Aç Karnına Papaya Yemenin 5 Faydası

Güne sağlıklı bir şekilde başlamak, günün geri kalanının nasıl gideceğini belirleyebilir. Ve sabaha papaya gibi lezzetli, besleyici bir meyveyle başlamaktan daha iyi bir yol var mı?

Haber Merkezi / Bu tropikal hazine sadece damak zevkine hitap etmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlık açısından da fayda sağlıyor.

Bu tropik meyve, sağlığa birçok fayda sağlayan A, B, C ve E vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, lif, magnezyum, potasyum ve antioksidanlarla yüklüdür. Papaya ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan lutein ve zeaksantin karotenoid unsurlarını da içerir.

Sindirime yardımcı olmaktan bağışıklığı güçlendirmeye kadar papaya, kahvaltı masanızda en önemli yeri hak ettiğine dair sayısız neden sunuyor. İşte sabah ilk iş olarak papaya tüketildiğinizde elde edilebileceğiniz faydaları:

Sindirim sistemini düzenler: Her sabah papaya yemek sindirim sistemini sağlıklı tutar ve mide sorunlarını önler. Eğer sık ​​sık kabızlık sorunu yaşıyorsanız papayayı sabahları aç karnına tüketmelisiniz. Bağırsak hareketlerini kolaylaştıran ve kabızlığın giderilmesine yardımcı olan lif açısından zengindir. Asitlik ve hazımsızlık sorununun azaltılmasında da faydalıdır.

Kilo kaybına yardımcı olur: Her sabah papaya yerseniz kilo vermenize yardımcı olabilir. Aslında papayanın içindeki kalori miktarı çok azdır. Papaya, aynı zamanda mideyi uzun süre tok tutan lif bakımından da oldukça zengindir.

Bağışıklığı artırır: Papaya, bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olan C vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir. Papaya yiyerek enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savunmasız kalmayı önleyebilirsiniz.

Kalbi sağlıklı tutar: Vücuttaki kolesterolün artması diyabet, obezite ve kalp hastalıklarına neden olur. Böyle bir durumda kontrolün sağlanması çok önemlidir.

Papayada bulunan lif, kötü kolesterol düzeyinin azaltılmasına yardımcı olur. Ayrıca kan basıncını kontrol eden potasyum içerir. Her sabah papaya yemek kalp hastalıklarını önleyebilir.

Cildin parlaklığını artırır: Her sabah papaya yemek hem sağlığınız hem de cildiniz için çok faydalı olabilir. Cilt hücrelerinin onarılmasına yardımcı olan C vitamini açısından zengindir. Aynı zamanda içerisinde bulunan antioksidanlar cildin serbest radikal hasarından korunmasına yardımcı olur.

Vücudu detoksifiye ederek cilt problemlerini azaltır. Cildi erken yaşlanmaya karşı koruyan likopen içerir. Bunu yemek sivilce, pigmentasyon, kırışıklık ve ince çizgiler problemine yardımcı olur.

Paylaşın

Kilo Verememenizin Yedi Nedeni

Kilo vermek zorlu bir iştir ve birçok kişi çabaları istenen sonuçları vermediğinde hayal kırıklığına uğrar. Kilo vermenin seçimlere ve kararlara bağlı olduğunu hatırlatmak önemli olsa da, ilerlemeyi yavaşlatabilecek çeşitli dış faktörler de vardır.

Haber Merkezi / İşte kilo vermeyi zorlaştıran yedi neden:

Kötü beslenme

Kilo almanın en önemli nedenlerinden biri sağlıksız beslenmedir. Yüksek sodyumlu atıştırmalıklar, fast food ve işlenmiş gıdalar gibi yüksek kalorili ancak besin değeri düşük yiyecekler tüketmek kilo alımına neden olabilir. Boş kalorilerle dolu olan bu gıdalar vücudunuzun ihtiyaç duyduğu temel besinleri sağlamaz.

Bu engelin üstesinden gelmek için meyveler, sebzeler, yağsız proteinler ve tam tahıllar gibi tüm gıdalardan zengin, dengeli bir beslenmeye odaklanın.

Not: Porsiyon kontrolü ve kalori sayımı da önemlidir, çünkü sağlıklı besinler bile aşırı miktarda tüketildiğinde kilo alımına katkıda bulunabilir.

​Fiziksel aktivite eksikliği

Hareketsiz bir yaşam tarzı, uzun süredir hedeflediğiniz ekstra kiloları vermenizi zorlaştırabilir. Düzenli fiziksel aktivite sadece kalori yakmakla kalmaz, aynı zamanda metabolizmayı ve genel sağlığı da iyileştirir.

‘Fitness dersine’ katılarak aktif kalmayı zor buluyorsanız, günde 6000-8000 adım atmak, merdivenleri çıkmak, evde 30 dakikalık dans egzersizi yapmak gibi küçük ve ulaşılabilir hedeflerle başlayın.

Vücudunuzda değişiklikler gördükçe yavaş yavaş egzersizlerinizin yoğunluğunu ve süresini artırmak isteyeceksiniz, bu da daha sağlıklı olmanıza katkıda bulunacaktır.

Duygusal yeme

Duygusal yeme ve aşırı yeme, insanların kilo vermekte zorlanmasının yaygın bir nedenidir. Stresle, endişeyle, can sıkıntısıyla veya üzüntüyle başa çıkmanın bir yolu olarak yemeğe yönelme eğilimindeyiz. Bu aşırı yemeye ve kötü yiyecek seçimine yol açabilir.

Yanınızdaki cips paketi ya da buzdolabınızın köşesinde duran çikolata, çalkantılı duyguların etkisinde kaldığında mükemmel bir atıştırmalık gibi görünüyor. Duygusal yemeyle mücadele etmek için tetikleyicileri belirlemek ve alternatif başa çıkma stratejileri geliştirmek önemlidir.

Yetersiz uyku

Kilo verme yolculuklarında sıklıkla gözden kaçırılan uyku, açlığı ve iştahı kontrol eden hormonların düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Yeterince uyumadığınızda vücudunuz daha fazla ghrelin (açlık hormonu) ve daha az leptin (tokluk sinyali veren hormon) üretir.

Ek olarak, geceleri uyanık kalmanın açlık krizlerini teşvik etmesi ve aşırı yemeye yol açması da sürpriz değildir. Bu nedenle, kilo verme çabalarınızı desteklemek için her gece 7-9 saat kaliteli uyku almayı hedefleyin.

Tıbbi koşullar

Bazı tıbbi durumlar kilo vermeyi zorlaştırabilir. Hipotiroidizm, polikistik over sendromu (PCOS) ve insülin direnci gibi durumlar metabolizmayı etkileyebilir ve kilo almayı kolaylaştırıp vermeyi zorlaştırabilir.

Tıbbi bir durumun kilo vermenizi engellediğini düşünüyorsanız, kapsamlı bir tıbbi kontrol için bir uzmana danışın ve uygun tedaviyi arayın.

Aşırı şeker tüketimi

Çay veya kahvenizde normal şekerinizi, alternatiflerle değiştirmiş olsanız bile, eve giderken içtiğiniz içeceklerin yanı sıra sağlıklı smoothieler, gazlı içecekler ve shakeler şeklinde fazla şeker tüketiyor olabilirsiniz.

Meyvelerin ne gibi zararlar verebileceğini düşünürken, smoothielerinize ve meyve sularınıza eklenen şekerler, tatlandırıcılar ve aromalar kalorilerinizi artırabilir ve kalori fazlalığı yaşamanıza neden olabilir. Bu nedenle sıvı kalorileri tüketirken bile ölçülü olmak önemlidir.

Gerçekçi olmayan beklentiler

Gerçekçi olmayan kilo verme hedefleri belirlemek motivasyonunuzu düşürebilir ve çok hızlı bir şekilde ‘başarısız oldum’ hissine yol açabilir. Şok veya geçici diyetler veya aşırı egzersiz rejimleri yardımıyla hızlı sonuçlar beklemek, başlangıçta size iyi gelse de uzun vadede sürdürülemez.

Bu nedenle sağlıklı, sürdürülebilir kilo kaybının genellikle haftada 0,5-1,5 kg oranında gerçekleştiğini unutmayın. Yavaş ve istikrarlı ilerleme, kalıcı sonuçlara yol açacak ve uzun vadede size yardımcı olacaktır.

Paylaşın

Öksürüğü Anında Hafifleten Çözümler

Öksürük, solunum sisteminin tahriş edici maddelerden ve mukustan temizlenmesine yardımcı olan tipik bir refleks hareketidir. Sürekli öksürmek koruyucu bir işlev olsa bile rahatsız edici olabilir.

Haber Merkezi / Bağışıklığı güçlendirmek öksürükle mücadele etmeye yardımcı olabilir. Neyse ki, bağışıklık sistemini desteklerken aynı zamanda öksürüğün anında rahatlamasını sağlayan yöntemler var.

Susuz kalmayın: Solunum yollarını ıslak tutmak öksürüğü azaltabilir. Özellikle, bitki çayları veya ballı su gibi sıcak içecekler iyi birer sakinleştiricidir. Balın, aynı zamanda tedavi edici de olabilecek doğal antibakteriyel özellikleri vardır.

Buharın solunması: Buharın solunması öksürüğü hafifletebilir, iltihaplı hava yollarını sakinleştirir ve mukusun temizlenmesine yardımcı olur. Buharın daha etkili olması için birkaç damla nane veya okaliptüs yağı eklenebilir.

Boğaz pastilleri: Boğaz pastilleri, iltihaplı bir boğazı yatıştırmak ve öksürme dürtüsünü azaltmak için kullanılabilir. Bal veya bitkisel bileşenler içeren ürünler önerilir.

Ilık tuzlu su ile gargara yapmak: Ilık tuzlu su ile gargara yapmak öksürüğü hafifletmeye ve boğaz ağrısını hafifletmeye yardımcı olabilir. Tuzlu suyun hafif antiseptik özellikleri boğazdaki mikropların yok edilmesine yardımcı olabilir.

Başın yükseltilmesi: Uyurken başınızı kaldırın, bu burun akıntısını önlemenize ve gece boyunca öksürüğü azaltmanıza yardımcı olabilir. Bunu yapabilmek için ek bir yastık kullanın veya yatağınızın başucunu biraz kaldırın.

Bağışıklık doğal yollarla nasıl güçlendirilir?

Dengeli beslenme: Meyveler, sebzeler, tam tahıllar, yağsız etler ve sağlıklı yağlardan oluşan çok yönlü ve bol miktardaki bir beslenme, bağışıklık fonksiyonunu geliştirmek için gerekli hayati unsurları sağlar.

Düzenli fiziksel aktivite: Fiziksel aktivite dolaşımı artırır ve güçlü bir bağışıklık sistemini destekler. Haftada 150 dakika veya daha fazla orta düzeyde aktivite hedefleyin.

Yeteri miktarda uyku: Bağışıklık sistemi sağlığı için yeterli miktarda uyku gereklidir. Vücut, derin uyku sırasında immünolojik yanıtların kontrol edilmesine yardımcı olan maddeler olan sitokinleri salgılar. Her gece 7-9 saat dinlendirici bir uyku çekmeye çalışın.

Stresin azaltılması: Uzun süreli stres bağışıklığa zarar verebilir. Bağışıklık, stres azaltıcı uygulamalarla güçlendirilebilir.

Probiyotikler: Bağırsak, bağışıklık sisteminin büyük bir yüzdesine ev sahipliği yapar. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik açısından zengin besinlerin yanı sıra probiyotik haplar da bağırsak sağlığına ve bağışıklığa yardımcı olabilir.

Hijyen: Düzenli el yıkama ve iyi hijyen, bağışıklık fonksiyonunu güçlendirebilir ve hastalıkların yayılmasını durdurabilir.

Yeterli sıvı alımı: Bağışıklık tepkileri de dahil olmak üzere tüm biyolojik süreçler yeterli sıvı alımını gerektirir. Su, atık maddelerin uzaklaştırılmasına ve besinlerin hücrelere taşınmasına yardımcı olur.

Paylaşın

Sabahları Çay Ve Kahvenin Yerini Alabilecek 4 İçecek

Birçok kişi uyandıktan sonra aç karnına ilk iş olarak kahve veya çay içme alışkanlığına sahiptir. Ancak vücudunuzun o bir fincan kahveye veya çaya ihtiyacı olduğunu düşünürseniz düşünün, çay veya kahveyi aç karnına içmek sağlıklı değildir.

Haber Merkezi / Sabah ilk iş olarak çay veya kahve içmek, mide asidi üretiminin artmasına, potansiyel sindirim rahatsızlığına, besin emiliminin bozulmasına ve kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Bunun yerine seçebileceğiniz daha iyi ve sağlıklı alternatifler vardır.

Zerdeçal – karabiber suyu: Güne başlamak için, ılık suya 2-3 tutam zerdeçal ve karabiber ekleyerek, süper sağlıklı bir sabah içeceği yapabilirsiniz. Bu güçlü içecek metabolizmanızı hızlandırmanıza ve aşırı yağlardan kurtulmanıza yardımcı olabilir.

Kimyon – rezene suyu: 2 bardak suya bir tutam kimyon tohumu, rezene tohumu atın ve kaynatın. Suyu yarıya inince süzün ve yavaş yavaş yudumlayın. Bu zayıflama dostu içecek, özellikle regl döneminde sindirimi iyileştirmeye ve şişkinlikle baş etmeye yardımcı olabilir.

Limonlu su: Yarım limonu ılık suya sıkın. Çok keskin bulursanız az miktarda bal ekleyebilirsiniz. Ayrıca bir tutam tarçın da ekleyebilirsiniz. Bu süper içecek vücudunuzdaki toksinlerin atılmasına da yardımcı olabilir. Aynı zamanda cildiniz için de sağlıklı bir içecek alternatifi.

Sade veya ılık su: Sabahları herhangi bir zorlukla karşılaşmak istemiyorsanız aç karnına bir bardak sade veya ılık su içmeniz yeterli olacaktır. Bu vücudunuzun su ihtiyacını karşılayacak ve metabolizmanızı hızlandıracaktır. Ayrıca vücudunuzdaki toksinlerin atılmasına da yardımcı olabilir.

Bu içeceklerden herhangi birini tükettikten sonra, tatlı bir şeyler tüketmek istiyorsanız kuru üzüm, hurma veya taze meyveleri tercih edebilirsiniz. Bunlardan herhangi birini yedikten kısa bir süre sonra sabah çayınızı veya kahvenizi içebilirsiniz.

Sabah ilk iş olarak çay veya kahve tüketme alışkanlığınızdan çıkıp bunların yerine yukarıda belirtilen içeceklerden herhangi birini koymanın biraz zaman alacağını unutmamak önemlidir. Ancak bu içeceklerden herhangi biri size uymuyorsa bir beslenme uzmanına danışmanızı öneririz.

Paylaşın

Üzgün ​​Ve Depresif Mi Hissediyorsunuz? Sebebi Bu Olabilir

Beslenme ile zihinsel sağlık, özellikle de üzüntü ve yalnızlık duyguları arasında güçlü bir bağlantı vardır. Farklı bir ifadeyle, ne yediğiniz ile nasıl hissettiğiniz arasında güçlü bir etkileşim mevcuttur. 

Haber Merkezi / Bu nedenle dengeli ve sağlıklı bir beslenmenin hem fiziksel hem de zihinsel sağlık için çok önemli olduğu vurgulanmaktadır.

Besin eksiklikleri ve zihin sağlığı: Vitaminler, mineraller, omega-3 yağ asitleri ve amino asitler gibi temel besin maddelerinden yoksun bir beslenme, serotonin ve dopamin gibi ruh halini düzenleyen beyin kimyasallarındaki dengesizliklere katkıda bulunabilir.

Bu dengesizlikler genellikle üzüntü, kaygı ve hatta yalnızlık duygularıyla ilişkilendirilir. Meyveler, sebzeler, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlar da dahil olmak üzere çeşitli tam gıdalar açısından zengin bir beslenme, optimal beyin fonksiyonunu ve duygusal dayanıklılığı desteklemek için gerekli besinleri sağlayabilir.

Kan şekeri seviyesi: Düzensiz beslenmeden kaynaklı, şekerli veya işlenmiş gıdaların sık tüketiminden veya aşırı kalori kısıtlamasından kaynaklanan dengesiz kan şekeri seviyeleri, ruh halinizi etkileyebilir. Bu nedenle kompleks karbonhidratlar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlar içeren düzenli, dengeli bir beslenmeye önem verilmeli.

Bu, kan şekeri seviyelerinin sabit kalmasına yardımcı olur ve sinirlilik, düşük ruh hali ve hatta sosyal izolasyon duygularına yol açabilecek enerji çöküşlerini önler.

Bağırsak-beyin ilişkisi: Bağırsak-beyin bağlantısı bağırsaklar ve beyin arasında iki yönlü bir iletişim vardır. Özellikle bağırsaklar, zihin durumunu önemli ölçüde etkileyen serotonin ve dopamin gibi “mutlu hormonları” üretir ve barındırır.

Bu bağlantı beslenmemizden etkilenir: İşlenmiş gıdalar açısından zengin ve lif açısından düşük bir beslenme, bağırsak sağlığını bozabilir ve potansiyel olarak nörotransmitter üretimini etkileyebilir. 

Ancak lif açısından zengin gıdalar, prebiyotikler tüketerek dengeli bir bağırsak mikrobiyomunu destekleyerek zihin halini düzenleyen bu nörotransmitterlerin üretimine yardımcı olur. Sonuçta bağırsakları beslemek zihinsel sağlığı olumlu yönde etkileyebilir.

Sosyal ve psikolojik yönler: Yemekleri sevdiklerinizle paylaşmak, yemekle olumlu bir ilişki kurmak ve bilinçli yemek yeme pratiği yapmak, bağlılık duygusuna ve duygusal tatmine katkıda bulunabilir. Tersine, aşırı veya az yemek yeme, izolasyon, suçluluk ve yalnızlık duygularına yol açabilir.

Beslenme ve zihinsel sağlık söz konusu olduğunda herkese uyan tek bir çözümün olmadığını hepimiz biliyoruz. Her bireyin beslenme ihtiyaçları, tercihleri ​​ve kültürel etkileri farklıdır. Kişinin özel ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre kişiselleştirilmiş tavsiyeler sunabilecek bir diyetisyen veya beslenme uzmanından rehberlik almak her zaman daha iyidir.

Paylaşın

Tırnaklarınızın Yardıma İhtiyacı Olduğunu Gösteren 10 İşaret

Herkes güzel ve sağlıklı tırnaklara sahip olmak ister. Peki tırnaklarınıza ne sıklıkla bakıyorsunuz? Düzenli değilse, tırnaklarınızın ilgiye veya yardıma ihtiyacı olduğunu gösteren 10 işareti burada bulabilirsiniz.

Haber Merkezi / İşte tırnaklarınızın yardıma ihtiyacı olduğunu gösteren 10 işaret:

Kırılgan Tırnaklar: Tırnaklarınız sürekli olarak kırılgansa ve kolayca kırılmaya veya parçalanmaya eğilimliyse, bu bir beslenme eksikliğinin veya altta yatan bir sağlık sorununun işareti olabilir.

Sararma veya Renk Değişikliği: Tırnaklarda sarı, kahverengi veya yeşilimsi renk değişikliği mantar enfeksiyonu, sedef hastalığı veya tiroid problemine işaret edebilir. Doğru tanı için bir sağlık uzmanına başvurmak önemlidir.

Soyulması veya Yarılması: Tırnaklarınız katmanlar halinde soyuluyor veya kırılıyorsa, bu durum suya veya kimyasallara aşırı maruz kalma nedeniyle olabilir veya vitamin veya mineral eksikliğine işaret edebilir.

Çıkıntılı Tırnaklar: Tırnak uzunluğu boyunca uzanan dikey çıkıntılar veya oyuklar, yaşlanmanın veya beslenme yetersizliğinin bir işareti olabilir. Beau çizgileri olarak bilinen yatay çıkıntılar sistemik bir hastalık, yaralanma veya yetersiz beslenme gibi daha ciddi durumları gösterebilir.

Yavaş Büyüme: Tırnaklarınız yavaş büyüyorsa veya büyümeyi tamamen durdurmuş gibi görünüyorsa, bu durum zayıf kan dolaşımına, besin eksikliklerine, hormonal dengesizliklere veya altta yatan diğer sağlık sorunlarına işaret ediyor olabilir.

Beyaz Noktalar veya Çizgiler: Tırnaklarınızdaki küçük beyaz noktalar veya çizgiler genellikle zararsızdır ve çoğunlukla tırnak yatağındaki küçük yaralanmalar veya travmalardan kaynaklanır. Ancak aynı zamanda mantar enfeksiyonunun veya çinko eksikliğinin işareti de olabilirler.

Clubbing: Clubbing, parmak uçlarının genişlemesi ve tırnak ile parmak arasındaki açının değişmesi anlamına gelir. Kandaki düşük oksijen seviyesinin, akciğer hastalığının veya bazı kalp rahatsızlıklarının işareti olabilir.

Çukurlaşma: Tırnak yüzeyindeki küçük çöküntüler veya çukurlaşmalar sedef hastalığının veya diğer cilt bozukluklarının belirtisi olabilir.

Tırnak Enfeksiyonları: Tırnak yatağının etrafındaki kızarıklık, şişlik, ağrı veya irin, bakteriyel veya mantar enfeksiyonunu gösterebilir. Daha ileri komplikasyonları önlemek için acil tıbbi müdahale gereklidir.

Kaşıklama: Tırnaklarınız içbükey veya kaşık şeklinde görünüyorsa ve kenarları yukarı doğru kıvrılıyorsa, bu demir eksikliği anemisi, kalp hastalığı veya hipotiroidizmin işareti olabilir.

Paylaşın

Cildi Sıkılaştırmak İçin Bu Basit Tüyoları Deneyin!

Evde hazırlanan bakım ürünleri, tıbbi müdahaleler kadar iyi sonuçlar sağlamasa da cildinizin genel sağlığına ve görünümüne katkıda bulunabilir. Doğa, sıkı bir cilde sahip olmak için çeşitli çözümler sunar.

Haber Merkezi / İşte cildinizi sıkılaştırmaya yardımcı olabilecek bazı ev yapımı bakım ürünleri:

Nemlendirme: Cildin elastikiyetini korumak için uygun hidrasyon şarttır. Cildinizi nemli ve esnek tutmak için gün boyunca bol miktarda su için.

Sağlıklı Beslenme: Antioksidanlar, vitaminler ve mineraller açısından zengin bir beslenme rutini oluşturun. Meyveler, sebzeler, yağsız proteinler ve tam tahıllar gibi gıdalar cilt sağlığını ve kolajen üretimini destekleyebilir.

Yüz Egzersizleri: Düzenli yüz egzersizleri kas tonusunu ve kan dolaşımını iyileştirmeye yardımcı olabilir, bu da daha sıkı bir cilt görünümüne katkıda bulunabilir. Örneğin yüze hafifçe masaj yapmak ve hafifçe vurmak kan akışını hızlandırabilir.

Eksfoliasyon: Ölü cilt hücrelerini çıkarmak ve hücre yenilenmesini teşvik etmek için cildinize düzenli olarak peeling yapın. Aşırı pul pul dökülmeyi önlemek için bal ile karıştırılmış şeker veya yulaf ezmesi gibi yumuşak peeling maddeleri kullanabilirsiniz.

Masaj: Cildinize düzenli olarak masaj yapmak kan dolaşımını iyileştirebilir ve potansiyel olarak cilt sıkılığını artırabilir. Masaj için hindistancevizi yağı, zeytinyağı veya badem yağı gibi doğal yağları kullanabilirsiniz.

Yumurta Akı Maskesi: Yumurta akı cilt sıkılaştırıcı özelliğiyle bilinir. Çırpılmış yumurta akı maskesini yüzünüze uygulayın, yaklaşık 15 dakika bekletin ve ardından ılık suyla durulayın.

Aloe Vera Jeli: Aloe veranın rahatlatıcı ve nemlendirici özellikleri vardır. Taze aloe vera jelini cildinize uygulamak cildin dokusunu ve sıkılığını artırmaya yardımcı olabilir.

Salatalık: Salatalığın serinletici etkisi vardır ve cildi geçici olarak sıkılaştırabilir. Yüzünüze salatalık dilimleri koyabilir veya tonik olarak salatalık suyunu uygulayabilirsiniz.

Yoğurt Maskesi: Yoğurt, cildin pul pul dökülmesine ve sıkılaşmasına yardımcı olabilecek laktik asit içerir. Sade yoğurdu maske olarak uygulayın, yaklaşık 15 dakika bekletin ve sonra durulayın.

Yeşil Çay: Yeşil çay, cildin elastikiyetini artırmaya yardımcı olabilecek antioksidanlar açısından zengindir. Soğutulmuş yeşil çay poşetlerini kompres olarak kullanabilir veya yeşil çay ekstraktını cildinize uygulayabilirsiniz.

Zeytinyağı: Cildinizin nemlenmesine ve dokusunun iyileşmesine yardımcı olmak için cildinize zeytinyağıyla masaj yapın. Zeytinyağı cilt sağlığına fayda sağlayabilecek antioksidanlar içerir.

Sigara içmekten ve Güneşe Maruz Kalmaktan Kaçının: Sigara içmek ve aşırı güneşe maruz kalmak cildin erken yaşlanmasına katkıda bulunabilir. Sigarayı bırakmak ve güneşten korunmak cilt sıkılığının korunmasına yardımcı olabilir.

Paylaşın

Pürüzsüz Bir Cilde Sahip Olmanın 10 Yolu

İpek gibi pürüzsüz bir cilde sahip olmak, birçoklarının ulaşmayı arzuladığı bir hedeftir. Pürüzsüz bir cilt, cilt bakımı uygulamaları, sağlıklı alışkanlıklar ve tutarlı rutinlerin bir kombinasyonunu içerir.

Haber Merkezi / İşte pürüzsüz ve ışıltılı bir cilde ulaşmanıza ve onu korumanıza yardımcı olacak 10 etkili yol:

Nazikçe Temizleyin: Cildinizin doğal yağlarını yok etmeden kiri, yağı ve makyajı çıkarmak için yumuşak, sülfatsız bir temizleyici kullanın. Aşırı temizlikten kaçının çünkü kuruluğa ve tahrişe neden olabilir.

Eksfoliasyon: Düzenli peeling, ölü cilt hücrelerinin yok edilmesine yardımcı olur ve hücre yenilenmesini destekler. Daha pürüzsüz bir cilt için haftada 1-3 kez hafif bir eksfoliyant (kimyasal veya fiziksel) kullanın.

Nemlendirme: Bol su içerek ve iyi bir nemlendirici kullanarak cildinizin nemli kalmasını sağlayın. Nemlendirilmiş cilt dolgun ve parlak görünür, pürüzlü görünüm azalır.

Güneş Koruması: Bulutlu günlerde bile her sabah en az SPF 30 içeren geniş spektrumlu bir güneş koruyucu uygulayarak cildinizi güneşin zararlı UV ışınlarından koruyun.

Dengeli Beslenme: Antioksidanlar, vitaminler ve esansiyel yağ asitleri açısından zengin bir beslenme, sağlıklı cildi destekleyebilir. Öğünlerinize meyve, sebze, tam tahıl, yağsız protein ve sağlıklı yağları ekleyin.

Omega-3 Yağ Asitleri: Omega-3 yağ asitleri açısından zengin yağlı balık, keten tohumu ve ceviz gibi gıdalar cildin elastikiyetini ve nemini korumaya yardımcı olabilir.

Düzenli Egzersiz: Fiziksel aktivite kan dolaşımını iyileştirir ve bu da cilt hücrelerinin beslenmesine yardımcı olabilir. Terlemeyi gidermek ve gözeneklerin tıkanmasını önlemek için egzersiz yaptıktan sonra duş almayı unutmayın.

Yeterli Uyku: Her gece 7-9 saat kaliteli uyku hedefleyin. Uyku sırasında vücudunuz cildinizi onarır ve gençleştirir, bu da daha pürüzsüz bir cilde yol açar.

Stres Yönetimi: Kronik stres cildinizin sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Stres seviyelerini kontrol altında tutmak için meditasyon, derin nefes alma veya yoga gibi rahatlama tekniklerini uygulayın.

Cilt Bakım Rutini: Cildinizi temizlemeyi, toniklemeyi, nemlendirmeyi ve güneş koruyucuyla korumayı içeren tutarlı bir cilt bakımı rutini oluşturun. Ayrıca cildinizin ihtiyaçlarına göre serumlar ve maskeler gibi hedefe yönelik ürünleri de dahil edebilirsiniz.

Pürüzsüz bir cilde ulaşmak aşamalı bir süreçtir ve sonuçların farkedilmesi zaman alabilir. Cilt bakımı çabalarınızda sabırlı ve tutarlı olun ve cilt tipinize ve endişelerinize göre kişiselleştirilmiş tavsiye ve öneriler için bir dermatoloğa danışmayı düşünün.

Paylaşın

Bitki Bazlı Beslenmenin Tehlikeli “Yan Etkileri”

Kilo verme ve sağlıklı kiloyu koruma söz konusu olduğunda bitki bazlı beslenme en iyi çözümlerden biri olarak kabul edilir. Ayrıca, birçok kişi için bitki bazlı beslenme sağlıklı yaşamanın yoludur.

Haber Merkezi / Son yıllarda bitki bazlı beslenmenin popülaritesi artarken, birçok kişi geleneksel omnivor beslenmeden bitki kaynaklı gıdalardan oluşan beslenmeye geçiş yapmış durumda.

Bitki bazlı beslenmeyi savunanlar sıklıkla, daha düşük kronik hastalık riski, kilo kontrolü ve gelişmiş sindirim dahil olmak üzere çok sayıda sağlık yararından söz ederler.

Bununla birlikte, herhangi bir beslenme yaklaşımı gibi, bitki bazlı beslenmenin de farkında olunması gereken potansiyel tehlikeleri ve yan etkileri vardır.

Önemli bir beslenme değişikliği düşünülürken bilinçli seçimler yapmak ve beslenme ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmak önemlidir. Bu makalede, bitki bazlı beslenmenin dezavantajlarını ve bunlardan nasıl kaçınabileceğinizi anlatacağız.

İyi dengelenmiş bitki bazlı bir beslenme geniş bir yelpazede besin maddeleri sağlarken, bazı temel besin maddeleri hayvansal kaynaklı gıdalarda daha fazla bulunur. Bitki bazlı beslenme B12 vitamini, demir, çinko, kalsiyum ve omega-3 yağ asitleri gibi besin eksikliklerine yol açabilir.

Bu nedenle öyle bir beslenme planı yapılmalı ki tüm bu besinler de alınabilmeli. Benzer şekilde, omega-3 yağ asitleri, özellikle de DHA olarak bilinen formu, beyin sağlığı için gereklidir ve balıklarda yaygın olarak bulunur.

Keten tohumu ve ceviz gibi bitki bazlı omega-3 kaynakları, vücudun DHA’ya dönüştürebileceği bir öncü olan ALA’yı sağlar, ancak dönüşüm oranları genellikle verimsizdir. Bu, doğru şekilde ele alınmazsa potansiyel olarak bilişsel sorunlara ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir.

Bitki bazlı gıdalar lif miktarını önemli ölçüde artırabilir, bu da gaza ve şişkinliğe neden olabilir. Böyle bir durumda, lif açısından zengin gıdaları yavaş yavaş beslenmeye dahil etmek ve sıvı alımını korumak önemlidir. Bu, gaz ve şişkinlik rahatsızlığını azaltmaya yardımcı olabilir.

Kuruyemişler, soya veya glütensiz tahıllar gibi bitki bazlı bazı gıdalar alerjiye veya hassasiyete yol açabilirler. Riski azaltmak için beslenmeye çeşitlilik getirmek önemlidir.

Bununla birlikte, bitki bazlı beslenmenin kilo vermede etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak birçokları için ani kilo alımı yan etkilerden biridir. Çok fazla doymuş bitki bazlı gıda maddesi veya yüksek kalorili bitki bazlı atıştırmalıklar tüketmek kilo alımına neden olabilir. Bunu önlemek için tüketilen miktara dikkat edilmesi gerekir.

Brokoli ve lahana gibi turpgiller, aşırı tüketildiğinde tiroid fonksiyonunu bozabilecek bileşikler içerir. Bu sebzeleri pişmiş olarak tüketmek, etkilerinin azaltılmasına yardımcı olabilir.

Bitki bazlı bir beslenmeye geçmek, özellikle de aniden yapılırsa, sindirim rahatsızlığına yol açabilir.

Meyvelerden, sebzelerden ve tam tahıllardan artan lif alımı, bağırsak yeni beslenme düzenine uyum sağlarken gaza, şişkinliğe ve bağırsak alışkanlıklarında değişikliklere neden olabilir. Kademeli geçişler ve fermente gıdaların dahil edilmesi bu geçişi kolaylaştırmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Saç Uzatmak İçin En İyi Saç Yağları

Bugünlerde saç fırçanızda fazladan birkaç tel olduğunu fark ettiniz mi? Uykusuz geceler, fast food tutkusu ve artan stresle birlikte, istenmeyen bir konuğu ağırlıyor olabilirsiniz: saç dökülmesi.

Haber Merkezi / Çözüm nedir diye soruyorsunuz? Eski moda bir yağlı saç masajı çözüm olabilir! Saç derisini bir bahçe gibi düşünün: Doğru şekilde beslendiğinde gür, sağlıklı saçlar ortaya çıkar.

İyileştirici faydalarıyla ünlü esansiyel yağlar, saç derinizi gençleştirerek, saç foliküllerini güçlendirerek ve kan dolaşımını iyileştirerek saç büyümesini hızlandırabilir. Ancak tüm yağların aynı faydayı sağlamadığını unutmamak önemlidir. İşte saç büyümesine yardımcı olan saç yağlarının bir listesi:

Soğan Yağı: Soğan yağı, saç güçlendirici özellikleriyle bilinen kükürt ve saçları serbest radikal hasarından koruyan antioksidanlar gibi zengin besinlerle doludur. Kükürt saçı güçlendirmekle, kırılmaya ve incelmeye karşı dirençli hale getirmekle kalmaz, aynı zamanda sağlıklı saç büyümesi için gerekli bir unsur olan kolajen üretimini artırarak saçın parlaklığını ve kalınlığını da artırır.

Yağın antimikrobiyal ve antifungal özellikleri, saç dökülmesinin yaygın bir nedeni olan saç derisi enfeksiyonlarıyla mücadele ederek daha sağlıklı bir saç derisi oluşmasını sağlar.

Argan Yağı: Halk arasında ‘sıvı altın’ olarak adlandırılan argan yağı, C, A ve E vitaminleri, antioksidanlar, linoleik asit ve omega-6 yağ asitleri ile yüklüdür. Saçı nemlendirir ve yumuşatır, kırılmayı azaltır ve UV ışınlarının ve ısının neden olduğu hasara karşı korur.

Besin açısından zengin olan bu yağ, saçları içeriden besleyerek, elastikiyetini artırarak ve saç dökülmesini azaltarak sağlıklı saç büyümesini destekler. Ayrıca saç büyümesi için sağlıklı bir ortamın korunmasında çok önemli olan saç derisini nemlendirir.

Hint Yağı: Hint yağı, saç bakımı dünyasının altın çocuğudur . E Vitamini, mineraller ve proteinler açısından zengin olan bu bitkinin saç büyümesini desteklediği ve hasarları onardığı bilinmektedir. Hint yağının önemli bir bileşeni olan risinoleik asidin saç derisi pH’ını dengelediği, saç derisinin doğal yağlarını yenilediği ve saç köklerinin sağlığını desteklediği de bilinmektedir.

Biberiye Yağı: Biberiye yağı, sinir büyümesini destekleyen, kan dolaşımını iyileştiren ve antiinflamatuar özelliklere sahip güçlü bir bileşendir. Ayrıca saç derisini iyi besleyen ve sağlıklı tutan A, C ve B6 vitaminleri açısından da zengindir. Birçok tıbbi çalışmada biberiye yağının yaygın bir saç uzatma tedavisi olan minoksidil kadar etkili olduğu kanıtlanmıştır.

Çay Ağacı Yağı: Çay ağacı yağı olağanüstü temizleme özellikleriyle ünlüdür. Saç köklerinin tıkanıklığını açma ve kökleri besleme yeteneği, onu saç büyümesi için mükemmel bir yağ haline getirir. Çay ağacı yağı, saç incelmesi ve kepek gibi çeşitli durumlarda rahatlama sağlayabilir.

Amerikan Dermatoloji Akademisi Dergisi’nde yayınlanan bir araştırma, çay ağacı yağının şampuanla birlikte kullanıldığında saç derisi sağlığını etkili bir şekilde iyileştirdiğini ve saç büyümesini teşvik ettiğini ortaya koymuştur.

Hindistancevizi yağı: Saç büyümesi için uygun fiyatlı ancak güçlü bir seçenek olan Hindistan cevizi yağı, antioksidanlar, E ve K vitaminleri ve güçlü antimikrobiyal özelliklere sahip laurik asitle yüklüdür. Bu yağ, saç gövdesine çoğu yağdan daha etkili bir şekilde nüfuz eder, böylece protein kaybını önler, saçın gücünü arttırır ve özellikle hasarlı ve aşırı işlem görmüş saçlar için faydalıdır.

Laurik asit saç derisi sağlığını koruyarak saç büyümesini engelleyebilecek enfeksiyonları önlerken, nemlendirici özellikleri kuru saç derisi ve kepekle mücadele ederek sağlıklı saç büyümesi için ideal bir ortam yaratır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın