Panik (atağı) bozukluğu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Panik bozukluğu, tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklar yaşadığınızda ortaya çıkar. Panik atakları dakikalar içinde zirveye çıkan ani yoğun korku veya rahatsızlık dalgalanmalarıdır. Bozukluğu olan insanlar panik atak geçirme korkusu yaşarlar. Belirgin bir nedeni olmayan ani, ezici bir dehşet hissettiğinizde panik atak geçiriyor olabilirsiniz. Kalp çarpıntısı, nefes alma güçlüğü ve terleme gibi fiziksel semptomlar yaşayabilirsiniz.

Çoğu insan hayatında bir veya iki kez panik atak geçirir. Panik bozukluğu, en az bir ay (veya daha fazla) kalıcı endişe veya tekrarlayan ek panik ataklar (veya sonuçları) konusunda endişe yaşadıktan sonra başka bir panik atak geçirme korkusuyla karakterizedir.

Bu bozukluğun semptomları oldukça şiddetli ve korkutucu olsa da, tedavi ile yönetilebilir ve iyileştirilebilir. Tedavi aramak, semptomları azaltmanın ve yaşam kalitenizi iyileştirmenin en önemli parçasıdır.

Panik bozukluk ne sıklıkta görülür?

Yaşam boyu en az bir panik nöbeti geçirme olasılığı %10’dur. Hemen her yaşta başlayabilmekle beraber erişkin dönemde başlangıç daha sıktır. Kadınlarda, erkeklere göre 2- 3 kat fazla görülür. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalır. 65 yaş üzerinde görülmesi daha nadirdir.

Panik bozukluğu agorafobi ile birlikte olabilir. Agorafobi, yalnız sokağa çıkmaktan, kapalı bir yerde (otobüs veya sinema salonu) sıkışıp kalmaktan, çıkamamaktan duyulan aşırı korkudur. Böyle durumlarda bireyler, panik atağı geçireceğinden veya utanılacak bir duruma düşeceklerinden ve yardım alamayacaklarından aşırı korku duyarlar. Bu durumlardan kaçınırlar veya güvenlik sağlayıcı davranışları devreye sokarlar (biriyle dışarı çıkmak, kapıya en yakın yerde oturmak gibi).

Panik bozukluk nedenleri nelerdir?

Diğer ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi panik bozukluğun etiyolojisinde ruhsal ve biyolojik etkenler birlikte etkileşerek rol oynamaktadırlar.

Bedensel duyumların yanlış yorumlanması ve felaketleştirilmesi gibi çarpıtmaların korkuyu tetikleyerek tam bir atağı başlatması, ayrılık anksiyetesi veya öfkeden duyulan rahatsızlık gibi etkenler ve ölüm korkusu gibi etmenler ruhsal etkenleri oluşur.

Belirtileri;

  • Ani tuvalet ihtiyacı
  • Ateş basması
  • Baş dönmesi
  • Baygın hissetme
  • Boğulma hissi
  • Dehşet hissi ya da ölme korkusu
  • Genel Titreme
  • Göğüs ağrısı
  • Hızlı kalp atışı
  • Kulaklarda çınlama
  • Kuru ağız
  • Mide bulantısı
  • Nefes darlığı
  • Parmaklarda karıncalanma
  • Terleme
  • Üşüme
  • Uyuşma veya iğne batması hissi
  • Vücuttan kopuk hissetmek

Teşhisi;

Panik bozukluğu şikayetleriyle kişinin hekime başvurmasının ardından hekim, atakların sıklığını, atak sırasında neler hissedildiğini, bu durumun kişinin hayatında ne gibi olumsuzluklar oluşturduğunu sorgular. Ailede panik bozukluğu öyküsü varlığı araştırılır. Bazı durumlarda diğer olası sağlık problemlerinin ekarte edilmesi gerekebilir. EKG, EKO ve efor testi gibi testlerle kişinin kalp sağlığı hakkındaki kuşkular giderilir. Yaşananların psikolojik kaynaklı olması durumunda tanı netleştirilir ve uygun tedaviye başlanır.

Tedavisi;

Panik bozukluğu tıbbi tedavisi bulunmaktadır. Ancak tedaviyi kestikten sonra bazı vakalar tekrarlama göstermektedir. Panik bozukluğu tedavisinde ilaç tedavisinin ‌yanısıra gevşeme ve solunum egzersizleri faydalı bulunmuştur. Panik bozukluğu tedavisinde hipnoz kullanılan başka bir terapi yöntemidir. Hipnoz esnasında yapılan telkinlerle bazı kişilerin korkularından kurtulduğu gözlenmiştir. Panik bozukluğu hastalarına ayrıca düzenli egzersiz yapmaları önerilir. Egzersiz esnasında beyindeki kimyasal maddeler arasında denge sağlanmakta ve ‌endorfin miktarı artış göstermektedir. Psikoterapi panik bozukluğu tedavisinde son derece önemli bir yere sahiptir.

Bİr panik bozukluğu hastasıysanız şunlar kesinlikle olmaz:

  • Boğulmazsınız
  • Kalp krizi geçirmezsiniz
  • Kontrolü ve dengeyi kaybetmezsiniz
  • Bayılmazsınız
  • Delirmezsiniz

Eğer panik bozukluğu hastasıysanız şunları yapın. Tedavi planınıza sadık kalın. Yeteri kadar uyuyun. Stresle baş etme becerilerini öğrenin. Alkol, sigara ve aşırı kafein tüketiminden uzak durun. Düzenli egzersiz yapın.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Palilali nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Etimolojik olarak ‘Palilalia’ kelimesi Yunancadan gelir ve iki kısma ayrılır: ‘tekrar’ anlamına gelen páli ve ‘konuşuyor’ anlamına gelen lalóHecelerin, kelimelerin veya cümlelerin kendiliğinden ve istemsiz tekrarı olan palilalia, kekemeliğe benzer bir dil bozukluğudur. 

Bu bozukluk, bilinçsiz tekrarlar ve bunları gerçekleştirme isteksizliği nedeniyle bir tik olarak kabul edilir. Palilalia, tourette sendromu, otizm veya bazı demanslar gibi patolojilerle ilişkilendirilebilir. Genelde gelişim çağında görülen bir bozukluktur.

Nedenleri;

Palilali’nin tetiklenmesinin nedenlerinden biri, taklit davranışın çocuklarda yaygın ve uyarlanabilir bir tepki olmasıdır, çünkü bunu genel olarak belirli verileri veya bilgileri öğrenmek ve içselleştirmek için kullanırlar. Bununla birlikte, söz konusu çocuklar başka daha işlevsel davranışlar geliştirdiklerinden, bu davranışın zamanla ortadan kalkması yaygındır.

Stres, anksiyete, can sıkıntısı, hayal kırıklığı, gelişimsel bozukluklar, perinatal bozukluklar, vb. faktörler palilali tetiklemektedir. Öte yandan, aşırı dopamin gibi palilali ile ilişkili olabilecek fizyolojik faktörlerin de olduğu öne sürülmüştür.

Belirtileri;

Palilalia, genellikle gelişmekte olan yaştaki çocuklarda görülen bir dil bozukluğu olarak kabul edilir.

Çocuklar tekrarlayan bir şekilde heceler, kelimeler veya tümceler söylerler, ancak aynı zamanda, konuşulan durumun bağlamına uymayan anlaşılmaz sesler, eksik kelimeler veya rastgele kelimeler de söyleyebilirler.

Palilalia, ekolalya ile kolayca karıştırılabilen bir hastalıktır. Ekolalyada hece, kelime veya kelime tekrarı var olduğu dilin başka bir bozukluğudur.

Tedavisi;

Tedavi, rahatsızlığın hastanın günlük yaşamına etkisi derecesine bağlı olarak değişir. Çocukluk davranışlarında  uzmanlaşmış psikologlar tarafından gerçekleştirilen davranış terapileri… Bu terapilere konuşma terapistlerinin yardımı eşlik edebilir.

Daha ciddi vakalarda, nöroleptik ilaçlar, bir uzman tarafından tavsiye edilebilir. Her durumda, çocuk için stresli durumlardan kaçınmak için çocukların ebeveynleri veya velileri her zaman tetikte olmalıdır. Ek olarak, sürekli tekrar etmenin kritik anlarında onları sakinleştiren gevşeme tekniklerini öğrenmek ebeveynler için iyi bir öneridir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Psoriasis (sedef hastalığı) nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Psoriasis (sedef hastalığı), cilt hücrelerinin hızlı bir şekilde birikmesine neden olan kronik bir otoimmün durumdur. Bu hücre birikimi cilt yüzeyinde pullanmaya neden olur. Pul çevresinde iltihaplanma ve kızarıklık oldukça yaygındır. Tipik psoriatik pullar beyazımsı gümüş rengindedir ve kalın, kırmızı lekeler halinde gelişir. 

Sedef hastalığı, hızlandırılmış cilt üretim sürecinin bir sonucudur. Cilt hücreleri cildin derinliklerinde büyür ve yavaşça yüzeye çıkar. Sedef hastalığı olan kişilerde bu üretim süreci sadece birkaç gün içinde gerçekleşebilir. Bu nedenle cilt hücrelerinin düşecek zamanı yoktur. Bu hızlı aşırı üretim, cilt hücrelerinin birikmesine yol açar

Genellikler ve dizler gibi eklemlerde gelişir. Aşağıdakiler dahil vücudun herhangi bir yerinde de gelişebilirler;

  • Eller
  • Ayak
  • Boyun
  • Kafa derisi
  • Yüz

Daha az görülen sedef hastalığı türleri tırnakları, ağzı ve cinsel organların etrafındaki alanı etkiler

Sedef hastalığı kalıtımsal mıdır, çocuğa geçer mi?

Hastaların %30 ila 40’ında aile öyküsü mevcuttur. 0 kalıtsal bir hastalık değildir. Bir ebeveyn hastaysa çocukta da görülme riski iken, iki ebeveyn birden hastaysa bu oran %41’e yükselmektedir. Olasılıkla mültifaktöriyel bir kalıtım söz konusudur.

Sedef hastalığını tetikleyici faktörler nelerdir?

  • Fiziksel travma; Derinin tahriş edilmesi, kaşınması, kurutucu temizleyiciler, sert keseleme, sürtme
  • Stres; Hem hastalığın ortaya çıkışında hem de şiddetinin artışında önemli rolü vardır
  • Enfeksiyonlar; Özellikle streptokoksik üst solunum yolu enfeksiyonlarının tetikleyici rolü olabilir
  • Sigara ve aşırı alkol tüketimi; Hem hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran hem de şiddetini arttırabilen en önemli risk faktörlerindendir
  • İlaçlar; Bazı ilaçların hastalığı tetikleyici rolü bilinmektedir ( Beta blokerler, lityum, antimalaryal ilaçlar, Ace inhibitörleri, terbinafin, kalsiyum kanal blokerleri, bazı ağrı kesiciler…. gibi)

Nedenleri;

Sedef hastalığının kesin nedeni henüz bilinmese de uzmanlar bu hastalığın birden fazla faktörün kombinasyonu nedeniyle ortaya çıktığına inanmaktadır

Bağışıklık sistemindeki bir hata ciltte gereksiz yere iltihaplanmaya, bu da yeni cilt hücrelerinin hızlı bir şekilde çoğalmasına neden olmaktadır

Normalde cilt hücreleri her 10 ila 30 günde bir değiştirilir. Sedef hastalığında ise yeni hücreler her 3-4 günde bir büyür. Bu kadar sık bir şekilde yenileri ile değiştirilen eski hücreler birikerek, ciltte görülen gümüş pulları ortaya çıkarır

Sedef hastalığı aynı aile içindeki bireylerde görülebilir, ancak bazen kuşak atlayabilir. Örneğin, bir dede ile torunu etkilenebilir, ancak çocuğun annesi hastalıktan etkilenmeyebilir. Sedef hastalığı bunun haricinde bireyden bireye geçmez, bulaşıcı değildir

Sedef hastalığının hemen her türünün bir takım ortak tetikleyicileri mevcuttur. Sedef hastalığının canlanmasını tetikleyebilecek bu koşullar arasında ciltte meydana gelen kesikler, sıyrıklar veya cerrahi müdahaleler, duygusal stres, strep enfeksiyonları, bipolar bozukluk için kullanılan lityum, sıtma ilaçları, beta-bloker gibi tansiyon ilaçları, hidroksiklorokin veya antimalaryal ilaçları, özellikle genç erkeklerde aşırı alkol kullanımı ve sigara içilmesi olabilir.

Hastalık özellikle kış dönemlerinde ve soğuk günlerde daha sık görülmektedir. Sıcak, güneşli ve nemli ortamlarda bulunmak hastalığın ortaya çıkması ihtimalini azaltabilir.

Sedef hastalığı olan bazı bireylerde, en küçük bir çizik veya bir sivrisinek ısırığı bile yeni bir tetiklenmeye neden olabilir. Bu tepki travma sonrası hastalığa ait lezyonların ortaya çıkması olayıdır, adına Koebner fenomeni denilmektedir. Sedef hastalığı olan dört kişiden birinde görülmektedir

Belirtileri;

Sedef hastalığının en tipik belirtileri, özellikle diz-dirsek gibi darbe gören yerlerde olmak üzere, keskin sınırlı, canlı kırmızı renkli ve üzerlerinde hastalığa adını veren sedef rengi kabukların bulunduğu lezyonlardır. Bu lezyonlar ayrıca saçlı deri, tırnaklar, genital bölgede de ortaya çıkabilmektedir

Tedavi edilmezse zamanla kalınlaşıp özellikler eller ve ayaklarda hareketi zorlaştırabilir. Kelliğe yol açmaz ama hastalık şiddetli ise saç dökülmesini arttırabilmektedir

Sedef hastalığı sadece tırnağı tutabilir. En sık bulgusu, toplu iğne başı büyüklüğünde çukurcuklar, tırnağın kalınlaşması, boşalması, sarı renk değişikliğidir. Bazen tırnak çevresinde de şişlik ve kızarıklık da gelişebilir

Sedef hastalığınım günümüzde sadece deriyi etkilemediği, özellikle erken yaşta başladığında eklemleri, kalp-damar sistemini tuttuğu, şeker hasatlığı ve obeziteye yol açtığı da bilinmektedir. Dolayısıyla hastaların izlemi ve tedavisi sırasında eşlik edebilecek hastalıların saptanması ve tedavisi de önemlidir. Ayrıca hastalık nadiren eklemleri tutabilmektedir. %30 oranında eklemlerde şişlik ve ağrı ortaya çıkar. Psoriatik artritin etkin tedavisi gerekir, çünkü eklemlerde hasara ve kronik ağrıya neden olur

  • Eklemde ısı artışı, kızarıklık ve şişme ile birlikte eklem ağrısı
  • Sırt ağrısı ile birlikte olan ve bir saat ya da daha uzun süren sabah sertliği
  • Eklemlerin hareketlerinde kısıtlılık psoriatik artiritin başlıca belirtilerdir

Tanısı;

Hastalığın tanısı çoğunlukla deri lezyonlarının görünümü ile konur. Ailede sedef hastalığı varlığı tanıya yardımcıdır. Şüpheli vakalarda deri biyopsisi yapılır. Bazı vakalarda obezite, hipertansiyon ve hiperlipidemi tabloya eşlik edebilir.

Tedavisi;

Sedef hastalığı ömür boyu süren bir hastalıktır. Önlemlerle ve uygun tedavi ile kontrol altında tutulabilmektedir

Sedef hastalığı kişide sosyal ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir. Bu nedenle hastalığı tanımak, tetikleyicilerden korunmak çok önemlidir. Erken tanı hastalığı kontrol altına almayı kolaylaştıracaktır. Eğer lezyonlar derinin %10’undan fazlasını tutmuşsa mutlaka fototerapi veya sistemik tedavi gerekir. Sadece kremlerle yetinmek hem hastalık kontrolünde zorluk yaratır hem de eşlik edebilecek hastalıkları önlemede yararlı olmaz

Tedavide amaç arttırıcı faktörlerden kaçınmak (tahriş etmemek ovalamamak vb), en kısa sürede iyileştirirken uzun süre iyilik sağlamak ve yan etki oluşturmamaktır. Her hastaya aynı tedavi kullanılmaz. Belirli algoritma ile tedavi planlanır. Hastalığın yaygınlığı, hastanın yaşı, tedaviye uyumu, önceki kullanılan ilaçlar tedavi seçiminde önemlidir. Sınırlı bir alandaysa krem şeklinde ilaçlar, nemlendiriciler kullanılır

Daha yaygın hastalık varsa fototerapi, sentetik A vitamini içeren ilaçlar, eklem hastalığı varsa veya daha sonraki aşamada dirençli hastalarda kendisi kanser olmadığı halde bazı kanser ilaçları ve biyolojik tedaviler kullanılır

Bugüne kadar sedef hastalığının nedenine yönelik bir tedavisi bulunamamıştır ancak çok önemli gelişmeler olmuş, tedavi beklentileri %50’den %90’lara çıkmıştır. Tedavi ile deri belirtileri iz bırakmadan tamamıyla kaybolabilmektedir.Uygun tedavilerle hemen hemen semptomsuz bir durum olan iyilik dönemleri yaşanabilir

Tıbbi tedavi yanı sıra kronik hastalıklarda yaşam boyu sağlıklı bir diyetle beslenmek önemlidir. Bunun dışında hastalığın doğrudan bağlantılı olduğu özel bir diyet yoktur. Gereksiz besin yasaklarından uzak durulmalıdır. Ayrıca sigaranın bırakılması, alkol tüketiminin azaltılması ve düzenli egzersiz şarttır

Sedef hastalığını kendiliğinden geçmez ve etkin tedavi uygulanmadığında, kişilerin hayatı üzerindeki olumsuz etkileri devam edebilir. Lütfen tedavi ile ilgili tüm bilgileri dermatoloğunuza danışamadan uygulamayınız ve tedavi seçenekleri konusunda bilgi alınız. Bilimsel kanıttan uzak hiçbir yöntem hastalığı tedavide kullanılmamalıdır. Bu yöntemler bazı zamanlarda tam aksine durumu kötüleştirebilmektedir. Unutmayınız ki hastalığı kontrol etmek ancak hekiminizle iyi bir iletişim kurmak ile mümkündür

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Proteinüri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Sağlıklı böbrekler kanınızdaki fazla sıvıyı ve atığı süzer, ancak proteinlerin ve diğer önemli besinlerin geçmesine izin vermez ve bunların kan dolaşımınıza geri dönmesini sağlar. Böbrekleriniz gerektiği gibi çalışmadığı durumda, bir miktar proteinin filtrelerinden idrarınıza kaçabilir. İdrarınızda fazla protein olduğunda buna proteinüri denir. 

İdrarınızda protein bulunması, nefrotik sendromun bir işareti veya böbrek hastalığının erken bir belirtisi olabilir. Daha çok yaşlılarda ve diğer kronik hastalıkları olan kişilerde görülür.

Nedenleri;

  • Dehidrasyon
  • İltihap
  • Düşük kan basıncı
  • Ateş
  • Yoğun aktivite
  • Yüksek stres
  • Böbrek taşı
  • Her gün aspirin almak
  • Çok düşük sıcaklıklar

Böbreklerinize zarar veren koşullar, idrarınızda çok fazla protein olmasına da neden olabilir. En yaygın ikisi diyabet ve yüksek tansiyondur. Proteinüriye neden olabilecek diğer ciddi nedenler;

  • Lupus gibi bağışıklık bozuklukları
  • Böbrek iltihabı (glomerülonefrit)
  • Multipl miyelom adı verilen bir kan kanseri
  • Hamile kadınları etkileyen preeklampsi
  • Organlarınızda protein birikmesi (amiloidoz)
  • Kalp-damar hastalığı
  • Kırmızı kan hücrelerinin yok edildiği bir durum olan intravasküler hemoliz
  • Böbrek kanseri
  • Kalp yetmezliği

Belirtileri;

Proteinüri, özellikle erken veya hafif vakalarda herhangi bir belirti göstermez. Kötüleştikçe, aşağıdaki belirtiler olabilir:

  • Köpüklü veya kabarcıklı işeme
  • Elleri, ayaklar, karın ve yüzde şişlik (ödem)
  • Daha sık işemek
  • Nefes darlığı
  • Yorgunluk
  • İştah kaybı
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Geceleri kas krampları

Proteinüri için risk faktörleri;

  • Yaş; 65 yaş ve üstü yetişkinler dehidrasyona ve böbrek sorunlarına daha duyarlıdır. 40 yaşın üzerindeki gebelerde preeklampsi riski daha yüksektir
  • Yüksek tansiyon; Yüksek tansiyonu olan kişilerde diyabet ve böbrek rahatsızlıkları riski daha yüksektir
  • Diyabet; Diyabet, KBH’nin en yaygın nedenidir. Aynı zamanda preeklampsi ve glomerülonefrit ile de ilişkilidir
  • Aile öyküsü; Ailenizde böbrek hastalığı veya preeklampsi öyküsü varsa, proteinüri geliştirme olasılığınız daha yüksektir
  • Fazla kilolu veya obez olmak; Yüksek tansiyon, diyabet ve preeklampsi, aşırı kilolu veya obez olmakla ilişkilidir

Teşhisi;

Proteinüriyi teşhis etmenin tek yolu, idrarınızdaki protein miktarını ölçen bir idrar testidir. Test bir doktorun muayenehanesinde yapılır. Prosedür sırasında, bir numune kabına işersiniz. Doktor idrar örneğine bir seviye çubuğu veya kimyasallarla kaplı küçük bir plastik çubuk yerleştirir. Çok fazla protein içeriyorsa, çubuk rengini değiştirecektir.

İdrarın geri kalanı mikroskop altında inceleneceği bir laboratuvara gönderilecek. Doktorunuz böbrek sorunlarınız olduğunu düşünürse, idrar testini üç ayda üç kez tekrarlayacaktır. Bu, proteinürinin geçici nedenlerini ortadan kaldırmalarına yardımcı olur.

Tedavisi;

Geçici veya hafif proteinüriniz varsa, muhtemelen tedaviye ihtiyacınız olmayacaktır. Ancak devamlı proteinüriniz varsa, altta yatan durumu tedavi etmeniz gerekecektir. Tedavi şunları içerebilir;

  • Diyet değişiklikleri; Böbrek hastalığınız, diyabetiniz veya yüksek tansiyonunuz varsa, doktor belirli diyet değişiklikleri önerecektir
  • Kilo kaybı; Kilo vermek, böbrek fonksiyonunu bozan durumları yönetebilir
  • Kan basıncı ilacı; Hipertansiyonunuz veya şeker hastalığınız varsa, doktor kan basıncınızı düşürmeye yardımcı olmak için ilaç yazabilir
  • Diyabet ilacı; Yüksek kan şekerini kontrol etmek için ilaç veya insülin tedavisine ihtiyacınız olabilir
  • Diyaliz; Glomerülonefrit ve böbrek yetmezliğinde, yüksek tansiyonu ve sıvıları yönetmek için diyaliz kullanılır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Prostatit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Erkeklerde mesane altında bulunan küçük bir bez olan prostat, meninin yüzde 50 ila 75’ini oluşturan bir sıvı üretir. Prostatit, prostat bezinizin iltihaplanmasıdır. Enflamasyon prostatınızın etrafındaki alana yayılabilir.

İdrar yollarına ve genital bölgeye ait yakınmalarla doktora başvuran genç ve orta-yaşlı erkeklerin yaklaşık yüzde 25’ine prostatit tanısı konur.

Prostatit türleri;

  • Kronik prostatit en yaygın tiptir; Nedeni genellikle bilinmemektedir
  • Akut bakteriyel prostatit; Bakteriyel bir enfeksiyondan kaynaklanır. Aniden şiddetli semptomlarla ortaya çıkar
  • Bakteriyel bir enfeksiyon ayrıca kronik bakteriyel prostatite neden olur. Akut bakteriyel prostatite göre daha yavaş gelişir ve semptomları daha hafif olma eğilimindedir ancak tekrar eder
  • Asemptomatik inflamatuar prostatit; Belirgin semptomlara neden olmaz

Prostatitin belirtileri;

Prostatit semptomları, akut veya kronik olmasına bağlı olarak değişir. Akut bakteriyel prostatitin belirtileri;

  • Alt karın, bel veya rektumda ağrı
  • İdrara çıkma zorluğu
  • İdrar yaparken ağrı
  • Titreme
  • Ateş

Ayrıca kötü kokulu idrarınız, testislerinizde ağrı ve ağrılı boşalma olabilir. Kronik prostatitiniz veya kronik bakteriyel prostatitiniz varsa, benzer semptomlarınız olabilir, ancak daha az şiddetli olacaktır.

Asemptomatik inflamatuar prostatitiniz varsa, herhangi bir semptom fark etmezsiniz. Doktorunuz bu durumu rutin bir fizik muayene sırasında bulabilir. Sizi başka koşullar için kontrol ederken de fark edebilirler.

Prostatite ne sebep olur?

Farklı bakteri türleri bakteriyel prostatite neden olabilir. Bu bakteriler ayrıca mesane enfeksiyonuna da neden olabilir. 35 yaşın üzerindeki erkekler arasında yaygın bir neden Escherichia coli’dir . Bel soğukluğu ve klamidya dahil cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) da bakteriyel prostatite neden olabilir.

Prostat bezinizin yaralanması prostatite neden olabilir. Sinir sisteminiz veya bağışıklık sisteminizdeki bir bozukluk da buna neden olabilir. Çoğu durumda, kronik prostatitin kesin nedeni bilinmemektedir.

Kim prostatite yakalanma riski altındadır?

Her yaştaki erkekler prostatit geliştirebilse de, yaşlı erkeklerin bunu daha genç erkeklere göre yaşama olasılığı daha yüksektir. 50 yaşın üzerindeyseniz ve prostat büyümeniz varsa, bu durumu geliştirme riskiniz artar. Aşağıdakiler dahil diğer faktörler de riskinizi artırabilir;

  • Yerleştirilmiş bir idrar sondası
  • Mesane enfeksiyonu
  • Pelvik travma
  • Geçmiş prostatit nöbetleri
  • Korunmasız seks yapmak ve HIV pozitif olmak

Prostatit nasıl teşhis edilir?

Prostatitiniz olduğundan şüpheleniyorsanız, doktorunuzdan randevu alın. Semptomlarınızın diğer olası nedenlerini dışlamaları gerekecek. Örneğin, prostat büyümesi, sistit ve diğer bazı durumlar benzer semptomlara neden olabilir.

Doktorunuz prostat muayenesi de dahil olmak üzere fizik muayene yapacaktır. Prostatınız rektumunuzun önünde yer alır. Dijital bir rektal muayene sırasında doktorunuz prostatınızı hissedecek ve büyümeyi kontrol edecektir. Bazı durumlarda sistoskopi önerebilirler. Bu prosedürde, doktorunuz mesanenize ve prostat bezinize bakmak için üretranızdan küçük bir dürbün yerleştirecektir. Doktorunuzun ayrıca sahip olduğunuz prostatit tipini belirlemesi gerekir. Kan testleri ve idrar tahlili isteyebilirler.

Prostatit nasıl tedavi edilir?

Bakteriyel prostatit teşhisi konulursa, doktorunuz antibiyotik yazacaktır. Belirtilerinize neden olan bakteri türüne bağlı olarak antibiyotik türü ve tedavi süresi değişecektir.

Doktorunuz ayrıca ağrı kesiciler veya alfa engeleyeciler de yazabilir. Alfa engeleyicileri, idrar akışını kontrol etmenize yardımcı olan kas olan üretral sfinkterdeki kas spazmlarını azaltır. Sfinkter, prostatit iltihabına yanıt olarak spazm olabilir. Doktorunuz ayrıca ağrıyı azaltmak için ısı tedavisi önerebilir.

Prostatiti önleyebilir misin?

Nedeni genellikle bilinmediği için birçok prostatit vakası önlenemez. CYBE’ler prostatite yol açabilir. Güvenli seks yapmak, bu durumu geliştirme riskinizi azaltmanıza yardımcı olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Polip nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Polipler, çoğunlukla küçük, düz yumrular veya küçük mantar benzeri saplı gibi görünen anormal doku büyümeleridir. Poliplerin çoğu iyi huyludur, yani kanser değildirler. Ancak anormal hücre büyümesine bağlı olduklarından, sonunda habis veya kanserli hale gelebilirler. Doktorunuz biyopsi yaparak büyümenin polip olup olmadığını belirlemeye yardımcı olabilir.

Bu, küçük bir doku örneği almayı ve kanserli hücrelerin varlığı açısından test etmeyi içerir. Polip tedavisi, bulundukları yere, boyutlarına ve iyi huylu veya kötü huylu olup olmadıklarına bağlıdır.

Poliplere ne sebep olur?

Poliplerin nedenleri bulundukları yere göre değişebilir. Örneğin, boğaz polipleri genellikle yüksek sesle bağırmaktan kaynaklanan bir yaralanmanın veya solunum tüpünden kaynaklanan hasarın bir sonucudur.

  • İltihap
  • Yabancı bir nesne
  • Bir kist
  • Bir tümör
  • Kolon hücrelerinin genlerinde mutasyonu
  • Kronik mide iltihabı
  • Aşırı östrojen

Polipler, kanser hücrelerinin nasıl büyüdüğüne benzer şekilde hızla bölünen hücreler yoluyla büyür. Poliplerin çoğu iyi huylu olsa da kansere dönüşebilmelerinin nedeni budur.

Polip belirtileri nelerdir?

  • İşitsel; Kulak kanalında görülür ve işitme kaybı ile kulaktan kan gelmesi gibi belirtilere neden olur
  • Servikal; Rahmin vajinaya bağlandığı bölge olan serviksteki polip tipik olarak belirti vermez, ancak şiddetli menstrüasyonda veya cinsel ilişki sırasında kanama veya olağan dışı bir akıntı oluşturabilir
  • Kolorektal; Dışkıda kan, karın ağrısı, kabızlık ve ishal belirtileri gözlenebilir
  • Burun; Baş ağrısı, burun ağrısı, koku kaybı gibi soğuk algınlığına benzer belirtiler gösterebilir
  • Mide; Mide ve mide zarında oluşabilen polipler, ağrı, hassasiyet, kusma, kanamaya sebep olabilir
  • Safra kesesi polipleri; Genellikle safra kesesi taşları ve çamuru ile karıştırılır. Polip boyu büyükse ve/veya birden fazla ise ve/veya safra akışında tıkanıklığa yol açıyorsa safra kesesinin alınması gerekir. Safra kesesi polipleri ile ilgili ayrıntılı bilgiye Safra Kesesi Polipleri adresinden ulaşabilirsiniz
  • Endometrial; Uterusta oluşan polipler, genellikle endometriyum (rahimin içini döşeyen tabaka) kısırlığına, düzensiz adet kanaması ve vajinal kanamaya sebebiyet verebilir
  • Vokal kord (boğaz); Birkaç günden birkaç haftaya kadar sürebilen ses kısıklığına neden olabilir
  • Mesane; Mesane iç yüzey epitelinde gelişen bu polipler, idrarda kan, ağrılı idrara çıkma, sık idrara çıkma gibi belirtiler gösterebilir.

Çoğu zaman kolondaki polip kansere yol açmaz ve sıklıkla ileri aşamalara gelene kadar belirti göstermez. Ancak bazı durumlarda mide poliplerinde olduğu gibi kansere dönüşebilirler.

Polip oluşumunda risk faktörleri; 

Sigara içen insanlar mesane polipleri için daha yüksek risk taşır. 40 yaşın üzerinde olan veya çocuk sahibi olan kadınların rahimde polip geliştirme olasılığı daha yüksektir. Servikal polipler için risk, 20 yaşın üzerindeki kadınlarda ve premenopozal olanlarda artar. Asit reflüsü olan kişiler, boğaz polipleri için daha yüksek risk taşır. Ancak işitsel polipler için bilinen hiçbir risk faktörü yoktur. Belirli bir tür polip hakkında endişeleriniz varsa, bireysel riskleriniz hakkında doktorunuza danışabilirsiniz.

Teşhisi;

Poliplerde teşhis, her zaman için polip şüphesi uyandıran belirtiler sonucunda yapılacak tetkiklere bağlı olarak koyulmaz. Çok büyük bir kısmı belirti vermeyen polipler, yaygın olarak farklı hastalıklara yönelik yapılan araştırmalar esnasında, rutin görüntüleme işlemlerinde ve muayeneler esnasında tesadüfen saptanır. Bazı polipler çok küçük yapıya sahip olmaları durumunda ultrasonik incelemeler esnasında kendini belli etmez.

Belirti vermeye başlamaları durumunda, dokudan örnek alınması ile yapılacak laboratuvar incelemeleri sonucunda saptanabilirler. Endometrial polip şüphesi, genellikle adet kanamalarının aşırı miktarda olmasına bağlı olarak ortaya çıkar ve polipler yapılacak olan ultrasonik incelemeler ve histeroskopi yardımıyla görülebilir.

Milimetrik boyutlara sahip olan polipler, bu görüntüleme işlemleri esnasında polip belirteçlerine rastlanması sonucunda yapılan patolojik inceleme ile teşhis edilebilir. Bağırsak polipleri ise kolonoskopi incelemelerinde tespit edilir ve gerekli görülmesi durumunda şüpheli bölgeden biyopsi alınarak patolojik incelemeye gönderilir. Ses tellerinde oluşan polipler ise endoskopik yöntemlerle teşhis edilebilir.

Tedavisi;

Polip tedavisi; poliplerin türüne, oluşum gösterdikleri organ ve dokunun tipine, sayılarına ve boyutlarına, iyi huylu veya kötü huylu olduklarına göre değerlendirilerek uzman hekimler tarafından belirlenir. Büyük bir kısmı iyi huylu olan ve kansere dönüşme ihtimali olmayan polipler herhangi bir olumsuzluğa neden olmuyorlarsa alınmaları gerekmez.

Halk arasında polip kürü olarak bilinen bazı doğal yöntemler bilinse de bu gibi uygulamalar tam bir tedavi değil, bir destekleyici olarak tercih edilmeli ve uygulanmadan önce mutlaka hekime danışılmalıdır. Takibe rağmen iyileşmeyen, kanserleşme ihtimalinden şüphelenilen, inceleme sonucunda kötü huylu olduğu tespit edilen, gebeliğe engel teşkil eden veya bağırsakta ise sürekli olarak bağırsak problemlerine yol açan poliplerin alınması gerekir.

Poliplerin cerrahi operasyon yardımıyla çıkarılması, polipektomi olarak da adlandırılan basit bir operasyon yardımıyla gerçekleştirilir. Bulundukları bölgeye uygun görüntüleme tekniği eşliğinde, gerekli cerrahi ekipman yardımıyla poliplerin yeri tam olarak tespit edilir ve polipler çıkartılır. Bu işlem hekimin tercihine ve çalışılan bölgeye bağlı olarak genel veya lokal anestezi altında yapılır. Yaklaşık 20-30 dakika süren kısa bir operasyondur. Genellikle hastanede kalmayı gerektirmez ve hastalar aynı gün içerisinde taburcu olup ertesi gün işlerine ve günlük yaşamlarına dönebilir.

Özetle, oluştuğu bölge neresi olursa olsun polip tedavisinde en önemli nokta poliplerin kötü huylu olup olmadıklarının araştırılması ve riskli bulundukları takdirde derhal alınmalarıdır. Eğer polipin sebep olabileceği belirtiler arasından bir veya birkaçını yaşıyorsanız hemen bir sağlık kuruluşuna başvurarak muayene olmalı ve gerekli testleri yaptırmalısınız. Eğer polip teşhisi konulduysa mutlaka düzenli kontroller ile vücudunuzdaki polip veya poliplerin detaylı takibini yaptırmayı ihmal etmemelisiniz. Aksi takdirde, hastalık seviyeniz kötüleşecek ve tedavi süreciniz uzayacaktır.

Polipler nasıl önlenir?

Polipler her zaman önlenemez. Nazal ve rahim polipleri gibi bazı polip türleri için durum böyledir. Ancak sağlıklı bir yaşam tarzı, kolon polipleri geliştirme riskini azaltabilir ve kolorektal kanser riskinizi en aza indirebilir .

  • Meyve, sebze ve tam tahıllı gevreklerle dolu sağlıklı bir beslenme
  • Alkol tüketiminizi sınırlamak
  • Tütün kullanmaktan kaçınmak
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığını korumak için düzenli egzersiz yapmak

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Polikistik over sendromu nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Polikistik over sendromu, kadınların hormon seviyelerini etkileyen bir durumdur. Polikistik over sendromlu kadınlar normalden daha yüksek miktarda erkek hormonu üretir. Bu hormon dengesizliği, adet dönemlerini atlamalarına ve hamile kalmalarını zorlaştırmasına neden olur. Polikistik over sendromu ayrıca yüz ve vücutta kılların uzamasına ve kelliğe neden olur. Diyabet ve kalp hastalığı gibi uzun vadeli sağlık sorunları da oluşturabilir.

Doğum kontrol hapları ve diyabet ilaçları, hormon dengesizliğini gidermeye ve semptomları iyileştirmeye yardımcı olabilir.

Polikistik over sendromu nedir?

PCOS, kadınları doğurganlık yıllarında (15-44 yaş arası) etkileyen hormonlarla ilgili bir sorundur. Bu yaş grubundaki kadınların yüzde 2,2 ila 26,7’si polikistik over sendromuna sahiptir. Birçok kadının polikistik over sendromu var ama bunu bilmiyorlar.

Polikistik over sendromu, bir kadının yumurtalıklarını, östrojen ve progesteron üreten üreme organlarını ve adet döngüsünü düzenleyen hormonları etkiler. Yumurtalıklar ayrıca androjen adı verilen az miktarda erkeklik hormonu üretir. Yumurtalıklar, bir erkeğin spermi tarafından döllenecek yumurtaları serbest bırakır. Her ay bir yumurtanın salınmasına yumurtlama denir.

Folikül uyarıcı hormon (FSH) ve luteinize edici hormon (LH) yumurtlamayı kontrol eder. FSH, yumurtalıkları bir folikül (yumurta içeren bir kese) üretmesi için uyarır ve ardından LH, olgun bir yumurtayı serbest bırakmak için yumurtalığı tetikler.

Polikistik over sendromu, yumurtalıkları ve yumurtlamayı etkileyen bir “sendrom” veya semptomlar grubudur. Üç ana özelliği;

  • Yumurtalıklarda kistler
  • Yüksek erkek hormon seviyeleri
  • Düzensiz veya atlanan dönemler

Polikistik over sendromunda yumurtalıkların içinde çok sayıda küçük, sıvı dolu kese büyür. “Polikistik” kelimesi “birçok kist” anlamına gelir. Bu keseler aslında her biri olgunlaşmamış bir yumurta içeren foliküllerdir. Yumurtalar asla yumurtlamayı tetikleyecek kadar olgunlaşmazlar.

Yumurtlama eksikliği östrojen, progesteron, FSH ve LH seviyelerini değiştirir. Östrojen ve progesteron seviyeleri normalden daha düşükken, androjen seviyeleri normalden daha yüksektir. Fazladan erkek hormonları adet döngüsünü bozar, bu nedenle Polikistik over sendromlu kadınlar normalden daha az adet görürler.

Bunun nedeni nedir?

Doktorlar Polikistik over sendromuna neyin sebep olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Yüksek erkeklik hormonlarının yumurtalıkların hormon üretmesini ve normal yumurta yapmasını engellediğine inanıyorlar. Genler, insülin direnci ve iltihaplanma, aşırı androjen üretimiyle ilişkilendirilmiştir. Polikistik over sendromlu kadınların vücutlarında sıklıkla artan inflamasyon seviyeleri vardır. Fazla kilolu olmak da iltihaplanmaya katkıda bulunabilir.

Semptomları;

Bazı kadınlar ilk adet dönemlerinde semptomlar görmeye başlar. Diğerleri sadece çok fazla kilo aldıktan sonra veya hamile kalmakta zorlandıklarında polikistik over sendromlu olduklarını keşfederler.

  • Düzensiz dönemler
  • Ağır kanama
  • Kıl uzaması
  • Akne
  • Kilo
  • Erkek tipi kellik
  • Derinin koyulaşması
  • Baş ağrısı

Polikistik over sendromu vücudunuzu nasıl etkiler?

Normalden daha yüksek androjen seviyelerine sahip olmak, doğurganlığınızı ve sağlığınızın diğer yönlerini etkileyebilir.

Kısırlık; Hamile kalmak için yumurtlamalısınız. Düzenli olarak yumurtlamayan kadınlar döllenecek kadar yumurta oluşturamazlar. Polikistik over sendromu, kadınlarda infertilitenin önde gelen nedenlerinden biridir.

Metabolik sendrom; Polikistik over sendromlu kadınların yüzde 80 kadarı aşırı kilolu veya obezdir. Hem obezite hem de polikistik over sendromu, yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon , düşük HDL (iyi) kolesterol ve yüksek LDL (kötü) kolesterol riskinizi artırır . Bu faktörlere birlikte metabolik sendrom denir ve kalp hastalığı, diyabet ve felç riskini artırır .

Uyku apnesi; Bu durum gece boyunca nefes almada uykuyu kesintiye uğratan tekrarlayan duraklamalara neden olur. Aşırı kilolu kadınlarda uyku apnesi daha yaygındır – özellikle polikistik over sendromu da varsa. Uyku apnesi riski, polikistik over sendromu obez kadınlarda polikistik over sendromu olmayanlara göre 5-10 kat daha yüksektir.

Endometriyal kanser; Yumurtlama sırasında rahim duvarı dökülür. Her ay yumurtlamazsanız, astar oluşabilir. Kalınlaşmış bir uterin astar, endometriyal kanser riskinizi artırabilir.

Depresyon; Hem hormonal değişiklikler hem de istenmeyen tüy uzaması gibi semptomlar duygularınızı olumsuz yönde etkileyebilir. PCOS’lu çoğu kişi depresyon ve anksiyete yaşar.

Teşhisi;

Doktorlar tipik olarak bu üç semptomdan en az ikisine sahip kadınlarda polikistik over sendromu teşhis eder.

  • Yüksek androjen seviyeleri
  • Düzensiz adet döngüleri
  • Yumurtalıklarda kistler

Doktorunuz ayrıca akne, yüz ve vücutta kıllanma ve kilo alma gibi belirtileriniz olup olmadığını sormalıdır.

Bir pelvik sınav yumurtalıkların veya üreme sisteminde diğer bölümleriyle herhangi bir sorun arayabilirsiniz. Bu test sırasında, doktorunuz eldivenli parmaklarınızı vajinanıza sokar ve yumurtalıklarınızda veya uterusta herhangi bir büyüme olup olmadığını kontrol eder.

Kan testleri normalden daha yüksek erkeklik hormonu seviyelerini kontrol eder. Kalp hastalığı ve diyabet gibi ilgili durumlar için riskinizi değerlendirmek için kolesterol , insülin ve trigliserit düzeylerinizi kontrol etmek için kan testleriniz de olabilir. Bir ultrason kullanımları anormal folikülleri ve yumurtalıklar ve rahim olan diğer sorunlar için görünüm ses dalgaları.

Hamilelik ve polikistik over sendromu;

Polikistik over sendromu, normal adet döngüsünü kesintiye uğratır ve hamile kalmayı zorlaştırır. Polikistik over sendromlu kadınların yüzde 70 ila 80’inde doğurganlık sorunları yaşar. Bu durum aynı zamanda gebelik komplikasyonları riskini de artırabilir .

Polikistik over sendromlu kadınların, bebeklerini erken doğurma koşulu olmayan kadınlara göre iki kat daha olasıdır. Ayrıca düşük, yüksek tansiyon ve gebelik diyabeti için daha büyük risk altındadırlar.

Bununla birlikte, polikistik over sendromlu kadınlar yumurtlamayı iyileştiren doğurganlık tedavileri kullanarak hamile kalabilir. Kilo vermek ve kan şekeri seviyelerini düşürmek, sağlıklı bir hamilelik geçirme şansınızı artırabilir.

Polikistik over sendromunu tedavi etmek için diyet ve yaşam tarzı ipuçları;

Polikistik over sendromu tedavisi genellikle kilo kaybı, diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle başlar. Vücut ağırlığınızın sadece yüzde 5 ila 10’unu kaybetmek, adet döngünüzü düzenlemenize ve polikistik over sendromu semptomlarını iyileştirmenize yardımcı olabilir. Kilo kaybı ayrıca kolesterol seviyelerini iyileştirebilir, insülini düşürebilir ve kalp hastalığı ve diyabet risklerini azaltabilir.

Kilo vermenize yardımcı olan herhangi bir diyet, durumunuza yardımcı olabilir. Bununla birlikte, bazı diyetlerin diğerlerine göre avantajları olabilir. Polikistik over sendromu için diyetleri karşılaştıran çalışmalar, düşük karbonhidratlı diyetlerin hem kilo kaybı hem de insülin seviyelerini düşürmede etkili olduğunu bulmuştur . Çoğu karbonhidratı meyvelerden, sebzelerden ve tam tahıllardan alan düşük glisemik indeksli (düşük GI) bir diyet, adet döngüsünü düzenli bir kilo verme diyetinden daha iyi düzenlemeye yardımcı olur.

Birkaç çalışma, haftada en az üç gün 30 dakikalık orta yoğunlukta egzersizin polikistik over sendromlu kadınların kilo vermesine yardımcı olabileceğini bulmuştur. Egzersizle kilo vermek de yumurtlamayı ve insülin seviyelerini iyileştirir.

Egzersiz, sağlıklı bir diyetle birleştirildiğinde daha da faydalıdır. Diyet artı egzersiz, her iki müdahaleden daha fazla kilo vermenize yardımcı olur ve diyabet ve kalp hastalığı risklerinizi azaltır.

Yaygın tıbbi tedaviler;

Doğum kontrol hapları ve diğer ilaçlar adet döngüsünü düzenlemeye yardımcı olabilir ve saç büyümesi ve akne gibi polikistik over sendromu semptomlarını tedavi edebilir.

Doğum kontrolü; Her gün östrojen ve progestin almak normal bir hormon dengesini yeniden sağlayabilir, yumurtlamayı düzenleyebilir, aşırı kıllanma gibi semptomları hafifletebilir ve endometriyal kansere karşı koruma sağlayabilir. Bu hormonlar bir hap, yama veya vajinal halka şeklindedir.

Metformin; Metformin (Glucophage, Fortamet), tip 2 diyabeti tedavi etmek için kullanılan bir ilaçtır. Ayrıca insülin seviyelerini iyileştirerek polikistik over sendromunu tedavi eder.

Klomifen; Clomiphene (Clomid), polikistik over sendromlu kadınların hamile kalmasına yardımcı olabilecek bir doğurganlık ilacıdır . Ancak ikizler ve diğer çoklu doğum riskini artırır.

Epilasyon ilaçları; Birkaç tedavi, istenmeyen tüylerden kurtulmanıza veya uzamasını engellemeye yardımcı olabilir. Eflornitin (Vaniqa) krem, saç büyümesini yavaşlatan reçeteli bir ilaçtır. Lazer epilasyon ve elektroliz , yüzünüzdeki ve vücudunuzdaki istenmeyen tüylerden kurtulabilir.

Ameliyat; Diğer tedaviler işe yaramazsa cerrahi, doğurganlığı artırmak için bir seçenek olabilir. Yumurtalık delme işlemi, normal yumurtlamayı yeniden sağlamak için lazer veya ince ısıtılmış iğne ile yumurtalıkta küçük delikler açan bir prosedürdür.

Ne zaman bir doktora görünmeli?

  • Adet görmediniz ve hamile değilsiniz
  • Yüzünüzde ve vücudunuzda kıllanma gibi polikistik over sendromu semptomlarınız var
  • 12 aydan fazla bir süredir hamile kalmaya çalışıyorsunuz ancak başarılı olamadınız
  • Aşırı susama veya açlık, bulanık görme veya açıklanamayan kilo kaybı gibi diyabet semptomlarınız var

Polikistik over sendromunuz varsa, birinci basamak doktorunuzla düzenli ziyaretler planlayın. Diyabet, yüksek tansiyon ve diğer olası komplikasyonları kontrol etmek için düzenli testlere ihtiyacınız olacak.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Polifaji nedir? Nedenleri, Tedavisi

Polifaji, aşırı açlığı veya artan iştahı tanımlamak için kullanılan tıbbi bir terimdir ve diyabetin 3 ana belirtisinden biridir. Açlıktaki artış genellikle yoğun egzersiz veya diğer yorucu aktiviteler gibi normal şeylere verilen bir tepkidir, ancak polifaji ayrıca depresyon veya stres gibi daha ciddi sorunların sonucu da olabilir.

Hiperfaji olarak da bilinin polifajinin altında yatan neden mutlaka ele alınmalıdır. Polifajiye neden olabilecek birkaç durum vardır.

Hipoglisemi;

Hipoglisemi, düşük kan şekeridir. Çoğu zaman diyabetli kişilerde görülse de herkesin başına gelebilir. Diğer hipoglisemi semptomları;

  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Konsantre olamama
  • Titreyen
  • Terlemek
  • Kişilik değişiklikleri

Hipertiroidizm;

Hipertiroidizm, tiroidinizin çok hızlı çalıştığı bir durumdur. Tiroid, birçok vücut fonksiyonunu kontrol eden hormonları üreten bir bezdir. Tiroid hormonlarının işlevlerinden biri metabolizmayı kontrol etmektir, bu nedenle çok fazla tiroid hormonunuz varsa iştahınız artabilir. Diğer semptomları;

  • Terleme
  • Kilo kaybı
  • Sinirlilik
  • Saç kaybı
  • Uyumakta zorluk

Premenstrüel sendrom (PMS);

Bir kadının aylık döngüsüyle ilişkili hormonlardaki değişiklikler, adet görmeden hemen önce sizi aşırı derecede acıktırabilir. Östrojen ve progesterondaki ani artışlar ve azalan serotonin, karbonhidrat ve yağlar için yoğun istek uyandırabilir. PMS’nin diğer semptomları;

  • Sinirlilik ve ruh hali değişimleri
  • Şişkinlik
  • Gazlılık
  • Yorgunluk
  • İshal

Uykusuzluk;

Yeterince uyumamak, vücudunuzun açlığı düzenleyen hormon seviyelerini kontrol etmesini zorlaştırabilir. Çok aç olmanın yanı sıra, normalde olduğundan daha fazla kalorili yiyecekler yiyebilirsin. Uyku kalitesi de önemlidir. Uyku apnesi ve diğer uyku bozuklukları da daha fazla yemenize neden olabilir. Uykusuzsanız, şunları da fark edebilirsiniz:

  • Gündüz uykusuzluk
  • Ruh hali değişiklikleri
  • Hafıza problemleri
  • Konsantrasyon zorluğu

Stres;

Stresli olduğunuzda vücudunuz kortizol adı verilen büyük miktarda hormon salgılar. Kortizol sizi acıktırabilir. Stresli veya endişeli olduğunuzda aşırı açlık da duygusal bir tepki olabilir. Olumsuz duygularla bilinçli veya bilinçsiz olarak baş etmeye çalışmak için yiyecek kullanıyor olabilirsiniz. Stresin başka fiziksel semptomları da olabilir, örneğin;

  • Enerji eksikliği
  • Açıklanamayan ağrılar ve acılar
  • Uykusuzluk hastalığı
  • Sık soğuk algınlığı
  • Mide bulantısı

Beslenme;

Beyaz ekmek veya fast food gibi sağlıksız karbonhidrat ve yağ içeren çok fazla yemek yerseniz, yemekten hemen sonra tekrar aç hissedebilirsiniz. Bunun nedeni, bu yiyeceklerin lif ve protein gibi sizi doyuracak besinlerden yoksun olmasıdır. Daha fazla bunları yemeyi deneyin;

  • Meyve ve sebzeler
  • Tam tahıllar
  • Fasulyeler
  • Yağsız et ve balık

Yeterince besleyici olmayan beslenmenin diğer semptomları;

  • Kilo alımı veya kaybı
  • Yorgunluk
  • Saç dökülmesi veya incelmesi
  • İltihaplı veya kanayan diş etleri
  • Bir şeyleri konsantre etme veya hatırlama zorluğ

Diyabet;

Polifaji bir diyabet belirtisi olabilir. Yemek yediğinizde vücudunuz yiyecekleri glikoza çevirir. Ardından, kan dolaşımınızdan hücrelerinize glikoz almak için insülin adı verilen bir hormon kullanır. Hücreleriniz daha sonra bu glikozu enerji ve normal vücut fonksiyonları için kullanır.

Şeker hastalığınız varsa, vücudunuz ya insülin üretemez (tip 1) ya da insülini doğru kullanmaz (tip 2). Bu nedenle, glikoz kan dolaşımınızda daha uzun süre kalır ve hücrelere gitmek yerine idrarla dışarı atılır. Bu, hücrelerin düzgün çalışması için ihtiyaç duydukları enerjiye sahip olmadığı anlamına gelir. Bu olduğunda hücreleriniz, ihtiyaç duydukları glikozu alabilmeleri için yemeye devam etmeniz gerektiğini bildirir. Kendini çok aç hissedebilirsin. Diğer diyabet semptomları;

  • Sık idrara çıkma
  • Aşırı susuzluk
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Bulanık görüş
  • Yavaş yara iyileşmesi

Yüksek kan şekerini kontrol altına almak için kullanılan ilaçlar nedeniyle diyabetli kişilerde hiperglisemi gelişme riski daha yüksektir. Hiperglisemi ayrıca diyabetli kişilerde polifajiye neden olabilir.

Teşhisi;

Doktorunuz önce aşağıdakileri içeren ayrıntılı bir tıbbi geçmiş alacaktır:

  • Başka hangi semptomların var
  • Polifajin ne zamandır oluyor
  • Beslenmen
  • Aile tıbbi geçmişi

Bu bilgilere dayanarak, doktor, polifajiye neyin sebep olduğunu bulabilir. Aksi takdirde, şüpheli nedenleri ekarte etmek için büyük olasılıkla kan testleri yapacaklardır. Örneğin, diyabet teşhisi için bir kan şekeri testi kullanılabilirken , hipertiroidiniz olup olmadığını belirlemek için tiroid fonksiyon testleri kullanılabilir.

Tedavisi;

Tedavi, polifajinin altta yatan nedeninin tedavisine odaklanacaktır. Diyabet, hipertiroidizm ve adet öncesi sendrom gibi polifajiye neden olabilecek birçok durum ilaçla tedavi edilebilir. Sağlıklı bir diyet ve egzersiz planı da yardımcı olabilir. Bu sadece açlığı kontrol etmekle kalmaz, aynı zamanda altta yatan koşullar için de faydalı olabilir.

Polifajiniz anksiyete veya depresyon gibi zihinsel bir nedenden kaynaklanıyorsa, doktorunuz sizi uygun tedaviyi bulmanıza yardımcı olması için bir akıl sağlığı uzmanına yönlendirebilir. Bu durumlarda bilişsel davranışçı terapi, diğer konuşma terapileri, antidepresanlar veya antianksiyete ilaçları önerilebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Plevral efüzyon (plörezi) nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Plevra, tahriş olduğunda, iltihaplandığında veya enfekte olduğunda çok fazla sıvı oluşturur. Bu sıvı, akciğer dışındaki göğüs boşluğunda birikerek plevral efüzyon olarak bilinen duruma neden olur. Plevra, göğüs boşluğunu içten kaplayan ve akciğerleri çevreleyen, iki katlı, ince bir zar tabakasıdır.

Halk arasında zatülcenp olarak da bilinen bu rahatsızlık tedavi edilmediğinde kalıcı sağlık problemlerine yol açabilir.

Nedenleri;

Plevra zarları arasındaki boşlukta sıvı artışı olarak tanımlanabilecek plevral efüzyonun nedenleri aşağıdaki gibidir:

  • Enfeksiyonlar
  • Viral enfeksiyon
  • Bakteriyel enfeksiyon
  • Mantar enfeksiyonu
  • Akciğer kanseri
  • Bazı ilaçlar
  • Pulmoner embolizm (akciğerlerdeki damarların pıhtı nedeniyle tıkanması)
  • Kaburga kırığı
  • Kalp yetmezlikleri
  • Zatürree
  • Kalp cerrahisinden kaynaklanan komplikasyonlar
  • Böbrek veya karaciğer hastalığı
  • Yaygın atelektazi (fonksiyonunu yitiren akciğerin büzülmesi)
  • Pulmoner hipertansiyon
  • Akciğer ödemi

Belirtileri;

Plevral efüzyonun, nedeni olan hastalığın kendi belirtileri dışında aşağıdaki gibi belirtileri olabilir:

  • Nefes darlığı
  • Nefes alırken batma hissi
  • Öksürük
  • Göğüs ağrısı

Teşhisi;

Göğüs hastalıkları uzmanı, hastanın öyküsünü dinledikten sonra fizik muayene yapar. Bu sırada hekim, hastanın normal ve ritmik bir şekilde nefes alıp vermesini isteyebilir. Çoğunlukla plörezi varlığında solunum sesi duyulmaz. Ancak hekim gerekli gördüğünde tanının netleşmesi için bazı radyolojik tetkikler isteyebilir. Genellikle akciğer grafisi, tanının netleştirilmesi için yeterli olsa da bazı vakalarda bilgisayarlı tomografi gerekebilir.

Her iki görüntüleme yönteminde de plörezi tanısına ek olarak, hastalığa sebep olan odak hastalık da saptanabilir. Ayrıca hekim, tanı için ultrasonografi de isteyebilir. Bu işlem sıvının anlık olarak yeri ve miktarı hakkında da bilgi sağlar. Tüm muayene ve radyolojik görüntülemelerin yanı sıra hekim tanı için şu yöntemleri de kullanabilir:

  • Torasentez; Enjektör yardımıyla sıvı alınması olarak tanımlanabilen bu yöntemde hekim, göğüs bölgesinden enjektör yardımıyla göğüs duvarı ile akciğer zarı arasında yer alan sıvıdan örnek alır. Bu işlem plörezi tanısının netleştirilmesi için yapılabileceği gibi az miktarda sıvı artışına bağlı olarak görülen nefes darlığı şikayetinin giderilmesi için de uygulanabilir. Bazı vakalarda torasentez işlemi sırasında enjektöre çekilen sıvının görünümü bile tanı koyulması için yeterli olabilir. Alınan sıvı bakteriyoloji laboratuvarında incelenir
  • Biyopsi; Diğer tüm yöntemlerle plöreziye neden olan hastalığın tanısı konamamışsa hekim kapalı ya da açık plevra biyopsisi yapılmasını önerebilir. Kapalı plevra biyopsisi için hekim özel bir iğne yardımıyla plevra boşluğuna girer ve akciğer zarından biyopsi için doku örneği alır. Çok ender olarak uygulanan açık plevra biyopsisinde ise hasta genel anestezi altında iken göğüs duvarı üzerinden küçük bir kesi açılarak endoskopik yöntemlerle doku alınır. Her iki yöntemde de alınan doku patoloji laboratuvarında incelenir ve raporlanır

Tedavisi;

Plörezi tedavisi hususunda akciğerin neden su topladığını öğrenmek, doğru tedavi yöntemi belirleme konusunda çok önemlidir. Plörezinin oluşmasına sebep olan durumun enfeksiyon kaynaklı oluşması durumunda antibiyotik takviyeli ilaç tedavisi ile hastalık kolay bir şekilde atlatılmaktadır. Verem hastalarında ise plöreziyi giderecek ilaç tedavisi, uzman doktorun da görüşü alınarak ana tedaviyi destekleyecek şekilde uygulanır. Kalp yetmezliği görülen hastalarda da idrar sökücü ilaçlar tedavi için kullanılmaktadır.

Akciğer kanseri gibi daha ağır hastalıklarda görülen plörezinin tedavisi ise onkoloji biriminin tavsiyesi neticesinde gerçekleşir. Hastalığın ileri safhalarında gerçekleşen drenaj, plöridez ve dekortikasyon gibi cerrahi müdahaleler ile akciğer duvarında biriken fazla suyun tahliyesi sağlanır. Bunun yanında kanserli hücrenin plevra duvarına yerleşmesi durumunda ise cerrahi operasyon ile plevradaki kalınlaşma temizlenerek, her iki plevral yaprağın yapışarak tekrar sıvı birikmesine engel olmaya çalışılabilir.

Plörezi konusunda en çok merak edilen soruların başında “Plörezi tedavisi ne kadar sürer?” gelmektedir. Tedavi süreci, plöreziyi tetikleyen hastalığın tehlike durumuna göre değişmektedir. Plörezi tedavisinde kullanılan ilaçlar yardımıyla bu süreç günlerle ifade edilebilirken, cerrahi müdahale gerektiren tedavi ise daha uzun sürebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Porfiri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Porfiriler, nadir görülen kalıtsal kan hastalıkları grubudur. Bu rahatsızlıkları olan kişiler vücutlarında heme denen bir madde yapmada sorun yaşarlar. Heme, demire bağlı olan porfirin adı verilen vücut kimyasallarından oluşur. Heme, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan bir protein olan hemoglobinin bir bileşenidir.

Kırmızı kan hücrelerinin oksijen taşımasına yardımcı olur ve onlara kırmızı rengini veren Heme ayrıca kalp ve iskelet kaslarında bir protein olan miyoglobinde bulunur. Vücut, heme yapmak için birkaç adımdan geçer. Porfirisi olan kişilerde vücut, bu işlemi tamamlamak için gereken bazı enzimlerden yoksundur. Bu, porfirinin dokularda ve kanda birikmesine neden olur ve bu da hafif ila şiddetli arasında değişen çeşitli semptomlara neden olabilir.

Porfirinin en yaygın semptomları;

  • Karın ağrısı
  • Işık hassaslığı
  • Kaslar ve sinir sistemi ile ilgili sorunlar

Porfiri semptomları değişir ve hangi enzimin eksik olduğuna bağlıdır.

Porfiri türleri;

İki kategoriye ayrılan birkaç porfiri türü vardır;

  • Hepatik
  • Eritropoietik

Hastalığın hepatik formları, karaciğerdeki problemlerden kaynaklanır. Karın ağrısı ve merkezi sinir sistemi ile ilgili problemler gibi semptomlarla ilişkilidirler. Eritropoietik formlara kırmızı kan hücrelerindeki problemler neden olur. Işık duyarlılığı ile ilişkilendirilirler.

Delta-aminolevulinat-dehidrataz eksikliği porfiri; ALAD porfiri (ADP), delta-aminolevulinik asit (ALA) enziminin bir eksikliğidir ve daha şiddetli ve nadir görülen porfiri formlarından biridir. Dünya çapında sadece yaklaşık 10 vaka bildirilmiştir ve hepsi erkektir. Semptomlar, genellikle kusma ve kabızlık ile birlikte şiddetli karın krampları şeklinde akut atak şeklinde kendini gösterir.

Akut aralıklı porfiri; Akut aralıklı porfiri (AIP), hidroksimetilbilan sentaz enziminin (HMBS) bir eksikliğidir. HMBS gen mutasyonu olan çoğu, aşağıdakilerden biri veya birkaçı tarafından tetiklenmedikçe semptom göstermez:

  • Hormonal değişiklikler
  • Belirli ilaç kullanımı
  • Alkol tüketimi
  • Beslenme değişiklikleri
  • enfeksiyonlar

Ergenliğe giren kadınların özellikle semptomları olma olasılığı yüksektir. Bunlar;

  • Kusma
  • Uykusuzluk hastalığı
  • Kabızlık
  • Kollarda ve bacaklarda ağrı
  • Kas Güçsüzlüğü
  • Kafa karışıklığı, halüsinasyonlar ve nöbetler
  • Kalp çarpıntısı

Kalıtsal koproporfiri; Kalıtsal koproporfiri (HCP) , enzim koproporfirinojen oksidaz (CPOX) eksikliğiyle karakterizedir. AIP’ye benzer şekilde, davranışsal, çevresel veya hormonal değişikliklerle tetiklenmedikçe semptomlar ortaya çıkmayabilir. Hem erkekler hem de kadınlar eşit şekilde etkilenir, ancak kadınların semptomları yaşama olasılığı daha yüksektir. Semptomları;

  • Akut karın ağrısı
  • Kollarda ve bacaklarda ağrı veya uyuşma
  • Kusma
  • Yüksek tansiyon
  • Nöbetler

Alacalı porfiri; Semptomlar, cilt semptomları, nörolojik semptomlar veya her ikisi de dahil olmak üzere büyük ölçüde değişebilir. Kabarcıklı cilt dahil güneş hassasiyeti, Variegate porfirinin (VP) en yaygın cilt semptomudur. VP’nin akut atakları genellikle karın ağrısı ile başlar.

Konjenital eritropoietik porfiri; Konjenital eritropoietik porfiri (CEP) , üroporfirinojen III kosentaz enziminin (UROS) yetersiz işlevinden kaynaklanır. En yaygın semptom, cildin güneş ışığına ve bazı yapay ışık türlerine aşırı duyarlılığıdır. Kabarma ve lezyonlar genellikle maruziyetten kaynaklanabilir. YSÖP, dünya çapında bildirilmiş 200’den fazla vakayla çok nadir görülen bir hastalıktır.

Porphyria cutanea tarda; Güneş ışığına aşırı hassasiyet ve ciltte ağrılı, kabarcıklı lezyonlarla ilişkilidir. PCT çoğunlukla edinilmiş bir hastalıktır, ancak bazı kişilerde PCT’nin gelişimine katkıda bulunan üroporfirinojen dekarboksilaz (UROD) enziminde genetik bir eksiklik vardır. Hem erkekler hem de kadınlar etkilenebilir, ancak PCT en çok 30 yaşın üzerindeki kadınlarda görülür.

Hepatoerythropoietic porfiri; Hepatoerythropoietic porfiri (HEP), ailesel porfiri vutanea tardanın (f-PCT) otozomal resesif formudur ve benzer semptomlarla kendini gösterir. Cildin ışığa duyarlılığı sıklıkla, bazen sakatlanma veya parmakların veya yüz özelliklerinin kaybolmasıyla birlikte şiddetli kabarcıklara neden olur.

Deri semptomları genellikle bebeklik döneminde başlar. İnsanlar ayrıca saç büyümesi (hipertrikoz), kahverengi veya kırmızı renkli dişler (eritrodonti) ve kırmızı veya mor renkli idrar yaşayabilir. HEP çok nadirdir ve dünya çapında sadece yaklaşık 40 vaka bildirilmiştir.

Eritropoietik protoporfiri; Eritropoietik protoporfiri (EPP), cildin ışığa aşırı duyarlılığına neden olan kalıtsal bir metabolik bozukluktur. Maruz kaldıktan sonra cilt genellikle kaşıntılı ve kırmızı hale gelir ve yanma hissi oluşabilir. Başlangıç ​​genellikle bebeklik döneminde başlar ve çocuklarda en sık görülen porfiridir. Hem erkekler hem de kadınlar EPP semptomları yaşayabilse de, genellikle erkeklerde daha yaygındır.

Semptomları;

Belirtiler porfirinin türüne bağlıdır. Tüm tiplerde şiddetli karın ağrısı ve ayrıca kırmızımsı kahverengi renkli idrar vardır. Bu, porfirinlerin birikmesinden kaynaklanır.

Karaciğer hastalığı ile ilişkili semptomlar;

  • Uzuv ağrısı
  • Nöropati
  • Hipertansiyon
  • Taşikardi (hızlı kalp atış hızı)
  • Elektrolit dengesizliği

Eritropoietik hastalıkla ilişkili semptomlar şunları içerir:

  • Işığa aşırı cilt hassasiyeti
  • Anemi (vücut yeterince yeni kırmızı kan hücresi üretmediğinde)
  • Cilt pigmentasyonundaki değişiklikler
  • Güneşe maruz kalmayla ilgili düzensiz davranış

Teşhisi;

Birçok test bu durumu teşhis etmeye yardımcı olabilir. Fiziksel sorunları arayan testler şunlardır;

  • Bilgisayarlı tomografi (CT) taraması
  • Göğüs röntgeni
  • Ekokardiyogram (EKG)

Kan problemleri için yapılan testler şunlardır;

  • Floresan için idrar testi
  • Porfobilinojen (PBG) idrar testi
  • Tam kan sayımı (CBC)

Komplikasyonları;

  • Koma
  • Safra taşları
  • Felç
  • Solunum yetmezliği
  • Karaciğer hastalığı ve yetmezliği
  • Cilt izi

Tedavisi;

Porfirinin tedavisi yok. Tedavi semptomları yönetmeye odaklanır.  Karaciğer hastalığına yönelik tedaviler;

  • Kan basıncını yönetmek için atenolol gibi beta blokerleri
  • İyileşmeye yardımcı olmak için yüksek karbonhidratlı beslenme
  • Ağrı tedavisi için opioidler
  • Atakları kısaltmak için hematin
  • Givosiran gibi gen terapileri

Eritropoietik hastalık tedavileri;

  • Anemi için demir takviyeleri
  • Kan nakilleri
  • Kemik iliği nakli

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın