiz para girişi yaşandı. Net hata ve noksan olarak tanımlanan girişler ilk 7 ayda 24 milyar 347 milyon dolara ulaştı.

Resmi rezervler temmuz ayında 4 milyar 423 milyon dolar arttı. Rezervlerde yılın ilk 7 ayında ise 7 milyar 925 milyon dolarlık düşüş yaşandı.

Cari Açık nedir?

Ülkenin dış dünya ile olan mal ve hizmet ticaretinin sonucu cari denge olarak adlandırılır. Sadece mal ticaretinin sonucu ise dış ticaret dengesidir.

Eğer ülkenin sattığı mallar satın aldığı mallardan fazla ise dış ticaret fazlası, tersi geçerli ise dış ticaret açığı vardır. Mal ticaretinin sonucuna hizmet ticaretinin (en önemli kalem turizm)  sonucu eklenerek cari dengeye ulaşılır.

Örneğin dış ticaret açığı -60 milyar $ olan (yani mal ticaretinde – 60 milyar $ açık veren) bir ülkenin turizm gelirleri giderlerinden 20 milyar $ daha fazla ise (yani hizmet ticaretinde +20 milyar $ fazla vermişse)  cari açığı 40 milyar $ dolar olacaktır.

Cari açık ülkenin dış dünyadan dolar talebini gösterir. Bir başka deyişle bu açığın finansmanı için 40 milyar dolar bulunması gerekir.

Döviz bir ülkeye nasıl girer?

Dolar arzı yani ülkeye döviz girişi esas olarak üç kanaldan olur.

a-Doğrudan yabancı yatırımlar (yabancıların şirket satın almak, fabrika kurmak amacıyla ülkeye getirdikleri dövizler)

b-Portföy yatırımları (yani yabancıların özel şirket tahvil ve hisse senetleri ile devlet tahvillerini satın almak üzere ülkeye soktukları döviz)ve

c- Kısa ve uzun vadeli borçlanmalar.

Cari açığın finansmanı içinde portföy yatırımları ile kısa vadeli borçların payının artması ülke ekonomisinin kırılganlığının da artması demektir. Çünkü bu tür dövizler iç ve dış faktörlere bağlı olarak kolaylıkla her an ülkeyi terk edebilirler.

Paylaşın

Dış Ticaret Açığı Rekora Koşuyor!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) son dönemde politika faizini düşürmeye devam ederken, Türk Lirası’nın değer kaybı sürüyor. Türkiye’nin ihracatı artmasına rağmen dış ticaret açığı rekora koşuyor. Çünkü Türkiye’nin ithalatı rekor seviyede artış gösteriyor. Bu yılın Ocak-Temmuz döneminde dış ticaret açığı son 10 yıldaki en yüksek seviyeyi gördü.

Türkiye’nin ihracatı Ocak-Temmuz döneminde 144 milyar Amerikan Doları’nı aşarak son 10 yıldaki en yüksek seviyeye yükseldi. Aynı dönemde ithalat ise 206 milyar doları geçti. Böylece Türkiye’nin dış ticaret açığı yılın ilk yedi ayında 62 milyar 177 milyon dolara yükseldi. Dış ticaret açığı 2021 yılının aynı döneminde 25 milyar 510 milyon dolar idi. Peki, Türkiye’nin dış ticaret açığı yıllar içinde nasıl değişti? AK Parti döneminde dış ticaret açığı ne oldu?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre “yeni ekonomi modeli”ne geçtikten sonra Türkiye’nin dış ticaret açığı hızla artıyor. Ocak-Temmuz döneminde dış ticaret açığı yüzde 144 artarak 25 milyar 510 milyon dolardan, 62 milyar 177 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2021 Ocak-Temmuz döneminde yüzde 83 iken, 2022 yılının aynı döneminde yüzde 70’e geriledi. Genel Ticaret Sistemi verilerinin tutulduğu 2013 yılından bu yana son 10 senede dış ticaret açığının en yüksek olduğu yıl 2022 oldu.

Ocak-Temmuz dönemlerinde dış ticaret açığı 2013 yılında 60,5 milyar dolar iken 2016’da 31,9 milyar dolar; 2019’da ise 17,1 milyar dolar idi. Pandemi öncesi dönem ile kıyas edildiğinde açık katlanarak artmış durumda.

Yılın tamamına bakıldığında ise 2013’teki dış ticaret açığı 99,3 milyar dolar olmuştu. 2021 yılının tamamındaki açık 46,2 milyar dolar idi. Bu yılın ilk yedi ayında açığın 62 milyar doları aşması sene sonunda en yüksek seviyenin görülebileceği yorumlarını beraberinde getirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ısrarla faizin düşmesi gerektiğini savunuyor. Ancak Erdoğan’ın 30 Kasım 2021’de ilan ettiği yeni ekonomi modelinden sonra Türk lirası Amerikan doları karşısında eridi. TCMB verilerine göre Kasım 2021’de 1 dolar 10,5 TL iken Eylül 2022’de 18 lirayı aşmış durumda.

Yeni ekonomi modeli: Faizler düştü

TCMB 24 Eylül 2021’de politika faizini yüzde 19’dan yüzde 18’e düşürerek yeni bir dönemin yolunu açmıştı. Merkez Bankası 22 Ekim 2021’de politika faizini yüzde 16’ya, 19 Kasım 2021’de yüzde 15’e ve 17 Aralık 2021’de ise yüzde 14’e kadar düşürdü. TCMB son olarak 19 Ağustos 2022’de faizi yüzde 13’e çekti.

İktidar faizin düşmesi ve Türk lirasının değer kaybetmesiyle ihracatın artmasını bekliyordu. İhracat beklendiği şekilde arttı; ancak aynı dönemde ithalat da yükseldiği için dış ticaret açığı hızla yükseldi.

Dolar kuru fırladı

AK Parti’nin iktidara geldiği Kasım 2002’de 1 dolar 1,61 TL idi. Dolar ilk kez Ağustos 2018’de 5 TL bandını aştı. Yeni ekonomi modeline kadar 10 lira seviyesini görmeyen dolar kuru Kasım 2021’de 10,5 TL oldu. Dolar kuru Ağustos 2022’de ise 18,03 TL gerçekleşti.

Dış ticaret açığı 2002’de 15,5 milyar dolardı

AK Parti iktidarı başladığında Türkiye’nin dış ticaret açığı Özel Ticaret Sistemine göre 15,5 milyar dolar idi. Açık 2011 yılında 105,9 milyar dolar çıkarken 2019’da 31,2 milyar dolara kadar gerilemişti.

Dış ticaret açığı büyürken tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) Temmuz ayı itibariyle yüzde 80’e varması ülkede satın alma gücünü ciddi şekilde etkiledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri Geriledi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Haftalık Para ve Banka İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre; Merkez Bankası toplam rezervleri 26 Ağustos ile biten haftada 603 milyon dolar azalarak, 111 milyar 647 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Brüt döviz rezervleri 665 milyon dolarlık azalışla 71 milyar 488 milyon dolardan 70 milyar 823 milyon dolara indi. Altın rezervleri ise 26 Ağustos haftasında 62 milyon dolar artarak 40 milyar 762 milyon dolardan 40 milyar 824 milyon dolara yükseldi.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Yeni ‘Dolar’ Hamlesi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) TL mevduatları düşük bankaların yabancı para zorunlu karşılıklarından komisyon alınması kararlaştırıldı. Merkez Bankası’ndan konuya ilişkin açıklama yapılmadı.

Merkez Bankası’ndan bankalara gönderilen ve Bloomberg tarafından doğrulanan karara göre, tüzel ve gerçek kişilerde TL mevduatları yüzde 50’nin üzerinde olan bankalar hariç, yabancı para zorunlu karşılıklardan yıllık yüzde 3 komisyon alınacak.

Öte yandan dün yapılan düzenleme değişikliği ile gerçek kişi dönüşüm oranının yanı sıra tüzel kişi dönüşüm oranı da hedef koşul olarak eklendi. Yapılan değişiklik ile gerçek ve tüzel kişi dönüşüm oranlarından düşük olanı; yüzde 10’un altında olan bankalar 5 puan yüzde 10 ile 20 arasında olan bankalar 3 puan ilave yabancı para zorunlu karşılık tesis edecek.

Dolarda yeni zirve

Öte yandan Türk Lirası’nın Mayıs başından bu yana devam eden değer kaybı bu hafta hız kazandı. Mayıs’ta 14,70 seviyesinde olan Dolar/TL kuru bugün 18,21’i aşarak 18,2157’ye ulaştı. Bu, yıl içinde görülen en yüksek kur oldu.

Euro/TL kuru 18,28; Sterlin/TL kuru da 21,14’ten işlem görüyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 18 Ağustos günü politika faizini 100 baz puanlık indirimle yüzde 13’e düşürmüştü.

Hazine 130,5 milyar liralık iç borçlanmaya gidecek

Hazine ve Maliye Bakanlığı, eylül-kasım dönemine ilişkin iç borçlanma stratejisini açıkladı.

Buna göre, eylülde 30.2 milyar liralık iç borç servisine karşılık 50 milyar liralık, ekimde 61.7 milyar liralık iç borç servisine karşılık 50 milyar liralık, kasımda da 30,1 milyar liralık iç borç servisine karşılık 30.5 iç borçlanma yapılması öngörülüyor.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervi Eksi 51,6 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 19 Ağustos itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 1 milyar 72 milyon dolar azalışla 71 milyar 488 milyon dolara indi. 

Haber Merkezi / Brüt döviz rezervleri, 12 Ağustos’ta 72 milyar 560 milyon dolar seviyesindeydi. Net rezervlerde de gerileme görüldü. TCMB net rezervleri 19 Ağustos haftasında 13,9 milyar dolar oldu. Bir önceki hafta net rezervler 15,7 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.

Söz konusu dönemde altın rezervleri de 416 milyon dolar azalarak 41 milyar 177 milyon dolardan 40 milyar 762 milyon dolara indi.

Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 19 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 1 milyar 488 milyon dolar düşüşle 113 milyar 738 milyon dolardan 112 milyar 250 milyon dolara geriledi. Swap hariç net rezervler ise aynı dönemde eksi 51,6 milyar dolar oldu.

Öte yandan bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 19 Ağustos haftasında 25,8 milyar lira artarak 8 trilyon 55,7 milyar liraya yükseldi.

Aynı dönemde bankalardaki TL cinsi mevduat yüzde 3,29 artışla 3 trilyon 522 milyar 388 milyon 916 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat ise yüzde 1,22 azalışla 4 trilyon 195 milyar 792 milyon 892 bin lira oldu.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Kriz Ve Dönüm Noktalarında Dolar Kuru Ve Enflasyon Nasıl Değişti?

3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelen AK Parti hükümetteki 20. yılını tamamlamak üzere. AK Parti son 20 yılda “e-muhtıra”dan kapatma davasına, Gezi Parkı olaylarından 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarına ve 15 Temmuz darbe girişiminden Kovid 19 salgınına kadar ciddi krizlerle karşı karşıya kaldı.

Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti bu dönüm noktalarında ekonomide istikrarı büyük ölçüde korumayı başardı. Ancak Merkez Bankası’nın faiz indirmeye başlamasından ve “yeni ekonomi modeli”ne geçilmesinden bu yana ekonomik göstergeler iyice kötüleşti. Dolar kuru 18 liraya kadar çıkarken Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon da yüzde 80’e ulaştı. Peki, son 20 senede kriz ve dönüm noktalarında Dolar kuru ve enflasyon nasıl değişti?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve TÜİK verilerinden yararlanarak AK Parti dönemindeki krizlerde Amerikan Doları kuru ve enflasyonunun seyrine baktık. Dolar kuru Merkez Bankası’nın aylık ortalama verisini yansıtıyor. Buna göre AK Parti’nin iktidara geldiği Kasım 2002’de 1 dolar 1,61 TL ediyordu. Dolar kuru uzun yıllar istikrarlı seyretti. Yıllık enflasyon ise Kasım 2002’de yüzde 31,8 idi. Aralık 2021’e kadar enflasyon bir daha yüzde 30’ları görmemişti.

Kur Ekim 2016’ya kadar 3 lirayı görmedi. Bu süreçte AK Parti hükümetleri ciddi krizlerle mücadele etti. 2007 yılında “367 krizi” olarak bilinen Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı seçimine dair kararı ve “e-muhtıra” olarak anılan Genelkurmay’ın gece yarısı açıklaması bu süreçlerden biriydi. Bu dönemde Dolar kuru 1,36 TL idi. AK Parti’ye kapatma davası açıldığında ise Dolar kuru 1,24 iken enflasyon yüzde 9,2 idi.

2008 küresel ekonomik krizi Türkiye’yi “teğet geçerken” Dolar kuru ve enflasyon mevcut seviyelerini korudu. 2013 ortasında Gezi Parkı olayları yaşandığında da Dolar kuru hala 2 liranın altındaydı. Yıllık enflasyon ise sadece yüzde 8,3 idi.

AK Parti iktidarının en zor dönemlerinden olan hükümetin ‘kumpas’ olarak nitelendirdiği 17-25 Aralık soruşturmaları döneminde Dolar kuru 2,06; enflasyon ise yüzde 7,4 idi. AK Parti’nin meclis çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde Dolar kuru 2,71; enflasyon yüzde 7,2 seviyesindeydi.

15 Temmuz’da Dolar kuru 3 liranın altındaydı

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi döneminde Dolar kuru hâlâ 3 liranın altındaydı. Dolar kuru 2,96 iken enflasyon yüzde 8,8 idi. Dolar kuru ancak Ekim 2016’da 3 lira barajını aştı.

“Başkanlık sistemi”nin başlangıcı olarak kabul edilen 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde Dolar kuru 4,64 olurken enflasyon yüzde 15,4 idi. Amerikalı rahip Brunson’un tahliye olduğu Ekim 2018’de ise dolar kuru 5,87 lirayı görmüştü. Kur, Covid-19 salgınının başladığı Mart 2020’de ise 6,33 lira; enflasyon ise yüzde 11,9 idi.

Merkez Bankası’nın faiz indirimine başladığı Eylül 2021’de ise Dolar kuru 8,53; enflasyon ise yüzde 19,6 idi.

Yeni ekonomi modeli: Dolar ve enflasyon uçtu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Kasım 2021’de ilan ettiği “yeni ekonomi modeli” sonrası ise Dolar kuru uçarken enflasyon da rekor üstüne rekor kırdı. Kasım 2021’de Dolar kuru 10,54; enflasyon ise yüzde 21,3 idi. Ancak 22 Ağustos itibariyle Ağustos 2022 Dolar kuru ortalaması 17,99 lira olurken; son açıklanan Temmuz 2022 yıllık enflasyon yüzde 79,6 oldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin Risk Primi 800 Baz Puanın Üzerini Test Etti

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) kredi düzenlemesinin ardından Türkiye’nin risk primi ilk işlem gününde 800 baz puanın üzerini test etti. Bu rakam 29 Temmuz’dan bu yana görülen en yüksek seviye olarak kaydedildi.

TCMB, daha önce sinyalini verdiği gibi bazı ticari kredi faizlerini düşürmeyi aynı zamanda ise bu kredilerin büyümesini sınırlandıracak adımları cuma günü açıklamıştı.

Dünya gazetesinin aktardığına göre, geçen haftaki faiz indirimi kararının ardından 18.15’i test eden Dolar/TL, haftaya 18 üzerinde baskı altında kalarak başladı. Dolar/TL, bugün 18.12 civarında işlem görüyor. Euro/TL ise 18.13’ten alıcı buluyor.

Bu seviyeye göre TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı Nisan ayından bu yana yüzde 18, yıl başından bu yana yüzde 27 oldu. Geçen yıla göre ise kayıp yüzde 40’ı aştı.

Türkiye’nin kredi risk primi de Temmuz ortasında 900 baz puan ile en yüksek seviyesini kaydederken, 11 Ağustos’ta 650 baz puan ile dip yapmıştı.

Piyasalar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısının ardından vereceği mesajları takip edecek.

Tahvil getirileri sert düşüş kaydetti

Karar sonrası ilk işlem gününde tahvil getirilerinde hızlı geri çekilme izlendi. 2 yıllık tahvil getirisi, Cuma günü son işlemdeki yüzde 17.62’den yüzde 14.02’ye kadar geriledi. Böylece 2 yıllık gösterge tahvil getirisi 360 baz puan düştü.

10 yıllık tahvil getirisi de yüzde 16.93’ten yüzde 14.19’a kadar geriledi. Böylece 10 yıllık gösterge tahvil getirisi 274 baz puan düştü.

Ticari kredi faizlerinin düşmesi bekleniyor

TCMB faiz indirimi ile birlikte sinyalini verdiği kredi aktarım mekanizmasına yönelik makroihtiyati tedbirleri Cuma günü piyasa kapanışı ardından açıkladı.

TCMB’nin kararı öncesi net ihracat gibi alanlardaki ticari kredi maliyeti tek haneye yakın, diğer ticari krediler yüzde 40’a yakın, bireysel krediler ise yüzde 50’ye yakın seyrediyordu. Kararın ardından yüzde 40 olan ticari kredi faizlerinin düşmesi bekleniyor.

Bankacıların hesaplamalarına göre tek haneye yakın kredilere yönelik politika faizi indirimi hariç herhangi bir adım gelmedi. Diğer ticari kredilerde ise yüzde 40 olan faiz oranı belirgin düşürecek, düşürülmemesi halinde ise bunun karşılığında tahvil tutma zorunluluğu geldi.

Ancak bu kredi büyümesi Temmuz sonundan yılsonuna kadar yüzde 10 ile sınırlanması da yüzde 80’e yaklaşan enflasyon ortamında “kolay aşılacağı” için aslında belirgin bir “sınırlama” da yapılmış oldu. Yüzde 50 civarında seyreden bireysel krediler için ise anlamlı bir adım görülmedi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir bankacı, “Kredilerde hükümetin istediği alanlar dışındaki ticari kredi faizlerini düşürecek aynı zamanda bu kredilerin büyümesini de sınırlayacak adımlar geldi. Bankalar TCMB’nin istediği her şeyi yapsa bile, ki tamamını yapamazlar, yine de tahvil tutmak zorunda kalacaklar. TCMB, krediler ve tahvil piyasası üzerindeki kontrolünü daha da artırdı” dedi.

Paylaşın

Yılın İlk 6 Ayında Bankaların Karı Yüzde 400 Arttı

Bankacılık sektörünün yılın ilk 6 ayında elde ettiği net kâr geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 400,5 artışla 169,1 milyar TL’ye ulaştı. Yalnızca haziran ayındaki net kâr 37 milyar 44 milyon TL oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) resmi enflasyon oranını yüzde 79,6 olarak açıkladığı ortamda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini yüzde 13’e indirmesi milyonları yoksullaştırırken, başta bankalar olmak üzere sermaye sahiplerinin kârları katlanarak artıyor. Emeğiyle yaşayan yurttaşların yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında yaşamlarını sürdürmek yöneldiği bankalar, TCMB’den düşük maliyetle aldıkları kaynakları yüksek faizle tüketiciye veriyor.

Bir ayda 37 milyar TL kar

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, bankacılık sektörünün yılın ilk 6 ayında elde ettiği net kâr geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 400,5 artışla 169,1 milyar TL’ye ulaştı.

Sözcü’den Taylan Büyükşahin’in haberine göre 2021’in ilk 6 ayında bankaların toplam kârı 33,8 milyar TL seviyesindeydi. Bankacılık sektörünün sadece haziran ayındaki net kârı BDDK verilerine göre 37 milyar 44 milyon TL oldu.

Kamu bankaları yüzde 830’u aştı

İlk 6 aylık döneme bakıldığında en fazla kâr artışını bir önceki yılın aynı dönemine göre kamu mevduat bankaları yüzde 830,7 ile yakalarken, onu katılım bankaları yüzde 582,6 ile takip etti. Yerli özel mevduat bankalarının da bu dönemdeki kâr oranı yüzde 450’yi buldu.

Halkbank’ın karı yüzde 4 bin 500 arttı

2022’nin Ocak-Haziran döneminde en fazla kârlılık oranına kamu bankaları ulaştı. Geçen yılın aynı dönemine göre kârlılıkta Ziraat Bankası yüzde 604, Vakıfbank yüzde 614 ve Halkbank yüzde 4 bin 500 artış kaydetti. 6 aylık kârlılıklar içinde Ziraat Bankası 16,2 milyar TL kâra ulaştı ve kamu bankaları içinde ilk sırada yer aldı. Bu dönemde Halkbank’ın kârını 120 milyon TL’den 4,6 milyar TL’ye çıkarması dikkat çekti. Vakıfbank’ın da ciddi bir sıçrama yaparak kârını 1,4 milyar TL’den 10 milyar TL’ye çıkardığı görüldü.

Paylaşın

Ekonomide Yeni Önlemler Yolda: Üç Farklı Adım Bekleniyor

Piyasalar, Tükiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)’nin politika faizi ile kredi faizi makasının açıldığı ve bu konuda bir adım atılabileceği mesajının ardından, bazı kurumsal kredi faizleri başta olmak üzere kredilerin politika faizine doğru düşürmeyi amaçlayan adımların kısa sürede hayata geçmesini bekliyor.

TCMB iktisadi faaliyette yaşanan ivme kaybının telafisi, istihdam ve sanayi üretimini destekleme amacı ile dün politika faizini beklenmedik şekilde 100 baz puan indirerek %13’e düşürmüştü. Banka ayrıca kredi aktarım mekanizmasına yönelik yeni adım atabileceği sinyalini de dün PPK metninde vermişti.

Ne gibi adımlar atılabilir?

Reuters’a bilgi veren toplam üç bankacı da kredi faizlerinin aşağı çekilmesini amaçlayacak adımlar atılacağı konusunda hemfikir. Bu yapılırken selektif kredilere yönelik pozitif ayrışmanın korunması ya da güçlendirilmesi de beklentiler arasında. Reuters’ın görüşlerine başvurduğu bankacılar, TCMB’nin PPK metninde krediler konusunda mesajını net şekilde verdiğini düşünüyor.

Yeni uygulamalara için, kredi faizlerinin belirli bir oranın üzerinde kullandırılması halinde daha çok karşılık ayrılması gibi TCMB’nin hâlihazırda kullandığına benzer uygulamalar geleceğine yönelik beklentiler ön plana çıkıyor. TCMB hâlihazırda kredilere ZK, yabancı para mevduat karşılığında ise tahvil tutma zorunluluğu uyguluyor.

Bankacılar bu kez en çok kredilere yönelik tahvil karşılığı adımını ön plana çıkmasını bekliyorlar. Çünkü adım hem TCMB’nin geçmiş adımları ile uyumlu hem de kredi verilmeyen kaynakların yeniden Hazine’ye ulaşmasını sağlayabiliyor.

TCMB’nin daha önce açıkladığı teminatlandırmada TL’nin daha çok kullanımı, teminatta uzun vadeli sabit kuponlu tahvil kullanımı ve repo vadelerinin uzatılması gibi makroihtiyati tedbirleri ve çalışmaları da bulunuyor.

Üç farklı adım bekleniyor

Bir bankacı üç farklı adım beklediğini, bunlardan birinin kredi faizlerinde sınırlama amacı taşıyabileceğini belirterek, “Örneğin ticari kredi faizlerinde %22 gibi bir oranda limit getirilebilir. Örneğin bu sınırlama ile eğer %22 üzerinde kredi veriyorsa bankaya kredinin belirli bir oranı kadar uzun vadeli tahvil tutma zorunluluğu getirilmesi TCMB’nin söylediği amaca en uygun düzenleme olabilir” dedi.

TCMB, kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edildiğini belirtiyor.

TCMB’nin dünkü PPK metninin bir diğer bölümünde de benzer şekilde “Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir” ifadesi yer aldı. Piyasada faizlerin yeni düşürülen %13’e doğru yakınsatacak bir adım beklentisi de dün TCMB faiz kararı ile birlikte oluştu.

Hükümet enflasyondaki düşüşü cari fazla odaklı politika ile daha sonra sağlayacağını belirtiyor. Bu kapsamda net ihracat odaklı, döviz satışı öngören krediler politika faizine yakın fiyatlanırken; benzer kurumsal krediler %40’a yakın, bireysel krediler ise %50 civarında maliyette.

Bu kredi maliyeti genellemelerine bazı istisnalar olsa da mevcut politikada net ihracat odaklı krediler açık ara çok daha düşük maliyetle sağlanıyor. Süreçte iş dünyası ve Merkez Bankası temsilcileri birbirlerini oldukça sert eleştirmişti.

Paylaşın

Düşük Faiz Politikası Olmasa Ne Olurdu?

Amerikan Merkez Bankası Fed başta olmak üzere tüm dünyada merkez bankaları artan enflasyona karşı faiz arttırırken Türkiye’de tam tersine bir hamle daha geldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) Ağustos toplantısında beklentilerin aksine politika faizini yüzde 14’ten yüzde 13’e indirdi.

Ekonomistlerin neredeyse tamamı Merkez Bankası’nın politika faizine dokunmayacağını düşünüyordu. Türkiye uzun süredir düşük faiz politikası yürütürken bu süreçte hem TL değer kaybediyor hem de enflasyon yükseliyor. Peki Türkiye şu an ısrar ettiği düşük faiz politikasını uygulamamış olsaydı ne olurdu?

Eğilmez: Dolar 11, enflasyon yüzde 25 olabilirdi

Güngör Uras’ın anısına İstanbul Sanayi Odası’nda düzenlenen Ayşe Teyze’nin İzinde ‘Türkiye Ekonomisine Bakış’ Paneli’nde konuşan ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre Türkiye, ekonomide attığı her adımla yeni riskler oluşturmaya ve ekonomiyi sıkıştırmaya devam ediyor.

Mahfi Eğilmez, “Türkiye bırakın faiz arttırmayı, faize hiç dokunmasaydı yani yüzde 19’larda bıraksaydı. Çok büyük bir ihtimalle şu an enflasyon yüzde 25’ler civarında olacaktı. Yaptığım hesaplamalara göre de şu an dolar 11-12 seviyelerinde dengelenmiş olacaktı” ifadelerini kullandı.

Şu an Türk Lirası, Amerikan Doları karşısında 18 seviyesinde seyrederken yıllık enflasyon ise yüzde 80’e dayandı.

DW Türkçe’den Emre Eser’in sorularını yanıtlayan Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman da benzer bir hesabın altını çiziyor. Türkiye’nin ekonomi politikalarında bilimin gerçeklerinden, temel iktisat kurallarından uzaklaştığını anlatan Murat Sağman’a göre bu anlayış bir süre daha devam edecek.

Enflasyon da kur da risk pirimi de düşük olurdu

Eylül ayındaki indirimleri bir kenara bırakıp faizin sabit tutulması halinde bile Türkiye ekonomisinin bugünkü halinden çok daha iyi yerlerde olacağını düşündüğünü ifade eden Sağman, “Enflasyon çok büyük ihtimalle yüzde 30’ların altında kalacaktı. Dolar ise Türk Lirası karşısında şu an 10-11 bandında seyrediyor olabilirdi. Ayrıca Türkiye’nin risk primi şu an olduğundan çok daha düşük seviyelerde olacaktı” diyor.

Dünyada başka bir örneği yok

Dünyadaki tüm büyük merkez bankalarının enflasyonu düşürmek ve kendi vatandaşlarını korumak için faiz arttırdığını vurgulayan Sağman, “Biz bu süreçte faiz indiren 3 ülkeden biriyiz. Diğerleri Çin ve Rusya. Çin’de enflasyon yüzde 2.7, Rusya’da yüzde 15, bizde ise resmi enflasyon yüzde 80. Dünyada Türkiye gibi başka bir ülke çok maalesef. Tüm kuralların dışında hareket ediyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Kur üzerinde yukarı yönlü baskı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Eğitim ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat ise yaptığı değerlendirmede, bu ayki faiz indiriminin şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Aslında uzun süredir kulislerde bir faiz indirimi söylentisi olduğunu ancak geçen ay faizlerin sabit tutulmasının bu söylentileri boşa çıkardığını dile getiren Atılım Murat, “Bu ay tersi bir hamle gelince ben de şaşırdım ama şu an oluşan tabloda faiz indirimlerinin devam edeceğini görüyoruz. Bunun da piyasaya yansımalarını görüyoruz ve olası faiz indirimi ile beraber kur üzerindeki yukarı yönlü baskı sürecektir” diyor.

Tek haneli faizle seçim

Atılım Murat, seçim dönemine girilirken Türkiye’nin tek haneli faize doğru gideceğini söylüyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlık konusunda bir ağırlığının kalmadığını hatırlatan Atılım Murat, “Artık Merkez Bankası’nın metinlerinin, kararlarının pek bir anlamı kalmadı. Artık enflasyonla mücadele de Merkez Bankası üzerinden yürütülmüyor. Merkez Bankası, genel ekonomik politikasının içine iliştirilmiş bir kurum oldu. Enflasyonla mücadele Hazine ve Maliye Bakanlığı üzerinden yürütülüyor. Ama enflasyonla asıl mücadele etmesi gereken kurum olan Merkez Bankası’nı bir inisiyatifinin kalmadığını görüyoruz” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın