Kötü Beslenme Depresyona Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, doğru ve dengeli beslenmenin depresyon belirtilerini önemli ölçüde azalttığı, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ise depresyon riskini artırdığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Science World Report’ta yayınlanan araştırmada, orta ila şiddetli depresyondan muzdarip 67 bireyin verileri incelendi.

Katılımcılar iki gruba ayrıldı: İlk gruba sosyal destek verildi ancak yapılandırılmamış beslenme ile devam edildi, ikinci gruba ise sebze, meyve, yağsız etler ve diğer temel besinler açısından zengin kontrollü beslenme planı uygulandı

Birkaç hafta sonra, ikinci gruptaki depresyon belirtileri yüzde 30 azalırken, ilk grupta yalnızca yüzde 8’lik bir iyileşme görüldü.

Araştırmanın sonucuna ilişkin konuşan uzmanlar, psikolojik sağlığın yalnızca sosyal veya çevresel faktörlerden değil, aynı zamanda günlük olarak beslenmeden de etkilendiğini söylüyorlar.

Columbia Üniversitesi’nden Dr. Drew Rems, sıklıkla fast food veya işlenmiş gıdalar tüketen kişilerin depresyon yaşama riskinin yüzde 60-80 daha yüksek olduğunu belirtiyor. Dr. Rems, “Tersine, besleyici bir tüketime bağlı kalmak bu riski aynı oranda azaltabilir” diye ekliyor.

Araştırmanın temel sonucu, sağlıklı bir beslenmenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel dengeyi de desteklediğidir. Uzmanlar, günlük beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesini ve psikolojiyi düzenleyen besinlerin düzenli olarak tüketilmesini öneriyor.

Sağlıklı yiyecekler tüketmenin yanı sıra, beslenme düzenine, porsiyon boyutlarına ve gıda kalitesine de dikkat edilmesi gerekiyor.

Psikolojik dengeyi korumak için günlük olarak meyve, yapraklı yeşillikler, omega-3 açısından zengin besinler, süt ürünleri ve doğal antioksidanlar tüketilmesi öneriliyor. Bu arada, şekerli atıştırmalıklar, fast food ve aşırı işlenmiş ürünler sınırlandırılması tavsiye ediliyor.

Depresyon ve strese bağlı hastalıklar dünya genelinde yayılmaya devam ederken, beslenmeye dayalı yaklaşımlar duygusal dayanıklılığı ve uzun vadeli refahı desteklemenin etkili bir yolunu sunabilir.

Paylaşın

İnme Riskini Azaltmanın Doğal Yolları

İnme (felç), beyne giden kan akışının kesilmesiyle oluşan ciddi bir tıbbi durumdur. Bu durum beyin hasarına, sakatlığa ve hatta ölüme yol açabilir. İyi haber şu ki, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri birçok inmeyi önleyebilir.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin yapılan araştırmalar, vücuda ve zihne iyi bakmanın felç geçirme riskini büyük ölçüde azaltabileceğini gösteriyor.

En önemli adımlardan biri kan basıncını kontrol altında tutmaktır. Yüksek tansiyon, felç için önde gelen risk faktörlerinden biridir. Yüksek tansiyon, kan damarlarına ekstra baskı uygular ve zamanla hasara yol açabilir.

Araştırmalar, beslenme, egzersiz ve stres yönetimi yoluyla kan basıncını düşürmenin felç riskini yarı yarıya azaltabileceğini gösteriyor. Ayrıca, daha az tuz tüketmek, aktif kalmak ve sigaradan kaçınmak, kan basıncını sağlıklı bir seviyede tutmaya yardımcı olabilir.

Egzersiz, felç önlemede bir diğer güçlü araçtır. Fiziksel olarak aktif olmak kan basıncını düşürmeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olur. Her hafta en az 150 dakika tempolu yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi orta düzeyde egzersiz yapılması öneriliyor.

Ne tüketildiği de önemlidir. Meyve, sebze, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar açısından zengin bir beslenme düzeni, kan damarlarını koruyabilir ve iltihabı azaltabilir.

Örneğin, Akdeniz diyetinin felç riskini azalttığı kanıtlanmıştır. Bu beslenme şekli zeytinyağı, balık, kuruyemiş ve yapraklı yeşillikler gibi yiyecekleri içerir. Öte yandan, çok fazla kırmızı et, işlenmiş gıdalar ve şekerli içecekler tüketmek felç riskini artırabilir.

Kan şekerinin yönetimi, özellikle diyabet hastaları için önemlidir. Yüksek kan şekeri zamanla kan damarlarına zarar verebilir. Araştırmalar, dengeli beslenme ve düzenli egzersizle kan şekeri seviyelerinin dengede tutulmasının, diyabetli veya diyabetsiz kişilerde felç riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Bir diğer önemli faktör ise kolesteroldür. Çok fazla LDL kolesterol (bazen “kötü” kolesterol olarak da adlandırılır) atardamarlarda birikerek tıkanıklıklara yol açabilir. Bu tıkanıklıklar felce neden olabilir. Doymuş yağ oranı düşük ve lif oranı yüksek besinler tüketmek, kolesterol seviyelerini sağlıklı tutmaya yardımcı olabilir.

Stres genellikle göz ardı edilir, ancak sağlığı birçok yönden etkileyebilir. Kronik stres kan basıncını yükseltebilir ve aşırı yeme veya sigara içme gibi sağlıksız alışkanlıklara yol açabilir. Farkındalık, derin nefes alma ve doğada vakit geçirme, stresle başa çıkmanın bazı basit yollarıdır. Yeterince uyumak, gecede yaklaşık 7 ila 9 saat, aynı zamanda daha düşük felç riskiyle de bağlantılıdır.

Özetle, küçük ve doğal değişiklikler yaparak felç riskini azaltabilir: Sağlıklı beslenme, daha fazla hareket, stres yönetimi ve yeterli uyku. Bu basit alışkanlıklar beyni korumaya ve tüm vücudu yıllarca daha sağlıklı tutmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Karaciğeri Temizlemenin Doğal Yolları

Karaciğer, vücudun doğal detoks organıdır. Zararlı maddeleri filtrelemek, yağları parçalamak, ilaçları işlemek ve sindirimi desteklemek için gece gündüz çalışır.

Haber Merkezi / Karaciğer detoksu fikri popüler olsa da, neyin gerçekten işe yaradığını ve neyin faydadan çok zarar verebileceğini bilmek önemlidir. Gerçek şu ki, karaciğerin sağlıklı kalması için özel bir meyve suyu detoksuna veya pahalı bir takviyeye ihtiyacı yoktur.

Hatta piyasadaki birçok karaciğer detoksu ürünü, sağlam bilimsel araştırmalarla desteklenmemekte ve hatta tehlikeli bile olabilir. Karaciğeri desteklemenin en iyi yolu, onun doğal iyileşme ve kendini temizleme özelliğini destekleyen günlük alışkanlıklardır.

Bol su içmek, karaciğere yardımcı olmanın en basit ve en etkili yollarından biridir. Su, böbreklerin ve karaciğerin atıkları daha verimli bir şekilde atmasına yardımcı olur. Ayrıca, susuz kalmamak sağlıklı sindirimi destekleyerek karaciğer üzerindeki baskıyı azaltır.

Dengeli beslenmek bir diğer önemli adımdır. Antioksidan içeriği yüksek besinler (örneğin orman meyveleri, yapraklı yeşillikler ve brokoli ve Brüksel lahanası gibi turpgiller) iltihabı azaltmaya ve karaciğer hücrelerinin onarımını desteklemeye yardımcı olabilir.

Sarımsak ve soğan, toksinleri atmaktan sorumlu karaciğer enzimlerini harekete geçirmeye yardımcı olan kükürt bileşikleri içerir. Tam tahıllar, baklagiller ve meyveler gibi lif açısından zengin besinler de bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve karaciğerin toksik yükünü azaltmaya yardımcı olur.

Yapılan araştırmalar, ölçülü miktarda kahvenin karaciğere de fayda sağlayabileceğini göstermiştir. Hepatology dergisinde yayınlanan bir araştırma, düzenli olarak kahve içen kişilerde iltihaplanma ile ilişkili karaciğer enzimlerinin daha düşük seviyelerde olduğunu ortaya koymuştur.

Yemeklerde sıklıkla kullanılan sarı bir baharat olan zerdeçal, karaciğer iltihabını azaltıp onarımını destekleyebilen kurkumin adı verilen bir bileşik içerir.

Bir diğer faydalı alışkanlık ise alkol tüketimini sınırlamaktır. Alkol karaciğer tarafından işlenir ve çok fazla içmek zamanla karaciğer hücrelerine zarar verebilir. Alkol alımında küçük bir azalma bile karaciğer sağlığında büyük fark yaratabilir.

Düzenli fiziksel aktivite karaciğer fonksiyonlarını desteklemede de rol oynar. Egzersiz, sağlıklı bir kilonun korunmasına yardımcı olur ve karaciğerdeki yağ birikimini azaltarak yağlı karaciğer hastalığı riskini azaltır. Günde sadece 30 dakika tempolu yürüyüş bile koruyucu etkilere sahip olabilir.

Özetle, karaciğer vücudu temiz tutmada harika bir iş çıkarıyor. Bunu sağlamak için süslü bir detoksa ihtiyaç yoktur.

Paylaşın

Yaş Aldıkça Kan Basıncı Beyni Nasıl Etkiler?

Yeni yayınlanan bir araştırma, yaşlandıkça kan basıncının beyni nasıl etkilediğine dair yeni bulgular ortaya koydu. Bulgular, kan basıncını yönetmenin hafıza kaybı, felç ve düşmelerden korumaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Haber Merkezi / Kan basıncı, atardamarlarda hareket eden kanın kuvvetidir. İki sayı kullanılarak ölçülür. İlk sayıya sistolik basınç denir. Kalp attığında kanın ne kadar güçlü itildiğini gösterir.

İkinci sayı, kalbin atımlar arasında dinlenme halindeyken oluşan basıncı gösteren diyastolik basınçtır. Doktorlar, diyastolik basıncın 80 veya daha yüksek olması durumunda endişelenirler çünkü bu, kalp dinlenirken bile çok fazla basınç olduğu anlamına gelir.

Miami Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, beyindeki beyaz cevher lezyonlarına odaklanıldı. Bu lezyonlar, beynin mesaj gönderme özelliğini etkileyen küçük yara izlerine benzer. Bu durum, düşünme, hafıza ve denge sorunlarına yol açabilir.

Araştırmacılar, 50 yaş ve üzeri 1.200’den fazla kişiyi inceledi. Daha düşük diyastolik kan basıncına (80’in altında) sahip kişilerin, daha yüksek diyastolik kan basıncına (90’ın üzerinde) sahip kişilere göre daha az beyaz cevher lezyonuna sahip olduğunu keşfettiler.

Araştırma ayrıca, beynin bazı bölgelerinin diğerlerinden daha fazla etkilendiğini de gösterdi. Diyastolik basınç çok yüksek olduğunda, belirli bölgelerdeki küçük kan damarlarına zarar vererek daha fazla beyin lezyonuna yol açabilir.

Bu büyük bir sorundur, çünkü beyaz madde beyinde otoyol görevi görür. Bu otoyollar hasar gördüğünde (yoldaki çukurlar gibi), beynin düzgün çalışması zorlaşır.

Yaşlandıkça beyaz cevher lezyonları daha yaygın hale gelir. 60’lı yaşlardaki yaklaşık her 5 kişiden 1’inde görülür ve yaşla birlikte bu sayı artar. Bu beyin yaraları, düşme, felç ve net düşünme güçlüğü riskini artırabilir.

Çalışmaya liderlik eden Michelle R. Caunca, kan basıncına dikkat etmenin sadece kalp sağlığı için önemli olmadığını, aynı zamanda beynin sağlığını korumak için de hayati önem taşıdığını söylüyor.

Özetle, bu araştırma diyastolik kan basıncını yönetmenin (özellikle 80’in altında tutmanın) yaşlandıkça beyin sorunları riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Paylaşın

Araştırma: Kaslardaki Gizli Yağ Ölüm Riskini Artırabilir

Yeni bir araştırmaya göre, sadece belinizin etrafındaki değil, kaslarınızın derinliklerinde gizlenen yağlar da kalp krizi, kalp yetmezliği ve hatta ölüm riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Kaslar arası yağ olarak adlandırılan bu tür yağlar, vücutta düzenli olarak görünmeyebilir veya vücut kitle indeksine (VKİ) yansımayabilir, ancak yine de kalp sağlığınıza zarar verebilir.

Harvard Tıp Fakültesi ve Brigham ve Kadın Hastanesi’nden Profesör Viviany Taqueti liderliğindeki araştırma, kasların içinde depolanan yağın kalp fonksiyonunu ve uzun vadeli kardiyovasküler hastalık riskini nasıl etkilediğini derinlemesine inceleyen ilk araştırmadır.

Deri altında veya organların etrafında bulunan yağın aksine, kaslar arası yağ, kas lifleri arasına yerleşmiştir ve ileri görüntüleme yöntemleri olmadan görülmesi veya ölçülmesi daha zordur.

Bu yağlar, iltihaplanmayı tetikleyebilir, metabolizmayı bozabilir ve kalbe kan sağlayanlar da dahil olmak üzere kan damarlarına zarar verebilir.

Çoğunluğu kadın 669 hastanın (ortalama yaş 63) incelendiği araştırmada öne çıkan bulgular şöyle:

Yağlı kas oranındaki her yüzde 1’lik artış, kalpteki küçük kan damarlarının düzgün çalışmadığı bir durum olan koroner mikrovasküler disfonksiyon (CMD) riskinde yüzde 2’lik bir artışa neden oluyor.

Aynı yüzde 1’lik artışın, hastaneye yatma veya kalp krizi veya kalp yetmezliğinden ölme riskinin yüzde 7 daha fazla olmasıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Profesör Taqueti, deri altındaki yağın aksine, kaslar arasındaki yağın iltihaplanmaya yol açabileceğini, kan şekerinin düzenlenmesini bozabileceğini ve insülin direncini kötüleştirebileceğini, bunların kalp kasına ve kan dolaşımına zarar verme olasılığını artırdığını açıkladı.

Vücut kitle indeksi ve bel çevresi gibi geleneksel belirteçlerin artık bir kişinin kalp riskini değerlendirmek için yeterli olmadığını vurgulayan Taqueti, “Birinin kaslarında yağ depolandığını bilmek, dışarıdan sağlıklı görünseler bile, kimin risk altında olduğunu belirlemenin daha iyi bir yolunu sunuyor” dedi.

Taqueti, “Henüz bilmediğimiz şey, obezite ve diyabet için yaygın olarak kullanılan GLP-1 ilaçları gibi tedavilerin özellikle bu tür yağları hedef alıp alamayacağı” diye ekledi.

Paylaşın

Tohum Yağları, Kalp Hastalığı Ve Diyabet Risklerini Azaltmaya Yardımcı Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, tohum yağlarında ve bitkisel gıdalarda bulunan bir omega-6 yağ asidi türü olan linoleik asitin yüksek seviyelerinin daha iyi kalp ve metabolik sağlıkla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, soya fasulyesi ve mısır yağı gibi tohum yağlarının, bu yağların zararlı olduğu yönündeki son iddiaların aksine, kalp hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltabileceğine dair kanıtlara katkıda bulundu.

Tohum yağlarının, iltihaplanmaya neden olduğu ve kronik hastalıklara katkıda bulunduğu iddialarının ardından inceleme altına alınmıştı. Ancak bu yeni araştırma, bu iddiaları çürütmektedir.

Araştırmanın başyazarı ve Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington’da yardımcı doçent olan Dr. Kevin C. Maki, “Araştırmamız, kanlarında yüksek linoleik asit seviyesine sahip kişilerin kalp hastalığı ve tip 2 diyabet risk belirteçlerinin daha düşük seviyelerde olduğunu buldu” dedi.

Araştırmada, bin 894 katılımcının verileri analiz edildi. Araştırmacılar, katılımcıların kan plazmasındaki linoleik asit miktarını inceledi ve bunu kalp ve metabolik rahatsızlıklarla bağlantılı çok çeşitli sağlık belirteçleriyle karşılaştırdı. Bunlar arasında kan şekeri seviyeleri, insülin, insülin direnci ve inflamasyonun birkaç temel göstergesi yer alıyordu.

Araştırmanın sonuçları her alanda tutarlıydı: “Kanlarında daha fazla linoleik asit bulunan kişilerin glikoz ve insülin seviyeleri daha düşüktü, bu da daha iyi kan şekeri kontrolü anlamına geliyordu.

İnsülin direncinin azaldığını gösteren bir belirteç olan HOMA-IR puanları daha düşüktü. Ayrıca, kalp hastalığı ve metabolik bozukluk riskinin artmasıyla bağlantılı olan C-reaktif protein (CRP), glikoprotein asetilleri ve serum amiloid A gibi inflamasyon belirteçlerinin seviyeleri de daha düşüktü.”

Dr. Maki, “Bu sonuçlar, linoleik asidin yalnızca güvenli olmadığını, aynı zamanda bazen suçlandığı hastalıklara karşı da koruma sağlayabileceğini gösteriyor” dedi.

Sonuç olarak, bu araştırma tohum yağlarının ve diğer linoleik asit kaynaklarının kalp ve metabolik sağlık için faydalı olabileceği fikrini destekliyor.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilecek 10 Kalp Dostu Besin

Kalp hastalığı, felç ve böbrek sorunları için en önemli risk faktörlerinden yüksek tansiyon veya hipertansiyon, tedavi edilmediği takdirde kalbe, kan damarlarına ve diğer organlara sessizce zarar verebilen yaygın bir rahatsızlıktır.

Haber Merkezi / Neyse ki, beslenme alışkanlığında yapılacak akıllıca değişiklikler, kan basıncını düşürmeye ve genel sağlığı iyileştirmeye yardımcı olabilir. İşte yüksek tansiyonu yönetmede özellikle faydalı olduğu araştırmalarla kanıtlanmış 10 besin.

Ispanak, kara lahana ve pazı gibi yapraklı yeşillikler, mükemmel potasyum kaynaklarıdır. Potasyum, vücudun idrar yoluyla fazla sodyumdan kurtulmasına, bu da kan basıncını düşürmeye yardımcı olur. Salata, çorba veya smoothie gibi öğünlere daha fazla yapraklı yeşillik eklemek, kalbi doğal ve lezzetli bir şekilde destekleyebilir.

Özellikle yaban mersini, çilek ve ahududu gibi meyveler, flavonoid adı verilen güçlü bitki bileşikleri içerirler. Bu doğal maddeler, kan damarlarını gevşetmeye ve kan akışını iyileştirmeye yardımcı olabilir. Araştırmalar, daha fazla meyve yiyen kişilerin zamanla kan basıncının düştüğünü göstermektedir.

Pancar, kan damarlarını genişletmeye ve kan dolaşımını iyileştirmeye yardımcı olan nitrik oksit açısından zengindir. Pancarları kavurabilir, salatalara katabilir veya smoothie veya meyve suyuna karıştırabilirsiniz.

Yulaf, sağlıklı kolesterol seviyelerini ve kan basıncını destekleyen bir lif türü olan beta-glukanın iyi bir kaynağıdır. Sabahları bir kase yulaf ezmesi yemek, güne başlamanın ve kalbi korumanın harika bir yoludur.

Muz, vücuttaki sodyumun etkilerini dengelemeye yardımcı olabilecek potasyum açısından zengin bir besindir. Hareket halindeyken kolayca tüketilebilir, yoğurda veya tahıllara karıştırılabilir veya smoothielere eklenebilir, bu da muzları kan basıncını kontrol altına almanın basit ve etkili bir yolu haline getirir.

Somon, uskumru ve alabalık gibi yağlı balıklar, omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Bu sağlıklı yağların daha düşük kan basıncı, daha az iltihap ve daha düşük trigliserit seviyeleriyle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Haftada en az iki kez yağlı balık yemek kalbe ve kan damarlarıne fayda sağlayabilir.

Sarımsak, sağlık yararları için uzun zamandır kullanılmaktadır. Kan damarlarını gevşetmeye ve kan akışını iyileştirmeye yardımcı olan bileşikler içerir. İster çiğ, ister kavrulmuş veya en sevdiğiniz yemeğin bir parçası olarak tüketin, sarımsak lezzeti ve kalp sağlığını artırabilir. Bazı araştırmalar, sarımsak takviyelerinin kan basıncını düşürmeye de yardımcı olduğunu göstermiştir.

Yoğurt, özellikle az yağlı veya yağsız seçenekleri, sağlıklı kan basıncını korumak için önemli bir besin olan kalsiyum açısından zengindir. Düzenli yoğurt tüketiminin, özellikle kadınlarda kan basıncını düşürdüğü kanıtlanmıştır. Yoğurt ayrıca sindirim sistemini ve genel sağlığı destekleyen probiyotikler içerir.

Nar, kan damarlarını korumaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olan antioksidanlarla doludur. Düzenli olarak nar suyu içmenin sistolik kan basıncını (ölçümdeki en yüksek sayı) düşürdüğü bilinmektedir.

Bitter çikolata,  kan damarlarını gevşetmeye ve kan dolaşımını iyileştirmeye yardımcı olabilecek flavonoidler içerir. Araştırmalar, her gün az miktarda bitter çikolata yemenin (tercihen en az %70 kakao içeren) hipertansiyonu olan kişilerde kan basıncını düşürmeye yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Paylaşın

Gün Boyu Dinç Kalmaya Yardımcı Olacak 10 Alışkanlık

Bazı düzenli alışkanlıklar sadece günü en iyi şekilde değerlendirmeye değil, aynı zamanda iş ve özel hayatta uzun vadeli başarılar elde etmeye yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Uzmanlar, hayatta olumlu değişiklikler için iyi alışkanlıklar edinilmesi gerektiğini sıklıkla ifade ederler.

İşte gün boyu dinç kalmak için edinilebilecek alışkanlıklar:

Yeterli uyku: 7-8 saat kaliteli uyku, enerji seviyesini korur. Düzenli uyku saatleri belirlenmeli.

Dengeli beslenme: Kahvaltıda protein, sağlıklı yağlar ve kompleks karbonhidratlar tüketilmeli. Gün içinde şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı, tam tahıllar ve sebzeler tercih edilmeli.

Su tüketimi: Dehidrasyon yorgunluğa neden olabilir. Gün içerisinde yeterli su tüketilmeli.

Hareket: Günde 20-30 dakika yürüyüş veya hafif egzersiz kan dolaşımını artırır ve enerji verir.

Kısa molalar: Her 1-2 saatte bir 5 dakikalık molalar verilmeli.

Kafein dengesi: Sabah bir fincan kahve faydalı olabilir, ancak öğleden sonra fazla kafeinden kaçınılmalı.

Doğal ışık: Gün ışığına maruz kalmak, melatonin üretimini düzenler ve uyanıklığı artırır.

Stres yönetimi: Meditasyon, derin nefes veya kısa mindfulness pratikleri zihinsel yorgunluğu azaltır.

Planlı gün: Zihinsel karmaşayı önlemek için görevleri önceliklendiren bir ajanda kullanılmalı.

Sosyal bağlantı: Çevredekiler ile kısa sohbetler enerjiyi yükseltebilir.

Paylaşın

Aşırı Tuz Tüketimi Mide Kanseri Riskini Artırıyor Mu?

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, bir kişi günde beş gramdan fazla tuz ve 25 gramdan fazla şeker tüketmemelidir. Bu miktarlar yaklaşık olarak bir çay kaşığı tuza ve altı çay kaşığı şekere eşittir.

Haber Merkezi / Cips, hazır gıdalar, ketçap, mayonez, sosis, konserve yiyecekler ve çeşitli fast foodlar gibi yiyecekler yüksek miktarda tuz ve şeker içermektedirler. Bu da DSÖ tarafından önerilen tuz ve şeker sınırını büyük ölçüde aşmaya neden olmaktadır.

Özellikle aşırı tuzlu yiyeceklerin tüketimi mide kanseri riskini artırabilir.

Mide zarına zarar: Aşırı tuz, mide mukozasını tahriş ederek iltihaplanmaya ve hasara yol açabilir. Bu, uzun vadede kanser riskini artıran bir faktör olabilir.

Helicobacter pylori enfeksiyonu: Yüksek tuz tüketimi, mide kanseriyle güçlü bir şekilde bağlantılı olan Helicobacter pylori bakterisinin aktivitesini artırabilir. Tuz, bu bakterinin mide zarına zarar verme etkisini güçlendirebilir.

Kimyasal karsinojenlerle etkileşim: Tuzlu gıdalar, özellikle işlenmiş veya tütsülenmiş gıdalar (turşu, konserve, salam vb.), nitrat ve nitrit gibi karsinojen maddeler içerebilir. Bunlar mide kanseri riskini artırabilir.

Ne yapılabilir?

Tuz tüketimini Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği günlük 5 gram (1 çay kaşığı) sınırına indirmek.

İşlenmiş gıdalardan uzak durmak ve taze sebze-meyve ağırlıklı beslenmek.

Düzenli sağlık kontrolleriyle helicobacter pylori enfeksiyonunu taramak.

Paylaşın

Çocuklara Sessizce Zarar Veren Beş Yiyecek

Konu çocuk sağlığı olduğunda, her ebeveyn en iyisini ister. Doğru beslenme, bir çocuğun gelecekte geliştirme riski altında oldukları hastalıkları önlemeye yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Ebeveynlerin çocuklarına besleyici yiyecekler sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarına şüphe yoktur.

Ancak, zararsız veya hatta sağlıklı olduğu düşünülen yiyeceklerden bazıları sessizce bu hedefe karşı çalışıyor olabilir. Evet, renkli ambalajların ve ilgi çekici pazarlamanın altında gizlenen bazı ara sıra yapılan şımartmalar aslında çocuğun sağlığını riske atıyor olabilir.

İşte çocuğun sağlığında sessizce tahribata yol açabilecek beş yiyeceğin listesi:

Şekerli içecekler (Gazlı içecekler, meyve suları, enerji içecekleri): Bu içecekler, yüksek fruktozlu mısır şurubu veya şeker içerirler. Diş çürümesi, obezite ve tip 2 diyabet riskini artıran bu içecekler, çocuklarda konsantrasyon sorunlarına da yol açabilir.

Paketli atıştırmalıklar (cips, kraker): Bu tür atıştırmalıklardaki trans yağlar ve yüksek sodyum kalp sağlığını tehdit eder ve obeziteye katkıda bulunurlar. Besin değeri oldukça düşük olan bu atıştırmalıklar, ayrıca bağımlılık da yapabilirler.

İşlenmiş et ürünleri (sosis, sucuk, salam): Bu tür yiyecekler, nitrat ve koruyucu maddeler içerirler; uzun vadede kanser riskini artırabilirler. Bu tür yiyeceklerdeki yüksek tuz içeriği kan basıncını da yükseltebilir.

Şekerli tahıllar (renkli kahvaltılık gevrekler): Bu yiyecekler, yüksek şeker içeriği nedeniyle kan şekeri dalgalanmalarına neden olurlar, obezite ve diş çürüklerini tetiklerler. Ayrıca, bu yiyeceklerin besin değerleri de genellikle düşüktür.

Fast food (hamburger, patates kızartması): Bu yiyecekler yüksek kalori, doymuş yağ ve tuz içerirler. Bu yiyeceklerin tüketilmesi, obezite, kolesterol artışı ve bağırsak sağlığı sorunlarına yol açabilir.

Paylaşın