Merkez Bankası Yeniden Döviz Alımlarına Başladı

Merkez Bankası’nın (TCMB), piyasalardaki tansiyonun düşmesiyle birlikte dün itibarıyla yeniden döviz alımına geçtiği bildirildi. Banka, eylül ayının ilk iki haftasında yaklaşık 10 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirmişti.

Siyasi belirsizliklerin tetiklediği yoğun döviz talebini karşılamak amacıyla eylül ayının ilk iki haftasında yaklaşık 10 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), piyasalardaki tansiyonun düşmesiyle birlikte dün itibarıyla yeniden döviz alım tarafına geçtiği bildirildi. Reuters’ın işlemcilere dayandırdığı habere göre, CHP kurultayına ilişkin davanın ertelenmesiyle risk algısının azalması, TCMB’nin politikasında bu değişikliğe gitmesinde etkili oldu.

Piyasalardaki hareketlilik, mahkemenin 2 Eylül’de ana muhalefet partisi CHP’nin il teşkilatını görevden alması ve Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultayın iptali istemiyle açılan davayla ilgili kararıyla başlamıştı. Yatırımcılar arasında, kurultayın iptal edilebileceği ve bunun bir siyasi krize yol açabileceği yönündeki endişeler, Türk Lirası varlıklardan çıkışa ve yoğun bir döviz talebine neden oldu.

Bu talebi karşılamak ve piyasada istikrarı sağlamak amacıyla devreye giren TCMB, döviz satışı programı uyguladı. Resmi verilere göre, eylül ayının ilk haftasında 5,5 milyar dolara yakın döviz satışı gerçekleştiren Merkez Bankası, işlemcilerin bilançolardan yaptığı hesaplamalara göre eylülün ikinci haftasında da 4 ila 4,5 milyar dolar arasında bir satış daha yaptı. Böylece eylülün ilk iki haftasında siyasi endişe kaynaklı döviz satışlarının toplamı 10 milyar dolara yaklaştı. (İkinci haftaya ilişkin resmi veriler Perşembe günü TCMB tarafından yayımlanacak.)

Ancak dün, CHP kurultay davasında mahkemenin duruşmayı erteleme kararı alması, siyasi belirsizlik endişelerini azalttı. Borsa, Türkiye’nin risk primini gösteren CDS ve TL cinsi tahviller başta olmak üzere tüm finansal varlıklarda dün belirgin bir pozitif ayrışma yaşandı. İşlemciler, piyasadaki bu rahatlamanın ardından TCMB’nin de döviz satışlarını sonlandırarak dün itibarıyla tekrar alım tarafına geçtiğine dikkat çekti.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Hedefi Değişmedi

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “2025 yıl sonu enflasyon tahminimiz olan yüzde 24 değerini, 2025 yılı ara hedefimiz olarak koruyoruz. 2026 ve 2027 yılları için ise enflasyon ara hedeflerimizi sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak belirledik” dedi.

Haber Merkezi / Fatih Karahan, “Dezenflasyon sürecinde, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İstanbul Finans Merkezi’nde “Enflasyon Raporu 2025-III Bilgilendirme Toplantısı”nda konuştu. Karahan’ın açıklamalarında öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Sıkı para politikamızın sonuçlarını kademeli bir şekilde almaya devam ediyoruz. Yurt içi talep yavaşlama seyrini sürdürdü ve talep koşullarının dezenflasyonist etkisi arttı. 2024 yılı haziran ayından bu yana enflasyondaki düşüş kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler de bu durumu destekliyor.

Fiyat istikrarının sağlanması yolunda aldığımız mesafeyi önemsiyoruz. Bu amaç doğrultusunda, önümüzdeki dönemde de tüm para politikası araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.

Sunumumda ilk olarak küresel ekonomi, makroekonomik görünüm ve para politikasına ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşacağım. Daha sonra orta vadeli tahminlerimizi sunacağım. Sunum sonrasında ise Başkan Yardımcılarımızla birlikte sizlerin sorularını yanıtlayacağız.

Her zaman olduğu gibi, bu Raporumuzda da öne çıkan konulara ve tematik analizlerimize kutu çalışmalarıyla yer verdiğimizi hatırlatmak isterim.

Konuşmamda, öncelikle son dönemde öne çıkan küresel ekonomik gelişmelere değinmek istiyorum. Küresel ticaret politikalarındaki son dönem belirsizlik ikili anlaşmalar ile bir miktar azalsa da yüksek düzeyini koruyor.

Bilindiği gibi, anlaşmalar önceki açıklamalara kıyasla daha düşük tarife oranları üzerinden yapıldı. Bununla birlikte, sektörel ölçekte açıklanan yüksek tarifeler yürürlükte kalmaya devam ediyor.

Birçok ülke ve sektöre ilişkin belirsizlik ise sürüyor. Ayrıca, jeopolitik riskler de küresel ekonomik görünüm üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Söz konusu belirsizlik ve risklerin küresel iktisadi faaliyete dair beklentiler üzerindeki olumsuz etkileri de hala hissediliyor.

Belirsizliğin son dönemde bir miktar azalması, küresel büyüme görünümünde sınırlı bir iyileşmeye neden oldu. Bununla birlikte, büyüme beklentilerinin halen ocak ayı değerlerinin altında kaldığını görüyoruz.

Enerji emtia fiyatları, geçtiğimiz rapor dönemine göre jeopolitik gelişmeler kaynaklı olarak bir miktar arttı. Zayıf talep koşulları ve üretim artışları ise bu dönemdeki yukarı yönlü hareketi sınırlayan faktörler oldu.

Enerji hariç tarafta ise, endüstriyel metal fiyatlarında gümrük tarifelerinin etkileri ile artışlar gözlemledik. Ekonomilere göre farklılaşan dinamiklere rağmen, faiz indirim süreçleri nisan ayı sonrasında da ülkeler genelinde devam etti.

Bununla birlikte, enflasyon ve büyüme görünümlerine bağlı olarak indirim hızları değişebiliyor. Bu bağlamda, politika faizi beklentileri ve fiyatlamalarında da her iki yönde hareketler görebiliyoruz.

Yüksek borçluluk nedeniyle, son dönemde tahvil getirileri ile ilgili risk algısı göreli olarak arttı. Diğer taraftan, hisse senedi piyasaları küresel ölçekte olumlu bir performans gösteriyor.

Bu çerçevede, portföy tercihlerinin hisse senetlerine yöneldiğini görmekteyiz. Yurt içi görünüme geçmeden önce özetlemek gerekirse, küresel belirsizlik bir miktar azalmakla birlikte küresel ekonomik görünüm ve finansal piyasalar üzerinde etkili olmaya devam ediyor.

Şimdi sizlerle, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin tespitlerimizi paylaşmak istiyorum. Sıkı para politikamızın hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonundaki dengeli seyir devam ediyor. 2025 yılının ilk çeyreğinde özel tüketimin yıllık büyümesi yavaşladı.

Sıkılaştırma öncesi döneme kıyasla bakıldığında, özel tüketimin büyümeye katkısının belirgin olarak gerilediği görülüyor. Keza net ihracatın yıllık katkısı da artık daha dengeli bir resim sergiliyor.

Talep kompozisyonundaki normalleşme, büyüme verileri çeyreklik bazda incelendiğinde de açıkça görülüyor. İlk çeyrekte özel tüketim gerilerken, ihracatın artması ve ithalatın düşmesi sonucunda net ihracatın büyümeye katkısı pozitif oldu.

Bu çerçevede, yılın ilk çeyreğinde finansal koşullardaki sıkılığın devamı ile yurt içi talep zayıfladı, dış denge ise iyileşti. İkinci çeyreğe ilişkin verilere baktığımızda ise, sanayi üretim endeksindeki artışın yavaşladığını görüyoruz.

Tipik oynaklık sergileyen sektörler dışlandığında ise, sanayi üretimi çeyreklik bazda sınırlı olarak geriledi. Hizmet üretim endeksi de ilk çeyrekteki yükselişi sonrasında mayıs ayı verilerine göre ikinci çeyrekte sınırlı olarak azaldı.

Benzer bir eğilimi, inşaat üretim endeksinde de görüyoruz. Özetle, ikinci çeyrekte üretim göstergeleri genel olarak ılımlı seyretti.

İlgili bir gösterge olarak, imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı da ikinci çeyrekte yataya yakın seyretti. Oran, temmuz ayında ise bir önceki aya ve önceki çeyrek ortalamasına göre geriledi. Buna göre, sanayide kapasite kullanımı son bir yıldır geçmiş dönem ortalamasının altında seyrediyor.

İşgücü piyasasına bakıldığında, manşet işsizlik oranı ikinci çeyrekte bir miktar artmakla birlikte halen geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında.

Öte yandan, geniş tanımlı göstergeler içerdikleri farklı dinamiklere bağlı olarak yüksek seviyesini koruyor. Bu çerçevede, ilan başına başvurulara dair derlediğimiz veriler de bir artışa işaret ediyor. Burada, 2018 yılındaki sıkılaştırma dönemine yaklaşan bir görünüm mevcut.

İşgücü piyasasını değerlendirirken, bahsettiğim göstergeleri de kapsayan ve daha geniş kapsamlı olan bir veri setine bakmak önemli. Nitekim işsizlik oranı gibi temel göstergelerle diğer işgücü göstergeleri zaman zaman farklı sinyaller verebiliyor.

Grafikte, birçok işgücü piyasası göstergesinden yararlanılarak oluşturulan ve bütüncül bir görünüm sunan Bileşik İşgücü Piyasası Endeksini görüyorsunuz.

Endekste görülen bir artış yıllık bazda işgücü piyasasında sıkılaşmaya, azalış ise gevşemeye işaret ediyor. Buna göre endeks, işgücü piyasasında sıkılığın, işsizlik oranının ima ettiğinden daha az olduğunu gösteriyor. Endekse dair detaylar için, ilgili kutu çalışmamızı inceleyebilirsiniz.

İkinci çeyrekte, yurt içi talepte ivme kaybı sürdü. Perakende satışlar, altın hariç tutulduğunda daha ılımlı seyrediyor. Nitekim, endeksin altın hariç artışı ikinci çeyrekte önceki çeyreğe kıyasla yavaşladı. Bu grafikte ise hem perakende satış hacmine hem de hanehalkı nihai tüketimi içinde mallara yapılan harcamalara, trendden arındırıp bakıyoruz.

Öncelikle, bu serilerde 2024 sonrasında gözlenen ayrışmanın, kapsam farklılıkları ve fiyat etkisinden arındırmada kullanılan deflatör farklılaşması gibi nedenlerden kaynaklandığını not düşmek isterim. Grafiği incelediğimizde ise, sıkılaştırma sonrasında mal tüketiminin, trendinin altına gerilediğini görüyoruz. Perakende satışlarda da ivme kaybı devam ediyor. Altın hariç olarak ise bu görünüm daha da belirgin.

Kartla yapılan harcamalar ikinci çeyrekte artıktan sonra temmuz ayında da sınırlı olarak yükseldi. Trendden sapma olarak baktığımızda da veriler, kartla yapılan harcamalardaki söz konusu ivme kaybını teyit ediyor.

Blog sayfamızda paylaştığımız gibi, son yıllarda tüketicilerin ödeme tercihlerindeki dönüşüm dikkate alınarak kart kullanım eğilimine göre düzeltilmiş veriler özel tüketimin seyriyle daha uyumlu. Bu verileri kullandığımızda, tüketim harcamalarındaki ivme kaybını daha net görüyoruz.

İktisadi Yönelim Anketi verileri de parasal sıkılaştırmanın etkisiyle iç talepte gerçekleşen dengelenme ile uyumlu. Nitekim, imalat sanayi firmalarının kayıtlı iç piyasa siparişlerinin, geçmiş dönem ortalaması etrafında seyrettiğini görüyoruz.

Talebe ilişkin veriler bir bütün olarak, ikinci çeyrekte talep koşullarının enflasyonu düşürücü etkisinin arttığını gösteriyor. Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, yılın ilk çeyreğinde nötre yakın negatif bir seviye ima ediyor.

Yılın ikinci çeyreğinde de negatif bölgede ilerleyen bir çıktı açığı görünümü var. Dolayısıyla, finansal koşullardaki sıkılığın devamı ile talep koşullarının, bu dönemde dezenflasyonist patikayla daha uyumlu hareket ettiğini görüyoruz. Yılın geri kalanında da bu görünümün korunacağını öngörüyoruz.

İktisadi faaliyet kapsamında, son olarak cari açığa da kısaca değinmek isterim. Cari açık ikinci çeyrekte bir miktar artmakla birlikte iç talep görünümü ile uyumlu bir şekilde ılımlı seyretti.

Detaylara bakılacak olursa; son dönemde ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklere ve zayıf seyreden küresel talebe rağmen, ihracat artışını sürdürdü.

İlk çeyrekte gerileyen ithalat ise ikinci çeyrekte arttı. Bu gelişmede, söz konusu belirsizliklere bağlı olarak öne çekilen talebin de etkisi oldu. Euro-dolar paritesindeki yükseliş ise, dış ticaret ve hizmetler dengesine olumlu yansıdı.

Temmuz ayına ilişkin geçici veriler, dış ticaret dengesinde iyileşmeye işaret ediyor. Bu görünüm altında, cari açığın millî gelire oranının ikinci çeyrekte yüzde 1,3 civarında olduğunu tahmin ediyoruz.

2025 yılında bu oranın uzun dönem ortalamalarının altında kalmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Diğer taraftan, cari açık üzerinde enerji fiyatları ve küresel ticaret politikaları kaynaklı yukarı yönlü riskler canlılığını koruyor.

Yurt içi iktisadi faaliyete ilişkin özet değerlendirmemin ardından, şimdi dikkatlerinizi enflasyon gelişmelerine çekmek istiyorum. 2024 haziran ayında başlayan dezenflasyon süreci, finansal piyasalardaki oynaklıklara ve jeopolitik gelişmelere karşın kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Tüketici enflasyonu temmuz ayında yüzde 33,5’e gerileyerek 2024 mayıs ayındaki zirveye kıyasla 42 puanlık önemli bir düşüş kaydetti. Ağustos öncü verileri de bu eğilimin devam ettiğine işaret ediyor. Son Rapor döneminden bu yana enflasyon, tahmin ettiğimiz orta noktanın üzerinde olmakla birlikte, öngördüğümüz tahmin aralığında gerçekleşti.

Enflasyon son 3 ayda üst üste piyasa beklentilerinden düşük gerçekleşse de, hizmet sektöründeki atalet öngördüğümüzden yüksek seyrederek, tahminler üzerinde risk oluşturmaya devam ediyor. Ana eğilim göstergeleri, nisan ayında finansal piyasalardaki gelişmelerin etkisiyle kısmi bir yükseliş kaydetmişti. Takip eden aylarda ise göstergelerde ılımlı bir seyir izledik.

Ana eğilim temmuz ayında öngörülerimizle uyumlu olarak döneme özgü unsurlarla geçici olarak yükseldi. Bu gelişmede, zamana bağlı fiyat belirleme eğilimi yüksek hizmet kalemlerindeki fiyat artışları öne çıktı. Grafikte gördüğünüz üç aylık hareketli ortalamaları incelediğimizde ise, kademeli yavaşlama eğiliminin sürdüğünü görüyoruz.

Öte yandan, yıllıklandırılmış ana eğilimi hesapladığımızda, takip ettiğimiz altı göstergenin ortalaması, yüzde 27’nin altına işaret ediyor. Tahmin performansı görece daha iyi olan medyan enflasyon ise ana eğilimin yüzde 25 civarında olduğunu ima ediyor. Bu seviyeler tüketici enflasyonu olan yüzde 33,5 ile karşılaştırıldığında, bize dezenflasyonun süreceğini gösteriyor.

Daha önce belirttiğim gibi, ağustos ayı öncü verileri de ana eğilimde kademeli yavaşlamanın devamına işaret ediyor. Alt gruplar bazında baktığımızda, kademeli bir yavaşlama sergileyen hizmet enflasyonu, temmuz ayında haberleşme, sağlık, kira gibi zamana bağlı fiyat belirleme eğilimi yüksek alt kalemlerin etkisiyle bir miktar yükseldi.

Temel mal enflasyonu ise, nisan sonrası dönemde kur gelişmelerinin etkisiyle bir miktar yükselse de bu durum geçici oldu.

Gıda grubunda, zirai don hadisesine rağmen enflasyonda yavaşlama görüyoruz. Zirai don, meyve fiyatlarını yılın ilk yarısında olumsuz yönde etkilese de sebze fiyatlarındaki olumlu seyir bu durumu kısmen dengeledi. Bu dönemde diğer gıda grubundaki yavaşlama da destekleyici oldu.

Enerji grubunda ise son dönemde maktu vergi ve yönetilen fiyat gelişmelerinin yanı sıra jeopolitik gelişmelerle yükselen küresel enerji fiyatlarının etkilerini izledik.

Bu bağlamda ana gruplara dair detaylara bakacak olursak; hatırlayacağınız üzere, emtia fiyatları küresel ticaret ve büyümeye yönelik beklentilerle mart ayında gerileme eğilimine girmişti. Dolayısıyla yılın ikinci Enflasyon Raporu’nda ham petrol başta olmak üzere emtia fiyat varsayımlarımızı aşağı yönlü güncellemiştik.

Ancak, haziran ayında gerçekleşen jeopolitik gelişmeler bu görünümü tersine çevirdi. Sunumumun ilk kısmında da belirttiğim gibi, uluslararası emtia fiyatları, petrol başta olmak üzere enerji grubu öncülüğünde yükseldi.

Gıda fiyatlarında ise iklim koşulları etkili olmaya devam ediyor. Son aylarda artan sıcaklıklara paralel olarak bazı bölgelerde kuraklığın belirginleştiğini görmekteyiz.

Bitkisel üretim tahminleri gerek zirai don hadisesi gerekse artan sıcaklıklara bağlı olarak rekolte kayıplarına işaret etmekte. Belirginleşen kuraklığın önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü riskleri artırdığını değerlendiriyoruz.

Alt gruplar karşılaştırıldığında, en yüksek yıllık enflasyon hizmet grubunda. Diğer taraftan, son bir yıllık dönemde hizmet enflasyonunun belirgin bir azalış gösterdiğini de eklemek gerekir.

Bu gruptaki dinamikleri incelediğimizde, zamana bağlı fiyat belirleme ve geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi yüksek olan kalemlerin hizmet enflasyonunun ataletini artırdığını görüyoruz.

Nitekim, ilk 7 aydaki birikimli enflasyona baktığımızda; eğitim ve kira kalemleri öne çıkıyor. Eğitim hizmetleri enflasyonu, yılın ilk 7 ayında özel okul ücret gelişmelerine istinaden güçlü seyretti. Önümüzdeki iki ayda da özel üniversite ücretlerine bağlı gelişmelerin etkisini takip edeceğiz.

Eğitim grubunu kira kalemi takip ederken, talep koşullarına duyarlı hizmet kalemlerinde daha ılımlı bir seyir kaydedilmekte. Lokanta ve oteller buna bir örnek teşkil ediyor. Bu noktada, kira enflasyonu üzerinde ayrıca durmak istiyorum.

Mevsimsel etkilerden arındırılmış veriler, aylık kira enflasyonunda son dönemde yüzde 4 civarında yatay bir seyre işaret ediyor.

Sağdaki grafikten görüldüğü üzere, yıllıklandırılmış yakın dönem eğilim, yüzde 63,6 ile mevcut yıllık kira enflasyonunun yaklaşık 15 puan altında bir seyir ima ediyor. Bu durum, bize kira enflasyonunun gerilemeye devam edeceğini gösteriyor.

Gerek Perakende Ödeme Sistemi mikro verileri gerekse konut değerleme raporları üzerinden takip edilen verilerin işaret ettiği kira artış oranları bu aşağı yönlü görünümü teyit ediyor.

Bununla beraber, kira enflasyonunun, deprem ve kentsel dönüşüm gibi konut sektörüne özgü arz yönlü unsurların da etkisiyle, öngördüğümüzden daha dirençli bir seyir gösterdiğini not etmemiz gerekiyor.

Kiralardaki dirençli seyir, hizmetlere kira ve kira dışı olarak bakıldığında da net bir biçimde görülüyor. Kira dışında kalan hizmetlerde, yıllık enflasyon aşağı yönlü belirgin ayrışırken ana eğilim de kademeli bir yavaşlama eğilimi içerisinde.

Bu grupta yıllıklandırılmış yakın dönem eğilim ise yüzde 37’ler seviyesinde. Her zaman vurguladığımız gibi, dezenflasyon sürecinde, enflasyon beklentilerinin seyri de büyük önem arz ediyor.

Yılın ilk iki Enflasyon Raporu dönemiyle kıyasladığımızda, enflasyon beklentilerinin tüm sektörlerde gerilediğini izliyoruz. Yansıda, piyasa katılımcılarının farklı vadelerdeki enflasyon beklentilerine de yer veriyoruz. Buna göre, enflasyondaki düşüşün kademeli bir şekilde sürmesi bekleniyor.

Ancak beklentiler iyileşse de halen enflasyon tahminlerimizin üzerinde seyrediyor. Bu yönüyle beklentiler, dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam ediyor. Bu görünüm ise para politikasındaki sıkı ve kararlı duruşumuzu korumayı gerekli kılıyor.

Para politikası

Şu ana kadar özetlediğim verilerin ve gelişmelerin verdiği net bir mesaj var: Sıkı para politikamızı sürdürmeye ve sonuçlarını da kademeli bir şekilde almaya devam ediyoruz. Dolayısıyla konuşmamın bu bölümünde, para politikası duruşumuz hakkında bilgiler sunacağım.

Sunumda belirttiğim gibi enflasyon görünümünde bir iyileşme kaydettik. Bu görünüm altında temmuz ayında, para politikasında gerekli sıkılığı koruyacak şekilde, politika faizini 3 puanlık bir indirimle yüzde 43 düzeyine çektik.

Sıkı para politikası duruşumuz, dezenflasyon sürecinin devamını sağlayacak. Ayrıca, ekonomik birimlerin beklentilerindeki ayrışma ve olası oynaklıklara karşı, parasal aktarımı makroihtiyati tedbirlerle destekliyoruz.

Bunun yanında likidite koşullarına göre etkin bir likidite yönetimi uygulamaya da devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi, sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere kullandığımız araçlar 3 ana grupta toplanıyor:

Mevduata yönelik düzenlemeler ile TL mevduatın payını artırmayı ve KKM’yi kademeli olarak sona erdirmeyi hedefliyoruz. Kredi büyümesine yönelik düzenlemeler ile kredi talebindeki dalgalanmaların önüne geçiyoruz.

Ve likiditeye ilişkin adımlarımız ile sistemdeki fazla Türk lirası likiditeyi yönetiyoruz. Son dönemde, rezerv pozisyonumuzdaki iyileşme ile birlikte TL likidite seviyesi arttı. Bu dönemde, oluşan fazla likiditeyi depo alım ihaleleri ve ters swap işlemleri ile sterilize ediyoruz.

Diğer taraftan, para piyasaları faizlerindeki oynaklıkları sınırlandırmak amacıyla, likidite dağılımını göz önünde bulundurarak repo ihaleleriyle fonlama da sağlıyoruz. Uyguladığımız likidite yönetimiyle para piyasalarında faizler, son dönemde politika faizine yakın seviyelerde gerçekleşiyor.

Bu noktada sizlerle, para politikamızın aktarımında kritik rol oynayan finansal koşullara dair son gelişmeleri paylaşmak isterim. Son verilere göre, bileşik bazda mevduat ve ticari kredi faizleri yüzde 53, tüketici kredisi faizleri yüzde 62 civarında oluşuyor.

Bu bağlamda, politika faiz indiriminin, mevduat ve kredi fiyatlamalarına beklentilerimizle uyumlu ölçüde yansıdığını söyleyebilirim. Temmuz PPK kararı sonrasında, temmuz ayının ilk haftasına göre tüketici kredisi faizleri 5,3 ve ticari kredi faizleri yaklaşık 5,5 puan geriledi.

Para politikası duruşumuz ve makroihtiyati çerçeve sayesinde; mevduat faizlerinin seviyesi, TL’ye geçişi ve tasarrufları desteklemeye devam ediyor. Bireysel kredi büyümesi, ikinci çeyrekten itibaren ivmelenen kredi kartı harcamaları kaynaklı olarak hızlandı.

Daha önce belirttiğim gibi, kredi kartı bakiye gelişmelerinde, tüketicilerin nakitle ödeme yönteminden kartla ödemeye geçmesinin de etkisi bulunuyor. Bireysel kredilere kredi kartı hariç bakıldığında ise daha ılımlı bir büyüme patikası gözlenmekte.

Tüketici kredilerinin, iç talepteki dengelenmeyi destekleyecek bir seyirde devam etmesi büyük önem taşımakta. Ticari tarafta ise; TL kredi büyümesi, istisna krediler hariç bakıldığında aylık büyüme sınırları ve kredi talebiyle uyumlu bir seyir izliyor.

TL ticari kredi büyümesinin yaklaşık yarısı istisna tutulan alanlardan geliyor. Bilindiği üzere, yabancı para kredilerdeki aylık büyüme sınırını da, parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla yüzde 0,5’e indirmiştik.

YP kredi büyümesindeki yavaşlama, bununla uyumlu olarak belirginleşmiş durumda. KKM tarafında ise, şubat ayında tüzel kişi hesapları için yeni açılış ve yenilemeleri sonlandırmıştık. Mevcut durumda, kalan gerçek kişi bakiyesi 12 milyar dolar seviyesinde.

Bakiyenin azalması ile birlikte KKM hesaplarının yenileme ve açılma işlemlerini bu yıl sonlandırabileceğiz. Son dönemde TL mevduata olan talep güçlü olup TL payı finansal piyasalardaki oynaklık öncesindeki değerinin üzerinde seyrediyor.

Nitekim TL mevduatın payı yüzde 60 ile tarihsel ortalamasına yakın bir seviyede ilerliyor. Yatırım fonlarını da dahil ettiğimizde bu görünüm değişmiyor. KKM bakiyesinin azalmış olması da Türk lirası mevduat payını artırarak parasal aktarım mekanizmasını güçlendiriyor ve merkez bankası bilançosu üzerindeki riskleri azaltıyor.

Tarife belirsizliğinin azalmasıyla birlikte, diğer gelişmekte olan ülkelere benzer şekilde mayıs ayında ülkemize sermaye girişleri tekrar başladı.

Yurt dışı yerleşiklerin pozisyonlanmalarına baktığımızda nisan ayından sonraki iyileşmenin özellikle temmuz ayında belirginleştiğini görüyoruz.

Brüt rezervler, 2024 yılı mart ayındaki 124 milyar dolar seviyesinden 50 milyar dolar artışla 8 Ağustos’ta 174 milyar dolara ulaştı. Swap hariç net rezervler ise bu dönemde 114 milyar dolar artışla 50 milyar dolara yükseldi.

Sergilediğimiz kararlı sıkı para politikası duruşu, piyasalardaki risk ve oynaklık göstergelerinde de iyileşmeye katkı sağladı. Bu duruşumuzu, enflasyonu ve enflasyona dair belirsizlikleri azaltacak şekilde sürdürdükçe risk göstergelerindeki olumlu eğilimin devam edeceğini düşünüyoruz.

Orta vadeli tahminler ve ara hedefler

Özetlediğim ve tahminlerimizin arka planını ortaya koyan iktisadi görünümün ardından şimdi de sizlerle yeni orta vadeli tahmin iletişim stratejimizi paylaşmak isterim. Bu Enflasyon Raporu itibarıyla, orta vadeli tahminlerin sunulmasına ilişkin çerçevede bir değişikliğe gitme kararı aldık.

Detaylara girmeden önce, yeni yaklaşımımızda kullanacağımız iki ana kavramın altını çizmek isterim: Enflasyon Raporlarımızda açıklayacağımız “tahminler” ile taahhüt ve çıpa işlevi görecek olan “yıl sonu odaklı ara hedeflerimiz”.

Bir diğer ifadeyle, bundan böyle, veri akışına bağlı olarak revize edebileceğimiz “enflasyon tahminlerimizin” yanı sıra, rapor dönemleri arasında olağanüstü gelişmeler olmadığı sürece değiştirmeyeceğimiz “ara hedeflerimizle” karşınıza çıkacağız.

Bu ara hedefler, orta vadede enflasyonun yüzde 5’e gittiği dezenflasyon sürecinde, daha kısa bir vadede ulaşılması taahhüt edilen yıl sonu enflasyon düzeyleridir. Bu bağlamda, ara hedefler içsel para politikası patikasını belirlerken referans olarak alınacaktır. Böylece, kontrol ufku içerisinde enflasyonun ara hedeflere yakınsaması sağlanacaktır.

Bu noktada para politikası kararlarının enflasyona nihai etkisinin en yüksek seviyeye ulaştığı döneme işaret eden ‘kontrol ufku’ kavramının önemini de hatırlamakta fayda var. Para politikasının gecikmeli etkileri de düşünüldüğünde Türkiye için kontrol ufkunun şu andan itibaren 12 ila 24 ay arasındaki dönem olarak tanımlayabiliriz.

Bu ve benzeri detaylar eşliğinde ele aldığımız yeni çerçevemizi, Raporumuz’da yer alan ilgili Mercek Altı’nda detaylarıyla inceleyebilirsiniz. Enflasyon tahminlerimizin ve ara hedeflerimizin detaylarına geçmeden önce, tahminlerimize baz oluşturan temel varsayımlarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Konuşmamın başında da belirttiğim gibi, son dönemde küresel ticarette tarife oranlarının açıklanmasıyla azalan belirsizlik, küresel büyüme beklentilerini sınırlı bir miktar iyileştirdi. Bu nedenle, dış talebe ilişkin varsayımlarımızı yukarı yönlü güncelledik.

Jeopolitik gerilimlerle tırmanan emtia fiyatlarına bağlı olarak, ham petrol ve ithalat fiyatlarına dair varsayımlarımızı ise yukarı yönlü güncelledik. Öte yandan gıda fiyatları varsayımımız bir önceki Rapor’a kıyasla 2025 yılı için sabit kaldı. 2026 yılı için ise yukarı güncellendi.

Tahminlerimizi ve ara hedeflerimizi oluştururken, fiyat istikrarı sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruşu sürdüreceğimizi esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eşgüdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık.

Bu çerçevede, 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 25 ile yüzde 29 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2026 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 13 ile yüzde 19 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Küresel belirsizliklerin azalmasının ve enflasyonun daha düşük seviyelere gelmesinin etkisiyle tahmin aralığını önceki Rapor dönemine göre daralttık.

Biraz önce bahsettiğim gibi, bu değerler daha önce de sizlerle paylaşmakta olduğumuz enflasyon tahminlerimizi ve ilgili aralıkları yansıtıyor. Bu Rapor’da farklı olarak, enflasyon ara hedeflerimizi de sizlerle paylaşacağım.

Önceki raporlarda 2025 yıl sonu enflasyon tahminimiz olan yüzde 24 değerini, 2025 yılı ara hedefimiz olarak koruyoruz. 2026 ve 2027 yılları için ise enflasyon ara hedeflerimizi sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak belirledik.

Enflasyonun 2027 yılında yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngörüyoruz. Geçtiğimiz dönemde enflasyon tahminlerimizde bir değişim olması durumunda güncellemenin kaynaklarını sizlerle paylaşıyorduk.

Bu Rapor’dan itibaren ise, bu iletişimi yıl sonu enflasyon gerçekleşmesinin “ara hedeften farklılaşması” durumunda yapacağız. Bir farklılaşma olması halinde sapmanın kaynaklarını, takip eden yılın ilk Enflasyon Raporunda sizlerle paylaşacağız.

Öte yandan geçtiğimiz Raporda, 2026 yılı ‘enflasyon tahminini’ yüzde 12 olarak paylaşmıştık.  Yeni yaklaşımımız çerçevesinde, 2026 yılı “enflasyon ara hedefini” yüzde 16 olarak belirledik.

Aradaki 4 puanlık farkın detaylarına baktığımızda, daha yüksek gıda fiyatları varsayımının ara hedefi 0,9 puan yukarı çektiğini görüyoruz. Ara hedef üzerinde, enflasyon ana eğilimi ve ataleti 1,9 puan; büyük oranda petrol fiyatı varsayımındaki güncellemeye bağlı olarak da TL cinsi ithalat fiyatları 1,2 puan yukarı yönlü etki yaptı.

Dezenflasyon sürecinde, ara hedeflerimize ulaşmak için sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz. Para politikasında aldığımız önlemler ile yurt içi talebin dezenflasyonist seviyelerde seyretmesi, bizim için en kritik hususlardan biri. Atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerin gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyeceğiz.

Temkinli duruşumuzun sürmesiyle, enflasyonun önümüzdeki dönemde istikrarlı olarak gerileyeceğini öngörüyoruz. Nitekim para politikasındaki kararlı duruşumuz; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edecek.

Beklentilerin düşüş eğilimini sürdürmesi ve hizmet enflasyonundaki düşüşün de devam etmesiyle birlikte, enflasyonun ana eğilimindeki gerileme 2025 yılının geri kalanında da sürecek. Maliye politikalarının eşgüdümü de bu sürece katkı sağlayacak.

Özetlemek gerekirse; para politikasındaki sıkı duruşumuzu, fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz.  Politika faizini, öngördüğümüz dezenflasyon sürecinin gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirliyoruz. Bu süreçte enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimi ve enflasyon beklentilerini göz önünde bulunduruyoruz.

Politika faizine ilişkin atılacak adımları ve bunların büyüklüğünü, enflasyon görünümü odaklı, ihtiyatlı ve toplantı bazlı bir yaklaşımla aldığımızın altını bu vesileyle çizmek isterim. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörmemiz durumunda, tüm para politikası araçlarını etkili bir şekilde kullanacağız.

Bu toplantımızda da yeniden vurgulamak isterim ki; fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için ön koşuldur. Dezenflasyon sürecinde, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

KKM’nin Faturası Ağır Oldu: 60 Milyar Dolar

2021 sonunda döviz kuru dalgalanmalarına karşı Türk Lirası (TL) mevduatlarını korumak amacıyla hayata geçirilen Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi, yaklaşık dört yılın ardından sona yaklaşıyor.

Bir zamanlar 140 milyar dolarlık devasa büyüklüğe ulaşan KKM, son bir yılda uygulanan kademeli çıkış stratejisiyle 11,8 milyar dolara kadar geriledi. Toplam mevduatlar içindeki payı ise yüzde 26,2’den  yüzde 2’ye düştü.

Ekonomim’in haberine göre, KKM’nin uygulandığı dönemde TL, dolar karşısında ciddi değer kayıpları yaşadı. Bu kayıplar, Hazine’nin üstlendiği kur farkı ödemelerini astronomik seviyelere çıkardı.

Sistem, 2021’de yüzde 44, 2022’de yüzde 29, 2023’te yüzde 37 ve 2024’te yüzde 16 olmak üzere, TL’nin değer kaybına engel olamadı. Yapılan hesaplamalara göre, KKM’nin Türkiye’ye toplam faturası 60 milyar dolar olarak belirlendi.

Ekonomi çevreleri, KKM’nin maliyetli ve sürdürülebilir olmayan bir politika olduğu konusunda baştan beri uyarıyordu. Önde gelen ekonomistlerin görüşleri şu şekilde:

Dr. Mahfi Eğilmez: KKM’nin döviz talebini ötelediğini, kamu maliyesine büyük bir yük getirdiğini ve kalıcı güven inşasını engellediğini belirtti.

Prof. Dr. Emre Alkin: Sistemi “pansuman politikası” olarak nitelendirdi ve 60 milyar dolarlık maliyetin başka yatırımlara aktarılsaydı daha faydalı olacağını savundu.

Prof. Dr. Hakan Kara: KKM’nin para politikasının etkinliğini azalttığını ve risk primini yükselttiğini ifade etti.

Esen Çağlar: Sistemin en büyük sorunlarından birinin, kur farkı ödemelerinden orantısız bir şekilde büyük mevduat sahiplerinin yararlanmasıyla adil olmayan bir gelir dağılımı yaratması olduğunu vurguladı.

Uğur Gürses: KKM’nin TL’yi güçlendirmesi beklenirken, aslında TL’den çıkışı hızlandıracak beklentileri pekiştiren dövize endeksli bir ürün olduğunu belirtti.

Mayıs 2023 seçimlerinden sonra geleneksel para politikalarına dönülmesiyle birlikte KKM’den çıkış süreci hızlandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sıkı para politikası sayesinde KKM bakiyesinin istikrarlı bir şekilde azaldığını ifade etti. KKM’nin getirileri politika faizinin yüzde 40’ı ile sınırlandırıldığı için sistem, cazibesini yitirdi.

Bankacılar, KKM’nin resmi hedef tarihten daha önce tamamen bitebileceğini öngörüyor. Son olarak, KKM hesaplarındaki miktar 477 milyar liraya düşerek, toplam mevduatın yalnızca yüzde 2.04’ünü oluşturdu.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Rezerv Birikimi Hız Kesmiyor

25 Temmuz ile biten haftada, Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam döviz rezervleri bir önceki haftaya göre, 3,2 milyar dolar seviyesinde artarak 171,8 milyar dolar düzeyine yükseldi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 489,2 milyar lira seviyesine geriledi. Merkez Bankası (TCMB), yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 25 Temmuz ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre,  brüt rezervler 171,8 milyar dolara çıktı. Bir önceki hafta brüt rezervler 168,6 milyar dolar düzeyindeydi.

25 Temmuz haftasında net rezervler ise 62,8 milyar dolardan 64,5 milyar dolara yükseldi. Swap hariç net rezervlerde de toparlanma eğilimi sürdü. Bir önceki hafta 44,3 milyar dolar olan swap hariç net rezervler 46,7 milyar dolara çıktı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduatlar 25 Temmuz haftasında 506,5 milyar lira seviyesinden 489,2 milyar milyar lira seviyesine geriledi.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Paylaşın

Türkiye’nin Yurt Dışı Yükümlülükleri 671,6 Milyar Dolara Çıktı

Mayıs ayı itibarıyla Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki ay sonuna göre yüzde 3,3 oranında artışla 362,5 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 0,4 oranında artışla 671,6 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Uluslararası Yatırım Pozisyonu Gelişmeleri Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Mayıs ayı itibarıyla Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki ay sonuna göre yüzde 3,3 oranında artışla 362,5 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 0,4 oranında artışla 671,6 milyar dolar oldu. Böylelikle, aynı dönemde Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu yükümlülükleri 9,2 milyon dolar azalarak -309 milyar dolar oldu.

Varlık kalemleri bir önceki ay sonuna göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 1,0 oranında artarak 68,9 milyar dolar ve diğer yatırımlar kalemi ise yüzde 3,0 oranında azalarak 136,2 milyar dolar oldu. Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 11,0 oranında azalarak 39,3 milyar dolar oldu.

Yükümlülükler alt kalemleri yıl sonuna göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi, BIST 100 endeksindeki azalış ile döviz kurlarındaki artışın etkisiyle, nisan ayına göre yüzde 2,4 oranında azalışla 190,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Portföy yatırımları kalemi yüzde 3,2 oranında artarak 112,4 milyar dolar ve diğer yatırımlar kalemi yüzde 1,0 oranında artarak 368,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Paylaşın

Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borcu 222,3 Milyar Dolar

Türkiye’nin orijinal vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borçları 222,3 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. Borçların yüzde 35’ini Dolar, yüzde 27’sini Euro, yüzde 23’ünü Türk Lirası ve yüzde 15’ini diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) stoku, bir önceki aya göre yüzde 1,2 oranında artarak Mayıs ayı itibarıyla 170,3 milyar dolar oldu. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku 222,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, bir önceki aya göre yüzde 7,8 oranında azalarak 12,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 1,2 oranında azalışla 18,8 milyar dolar olmuştur. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 0,1 oranında artışla 20,4 milyar dolar olurken, TL cinsinden mevduatları yüzde 9,9 oranında artarak 22,7 milyar dolar oldu.

Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 2,0 oranında artarak 66,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari krediler yüzde 0,5 oranında artarak 62,1 milyar olurken, nakit krediler kaynaklı yükümlülükler yüzde 25,5 artarak 4,7 milyar dolar olarak kaydedildi.

Kalan vadeye göre KVDB stokunda, Mayıs ayı itibarıyla bankalar ve diğer sektörlerin kredi yükümlülükleri yaklaşık 62,0 milyar dolara gerilemişken, yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yerleşik bankalardaki mevduat stoku ise yaklaşık 62,0 milyar dolara yükseldi.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Dört Yıl Sonra Bir İlk: 1,1 Milyar Dolarlık Satış

Merkez Bankası (TCMB), dört yıl sonra ilk kez piyasaya doğrudan satış yaptı. Banka, 24 ve 28 Mart tarihlerinde toplam 1,13 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasının ardından döviz piyasalarında yaşanan sert dalgalanmaya müdahalede bulundu.

Yaklaşık dört yıl aradan sonra ilk kez doğrudan satış yapan Merkez Bankası (TCMB), 24 ve 28 Mart tarihlerinde toplam 1 milyar 134 milyon dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı verilere göre, 24 Mart’taki ilk müdahalede 295 milyon dolar, 28 Mart’ta ise 839 milyon dolar satıldı. Bu iki işlem, Merkez Bankası’nın son yıllarda piyasaya yaptığı en büyük müdahaleler arasında yer aldı.

Ekonomim’in haberine göre, dalgalı kur rejimi çerçevesinde belirli dönemlerde doğrudan alım veya satım işlemleriyle piyasaya müdahale eden Merkez Bankası (TCMB), mart ayı öncesindeki son müdahalesini 17 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirmişti. Alım yönlü en son müdahale ise 15 Şubat 2006’da yapılmıştı.

Merkez Bankası (TCMB), doğrudan müdahale bilgilerini, müdahalenin gerçekleştiği tarihten itibaren üç ay sonra, ilgili ayın ilk iş gününde kamuoyuna açıklıyor. Mart ayı müdahaleleri de bu kapsamda temmuz ayı itibarıyla resmi kayıtlara yansıdı.

Bu gelişme, siyasi belirsizliklerin finansal piyasalarda yarattığı tedirginliğin Merkez Bankası nezdinde önemli bir karşılık bulduğuna işaret ederken, Merkez Bankası’nın (TCMB) kur istikrarını sağlama yönündeki reflekslerini de bir kez daha gözler önüne serdi.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 154,4 Milyar Dolara Geriledi

27 Haziran ile biten haftada Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri 154,4 milyar dolar seviyesine geriledi. Bankanın bir önceki hafta brüt rezervleri 155,7 milyar dolar düzeyindeydi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 15 milyar 497 milyon lira azalarak 543 milyar 827 milyon liraya geriledi.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 27 Haziran ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Açıklanan verilere göre, Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervi 154,4 milyar dolara düştü. Net rezervler ise 48,1 milyar dolardan 46,4 milyar dolara geriledi.

27 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre swap hariç net rezervi 1,8 milyar dolar azalışla 28,4 milyar dolara indi. Bu dönemde altın rezervleri de 85 milyar 1 milyon dolardan, 83 milyar 316 milyon dolara düştü.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduatlar 27 Haziran haftasında 15 milyar 497 milyon lira azalarak 543 milyar 827 milyon liraya geriledi. Böylece KKM büyüklüğü, toplam mevduatın yüzde 2,35’i oldu.

Merkez Bankası (TCMB) KKM ile ilgili son olarak 2 Ocak tarihinde yayımlanan düzenleme ile döviz yükümlülüğü bulunan şirketlere KKM desteğini sonlandırma kararı almıştı. TCMB 2025 para politikası çerçevesini sunduğu metinde de yıl içinde KKM uygulamasının sonlandırılmasının planlandığını duyurmuştu.

Tüketici kredileri 32 milyar 119 milyon lira arttı

Tüketici kredilerinin tutarı, 27 Haziran itibarıyla 32 milyar 119 milyon lira artarak 2 trilyon 369 milyar 287 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 583 milyar 196 milyon lirası konut, 59 milyar 408 milyon lirası taşıt ve 1 trilyon 726 milyar 683 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 31 milyar 427 milyon lira artarak 2 trilyon 828 milyar 57 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2,9 artarak 2 trilyon 218 milyar 959 milyon lira düzeyinde gerçekleşti. Bireysel kredi kartı alacaklarının 743 milyar 183 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 475 milyar 776 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

Paylaşın

Franz Kafka’nın Düşünce Biçiminizi Değiştirecek 10 Sözü

Ünlü Çek yazar Franz Kafka, “Dönüşüm”, “Dava” ve “Mlena’ya Mektuplar” gibi eserleriyle tanınır. Franz Kafka’nın eserleri genellikle insan varoluşunun karmaşıklığını inceler.

Haber Merkezi / İşte Franz Kafka’nın eserlerinden derlenmiş ve insanı derinden düşündüren 10 sözü:

“Bir kitap, içimizdeki donmuş denizi kırmak için bir balta olmalı.” : Okumanın dönüştürücü gücüne vurgu yapan bu söz, edebiyatın insanın iç dünyasını sarsarak uyandırması gerektiğini ifade eder.

“Kendimle baş başa kaldığımda, bütün dünyayı değil, sadece kendimi yok etmiş oluyorum.” : Yalnızlığın ve içe dönüşün, bireyin kendi varlığını sorgulamasına yol açan derin bir yalnızlık hissi.

“Hayatın anlamı, onun bir anlamı olup olmadığını sorgulamaktır.” : Varoluşsal bir sorgulama; hayatın anlamını aramanın, anlamın ta kendisi olabileceğini önerir.

“Herkes kendi zincirlerini taşır, ama kimse onları görmez.” : İnsanların kendi içsel sınırlamaları ve toplumsal baskılarla nasıl zincirlendiğini, ancak bunu fark edemediğini anlatır.

“Dünya, senin ona bakışınla şekillenir.” : Gerçekliğin öznel olduğunu ve bireyin algısının dünyayı nasıl anlamlandırdığını vurgulayan bir bakış.

“Bazen bir çıkış yolu bulmak için, önce kaybolmak gerekir.” : Kafa karışıklığı ve kaybolmuşluk hissinin, yeni bir anlayışa veya çözüme ulaşmak için gerekli olabileceğini ifade eder.

“İnsan, yalnızca kendi cehenneminde özgürdür.” : Özgürlüğün paradoksal doğasına işaret eder; insan, kendi içsel acılarında ve mücadelelerinde özgün bir varoluş bulabilir.

“Sonsuzluk, bir adım ötede başlar.” : Büyük ve soyut kavramların, aslında günlük hayatın küçük anlarında gizli olabileceğini düşündürür.

“Yazmak, kendinden dışarı sıçramaktır; ama geri dönülecek bir yer yoktur.” : Yazma sürecinin, insanın kendini açığa vurması ama aynı zamanda kendini tüketmesi olduğunu anlatır.

“Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.” : Özgürlük ve tutsaklık arasındaki ironik ilişkiyi yansıtan bu söz, insanın kendi sınırlarını yaratma eğilimini sorgular.

Bu sözler, Franz Kafka’nın varoluş, yalnızlık, özgürlük ve insan doğası üzerine derin düşüncelerini yansıtır. Kafka’nın eserlerindeki melankoli ve felsefi derinlik, bu alıntılarda açıkça fark edilir.

Paylaşın

Konut Fiyatları Yüzde 32,3 Arttı

Konut fiyatları mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,4 bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32,3 oranında arttı. Üç büyük il incelendiğinde, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 32,6, 41,4 ve 31,1 oranlarında arttı.

Haber Merkezi / Konut fiyatlarının en çok arttığı il yüzde 41,4 ile Ankara olurken Ankara’yı Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa ve Uşak takip etti. Bu illerde konut fiyatları yüzde 40,5 oranında arttı.

Konut fiyatları, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars ve Iğdır’da yüzde 39,3, Konya ve Karaman’da yüzde 25,3, Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de yüzde 20,3, Antalya, Burdur ve Isparta’da yüzde yüzde 19,5 arttı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 2025 Mayıs  ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksini (KFE) açıkladı.

Buna göre; Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi (KFE), Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında artarak 182,4 seviyesinde gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32,3 oranında artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 2,3 oranında azaldı.

İstanbul, Ankara ve İzmir’in konut fiyat endekslerindeki gelişmeler değerlendirildiğinde, mayıs ayında bir önceki aya göre, sırasıyla yüzde 2,7, 3,8 ve 3,0 oranlarında arttı. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 32,6, 41,4 ve 31,1 oranlarında arttı.

Konut fiyatlarının en çok arttığı il yüzde 41,4 ile Ankara olurken Ankara’yı Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa ve Uşak takip etti. Bu illerde konut fiyatları yüzde 40,5 oranında arttı.

Konut fiyatları, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars ve Iğdır’da yüzde 39,3, Konya ve Karaman’da yüzde 25,3, Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de yüzde 20,3, Antalya, Burdur ve Isparta’da yüzde yüzde 19,5 arttı.

Paylaşın