Bağırsak tıkanması (ileus) nedir? Detayları

Tüm yaşlarda görülebilen bağırsak tıkanması (ileus), yiyecek veya sıvının ince bağırsağınızdan veya kalın bağırsağınızdan (kolon) geçmesini engelleyen durumdur. Genel cerrahi kliniklerinin aciline başvuran hastaların % 10-20’sini oluşturur.

Tedavi edilmezse, bağırsağın tıkalı kısımları ölebilir ve ciddi sorunlara yol açabilir. Bununla birlikte, acil tıbbi bakımla, bağırsak tıkanıklığı genellikle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

Nedenleri;

Yetişkinlerde bağırsak tıkanmasının en yaygın nedenleri şunlardır:

  • Bağırsak yapışıklıkları
  • Abdominal veya pelvik cerrahiden sonra karın boşluğunda oluşabilen fibröz doku bantları
  • Kolon kanseri

Çocuklarda bağırsak tıkanmasının en yaygın nedeni bağırsağın iç içe geçmesidir.

Bağırsak tıkanıklığının diğer olası nedenleri;

  • Fıtıklar – vücudunuzun başka bir yerine çıkıntı yapan bağırsak bölümlerİ
  • Crohn hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıkları
  • Divertikülit – sindirim sistemindeki küçük, şişkin keselerin (divertikül) iltihaplandığı veya enfekte olduğu bir durum
  • Kolonun bükülmesi (volvulus)
  • Etkilenen dışkı

Belirtileri;

  • Gelen ve giden kramplı karın ağrısı
  • İştah kaybı
  • Kabızlık
  • Kusma
  • Bağırsak hareketine veya gaz geçişine sahip olamama
  • Karın şişmesi

Ne zaman doktora görünmeli?

Bağırsak tıkanıklığından kaynaklanan ciddi komplikasyonlar nedeniyle, şiddetli karın ağrınız veya diğer bağırsak tıkanıklığı semptomlarınız varsa derhal tıbbi yardım alın.

Teşhisi;

Bağırsak tıkanıklığı teşhisi konulacak kişinin tüm şikayetleri genel cerrahi uzmanı tarafından dinlenir, hastanın fizik muayenesi yapılır, ve teşhis konur. Bağırsak tıkanması teşhisinde en önemli tanı, hastanın yatar pozisyonda çekilen röntgen grafileridir. Tıkanıklığın ne kadar ilerlediğini, seviyesini bu grafiler ortaya koyar. Bunun dışında bazı hastalara tanı, bilgisayarlı tomografi cihazıyla konulur.

Tedavisi;

Bağırsak tıkanıklığı tedavisinde iki seçenek uygulanabilir. Birincisi medikal tedavi, ikincisi cerrahi tedavidir. Hastalık henüz ilerlememiş ve başlangıç seviyesindeyse ilaç tedavisi ile bu hastalıktan kurtulunabilir. Ancak hastalık ilerlemişse, hatta bağırsak da kangren durumu söz konusu ise, kalın bağırsak tamamen tıkanmışsa kesinlikle ameliyat şarttır.

Risk faktörleri;

  • Sıklıkla yapışıklıklara neden olan karın veya pelvik cerrahi – yaygın bir bağırsak tıkanıklığı
  • Crohn hastalığı, bağırsak duvarlarının kalınlaşmasına ve geçiş yolunu daraltmasına neden olabilir
  • Karnınızdaki kanser, özellikle karın tümörünü veya radyasyon tedavisini çıkarmak için ameliyat olduysanız

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

İktiyozis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Genetik geçişli bir deri hastalık olan ve alk arasında balık pulu hastalığı olarak bilinen iktiyozis vulgaris, sürekli ölen deri hücreleri ciltte birikerek balık pulu gibi görüntüler oluşması durumudur. Toplumda oldukça nadir görülen bir hastalıktır.

Normal bireylerde cildin yüzeyindeki epidermis hücreleri sürekli yenilenir; oluşan ölü epidermis hücreleri dökülerek cilt yüzeyi sürekli yenilenir. Balık pulu hastalığına sahip bireylerde ciltte oluşan ölü deri hücreleri dökülemez ve atılamaz. Bu durumda ölü deri hücreleri cilt yüzeyinde birikip yamalar halinde kalın, kuru bir tabaka oluştururlar. Yamalar halinde oluşan bu ölü hücre katmanları balık puluna benzediği için bu hastalığa balık pulu hastalığı ismi verilmiştir.

Çeşitleri;

Genetik geçişli bir hastalık olan balık pulu hastalığının semptom ve klinik tabloları benzer olmakla birlikte genetik geçiş açısından farklılıklar taşıyan bir kaç tipi mevcuttur. Genellikle otozomal dominant geçiş gösteren tipi yaygın olarak görülmesine rağmen Y kromozumuna bağlı olarak taşınan bir formu da mevcuttur. Bu formda sadece erkek çocuklar hasta olurlar. Genetik geçişin haricinde bazı hastalıklar sonrasında kazanılmış hastalık çeşitleri de mevcuttur.

Belirtileri;

Kuru cilt yapısı, balık pulu biçiminde oluşumlar, derinin kalınlaşması biçiminde sıralanır. Bu kalınlaşmalar genellikle dirsek ve dizde olurken bazen de kollara ve ellere kadar yayılmış olabilir.

Kafa derisinde pullanma, ciltte kaşıntı, ciltte poligan şekilli pullar, çok kuru ve kalınlaşmış cilt, kahverengi, gri veya beyaz pullar…

Tanısı;

Cilt hastalıkları konusunda uzmanlaşan dermatologlar ilk gördükleri anda bu hastalığın tanısını koyabilir. Hastaların aile hikayeleri, çocukluk çağına ait anamnezleri sorgulanarak tanı kesinleştirilir. Kan testleri uygulanabilir. Ciltte görülen lezyonlardan biyopsi yapılarak kein tanı konulur. Ayırıcı tanı özellikle benzer lezyonlara sahip olabilecek Psöriazis yani Sedef Hastalığı arasında yapılır. Cilt biyopsisi bu iki hastalığın ayrımını yapar.

Tedavisi;

Maalesef iktiyozis tekrarlayıcı kronik bir deri hastalığıdır ama çok yoğun olduğu durumlarda cildiye uzmanları tarafından önerilen ilaçlarla yoğunluğu azaltılabilmektedir. Özellikle gen tedavisindeki gelişmeler umut vadetmekte yakın bir gelecekte bu hastalığın tamamen tedavi edilmesi için yoğun bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Sistit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

İdrar yolu enfeksiyonunun ikincil etkisi olarak ortaya çıkan Sistit, mesanenin bir tür enfeksiyonudur. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Kadınlarda daha fazla görülen sistit; ağrılı ve acılı geçebilir.

Hafif sistit vakaları genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşebilmektedir. Ancak sık sık sistit geçiren kişilerin düzenli veya uzun süreli tedavi ihtiyaçları olabilir. Sistite neden olan bakterilerin çoğu sağlıklı bağırsak florasını oluşturur.

İdrar yolu enfeksiyonlarının büyük bir çoğunluğu bağırsakta bulunan ve idrar yoluna ulaşan bakterilerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla hem tedavide hem de sistitin tekrarlamasını engellemede bu geçişi engellemek önemlidir.

Nedenleri;

Farklı etkenler sistit nedenleri arasında sayılabilmektedir. Ancak genellikle sistit nedeni bakteriyeldir. Normalde bağırsak ve sindirim sisteminde bulunan ve zararsız olan bakterilerin mesaneye ulaşması sistit nedeni olmaktadır.  Sistite en çok Escherichia coli (E. coli) bakterisi yol açmaktadır. Bakteriyel sistitin haricinde mesanenin zarar görmesi veya tahriş olması da sistit neden olabilir.

Belirtileri;

En sık belirtiler idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma isteğidir. İdrar yaparken yanma bazı bayanlarda çok şiddetli olabilir. Ateş basit sistitte sık rastlanan bir bulgu değildir. Ateşiniz 38 derece ve üstünde ise hemen doktora başvurmalısınız. Eğer ateş ile beraber böğür ağrısı da varsa böbrek iltihabı şüphesi ile hastaneye yatmanız gerekebilir.

Teşhisi;

Bir ürolog şikayetlerin tarifine ve testlere dayanarak teşhis koyabilir. Bu testler idrar analizleri, sistoskopi (özel bir aletle uretra ve mesanenin gözlenmesi) ve damar içi pylogram denilen özel bir röntgen çekimini kapsar. Enfeksiyona neden olan bakteriyi tanımlayabilmek için de idrar kültürü gerekebilir. Sistit hemen ve uygun şekilde tedavi edilirse önemli bir hastalık değildir. Sistit ve altında yatan neden tedavi edilmezse, kronik bir hal alabilir.

Tedavisi;

Basit sistit tedavisi sıklıkla 3-5 günlük antibiyotik kullanımı ile yapılabilir. Ancak doktorunuzun önerisine göre bu süre uzatılabilir.

Basit sistit tekrarlar mı?

Sistit atakları bayanların çoğunda tekrarlamaz. Tekrarlayan sistit atakları için mutlaka üroloji uzmanına danışılmalı ve gerekirse ileri tetkikler yapılmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

İrritabl (huzursuz) bağırsak sendromu nedir? Detaylar

Yapısal (organik) değil fonksiyonel bir bozukluk olarak değerlendirilen Irritabl (Huzursuz) Bağırsak Sendromu (IBS), bağırsakların gerektiği gibi çalışmasını engelleyen bir hastalıktır. Dünya nüfusunun %7 ile %10’unu etkileyen bir rahatsızlıktır.

Toplumda yaygın olarak rastlanıyor ve IBS’nin sebepleri bilinmediği gibi kesin bir tedavisi de bulunmuyor. IBS büyük ölçüde rahatsızlığa ve sıkıntıya yol açmakla beraber bağırsaklara kalıcı bir zarar vermiyor, kanamaya yol açmıyor ve kanser gibi ciddi hastalıklara neden olmuyor. Sıklıkla hafif bir sıkıntıya yol açan IBS bazı kişiler için hareketi kısıtlayıcı olabiliyor.

Bu bağlamda da yaşam kalitesi etkileniyor. IBS’li kişiler sosyal ortamlara girmekten kaçınabiliyor, işe gitmekten çekinebiliyor ya da bazen hastalığın yol açtığı ishal , acilen tuvalete koşma ihtiyacı ya da kabızlık gibi belirtiler nedeniyle kısa mesafelere bile yolculuk etmekten korkabiliyor. Yine de IBS’li bir çok kişi diyet, stres yönetimi ve bazen de hekimler tarafından önerilen ilaç tedavileri ile belirtilerini kontrol altında tutabiliyor.

Nedenleri;

Uzun yıllar yapılan araştırmalara rağmen IBS’nin nedeni tam olarak belirlenememiştir. Hastalarda yapılan tetkikler sonucunda organik olarak tamamen normal olunması, psikolojik, fizyolojik ve beslenme şeklinden kaynaklanan nedenlere bağlı olabileceğini düşündürmektedir. Kişiden kişiye şikayetlerin artma nedenleri farklılık gösterse de, sindirim sistemi ile ilgili bir bozukluk olduğundan, yiyecekler büyük önem taşımaktadır. Bununla beraber en sık görülen tetikleyiciler:

  • Liften yetersiz beslenme
  • Belirli yiyeceklere karşı hassasiyet
  • Stres
  • Sigara
  • Alkol
  • Adet dönemi
  • Öğün atlama ve birden çok yemek yeme
  • Enfeksiyonlar
  • Antibiyotik kullanımı ve diğer ilaçlar Ayrıca genel hasta eğilimlerinden yola çıkarak mevsimsel değişiklikler, soğuk hava gibi nedenlerin de IBS belirtilerini tetiklediği öngörülebilir

Belirtileri;

  • İshal (genellikle şiddetli ishal atakları olarak tarif edilir)
  • Karın ağrılar veya kramplar, genellikle karın alt yarısında, yemeklerden sonra kötüleşir ve bağırsak hareketinden sonra daha iyi hissedilir
  • Aşırı gazve şişkinlik
  • İshal veya kabızlık – bazen ishal ve kabızlık dönüşümleri
  • Dışkıda mukus
  • Normalden daha sert veya gevşek dışkı
  • Dışarı çıkmış göbek
  • Stres semptomları daha da kötüleştirebilir

Teşhisi;

IBS genellikle doktorlar daha ciddi organik hastalık olasılıklarını dışladıktan sonra  teşhis edilir. Doktorunuz belirtilerin dikkatli bir tanımlanmasını içeren tam bir tıbbi öykünüzü alır. Fiziksel muayene ve laboratuar testleri uygulanır. Kanamanın olup olmadığını anlamak için dışkı örneği test edilir. Doktorunuz ayrıca organik bir hastalık olup olmadığından emin olmak için röntgen ya da kolonoskopi (kalın bağırsağı esnek bir tüp aracılığıyla izleme) gibi tanı yöntemleri uygulayabilir.

Tedavisi;

IBS tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yoktur. Ancak tedavi, belirtilerin şiddetini azaltmaya ve tekrarlamasını önlemeye yönelik olarak başarılı olmaktadır. Amaç hastaların günlük yaşamlarını sürdürmeleri ve yaşam kalitelerinin bozulmamasının sağlanmasıdır. Bu nedenle şikayetler olduğu dönemde hastalara medikal tedaviler önerilir. Ayrıca ilaç tedavisinin yanında kişilerin özellikle yedikleri besinlere dikkat etmeleri de rahatsızlığı azaltıcı bir unsurdur.

Ne zaman doktora görünmeli?

Bağırsak alışkanlıklarında veya İBS’nin belirtilerinde kalıcı bir değişiklik ortaya çıkan hastaların doktora görünmesi önerilir. Çünkü bu işaretler kalın bağırsak kanseri gibi daha ciddi bir durumun göstergesi olabilir. Aşağıdaki belirtiler varsa ileri tetkik yapılması için mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir:

  • Kilo kaybı
  • Geceleri ishal
  • Rektal kanama
  • Demir eksikliği anemisi
  • Açıklanamayan kusma
  • Yutma zorluğu
  • Gaz çıkarma veya dışkılama ile geçmeyen karın ağrısı

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Huzursuz bacak sendromu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Yaygın bir sinir sistemi hastalığı olan ve kalıtsal olduğu düşünülen huzursuz bacak sendromu, çoğunlukla yaşlılarda görülürken, orta yaş grubunda da sıkça görülmektedir. Huzursuz bacak sendromu şikayeti ile giden genç hastalarda bulunmaktadır.

Hastalar tarafından genellikle tam olarak tariif edilemeyen bir hastalık olmakla birlikte ayak ve bacak bölgesinde, bazı hastalarda ise kollarda kaşıntı, ürperme, ağrı, yanma ve karıncanma gibi semptomlarla karakterize bir hastalıktır. Huzursuz bacak sendromu, bazı durumlarda kaslarda meydana gelen kramplar ve uyuşma ile karıştırılabilmektedir. Bu da hastalığın tanısının koyulması ve tedavi sürecinin başlatılmasını geciktirir. Bu nedenle huzursuz bacak sendromu belirtilerinin görüldüğü hastalarda detaylı bir muayene ile sorunun kaynağının tespit edilmesi büyük önem taşır.

Nedenleri;

Huzursuz bacak sendromunun kesin nedeni birçok vakada belirlenmemiştir. Araştırmacılar, durumun kas hareketlerini kontrol etmek için beyin tarafından salgılanan dopaminde bir dengesizlikten kaynaklandığını düşünmektedir.

Huzursuz bacak sendromu ortada bilinen herhangi bir neden olmaksızın ortaya çıkabileceği gibi, demir metabolizmasında oluşan bozukluklar, bir takım kronik hastalıklar ve çeşitli ilaçların yan etkileri sebebiyle de ortaya çıkabilmektedir

Huzursuz bacak sendromu çocukluk dönemi de dahil olmak üzere herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Hastalık artan yaşla birlikte daha yaygın olarak görülür ve kadınlarda erkeklerden daha yaygındır.

Özellikle 40 yaş altında görülen vakalarda huzursuz bacak sendromunun kalıtsal olarak aileden geldiği düşünülmektedir. Bununla birlikte hamilelik veya benzeri hormonal değişiklikler huzursuz bacak sendromunun semptomlarını geçici olarak ağırlaştırabilir.

Bazı kadınlar hamilelikleri sırasında, özellikle son üç ayda ilk defa huzursuz bacak sendromu belirtileri yaşamaya başlayabilirler. Bu tür vakalarda genellikle doğumdan sonra, hormonal dengelerin normale dönmesiyle birlikte semptomlar kaybolur.

Huzursuz bacak sendromu genellikle altta yatan ciddi bir tıbbi problemle ile ilişkili değildir, ancak bazı vakalarda diğer koşullara eşlik edebilir:

  • Bazen diyabet ve alkolizm gibi kronik hastalıklardan bireyin elleri ve ayaklarındaki sinirlerde hasar meydana gelebilir. Bu hasar periferik nöropatiye yol açar
  • Anemi sorunu olmadan bile, demir eksikliği huzursuz bacak sendromuna neden olabilir veya var olan bir durumu daha ağır bir hale getirebilir. Bireyin mide veya bağırsaklardan kanama öyküsü varsa, ağır adet dönemleri yaşıyorsa veya sık aralıklarla kan bağışı yapıyorsa demir eksikliğini olabilir
  • Eğer bireyde böbrek yetmezliği varsa, yine anemi ile birlikte demir eksikliği de olabilir. Böbrekler düzgün çalışmadığında, kandaki demir depoları azalabilir. Bu ve vücut kimyasında meydana gelen diğer değişiklikler huzursuz bacak sendromuna neden olabilir veya var olan bir durumu daha ağır bir hale getirebilir
  • Hasar veya yaralanma sonucu omurilikte meydana gelen lezyonlar huzursuz bacak sendromu ile ilişkilendirilmiştir. Omuriliğe anestezi verilmesine neden olan tıbbi müdahaleler de huzursuz bacak sendromuna yol açabilir

Belirtileri;

  • Bacaklarda ve ayaklarda huzursuzluk hissi
  • Huzursuzluk hissiyatından kaynaklı sürekli olarak hareket etme ihtiyacı
  • Gece saatlerinde artış gösteren ağrı ve rahatsızlık hissi
  • Hissedilen ağrı ve huzursuzluğun hastalıktan etkilenen bölgenin hareket ettirilmesi ile kısa süreliğine azalması hissi
  • Bacaklarda istemsiz seğirmeler

Tanısı;

Hastanın bacaklarında uzun süreli hareketsizlikte ve uyumadan önce ortaya çıkan rahatsız edici bir his varsa ve bu rahatsız edici his bacaklarda karşı konulamaz bir hareket ettirme dürtüsüne neden oluyorsa, bu durum uyku kalitesini bozup uykusuzluğa ve gün içinde dikkat eksikliği, baş ağrısı, uyku haline neden oluyorsa mutlaka bir hekime başvurması gerekir. Bu hastalarda huzursuz bacak sendromuna neden olabilecek sebepler araştırılır, hastanın öyküsü öğrenilir ve nörolojik muayene ile ayrıntılı kan tahlilleri yapılır. Alta yatan periferik nöropatiyi araştırmak için EMG incelemesi yapılır. Tüm bu incelemelerden sonra hastaya uyku bozukluğunu araştırmak için uyku testi gerekebilir.

Tedavisi;

Huzursuz bacak sendromunun tedavisinde ilk prensip hastalığın alevlenmesine neden olan madde veya gıdalardan kaçınmaktır. Alkol, kafein ve nikotin gibi maddelerden kaçınmak belirtileri azaltabilir. Hastanın ilaçları gözden geçirilmeli ve huzursuz bacak sendromunun belirtilerini artırabilecek ilaçlar kesilmelidir. Kansızlık, şeker hastalığı, beslenme bozuklukları, böbrek hastalığı, guatr, varis ya da parkinson hastalığı gibi hastalıklar tedavi edilmelidir. Bu önlemlere yanıt alınamazsa ilaç tedavisi başlanmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipertansiyon nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipertansiyon (yüksek tansiyon) kan basıncının sürekli olarak yükselmesidir. Normal değer olarak kabul edilen 120/80 kan basıncının her ikisinin ya da sadece birinin 140/90 değerlerinde olması hipertansiyon olduğunu gösterir. Basit bir tanımla kanın damarlarda dolaşırken oluşturduğu basınçtır.

Kan kalpten pompalanır ve damarlarda dolaşırken damarlara bir basınç uygular. Tansiyon olarak tanımlanan kan basıncı değeri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kan basıncı sistolik ve diastolik olmak üzere ikiye ayrılır. Kalp kasılır ve damarlara doğru kanı atar. Kanın damarlara attığı kan basıncına sistolik denir. Kalp gevşediğinde ise hâlâ damarlarda kan basıncı bulunur. Bu basınca diastolik denir. Sistolik kan basıncı büyük tansiyon; diastolik küçük tansiyon olarak da bilinir.

Nedenleri;

  • Aşırı sigara kullanımı
  • Dengesiz ve düzensiz beslenme
  • Aşırı fastfood tüketimi
  • Kronik alkol kullanımı
  • Obezite
  • Genetik faktörler
  • Stres
  • Tuzlu yeme alışkanlığı
  • Böbrek hastalıkları
  • Doğuştan gelen ve sonradan oluşan kalp ve damar hastalıkları
  • İleri yaş
  • Diyabet
  • Gebelik
  • Hareketsiz yaşam
  • Kullanılan bazı ilaçlar

Belirtileri;

  • Aniden oluşan baş ağrısı
  • Bulanık görme
  • Kulak çınlaması
  • Çarpıntı
  • Ayaklarda ve bacaklarda şişkinlik
  • Çift görme
  • Baş dönmesi
  • Burun kanaması
  • Ritim bozukluğu
  • Nefes darlığı
  • Kalp sıkışması
  • Kalpte ağrı
  • Halsizlik
  • Sık sık idrara çıkma

Tanısı;

Uygun şartlarda yapılan düzenli tansiyon ölçümü ile konulmaktadır; en az 5 dakikalık dinlenme sonrası her iki koldan yapılan ölçümlere göre hipertansiyon tanısı konulur. Ayrıca ölçümden 1 saat önce sigara, çay, kahve vb. tüketilmemelidir. Bazı durumlarda yüksek tansiyon problemi olmadığı halde hastane ortamında tansiyon değerleri yüksek çıkabilmektedir. “Beyaz Önlük Hiperansiyonu” denilen bu durumda tansiyon takipleri veya tansiyon holter cihazı ile tanı konulabilmektedir. Çok nadir rastlansa da, kişi de yüksek tansiyon olduğu halde tansiyon değerleri normal olarak ölçülebilmektedir. Böyle bir durumda damar içine girilerek doğrudan basınç ölçümleri yapılabilmektedir.

Tedavisi;

Yüksek tansiyon hastalarının tedavisi için öncelikli olarak hastaların yaşam tarzında değişiklikler yapması istenir. Tansiyon hastası ideal kilonun üzerindeyse ideal kilosuna dönmesi için yeterli ve dengeli bir diyet programı uygulaması önerilir. Tuz tüketimi kısıtlanır ve meyve, sebze tüketimi artırılır. Margarin, tereyağı ve kuyruk yağı gibi doymuş yağ oranı yüksek gıdalar diyetten çıkarılır. Alkol ve sigara kullanımı kesinlikle bırakılmalıdır.

Tansiyon hastalarının düzenli fiziksel aktivite yapması, kan basınçlarının düzenlenmesini sağlar. Yaşam tarzındaki değişikliklere uyum sağlayamayan ya da değişikliklere rağmen tansiyonu düşürülemeyen hastalara ila tedavisi uygulanır. Kronik bir hastalık olan hipertansiyon yaşam boyu belirli aralıklarla doktor kontrolü gerektirir. Doktor tarafından önerilen ilaçların düzenli olarak alınması ve doktora danışılmadan dozunda oynamalar yapılmaması gerekir.

Tansiyonu ne düşürür?

  • Yüksek tansiyon durumunda hastanın ellerini, ayaklarını ve kollarını normal musluk suyu ile yıkaması önerilir. Soğuk su ile yapılan duş da kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur
  • Tansiyon yükseldiği zaman hemen bir limonun suyunu sıkıp sulandırarak içmek kan basıncını düşürebilir
  • Tuzsuz yoğurt ve ayran da tansiyonu düşürücü etki gösterir. Ancak yoğurt ya da ayranın tuzsuz olmasına ekstra özen gösterilmelidir
  • Nar suyu ve greyfurt gibi meyvelerin suları ve kekik suyu da tansiyon düşürücüdür
  • Halk arasında da tansiyon yüksekliğinde kullanılan sarımsağın da kan basıncını düşürücü etkisi vardır

Hipertansiyon hastalarının yapması gerekenler?

  • Egzersiz yapmalı
  • Tuzlu beslenmekten kaçınılmalı
  • Spor aktiviteleri yapılabilir
  • Yağlı ağır yiyecekler tüketilmemeli
  • Stresten uzak durulmalı
  • Sigara ve alkol kullanılmamalı ya da azaltılmalı
  • Hangi hastalıklardan kaynaklanıyorsa o hastalıklar tedavi edilmeli
  • Tansiyonu yükselten gıdalar tüketilmemeli
  • Fazla kilolar verilmeli
  • Karbonhidrat tüketimi azaltılmalı
  • Bol sıvı tüketilmeli
  • Kafein tüketirken aşırıya kaçılmamalı

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Hiperplazi nedir? Detaylar

Herhangi bir dokunun veya organın hücre sayısındaki artış nedeniyle büyümesi. Farklı bir tanımla, bir organ içindeki hücre sayısının artmasına bağlı olarak o organın büyümesi. Hiperplazi terimi sıklıkla prostat ve böbrek üstü bezleri gibi bezler için kullanılır.

Hiperplazi, bir doku veya organda hücre sayısındaki artışı belirtir ve böylelikle volüm olarak da artış vardır. Hücreler, fonksiyonel gereksinim artmasına bir yanıt olarak nasıl hipertrofiye olursa, aynı şekilde stress altında kalınca veya stimüle edilince, mitotik bölünerek çoğalırlar. Bu şekilde organ veya dokuda hücre sayısının artmasına “hiperplazi” adı verilir. Hücre sayısı artması ile, organ veya dokunun büyümesi söz konusudur.

Hiperplazi gösteren hücrelerin fonksiyonlarında artma olur. Özellikle bu, iç salgı gudde hücrelerinde belirgindir. Vücuttaki her hücre tipinin hiperplazik kapasitesi yoktur. Örnek; kalb ve iskelet kası ile sinir hücreleridir. Epidermis, intestinal epitel, hepatositler, fibroblastlar ve kemik iliği hücreleri hiperplaziye uğrar. Hiperplazi; fizyolojik ve patolojik olarak ikiye bölünebilir.

Fizyolojik Hiperplazi; Fizyolojik hiperplazi de ikiye ayrılır.

  • Hormonal hiperplazi; en iyi örnek puberte (ergenlik) ve gebelikte; meme glandüler epitel proliferasyonu ve ayrıca gebelikte uterusda kas hücrelerinde hiperplazi ve hipertrofi görülür.
  • Menstrüel siklusdaki “proliferatif faz” (endometrial proliferasyon) fizyolojik bir hiperplazidir. Kompensatuvar hiperplazi; parsiyel hepatotektomi yaparak, karaciğer dokusunun bir parçasının çıkarılmasın- dan sonra, karaciğerin rejenerasyon kapasitesi ile yeni karaciğer hücreleri yapılır.

Patolojik Hiperplazi; Patolojik hiperplazinin pek çok şeklinde, aşırı hormonal veya büyüme faktörü stimülasyonu vardır. Normal menstrüel perioddan sonra, endometrial doku guddelerinde aşırı proliferasyon görülür.

Bu endometrial proliferasyon esasda fizyolojik bir hiperplazidir; fakat hormonal dengelerin bozulduğu bazı durumlarda (östrojen ve progesteron ara- sındaki balans) östrojenin artması durumunda, endometrium guddelerinde aşırı bir hücre artımı ortaya çıkar.

Bu endometrial hiperplazi sonrası, kanser sürpriz olmamalıdır; çünki endometrial hiperplazilerde kanser riski vardır. Ayrıca, endometrial hiperplazi, anormal menstrüel kanamaların başlıca nedenidir. Prostat kanseri tedavisi için, östrojen hormonu verildiğinde veya karaciğer sirozunda olduğu gibi, östrojenin inaktivite edilemediği durumlarda, hastalarda hiperöstrinizm (östrojen fazlalığı) ortaya çıkar.

Bu gibi, erkek hastaların memelerinde büyümeler (jinekomasti) meydana gelir. Kanın kalsiyum düzeyindeki uzun süreli düşmeler, paratiroid salgılıklar üzerine uyarıcı etki yapar, paratiroid hiperplazisi (sekonder hiperparatiroidizm) saptanır.

ACTH verilmesi sonucu, sürrenal korteks hiperplazisi gelişir (Cushing sendromu) x. Patolojik hiperplaziye örnek olarak iltihabi iritasyon ve enfeksiyon hiperplazisini gösterebiliriz. Kötü yapılmış bir protez, alttaki dokuda epitel ve bağ dokusu olmak üzere hücre proliferasyonlarına neden olur.

Bunlara “iltihapsal fibröz hiperplazi” denir. Protez vuruğu hiperplazisi veya epulis fissuratum olarak adlandırılır. Hiperplazi, yara iyileşmesindeki bağ dokusu hücrelerinin verdiği önemli bir yanıt olabilir. Prolifere olan fibroblast ve kan damarı hücreleri bir onarım işlemine yol açarak bir granulasyon dokusunu oluşturur. Bu hücreler, fibroblast ve endotel hücreleri, büyüme faktörlerinin stimülasyonu (uyarısı) ile prolifere olarak hiperplaziye neden olur.

Büyüme faktörlerinin stimülasyonu, keza human papilloma virus gibi bazı viral enfeksiyonlarda da hiperplazilere neden olarak karşımıza çıkabilir. Bu tür lezyonlara örnek, deride görülen bildiğimiz deri siğilleridir (verruka vulgaris). Gerçi hipertrofi ve hiperplazi tanımlamada iki farklı olaylarsa da, aynı mekanizma tarafından başlatılır ve pek çok durumda beraber oluşur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hidrosel ve Kordon Kisti nedir? Detaylar

Halk arasında torbaların şişmesi ve su toplaması olarak bilinen Hidrosel, fıtık kesesinin içinin sıvı dolu olması ve aynı zamanda karın tarafındaki ucun da kapanması durumudur. Kordon kisti ya da kord hidroseli ise, kasık kanalı boyunca oluşmuş kistik (içi sıvı dolu) oluşumlara denir. 

Daha ayrıntılı bir tanım yapmak istersek; Bebeğin anne karnında gelişimi sırasında, erkek çocuklarda testis denilen yumurtalıklar ilk önce böbreklerin üst kutbunda oluşmaya ve gelişmeye başlar, sonra karın içinde göç ederek, kasık kanalından geçer ve skrotum adı verilen torbalara iner. Kasık kanalından geçerken beraberinde karın içi organların üzerini kaplayan periton adı verilen karın zarını da birlikte sürüklerler.

Her 10 erkek çocuğundan dokuzunda bu zar kapanır, ancak birinde kapanmaz. İşte bu zarın kapanmadığı durumlarda, karın boşluğu ile skrotum adı verilen torbalar arasında bir kesecik oluşur ki biz buna kasık fıtığı adını veriyoruz. Ancak bu açıklık bazen karın içi organların geçmesine değil, sadece karın içindeki suyun geçmesine müsaade edecek kadar dar olabilir. Bu durumlarda da ortaya çıkan hastalığa hidrosel denir.

Hidrosel de sadece karın içindeki su kasık kanalından aşağı geçer. Kasık kanalında ve/veya skrotumda şişlik oluşturur. Bazen de sıvı sadece kasık kanalında belirgindir. Yani hidrosel kesesinin üst ve alt kısımları kapanmış, sıvı sadece kanalın orta kesiminde hapsolarak kist halini almıştır. Muayenede yalnızca kasık kanalında bir kitle ele gelir. Ultrasonografide bu kitle dışı zarla kaplı bir su kesesi gibi görünür. Buna da kordon kisti denir.

Hidrosel sıklıkla doğumda bulunur. Doğuştan olan bu tip hidroselden başka; çoğunlukla bir üst solunum yolu ya da benzer bir enfeksiyonunu takiben gelişen türüne de akut hidrosel adı verilir. Akut hidrosel 2-3 hafta içinde kendiliğinden kaybolabilir. Kaybolmaması halinde operasyona gerek olabilir. Hidrosel en sık ilk aylarda fıtıkla karışır. Boğulmuş fıtık aynen bir hidrosel gibi görülebilir ve mutlaka ayırt edilmelidir. Öncelikle ultrasonografi, mümkün olmaz ise karın filmi yardımcı olabilir.

Tedavisi;

Hidrosel genel olarak ilk 4 aydan sonra küçülmeye başlar ve 6-12 aylar arası kaybolur. Bu tarzda seyreden hidrosel ameliyata gerek olmadan iyileşebilir. Ancak eğer 12 aylığa kadar kaybolmamışsa ya da kaybolma eğilimi göstermiyorsa ameliyat edilmelidir. Operasyon kasık fıtığındaki gibidir, hidrosel kesesinin açılarak boşaltılması yanında bu hastalara da fıtık ameliyatındaki işlemler uygulanır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hepatit A nedir? Belirtileri, Tedavisi

Gelişmemiş ülkelerde ve hijyenik olmayan bölgelerde sıkça rastlanan Hepatit A hastalığı, Hepatit A virüsünün bulaşması sonucu ortaya çıkan bir karaciğer enfeksiyonudur. Yaklaşık % 99’u kendiliğinden ve tam olarak iyilen, kalıcı karaciğer hasarı oluşturmayan Hepatit A hastalığı, bir kez geçirildiği zaman tekrar etme şansı çok düşük bir hastalıktır.

Hepatit A, bulaşıcı hastalıklar arasında bulunmaktadır. Bulaşıcı özelliği bulunan bu hastalığı geçiren kişilerin dikkat etmesi gerekenler vardır. Ülkemizde Hepatit A aşısı bebeklik döneminin rutin aşı takviminde yer alır ve iki doz şeklinde verilir. Bu sayede ömür boyu koruyuculuk sağlar.

Nasıl bulaşır?

Hepatit A, hasta kişilerin dışkısında bulunabileceği için kişiden kişiye bulaşabilir. Eller, su, gıda ve her türlü eşya ile bulaşabilir. Bu nedenle sanitizasyon (içilen suyun temizliği) ve hijyen eksikliği olan her yerde kolaylıkla yayılabilir. Hepatit A’lı kişi evdeki diğer kişilere hastalığı kolaylıkla bulaştırabilir.

  • Daha önce hepatit A geçirmeyen ve aşılanmamış olan kimseler için hastalığa yakalanma tehlikesi vardır
  • Hepatit A virüsü, enfekte kişilerin dışkılarında mevcut olup sağlam kişilere
  • Hastalığı taşıyanların dışkısı ile (mikroskobik miktarlarda olsa dahi) bulaşmış yiyecek ve içeceklerin kaynatılmadan, çiğ ya da az pişmiş olarak tüketimi ile
  • Hastanın dışkısının bulaştığı kişisel eşya teması ile (çocuk bezi, çamaşır ve havluları v.b.)
  • Kirli, klorlanmamış havuzlarda yüzme nedeniyle
  • Ellerini düzgün bir şekilde yıkamayan ya da mikroplu suda yıkayan, Hepatit A enfeksiyonuna sahip tarafından hazırlanan yiyecekleri yeme ile
  • Kirli su içme (buz küpleri dahil) ile
  • Kirli sudan çıkmış çiğ veya az pişmiş kabuklu deniz ürünleri yeme ile,
  • Daha az yaygın olarak, Hepatit A taşıyıcısı olan biriyle cinsel temas ile (özellikle anal yolla cinsel temasta) bulaşabilir

Belirtileri;

Hepatit A virüs enfeksiyonları erişkinlerde çoğunlukla belirti verirken, 6 yaşından küçük çocuklarda genellikle hafif seyreder. İleri yaşlarda hastalığın ciddiyeti giderek artar. Genellikle bulgular virüsle temas ettikten sonra 15-50 gün (ortalama 28 gün) sonra  ortaya çıkar. Belirtiler:

  • Halsizlik, yorgunluk
  • İştah kaybı
  • Bulantı-kusma, mide rahatsızlığı
  • İshal
  • Karın ağrısı
  • Kilo kaybı
  • Ateş
  • Gözlerde ve ciltte sararma
  • Koyu renkli (çay rengi) idrar
  • Çamur gibi veya beyazımsı dışkı

Tanısı;

Hepatitten şüphelenilen bir durumda hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Testler ile hastalığın hem tanısı hem de hangi aşamada olduğu, ilerleyip ilerlemediği, kanda dolaşan virüs miktarı ve bundan sonraki seyri hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir.

Tedavisi;

Hepatit A tedavisi için özel bir yöntem bulunmamaktadır. Hepatit B ve C’nin aksine, akut / fulminan seyir denen ve karaciğer yetmezliği ve karaciğer nakli gereği ile sonlanan tablo, Hepatit A’da çok daha az görülmektedir. Bunun yanı sıra tedavide kullanılan ajanlar etkene yönelik olmaktan çok karaciğere destek amacını taşır. Kronikleşme denen tablo da benzer şekilde B ve C Hepatitte daha çok olduğu için virus tedavi edici ilaçların burada yeri yoktur. Hastaların büyük bir çoğunluğuna ev istirahati verilmekte ve belirli aralıklarla izlenmektedir.

Bu süreçte hastaların aç kalmayacak şekilde beslenmesi ve sıvı alımına dikkat edilmesi önerilmektedir. Çok özel bir diyet programının uygulanmadığı iyileşme sürecinde hastanın az yağlı ve sindirimi kolay yiyecekler tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Alkolden kesinlikle uzak durması gereken hastaların doktorun verdiği ilaçlar dışında başka ilaç kullanmaması gerekmektedir. Hasta aynı zamanda iyileşme sürecinde evdeki diğer kişiler ile çok fazla temas halinde olmamalı ve hijyen kurallarına dikkat etmelidir.

Hepatit A belirtileri ile bazı hastalar kısa süreliğine hastanede gözetim altında tutulabilmektedir. Bu sürede etkene yönelik eğil de ortaya çıkan bulguların giderilmesine yönelik olarak hastanın kusma ve bulantı gibi şikayetleri için serum tedavisi uygulanmaktadır.

Kimler daha fazla risk altındadır?

  • Kronik karaciğer hastalığı olanlar
  • Kronik Hepatit B ve Hepatit C  hastaları
  • HIV/AIDS hastaları
  • Pıhtılaşma bozukluğu olanlar
  • Organ ve kemik iliği nakli adayları ve alıcıları
  • Eşcinsel/biseksüel erkekler
  • Kanalizasyon işçileri
  • Hepatit A’nın yaygın olarak görüldüğü ülkelere seyahat edenler
  • Sağlık kurumlarında alt bakımı hizmeti verilen servislerde (çocuk enfeksiyon servisleri, yoğun bakım üniteleri gibi) çalışan personeller
  • Dışkı materyali ile çalışan laboratuvar çalışanları daha fazla risk altındadır

Korunma;

  • Tuvaleti kullandıktan sonra, çocuğunuzun bezini değiştirdikten sonra, yemek hazırlamadan önce, yemek yemeden önce ellerinizi sabun ve su ile yıkayın,
  • Çiğ kabuklu deniz ürünlerinden ve az pişmiş etten uzak durun,
  • Sebze -meyveleri soyarak, yeşillikleri temiz suyla yıkayarak tüketin,
  • Sadece güvenli su için,
  • Hepatit A aşısı için doktorunuza başvurun.

Hepatit A enfeksiyonunu önlemenin en iyi yolu aşı olmaktır. Hepatit A aşısı yüksek koruyuculuktadır. İlk dozdan 6 ay sonra 2. dozu yapılır. Toplam 2 dozdur. Hepatit A görülme riski yüksek olan ülkelere seyahat öncesi Hepatit A aşısının ilk dozunun en az 2-4 hafta önce yapılması gerekir.

Herhangi bir aşı bileşenine alerjisi olan, 6 aydan küçük olan ya da aşı uygulanamayan gezginlere,  verilen doza bağlı olarak 2 aya kadar Hepatit A virüs enfeksiyonuna karşı etkili koruma sağlayan tek bir doz immünglobulin uygulanabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hemospermi nedir? Nedenleri, Tedavisi

Menide kırmızı veya kahverengi lekeler ile kendini belli eden hemospermi, genç ve cinsel ilişkide aktif olan yaşları 30-40 arasındaki erkeklerde daha sık görülen bir rahatsızlıktır. Kısaca, menide kan ya da kan pıhtısı gelmesi durumudur.

Genç erkeklerde özellikle uzamış ereksiyon ve zorlanmaların olduğu cinsel aktivitelerden sonra görülebilir. Önemli bir rahatsızlık değildir. Bu kahverengi leke biçimindeki pıhtılar bir kaç boşalmada daha görülebilir, ve sonra genellikle kendiliğinden düzelme olur. Eğer kanama artar veya devam ederse, idrar yapma veya boşalma sırasında acıma – yanma hissi ortaya çıkarsa, idrarda kanama olursa bir hekime başvurulmalıdır.

Nedenleri;

  • % 20 ideopatik (sebebi bilinemeyen)
  • %80 fonksiyonel (normal işlevi sonucu)
  • Organik
  • Enfexiyon
  • Taş
  • Tümör
  • Kanama diatezi
  • Seminal kese hastalıkları
  • Utrikül kisti
  • Kronik prostatitler; En sık sebeplerinden biridir.

Tanısı;

Alt idrar yolu denen aşağıdaki şekilde belirtilen alan titizlikle incelenerek tanı konmaya çalışılır.

  • Hastanın öyküsü
  • Trans rektal ultrasonografi: Makattan girerek yapılan  ultrasonografidir. Prostatı en net inceleme imkanı verir
  • Sistoskopi: İdrar yolunan içine girerek doğrudan alet ile  muayenesi esastır. Gerekirse diğer muayeneler de yapılır

Tedavisi;

Hemospermi hastalığı tedavisi hastaların yüzde 15’inde gerekmemektedir. Diğerlerinde ise tedavi yapılmaksızın izlem ve takip gerekiyor. Bu süre zarfı içinde temek tetkikler yapılmakta, kanser araştırılmakta ve cinsel yolla bulaşan bir hastalık var mıdır diye detaylı araştırmalar yapılmaktadır. İdrarda kan, idrar yaparken ağrı gibi şikayetler de husule gelirse hastaların yeniden uzman bir hekime başvurması önerilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın