Sağlıklı Bir Kilo İçin 7 Doğal İştah Kesici

Doğal iştah kesiciler, iştahınızı dizginleyerek daha uzun süre tok hissetmenizi sağlayan yiyecekler, içecekler ve takviyelerdir: Yüksek lifli yiyecekler, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlar…

Haber Merkezi / Doğal iştah kesiciler, bilinçli beslenme, porsiyon kontrolü ve düzenli fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı alışkanlıklarıyla birleştirildiğinde daha etkili olur.

Yüksek lifli gıdalar: Yüksek lifli gıdaların sindirimi daha uzun sürer, bu da daha uzun süre tok hissetmenize yardımcı olur. Lif ayrıca kan şekeri seviyesini düzenlemeye yardımcı olur ve bu da iştah kontrolüne katkıda bulunur.

Yetişkinler için önerilen günlük lif alımı (DRI) erkekler için günde yaklaşık 31 gram ve kadınlar için günde yaklaşık 25 gr’dır.

Beslenmenize daha fazla lif eklemek için her gün çeşitli yüksek lifli yiyecekler tüketmeyi hedefleyin: Sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve tohumlar, baklagiller, tam tahıllar.

Çemen otu: Baklagiller familyasından bir bitki olan çemen otunun tohumları, çözünür lif açısından zengindir, sindirimi ve karbonhidratların emilimini yavaşlatmaya yardımcı olur, bu da uzun süreli tokluk hissine ve iştah azalmasına yol açabilir.

Çemen otu ayrıca kan şekeri seviyesini kontrol etmeye yardımcı olur ve bu da prediyabet ve tip 2 diyabet hastalarına fayda sağlayabilir.

Acı biberler: Acı biberlerin ana bileşen olan kapsaisin, iştahı azaltabilir ve yağ yakımını artırabilir. Araştırmalar, akşam yemeğinde acı biber tüketmenin tokluk hissini artırdığı ve gece (akşam yemeğinden sonra) yemek yeme isteğini azaltarak kalori alımının kontrol edilmesine yardımcı olduğu ortaya koymuştur.

Yağsız proteinler: Her öğününüze tavuk, balık, tofu, yumurta ve baklagiller gibi yağsız protein kaynakları eklemek, toplam kalori alımınızı azaltmanıza yardımcı olabilir.

Çok fazla protein tüketmek böbrek hastalığı olan kişilerde böbreklere zarar verebilir. Protein alımınızı bol miktarda meyve, sebze ve tam tahıllarla dengeleyin.

Sağlıklı yağlar: Sağlıklı yağlar diğer besinlere göre daha uzun sürede sindirilir ve kan şekeri seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur.

Sağlıklı yağları beslenmenize dahil etmek için avokado, kuruyemiş, çekirdek, zeytinyağı, bitkisel yağlar (örneğin ayçiçeği) ve deniz ürünleri gibi doymamış yağlar açısından zengin yiyecekleri tercih edebilirsiniz.

Yeşil çay: Yeşil çay, Camellia sinensis bitkisinin yapraklarından yapılır. Hem yeşil çay hem de yeşil çay özütü (çayın yoğunlaştırılmış bir hali) iştah bastırma ve kilo yönetimine yardımcı olabilir.

Fazla miktarda tüketilmesi karaciğere zarar verebileceği için karaciğer rahatsızlığı olan kişilerin yeşil çay ve özlerini tüketmekten kaçınmaları önerilir.

Bitter çikolata. Tatlı krizleriniz başladığında, az miktarda bitter çikolata, iştahınızı bastırmanın lezzetli bir yolu olabilir. Bitter çikolata, tokluk hormonlarını etkileyebilecek polifenoller açısından zengindir.

Bitter çikolata iştahınızı bastırmaya yardımcı olsa da, yağ ve şeker içeriği iştah üzerindeki olumlu etkilerini ortadan kaldırabilir. Kilo yönetimi hedefinizse, bitter çikolatayı ölçülü tüketmeyi hedeflemelisiniz.

Paylaşın

“Çöp Gıda” Yemeyi Bırakmak İçin 9 İpucu

Çöp gıda veya gıdalar, fast food, soda, şekerleme, kurabiye ve tuzlu atıştırmalıklar gibi aşırı işlenmiş yiyecek ve içecekleri tanımlamak için yaygın olarak kullanılan bir terimdir.

Haber Merkezi / Bu tarz gıdalardan oluşan beslenme alışkanlığı, obezite, yağlı karaciğer, yüksek kan şekeri, depresyon, kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri ile ilişkilendirilmektedir.

Eğer çöp gıdalardan oluşan beslenme alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışıyorsanız, deneyebileceğiniz birkaç etkili yöntem var.

Evde daha fazla yemek pişirin: Evde daha fazla yemek pişirmeye çalışmak, abur cuburu azaltmanın en iyi yollarından biridir. Eğer evde yemek pişirmeye alışık değilseniz, haftada bir veya iki öğünü evde hazırlayarak yavaş yavaş başlayabilir ve sonrasında evde yemek hazırlama sürenizi artırabilirsiniz.

Daha fazla protein tüketin: Protein en doyurucu besindir. Çalışmalar, protein alımını artırmanın atıştırmayı azaltmanın ve aşırı yemeyi önlemenin etkili bir yolu olduğunu ve bunun da abur cubur tüketmeyi azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Düzenli beslenin: Vücudunuzu gerekli besinlerden mahrum bırakmak veya yiyecek tüketimini aşırı kısıtlamak, sağlıksız gıda tüketimini azaltmanın etkili bir yolu gibi görünebilir, ancak tam tersi etkiye de neden olabilir.

Doyurucu yiyecekler tüketin: Beslenme ve yiyecek seçimleriniz konusunda zorluk çekiyorsanız, belirli yiyeceklerin vücudunuzu ve açlık seviyenizi nasıl etkilediğini öğrenmek, daha sağlıklı bir beslenme planı geliştirmenize ve sağlıksız yiyecek tüketiminizi azaltmanıza yardımcı olabilir.

Yeterince uyuyun: Uyku sağlık için olmazsa olmazdır ve vücudunuzu kaliteli uykudan mahrum bırakmak yiyecek seçimlerinizi olumsuz yönde etkileyebilir ve abur cubur yeme isteğinizi artırabilir.

Stresinizi yönetin: Stres, fiziksel ve ruhsal sağlığınızı önemli ölçüde etkileyebilir ve hatta yiyecek seçimlerinizi etkileyebilir. Stresten kaçınmak imkansız olsa da, sağlıklı stres yönetimi uygulamaları geliştirmek, abur cubur tüketiminizi azaltmanıza yardımcı olabilir.

Mutfağınızı yenilemeyi düşünün: Mutfağınız abur cuburla doluysa, ultra işlenmiş ürünleri daha besleyici yiyecekler ile değiştirmeyi düşünebilirsiniz.

Kısıtlayıcı diyetlere başlamayın: Gereksiz yere kısıtlayıcı diyetler uygulamak genel sağlık için iyi değildir ve yiyeceklerle olan ilişkinizi olumsuz yönde etkileyebilir.

Düzenli  alışveriş yapın: İyi donanımlı bir mutfağa sahip olmak, evde daha fazla yemek hazırlamanızı kolaylaştırır, bu da daha az abur cubur yemenize yardımcı olabilir.

Paylaşın

Duygular Sağlığınızı Nasıl Etkiler?

Duygular, bilincin ve bedenin yaşamdaki durumlara verdiği tepkidir. Altı temel duygu türü (sevinme, üzülme, öfkelenme, iğrenme, şaşkınlık ve korku) ile birkaç karmaşık duygu türü vardır ve “Kötü” duygu diye bir şey yoktur.

Herkes her gün çok çeşitli duygular yaşar. Hangi duyguyu deneyimlediğinizden bağımsız olarak, duygularınız, bilincinizin ve bedeninizin belirli bir durumu nasıl yorumladığına bağlı olacaktır.

Duygu Türleri

Duygular iki kategoriye ayrılabilir: Temel duygular ve karmaşık duygular. Temel duygular tanınabilir yüz ifadeleriyle ilişkilendirilir ve otomatik olarak gerçekleşme eğilimindedir. Altı temel duygu şunlardır: Sevinme, üzülme, öfkelenme, iğrenme, şaşkınlık ve korku.

Karmaşık duyguların tanınabilir yüz hatları yoktur. Karmaşık duyguların bazıları şunlardır: Yas, İmrenme, Pişmanlık, Utanma, Kıskançlık, Minnettarlık, Gurur, Endişelenme.

Yukarıda listelenmeyen çok sayıda karmaşık duygu vardır. Karmaşık duygular genellikle iki veya daha fazla duygunun birleşimidir. Örneğin, nefret potansiyel olarak kıskançlık, öfke ve iğrenmenin birleşimi olabilir.

Duygular bilinç sağlığınızı nasıl etkiler?

Duygularınızın bilinç sağlığınızı nasıl etkilediğini düşünürken, öncelikle hiçbir duygunun gerçekten “kötü” veya olumsuz olmadığını belirtmek önemlidir. Bunun yerine, olumsuz duygular bir şeylerin yanlış olduğunun ve ele alınması gerektiğinin bir işaretidir.

Bununla birlikte, bu olumsuz duyguları yönetmekte zorlanırsanız veya ortaya çıktıklarında onları görmezden gelmeye veya bastırmaya çalışırsanız, bu durum bilinç sağlığınızı olumsuz etkileyebilir. Aslında, olumsuz duygular uzun süre devam ettiğinde (kronik üzüntü, öfke veya korku gibi) depresyona, kaygıya ve hatta madde kullanımına yol açabilir.

Öte yandan, olumsuz duyguları oldukları gibi tanıyabilir, bu duyguları yönetebilir ve bunların ötesine geçebilirseniz, buna dayanıklılık denir. Dayanıklı olan kişiler genellikle olumsuz duygulardan daha fazla olumlu duyguya sahiptir ve hayat zor olsa bile amaç ve anlam bulmayı öğrenmişlerdir. ,

Bu, olumsuz duygular yaşamadıkları anlamına gelmez; yaşarlar. Bunun yerine, bu duyguları tanırlar, bunlara neden olan sorunlarla başa çıkarlar ve düşüncelerini yeniden çerçevelemeye çalışırlar.

Duygularınızı değerlendirirken, olumsuz ve olumlu duygularınız arasında bir denge kurmaya çalışın. Unutmayın, olumsuz duygular hayatınızda bir amaca hizmet eder ve hatta sizi sağlıklı ve çok ihtiyaç duyulan değişiklikler yapmaya teşvik edebilir.

Duygular fiziksel sağlığınızı nasıl etkiler?

Olumlu duygular ve genel fiziksel sağlık arasında bağlantı olduğunu ortaya koyan araştırmacılar, olumlu duyguların mı daha iyi sağlığa, yoksa iyi sağlığın mı olumlu duygulara yol açtığını net olarak bilmiyorlar. Konunun uzmanları, bunun her iki faktörün bir kombinasyonu olabileceğini öne sürüyorlar.

Paylaşın

Bu Tatlandırıcı Kalp Krizi Ve Felç Riskini Artırıyor

Yeni bir araştırma, bazı düşük kalorili yiyecek ve içecek ürünlerinde bulunan bir tatlandırıcının kalp krizi ve felç riskinin artmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Avrupa Kalp Dergisi’nde yayımlanan yeni bir araştırma, bir şeker alkolü olan ksilitol içeren yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini öne sürdü. Ksilitol, düşük kalorili veya “diyet” yiyeceklere eklenen ve bir tatlandırıcı.

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Dr. Stanley Hazen, ksilitolün “önemli bir halk sağlığı endişesi” oluşturduğunu söyledi.

Ksilitol Nedir?

Ksilitol beş karbonlu bir şeker alkolüdür. Düşük kalorili bu tatlandırıcı, genellikle düşük şekerli veya diyet etiketli gıdalara eklenir. Ksilitol içeren bazı ürünler arasında, şekersiz şekerlemeler, sakızlar, reçeller ve jöleler, fındık ezmeleri, yoğurt, fırınlanmış ürünler, çeşniler, öksürük şurubu ve diş macunu sayabiliriz.

Uzmanlar, ksilitolinin şekere sağlıklı bir alternatif olarak sunulduğunu ve sıklıkla normal şekere birebir ikame olarak kullanıldığını söylüyor.

Dr. Stanley Hazen, ksilitolünün şekerden daha az kaloriye sahip olduğunu ve insülin salınımını tetiklemediğini söyledi ve ekledi: Bu nedenle, diyabet hastaları için iyi bir seçenek.

Ksilitol ve kalp sağlığı arasındaki bağlantı

Araştırma, kanlarında ksilitol seviyesi yüksek olanların, kalp krizi veya felç geçirme riskinin daha fazla olduğunu ortaya koydu. Dr. Stanley Hazen, ksilitolün kalp sağlığı sorunları riskini artırmasının nedeninin kan pıhtısıyla bağlantılı olabileceğini söyledi.

Ksilitol içeren ürünlerden kaçınmalı mısınız?

Dr. Stanley Hazen, araştırmanın ksilitol içeren ürünlerin güvenli olup olmadığı konusunda endişeler yarattığını ancak araştırmanın genellenebilir olmayabileceğini belirtti. Hazen, bu şeker alkolü ile kardiyovasküler hastalık riski arasındaki ilişkinin ilk kez araştırdığını da sözlerine ekledi.

Uzmanlar, ksilitol içeren tüm ürünlerin tüketmesinin bırakılmasının gerekmediğini söylüyor. Örneğin: “Diyet” ürünleri yoluyla çok fazla miktarda ksilitol tüketen veya kardiyovasküler sorun riski yüksek olan kişilerin ksilitol alımını azaltması olabilir.

Paylaşın

Akıllı Telefon Kullanıcılarının Yarıdan Fazlası Yan Etkilerden Şikayetçi

Almanya’da ticari danışmanlık hizmeti veren Deloitte tarafından yapılan bir ankete katılan katılımcılarının yüzde 56’sı akıllı telefon kullanımı kaynaklı pek çok yan etkiden şikayet ediyor. 

Katılımcıların, akıllı telefon kullanımı ile ilgili en fazla dile getirdiği şikayet, yüzde 48 ile uyuyamama sorunu. Bunu yüzde 40 ile başka işlere odaklanamama ve yüzde 36 ile sürekli akıllı telefonu eline alma isteği izliyor.

Deloitte’un teknoloji, medya ve iletişim birimleri yöneticisi Andreas Gentner, “Akıllı telefonlar her ne kadar şu an hiç olmadığı kadar popüler olsa da, ekran karşısında geçirdiği uzun sürelere eleştirel bakan insan sayısı artıyor” ifadelerini kullanıyor.

Almanya’da yapılan bir ankete göre akıllı telefon kullanıcılarının yarısı, telefonuyla gereğinden çok daha fazla zaman geçirdiğini düşünüyor. Ticari danışmanlık hizmeti veren Deloitte şirketi tarafından yapılan ankete katılan 2 bin kişinin yüzde 49’u, akıllı telefonların çok fazla zamanını aldığını ifade ederken, bu oran 35 yaş altı kişilerde yüzde 84 oldu.

Akıllı telefonların aşırı kullanımının, çeşitli sağlık sorunlarını da içeren çok sayıda yan etkisi var. Anket katılımcılarının bazıları odaklanma sorunu, uyuyamama, baş ağrısı ve diğer ağrılardan muzdarip olduğunu ifade ederken, yüzde 48’lik bir kesim, son bir yılda akıllı telefonla geçirdiği zamanın arttığını belirtti.

Anket, son yıllarda akıllı telefonla geçirdiği zamanı azaltmak isteyen kişi sayısının da geçen yıllar içinde arttığını ortaya koyuyor. 2019 yılında yapılan, bundan önceki son araştırmada, katılımcıların yüzde 38’i akıllı telefonu ile gereğinden fazla zaman geçirdiğini dile getirmişti.

Anket sonuçlarını değerlendiren Deloitte’un teknoloji, medya ve iletişim birimleri yöneticisi Andreas Gentner, “Akıllı telefonlar her ne kadar şu an hiç olmadığı kadar popüler olsa da, ekran karşısında geçirdiği uzun sürelere eleştirel bakan insan sayısı artıyor” ifadelerini kullanıyor. Her yaştan anket katılımcılarının yüzde 56’sı, çok fazla oyalanmadan farklı ağrılara kadar, akıllı telefon kullanımı kaynaklı pek çok yan etkiden şikayet ediyor.

Katılımcıların, akıllı telefon kullanımı ile ilgili en fazla dile getirdiği şikayet, yüzde 48 ile uyuyamama sorunu. Bunu yüzde 40 ile başka işlere odaklanamama ve yüzde 36 ile sürekli akıllı telefonu eline alma isteği izliyor. 25 yaş altı grupta akıllı telefon kullanımının olumsuz yan etkileri olduğunu dile getirenlerin oranı ise yüzde 93.

Deloitte’in araştırmasına katılan 2 bin kişinin yüzde 70’i akıllı telefon kullanımını azaltmaya çalıştığını belirtirken, akıllı telefonsuz bir hayat sürebileceğini düşünenlerin oranı yüzde 3 oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Yaşlanmayı Hızlandıran Dokuz Yiyecek Ve İçecek

Yaşlanma zamanla oluşan doğal bir süreçtir. Yaşlanmayı durduramazsınız ama bu süreci iyi beslenerek ve sağlıksız yiyeceklerden uzak durarak yavaşlatabilirsiniz.

Haber Merkezi / Daha uzun süre genç görünmek istiyorsanız kaçınmanız gereken dokuz yiyecek ve içecek:

Kızarmış yiyecekler: Kızartılmış yiyecekler, hücresel hasara neden olan serbest radikalleri serbest bırakır. Bu serbest radikaller, yaşlanma sürecini hızlandıran çapraz bağlama adı verilen bir sürece yol açar.

Rafine karbonhidrat: Beyaz ekmek gibi rafine karbonhidratlar, vücutta iltihaplanmaya yol açarak kronik hastalık riskini artıran ve yaşlanma sürecini hızlandıran ileri glikasyon ürünlerin oluşumuna yol açar.

İşlenmiş etler: Sosis ve pastırma gibi işlenmiş etler sülfit, doymuş yağ ve sodyum içerdiklerinden cilde zararlıdır. Bunlar cildi kurutabilir ve iltihaplanmaya neden olabilir, bu da süreçte kolajeni gevşetir.

Tuzlu yiyecekler: Çok fazla tuz tüketmek susuzluğa ve su tutulmasına neden olabilir. Tuzlu yiyeceklerin düzenli tüketimi ciltten su kaybına neden olabilir ve bu da cildin daha hızlı yaşlanmasına yol açar.

Baharatlı yiyecekler: Baharatlı yiyecekler cildinizin kırmızı ve lekeli görünmesine neden olabilir.

Şekerli yiyecekler: Rafine şeker iltihaplanmaya neden olur ve cildinizi esnek ve genç tutan hem kolajen hem de elastine zarar verir. Çok fazla şeker tüketmek kilo alımına ve diğer sağlık sorunlarına da neden olabilir.

Trans yağlar: Hazır yiyecekler ve abur cuburlar genellikle trans yağlar açısından zengindir. Trans yağlar, atardamarları ve kan damarlarını sertleştiren veya daraltan bir etkiye sahiptirler. Bu durum, cilde giden kan akışını azaltarak erken yaşlanmaya ve kırışıklıklara neden olur.

Kömürde pişirilmiş et: Kömürde pişirilmiş etler sağlığınıza zararlı olan pro – inflamatuar hidrokarbonlar içerir. Bu durum, vücuttaki kolajenin parçalanmasına neden olabilir ve bu da erken yaşlanmaya yol açar.

Kafein: Çok fazla kahve içmek susuzluğa neden olabilir, kuru ve donuk görünümlü cilde yol açabilir. Kahve tüketiminizi sınırlamaya çalışın ve her fincan kahve için ek bir bardak su içmeye çalışın.

Alkol: Alkol, karaciğerinize zarar verir ve bu da karaciğerinizin vücudunuzdaki toksinleri filtreleme ve atma yeteneğini etkiler. Toksinler vücutta biriktiğinde, sivilce, kolajen ve elastikiyet kaybı, cilt kuruluğu gibi sorunlara yol açar.

Paylaşın

Her Gün 2 Bin Çocuk ‘Hava Kirliliği’ Nedeniyle Ölüyor

2021 yılında 700 binden fazla çocuğun kirli hava soluduğu için hayatını kaybettiği; bunlardan 500 bininin ise yemek pişirirken kullanılan kötü malzemeden kaynaklandığı ifade edildi.

Özellikle Afrika ve Asya’da kapalı mekanda yemek pişirirken kullanılan kömür, odun ve tezek gibi yakıtlar ölümcül hastalıkları tetikliyor. Son yıllarda Çin’in bu alanda ilerleme kaydettiğine işaret ederek, ev içi yemek pişirme kaynaklı ölümlerin engellenebilir olduğu dile getirildi.

ABD merkezli Sağlık Etkileri Enstitüsü (HEI) ve UNICEF ortaklığında hazırlanan bir rapor, hava kirliliğinin, tansiyon hastalıklarından sonra dünya genelinde en fazla erken ölüme neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre her gün ortalama 2 bin çocuk, hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklardan dolayı yaşamını yitiriyor.

HEI ve UNICEF’in ortak raporuna göre 2021 yılında, dünya çapında 8,1 milyon insan hava kirliliğine bağlı sebeplerden dolayı hayatını kaybetti. Bu da, tüm ölümlerin yüzde 12’sine tekabül ediyor. Söz konusu veriler, hava kirliliğinin, tütün kullanımı ve yetersiz beslenmeyi geçerek en fazla ölüme yol açan sebepler içinde ikinci sıraya yükseldiğini gösteriyor.

Özellikle küçük çocukların hava kirliliğine karşı savunmasız olduğu vurgulanan raporda, 2021’de 700 binden fazla küçük çocuğun kirli hava soluduğu için hayatını kaybettiği; bunlardan 500 bininin ise yemek pişirirken kullanılan kötü malzemeden kaynaklandığı ifade edildi. Özellikle Afrika ve Asya’da kapalı mekanda yemek pişirirken kullanılan kömür, odun ve tezek gibi yakıtlar ölümcül hastalıkları tetikliyor.

HEI’nın küresel sağlık programı başkanı Pallavi Pant son yıllarda Çin’in bu alanda ilerleme kaydettiğine işaret ederek, ev içi yemek pişirme kaynaklı ölümlerin engellenebilir olduğunu dile getirdi. Nitekim daha temiz alternatiflerin yaygınlaşmasıyla 2000 yılından bu yana yemek pişirme sırasında açığa çıkan zehirli partikülleri solumaktan kaynaklanan çocuk ölümleri dünya genelinde yüzde 50 azaldı.

Ancak hâlâ dünya çapında 2 milyardan fazla insanın iç mekanda kurdukları basit ocaklarda, açık ateş kullanarak yemek pişirdiği belirtiliyor. Mayıs ayında Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), hükümetler ve şirketlerin daha güvenli pişirme metotlarını yaygınlaştırmak için 2.2 milyar dolarlık kaynak taahhüt ettiğini açıklamıştı.

Rapora göre dünyanın neresinde olursa olsun neredeyse herkes sağlıksız hava soluyor. Çapı 2,5 mikrondan daha küçük olan partikül maddeyi tanımlayan PM2.5 değerinin sağlıklı aralığın üzerine çıkması akciğer kanseri, kalp hastalıkları, felç ve diabet riskini artırırken; raporda bu hastalıklarla hava kirliliği seviyesi arasındaki bağlantıya işaret ediliyor.

Ancak ortaya konan güçlü verilere rağmen raporun hâlâ hava kirliliğinin etkilerini tam olarak yansıtmıyor olabileceğini ifade eden Pant, hava kirliliğinin beyin sağlığı ve nörolojik etkilerinin hesaba katılmadığını belirtti.

200 ülke ve bölgeden toplanan veriler ışığında hazırlanan rapor ayrıca, insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olarak daha da kötüleşmesi beklenen ozon kirliliğinin, 500 bin ölüm vakası ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Pallavi Pant, “Giderek artan şekilde dünyanın bazı bölgelerinde çok kısa ama yoğun kirlilik görülmeye başlandı” diyerek, yangınlar, kum fırtınaları ve aşırı sıcakların bu kirliliği tetiklediğini aktardı.

Uzmanlara göre hem iklim değişikliği hem hava kirliliği için alınacak önlem aynı: Sera gazı emisyonlarını azaltmak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

3 İlçe Ve 4 Beldede Yenilenen Seçimlerin Sonuçlar Belli Oldu

31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimi’nin ardından Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Pınarbaşı, Hilvan, Güzelyurt ilçeleri ile Güneykaya, Büyükkarıştıran, Akpazarı ve Sağlık beldelerinde seçmenler tekrar sandık başına gitti.

Haber Merkezi / Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı Büyükkarıştıran beldesinde CHP’li Ertuğrul Çamlıca, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde CHP’li Deniz Yağan, Tunceli’nin Mazgirt ilçesine bağlı Akpazar beldesinde AK Partili Ali Aydın, Aksaray’ın Güzelyurt ilçesinde AK Partili Ünal Demircioğlu, Sivas’ın Güneykaya beldesinde AK Partili Hüseyin Kırışkuzu, Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde DEM Partili Serhan Paydaş kazandı.

Kayseri Pınarbaşı

İYİ Parti, Büyük Birlik Partisi (BBP), Yeniden Refah Partisi (YRP), Zafer Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milli Yol Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) ve Saadet Partisi2nin yarıştığı Kayseri Pınarbaşı’nda 6 bin 783 oy alan CHP’li Deniz Yağan kazandı.

31 Mart yerel seçiminde CHP’nin adayı Yağan 5 bin 82, MHP’nin adayı Uzunluoğlu 4 bin 758 oy almıştı.

Şanlıurfa Hilvan

Adalet ve Kalınma Partisi (AK Parti), İYİ Parti, Büyük Birlik Partisi (BBP), Yeniden Refah Partisi (YRP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Hür Dava Partisi (HÜDA PAR), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Bağımsız aday Aziz Salgın’ın yarıştığı Şanlıurfa Hilvan’da 10 bin 357 oy alan DEM Partili Serhan Paydaş kazandı.

Hilvan’daki 31 Mart’ta seçimlerinde Serhan Paydaş 6 bin 960 oy, AKP adayı Bayık ise 6 bin 439 oy elde etmişti.

Aksaray Güzelyurt

Adalet ve Kalınma Partisi (AK Parti), İYİ Parti, Yeniden Refah Partisi (YRP), Zafer Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Saadet Partisi’nin yarıştığı Aksaray Güzelyurt’ta 873 oy alan AK Partili Ünal Demircioğlu kazandı.

Ünal Demircioğlu, “Herkese çok teşekkür ediyorum. Hemşerilerimizin sağ duyusu ve feraseti bizim için çok önemliydi. Allah onlardan razı olsun. Vatandaşlar, bizim arkamızda olduğu sürece yapamayacağımız hiçbir şey yok. Her şeyin en iyisini yapacağız” dedi.

Kırklareli Lüleburgaz – Büyükkarıştıran

Adalet ve Kalınma Partisi (AK Parti), Yeniden Refah Partisi (YRP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Saadet Partisi’nin yarıştığı Kırklareli Lüleburgaz – Büyükkarıştıran’da 2 bin 286 oy alan CHP’li Ertuğrul Çamlıca kazandı.

31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde DSP adayı Hakan Karaman 2 bin 59, CHP adayı Çamlıca 2 bin 57 oy almıştı.

Tunceli Mazgirt – Akpazarı

Adalet ve Kalınma Partisi (AK Parti), Yeniden Refah Partisi (YRP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Saadet Partisi’nin yarıştığı Tunceli Mazgirt – Akpazarı’nda 644 oy alan AKP’li adayı Ali Aydın kazandı.

31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde Akpazar’da CHP’nin adayı Zeynel Yıldırım 471, AK Parti’nin adayı Ali Aydın 467 oy almıştı.

Aksaray Merkez – Sağlık

Adalet ve Kalınma Partisi (AK Parti), İYİ Parti, Yeniden Refah Partisi (YRP), Zafer Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Saadet Partisi’nin yarıştığı Aksaray Merkez – Sağlık’ta 806 oy alan MHP’li Aptullah Tosun kazandı.

Sağlık beldesinde 31 Mart’ta yapılan seçimde, MHP adayı Abdullah Tosun 763, AK Parti adayı Mehmet Yiğit 762 oy almıştı.

Sivas Yıldızeli – Güneykaya

Adalet ve Kalınma Partisi (AK Parti), Yeniden Refah Partisi (YRP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Saadet Partisi’nin yarıştığı Sivas Yıldızeli – Güneykaya’da 556 oy alan AK Partili Hüseyin Kırışkuzu kazandı.

31 Mart’taki seçimlerde MHP adayı Hasan Erçoban 333, Yeniden Refah Partisi adayı Oğuz Kağan Ünal 158, AK Parti adayı Hüseyin Kırışkuzu 149, Saadet Partisi adayı Mehmet Sarıkaya 7 oy almıştı.

Paylaşın

Tıpta Yapay Zekanın Yükselişi; Endişelenmeli Miyiz?

Yapay zeka (Artificial Intelligence / AI), hastalıkları teşhis etmekten hasta sonuçlarını tahmin etmeye kadar bildiğimiz sağlık hizmetlerinde devrim yapma potansiyeline sahip.

Haber Merkezi / Ancak yapay zekanın kullanılmasıyla birlikte tıp alanındaki hızlı ilerleme, ele alınması gereken bir dizi etik ve kaygıyı da beraberinde getirmiş görünüyor.

Yapay zekanın tıpta kullanılmasının en önemli faydalarından biri, yapay zekanın büyük miktarda veriyi hızlı ve doğru bir şekilde analiz edebilme yeteneği. Bu, daha hızlı ve daha doğru teşhislere, kişiselleştirilmiş tedavi planlarına ve daha iyi sonuçlara yol açabilir.

Yapay zekanın bir diğer öneli faydası, sağlık hizmeti sağlayıcılarına en son araştırmalara ve en iyi uygulamalara dayalı bilgiler ve öneriler sunarak daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı olabilir. Araştırmacılar ise, yapay zekanın gücünden yararlanarak hastalıklara ilişkin yeni çözümler geliştirebilirler.

Potansiyel riskleri

Önemli faydalarına rağmen rağmen tıpta yapay zekanın kullanılması dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konu. Temel endişelerden biri, hasta verilerinin mahremiyeti ve güvenliği. Bir diğer endişe ise, yapay zekanın sağlık hizmeti sağlayıcılarının yerini alma ve sağlık hizmetlerinde insan dokunuşunun kaybolmasına yol açma potansiyeli.

Yapay zekanın tıpta kullanılmasının potansiyel risklerinin ve faydalarının dikkatle değerlendirilmesi önemli. Hasta verilerinin mahremiyeti ve güvenliği gibi konular ele alınması sonrası, bu teknoloji şeffaf bir şekilde sağlık hizmetlerine entegre edilebilir.

Paylaşın

Sosyal Medya ‘Güzellik İdealleri’ Kadınları Hasta Ediyor

Sosyal medya kültürü bireylerin kendilerini algılayışlarında da olumlu ve olumsuz değişimleri beraberinde getirdi. Günümüzde çoğu araştırma sosyal medyanın güzellik üzerindeki olumsuz etkileri üzerine odaklanmış durumda.

İnce bel, yuvarlak kalça, ince bacaklar… Genel olarak kabul gören bu güzellik idealleri, Instagram ve TikTok gibi görsel ağırlıklı sosyal medya platformları yoluyla gençler arasında saplantıya varabilecek, tehlikeli boyutlar almaya başladı. Kişinin ilgi duyduğu konuları sürekli önüne çıkaran algoritmalar nedeniyle güzellik konularıyla ilgilenen gençler her geçen gün yeni güzellik ideallerinin bombardımanına uğruyor.

Bu tehlikeli güzellik ideallerinden biri, on yıl kadar önce ortaya çıkan “Thigh Gap”, yani bacak arası boşluğu. Ayaklar ve dizler birleştirildiğinde üst iç bacaklarda boşluk oluşması için sağlık açısından sakıncalı diyetler yapılıyor. Sağlıklı bir kiloya sahip bir kadının ulaşması neredeyse imkansız bir hedef. Bir diğer sözde güzellik ideali ise bel inceltme sınaması olarak çevirilebilecek “Waist Challenge.” Burada da belin, bir başkasının koluyla beli çevreleyip bir su şişesinden su içebileceği kadar ince olması gerekiyor.

Kadınlar, sosyal medyadaki güzellik ideallerine ulaşmak için neler yaptıklarını paylaşıyor, dayatılan güzelliğin yarattığı baskı giderek artıyor. Örneğin “Bir günde neler yiyorum” türünden videolar uzun süredir sosyal medyanın rağbet gören paylaşımları arasında yer alıyor. Genç kadınlar bir günde ne yediklerinin videosunu çekip paylaşıyor. Kaçamaklara neredeyse hiç yer verilmeyen bu videolarda bol proteinli şekersiz yiyeceklerin nimetlerinden bahsediliyor.

Güzellik baskısına yol açan bu paylaşımlar dışında “body positivity” denilen, vücudunu olduğu gibi kabul edip pozitif bakmayı teşvik eden bir akım da var gerçi. Ancak bu paylaşımlara ulaşabilmek için bu yönde arama yapmak lazım. Sosyal medya algoritmaları nasıl daha güzel olabileceğiyle ilgili aramalar yapan kişilere bu sonuçları göstermiyor.

Sosyal medya tüketiminin kişinin öz güveni ve kendine değer verme hissine olumsuz etki ettiğiyle ilgili bilimsel araştırmalar var. Son olarak Kanada’nın Toronto kentindeki York Üniversitesinde yapılan bir araştırma, sosyal medyadan sadece bir hafta uzak kalmanın, genç kadınların kendi bedenlerine daha olumlu yaklaşmalarına yol açtığını ve kendilerine değer verme hissini olumlu etkilediğini ortaya koydu.

Araştırma çerçevesinde 66 kadın üniversite öğrencisi iki gruba ayrıldı. Bir grup alıştığı şekilde sosyal medya tüketimine devam ederken diğer grup bir hafta boyunca her tür sosyal medya platformundan uzak durdu. Öncesinde katılımcılara vücutlarından ne kadar memnun oldukları ve bir manken gibi görünmeyi isteyip istemeyecekleri soruldu. Bir hafta sonrasında katılımcılara aynı sorular bir kez daha yöneltildi. Sosyal medyadan uzak duran kadınlarda bedenleriyle ilgili algının iyileştiği görüldü. Bu pozitif etki, özellikle de zayıflık idealini içselleştiren kadınlarda daha belirgin oldu.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Araştırmayı yapan bilim insanları, elde edilen etkinin çok güçlü olduğuna, böyle bir etkiye psikolojik testlerde bile nadiren ulaşılabildiğine işaret etti. Ancak bu sonuçlarda muhtemelen sadece sosyal medyaya ara vermiş olmak değil, bu süre içinde değişen gündelik yaşam tarzı da etkili oldu. Araştırmacılar, bütün günü elinde cep telefonuyla geçirmek yerine dışarıda daha fazla temiz hava almanın, zamanı arkadaşlar ya da sporla geçirmenin de ruh sağlığının iyileşmesine katkı sağladığına dikkat çekiyor.

Peki ruh ve beden sağlığına olumsuz etkileri olan bu trendlere karşı sosyal medya platformları ne önlemler alıyor? Şimdiye kadar bu konuda önemli bir yol alınmış değil. Sosyal medya kullanma süreleri yıllardır giderek artarken pek çok genç sosyal medyadan uzak durmakta zorluk yaşıyor. Instagram ve Facebook’un bağlı olduğu Meta şirketi bu yıl Ocak ayında yaptığı açıklamada, uygunsuz içerikleri gençlere görünmez hale getireceğini açıkladı. Ancak bunun için kullanıcının yaşını doğru ibraz etmiş olması gerekiyor.

Hükümetlerin getirdiği yasal düzenlemeler de genelde hedeflenen etkiyi yaratmıyor. Örneğin Avrupa Birliği’nin çıkardığı Dijital Hizmetler Yasasında, reşit olmayanların, internette yeme bozukluğunun yüceltilmesi gibi sorunlu içeriklerden korunması hedefleniyor ve bunun için işletmeci şirketlere söz konusu içerikleri silmesi ya da görünmez hale getirmesi yükümlülüğü getiriliyor.

Ancak sivil toplum örgütü “Reset.tech”in yaptırdığı bir araştırma, bu tür içeriklerin azami yüzde 30’unun silindiğini ortaya koyuyor. Sorunlu içeriklerin silinmesi konusunda karnesi en kötü sosyal medya platformu ise TikTok. Video paylaşım platformu TikTok’ta, yapılan uyarılara rağmen silinen içeriklerin oranının çok daha düşük olduğu belirtiliyor.

Paylaşın