Özel’den Erken Seçim Çağrısı: Millet O Sandığı Bekliyor

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Ya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyetlere doğru yürüyüp yakalayıp geçeceğiz, zenginleşeceğiz ve demokratikleşeceğiz ya da son cumhurbaşkanının götürdüğü tarafa gidip hep birlikte perişan olacağız. O sandığı bekliyor millet. O sandığı bekliyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Özgür Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: “Maalesef kimsenin istemediği ama kaçamayacağımız gündemler var. Konya’da 2 yaşında Rana bebek, sokak köpeklerinin, sahipsiz köpeklerin saldırısıyla feci şekilde can verdi. Bugün de sabah Erzurum’da 10 yaşında Murat’ımız bir saldırıya maruz kaldı. O da yaralı. Sağlık durumunun iyiye gitmesini temenni ediyoruz.

Normalde bu iki olay Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde olsa ve bu aşamada bir şey söylemeye kalksak siyasetin girdabı içinde kaybolur, savrulur, bir yere gider. Konya ve Erzurum Belediyeleri, AK Partili belediyeleri suçlamadan bir şey söylüyorum. Belediye hangi belediye olursa olsun bu yasa yürürlükte olduktan sonra ve bu şekilde uygulandıktan sonra bu tip durumların olması kaçınılmaz.

Biz yasanın çıktığı tarihte, yanılmıyorsam Ağustos ayının 8’iydi, hem bunu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğimizi hem de bu yasanın sokaktaki popülasyonu artıracağını söyledik. Aşılama oranlarını düşüreceğini söyledik. Kısırlaştırma oranlarının azalacağını söyledik. Saldırgan ırkların ve grupların tespitinin ve izolasyonunun imkansızlaşacağını söyledik. Çünkü getirdikleri yasa ilk haliyle ‘al, götür, öldür’dü.

Bu öldür kısmına bu memlekette kalbi olan kimse razı gelmeyeceği için hem muhalefetin uyarıları hem iktidardan gelen duyarlı sesler öldür kısmını kaldırdı. Al götür, ne yaparsan yap. Aslında bir yandan zımnen ne yapacağını biliyorsun. Sessiz sedasız ortadan kaldır. Bu yasa ‘al, götür ve ne yaparsan yap’ dediği için. Hem de bu kadar büyük ekonomik kriz varken, hele hele bizim belediyeler özel olarak sarsılıyorken, hayvan barınağı çok sayıda hayvan barınağı lazımken, bunun da önünde engel.

Bir sürü imkansızlık yaratıyor. Barınaklar doluyor, kısırlaştırma yapılan köpek bırakılamıyor ve yeni kısırlaştırma için köpekler toplanamıyor ve sokaktaki popülasyon artıyor. Hem veteriner hekimlerinin meslek örgütüyle hem o meslek örgütü kurulmadan önce kurulmuş Veteriner Hekimleri Derneği’yle bu konuları konuştuk. Çok değerli bilgiler aldık. Başarılı Sahiplen İstanbul projesinin yöneticilerinden bu konuda bilgi aldık.

Gelen bilgi şu: Bu yasa çıktıktan beri kısırlaştırma yüzde 30’a düştü. Çünkü yer yok. Alıp kısırlaştırıp 10 gün sonra bıraksan, bir daha üremiyorken, alıyorsun, doluyor, yenisini alamıyorsun. Aldığın sırada kuduz aşısı yapıyordun, yapamıyorsun.

Kuduz tehlikesi var ormana temas eden yerlerde. Diğer aşılar yapılmıyor. Hayvan sağlığı, halk sağlığı tehdit altında ve biz bu Meclis’in bütün partileri kapsayan bir komisyonunun raporunu önemsedik. Burada anlattık defalarca… Rapor diyor ki: ‘Şans oyunlarından küçük bir yüzde 0.5’lik bir kesinti bütün barınak ve kısırlaştırma maliyetlerine yetiyor.’ ‘Bunu yapalım.’ dedik, “Olmaz.” dediler.

Mali imkanlar, imkan sağlayacakları hiçbir seçenek belediyelere vermediler. İşte Konya, Erzurum, AK Parti’nin büyükşehir belediyeleri. Çıkıp hamaset yapsam, ‘Çocuklar orada öldü.’ diye bir CHP’li belediyede olsa inanın yapacaklar. Yapmıyorum çünkü yasa kötü.

Buradan Sayın Erdoğan’a çağrıda bulunuyorum. Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmesini beklemeyin. Gelin yeniden hem hayvanseverleri, Hayvan Hakları Derneği’ni, en önemlisi veteriner hekimleri, bu işin uzmanlarını, Türkiye’deki başarılı kısırlaştırma işleri, sahiplendirme projelerini başarmış yerel yöneticileri, hangi partide varsa çağıralım. Şu Meclis’te şu yasayı düzeltelim.

Yasa ne hayvana sağlık, huzur ne insana sağlık, huzur verecek bir yasa değildir. Tutulacak tarafı yoktur. Bu konuda çağrımızı yeni kayıplar olmadan, yeni Rana bebekler ölmeden iktidara bir kez daha hatırlatıyorum huzurlarınızda. Diğer bir konu Kartalkaya. Bugün 49. gün.

İlk gün de oradaydık. Her hafta da burada konuştuk. Taziyeler için oradaydık. 40’ı günü oradaydık. 40 günde 3 kez gittim Bolu’ya, gitmeye de devam edeceğim. Biliyorsunuz 7 bilirkişi görevlendirildi. Bu arkadaşlar, 3 gün içinde rapor istendi. Gece gündüz çalışıp rapor yazdılar. Teslim edince başsavcı almadı. Neden? Ankara’dan baskı geliyor.

‘O rapora bir bakın.’ Raporda ne var? Suçlular sayılmış, Turizm Bakanlığı sorumlu diyor, Bolu Belediyesi de sorumsuz diyor. ‘Buradan bakanlığı çıkarın, Bolu Belediyesi yazın.’ ‘Efendim, kanunda yeri yok.’ ‘Bütün denetimler bunlarda. Bolu Belediyesi’nin yetkisi yok.

Bakanlık yapmamış. Ayrıca Bolu Belediyesi yıllarca AK Parti’deyken de yapılmamış. Ne o suçlu ne bu suçlu. Görev alanının dışında, başka ilçede bu belediye. Bolu büyükşehir değil.” “Hayır, bunu böyle yazmazsanız azlinizi isteyin.’ 3 günde rapor verin diyenler, raporu 3 günde hazırladılar. Raporu teslim ettikleri saatten sonra “Gördüğüm rüzum üzerine, işlerimin yoğunluğu üzerine bu görevden azlimi istiyorum.’

Sonra bakan, ben bu azli söyleyince ‘Yok yok, heyeti genişlettik.’ dedi. Azilnameleri de geçen hafta gösterdim. Halen daha halen daha yani dört başı mamur yazılmış bilirkişi raporu yok. ‘Heyete korsan’ dedi. Ben görevlendirme kararını da gösterdik, yazdıkları raporu da gösterdik. Tam bir korsanlık faaliyetiyle Adalet Bakanı’nın bilgisi ve Bolu’daki talimatlandırdığı kişiler eliyle bir rapor korsanca adaletten kaçırılmış, yerine bir başka raporun ikame edilmesi de geçen 49 gün boyunca mümkün olmamıştır.

Mutlaka bir rapor çıkacak ama artık o raporda yazanlar da bir önceki raporun, ortadan kalkan raporun, dört başı mamur yazılmış o raporu işlerine gelmediği için siyaseten reddedenler ne diyecekler hep beraber göreceğiz. 36’sı çocuk, bebek 78 canımızın hesabını sormaya, bu meselenin peşini bırakmamaya devam edeceğiz. Sayın Ali Yerlikaya’ya da söylüyorum. O gün’ “10 gün.’ dedi. ‘Bekleyeceğiz sayın bakanım.’ dedim, ‘Yeter ki adil olsun.’

Dedi ki: ‘Çok iyi müfettişlerimiz var. Hiçbir şey gizli kalmayacak. 10 gün bana süre verin.’ dedi. Kendi talep ettiği sürenin üzerinden 39 gün geçti. Suspus bir kenarda oturuyor çünkü onu atayan dolma kalemin mürekkebiyle suçluyu atayan dolma kalemin mürekkebi aynı, kalemin sahibi de Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değil.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz geçen hafta gruptan sonra Brüksel’e gittik. Kuvvetli bir heyetle gittik Brüksel’e ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimize giden yolda ilişkilerimizi kuvvetlendiren, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Avrupa tarafından ne kadar önemsendiğini ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu hattın ne kadar kıymetlendirildiğini gördüğümüz ziyaretler yaptık.

Avrupa Parlamentosu’na Sosyalistler ve Demokratlar Grubu tarafından davet edilmiştik. Yaptığımız Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşma büyük bir dikkatle takip edildi. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, dünyanın içinde bulunduğu durum, Suriye’den Gazze’ye, Gazze’den Rusya ile Ukrayna arasında süren savaşa kadar, Kıbrıs’ımıza kadar tüm meseleleri enine boyuna konuştuk, soruları yanıtladık. Çok yerinde çok yerinde önerilerde bulunduğumuz, bu yol haritasının doğru harita olduğu ifade edildi.

Biz tüm muhataplarımıza, ilk gün 8 üst düzey görüşme, kamuoyuyla paylaşıldığı için tekrar etmiyorum isimleri, makamları. İkinci gün liderler zirvesinde konsey toplantısına hazırlık toplantısı yaptı Avrupa Sosyalist Partisi.

Yani Avrupa’daki sol, sosyal demokrat partilerin çatı örgütü. Tam üye olmamamıza rağmen davet edildim, katıldım. Orada da konuştuk. Ana mesaj Türkiye ile Avrupa Birliği’nin ilişkilerinin iki tarafın da çıkarına olduğu. Hatta Avrupa’nın bugünlerde güvenlik kaygıları yaşarken, niye?

NATO’nun, birlikte NATO üyesiyiz hep beraber, en büyük ordusu Amerika Birleşik Devletleri ordusu. Trump’ın ortaya koyduğu yeni yaklaşım, her gün gündeme bıraktığı bir bomba, Zelenski ile yaptığı görüşmede olanlar, Avrupa ile kurduğu ilişkiler, Gazze’ye yönelik olarak oradan Gazze’den Filistinlileri uzaklaştırıp onları çevre ülkelere tehcir edip daha sonra orayı yazlık bir yer olarak işletmeye kalkması gibi her birisi dünya gündemine bir bomba ve güvenlik gündemi yaratan tartışmalarda onlara şunu hatırlattım: ‘NATO’nun en büyük ordusu bir anda başkanı o ordunun savrulunca olur olmaz şeyler yapınca, bu kaygıları yaratınca demiyor musunuz ‘Keşke NATO’nun en büyük ikinci ordusu tam üyemiz olsaydı.’ diye?’ Karşılıklı hatalar yaptık.

Elbette Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmediği bir noktada tam üye olmasını kimse bekleyemez. Hatanın büyüğü Türkiye’nin değil, Türkiye’yi 22 yıldır yöneten bu hükümetin. Ama Avrupa Birliği de hatalar yaptı. Onları da anımsattık ve dedik ki: ‘Türkiye’yi itmeyin. Türkiye’yi Trump’a itmeyin. Türkiye’yi Putin’e itmeyin. Türkiye’yi çağdaş dünyanın dışına itmeyin. Türkiye’yi kapsayın.’

Dedik ki: ‘Paris’e davet etmediniz, yanlıştı. Londra’ya davet edildi.’ doğru dedim. Erdoğan ile görüşeceksiniz. Taban tabana zıtız onla Türkiye’de. Büyük mücadele veriyoruz ama çağrılması, görüşülmesi doğru.’ dedim ve bir tek şart düştüm. O da şu: Türkiye ile Merkel-Erdoğan tipi yani pragmatist bir şekilde, al-ver pazarlığıyla, koyun pazarlığı yapar gibi, mülteci meselesini çözdüğünüz gibi ilkesiz ve sizin değerlerinize, Türkiye’nin geleceğine zarar verecek gibi çözmeyin. Türkiye’yi demokrasi zemininde müzakere edilecek bir ülke olmaya davet edin. Onu demokrasiye davet edin. Bizi demokrasiye davet edin.’ dedik ve doğru yolun bu olduğunu karşılıklı mutabakatlarla ifade ettik.

Deniyor ki: ‘Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var ama keşke demokratik standartları sağlasa.’ Biz Strazburg’a gittiğimizde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi karşımıza her aşamada AİHM kararlarına uymayan bir ülkeyle nasıl yürüyeceğiz diyorlardı. Sayın Tuğrul Türkeş de bundan şikayet ediyordu. Diyordu ki: ‘Her gittiğim yerde karşıma Gezi davası, Kavala, diğer hak ihlalleri ve uyulmayan kararlar çıkıyor.’ Kendisi bu konuda samimi gayret gösteriyor.

Onun gayretlerini görüyorum, takdir ediyorum ama Adalet ve Kalkınma Partisi oradaki kendi grubunu dahi dinlemiyor. Avrupa Parlamentosu’nda her adımda karşımıza terk edilen Kopenhag kriterleri çıkıyor. Hani Tayyip Bey diyordu: ‘Gerekirse Kopenhag kriterlerini alır, Ankara kriterleri yapar, kendi sürecimizi kendimiz tamamlarız.’ Birisini yaptın mı birisini? Bakın, 2015 yılında serbest dolaşım gelecek, 72 kanundan 66’sı çıkmış.

Kalan altının üçü polis, Interpol hallolacak maddeler. Bir tanesi Kişisel Verileri Koruma Kanunu sonradan bir noktaya geldi. Eksikleri var ama bir noktaya geldi. Kötü uygulanıyor ama bir noktaya geldi. İki madde vardı, iki madde. Bir, terör tanımı yani eline silah alan teröristi, onu eğiteni, onu finanse edeni değil de tweet atan akademisyeni de terörist yapan, muhalif belediye başkanını terörist yapan, muhalif milletvekilini seçilse de ‘Terörist.’ diye hapiste tutan, gazeteciyi terörist yapan, öğrenciyi terörist yapan terör kanunu, terör tanımı.

Diğer tarafta da Siyasi Ahlak Yasası. Türkiye’nin bütün gençlerini hatırlatıyorum. Vize sorunu çeken bütün gençlere, vize sorunu çeken tüm iş insanlarına, vize sorunu çeken hastalara, akademisyenlere, herkese. Eğer ki Tayyip Bey siyasi ahlak yasası yani GRECO kriterlerine göre temiz bir siyaset, siyasetin finansmanı, o günün başbakanına, sonradan alıp azlettiği başbakanına ‘Bunu çıkarırsan, siyasi ahlak yasasını, bir ilçe başkanı, bir il başkanı bulamayız AK Parti olarak.’ diyen cumhurbaşkanı yüzünden, yani siyaseti ahlaki bir zeminde, şeffaf bir zeminde yapmayı reddeden biri yüzünden bugün Türkiye’nin insanları Avrupa’da serbest dolaşamıyorlar ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu bu perspektif yani ‘İktidar olduğumuzda ışık hızıyla Kopenhag kriterlerini hayata geçireceğiz.’ dediğimizin altına 77 ülkeden 89, pek çoğu da ülkelerinde iktidarda olan sosyal demokrat partiler, sosyalist partiler imza attı.

“Millet o sandığı bekliyor”

CHP’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefini destekliyoruz. Önümüzdeki seçim önümüzdeki seçim bir anlamda referandumdur. Ya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyetlere doğru yürüyüp yakalayıp geçeceğiz, zenginleşeceğiz ve demokratikleşeceğiz ya da son cumhurbaşkanının götürdüğü tarafa gidip hep birlikte perişan olacağız. O sandığı bekliyor millet. O sandığı bekliyor.

Türkiye maalesef öyle bir ülke haline getirildi ki 14 Mart Tıp Bayramı geliyor, ne sağlık çalışanları sistemden memnun ne de vatandaş memnun. Türkiye’de bugün sağlık çalışanları hak ettikleri itibarı göremiyor, madden ve manen. Son 5 yılda, rakamı görünce inanmadım, bir daha bir daha kontrol ettirdim, 70.000’den fazla sağlık çalışanı şiddet mağduru olmuş.

Yani sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalmış ve kayıtlara geçmiş. Sağlıkçılar pandemide, depremde cansiperane çalıştılar. Pandemide de depremde de herkes onları övüyordu. ‘Hakkınız ödenmez.’ dediler, gerçekten de haklarını ödemediler. Son 5 yılda 15.000’i aşkın hekim yurt dışına gitti. Bu rakam daha 2.000’deyken Sayın Erdoğan ‘Giderlerse gitsinler. Gerekirse asistanlarla yolumuza devam ederiz.’ demişti.

İşte o anlayış, yani ‘Giden uzman gitsin, ben asistanla gerekirse devam ederim.’ diyen anlayış, 15.000 yetişmiş, anaokulundan beri ailesinin emek verdiği, devletin emek verdiği, ailesinin para harcadığı, devletin ihtiyaçlarını karşıladığı, ilkokulunu, ortaokulunu, lisesini, üniversitesini, uzmanlığını bitirmiş çoğu, 6 yıllık tıp eğitimini tamamlamış 15.000 pırıl pırıl, yetenekli, iyi eğitimli gencimizi çoğunu Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine kaybettik.

İşte yaklaşım bu: ‘Giden gitsin, asistanlarla devam ederiz.’ Hadi devam et bakalım asistanlarla. Ülkemizde hekim sayısı yetersiz. 1000 kişiye düşen doktor sayısı OECD ülkelerinde 3,7, Türkiye’de 2,3. Hele hele hemşire sayısı 1000 kişiye OECD ülkelerinde 9,8, Türkiye’de sadece 3,6. Belirsiz performans hedefleri, güvencesiz çalışma, aşırı iş yükü malpraktis baskısını artırıyor. Aile sağlığı merkezlerinde grup elemanları maalesef güvencesiz, pek çoğu asgari ücretin de altında çalışmak zorunda kalıyorlar. Atamada, yükselmede liyakat yok, partizanlık var.

Hangi sendikaya üye olduğun önemli. Liyakatsiz, partizanca yönetilen sağlık kurumları tarafından uygulanan mobbing sağlık çalışanlarını canlarından bezdiriyor. 14 Mart’ta aile hekimleri bir kez daha iş bırakma eylemi yapacaklar. Bu bir çığlık. Bu çığlığın duyulması lazım. Bu kadar eylem, bu kadar baskı, bu kadar tartışma halen daha sorunlar çözülmediyse bir oturup değerlendirmek lazım. Sağlık çalışanlarının yeterli sayıda, yeterli maaşla, insanca koşullarda çalışmalarının temin edilmesi, hekim göçünün durdurulması Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bir meseledir ve derhal halledilmesi gerekiyor.

Randevu, sevk zincirinin uygulanmaması, randevuların, telefon başında randevu alma sorunu, günler, aylar sonraya giden randevular, tetkiklerde 1 yıl sonraya verilen günler, fahiş ilaç katkı payları, ödenmeyen ilaçlar, muayene ücretleri, maaşlardan kesilen paralar ve ödenmeyen ilaçlar hastaları canından bezdirdiği gibi zaman zaman da sağlık emekçileriyle karşı karşıya getiriyor. Bu yapısal sorunların tamamının çözüldüğü yarınlarda 14 Mart’ların Tıp Bayramı olarak kutlanabilmesini ümit ediyoruz. Buradan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’ndan tüm sağlık emekçilerini dayanışma duygularımızla saygıyla selamlıyoruz.

Maalesef hani böyle ‘Gitti gitti.’ diye dövünecek durumdayız. Hep anlattım ama vicdansızlar, izansızlar bizim altın yumurtlayan tavuğu yine kestiler. Çayırhan bedavaya gitti. Haftalarca burada söyledik. Dedim ya: ‘Bir hediye paketi yapmamış, bir fiyonk takmamışsınız üzerine.’ dedim. Bakın şimdi, alan Çayırhan’ı nasıl almış. Çayırhan Termik Santrali’nin değeri 1 milyar dolar. Kömür sahalarının yaklaşık değeri de 3,5 milyar dolar. Toplam 4,5 milyar dolar bugünkü kurla 164 milyar ediyor ve bu 164 milyar liralık hem kömür sahasını ki 20 yıl önce verilmiş, şimdi geri gelmiş falan, yine veriliyor.

Kömür öyle bir maden ki alınınca geriye maden diye bir şey kalmıyor. 164 milyar eden Çayırhan’ı kaça verdiler biliyor musunuz? 20 milyar TL’ye, 35 yıllığına. Taşınmazlar tamamen mülkiyet el değiştirdi. Kömürün kullanım hakkıymış. 35 yıl boyunca çıkaracak, yakacak. Çıkaracak, yakacak ve 20 milyar liraya. Üstelik %20’si peşin, gerisi Türk Lirası üzerinden 6 taksitle ödenecek. Daha önce, bakın daha önce yapılan benzer bir şeye bakalım sırf dedim Çayırhan’ı karşılaştırmak için. Çayırhan 620 MW. 600 MW’lık Seyitömer özelleştirilmiş 2013 yılında 2 milyar 248 milyona.

Ondan, 600’lük Seyitömer’den daha çok, 620 MW’lık Çayırhan 543 milyon dolara yani Seyitömer’in beşte biri fiyatına özelleştirildi. Burayı 20 yıl önce, 25 yıl önce özelleştirmişlerdi. Süresi doldu, geri geldi. Bu kadar karlı bir işletme şimdi bir kez daha göz göre göre işçilerin açlık grevlerine, Ankara’ya yürümelerine, kendilerini madene kapatmalarına rağmen bedavaya verildi. Şirket yılda 120 milyon dolar kar edecek. Özelleştirme bedelini 5 yıl içinde çıkartacak, geri kalan 30 yıl kara çalışacak.

Özelleştirmesek bu paranın 7 katı cepte. Sadece 20 milyar, onun da yüzde 20’si peşin, 4 milyar sıcak para için 164 milyarlık 164 milyarlık Çayırhan’ımızı verdiler, gitti. Buradan şunu söyleyeceğim: Bir kısa vadeli bir şey söyleyeceğim. İhaleyi alan şirkete, hem işçi hakları hem iş sağlığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerinden gözümüz üzerinde. Çayırhan işçisi yalnız değildir. Bir de orta vade bir şey söyleyeceğim. O da şu: İnşallah çok da orta vade değil, kısa vade olur. Yapılacak seçimden sonra Çayırhan bizimdir kardeşim. Geri alacağız.

Öyle Tayyip Bey’in şartnamesine güvenip de oradan buradan yangından mal kaçırır gibi bu milletin malını aldırtmayız, kaçırmayız. 40 haramileri de söylüyorum, bu son hırsızı da söylüyorum. Milletin malını size yedirmeyeceğiz, söz veriyoruz.

Mübarek Ramazan ayı, millet yoksullukla boğuşuyor. Hala aylık enflasyon, bizim aylık enflasyonumuz onlarca OECD ülkesinin, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının yıllık enflasyonundan yüksek. Üstelik yapılan araştırmalar TÜİK’in bu resmi enflasyona artık neredeyse kimsenin inanmadığını gösteriyor. TÜİK enflasyon rakamları açıkladı. Biliyorsunuz Aralık’ta 5 olan enflasyonu 1 gösterince yüzde 4 maaşlardan çaldılar, çaldırdılar. Sonra Ocak ve Şubat enflasyonları birlikte yüzde 7.

Az enflasyon değil yüzde 7. 2 ay önce 100 liralık mal 107 lira oluyor, 110 lira oluyor. “Bu rakama inanıyor musun?” diye soruluyor. Bakın cevap. Bu Türkiye tablosu. İnanmayan yaptırsın, farklı bir şey çıkarsa canlı yayından göstersin, hep beraber görelim ama kim bakarsa buna bunu görüyor. Soru: ‘TÜİK bu ay aylık enflasyonu yüzde 2,27 olarak açıkladı.’

Bakın, ‘Şubat enflasyonu, kısa Şubat’ın, 2,27 aylık. Bu rakam doğru mu?’ diyor. Türkiye’nin açıklanan rakamın çok üstündedir diyen yüzde 55’i, açıklanan rakamın üstündedir diyen yüzde 30’u, Türkiye’nin yüzde 85’i ‘Enflasyon açıklanandan yüksek.’ diyor. yüzde 11 ‘Açıklananla aynıdır.’ diyor. yüzde 4 de ‘Açıklanandan düşüktür.’ demiş, Türkiye. Bakın, CHP’de bu rakam, inanmayanlar, 93. DEM Parti’de yüzde 100’ü inanmıyor. İyi Parti’nin yüzde 88’i inanmıyor rakamlara. Peki MHP’nin? Bakın başka mevzu olunca, ‘Bugün bu yana giderim peşimden gelirler, bugün bu yana giderim peşimden gelirler. Dün şöyle söylerim alkışlarlar ayağa kalkıp, bugün tersini söylerim alkışlarlar ayağa kalkıp.’ o MHP grubunda.

Sokaktaki MHP’li öyle peşinden gelemiyor. Neden? Bakkala gidemiyor adam. Kasaba gidemiyor. Pazara gidemiyor MHP’li. Bak, sokaktaki MHP’li büyüklerim, kardeşlerim, yüzde 73’ü bu enflasyon rakamlarına inanmıyor. AK Parti, Tayyip Erdoğan 2 kere 2, 5 eder, 5 ediyor dese ‘Reis kerat cetvelindeki hatayı düzeltti.’ diyecek AK Parti’dekiler. Sokaktaki AK Parti’li öyle demiyor çünkü boğazından geçmiyor, karnını doyuramıyor, fileyi dolduramıyor. AK Partililerin de yüzde 68’i açıklanan enflasyon rakamlarına inanmıyor. Tayyip Bey, yaptır çalışmayı hani yansıtıyorsun ya bir bakalım ne olmuş ne bitmiş diye yalan yanlış videolarla, onla bunla, sahte sapan montajlarla gösteriyorsun ya, yaptır çalışmayı bakalım. Enflasyon rakamlarına inanan AK Partili var mı sokakta, görelim.

Besiciyi desteklemek yerine Et ve Süt Kurumu’nu ithalat kurumu haline getirdiler. Yalnız inanılmaz işler oluyor burada. Dikkatle bakıyoruz. Bunlar bir anlaşma yapmış. Bu zincir lokantalar, zincir yemek yenilen yerler var. İsim vermeyeyim şimdi. İsim verince çoğunun patronu yandaş, burada söyleyeceğim ismini ama çalışanlarına kıyamam. Millet kızıyor, protesto ediyor, işten çıkarırlar, bir şey olur. Bu zincirlerdeki sürekli et satan mağazalar için Et ve Süt Kurumu bir anlaşma yapmış. Onlara 175 liradan getirdiği ithal canlı hayvanı veriyor. Bundan satılmaya hazır haldeki etin maliyeti 270 lira ama Et ve Balık Kurumu’nun önünde soğukta eksi 17 derecede kuyruk bekleyenlere 400 lira.

Bakın, 175 lira canlısını, löp eti, maliyeti 270 liraya geliyor zincir marketlere. Onlara her gün istedikleri kadar var 270 liradan ama soğukta bekleyen vatandaşa 1 kilo sınırı var, 1 kilo. Amcam oradan gösteriyor yazık ki yavrum, 1 diyor. 1 kilo. Şimdi bu vatandaş 1 kilo et için eksi 17 derecede kuyruk bekleyip 400 lira veriyor. Zincir market 270 liradan Et ve Süt Kurumu’ndan bunu alıyor. Yok -17’de beklemezsen gidip de marketten alırsan aynı eti de 750 liraya satıyorlar. Bir yandan Ramazan, iftar sofralarına hep birlikte gidiyoruz. Her gittiğimiz yerde başka bir şey duyuyoruz.

Örneğin pide hesabı yapacak, altın hesabını bıraktık Ramazan’da ‘Tayyip Bey kızıyor.’ diye. Pide hesabı yapacakken güllaç istedi teyzem, güllaç yaptık. Bu sefer oturduğumuz iftar sofrasında ‘Buralar iyi oldu.’ diyor. “Konu komşu gelip burada yiyoruz. Eskiden birbirimize gidiyorduk iftara.” diyorlar. ‘Gidemiyor musunuz şimdi?’ dedim. ‘Nerede?’ dedi. Ben de bir bakayım dedim bakalım. Ramazan’dayız. İftara 4 kişilik aile 4 kişilik komşuyu davet ederse ne olur? Çok geriye değil, geçen seneye gidiyoruz. Mercimek çorbası, makul miktar pide, kavurma, pilav, cacık, baklava.

Geçen sene 4 kişilik aileyi davet edip onlara bunu evde pişirmenin maliyeti 1.370 liraydı. Bugün aynı iftar sofrasının maliyeti 2.530 lira olmuş. Aradaki 1.200 lira Tayyip Bey’in iktidarda olmasının iftar sofrasına maliyeti arkadaşlar. Tayyip Bey’in iktidarının maliyeti. Tam olarak artış yüzde 85. O da TÜİK %39 derken ENAG enflasyon %80 diyor ya. Sokağa çıktığında, sorduğunda her enflasyon, “Her şey ateş pahası. Her şey geçen senenin iki katı.” deniyor ya, işte bu rakam da TÜİK’i yalanlıyor, vatandaşın hissiyatının doğru olduğunu gösteriyor. İftarda dört kap yemeğin evdeki maliyeti kişi başına 320 lira. Belediyelerin kent lokantalarında dört kap yemek 40 lira, 50 lira, bilemedin en pahalısında 70 lira. İstanbul’da Ekrem Başkan’ın başlattığı, markalaştırdığı kent lokantalarından şu anda ülke genelinde 110 tane lokantamız var.

Bunun en çarpıcı örneği kent lokantalarında yediği yemeği sosyal medyada paylaşan Vedat Milor’a açılan soruşturma. Çünkü Vedat Milor ‘Herkes konuşuyor, çok ucuz, herkes gidiyor, gideyim yiyeyim bakalım.’ demiş. Yiyince de ‘Bu fiyata bu lezzet gerçekten inanılmaz.’ demiş. Vedat Milor’a soruşturma açtılar. Ticaret Bakanı da diyor ki: ‘Ne yaptık ya? Kent lokantasına mı açtık? Vedat Milor’a gittik, sorduk. Sen burada gizli reklam mı yapıyorsun?’ Be Allah’ın adamı, kötü bir şey demek istemiyorum, kent lokantasının reklama mı ihtiyacı var? Bir mercimek çorbasının 150-200 lira olduğu yerde mercimek çorbası yanında daha üç kap yemek 50 liraya satılıyor, önünde 500 metre kuyruk var. Kent lokantasına “Gizli reklam” diyorlar. Allah akıl fikir versin.

Kent lokantası kuyruklarında tabii en çok emekliler var çünkü milyonlarca emekli geçim sıkıntısında. Bugün müjde diye müjde diye emekli ikramiyesini duyurdular. Gerçi müjde olsa, gerçekten müjde olsa Tayyip Bey dün çıktı, ulusa sesleniş konuşması yaptı. O kadar emekli var. Müjde olsa demez mi: ‘Emekli ikramiyesini 3 bin liradan işte CHP’nin söz verdiği gibi 22 bin lira yapıyorum, asgari ücret yapıyorum.’ 4 bin lira yapınca Abdullah Gül’lere açıklatmışlar. Sen yani açıklanan rakamın ne kadar değerli olduğunu ne kadar değerli bir kardeşimin açıkladığından anlayacaksın.

Bakın o rakamı açıklarken yanlışlıkla yutan, içine doğru, dışarı söyleyemiyor. Gerçi gerçekten pek rastladığımız bir özellik değil ama utandı söylerken, içine yuttu rakamı. 3.000 lira olan şeyi diyor, 4.000 lira diyecek, dördü diyemedi. Bakın, 2018 yılı. Şunu hatırlayalım: 2015 yılında Cumhuriyet Halk Partisi seçim kampanyasında dedi ki: ‘Her emekliye bir maaş ikramiye.’ Tayyip Bey dedi ki: ‘Veremezler.’ Hatta dedirtti. O zaman güya tarafsız cumhurbaşkanıydı. ‘Veremezler, olmaz.’ dedi. 7 Haziran’da seçimi kaybettiler.

1 Kasım’a giderken ‘Biz de vereceğiz.’ dediler. Bu ikramiye o ikramiye. Sonra o ikramiyeyi 3 yıl üstüne yattılar. 2018 seçimine giderken seçimden önceki son bayramda 1.000 lira ikramiye verdiler. Biz itiraz ettik. ‘Bir asgari ücret olacaktı.’ dedik. Onlar 1.000 lira verdi. Asgari ücretin o gün %62’siymiş, %62’si ve 24 kilo da dana kıyma alıyormuş. Bu hesabı yapmadan bırakmam peşini.

Bu sene 4 bin lira yaptıkları, Abdullah Gül’lere açıklattırdıkları para asgari ücretin yüzde 18’i. Bakın, nazlana nazlana, bizim itirazlarımıza rağmen verdikleri 1.000 lira asgari ücretin yüzde 62’si iken bugünkü 4.000 lira yüzde 18’i. İşte bu yüzden Abdullah Gül’ler açıklıyor bunu, Tayyip Erdoğan açıklamıyor ve o gün 24 kilo dana kıyma alan bayram ikramiyesi bugün sadece 5 kilo dana kıyma alıyor. 5 kilo dana kıyma.

Bütün emeklilere gösteriyorum: Bu sizin bu o dönemde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Emekli Kemal’in size kazandırdığıydı. Bu da halden anlamaz Recep Tayyip Erdoğan’ın sizden çaldığıdır. 24 kilodan 5 kiloya düşmüş. Bu arada Tayyip Bey malum döviz, ihracatçıyı perişan etmesine rağmen… Döviz baskılanıyor. Dövizi bastırdıkça dolar üzerinden hesaplandığı için milli gelir bağıl olarak artıyor. Yani paranın sokakta satın alma gücü yok da döviz olarak milli gelir artıyor gibi gözüküyor.

Onunla övünüyor. Emekliler açısından baktırdım. Son 15 yılda yani 15 yıl önce emekli aylığı, ortalama emekli aylığının milli gelire oranı yüzde 58’miş. Şu anda ortalama emekli maaşının ‘Yükseldi.’ dedikleri milli gelire oranı yüzde 33. yüzde 58’den yüzde 33’e gelinmiş emekli açısından ama milli gelir artıyor çünkü para babaları para babaları o paraları burada bir tarafta kazandıkça çoğaltıyor, kazandıkça çoğaltıyor. Pandemide herkes sürünürken kredi garanti fonundan verilen paralarla villaları aldılar, uçakları aldılar. Halen o paralara yüzde 8 faiz ödüyorlar.

O gün dükkanı kapalı olan berberin, lokantacının esnaf kefaletten aldığı yüzde 9’luk kredinin faizini yüzde 29 yaptılar şu anda, Esnaf Kefalet Kooperatifi’nden. Bir tarafta yüzde 8 ile KGF’den kontra alanlar yüzde 8’le ödemeye devam ediyor. Aç kaldı, evde oturan berberin aldığını “9’da aldın ama faizler arttı, 29’da geri ödeyeceksin.” diyorlar.

Bir diğer meselemiz Tayyip Bey’in talimatıyla madden, manen ve hukuken belediyelerimiz silkelenmeye devam ediyor, milletin gözü önünde. Normalde olmayan şeyler oluyor. Herkes biliyor ki bunların hepsi Tayyip Bey’in hasetliği yüzünden, kıskançlığı yüzünden, bundan sonra bir daha seçim kazanamayacağını bilmesi yüzünden oluyor. ‘CHP’li belediyeler başarılı, silkeleyin, paralarını alın, kendilerini alın, iftira atın, içeri atın, yeter ki şu belediyeleri karşımdan alın.’ diyor. Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer 30 Ekim’de tutuklanmıştı.

20 Şubat’a kadar iddianame bekledik, 20 Şubat’a kadar. 400 kişiye, pardon 300 kişiye 4 günde iddianame yazmakla ünlü savcı bir kişinin iddianamesini 4 ayda zor bitirdi. 20 Şubat’ta iddianame çıktı. Şimdi mahkeme günü vermişler, 23 Mayıs’a. Allah’tan korkun. Neredeyse seneyi devriyesi geliyor. O 23 Mayıs’ta tahliye olmasa, olur, bu iddianameyle, bu iddialarla, bu kanıtlarla mümkün değil içeride kalması.

Yaza gelecek, adli tatile gelecek, bir sonraki duruşma 1 yıl sonrasına gelecek, ceza almayacağı bir davadan. Bakın, Ahmet Özer’in neyle suçlandığını hatırlayalım. Bundan 15 yıl önce bir telefon açmış Van’da birine. O kişi de PKK’da yöneticiymiş. Telefon taziye telefonu, gün anasının öldüğü gün. 6 kardeş bunlar. Bakın, teröriste de açmamış. Teröristin kardeşine açmış, ona demiş ki: ‘Anneniz çok kıymetli evlatlar yetiştirdi.’ Bunun üzerinden terör örgütü bağlantısı kuracak kadar şu şuurunu kaybetmiş bir ekiple karşı karşıyayız.

Ahmet Özer’i böyle içeride tutmaya, Rıza Akpolat’ı, Alaattin Köseler başkanımızı böyle abuk sabuk iddialarla içeride tutmaya devam ediyorlar. Beykoz Belediye Başkanımız yoksula yardım için alınan peynirin, yoğurdun, tereyağının, tuzun, parmak patatesin hesabını veriyor. “Hoş geldin bebek’ paketi yüzünden soru soruyorlar, tutuklama yapıyorlar.’ Ahmet Özer’e 4 ay önce ‘Niye konser yaptın?’ diyen savcı bugün Alaattin Köseler’e ‘Konseri niye iptal ettin?’ diye soruyor. 67 bin lira para hareketi bulmuşlar. Böyle demiş: ‘Belediye özel kalemden 67 bin lira almışsın.’ Alaattin Köseler demiş ki: ‘Tövbe, almadım.’ ‘Almışsın.’ ‘Almadım.’ demiş. Bir bakmışlar giden para değil, gelen para…

O niye? Çünkü Alaattin Bey otobüs üstünde söz vermişmiş, kahvelerde söz vermişmiş, kendi yemek parasını, ulaşım parasını belediyeden almıyor. Belediyede yediği yemeğin, hızla Ankara’ya giderken alınan uçak biletinin parasını hesaplamış, 67 bin lira. Özel kalem hesabına geri yollamış. Bunlar tabii bunların kitabında böyle bir şey yok ki. ‘Aha!’ demiş, ’67 bin lira zimmetine para geçirmiş.’ 67 bin lirayı belediyeye iade ediyor. Gelen parayla giden parayı karıştıran izansız bu adamı yolsuzluktan içeride tutuyor. Yazıklar olsun hepsine!

Şimdi geçen hafta Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı rezaleti anlattım. Bir başka izansız çıkmış. Bursa Büyükşehir’in normal temsil, ağırlama giderlerine ilişkin ‘E burada da bu var.’ diyor. İzansız. Recep Tayyip Erdoğan’ın veya bir bakanın normal belediyeye gitmesini falan demiyoruz.

Denilen şu: Seçim dönemi, belediye başkanı aday ve özel kalemden yapılan harcamalar, kendi onayıyla, AK Parti özel buluşması giderleri, AK Parti İl Başkanlığı’na giden paketler, AK Parti il binasında kokteyl masrafı, AK Parti temayül yoklaması giderleri, AK Parti Ankara’nın istediği promosyonlar, seçim çalışması yemek, HÜDA PAR kongre bedeli, HÜDA PAR’ın kongresini ödemiş Bursa Büyükşehir, Ülkü Ocakları yemek bedeli, Büyük Birlik Partisi yemek bedeli, Demokratik Sol Parti lansman giderleri, DSP yemek giderleri, TÜGVA yemek bedeli, Milliyetçi Hareket Partisi Kemalpaşa teşkilatının harcamaları, hepsi birden 154 kalem Bursa Büyükşehir’in özel kaleminden harcanmış.

Bunu söylüyorum, bir başka izansız çıkıyor: ‘Efendim, özel kalem, temsil, ağırlama olur.’ Olmaz. HÜDA PAR’ın kongresi Bursa Büyükşehir’den ödenmez kardeşim, yapamazsınız. Demokratik Sol Parti, bakın geçen hafta saydık. Bu etkinliklerin birinin faturasını ulaştırsın bana. Büyük Birlik Partisi, HÜDA PAR, DSP, TÜGVA, MHP Kemalpaşa.

Bir de dönüyor, konuşuyor. Ya dur da, bu kapağı. Neler var Bursa Büyükşehir’de? Denizli geliyor daha, Balıkesir, Manisa, teker teker ve bunların içinde bakın, bir kez daha söylüyorum. İstanbul’da 37, Ankara’da 97 yolsuzluk dosyası hazır. Süleyman Soylu geldi, el koydu dosyalara. ‘Verin, biz bakacağız.’ dedi. 3 yıldır tık yok, tık yok. Şimdi söyleyeceğim.

Ayrıca bu Bursa Büyükşehir’e baktıkça insan ve AK Parti’ye baktıkça gülümsemeden, bu kadar acılı, tatsız konular arasında utanıyor insan gülümsemeye, güldürmeye ama bu AK Partili belediye son seçimden önce Bursa Orman Bölge Müdürlüğü’nün bir arazisine mülkiyet sorununu çözmeden gasilhane yapmış. ‘Mülkiyet sorunu çözülmedi.’ ne demek? Orman bölgenin arsasına kaçak gasilhane yapmış. Seçimler bitmiş, seçimi CHP kazanmış, Orman Bölge Müdürlüğü ‘Arsa bizim.’ diyerek gasilhaneye el koymuş.

Kardeşim, hadi biriniz hukuk tanımazsınız da birinizde de hiç mi akıl fikir yok? Orman Bölge Müdürlüğü gasilhaneyi ne yapacak Allah korusun? Gasilhaneyi ne yapacaksın? Bırakın yapın tahsisi de hiç olmazsa Bursa Büyükşehir’den hizmet alan herkes, o bölgede o ihtiyacı hisseden herkesin sorununu çözüyorsun. Bu 37 ve 97 dosyadan her birisini teker teker anlatmak boynumuzun borcu. Bugün iki tane, sadece iki tane. 2011 yılı, bir özel şirket İstanbul Fatih’te yeşil alan olan bir arsayı ne akla hikmetse o zaman 25 milyon liraya belediyeden satın alıyor. İmar planında yeşil alan, bu gidiyor, alıyor 25 milyon liraya. Sonra bu yeşil alana İBB zimmet çıkarıyor.

Yeşil alana İBB imar izni veriyor ve değeri katlanıyor. Değeri 430 milyar liraya çıkıyor 25 milyarlık arsa. Peki ne olmuş bu 430 milyar lira? İstanbul Büyükşehir Belediyesi aynı arsayı sattıktan 6 yıl sonra aynı kişiden 430 milyon liraya geriye satın almış ve ardından bu arsayı tekrar yeşil alana çevirmiş. O günkü kurla hesapladığınızda bugünkü parayla 106,5 milyon dolar 106,5 milyon dolar, bugünkü parayla 3 milyar 700 milyon lira durduk yerde İstanbul Büyükşehir’in cebinden çıkmış.

Yeşil alan olarak satıyor, kat veriyor, adam kat yapıp satsa ‘İmar usulsüzlüğü.’ diyeceksin. Aynı arsayı 10 kat paraya, ne 10 katı? 17 kat paraya İBB’ye geri satıyor. Tam 3 milyar 700 milyon. Bu dosyayı hakime verecektik, Süleyman Soylu elimizden aldı. Şimdi soruyorum: Hani Antalya’da yapılan konuşmaya, Kayseri’de yapılan konuşmaya, orada burada atılan tweete Türkiye başsavcısı gibi atlayan, akın akın giden Akın Gürlek’e söylüyorum. Olay 2011 yılı, yer İstanbul. Nasıl DHKP-C davasını bilmem kaç yıl geriye gidecek kadar fikri takibin var AKP için? Hadi bakalım, bu dosyayı, Süleyman Soylu’nun elimizden aldığı bu dosyayı al da işlem yap bakalım.

Akın Gürlek, her gün hatırlatacağım sana bu dosyayı. Ne oldu bu dosya? İkinci örnek, bu sefer daha yakın, 2016 yılı. Gerçi burada da 2017 yılında imarlı haliyle satın almış. İBB 2016’da doğrudan temin yoluyla 41 milyon liraya Başakşehir’de bir arazi satın alıyor. Arazini İBB’ye satan kişi, daha doğrusu satan şirketin avukatı İBB Sancaktepe Meclis Üyesi, ayrıca AK Parti Maltepe önceki dönem ilçe başkanı.

Kamil Barkır ismini de veriyorum. Bu arazinin hiçbir yapılaşma hakkı yok. 41 milyon liraya almışlar. Çünkü olay şu; arazi bir askeriyenin içinde. Askeriyenin izni olmadan karayolu ulaşımı yok. Üstünde de uçuş yasağı var askeri birliklerin. Arazine helikopterle de gidemezsin. O araziyi 41 milyon liraya Başakşehir’den satın almış. Arazinin 5 yıl sonra, 2021 yılında değerleme yaptırmışlar, 13.3 milyon lira. Yani aradan geçen 5 yıla rağmen 4 kat değeri sanki düşmüş.

Yani o zaman demek ki pahalıya alınmış. Askeri alanda kaldığı için hiçbir işe yaramayan, içine dahi giremedikleri arazi, AK Partili avukat tarafından tekrar İBB’ye satılmış, 13.4 milyona. Bugünkü kurla hesapladığımızda 500 milyar TL zararı var İBB’nin. Askeriye alanının içindeki, karayoluyla gidemediğin, havayoluyla uçamadığın araziyi alıyorlar. Daha sonra da geri satıyorlar. 500 milyar lira da buradan para kazanıyorlar. Dosya hazır. Süleyman Soylu aldı İçişleri Bakanlığı’ndan. Ey Ali Yerlikaya! Soylu’nun aldığı bu dosyaları Soylu eve götürdü mü götürmedi mi, bir bak. Orada duruyorsa soruşturma iznini ver.

Ey Türkiye Başsavcısı Akın Gürlek! Bu dosyayı her şeyi istediğin gibi İBB’den iste. Gereğini yap. Yapmadıkları takdirde her hafta bu dosyaları da yenilerini de hatırlatmaya devam edeceğim. Çünkü İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasi operasyon şefi değildir. İstanbul’da adaletin tecelli etmesine memur kılınmış kişidir. Hepimizin vergileriyle maaş almaktadır. O maaşını, gereğini ya yapacak ya da o aldığı maaşları kendisine haram zıkkım edeceğiz, haram zıkkım edeceğiz.

Hepimizin gözü kulağı bir yerden de Suriye’de. Son olayları üzüntüyle, endişeyle takip ediyoruz. Suriye’de oluşturulan yalancı baharın havası dağıldığında sivil kayıpların yaşandığı saldırıların tekrar başladığına şahitlik ettik. Lazkiye ve çevresindeki Aleviler, Arap Aleviler hedef oldular. Katliama tabi tutuldular. Aslında bugünlerin geleceği Hatay’daki akrabalarının aylardır endişelerinden, serzenişlerinden, onların kanaat önderlerinin bu meclise kadar gelip seslerini duyurmaya çalışmalarından belliydi. Akrabaları var. Türkiye kendi sınırından binlerce, on binlerce kilometre ötedeki çatışmalı yerlere, Birleşmiş Milletler görevi gereğince asker yollayan Türkiye, sınırından 65 kilometre aşağıda olan ve adım adım gelen bir katliama ağlayan yurttaşlarının sesini duymadı maalesef. Biz duyduk, söyledik, duyurduk, anlattık. Telefon açtık, gölge bakanları görevlendirdik.

Ancak, ‘Merak etmeyin. Suriye yönetimi kontrol altında. Kravat taktı akıllandı. Tam hakimiyet sağladı. İyiye gidecek, iyiye gidecek.’ dediler. Esas olarak da yapılması gereken doğruyu yapmadılar. Neydi o doğru? Suriye’yi gerçekten temsil eden, sadece Sünnilerin değil Alevilerin de, sadece Arapların değil Türkmenlerin de, Kürtlerin de, Dürzilerin de temsil edildiği ve bir geçiş hükümetinin kurulması. Burada tüm tarafların temsil edildiği bakanların olması. Suriye ordusunun artık yabancı dışarıdan gelen, gelirken TikTok’a ‘Cihada gidiyorum, Alevi kesmeye gidiyorum.’ diyen adamların şimdi ordunun içine alındığı bir sürecin içindeyiz.

Dünyanın dört bir yanından gelen cihatçıların görev yaptığı bir orduya bu insanların hayatı teslim edilemezdi. İşte yapılması gerekenleri yapmadıkları için orada bir büyük katliam yaşandı. Önce rakamları söylemediler, küçük gösterdiler. Sonra videolara ‘Eski videolar.’ dediler ama en sonunda ortaya çıktı. Şimdi El Şaara’yı uyardık, dikkatli olacak. Soruşturma açtı.’ diyorlar. Peki, hem Suriye’deki zaferin mimarıydın. Suriy“e çok iyi olmuştu. Esad gitmişti, zulüm bitmişti. Esad’ın yaptıklarını doğrudan bir gruba, Arap Alevilerine dönüp de Nusayrilere yüklemek, onları hedef göstermek, onları şeytanlaştırmak hangi aklın, hangi vicdanın eseridir? Hadi bunları oradaki o cihatçılar yapıyor.

Bütün uyarılarımıza rağmen o cihatçıların elinde silah, güvenlik gücü olmuş. Peki senin, bütün yaptığın her işi öven, resmen iktidarının Pravda gazetesi Yeni Şafak gazetesinde adam çıkıp köşe yazıyor ve diyor ki: ‘Nusayriler emperyalizme yaptıkları köpekliğin bir sonucu olarak hala Suriye’de sivil insan öldürecek kadar alçak oldukları için gebertiliyorlar.’ Bunu söyleyen bir Twitter hesabı olsa, değiştirin rolleri, bunu söyleyen bir Twitter hesabı olsa ve bunu El Şaara’nın militanları için söylüyor olsa bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı harekete geçer, hesabı bulur, sabah evi basar, getirir.

Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmenin, dini duyguları istismar ederek kin ve nefret yaratmanın bundan daha başka tanımı var mı? Var mı başka tanımı? O Nusayri dediğin Arap Alevilerinin akrabaları 50 kilometre ötede Hatay’da yaşıyor, göz yaşı döküyor. Alçak adam! Alçak adam! Dava açacaksa ‘alçak adam’ lafını yazıyı yazana söyledim. Öbürü dava açacaksa zaten açacak bir sebep buluyor. Ama şu kadarını söyleyeyim: Biz burada dünyanın neresinde olursa olsun, Filistin ise Filistin’de, Ukrayna ise Ukrayna’da, dünyanın herhangi bir coğrafyasında bir masum kanı akıyorsa onların yanında duruyoruz.

Bir de dün utanmadan çıkmış iki ittifak ortağı, ‘Efendim CHP Esad artıklarının yanındaymış.’ Ben Esad’la tatile de gitmedim. El ele göz göze kol kola gezmedim. Esad’a hep diktatör dedim. Sırf eski ettiğim güzel laflar yüzüme vurulmasın diye Esad denen adama Esad demeye de başlamadım. Biz Demokratik Suriye’den yanayız, eşitlikten yanayız, barıştan yanayız. Öyle Alevi-Sünni kavgası Türkiye… Türkiye’de Aleviyle Sünni’nin barışının, kardeşliğinin, kol kola girmelerinin, her zaman birlikte olmalarının, birlikte ağlamalarının, yaslarının, birlikte gülmelerinin, aşureyi birlikte kaynatmalarının, iftarı birlikte yapmalarının teminatıdır Cumhuriyet Halk Partisi! Teminatı biziz, teminatı!

Bir tane Alevi vali yapmayan adamlardan, bir tane Aleviye terfi vermeyen adamlardan, sonradan Alevi açılımı yapıp da bir de kadroları dışarıdan devşirip kapı kapı gezdirip “Ne ihtiyacınız varsa verelim.” Süleyman Soylu’nun danışmanı Türkiye’de tek tek gezdi. Ne için gezdi? O için gezdi. Alevilerle Sünnilerin ilişkisi, bizim Can’larla ilişkimiz o ilişkisi değildir. Etle tırnak olmaktır, kaşla göz olmaktır, kalple ciğer olmaktır. Ne konuşuyorsun sen?

Bu toplumda toplumsal barışı savunmanın yolu bu meselelere katile bakarken kör olmaktan bakar. Kör olacaksın katile bakarken mezhep yönünden. Katil, mezhebi ne olursa olsun katildir. Cani, tabiiyeti ne olursa olsun canidir. Tecavüzcünün siyasi partisi olmaz. Hırsızın siyasi tercihi olmaz. Cumhuriyet Halk Partisi suçlulara da, katillere de, canilere de, mezhebine de, etnik kökenine de kör olarak ama bütün insanlara gönül gözü açık olarak bakar. Bu kadar söylüyorum.

Dün DEM Partisi’nin değerli eş genel başkanlarını ve heyetini genel merkezimizde karşıladık, ağırladık. Verimli bir görüşme yaptık. Kürt meselesinde tarihsel tutarlılığa sahip olan bir parti olarak durumunun, tutumunun en net olduğu, bu süreçte yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında da tutumundan herkesin emin olduğu ve tutarlı bulduğu bir siyasi parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Yıllardır dediğimiz gibi, konjonktürel bakmayız. Kürtler sorunun varsa Kürt sorunu vardır, çözülmelidir. Nasıl çözülmelidir? Demokrasi, demokratikleşmeyle çözülmelidir. Bu meclisin çatısı altında çözülmelidir. Kürt sorununu da kapsayan hatta Kürt sorununu da aşan hem Alevilerin sorunlarını hem Kürtlerin sorunlarını hem de Türkiye’de ifade özgürlüğüne ilişkin, Türkiye’de kişisel hak ve özgürlüklere ilişkin evrensel kazanımları bırakın Türkiye’nin 20 yıl önceki kazanımlarının da fersah fersah gerisinde kalmış tüm sorunlarını çözecek, Kürt meselesini de kapsayıp halledeceğim bir demokratikleşme paketine ihtiyaç olduğunu söylüyoruz.

Bir yandan belediyelere kayyım atayacaksın, Kürtlerin yoğun olduğu ilçelerde, şehirlerde ‘Siz teröristsiniz, biz yöneteceğiz.’ diyeceksin hem de sonra bir başka taraftan bir başka müzakereyle bir başka açılım yapacağız. Geçmişteki örneğin İstanbul İttifakı, Kent Uzlaşısı, o dönemlerde ‘Demleniyorsunuz. PKK’lıları belediyelere dolduracak.’ diyorlardı.

Şimdi PKK terör örgütü olmaktan, yani geçmişe dönük terör örgütü olan PKK, gelecekte terör örgütü olmaktan çıkacak anlaşılan, geleceğe dönük terör örgütü icat ediyorlar. O kişilerin gittiği bir kongre üzerinden bir terör tanımı yapıyorlar. Oranın üzerinden belediye meclis üyelerine sarılıyorlar, saldırıyorlar. Sonra da çıkmış, efendim, bir sihirli değnek değdi, bütün sorunlar çözülecek.

Türkiye’de terör sorunu da bitecek, Kürt sorunu da tarihe gömülecek. Bunu yapmanın yolu Kürtler için de Türkler için de demokrasidir. Bunu yapmanın yolu kayyımları tarihe gömmektir. Bunu yapmanın yolu herkesin ifade özgürlüğünün önünü açmaktır. Herkesin inanç özgürlüğünün önünü açmaktır. Devletin tarafsız ve yasakları yasaklayan bir çizgiye dönmesidir.

Yıllar önce ‘Yasaklarla mücadele edeceğiz.’ diye gelip Türkiye’yi bırakın Avrupa’nın dünyadaki ülkelerin içinde yasakların en yüksek olduğu, en fazla olduğu, en çok şikayet edildiği bir ülkeye getirenlerin Türkiye’ye kazandıracak bir şeyi yoktur. O yüzden bıraktım Tayyip Erdoğan’ı. Hasta yatağındaki genel başkanla asla polemik yapmam ama bu meclisin bir başkanı var.

Sayın Kurtulmuş’a bir çağrıda bulunmuştum. Dedim ki ‘İnisiyatif alın. Gelin bu parlamentonun tüm partilerini, Türkiye’nin tüm sorunlarını çözecek, önünü açacak ve Türkiye’nin zenginleşmesini de sağlayacak bir büyük demokrasi yürüyüşünü siyasi parti gruplarına yapacağınız çağrıyla başlatalım.’ Sayın Kurtulmuş’un her şeye rağmen ben hızla inisiyatif almasını beklerim ama günü gelince devreye gireceğini, meclisin inisiyatif alacağını ve bu konuda adımlar atacağını söyleyen ifadelerinden memnuniyet duyduğumu da ifade etmek isterim.

Süreci dikkatle takip edeceğiz. Kimse endişe etmesin. 100 yıllık, Sivas Kongresi’nden beri gelen, 106 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi burada. Kökü sağlam, temelleri sağlam, gövde sağlam. Ne kolonumuzda kırık var ne kirişimize bir şey çaktırmışız. Dimdik ayakta duruyoruz. O yüzden ‘Kişisel pazarlıklar olur mu? Al ver işleri yaparlar mı? Bu işin sonu bir anayasa bilmem nesi olur mu? Oradan birileri kanar, birileri kandırılır mı?’ Bunların hepsi bir yana. Biz Türkiye’nin hem önümüzdeki seçimlere gidip de bu millet bu Parlamentoya gerçek, sivil, demokratik bir anayasa yapma yetkisi verene kadar mevcut anayasaya bile uymayanlarla anayasa masasına oturmayız, nokta.

Hiçbir pazarlığın tarafı olmayız. Olanların olduğunu görürsek de onlardan yana tarafta olmayız, onlarla aynı yerde olmayız ama bir süreci dikkatle, hassasiyetle, şehit ailelerinin ve gazilerin de teminatı olarak, onların da mutlaka rızalarının alınmasını göz önüne alarak Parlamento zemininde takip etmeye devam ediyoruz. Kimse bizden ne ön kesen, kanın akmasının, şehit gelmesinin, durmasının, terörün bitmesinin ve insanların, Türkiye’nin demokratikleşip özgürleşmesinin önünde engel olmamızı beklesin ne de başkasının planına alet olmamızı beklesin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendine ait bir planı vardır, o da bu ülkeyi gerçek bir demokrasiye kavuşturmak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayallerini gerçekleştirmektir.”

“İhtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz”

Özel, grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, “HTŞ-SDG anlaşması ile ilgili, ben buraya gelmeden önce sözcüleri anlaşmanın içeriğine ilişkin yapısal çok farklı açıklamalar yaptı. Bu konunun netleştirilmesi gerekiyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde geçici hükümeti destekleyecek çalışmaları doğru buluruz. Biz ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu anlaşmanın Alevilere nasıl bir teminat vereceği de çok önemlidir” dedi.

Paylaşın

Özel’den “Seçim” Çıkışı: Kimden Korktukları Belli

Erdoğan’ın “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözlerine gönderme yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan kendi sözünün yankısıyla uyuyamamaktadır. Onun kendi sesi kendini çıldırtmaktadır. Lafın özü şudur. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder! İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır!'”

“İstanbul’u kaybettim, Türkiye’yi kaybedeceğim korkusu, İstanbul’u kazandı, Türkiye’yi kazanacak kaygısına dönüşünce Erdoğan’ı bu bulunduğu duruma sürükledi. Keşke bunun zararı kendisine olsa ama bunun zararı bir bütün ülkeye oluyor.”

Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının “ihaleye fesat karıştırmak” suçundan başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınmasının ardından tutuklanmıştı. Ardından İçişleri Bakanlığı, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler’in görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beykoz Belediyesi’nin önünde açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarının satır başları şöyle: “Dün akşam geç saatlerde Brüksel’den döndük. Brüksel’de AB’ye tam üye olan ülkelerin, o ülkelerden siyasi akrabamız olan partilerin o ülkelerdeki başbakanları ile Cumhurbaşkanları ile bakanlarıyla ayrı ayrı görüşmeler yaptık. Toplu olarak orada bir çaba içinde olduk.

Çabamız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği çağdaş medeniyetleri yakalama, geçme idealini sürdürdüğümüz, gelişmiş dünyanın modern dünyanın demokratik dünyanın bir parçası olan Türkiye’yi hak ettiği yere yeniden cumhuriyetin ikinci yüzyılında, birinci yüzyılında Türkiye’yi kimler kurtardıysa, Cumhuriyet nasıl kurulduysa o dönemin zorlukları nasıl aşıldıysa, nasıl bilime önem verilerek ülkenin yönü çağdaşlaşmaya doğru döndürülerek yüzyıl sonra bunu başarmaya azimli olduğumuzun, Türkiye’nin demokratikleşmesini, yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını tesis edip, Kopenhag kriterlerini birer birer yerine getirip Türkiye’yi güçlü, AB’nin ayrılmaz bir parçası ve tam üyesi yapma hedefimiz ile ilgili sürdürdüğümüz çalışmaları Brüksel de de devam ettirdik.

Demokrasi trenine bindik işimize gelirse ineriz diyenlerin trenden indiğini görüyoruz. Beykoz’u hedef alayım onları parçalayayım diye düşünerek belediye başkanlarımıza operasyon çektirmekteler. Beykozlular seçimde mahalleleriyle, aklı selim ile vicdanlarıyla her iki kişiden birisi Alaattin Köseler’e oy vermiştir.

Savcılara verdiğimiz dosyalarda hiç adım atılmazken, belediye başkanlarımıza gündelik meseleler üzerinden hesap sormaya, onları itibarsızlaştırmaya, CHP gibi temiz bir sayfaya yargı ile el uzatıp bizi kirletmeye çalışıyorlar.

“Ekrem Başkan’ın arkasında durmak için yola çıktık”

1 milyon 700 bin kişi 23 Mart günü adayımız olmak isteyen Ekrem Başkan’ın arkasında durmak için yola çıktık. Kendiliğinden onu aday çıkarmadık. Bundan sonra da her zaman olacağı gibi aday kararını partinin kayıtlı tüm üyelerine emanet ettik. Adayımızın tam arkasına geçerek 1 milyon 700 kişi ‘O benim adayımdır’ diyecek ve daha çok çalışacak.

Bu Ahmet Özer’e de Rıza Başkan’a da Alaattin Başkan’a da iyi gelecek. Biz korkmadan mücadele edeceğiz. Beykoz’da da İstanbul’da da Türkiye’de de her şey çok güzel olacak.

Erdoğan kendi sözünün yankısıyla uyuyamamaktadır. Onun kendi sesi kendini çıldırtmaktadır. Lafın özü şudur. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder! İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır!’ İstanbul’u kaybettim, Türkiye’yi kaybedeceğim korkusu, İstanbul’u kazandı, Türkiye’yi kazanacak kaygısına dönüşünce Erdoğan’ı bu bulunduğu duruma sürükledi. Keşke bunun zararı kendisine olsa ama bunun zararı bir bütün ülkeye oluyor.

Bugün Erdoğan İstanbul’da özel seçtiği ilçelerde, özel seçilmiş hedeflerle yargı eliyle belediye başkanlarımıza operasyon çekilmektedir. Kurumsal hedef Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedefi kişisel hedef de Beykoz’daki her bir bireyin kendi iradesidir.”

Paylaşın

Özel’den Avrupa Birliği’ne Göçmen Politikaları Üzerinden Eleştiri

CHP Lideri Özgür Özel, “Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalistler ve Demokratlar Grubu Toplantısı’na katıldı. Türkiye’de Avrupa Birliği’ne (AB), katılım talebinin yüksek olduğunu ifade eden Özel, AB’yi göçmen politikaları üzerinden eleştirdi.

Türkiye’nin demokrasi kültürünün birçok yeni AB üyesi ülkeden ileride olduğunu söyleyen Özel, şöyle devam etti: “Özellikle genç kesim arasında Avrupa Birliği’ne üyelik talebi yüzde 72 noktasına kadar. Ancak o Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden, Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır.”

Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle: ” Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır. Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.

Mücadelemiz, Avrupa Birliği ile örtüşmektedir. Demokrasiye, hukuka, istikrara inanan bir partiyiz. Hukuk ayakta tutan temel unsur demokrasi kültürüdür. Türkiye’nin demokrasi kültürü birçok yeni AB üyesi ülkeden daha ileridir. Ülkemizde yaşanan yargı tacizlerini, hukuksuzluklarını yakından takip ediyorsunuz. Biz bu sürece itiraz ediyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 23 Mayıs 2025 tarihinde 1 milyon 700 bin üyemizin doğrudan sandık başına gideceği bir ön seçim süreciyle Cumhurbaşkanlığı adaylığı unvanını resmen kazanacaktır. Ön seçim sürecinin tamamlanmasıyla birlikte yapılacak ilk genel seçimlerde yarışacak isimlerin belirginleşeceği inancı içindeyiz. Seçimlere ilişkin tek belirsizlik seçim tarihidir.

Parti demokratik, barışçıl, laik, İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir Türkiye arzuluyor. Biz böyle bir Türkiye’nin hayallerini kuruyor, böyle bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Avrupalı siyasetçiler nasıl bir Avrupa hayal ediyorlar? Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkinin bu sıradan bağımsız olarak düşünülmeyeceği kanaatindeyim.”

Özel, Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor’la da görüştü. Görüşme parlamento binasında, basına kapalı olarak gerçekleşti.

Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Dışişleri Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başan Yardımcısı İlhan Uzgel, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, eski Genel Sekreter Yardımcısı Şule Erten Bucak ile eski Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç eşlik etti.

Paylaşın

Özgür Özel, “Kürt Sorunu”nun Çözümü İçin Meclis’i İşaret Etti

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Kürt Sorunu”nun çözümü için Meclis’i adres gösterdi ve “Böyle bir sorun çözülecekse demokratikleşme ile Meclis çatısı altında çözülecek. Gazeteciler, Gezi tutukluları, Kürdü Türk’ü yerel yönetimciler içerideyken, kayyım uygulamaları devam ediyorken bu ülkede bir çözüm mümkün olmaz” dedi.

Özgür Özel, konuşmasının devamında, “Çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişki olursa bu işin sonunda Kürtler de Türkler de kaybeder. 2015’te doğru bir süreç yönetilseydi, o günden bu güne akan kan, gözyaşı olmazdı. Despotik bir iktidar herkesi pataklayıp hapse tıkacak, sonra da demokratikleşme konuşulacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sorumluluk almalıdır. Al ver pazarlığının içinde olmadık, sonunda da olmayız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamaları şöyle:

Büyük usta Edip Akbayram’ın vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Edip Akbayram yalnızca şarkılarıyla her birimizin hayatında iz bırakmış bir müzisyen, bir sanatçı değil, aynı zamanda yaşantısıyla da bizlere örnek olan bir mücadele insanıydı. Her daim işçinin, emekçinin, ezilenin hikayesini anlattı. Kendi tabiriyle ezilenlerin melodik sesiydi. Cumhuriyetin sanatçısıydı. Cesaretini halktan alıyordu. O yüzden herkesin ‘hoca efendi’ diye peşinden koştuğu zamanlarda FETÖ’nün ödülünü reddetme cesaretini gösterebilmişti.

Türküler Yanmaz albümünü Madımak’a adadı. Her dönemin insanı olmadı. Her dönem insanlıktan yana oldu. Bizler bu salonda bulunan herkes ne zaman ayağımız takılsa, sendelesek ayağa kalkarken hep onun bir şarkısıyla ayağa kalktık. Şehirleri, ilçeleri kaybettik. Büyük şehirleri kaybettik zaman zaman. Seçimleri kaybettik. Bir sonrası için inanın çocuklar dedi. İnanın motorları maviliklere süreceğiz. Güzel günler göreceğiz dedi.

Düştüğümüz yerden kalktık. Birbirimizin elinden tuttuk. Ayağa kalktık. Sonra sonra Edip ağabey haklı çıktı. Ankara’da güzel günler görmedik mi? İstanbul’da güzel günler görmedik mi? İnanın çocuklar, inanın güzel günler göreceğiz ve hep birlikte motorları maviliklere süreceğiz. Türkiye’de de güzel günler göreceğiz. Edip ağabey sana söz veriyoruz. Selam olsun sana. Güzel günler göreceğiz ve senin huzuruna bir kez de böyle geleceğiz.

Bugün ülkenin dört bir yanından gelen emekçi kadınlar aramızda. 8 Mart’ın öncesindeki salı günü göstermek için buraya koştular, geldiler. Türkiye geniş tanımlı kadın işsizliğinde yüzde 38’le tarihi zirvede. Yani bugün 100 kadından 38’i Türkiye’de işsiz. Kayıt dışı işlerde çalışan kadınların oranı ise yüzde 34. Bu tablo kadınların emeğinin sistematik olarak görmezden gelindiğinin, sömürüldüğünün, sosyal adaletin erozyona uğratıldığının en önemli kanıtı. Türkiye’de en önemli sorun kadına karşı şiddet durmuyor.

2024 yılını 445 kadın cinayeti ile kapattık. 2025’in bu kısa 2 ayında rakam 64’ü buldu bile. Kadınların maruz bırakıldığı şiddetin kaynağı sistemin ta kendisi. Ne oluyorsa bu ülkede, ne oluyorsa bu kadınlara iyi gelmiyor. Madem Meclis çatısı altındayız, buradan salondaki kadınların huzurunda Türkiye’deki tüm kadınlara bir sözümüzü bir kez daha hatırlatalım. 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da umut, CHP iktidarındadır. Bu grup İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe koyana kadar mücadeleniz mücadelemizdir.

Büyük acı 40. gününde. Yüreği taş kesenlere karşı bu salon ve Kartalkaya’ya adalet isteyenler ateşi yüreklerinin altını yakan bir mumu hiç söndürmeyecek olanlardır. Biz o bir mumu Soma için de söndürmüyoruz, infilak eden havai fişek fabrikasında hayatını kaybedenler için de, Afyon için de, Çorlu tren kazası için de, Ermenek için de Sivas Madımak Oteli için de söndürmüyoruz. Nerede yüreğindeki o mum yüreğini yakmaya devam edenler varsa ahlaklı insanlar varsa iyi insanlar varsa onlara söz veriyoruz. Unutmuyoruz, unutturmuyoruz, affetmeyeceğiz ve teker teker hesabını soracağız. Bir yanda rapora korsan diyen sonra mahcup olan, kendi yazılarıyla mahcup olan Adalet Bakanı koltuğunda otursun.

Bir yanda 10 güne bütün sorumlular hakim karşısına çıkacak deyip o günden beri susmuş olan İçişleri Bakanı otursun. Bir yandan bütün raporlar her şey sorumluluğunu işaret ettiği halde 78 candan sorumlu Turizm Bakanı otursun. Onları atayan her birini atayan Recep Tayyip Erdoğan’a şunu söylüyorum; bu işin siyaseti olmaz, bakan koruması olmaz, yandaş kayırması olmaz. Bu iş can meselesidir. O canların hesabı sorulmadan bu vicdanlardaki bu ateş dinmez. Bunu ya hissedeceksin ya hissedenlere saygı duyacaksın.

Bir diğer taraf yüreğimiz Madımak için yanıyor dedik. Yanmaya devam ediyor 32 yıldır. Ama maalesef 35 canımızı yakarak öldürenlere yapılan muamele vicdanları kanatmaya devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala için verdiği kararları uygulamayanlar Anayasa Mahkemesi’nin Sivas katilleri için ‘iyi halden yararlanabilirler, terör örgütü üyesi değiller’ kararı üzerine aslında insanlığa karşı bir suç olduğu için zaman aşımı olmayacağı halde bazı sanıkları zaman aşımından yararlandıranlar.

Bazılarını çok daha beter durumdaki insanlar koğuşlarında can çekişirken onlara kullandırtmadığı hakları Hayrettin Gül ve Ahmet Turan Kılıç için af yetkisi kullananlar bu sefer de bir AYM kararını araçsallaştırarak bu şubat ayı içinde 29 caniden 23’ünü serbest bıraktı. 6 suçlunun da ilerleyen günlerde tahliye edilmesi bekleniyor. Ve Erdoğan zamanaşımı kararında mikrofon tutulduğunda şunu demişti. Milletimiz için hayırlı olsun. Sayın Erdoğan her zamanki gibi safını seçmiş. Biz de safımızı belli edelim.

Erdoğan görünen o ki Kartalkaya’da da, Madımak’ta da yakanlardan yana. Biz de yananlardan tarafız. Bu büyük yürek yangınlarının bu büyük bir yürek yangınlarının emsal olmaz.

Bir başka yangın da evdeki çocuğuna ekmek götüren babanın, evladının istediğini alamayan ananın yüreğindeki yangındır. Mutfaktaki yangın, pazardaki yangın, cüzdandaki yangın. Türkiye, bu şartlar altında Ramazan ayına boynu bükük girmiştir. TÜİK şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.3 yıllık enflasyonu 39.1 ilan etti. Enflasyon yüzde 40. ENAG enflasyonu TÜİK’in tam iki katı, yüzde 80 bulmuş. Anadolu’nun dört bir yanında AK Parti’ye, MHP’ye oy veren TÜİK’in açıkladığı fiyatlara göre maaşlarına zam alanlara soruyorum; hesabı kitabı kendiniz yapın.

2,5 katına çıkmış kıyma. Erdoğan ‘kıymayı bırak’ diyor. Bir de bir yandan çıkmışlar enflasyon düşüyor diyorlar. Buradan usanmadan, bıkmadan tekrar ediyorum. Enflasyon düşmesi fiyat düşmesi demek değildir. Türkiye’deki gerçek enflasyon yüzde 80’dir. Buna inanmayan bunu yalanlamak isteyen Erdoğan o sıcak salonlardan çıkacak. Atadıklarına kendine alkışlattırdığı salon siyasetinden çıkacak sokağa, markete, bakkala, esnafa, çarşıya ve pazara gidecek. Pazarda vatandaşa soracak. Bu geçen sene kaç paraydı? Bu sene kaç para? yüzde 80’in altında çıkıyorsa Özgür Özel olarak çıkıp ondan özür dileyeceğim. Hadi bakalım pazara.

Tayyip Erdoğan’ın bu 2018’de “Verin yetkiyi bu kardeşinize, enflasyon nasıl düşecek, fiyatlar nasıl düşecek, doların beli nasıl bükülecek” dediği, geldiğinde dolar 3,6 liraydı. Şimdi 35’lerde zorla tutuyorlar. Ve tutmak için dünya kadar rezerv yakıyorlar. “1 doları 1 lira yapmak mümkün” diyordu, saçı briyantinli ekonomi danışmanı. 2018’de bir tepsi güllacın evdeki maliyeti, 25 liraymış, bugünkü maliyeti yüzde 1320 artışla 355 lira olmuş. Bu, Recep Tayyip Erdoğan’ın güllaca, Ramazan’a ve memlekete maliyetidir. Bunu sona erdireceğiz.

Tayyip beyi, siyasi hayatı boyunca, onun peşini bırakmayacak bir şey var. Ah aldı. Bülent Ecevit, 1974’te dünyaya kafa tutmuş, ‘ambargo yaparız’ demişler dinlememiş, o ambargo yüzünden tüp kuyrukları olmuş. O tüp kuyruklarının hesabını Bülent Ecevit’ten sormuştu. İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokmayıp çocuklar babasız kalmasın diye çocukları şekersiz bırakan İsmet Paşa’ya şeker karnesini, ekmek karnesini sormuştu. şimdi ne ambargo var, ne İkinci Dünya, Üçüncü Dünya Savaşı var.

Ey Erdoğan, ah alırsan ahı çıkar da bu vatandaşın günahı ne? Sen bu et kuyruklarını ülkede oluşturuyorsun. Erzurum’da, Yozgat’ta, Diyarbakır’da, Bursa’da, Van’da, Sakarya’da, bu kuyrukları yapan Erdoğan eninde sonunda bu kuyrukta duranlar bir gün bir kuyruğa daha girecekler. Seçim sandığının başında kuyruğa girecekler ve bu kuyrukları bitirecekler.

Ülkedeki işsiz ordusu Kuzey Avrupa ülkelerinin nüfusuyla yarışıyor. İş aramaktan vazgeçenlerle birlikte 11 milyon işsizimiz var ve Milli Gelir 15 bin doları aştı diyor. Yalanın kuyruklu tarafı şu, ‘artık milli gelirde gelişmekte olan ülkelerden kurtulduk, gelişmiş ülkelere gittik’ diyor. Oysa milli gelirdeki Türkiye’deki görece artış gelişmekte olan ülkelerin eğrisinin tam dibinde. İskandinav ülkeleri 100 bin doları zorluyor. Avrupa Birliği ülkeleri aşağı çekenlere rağmen 50 bin doların üstünde. Türkiye’de milli gelirdeki artış dolar üzerinden hesaplandığı için kur olması gerekenin altına çekince milli gelir hesabı 12 değil 15 çıkıyor. Zenginleştiniz sevinin diyor.

TÜİK’e göre nüfusun yüzde 10’u toplam gelirin üçte birini cebine koymuş. Daha da acısı halkın yarısı en zengin yüzde 5’lik kesimden daha az milli gelirden pay alıyor. Yani toplumun yüzde 50’si ülkenin yarısı tahmin ediyorum bu salondakilerin neredeyse hepsi onların temsil edildiği kimseler toplumun yüzde 50’si en zengin yüzde 5’ten daha az alıyor milli gelirden ve buna zenginleştik sevinin diyor. Buna sadece ve sadece vergi almayıp bütçeye onlar için 701 milyar lira para koydukların her ihaleyi verdiklerin, senin beşli çeten, 40 haramilerin sevinir. Bu salonda da, sokakta da buna sevinecek kimseyi bulamazsın.

Ramazan ayında onlarca işçi kendini Çayırhan’daki madenin içine kapattılar. Sebebi bugün yapılacak ihale. 1987 yılında maden açıldı ve gayet karlı bir şekilde işletilirken bundan 20 yıl önce bu maden özelleştirildi. Altın yumurtlayan tavuğu kestiler. 20 yıl boyunca bu şirket bu madenden gayet iyi para kazandı. Kesilen altın yumurtlayan tavuk dirildi. Bizim kümese geri girdi. Artık hepimiz için yeniden yumurtlayacaktı.

Özelleştirmenin günü bitti. İşçiler 4 yıldır hallerinden memnun. Devlete buranın geçmesinin mutluluğunda geleceğe güvenle bakarken bu iktidar bir kez daha Çayırhan’ı özelleştirmeye altın yumurtlayan tavuğu kesmeye bunu kendisi borçlandığında dolarla doların enflasyonuyla faizlerle borçlanırken milletin malını birine verdiğinde bunu Türk lirası üzerinden 6 yıl faizsiz Türk lirası üzerinden 6 yıl taksitlere bölmeye niyetlendi ve 18 firma koştu, teklif aldı.

Madenciler yürüdüler. eylem yaptılar, açlık grevi yaptılar. 4 ay önce bu işi durdurdular. O gün hükümetten de birçok yetkili gidip sözler vermişti. Bugün özelleştirmenin ilk günü. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yöneticilerimizle milletvekillerimizle birlikte Çayıran işçilerine olabilecek en büyük desteği verdik. Belediye başkanlarımız hep birlikte gittiler.

Kol kola girdiler yürüdüler. Bundan sonra da Çayırhan madencilerini desteklemeye mücadelelerine omuz vermeye devam edeceğiz. Ama buradan bir kez daha rahmetle analım Deniz Baykal’ı. 1977’de anayasaya aykırı olarak peşkeş çekilen bütün madenleri özelleştirmişti. Buradan bir kez daha hatırlatıyoruz. Anayasaya göre madenler milletindir. Onları işletme görevi devletindir. Özelleştirmelerin tamamı haksızdır, hukuksuzdur. Cumhuriyet Halk Partisi gelecektir. Madenler yeniden milletin olacaktır.

Bir yandan Halk TV davası görülüyor. Çok kıymetli Suat Toktaş Silivri’de bugün özgürlüğüne kavuşmasını umuyoruz. Serhan Asker’in, Kürşad Oğuz’un, Barış Pehlivan’ın, Seda Selek’in yanındayız. Suçları Ekrem başkanımızın uğradığı haksızlığa her seferinde 8000 kişi içinden çıka çıka aynı bilirkişinin çıkmasına bu bilir kişinin bu tesadüfü bu bilirkişiye sormak için haber yapmaya çalışan arkadaşlarımızı yargılıyorlar. Kuvvetli bir heyetle İstanbul’da yanlarındayız.

İstanbul Barosu dünyanın en büyük barosuna seçimle alamadılar. 2. bir baro açılması için olmadık kanun çıkarttılar. Başaramadılar. Şimdi bir terör yaftası yapıştırarak kayyum atamaya çalışıyorlar. Baronun davası var. Oradayız. Bir yandan da hem gazetecileri hem her türlü doğru bilgiyi halka sansürsüz ulaştırmaya çalışanları baskı altına almak için şimdi de meclise bir siber güvenlik kanunu getirdiler. Grubumuzun önünde şunu ifade edelim.

CHP, bu çağda bir siber güvenlik kanunu olması gerektiğini hep söyledi. Ancak bu kurumun hukuk çerçevesinde denetlenebilir, şeffaf, herkese güven veren bir kurum olmasını istedik. Ama AK Parti’nin getirdiği taslakta Siber güvenlik Kurum başkanına bunu atama yetkisini cumhurbaşkanına, bu başkana da konutta, iş yerinde kapalı alanlarda arama yapılmasının ve kopya çıkarmanın ve el koyma işlemlerinin bir savcı kararı olmadan durum acil diyerek Erdoğan’ın atadığı birinin bu kararı verebilme yetkisi veriliyor. Grubumuz buna çok esastan itiraz ediyor.

Direniyor, mücadele ediyor. Biz de bu meselenin Türkiye’de herkesi suçlu ilan etme, gazetecileri baskı altına alma, gerçekleri gizleme ve haksızca sabahın bir köründe gidip de evleri basma, arama yapma yetkisinin Cumhurbaşkanının atadığı birine bir hakime bir savcıya değil bir atanmışa verilmesini sonuna kadar eleştiriyoruz. Bunun için arkadaşlarımız ellerinden gelen mücadeleyi verecekler. Kanun çıkarsa da çıkar çıkmaz Anayasa mahkemesine götüreceğiz ve bunu denetim altına alacağız.

Kim ki bu iktidarı rahatsız ediyor karşısına yargı sopasıyla dikiliyorlar. Bugünden itibaren İstanbul’un seçilmiş 3 belediye başkanı Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın yanına maalesef Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’i de yolladılar. Alaattin Başkan’ın suçu Beykoz gibi bir ilçeyi daha önce belediye başkanlığı yaptığı bir ilçeyi bu kez AK Parti’nin elinden alıp Cumhuriyet Halk Partili bir belediye yapmak. Dün Dün Çok sayıda yerel yönetici Alaattin başkanın muhatap olduğu sorular ve verilen kararı görünce şunu söylediler.

Bu soruların sorulup da alınan cevaplarla eğer bu memlekette hukuk devleti olsa bir tane AK Partili bir tane Milliyetçi Hareket Partili belediye başkanı sokakta olamaz. Hepsi birden Silivri’de yatacak yer kalmaz. Hepsi birden Silivri’de olurlar. Alaattin başkana 65 yaşındaki başkana belediye başkanı olduğu halde kendisi sorumlu olmadığı, imzasının olmadığı, talimatının olmadığı işlerden her belediyenin iş ve işleyişinde olan hesap sorulacaksa da yapandan sorulacak olduğu ve yüzde 99’unda da normal işleyiş dışında bir şey olmadığı meselelerden Alaattin Başkanı hapse atmaya Bir algı yaratmaya niyetli olan o kötü niyet şöyle bir süreç yürüttü. Sabahın 4’ünde buraya geliyordu.

Ön seçim tanıtım toplantımıza geliyordu. Sabahın 4’ünde gittiler. Evini bastılar evinde arama yaptılar ve oradan güya delil topladılar. Ne kadar hukuksuz olduklarını söylüyoruz. Biliyoruz. Herkes biliyor ama ne kadar hukuksuz olduklarını anlatmak için çok basit bir örnek. Türk Ceza Kanunu değişirken oradaydım. 4. yargı paketi. Çok net biliyordum. Sordum hukukçu arkadaşlar elbette dediler. Tartışmıştım burayı.

Övüne övüne 4. yargı paketinde artık şafak operasyonları yok. Artık gece yarısı baskınları yok. Türkiye’de aramalar gündüz gözüyle yapılacak dediler. Dediler ki konutta, iş yerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. Bunu yazdılar. Altına da gece vakti nedir? maddenin e fıkrasına. Gece vakti deyiminden güneşin batmasından 1 saat sonra başlayan doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zamana gece vakti denir dediler.

Bu hesaba göre İstanbul’da gün doğumu o gün 7.34 aramanın yapıldığı saat 4 4. Avrupa’ya benziyoruz. Gece aramalarını bitiriyoruz. Kanun çıkarıyoruz diye övünen bunlar. Bu kanuna el kaldıran bunlar. Oraya o savcıyı atayan bunlar bu aramayı yapan yine bunlar. Böyle yapılan bir aramayla başlayan 4 gün boyunca 65 yaşında seçilmiş belediye başkanını nezarethanede tutan 4 günün son saatinde ifadesini alan ondan sonra götürüp adliyede tutuklayan zihniyete soruyorum. Bunu yapmakla iktidarda kalabileceğini düşünüyorsan avcunu yalarsın kardeşim, avcunu yalarsın. Diğer taraftan, diğer taraftan çıkmış her uzatılan teybe aynı cevabı veriyor Adalet Bakanı.

Türkiye hukuk devletidir. Yasalar karşısında herkes eşittir. Herkes yasaların dediğine, mahkemenin kararına uymakla yükümlüdür. Öyle mi öyle mi Adalet Bakanı. İstanbul’u AK Parti’den aldık. 37 dosya. 4 başı mamur 37 büyük yolsuzluk dosyası. Süleyman Soylu denen zat o gün İçişleri Bakanı. Geldi. 37 dosyanın 33’üne el koydu. Bu yolsuzluk dosyaları bundan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulacak. Nerede o dosyalar? Nerede o dosyalar? Birine işlem yapılmış mı birine birine? 4 başı mamur yolsuzluk dosyalarını aldı. Üstüne oturdu. Adaletin kanunu kuruttu. Şimdi de ortalıkta yok.

Bu rakam Ankara’da. Tabii Ankara’nın kimden alındığının ve hangi dönemin sorgulandığının da farkında olalım. Melih Gökçek dönemine dair tam 97 dosya. 97 büyük yolsuzluk dosyası var. Kapağını açan var mı? Hesabını soran var mı? Bu yolsuzluk dosyaları üzerinden bir kelime konuşan var mı? Bundan sonra buradan konuşacağız arkadaş. Buradan konuşacağız. Ben kendimi hakim yerine savcı yerine koyacak değilim.

Ama o makamda oturanlara soruyorum. Şöyle bir bakalım dedik. Belediyelerimiz savcılıklara ne yollamışlar? Ne işlem yapılmış? Bakın gelecek haftalarda gelecek. Bir Denizli var aman Allah’ım. Bir Balıkesir var utançtan yüzüne bakamazsın. Bu nasıl iş diye. Bir Manisa var aman aman aman. Hepsi hepsi teker teker gelecek buraya. Ama şimdi Bursa’dan başlayayım ve sadece özel kalem harcamalarından başlayayım.

Sadece depremde depremde Bursa Belediyesi’nin yaptığı işi bile takdir ettik deyince demişti ki birisi yok bozuk saat yok. Bakın bozuk saatin bozuk ahlakın bozuk vicdanın ne yaptığına bakın Bursa’nın parasıyla. Dosyadan okuyorum. Harcama kalemleri altında dönemin Büyükşehir Belediye başkanının onay imzası var. Alaattin Köseler’in dün sorulan soruların birinde onay imzası yok

Onay imzası AK Parti özel buluşma harcaması AK Parti İl Başkanlığı’na giden paketler kalemi imzalamış. AK Parti il binasında kokteyl gideri imzalamış. AK Parti temayül yoklaması masrafları imzalamış. AK Parti Ankara’nın istediği promosyonlar imzalamış. Seçim çalışması yemek gideri imzalamış. AK Parti kadın kollarına yemek imzalamış. Alinur Aktaş seçim çalışması kendi kendine imzalamış. Yetmemiş Hüda Par İl Kongresi yemek bedeli özel kalemden ödenmiş. Ülkü Ocakları yemek bedeli özel kalemden ödenmiş. Büyük Birlik Partisi yemek bedeli Bursa özel kalemden ödenmiş. Demokratik Sol Parti lansman gideri Bursa özel kalemden ödenmiş.

DSP yemek gideri Bursa özel kalemden ödenmiş. Tügva yemek bedeli Bursa özel kalemden ödenmiş. Milliyetçi Hareket Partisi Kemalpaşa ilçe örgütü harcamaları Bursa özel kalemden ödenmiş. Bursa’ya gelen 10 bakanın tek tek isim isim yazılı. Bursa’daki seçim çalışma masrafları Bursa özel kalemden imzayla resmen ödenmiş. 100 154 kalemde 154 kalemde 15,5 milyon TL’lik harcama Alinur Aktaş tarafından AKP, MHP, BBP, DSP, Hüdapar, Türkva ve kendi seçim kampanyası için 15,5 milyon lira para ödenmiş. Ey Adalet Bakanı…

Haram zıkkım olsun demekle haram zıkkım olmuyor. Senin adına bu işi yapacak biri var Bursa’da. Ey Bursa Cumhuriyet Başsavcısı. Ey harekete geçmeyen savcıları neden geçmiyorsun diye soracak Hakimler Savcılar Kurulu. Onun başkanı Adalet Bakanı. Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan. Bu sadece Bursa Büyükşehir’in belediye başkanının kendi imzasıyla oluruyla ödedikleri. Bunlara soruşturma başlatacak mısın? Yoksa bu millet gelip senin alnını mı karışlasın? Hadi bakalım.

“Türkiye’de Kürtler meselem var diyorsa Kürt meselesi vardır”

CHP her daim tarihsel büyük bir tutarlılıkla Türkiye’de Eğer vatandaşları sorunum var diyorsa o sorunu görmeye kabul etmeye ve çözmeye kararlı bir partidir. Geçmişi külliyatı bundan doludur. Türkiye’de Kürtler meselem var diyorsa Kürt meselesi vardır. Tayyip Erdoğan bu sorunu çözmeye gelmiş bunu iddia etmiş sonra savrulmuş bu sorunu inkar etmiş bir siyasetçidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm meselelerin demokratik yollarla çözülmesini savunan bir parti olarak 1 Ekim tarihinde Sayın Bahçeli’nin gidip Dem grubunun elini sıkmasıyla başlayan süreci dikkatle özenle temkinle ve kendimize yakışan tarihi sorumluluğumuzu taşıyarak takip ediyoruz.

Her ne kadar Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan Cumhuriyet Halk Partisi grubu tüm siyasi parti gruplarına duyduğu saygıyı deme duyduğu zaman terörist ilan edilmişse Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi sadece ve sadece milletten aldıkları temiz kağıdıyla belediye başkanı seçilen kişilere kayyım atanmasına itiraz ettiğinde de bu konuda eleştirilmişse şimdi ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir belediye başkanı 10 yıl önce taziye için örgütün bir yöneticisine telefon açtığı, taziye verdiğinden dolayı o terör örgütüne mensup kabul edilip içeri atılıyorken o terör örgütünün başının gelip konuşma yapmasının o terör örgütüne bir heyet görevlendirilmesinin önünün açılmasını o heyetin her bir üyesine telefon açılması Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan yıllardır yapılan haksızlıklar üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir samimi özür.

Bir öz eleştiri bu millete sırf sizin oyunuzu alabilmek için bir partiyi ülkenin çok önemli bir seçmen grubunu şeytanlaştırarak ve onlarla insani ilişkiler sürdürülmesini bile terör örgütü mensupluğu göstererek “biz sizi kandırdık. Biz sizin duygularınızı suistimal ettik. Şimdi döndük dolaştık o elleri biz sıkıyoruz. Methiyeler düzüyoruz ” demeleri gerekse de biz bunu vatandaşlarımızın vicdanlarına onların ferasetlerine veriyoruz.

Bize yapılan haksızlık ve bugün yapılanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin her birisinin ayrı ayrı yüreğine ve vicdanına inandığım vatandaşlarımızın vicdanına emanettir. Onlara emanet ediyorum. Partime belediye başkanlarına geçmiş dönem genel başkanımıza, milletvekillerimize yapılan bu konudaki tüm iftiraları tüm hakaretleri milletimizin vicdanına emanet ediyorum.

Tayyip Erdoğan bu sorunu inkar etmiş bir siyasetçidir. Sayın Bahçeli’nin DEM grubunun elini sıkmasıyla başlayan süreci dikkatle, itinayla ve sorumluluğumuzu taşıyarak takip ediyoruz. CHP DEM Parti ile görüştüğünde terörist ilan ediliyorken, kayyım atamaya itiraz ettiğinde eleştirilmişse, CHP’nin bir belediye başkanı taziye için telefon açtığı için terör örgütü mensubu kabul edilip içeri atılırken heyet görevlendirmesinin önü açılıyorken CHP’ye bir özür bile dilemiyorlar. Bu sorunun Meclis çatısı altında çözülmesini savunuyoruz. Demokratikleşme adımları atılarak, kanunlar yapılarak çözülmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Tam bir samimiyet, şeffaflık ve toplumsal mütabakatla sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. 2015’te olduğu gibi Erdoğan tarafından nasıl felakate sürüklendiğini biliyoruz. Bugün de aynı yanlış bakış açısı olduğunu ifade ediyoruz. Dolmabahçe’de masa kurulup canlı yayın hazırlıkları yapılırken Erdoğan tarafından inkar edildiğini hatırlatıyoruz. Bu süreci ‘Erdoğan doğru yönetiyor’ diyenlere hatırlatıyorum; Erdoğan’ın Dolmabahçe masasındaki tüm aktörlerle yine aynı masada olduğunu hatırlatırım.

Müzakerelerin devlet tarafından yürütüldüğünü söylediğimizde DDM (Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi)’den yalanlama yaptılar. Açık çağrı yapıyorum; Öcalan’a bir sihirli değnek değmesi ile, her şey yoluna girecek denmesiyle çözülmez, bunun gerçekliği yok. Böyle bir sorun çözülecekse demokratikleşme ile Meclis çatısı altında çözülecek. Gazeteciler, Gezi tutukluları, Kürt’ü Türk’ü yerel yönetimciler içerideyken, kayyım uygulamaları devam ediyorken bu ülkede bir çözüm mümkün olmaz. Çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişki olursa bu işin sonunda Kürtler de Türkler de kaybeder.

2015’te doğru bir süreç yönetilseydi, o günden bu güne akan kan, gözyaşı olmazdı. Despotik bir iktidar herkesi pataklayıp hapse tıkacak, sonra da demokratikleşme konuşulacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sorumluluk almalıdır. Al ver pazarlığının içinde olmadık, sonunda da olmayız. Bu yol ancak tam demokrasi ile olur. Kim Kürt sorunu çözülsün istiyorsa, bilhassa DEM Parti,  demokratikleşme paketinde yer almalıdır. Demokratikleşme paketine varız, kim geliyorsa hodri meydan.

Çağırdık baba evine gelin dedik. O sözü söylediğimden bu yana 150 bin yeni üyemizle üye sayımız 1 milyon 700 bine dayandı. Hepsine hoş geldiniz diyorum. 23 Mart’ta yapacağımız yapacağınız ön seçim bu yılın ilk sandığıdır ama son sandığı olmayacaktır diyorum. Bugüne kadar diktatörlerin nasıl gittiklerini biliyoruz. Tek adam rejimlerinin nasıl gittiğini biliyoruz. Biz ülkedeki rejime son vermek için demokrasi ve sandık dışında bir yol bilmiyoruz ve asla önermiyoruz. Ama dünyadaki baskıcı resimler 1 milyon kişinin meydana çıkmasıyla değişiyorsa, onun adına Arap baharı deniyorsa 23 Mart’taki Türkiye’nin baharında bir milyonun üzerindeki üyesinin sandığa bekliyoruz.

Bir bahar günü başlamıştık, Mart’ın sonu bahar demiştik. Şimdi 23 Mart günü Türkiye baharını başlatmak için demokratik mücadeleyle bir tek adam rejimini sona erdirecek Türkiye baharı için 1 milyon 700 bin üyesini sandık başına bekliyorum. Gelin seçin ve tarihe geçin. Güç sende. Sana inanıyoruz. Sana güveniyoruz. Her şeyin çaresi sandıktadır.”

Paylaşın

Özgür Özel’den Dikkat Çeken “Abdullah Öcalan” İddiası

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın örgüte yaptığı silah bırakma ve kendini feshetme çağrısıyla ilgili konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Öcalan ile devletin bir yıldır görüştüğünü söyledi.

Özgür Özel ayrıca, “Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları neyin ne olduğunu bilen, gören insanlardır. Ben 2025 yılında bir iktidar partisinin ve ülkenin Cumhurbaşkanının milletin aklıyla alay etmesini de doğru bulmuyorum” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Yeniden Refah Parti’sini ziyaret ederek Genel Başkan Fatih Erbakan ile bir araya geldi. Özel ve Erbakan görüşme sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın örgüte yaptığı silah bırakma ve kendini feshetme çağrısıyla ilgili yorumlarda bulunan Özel, şunları ifade etti: “Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Bizim tarihsel tutarlılığımız ve bu sürece yönelik yaptığımız bütün açıklamalar bir sorun var mı? Bir sorun var. Ülkede Kürtler sorunum var diyorsa Erdoğan’ın geçmişte bu konuda söylediklerini terk edip de Kürt sorunu yoktur demesiyle Kürt sorunu çözülmüyor.

Bu sorunun çözülmesi için meclis zemininde hiçbir partinin dışlanmadığı ve sivil toplumun, toplumun tüm kesimlerinin temsil edildiği bir çalışmanın yapılması mutlaka gereklidir. Bu çalışmanın başı sonu demokratikleşmedir. Bu noktada elbette ki her zaman söylediğim hassasiyetle şehit ailelerinin, gazilerimizin ve tüm mağdurların mutlaka rızalarının alınması, görüşlerinin alınması, onları üzecek, rahatsız edecek işlerin içine girilmemesi çok önemlidir.

Bunun dışında biz şeffaflığa vurgu yapıyoruz, samimiyete vurgu yapıyoruz. Şunu da söylemek gerekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları neyin ne olduğunu bilen, gören insanlardır. Ben 2025 yılında bir iktidar partisinin ve ülkenin Cumhurbaşkanının milletin aklıyla alay etmesini de doğru bulmuyorum.

Bir yandan bir yıldan aşkın süredir bir müzakereyi yürüteceksiniz. Yaptığınız, yapılan görüşmelere devlet adına birisi tam yetkili, dört kişilik bir heyet eşlik edecek. Bu konudan dakika dakika haberiniz olacak. Anayasa Mahkemesi’nin bir üyesi, Yargıtay’dan üyeler, yüksek hakimlerin bulunduğu 20’nin üzerinde hukukçudan oluşan bir masa bir yerde çalışma yapıyor olacak, sizin bilginizle de.

Sonra millete bir şeyler oluyor, kendiliğinden oluyor. Sayın Bahçeli de güzel konuştu. Ben bir şey demiyorum, benimle ilgisi yok. Olursa sahiplenirim, iyi sonuçlar olursa bana yarasın, kötü sonuçlar olursa uzak durayım. Bu millet böyle kandırılabilecek, zekası hafife alınabilecek bir millet değil. Bir iş bir işi yapacaksan onun sorumluluğunu alacaksın, cesaretini göstereceksin. Millet sana bunun görevini vermiş, yetkisini vermiş.

Bana da bu sürece, bu milletin barış umudunu boşa çıkarmama, akan kanın durdurulmasının önüne set çekmeme, ama bir yandan da kimseyi kandırmayacağı, kimsenin mağdur edilmeyeceği bu sürece ana muhalefet olarak denetim ve geleceğin iktidar partisi olarak destek görevi vermiş. Ben görevimden kaçmıyorum. Mertçe burada duruyorum.

“Samimiyet olacak, açıklık olacak, şeffaflık olacak”

Aktörlerin pozisyonları belli. Bir kişinin pozisyonu güya belli değil. Her şeyi biliyor da işine gelince duyan, işine gelmeyince kulağı sağır olan büyükbaba numarası yapıyor bize. Bu bu bunlar bu artık samimiyete ihtiyaç var. Çıkacaksınız, bu sürecin neresinde olduğunuzu herkes biliyor. Tam göbeğindesiniz. Öyle gizli ajandanızın, onun bunun falanın filanın her şeyi bir yana bırakacaksınız. Samimiyet olacak, açıklık olacak, şeffaflık olacak. Herkes bunu biliyor.

Günün bu vaktinde çıkıp da kral çıplak diye bir çocuğun mu bağırmasını bekleyeceğiz? Kimse kimseyi kandırmasın. Efkan Ala, öyle uçakta havada gezip durum belli olunca inmekten olmuyor bu iş. Ben bekleyeyim, duruma göre pozisyon alayım. Efkan Ala da bu anlamda tarihsel bir tutarlılık içinde görünüyor.

Durum netleşene kadar uçakta beklemek her zaman olmaz. Dünkü açıklamalarından onu çok net olarak takip ettik. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi açısından bu ülkedeki insanların yararına, kan akmayacaksa, şehit gelmeyecekse, bu ülke bütün varını yoğunu harcadığı bu terör belasından kurtulacaksa, insanların yüzü gülecekse, analar ağlamayacaksa, barış gelecekse, artık Kürtler yaşadıkları bu sorunlardan kurtulacaklarsa, kendilerini bu ülkenin tam ve eşit vatandaşları hissedeceklerse biz orada varız.

Biz Recep Tayyip Erdoğan’ın gizli ajanda pazarlıklarının ve kenardan hiçbir şey yokmuş gibi meseleyi edilgen bile değil, korkak bir şekilde bir yerden izleyip bütün siyasi riski ortağının sırtına yükleyip buradan bir avantaj çıkarsa gidip siyaseten nemalanırım demesini son derece samimiyetsiz buluyoruz. Net olsun, açık olsun, cesur olsun.”

Öcalan: Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmeli

7 kişilik Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti üçüncü kez İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü. Bu görüşme sonrasında, 1999’dan beri İmralı Adası’nda bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’nın hazırladığı mektup, İstanbul’da kamuoyuyla paylaşıldı.

Önce, seçildiği halde görevden alınarak yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, mektubu Kürtçe olarak okudu. Ardından, Van Milletvekili Pervin Buldan da mektubun Türkçe metnini okudu.

Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının tam metni şöyle: “PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir.

Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.

Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.

Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

Metnin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, kapanış konuşması yapan Sırrı Süreyya Önder, Sayın Öcalan’ın çağrıya ilişkin şu notunu paylaştı: “Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz ki pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”

Paylaşın

Öcalan’ın Çağrısı Sonrası Özgür Özel’den Açıklama: Demokrasi Vurgusu

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan gelen çağrıya ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Kürt meselesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönündeki tavrımızı koruyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Özgür Özel, açıklamasının devamında, “Demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış için tüm toplumun görüşlerinin, şehit ailelerinin, gazilerimizin ve bütün mağdurların rızalarının öncelendiği çözüm için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Bugüne kadar yaptığımız katkıları, bundan sonra da esirgemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Heyeti, İmralı Cezaevi’nde görüştükleri Abdullah Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma çağrısı yaptığı açıklamayı, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısıyla duyurdu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden, Abdullah Öcalan’dan gelen çağrıya ilişkin açıklamada bulundu. Özgür Özel, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemizin tüm sorunlarının demokratik yollardan çözümü konusunda tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Aynı şekilde, terörün ve şiddetin her türlüsüne her zaman karşı olduk, bundan sonra da karşı olmaya devam edeceğiz. Kürt meselesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönündeki tavrımızı koruyoruz.

Demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış için tüm toplumun görüşlerinin, şehit ailelerinin, gazilerimizin ve bütün mağdurların rızalarının öncelendiği çözüm için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Bugüne kadar yaptığımız katkıları, bundan sonra da esirgemeyeceğiz. Terör örgütünün silah bırakması ve kendini feshetmesi çağrısı önemlidir.

“Meseleler, temennilerle değil, güven ortamı tesis edilerek ve icraatlarla çözülür”

Bu çağrının gereklerinin, muhatapları tarafından yapılmasını ve onbinlerce cana mal olan, ağır ekonomik ve toplumsal tahribat yaratan terörün ilelebet sonlanmasını temenni ediyoruz. Hiç şüphesiz meseleler, temennilerle değil, güven ortamı tesis edilerek ve icraatlarla çözülür.

Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü ancak iç barışın sağlanmasıyla mümkündür. İç barış ise, otoriter bir sistemde değil, demokratik düzende, hukuk devleti ilkelerine uymakla, adalet ve eşitlikle sağlanır. Demokratikleşme için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması kadar, mevcut kanunların uygulanmasındaki hukuk dışı yaklaşımların terk edilmesi ve anayasa ihlallerine son verilmesi elzemdir.

Cumhuriyet Halk Partisi, toplumun barış ve demokrasi taleplerinin hiçbir makam, mevki ve aktör tarafından kendi siyasi hedefleri doğrultusunda istismar edilmesine izin vermeyecektir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesi doğrultusunda, her zaman barış ve demokrasi çabalarının yanında; savaşın, terörün, çatışmanın ve otokrasinin karşısındayız.”

Öcalan: Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmeli

7 kişilik Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti üçüncü kez İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü. Bu görüşme sonrasında, 1999’dan beri İmralı Adası’nda bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’nın hazırladığı mektup, İstanbul’da kamuoyuyla paylaşıldı.

Önce, seçildiği halde görevden alınarak yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, mektubu Kürtçe olarak okudu. Ardından, Van Milletvekili Pervin Buldan da mektubun Türkçe metnini okudu.

Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının tam metni şöyle: “PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir.

Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.

Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.

Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

Metnin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, kapanış konuşması yapan Sırrı Süreyya Önder, Sayın Öcalan’ın çağrıya ilişkin şu notunu paylaştı: “Bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz ki pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”

Paylaşın

CHP’den Erdoğan’ın “Ayağını Denk Al” Sözlerine Yanıt: Yaverleri FETÖ’cü Çıkmış Biri…

CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Erdoğan’ın CHP Lideri Özgür Özel hakkındaki “ayağını denk al” sözlerine verdiği yanıtta, “Türkiye’nin 1. partisinin Genel Başkanını kimse bu şekilde tehdit edemez, had bildiremez. Yaverleri dahi FETÖ’cü çıkmış biri, hiç edemez, hiç bildiremez!” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında CHP genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik, “Başkomutan olarak sana sesleniyorum; ayaklarını denk al, denk almazsan denk getirmesini biz biliriz” ifadelerini kullandı.

CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Erdoğan’ın sözlerine tepki gösterdi. Yücel açıklamasında şunları  kaydetti:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanlığını yapıp da tehdit edilmeyen, saldırıya, linç ve suikast girişimine uğramayan kimse yoktur. Genel Başkanımız Sn. Özgür Özel’e yöneltilen tehdit, yalnızca ona değil, aynı zamanda demokrasiye ve millet iradesine yöneltilmiştir.

Türkiye’nin 1. partisinin Genel Başkanını kimse bu şekilde tehdit edemez, had bildiremez. Yaverleri dahi FETÖ’cü çıkmış biri, hiç edemez, hiç bildiremez! Cumhuriyet Halk Partisi savaş meydanlarında kurulmuştur. Baskıya boyun eğmez, kimden gelirse gelsin tehditlere pabuç bırakmaz!”

“Cumhuriyet’in neferleri buradayız”

CHP Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Erdoğan’ın sözlerine yanıt verdi. Ali Mahir Başarır açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Sen kimin ayağını denk getiriyorsun, Erdoğan? Bir gün AKP Genel Başkanı, bir gün Cumhurbaşkanı, bir gün Başkomutan… İşine geldiği gibi kabuk değiştirip, gözdağı siyasetiyle zamanını doldurmuş iktidarını sürdüremezsin!

Milli ordumuz üzerinden Genel Başkanımız Özgür Özel’i tehdit edemezsin! Biz, önünde titreyen atanmış bakanlara, talimat bekleyen MYK üyelerine benzemeyiz. Cumhuriyet’in neferleri buradayız; ne boyun eğeriz, ne geri adım atarız!”

Paylaşın

Özgür Özel: AK Parti Geleceğin Ana Muhalefet Partisidir

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Geçtiğimiz pazar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 8. Olağan Kongresi yapıldı. Tek aday, tek kişi, kendisinin atadıklarına kendini alkışlattıra alkışlattıra bir kurultay yaptı. O kurultayda muhalefete saldırdı” dedi ve ekledi:

“Bir ülkede iktidar muhalefete muhalefet etmez. Bir ülkede muhalefet iktidara muhalefet eder. Eğer iktidar muhalefete muhalefet etmeye başladıysa psikolojik olarak iktidar el değiştirmiştir. Yani Tayyip Bey haklıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisidir. Artık AK Parti de geleceğin ana muhalefet partisidir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından başlıklar şöyle:

“Cumhuriyet Halk partisi ailesi büyümeye devam ediyor. Partimize emek dünyasından önemli isimler katıldı. Biraz önce yukarıda kendilerini ağırladık, rozetlerini taktık. Birleşik Kamu-İş’in önceki dönem genel başkanları Sayın Mehmet Yeşildağ ve Sayın Hasan Kütük’e baba ocağına hoş geldiniz diyorum.

DEVA, Demokrat ve Saadet Partisi’nin genel başkanlarıyla görüştük. Bu hafta da Ahmet Davutoğlu, Erkan Baş, Müsavat Dervişoğlu ile görüştük. Muhalefete saldırı olduğunu ama bizim de bir ve birlikte olmamız gerektiğini bir kez daha teyit ettik. Ben kendilerine cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini, seçim hazırlıklarımızı anlattım. Geleceğin iktidar programına evrilecek parti programımızı anlattım. Bu dönemde karşılaştığımız yargı tacizlerini uzun uzun konuştuk.

Bu noktada muhalefetin farklı renkleri, farklı tespitleri,  farklı sözleri olabilir ama ortak hedef, gönlünde vatan, millet, bayrak sevgisi olan, bu ülkenin kurucu kadrolarına ve kuruluş felsefesine itirazı olmayan, bu ülkenin geleceğinin demokraside olduğunun, bu ülkenin yeniden kalkınmasının mutlaka ve mutlaka güçlü bir meclis eliyle olacağının, bu ülkenin güçlü yol yürüyüşünün mutlaka hukukun üstünlüğüne inananlar tarafından yönetilmesiyle olduğunun ve bu ülkenin 100 yıl öncesindeki gibi kurtuluşunun ve kuruluşunun bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde olacağının kalın çizgilerle altını çiziyoruz. Birinci parti olduğumuzun bilinciyle kimseyi geride bırakmadan, kibire kapılmadan büyük bir mücadeleyi birlikte vermeye kararlıyız.

Ümit Özdağ’ı Silivri’de ziyaret ettim. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı iş tam bir yetkisizlik. Biz söyledik kabul etmediler, Asliye Ceza Mahkemesi itiraz etti. Bunu bana değil Akın Gürlek’e sordu. Özdağ’a yapılan itibar suikastıdır. Ahmet Özer’i, Can Atalay’ı, Tayfun Kahraman’ı, Osman Kavala’yı, Ayşe Barım’ı hepsini tek tek ziyaret ettim. Hepsinin davasında ayrı bir hukuksuzluk var. Halk TV Genel Yayın Yönetmeni hala tutuklu.

Bugün 35. gün. Ucu nereye giderse gitsin diyeler hep beraber kongreye gitti. Yangında giden canların hesabını soran yok. Görev verdikleri bilirkişi heyetinin raporuna ‘korsan’ dediler. Raporunu teslim almadılar, bunun kanıtını bulamayacağımızı söylediler. Bakın, ‘korsan’ dedikleri 7 kişilik bilirkişinin görevlendirme yazısı burada. Yazının tarihi 21 Ocak 2025. Bu 7 kişiyi görevlendiriyorlar.

3 gün uğraşıp hazırladıkları raporun teslim gününün akşamında bilirkişi üyeleri azillerini istedi. Bu bilirkişilerin utanacak hiçbir şeyi yok. Onlara korsan diyenlerin, yazdıkları raporu almayanların insan içine çıkacak durumları yok. Korsan dediğin raporun da azil yazılarının da hepsi elimizde duruyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç; mahkeme sürecinde bu bilirkişiler şahit olsun da her şeyi anlatsınlar da adalet bakanlığı eliyle korsan faaliyet neymiş gör.

Sahte alkolden ölümler artıyor. Komisyon teklif ettik reddettiler. Siyasi sebeplerle duymak istemiyorlar. 100 liralık içkinin 62 lirası vergi. Sözlerimi kesiyor, kendi grubunda dinletiyor, ‘bak rakı hesabı yapıyor’ diyor. Rakı gizlenecek, utanılacak bir şey değildir. Bu vergilerin tamamının ideolojik olması ayıptır. İçki içen suçlu değildir. Sen kimsenin yediğini içtiğini, giydiğini sorgulayacak makamda değilsin. Kimsin sen! İnsanların yaşam biçimini sorgulayamazsın. Sen vereceksen OECD ülkeleri içinde Türkiye’nin gıda enflasyonunda birinci olduğunun, gıda enflasyonunun yüzde 44 olmasının, 38 OECD ülkesindeki ortalamanın yüzde 4 olmasının hesabını ver.

Koalisyon ortağın, ittifak ortağın askıda 9 gülek buğday kampanyası başlattı. Hoş, Sayın Genel Başkanları rahatsız, bir kez daha acil şifalar diliyorum. Aradık, bizim arkadaşlar sordular, sordurdular. Çünkü faydalı bir iş yapılıyorsa destek olalım, görünür kılalım. İç Anadolu’da aradığımız Milliyetçi Hareket Partisi il yönetimlerinin, ilçe yönetimlerinin hiçbirinin kampanyadan haberi yoktu ilk gün. ‘Genel merkeze soracağız’ dediler. Genel merkeze soruldu, bilgi yok, biz size dönelim dediler. Mesele kampanya şundan ibaret; eğer elinde buğday kaldıysa çiftçinin bu tarihte, gidilecek çiftçiden 9 gülek yani 18 kova… İki kova, 36 kilo buğday alınacak, askıya asılacak.

Yoksul birisi de gidecek askıdan iki kova buğdayı alacak, kendine bir değirmen bulacak, buğdayı değirmende öğütecek, un yapacak, eve gidecek ekmek yapacak. Kampanya bu. Ama şu kadarını söyleyeyim; kampanyanın kendisi ittifak ortağının diğerini afişe etmesi, insanların olmayan buğdaya, alınıp da asılacak iki kova buğdaya, onu alıp da öğütüp un yapmaya, o undan ekmek yapmaya muhtaç hale geldiğinin itirafından başka bir şey değildir.

Benim MHP grubuna, milletvekillerine önerim şudur: Bu askıda buğday işi tutarsa biz de yürekten destekleyelim ama daha kolay bir yolu var. Askıda vicdan uygulamasını sona erdirin. Askıda vekil uygulamasını sona erdirin. Askıya koyduğunuz milletvekilliğini ve vicdanınızı alın, hep beraber bu memleketin sorunlarını konuşalım. Çiftçiye gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i dağıtılacakken binde ikisi dağıtılıyor. Muhalefet bunu konuşuyor, arkadaşlar askıda buğday güleği diyorlar. Askıda gülek yapalım, içine buğday koyalım, diyorlar. O yüzden gerçekten çiftçinin sorunlarını çözeceklerse bu hafta verilecek önergelere, muhalefetin her kanun görüşülürken milletten yana verdiği önergelere destek versinler.

O günden sonra seçim bölgelerine rahat giderler. Tarımla çok ilgili Milliyetçi Hareket Partisi’nin milletvekillerinin seçmenlerinin yanına varamadığı, yüzüne bakamadığı bir süreci yaşadığımızı hepimiz biliyoruz. Onun için yapılacak şey askıdaki milletvekilliğini alıp sırta geçirmek, askıya bırakılan vicdanı, Tayyip Erdoğan için askıda tutulan vicdanı oradan alıp kuşanmaktan geçiyor. Eğer onu yaparlarsa bu ülkenin önünü çok hızlı bir şekilde açabiliriz. Bunun için sadece ve sadece milletvekili olduğunun ve Anayasa’ya bağlı olarak yemin edildiğinin hatırlanması yeterli olacaktır.

Cumartesi günü Ramazan’ın ilk günü. Eskiden bolluk ve bereket ayı olarak karşılanan Ramazan, şimdi emeklinin, asgari ücretlinin yokluk ayı, korkuyla, endişeyle bekleniyor. Geçen sene 900 liraya satılan Ramazan kolileri 1.600 liraya çıktı. Zorla 20 lira diye açıklatılan ancak fiilen 30 lira civarında satılacağını herkesin bildiği Ramazan pidesinin hesabını yapalım. Yine de açıkladıkları 20 liradan yapalım. Kızıyor ya altın hesabını bırak diye, bıraktım pide hesabı yapıyorum. 2002 yılında pidenin kilosu 2 liraydı 2002 yılında.

Şu anda pidenin kilosu 80 lira. Tam 40 kat artmış. Yüzde 4 bin artış var pidenin fiyatında. 1 liraya, 1 TL’ye 200 gramlık pideden 2,5 tane alınıyordu. 2018 yılında 2,5 pideden 3/4 pideye düştük, 140 gram alınabiliyordu. Hesap böyle sanmayın. Bakın göremediğiniz yerde bu senenin pidesi var. 1 lirayla tırnak kadar pide alınıyor; 12.5 gram. Bugün pidenin kilosu 80 lira. Tayyip Bey diyor ya rakamlarla nereden nereye; Tayyip bey 1 liraya 500 gram pide almaktan 12,5 gram pide almaya…. Nereden nereye Tayyip Bey. Ramazan geliyor, nereden nereye?

Bayramda emeklilere verilecek ikramiye hala 3 bin lira. Bayram ikramiyesi verildiği ilk bayramda 6 tepsi bayram baklavası alıyordu, 1.000 lira. Bugün 3 bin lira bayram ikramiyesi 6 tepsiden 1 tepsiye düştü. Şimdi Tayyip Bey 3 bin lirayı 4 bin 500 lira yapacak diye beklenti vardı. Dün onu da gevelemeye başlamışlar. 3 bin 750 olabilir diye. Ama biz Ramazan boyunca hem pide hesabını, hem alınamayan baklavanın hesabını, dolmayan filenin, Ramazan kolisinin hesabını 81 ilde yapmaya, bu iktidarın bu milleti ne noktaya getirdiğini anlatmaya devam edeceğiz. İlk gün, ilk gün kadın kollarımızla birlikte Ankara’dayız. Ramazanda tüm grubumuzla birlikte 81 ildeyiz, bütün Türkiye’deyiz.

Erdoğan, ‘ben ekonomistim’ diyor. Gözdesi, Başsavcı Akın Gürlek. Ne gazeteci bıraktı, ne siyasetçi, ne akademisyen, en son borsaya da el attılar. Aslında Akın Bey SPK’ya yabancı değil. Değerli eşleri Sermaye Piyasası Kurumu’nda üst düzey yönetici zaten, yönetim kurulunda. Bir suç varsa, o suç hakkında gider savcılığa suç duyurusunda bulunur. Ama emir Tayyip Bey’den gelince eşini, eşinin kurumunu bile beklemeye tahammülü yok. Gitmiş, geçen cuma günü borsa düştü diye soruşturma başlatmış ve başsavcılık fiyat hareketliliği konusunda haber yapan, yayan kişiler hakkında da soruşturma başlatmış.

Tam bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız. Yahu bir gün önce TÜSİAD başkanını, yöneticisini alıp polis eşliğinde götüren sen, dünyaya Mehmet Şimşek para bulmak için sunum yaparken o fotoğrafı sunan sen… Türkiye’de patronların birlikteliği diye ifade edilen, sermayenin birlikteliği diye ifade edilen TÜSİAD’ın başkanı diyor ki: ‘Yurt dışına çıkış yasağı koymayın. 80 ülkeye ihracatım var’ adama yurt dışına çıkış yasağı koyuyor. Bütün dünyadaki muhatapları, hiç değilse o 80 ülke, kendisine ihracat yapan kişinin Türkiye’de hükümeti eleştirdiğini ve bunun için gözaltına alındığını görüyor. Sonra borsa niye düşüyor? Borsa niye düşer? Güven ortamı yoksa düşer. Tedirginlik varsa düşer. Hukukun üstünlüğüne inanç sarsıldıysa düşer. Borsadan yabancı niye çıkar?

Türkiye’deki ortamdan endişeliyse çıkar. Ne zaman gelir? Türkiye’nin yarınlarına inanıyorsa gelir. Şimdi bunların hepsini bir tarafa bırakmışlar. Borsa düştü diye hesabı borsadan soruyorlar. Tansiyon hastasının tansiyon aletini kırması gibi. Yiyor, içiyor, tuzlu yiyor, yağlı yiyor, tansiyon çıkınca aleti kırıyor. Böyle bir şey olur mu? Bu yüzden ‘gerçeğe aykırı bilgi’ diye bir suç icat ettiler ve Erdoğan, ‘ben bilirim’ diyerek ekonomide yaptığı deneyle yoksuldan aldı, zengine verdi ve bunun sonunda ülkede her şey birbirine girdi. Ülke kötüye gidiyor, sorumlusu hesap vermiyor, haber yapan gazeteci içeride. Buna muhalefet eden, muhalefet partisinin genel başkanı içeride. Ana muhalefet partisinin belediye başkanları içeride. Tweet atan akademisyenler içeride, fikir söyleyen sendikacılar içeride.

Rahatsızlığını dile getiren TÜSİAD başkanı ifadede. Ondan sonra dönüyor dolaşıyor, düşen borsadan hesap sormaya, bundan işlem yapmaya kalkıyor. Gerçeğe aykırı bilgi veren varsa, bir yılda 650 bin konut yapacağım diye söz verip iki yılda üçte birini yapıp, onun da onda birine bile konteynerde kalanları taşıyamayandır. Erdoğan, seçim kazanmak için, ‘bir yılda konutunuza geçeceksiniz’ demişti. Depremzedelerin yüzde 90’ı halen daha konteynerlarda kalıyor. Kendisini üzmeyen istatistik kurumuna aralıkta enflasyonu yüzde 1 ilan ettirip yüzde 4 maaşlardan zam çalıp, ocak ayında 5,5 ilan edenler gerçek dışı bilgiyi yayıyorlar.

Loto oynar gibi enflasyon hedefini iki üç ayda bir yükseltip halkı yanıltıyor ama zammı yanlış hesaplanan hedef enflasyona göre veriyorlar. Mehmet Şimşek’in enflasyon hedefi yüzde 5’ti, şu anda enflasyon ortada, Mehmet Şimşek ortada yok. Dünyayı geziyor para bulmak için. Eskiden emekli ikramiyesiyle ev alınabiliyordu, araç alınabiliyordu. Bugün Türkiye’de iktidarın yarattığı sorunların başında barınma ve konut geliyor.

Bir yılda 650 bin konut vaadi iki yıl sonunda bir yalan oldu. Ama bir yandan o konutu vermek için bile depremzedenin önüne boş senet koyuyorlar, bir de anahtar. ‘Konutunu alacaksan boş senede imza at.’ Depremzede konut çıksa dahi o senede imza atacak cesareti olmadığından, gittiği konuttaki 800 lira aidata gücü olmadığından, işi olmadığından, elektrik, su, doğal gaza verecek parası olmadığından konteynerda kalmaya devam ediyor.

Kazançlı yatırım kampanyası diye orta sınıf için bir kampanya başlatıyorlarmış. Aradık, sorduk. Avcılar’da 1+1 ev 7,5 milyon. Bu konuta 5 yıl boyunca 180.000 lira taksit ödeyebilenler sahip olacak. Türkiye’de 5 yıl üst üste, hem de başladığı fiyatla değil her yıl zamlanarak 180.000 lirayı aylık ödeyebilenin Avcılar’da 1+1 konut alabildiği, buna da orta sınıf için kazançlı yatırım kampanyası dedikleri bir ülkeye geldik. Asgari ücret 22 bin lira. Biz hesap ettik; 8 asgari ücretli birleşirse, 5 yıl bütün maaşlarını bunlara verirse bir tanesi 1+1 konuta geçebiliyor.

“Murat Kurum İstanbul’un maketiyle oynuyor”

Bakan Kurum, zenginlere hitap eden bu kampanyayı açıklarken bir de ‘2025 sonunda yeni sosyal konut projeleri de yapacağız.’ dedi, utanmadan sıkılmadan. ‘Biz deprem konutları yaptık. CHP bunların maketini de yapamazdı’ diyen Murat Kurum, evde akşamları ne yapıyor biliyor musunuz? En son seçimde nereye adaydı bu? İstanbul’a. İstanbul’un maketiyle oynuyor. Kurum, girmediği kavgada gösterdiği cesaretiyle bizim Adıyaman Belediye Başkanı, depremde Adıyaman’da ‘hayat normale döndü’ diyen dönemin Ulaştırma Bakanı’nın iki yapasına yapışmıştı. ‘Adıyaman’da sorun kalmadı’ deyince o günün Ulaştırma Bakanı’nın valilikte yakasına yapıştı. ‘Sen bunu dersen buraya kurtarma gelir mi, yardım gelir mi, aş gelir mi, insan gelir mi’ diye.

Bir yerde dedim ki: ‘Abdurrahman’ın hikayesi siyaset hikayesi değil, insanlık hikayesidir’ diye. Bu Kurum da vakti zamanında yanlış yerlerde yanlış açıklama yapmış, ‘hayat normale döndü’ diye. Kişi kendinden bilir işi. Video çekmiş. İşte Abdurrahman onun yakasını tutmamış diye. O hayali cesaretiyle konuşan Kurum bir seçilmiş değildir. Onu İstanbul’a teklif ettiler, İstanbullular seçmedi. Elinin tersiyle itti. İmamoğlu’nu seçtiler. Bu kurum 2019, 20 ve 22’de de sosyal konut kampanyaları vaat etmişti. Meclisimizin koridorları konut hakkını alamayan mağdurlarla dolu.

AK Partili kadın seçmenler en çok çocuklarının aldığı eğitimden rahatsızlar, en çok. Yüzde 18 memnuniyet Türkiye’de, ‘Çocuğumun aldığı eğitimden memnunum’ diyen. AK Partili kadın seçmende de yüzde 25’i geçmiyor. Şimdi o seçmene sesleniyorum. Her gün heybeden bir şey çıkaran, bir gizli ve kirli ajandası olan, okulu temizlemeyen, çocuğa su vermeyen, karnını doyurmayan, okul yemeğine karşı çıkan, kalkacak mülakatı kaldırtmayan Milli Eğitim Bakanı şimdi çıkmış diyor ki: ‘Zorunlu eğitim çok. Yakında bunun tartışmaya açılacağını tahmin ediyorum.’

Sen Milli Eğitim Bakanı olarak bunu söylersen zaten bu en üstten tartışmaya açılır. AK Partili kadın seçmenlere şunu söylüyorum: Bu diyor ki senin çocuğun çocuk işçi olsun istiyor. İlkokulu bitirsin, çocuk işçi olsun ya da kızın çocuk gelin olsun istiyor. İlkokul sonrası ya kocaya ya ustaya diyen kafa bu kafa ve bu kafanın söylediğini savunan bir tane eğitimci yok. Ama bu kafanın savunduğunu savunan dünya kadar tarikat var. Biz bunlara geçit vermemek için her türlü mücadeleyi veriyoruz.

Geçtiğimiz pazar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 8. Olağan Kongresi yapıldı. Tek aday, tek kişi, kendisinin atadıklarına kendini alkışlattıra alkışlattıra bir kurultay yaptı. O kurultayda muhalefete saldırdı. Bir ülkede iktidar muhalefete muhalefet etmez. Bir ülkede muhalefet iktidara muhalefet eder. Eğer iktidar muhalefete muhalefet etmeye başladıysa psikolojik olarak iktidar el değiştirmiştir. Yani Tayyip Bey haklıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisidir. Artık AK Parti de geleceğin ana muhalefet partisidir.

AK Parti’nin Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş bin 608 delegesine toplam değeri 6 milyon 750 bin lira olan, tanesi 4.200 lira olan saat hediye ettiler. Tayyip Bey orada bile delegeler saatleri takmış, kadranında imzası var. Bu yoklukta, yoksullukta kişi başı 4.200 lira, 6 milyonluk hediye dağıtmış, ‘CHP’nin kongresinde şaibe var’ diyor. Bir kanıt bulamıyorlar, sadece algı operasyonu yapıyorlar ama gözümüzün önünde 1.600 küsur delegenin koluna, ‘beni seçtin’ diye 4.200 liralık saat takıyorlar. Mahalleye sandık kurmayan, ilçede çıkan ikinci adayı çağırıp ikna eden, ilde çift adaylı kongreye kavga karıştıran, delegelerini buraya getirip kendi atadıklarını alkışlatan adamın kongresi de siyaseti de sonuna kadar şaibelidir.

Bir de geçmişte kendinden bir milletvekili gitmiş, dün ‘biz AK Parti’nin tek adam rejimine itiraz ediyoruz’ diye seçmenden oy toplamış, AK Parti itirazıyla propaganda yapmış, bu seçim döneminde bu Meclise AK Parti’ye itiraz üzerinden taşınmış bir sürü milletvekilini partisine katıyor. İçlerinden bir tanesi bir gün önce, 14 saat önce sadece partisinden istifa etti. O da AK Parti’ye gidiyor haberleri çıkınca akşamüstü tweet attı, ‘gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum’ diye. O kongreden üç dört gün önce benim partisine yaptığım ziyarette geldi, oturdu, toplantıda beni dinledi, o partinin genel başkanını dinledi, heyetteydi, şimdi AK Parti’ye gitti.

Antalya milletvekilimize gitti. ‘Tek adam rejimine itiraz benim partimde yeterli değil. Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçmek istiyorum’ dedi. Antalya milletvekilimizle birlikte bana geldiler. Ben kendisine, ‘Partinizin bir grubu var. İstifanızla grubunuz düşebilir. Grubu düşüren olmayın. Biz o grup düşmesin diye o gruba milletvekili veren partiyiz’ dedim. ‘Partinizden ayrılsanız bile uzunca bir süre geçmeden alamayız. Çünkü biz bir başka partinin milletvekiline göz koyan bir parti değiliz’ dedim. ‘İstifa etseniz de, bize gelme iradenizi söyleseniz de ben partinizin genel başkanına bir telefon açmak, durumdan haberdar etmek zorundayım’ dedim, şahitlerin huzurunda konuştum.

Bu kişi bizden gitti, sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçen kimi milletvekillerinin neler istediklerini ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi ilkesel cevabı vererek reddettiğini gerekmedikçe ifade etmeyeceğim ama şunu söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılan her milletvekili partisinden makul süre önce ayrılıp hem de seçmeni kandırmayıp aynı ittifakla, aynı yön ve yönelimde Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelen, partinin ideallerine, partiye, partinin hedeflerine uygun hiçbir, bir zerre pazarlığın içinde olmamış vatansever kardeşlerimizdir. Hepsinin bir kez daha ellerinden öpüyorum, alınlarından öpüyorum. Siyaseti böyle yapanlarla yol yürümeye devam edeceğiz.

Tayyip Bey, Bertolt Brecht’in ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ ifadesinden terör örgütü sloganı çıkarmaya çalışa dursun, 68 kuşağının Türk siyasetine kazandırdığı komprador burjuvazi kelimesini TÜSİAD’a karşı söylüyor. İnsan merak ediyor. TÜSİAD komprador burjuvazinin temsilcisiyse bu beşli çete, yanı başından ayrılmayan MÜSİAD proletaryanın mı? Tayyip Bey’e şunu öneriyorum; illa 68 kuşağından bir slogan benimseyeceksen lütfen BOP eş başkanlığını bırak da ‘yaşasın tam bağımsız Türkiye’ demeye çalış bakalım.

Ayın kayyımı Kars Kağızman Belediyesi’ne atandı. 11 ayda 11 kayyımdı. 12. ay gelmeden Kağızman’a kayyum atadılar. İlk gün ilk atanan kayyıma ne tepki verdiysek Kars Kağızman’da da aynı tepkiyi veriyoruz. Seçilmişler ancak yargı kararıyla görevden uzaklaştırılabilirler. Bu durumda da yerlerine belediye meclis üyeleri kendi içinden birini seçer. Kaymakam, vali atamak kabul edilemez.

Kayyum deyince Ahmet Özer’in iddianamesi nihayet 115. gün çıktı. 118 gündür içeride. 83 sayfa iddianame var. 25 sayfasında terör örgütünü anlatıyor. Bir terör örgütüne üyelik iddia edilecekse terör örgütünün ne olduğu 25 sayfa izaha muhtaç olur mu? Bir başka terör örgütü diyemiyor, oradan video mesaj bekleniyor. Bir partinin adını söylüyorlardı geçmişte haksızca. O partiyle de bir süreç yürütülüyor. Öyle olunca bambaşka bir yapıdan, geçmişte ilanlarla, duyurularla toplanan bir konferanstan, onun başkanının mecliste milletvekili olduğu, daha geçtiğimiz yıl temiz kağıdı verdikleri başkanının yapısından terör örgütü icat ediyorlar.

Selçuk Mızraklı ile, yazar Bejan Matur’la, HDP’li önceki dönem milletvekilleriyle yaptığı telefon görüşmelerini, bu kişilerin HDK terör örgütüne mensubiyetleri üzerinden Ahmet Özer’in terör örgütü mensubiyetini ispatlıyor. Bunun üzerinden de kayyım atamasını kendince meşrulaştırıyor. Eğer Ahmet Özer’e bu gerekçelerle terör örgütü üyeliği yapışıyorsa vallahi de billahi de, itirazı olanla da her yerde yüzleşirim. AK Parti grubunda FETÖ terör örgütü mensubu olmayan bir kişi yoktur. 10 yıl önce terör örgütü mensubuyla telefonda görüşme suçu. İçlerinde birlikte maklube kaşıklamayan var mı? İçlerinde Türkçe olimpiyatlarına gitmeyen var mı? Okullarının açılışına gitmeyen var mı? Bankasına para yatırmayan var mı? Hiç yoksa bayramlaşmayan, selamlaşmayan, telefonlaşmayan var mı?

Öyle bir işe kalkışıyor ki bu Akın Gürlek ve onun yanındaki can; Yarın bu emsal, bütün AK Parti üyelerinin birisi tutar FETÖ terör örgütü üyeliğinden hapse tıkar. Herkese bu imkanı veren bir tuzak kuruyorlar bütün Türkiye’ye. Onun için Akın Gürlek’e de, Recep Tayyip Erdoğan’a da aklınızı başınıza alın diyorum. Mücadele edecekseniz çıkın karşımıza mertçe mücadele edin diyoruz.

Bunun yanında, bunun yanında Ahmet Özer’i Remzi Kartal’la görüşmekle suçluyorlar ve bunu da iddianameye koymuşlar, kanıt sayıyorlar. Bu Remzi Kartal’la, telefonda görüşme değil. Herhalde yemek daveti için dumanla haberleşmiş ya da güvercin uçurmuşlardır. Ahmet Özer’in telefonla görüştüğü Remzi Kartal’la yemek yiyen Hüseyin Yayman’ı Recep Tayyip Erdoğan MYK’sına aldı. Hüseyin Yayman’a sorulduğunda kendini şöyle savundu, ‘O görüşmeyi yaptığımda siyasetçi değildim, akademisyendim’ dedi. Hüseyin Bey, Ahmet Özer o görüşmeyi yaptığında siyasetçi değildi, akademisyendi. Hem de bu konularda yazan çizen, çatışmalı süreçleri araştıran ve Türk-Kürt kardeşliğini, barışı savunan, terörü lanetleyen bir akademisyendi.

Recep Tayyip Erdoğan’a bir soru sormak istiyorum. Lefkoşa Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim. Bu beyefendinin özelliği babasını yakından tanımanız, Maksu Serim. Başbakanlıktayken sizin örtülü ödeneğinizi kontrol ediyordu. Hesap kitabı kuvvetli olduğu, sizin de bu konuda kendisine çok güvendiğiniz de biliniyor. Oğlunu Dışişleri Bakanlığı süreçlerinden gelmediği, meslekten gelmediği halde önce Dışişlerinde özel kalem müdürü yaptırdınız, sonra bakan yardımcısı yaptırdınız.

Bu sırada 2022 yılında Kıbrıs’ta öldürülen organize suç örgütü lideri Halil Falyalı’yla öldüğü günden 2 yıl önce ortak şirket kurduğu ortaya çıktı. Bunu söyleyen milletvekillerimize bu beyefendi dava açtı, kanıtları koyduk, davaları kazandılar ve bu kişiyi göz göre göre, parmağı göze sokarcasına Kıbrıs’ımıza, Lefkoşa’ya büyükelçi atadınız. Şimdi apar topar Dışişleri kaynakları diplomasi muhabirlerine Lefkoşa Büyükelçisinin görevden alınmak üzere olduğunu, değişeceğini, kararname beklediğini yazıyor. Şimdi ben, bir suç örgütüyle ortak olan birini nasıl tuttun da önce bakan yardımcısı, sonra büyükelçi yaptın diye sormuyorum.

Ben uluslararası sularda yüzen gemiler var mı diye soruyorum. Bu gemiler yüzerken durduruldu mu diye soruyorum. Bu gemilerin yükü neymiş diye soruyorum ve o günlerde birilerinin hesap hareketlerinde acayip şeyler olmuş mu diye soruyorum. Yoksa sen bu sorulara cevap vermek yerine bana, Özgür Bey, bunu yapma, Türkiye’yi zora sokma, bir çocuk yanlışa bulaşmış, bu konuları eşeleme, hepimiz aynı gemide miyiz diyeceksin. Tayyip Bey, ben o gemide yokum ama siz hepiniz o geminin içindesiniz.

23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyecek ve tüm tartışmaları geride bırakarak yepyeni bir yürüyüşe başlayacağız. 28 Şubat akşamına kadar, yani bu hafta cuma günü mesai bitimine kadar ister tüm gençlerin yaptığı gibi ki 40 kata çıktı üyelik başvuruları, online olarak, internet üzerinden CHP’ye üye olarak, ister akşam 9’a kadar açık tuttuğumuz ilçe ve il başkanlıklarımıza başvurarak gelecek seçimlerde Cumhurbaşkanı adayımızın belirleneceği ön seçimde oy kullanma hakkına sahip olabilirsiniz. İktidar yolculuğumuz başlıyor. 86 milyon geleceğe umutla ve güvenle bakmak istiyor.

Ekonomi, adalet, demokrasi krizleri yaratan düzeni değiştirmek için, Türkiye’yi hak ettiği yere taşıyabilmek için, umudu, güveni var etmek, tasayı, kaygıyı defetmek için bu yolculuğun adı iradedir. Kayıtsız şartsız milletin iradesini aramaktadır. Bu yolculuğun adı karardır, halkın kararını aramaktadır. Bu yolculuğun adı iktidardır, milletin iktidarını hedeflemektedir. Bu yolculuğun adı özgürlük, halkın özgürlüğü için yola çıkmaktır.

CHP demokrasinin evidir, yurdudur. Bu seçim bir demokrasi devrimidir. Bu seçim getireceğimiz erken seçim sandığının öncü ama kararlı adımıdır. Bu seçim Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek iktidar yolculuğumuzun ilk adımıdır. Gel ki krizlere, yoksulluğa, karanlığa birlikte son verelim. Gel ki ülkenin kaderini birlikte değiştirelim. Gel ki zengin ve zenginliğin adil ve eşit paylaşılan bir ülke olacak Türkiye’yi birlikte kuralım.

Haydi gel, geleceğini seç. Haydi gel, Cumhurbaşkanı adayını seç. Gel, seç ve tarihe geç. Tarih yazmaya davet ediyoruz. Herkesi 23 Mart 2025 Pazar günü ön seçim sandıklarında buluşmaya, Türkiye’nin parlak geleceğini birlikte kurmaya, o geleceğe ortak olmaya davet ediyorum. Çağrım tüm Türkiye’yedir. Gel, adayını seç ve tarihe geç. Hepinizi bekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tarihin akışını değiştirmeye, o akışı değiştirecek adayı belirlemeye her birinizi davet ediyorum. Gelin, seçin ve tarihe geçin. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel, TİP Lideri Baş’ı Ziyaret Etti: Ortak Mücadele Vurgusu

CHP Lideri Özgür Özel, TİP Lideri Erkan Baş ile yaptığı görüşme sonrası, “Türkiye’nin içinde bulunduğu, hem vatandaşın yakıcı sorunlarını ve bunların çaresinin bir sandık olduğunu, erken seçim olduğunu ve bu iktidarın bir an önce değiştirilmesi, emekten yana ve demokrasiden eşitlikten yana bir iktidarın ülkeyi yönetmesi ile mümkün olduğuna ilişkin görüş alışverişinde bulunduk” dedi.

Haber Merkezi / TİP Lideri Erkan Baş ise görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Çok ağır bir süreçten geçiyoruz. Türkiye şu an itibarıyla Yunanistan nüfusu kadar işsizin yaşadığı bir ülke haline geldi. Toplumun tüm kesimlerinin yargı sopasıyla dövüle dövüle mahkum edilmediği bir ülke. İktidar bir oyun planlıyor. Dün en son örneğini gördük. Bizi, mücadele edenleri satın alabilecek para yoktur. Kim iktidara karşı mücadele ediyorsa onun yanındayız. Hep birlikte kurtulacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile görüştü. İstanbul’da gerçekleşen görüşmenin ardından açıklama yapan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Bütünüyle muhalefetin yargı sopasıyla, yargı taciziyle sindirilmeye çalışıldığı bu süreçte, partimizin buna karşı geçmişte konvansiyonel muhalefet yöntemlerinin tamamını tükettiği süreçte, seçilmiş organlarının yaptığı değerlendirmeler sonucunda erken seçim sandığının bir an önce gelmesi için tüm yönleri ile bu seçime hazır olduğumuzu göstermek ve bir seçimin olmazsa olmazı partinin adayının da belirlenmesi sürecinde olduğumuzu, bunu 23’ünde yapacağımız bir ön seçimle, CHP’ye Şubat ayı sonuna kadar üye olmuş herkesin oy kullanacağı bir ön seçimle belirleyeceğimizi ve bundan sonraki sürecimizle ilgili TİP’in değerli heyetine CHP’nin içinden gerekli bilgilendirmeleri yaptık. Onların önerilerini, değerlendirmelerini dinleme imkanı bulduk.

Ben bugün öğleden sonra Silivri Cezaevi’nde Sevgili Can Atalay’ı ziyaret edeceğim. Onun yanında tutuklu belediye başkanlarımızı ve Gezi davasından hepimiz adına tutuklu olan, hepimiz adına cezaevinde yatan arkadaşlarımızı ayrı ayrı ziyaret edeceğim. Biraz önce ifade edildiği gibi iktidar, muhalefete ayrı ayrı saldırarak, bazen çok stratejik hedefler belirleyip o hedefler üzerinden muhalefeti bölmeye çalışarak, hatta bir siyasi partinin iç işlerine müdahale edip, daha önce de ifade etmiştim CHP’ye karşı yargı eliyle bir siyasi operasyon ve darbe girişiminde bulunarak 1.5 yıl önce bitmiş bir kurultayı ve olağan kurultay sürecine altı ay kalmış bir yerde 1.5 yıl önce yapılmış bir kurultayı iptal etmeye kalkacak kadar bir darbe ittifakını örgütlemeye çalışarak bu iktidar her şeyi deniyor.

Bunun karşısında yapılabilecek tek şey muhalefetin birlikte olmasıdır. Bütün halinde güçlü bir itirazı, güçlü bir direnişi hep birlikte örgütlenmesidir ve sonunda da bu iktidara karşı seçim sandığında hep birlikte olmaktır. Bu hep birlikte olmaktan ittifakları değil, bu iktidara karşı muhalefetin birbirine güç vererek, birbirinden güç alarak mücadele etmesinden bahsediyoruz. Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi bizim çok uzun yıllardır emek mücadelesinde duyduğumuz şimdi de siyasette bir arada olmanın ve bir arada mücadele etmenin simge sözleriyle biz de ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyoruz.”

CHP’nin Cumhurbaşkanı aday adaylığı başvurusunun yarın sona ermesi ve gelinen süreç hakkındaki görüşleri sorulan Özgür Özel, şunları söyledi: “Benim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak beklentim, bu sürecin tüm aday adayları açısından adil ve şeffaf bir şekilde yürümesidir. Gruptaki arkadaşlarımızdan aldığımız bilgilere göre Sayın Ekrem İmamoğlu aday olmak için gerekecek imza sayısının üç katına yakınını zaten ilk günün sonunda veya 24 saat içinde tamamlamıştı. Salı günü ilk imza atıldıktan 24 saat sonra gerekli imza sayısına dakikalar içerisinde ulaşıp bir gün içinde de üç katına ulaşmıştı. Şu anki son rakamı bilmiyorum, arkadaşlar Ankara’dan açıklarlar.

Onun dışında grubumuza çeşitli başvurular oluyor, ya da basına yansıyor. Biz bütün başvurulara gidip kendilerini zaten milletvekillerimizin Ankara’da olduğu bir süreçte, bütün başvuranların gidip milletvekillerimize bu taleplerini iletmelerini ve tüm adaylar açısından eşit bir şekilde, adil bir şekilde yaklaşıyoruz. Yarın akşamüstü saat 17.00’ye kadar imza sayısı 20’yi geçen aday adaylarını Genel Merkezimize bildireceğiz ve o aday adayları kendi başvurularını diğer evrakları ile birlikte tamamlayacaklar. Süreç, Cumhuriyet Halk Partisi’nde hem Meclis ayağı tabii orası milletvekillerinin imza attıkları bir süreç. İlk kez yaşanıyor olmasından dolayı ilgi çekici ve heyecan verici. Ama esas büyük heyecanın 81 il ve 973 ilçede ve bilhassa online üyelikler üzerinden 18-25 yaş arası seçmende Cumhuriyet Halk Partisi‘ne kayıt olma noktasında yaşandığını görüyoruz.

Bu partiye olan teveccühün, yönelmenin ötesinde, Erdoğan’ın karşısında, bir sonraki cumhurbaşkanlığı yarışına girecek adayı belirlemek ve aslında Erdoğan’ın değiştirilmesi, bu düzenin değiştirilmesi, yasakların kalkması, özgürlüklerin gelmesi, yasak olan tek şeyin yasaklar olacağı bir Türkiye’nin inşasına duyulan özlem, yoksulluğa itiraz, işsizliğe itiraz, örgütlenmenin karşısındaki her türlü engellemeye ve saldırganlığa itiraz, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına itiraz noktasındaki bir toplumsal uyanışı ve hareketlenmeyi hep birlikte görüyoruz. Bizim esas heyecanla takip ettiğimiz taraf o taraftır.”

Özgür Özel, “Lütfü Savaş’ın CHP Kurultayı’na ilişkin CHP MYK, PM ve YDK’nın görevden uzaklaştırılması taleplerinin mahkeme tarafından reddedilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Yapılan başvurunun hukuki bir zemini yok. Yapılan başvuru, siyaseten yıpratma başvurusudur. Yapılan başvuru, bugünkü iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’nin birinci parti olmasından ve Türkiye’de bu iktidara itiraz edenlerin çok büyük bir çoğunlukla bu iktidarı savunan Cumhur İttifakı’nın çok ilerisinde olmasından duyulan rahatsızlık ve panikle Cumhuriyet Halk Partisi’ni karıştırmaya, tartıştırmaya, bu tartışmadan medet ummaya çalışanların yaptığı bir planlamadır. Orada da Lütfü Savaş, sadece bu kirli oyunun kullandığı bir piyondur” yanıtını verdi.

CHP Lideri Özel, “TÜSİAD gözaltılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in farklı ülkelere yaptığı yatırım ziyaretleri bu süreçte olumsuz etkilenir mi?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Mehmet Şimşek sunumlar yapıyor. Sunumunu tek slayta indirsin. ‘Türkiye yatırım yapmak için böyle bir ülke’ desin. TÜSİAD Başkanı’nın iki polisin kolundaki fotoğrafını, Türkiye’deki yatırım ortamı bu kadar müsait diye gösterebilir. Herhalde Mehmet Şimşek’in en son isteyeceği fotoğraf, kendisi açısından o fotoğraftır. Yani hukuk güvencesinin olmadığı, mülkiyet güvencesinin olmadığı, insanların ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkeye kimse gelip de yatırım yapmak istemez. TÜSİAD’ın yapmış olduğu geçen haftaki açıklamadan sonra durdular, beklediler. Ve Erdoğan’ın dün verdiği startla o görüntüleri yaşattılar.

Sadece TÜSİAD değil, sendikalar bunu söylüyor, dernekler bunu söylüyor, vakıflar bunu söylüyor, muhalif gazeteciler bunu yazıyor, bütün siyasetçiler bunu söylüyor ve muhalefet hangi kanattan olursa olsun aynı sert muameleye tabi tutuluyor. Çünkü buradaki bütün maksat, ‘Kimse sesini çıkarmasın, sesini çıkaranın başına bu gelir.’ Dün de Erdoğan şöyle bir şey yaptı, ‘Bugüne kadar sendikacıları, işçileri, öğrencileri, gazetecileri, siyasetçileri cezalandırıyorduk. Bakın kimsenin garantisi yok. Sermayenin temsilcilerinin de başına aynı şey geliyor.

Kimse ağzını açmaya kalkmasın.’ Grup toplantısında söylemiştim bir Afrika atasözünü. Ormandan dışarıya doğru aslanla ceylan, sırtlanla kaplan bir arada kaçıyorsa; birileri ormanı yaktı demektir. Orman yanıyor, Türkiye yanıyor. Ve dünkü görüntüler, TÜSİAD’ın muhatap olduğu muamele, bütün Türkiye’ye gözdağıdır. Muhalefet zaten bu gözdağına çoktandır bedel ödüyordu. Şimdi sırayı TÜSİAD’a getirdiler. Biz özgürlükleri savunan, hukuku savunan, demokrasiyi savunan kim varsa onun yanındayız, arkasındayız ve her türlü özgürlüğü savunuyoruz.

Son sözüm şu olsun, son ifadem, Recep Tayyip Erdoğan dün grup konuşmasında bir şiir polemiğini kendisi açısından sürdürmeyi tercih ediyor. Bir parmak bir yeri işaret ettiğinde, gerçekten akıllı insanlar parmağın işaret ettiği yere bakar. Ama parmağın işaret ettiği yere bakmak yerine parmağın ucuna bakanlar, aslında akılları yerine duygularına esir olmuş ve kaybetmeye mahkum olanlardır. Ben Erdoğan’a şunu hatırlatıyorum. Bir şiir okumuştun, suç olacak bir şey de değildi. Ama bu Siirt’teydi. Sen Siirt’te bir şiir okudun, yasaklı duruma düştün. Sonra CHP ile birlikte anayasa değişikliği yapıldı, kimse ifade özgürlüğünün engellenmesinden dolayı siyasi yasaklı olmamalıdır. Partinin başındaydın ama ‘Muhtar bile olamaz’ deniliyordu.

Milletvekili yolu kapalıydı. Anayasa değişti ve Siirt’te yapılan seçimlerle ilk kez milletvekili ve başbakan oldu. Vaktiyle Erdoğan’a oy verip ona siyaset yolunu açan Siirt, yüzde 60 oy ile bir belediye başkanı seçiyor sen de ona kayyum atıyorsun. Bu Siirt üçlemesi Erdoğan’ın ve AK Parti’nin demokrasi yolculuğunun özetidir. Vaktiyle ‘Demokrasi bir trendir, gerektiğinde ineriz’ dediğinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıydı. Şimdi trenden indi. İndiği istasyon, bizim CHP olarak tarihin bir kara lekesi olarak adlandırdığımız otoriterlik, despotluk ve bundan sonra Türkiye’deki hiç kimsenin mal, mülk, fikir, ifade özgürlüğünün olmadığı bir otoriter sistemdir. Onların varmak istediği istasyon burasıymış, indiler. Ama demokrasi treni yoluna devam edecek. Tarih inenleri de yazacak, direnenleri de yazacak.”

Erkan Baş: Hep birlikte kurtulacağız

TİP Lideri Erkan Baş ise, “Türkiye çok ağır bir süreçten geçiyor buna ilişkin değerlendirmeler yaptık. Nedeni çok basit Türkiye şu an itibarıyla Yunanistan nüfusu kadar işsizin, Hollanda nüfusu kadar da yoksulun yaşadığı hale geldi. Bu iktidarın da devam etmesinin yolu toplumun tüm kesimlerinin yargı sopasıyla dövüle dövüle mahkum edilmesi. Buna isyan edenlerin polis çopuyla, cezaeviyle sindirmesi olduğunu görüyoruz. İktidar bir oyun planlıyor. Kendisi dışında kimsenin konuşamayacağı. Dün en son örneğini gördük. Bizi, mücadele edenleri satın alabilecek bir para yoktur. Bizi kokrutabilecekleri herhangi bir enstrümanları da yoktur. Bu ülkede kim iktidara karşı mücadele ediyorsa sonuna kadar onun yanındayız. Hep birlikte kurtulacağız. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özel, Erdoğan’a Seslendi: Darbenin Neresindesin?

Partisine yönelik soruşturmalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a seslenerek, “Sana darbe yapılırsa ben karşısındayım, 15 Temmuz’da gördük. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Peki sen Akın Gürlek’in yürüttüğü bu darbenin neresindesin?” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da İl Genel Meclis Üyeleri Buluşması’nda konuştu. Özgür Özel, konuşmasında özetle şunları söyledi: “Örneğin, rahmetli Ecevit’e yönelik ne söylüyorsa, hatırlayın, 68.000 öğretmen atanmamış durumdaydı. Efendim madem atamayacaksın bu evlatları, bu sabileri niye mezun ettin?

Geldiğimizde bütün öğretmenleri atayacağız diye gelen Erdoğan, bugün rahmetliyi 68.000 öğretmenin hesabını soran Erdoğan, 1 milyon atamadığı öğretmenin gözlerinin içine bakmak durumunda. Ve 1 milyon atanmamış öğretmen var. Bu sabileri madem atamayacaktın, niye okuttun sorusu kendi sözü kendisini sınıyor, tarih önünde kendisini mahkum ediyor.

Yine depremde, depremin 3. günü oldu. Nerede bu devlet? Halen daha çadırı olmayan depremzedeler var diyen Erdoğan, depremin 33. gününde nerede bu devlet? Halen daha 33 gün olmuş, çadırı olmayan depremzedeler var sözüyle sınandı, bunun karşısında kaldı.

“CHP birinci parti”

Türkiye’de 7 bölgede belediyesi olan tek parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. O yüzden dönüp de Erdoğan gibi kinayelerle, alaylarla, rakiplerini küçük görmeyle asla meşgul olmadık. Ama yine de Türkiye’de 7 bölgede, Türkiye’de Ege bölgesinde bütün belediyeleri Cumhuriyet Halk Partisi’nin aldığını ve Erdoğan’ın Ege bölgesinde olmadığını ifade etmek gerekiyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin her bölgede olduğunu ve bundan sonra da her bölgede olacağını ifade edelim.

Bugüne kadar yapılan ciddi anketlerin ortalamasına göre CHP, 3,5-4 puan farkla birinci parti. Bu durum Sayın Erdoğan’ın hazımsızlık duygusunu tetiklemiştir. Dünyanın bütün diktatörleri gibi Türkiye’yi yöneten siyasi akıl da şu anda sadece ve sadece kendi iktidarının devamına, bunun da ancak baskı ve korkuyla olacağına inanmış durumdadır. Bu yüzden dün grup toplantımızda ifade ettiğim bir sivil darbe mekaniği şu anda Türkiye’de harekettedir, çalışmaktadır.

Bugün bir sivil darbe mekaniği işliyor ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sivil darbe mekaniğine karşı ne söyleyeceğini merak ediyorum. Ve tertemiz kurultayı, dün 81 il başkanı geldi. 81 ilin 81 il başkanı geldi dün, baba evinde açıklama yaptı. Ama bir darbe mekaniği, o sonucu hazmedemeyenlerin, karşımızda daha doğrusu bir darbe ittifakı var. O sonucu hazmedemeyenlerin, o sonucun ürettiği 31 Mart’ın mağluplarının ve esas olarak da bugün yükselen umudu korkuya çevirmeye çalışanların örgütlediği bir darbe mekaniği var.

Siyasi darbe yürütmenin başına yapılır. Siyasi darbe eskiden başbakana yapılıyordu, şimdi cumhurbaşkanına yapılır. 15 Temmuz’da sahip çıktım, bu gece yapsınlar yine karşısındayım. Yine sonuna kadar seçilmişlerin arkasındayım. Ama bugün bir siyasi darbe yapılıyor bir cumhurbaşkanına. Mevcut cumhurbaşkanına değil, bu milletin seçeceği bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapmaya çalışıyorlar

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum! Darbeyi sana yaparlarsa ben karşısındayım. 15 Temmuz’da gördün! Soruyorum, sen bu darbenin neresindesin? Akın Gürlek’in yürüttüğü, adli tarafını yürüttüğü Ankara’da yürütülen Cumhuriyet Halk Partisi’ne, baba evimize, baba ocağına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye darbe yapmaya çalışanlar. Adayımızı belirlemeye çalışıyoruz, aday adaylarının başvuru günlerindeyiz. 23 Mart’ta yapacağımız yapacağımız ön seçimi yaptırmamaya çalışanlar.

Çıkaracağı cumhurbaşkanı adayının seni yeneceğini bildiğiniz için mi bu darbenin içindesiniz, yönetimindesiniz? Değilseniz çıkın bu darbe girişimine karşı bir tutum alın. Alamıyorsanız, susuyorsanız, biz 15 Temmuz’da susmadık. Yarın olsun yine susmayız ama sana darbe yapıldığında sana sahip çıkan bu demokrasinin mimarı Cumhuriyet Halk Partisi’ne darbe yapmaya çalışanlara da, içinde olanlara da, işbirlikçilerine de, göz yumanlara da yazıklar olsun!

Söz veriyorum başaramayacaksınız! Söz veriyorum başaramayacaksınız! Söz veriyorum başaramayacaksınız! İl genel meclisleri ayağa kalkmış! Belediye başkanları ayağa kalkmış! Milletvekilleri ayağa kalkmış! Biz ayaktaysak oturanlar utansın!”

Paylaşın