Özgür Özel, “Kıbrıs” Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan oturdular Semerkant’ta. Bizimkiler aval aval bakarken ikna edildiler. Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Tanımak yetmez Güney Kıbrıs’a büyükelçi görevlendirdiler” dedi ve ekledi:

“Tam olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin tam olarak dış politikasının paspas edildiği Kıbrıs davamızın paspas edildiği beceriksiz bir dış politika…. Bizimkileri Kıbrıs’a yollayan Kıbrıs’ı kurtaran sağda Erbakan solda Ecevit varken bugün o Kıbrıs’ı satan Erdoğan Erdoğan Erdoğan. Ey Erdoğan Kıbrıs davası bu ülkenin namusudur. Satamazsın sattırmayız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Geçtiğimiz cumartesi günü Yozgat’taydık. Yürekten teşekkür ediyorum. Milletin, milletin efendisi olan çiftçilerimize, köylülerimize, geçim sıkıntısı içindeki emeklilerimize, yok sayılan, hor görülen kadınlarımıza, hayalleri çalınsa da bir umuda tutunan gençlerimize, Yozgat Meydanı’nı doldurdukları için, dosta güven, olmayana kaygı verdikleri için ve ‘Biz buradayız! Meydan boş değil. Meydan bu meydan! Yozgat burada!’ diyenlere yürekten teşekkür ediyorum.

AK Partili kalemler karar veremiyorlar. Traktör sayısında birbirleriyle kavga ediyorlar. Biri 500 demiş, öbürü saymış 354’müş. Öbürü hesap yapmış. Yozgat’ta 35.000 traktör olacakmış. Yüzünden biri gelmiş. Demek ki 99’u bizimle birlikte değilmiş. Vallahi Türkiye’nin gündemine oturan, bütün dünyaya sesini duyuran, günlerdir yandaş kanalların gündemini belirleyen Yozgatlıların ve Yozgatlı çiftçilerin alnından öpüyorum. İyi ki varlar. Birilerinin kimyası bozuldu.

Oy kendilerine verilice ‘Anadolu irfanı’ diyenler, Yozgat haksızlığa karşı susmayınca etmedik hakaret bırakmadılar. İşte bunların Anadolu’ya bakışı, Anadolu halkına bakışı, Anadolu irfanından anladıkları budur. Onların yanında olunduğunda makbul olanları, olmadığında merdut ilan edenler, reddedilmiş ilan edenler bugün Türkiye’de iktidardadır.

Bu yüzden, bu yüzden o güzel buluşmaya gelen, katkı koyan, hatta Yozgat’ta olan, yüreği meydanda olan ama o günlük çıkamayan, Yozgat’ta olmayan ama Yozgat’taki o meydanda kendini bulan herkese şunu söylemek isteriz: Çok net bir durum var. Artık Türkiye’de saflar netleşti. Biz saflaşmadan, kamplaşmadan, kutuplaşmadan yana değiliz. Biz kardeşlikten, kucaklaşmadan, zorluklarla birlikte mücadele etmekten yanayız. Artık bir tarafta yokluktan, yoksulluktan, işsizlikten, adaletsizlikten yılmış milyonlar var. Karşıda bu düzen sürsün, iktidarımız sürsün ne olursa olsun diyen bir avuç muhteris var.

Biz bu işin sağını solunu, parti ayrımlarını bir kenara bırakıp demokrasiden yana olanlarla otokrasiden yana olanların mücadelesinde 105 yıl önce bu Meclis’te, 1. Meclis’te başlayan halkın iradesini önceleyen, halk ne derse o olur diyen, oyu bir ara halktan alıp onu baş tacı edip sonra güç kaybedince ona sırt dönenlerin, burun kıvıranların, önünden sandığı almaya çalışanların, seçeceği cumhurbaşkanına karışanların, cumhurbaşkanı adayını alıp da hapse atanların karşısında sosyal demokratların yanında milliyetçi demokratlar, onların yanında muhafazakar demokratlar, liberal demokratlar, sosyalist demokratlar, Kürt demokratlar, Yozgat’ta olduğu gibi yan yana omuz omuza Aleviler, Sünniler, tüm mezhepler, tüm görüşler hep beraberiz.

Biz Gazi’nin emaneti kurduğu demokrasiden, cumhuriyetten yanayız. Seçme seçilme hakkından, seçimlerde yarıştan yanayız. Yarıştan kaçanlara, diktatör olmaya çalışanlara, sandığı kaçıranlara karşı biriz, beraberiz ve millet olduğumuz için biz yine 105 yıl önce olduğu gibi kol kola, omuz omuza hep beraber olduğumuz için biz kazanacağız. Tek adamlar kaybedecekler.

9 Ekim günü karar verdiler darbe yapmaya. İstanbul’a yolladılar darbenin adalet ayağını güya. Bir adalet sarayına, orada yargı eliyle her şeyi dizayn etsin, düzenlesin diye. O günden bugüne onlar bir sonraki cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanı adayımıza kumpas kurmaya, onu, arkadaşlarını, arkadaşlarımızı itibarsızlaştırmaya uğraşırken biz de buna günbegün itiraz ediyoruz. Bu kürsüden operasyondan 3 hafta önce bir darbe mekaniğinin devrede olduğunu, adım adım ilerlediklerini, bunun bir darbe girişimi olduğunu ifade etmiştim.

Daha sonra bu darbeye direndik. Darbenin başına cunta dedik ve birçok tanımlama yaptık. Buna karşı onlar da kendilerince geçmişte darbelerin mağdurları iken, geçmişin mazlumları iken şimdi zalim oldukları için, bir darbenin başında oldukları için, tertipçisi oldukları için, gücü milletten almak yerine milletten korktukları için kendilerini savunmaya çalıştılar. Bazen daha büyük tehditlerle, bazen bir adım geri atarak, bazen başkalarına saldırtarak, bazen bir adım, bir kelime eksik konuşup sanki makulmüş gibi davranarak ama bu darbedeki heveslerinden vazgeçmediler şu ana kadar.

Bütün süreçte dünya kadar tanımlamalar, dünya kadar söz söylendi ama hiçbir söz Abdullah Amca’nın sözü kadar güçlü değildi. Bütün süreci özetledi. Abdullah Amca dedi ki: ‘Turbunan şalgamınan devlet idare edilmez. Adaletlen, hukukla idare edilir.’ dedi. Buradan Abdullah Amca’ya söz olsun. Organik tarım yapanlar gibi organik bir sloganı bulan, yüreğinde hisseden, o sloganı buram buram toprak kokan, Yozgat kokan Abdullah Amca’ya söz olsun. Bu düzen değişecek. Turplan, şalgamlan değil, adaletle yönetenler bu devletin başına gelecek.

Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Biraz önce özel oturumda Türkiye’nin dört bir yanından gelen çocuklara bir selam verdik. Onların coşkusunu, onların gözlerinin içindeki pırıltıyı gördük. Ben buradan hem onların şahsında, Meclis’e gelen çocuklarımızın şahsında tüm çocuklarımızın bayramını kutluyorum. Ancak maalesef ülkemizde çocukların ağır sorunları var. Söylemek bile ağır. Ya bir ülkede çocuğun ağır sorunu olur mu? Maalesef var. Her 4 çocuktan biri öğün atlamak zorunda kalıyor evde.

Her 3 çocuktan bir tanesi okula gidiyor ve okulda hiçbir şey yemeden evine dönüyor. Çünkü elinde beslenme çantası ya da cebinde kantinden bir simit alacak parası olmadığı için. Güvencesiz çalıştırılanların yanında çocuk yaşta çalıştırılanlar var. Nitelikli eğitimden mahrum bırakılan bir nesil, babasının, annesinin ekonomik durumundan dolayı hayata kapatamayacağı kadar farkla geriden başlayan çocuklarımız var. Ve ne yazık ki güvende tutamadığımız, koruyamadığımız çocuklarımız var. Geçen sene bugün, 23 Nisan’ın öncesinde yüreğinde bayram heyecanı olan Narin, Matya Ahmet ve daha 2 yaşında olan annesinin giydirip de bayram günü güzelce giydireceği Sıla bebek yaşıyordu.

Hepimizin gözü önünde kaykay kıyafeti almaya giden 14 yaşında Ahmet Minguzzi hunharca, barbarca, gözü dönmüşçe katledildi. Halen daha mezarına saldıranlar, annesini tehdit edenler, ailesiyle görüşen gazetecileri tehdit edenler var. Ellerinde güvercin resimleriyle, o güvercinlerin bacaklarına sardıkları uyuşturucu zulalarıyla, uyuşturucuyu yolladıkları yerlerle ‘Biz güçlüyüz.’ diyenler var. ‘Meydan okuyoruz.’ diyenler var.

Bir yandan, bir yandan bu memlekette adalet arayan milyonlar, bir yandan adaletsizlikten dolayı, yaşadıkları haksızlıklardan dolayı evinden çıkamayan, karanlık odada ışığını açamayan anne babalar var. Bu yüzden bu Meclis’in kuruluşunun 105. yılında, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılında ant olsun ki bu memlekete hem siyaseten hem de her bir bebek için, evlat için, ana için, baba için hem güvenliği hakim kılacağız. Hukuk devletini hakim kılacağız. Adaleti hakim kılacağız. Çocuklarımızın karnını da doyuracağız. Onları koruyacağız. Bundan sonra kimsenin evladını bu memlekette sahipsiz bırakmayacağız.

Milleti de devleti de temsil etmeyen bir küçük grup 34 gün önce uzun süredir hazırladığı bir darbe planını devreye soktu. ‘Bize savaş ilan ediyorsunuz’ demiştik ya, öyle şeyler yaptılar ki, aldık başımızın üstüne koyduk. Savaş ilan edilmiş birisi, bir parti ne yaparsa, bir halk ne yaparsa aynı cesaretle, aynı kararlılıkla korkmadan karşılarında durduk. Ama savaş hukukunda bile olmayan şeyleri yaptılar. 31 yıl önceki diplomanın iptali, savaş hukukuna göre savaşı kazanabilirsiniz ama o ülkenin resmi evrakları, kayıtları ve tapuları geçerlidir. Savaş hukuku sizin bir ülkeye karşı savaş kazanmanızı o ülkedeki tapuları geçersiz kılmaz, mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Devlet devlet diğer devletin verdiği belgeye bile kazanan devlet saygılıdır. Hukukun gereği budur. O belge geçerlidir.

Ortada ispatlanan hiçbir suç yokken, sadece gizli tanıkların ifadeleriyle, ilhamını FETÖ’cülerden alan bir kumpasla karşı karşıyayız. Dosyada ve iddialara bakıldığında tutuklamayla ilgili hiçbir somut gerekçe yokken 15,5 milyon insanın aday gösterdiği cumhurbaşkanı adayımızı, 6 belediye başkanımızı ve 100’e yakın arkadaşımızı orada haksız yere tutuyorlar. Aradan 34 gün geçti, bir iddia kanıtlanamadı daha, bir iddia kanıtlanamadı. Ancak 24 şirkete kayyum atadılar, 28 şirkete de tedbir koydular. Daha mahkeme bitmeden şirkete kayyum atayıp mahkemenin sonucunu baştan bilip o şirketleri batırmaya, o şirkette çalışanları o şirketlere sokmamaya başladılar.

Dosyada suç olmadığı için insanları yalancı tanıklığa zorlamaya başladılar ve çok net olarak şunu ifade etmek isterim ki, hatta dün bir gazeteciye, bir köşe yazarına, bir gizli tanık ifadesine ya da bir yalancı şahide ya da etkin pişmanlıktan yararlanan birinin ağzından çıkan her söze, ‘Hadi bakalım şimdi bunlar doğru TRT’den istiyordunuz, hadi yayınlansın.’ dendiği için uzunca bir izahat yaptım. Sonunda da şöyle söyledim, buradan bütün gazeteci arkadaşlarıma da söylerim. Ben Silivri’de onlarca görüşme yaptım.

Daha fazlasının bilgileri teker teker geliyor. Bugün Silivri’de yaşanan şudur: Apar topar yapılan bir operasyon, yazılamayabilen bir iddianame var. Gizli tanık var, Çınar, Ladin, Meşe diye üç tane odun. Bu gizli tanıkların ifadelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve bizim Anayasa Mahkememize göre somut delillerle desteklenmesi lazım. Diyor ki sadece gizli tanık ifadesiyle işlem yapılmaz.

Ne yapıyor? Gizli tanık dünya kadar iftira atıyor, geçen hafta anlattım. Savcıyı çağırmış Tayyip Bey, geçmişte bu işleri nasıl yaptıklarını anlatmış. Davanın özeti ‘Kişi kendinden bilir işi’ davasıdır bu. Tayyip Erdoğan biz şöyle yapardık demiş. Akbil’de biz şöyle yaptık, reklam şirketleriyle şöyle yaptık, billboard’larla böyle yaptık, emin ol bunlar da öyle yapıyor. Gizli tanık ifadeleri aslında Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının verdiği tüyolar. Bunları söyleyip yola çıkıyorlar ama bir tane kanıt bulamıyorlar.

“Hesap verecekler”

Bir MASAK raporu var, tel tel dökülüyor ama raporda ortaya çıkan hesap hareketlerinin hepsinin tek tek cevabı veriliyor ve cevapsız kalmıyor. Asla ve asla çaresiz söylenen sözler karşısında savcılar çaresiz kalıyor, bizim taraftan kimsenin başı öne eğilmiyor. Bu durumda bu durumda döndüler AK Parti’yle iş yapan, bakanlıklarla iş yapan, geçmişte İBB’yle AK Parti döneminde iş yapmış, sonra bu tarafa gelmişlere yalancı tanıklık için zorlama yaptılar. Kabul edenler oldu, ileride hesap verecekler, mahkemede tek tek takip edeceğiz. O yalancı tanıklıkların ispatını ortaya koyamadıklarında, koysa zaten yalancı olmaz, tanık olur.

Ama savcılık zoruyla ‘şöyle söyle, şöyle ifade ver’ onu ispatlayamayanlar ileride hesap verecekler. Yalancı tanıklar da somut delile ulaşamayınca şimdi etkin pişmanlığa sarılmak üzere bir işe giriştiler. Ben etkin pişmanlıktan yararlanan ve süreci devam eden kimseye bir şey demem. Kanunda olan haktır, yararlanmıştır. Ne söylemiştir, ne etmiştir? Zaten baktığınızda ifadesine ne Ekrem başkanı suçlayan bir durum var ne başka bir şey. Ama buna hiçbir şey demem.

Bir tek şunu söylerim arkadaşlar, bütün basın mensuplarına söylüyorum, onlarca arkadaşımız şunu anlatıyor: ‘Hastaneye gideceksin’ diye beni aldılar, gittiğim binanın hastane olmadığını gördüm. Bir odaya girdim, ne sedye ne doktor ne hemşire. İçeriye savcı bey girdi, avukatım da yoktu yanımda ve dedi ki “orada doğru yapmadın, avukatından mı çekindin, sana baskı mı yaptılar, verdiğin ifade beni memnun etmedi, ben bu kapıdan çıkar giderim, 10 yıl evlatlarının yüzünü göremezsin’. ‘Bence daha doğru bir ifade vermelisin.’Bir diğeri diyor ki ‘Beni aldılar, cezaevinde 6 kapı geçirdiler. Nazikçe davrandılar, bir koltuğa oturttular, karşıma bir ekran açtılar, baktım savcı bey karşımda. Beni görüyorsun, 5 dakika daha buradayım. 5 dakika içinde kararını ver.’

Kanuna göre tarafsız yayıncılık yapması gereken TRT bugün 86 milyona değil, bir avuç cuntacıya hizmet etmektedir. Ekrem İmamoğlu, sevgili başkanımız, şimdi olduğu gibi Silivri’de hücresinde kanaldan kanala geçerken TRT’nin bir kanalına yakalanmış. Gördüklerine inanamamış. Buna isyan eden bir paylaşım yaptı. Bunun üzerine utanmak, sıkılmak neredeyse RTÜK başkanı ve İletişim Başkanlığı’ndan sert tepkiler geldi. Diyorlar ki: bir siyasetçinin tutukluyken TRT’yi hedef alması kamuoyunun haber alma hakkına saldırıymış.

RTÜK üyesi Tuncay Keser’in 22 Mart ve 10 Nisan tarihlerinde TRT’nin taraflı yayınları hakkında yaptığı iki başvuruyu sümen altı eden RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, TRT’ye kalkan olmaya çalışıyor. Bir hatırlatma yapayım. Bu yılın ilk 4 ayında, bu yılın ilk 4 ayında RTÜK 7 kez muhalif kanallara, Now, Halk TV’ye, Sözcü’ye, masumiyet karinesini, yani yargılanan birinin yargılaması bitene kadar masum olmasıyla ilgili temel bir kaideyi aksattıkları için 7 kez ceza kesmiş. Sebep ne? Sinan Ateş davası bitmeden tetikçiye katil diyor diye. Sebep ne? Kartalkaya yangını ile ilgili buradakilerin katilleri diye oradaki sanıkları söylediler diye ceza kesmişler.

Çünkü yargılama bitmeden bunu yapmak suçmuş. Ebubekir Şahin, Allah aşkına şu kadar haysiyet varsa, şu kadar vicdan, şu kadar insaf, yapmış olduğun görevin gerektirdiği şu kadarcık, toplu iğne başı kadar adalet duygusu varsa. ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’ .TRT Haber, Gece Bakışı programı. ‘İddialar komik de çatı yüksekliği, teras büyüklüğü, kat planı projeye aykırı değiştirilmiş.’ Bakın, İmamoğlu’nu çatı yüksekliğini 20 cm yüksek yapmakla, terası büyütüp, terası küçültüp yatak odasını büyütmekle suçluyorlar. ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’. dosya resimleri, bu TRT. Bırak yargılama bitecek, masumiyet karinesi, daha iddianame yok.

Dosyada gizlilik var. Dosya TRT’ye servis edilmiş. TRT’de ‘usulsüzlük’ iddiası bile demiyor. ‘Usulsüz yapıya kullanım izni. Beylikdüzü Belediyesi projeye aykırı yapıya izin belgesi düzenledi.’ Usulsüz yapıya kullanım izni. Bu mavi bir dosya. Güya dosya gizli. Kimse bilmiyor. Avukatlar zor görüyor. TRT bu ifadeleri kullanıyor: ‘İsyan eden öğrenciler için, polise saldıran provokatörler camlarını kırdığı İBB binasına girdi’ Binanın giriş katını gösteriyor, 22 Mart. Evlatlarımızı provokatör olmakla suçluyor. Oysa ki polisten kaçarlarken İstanbul İl Başkanı, sevgili Özgür Başkan dedi ki: ‘Genel Başkanım, açtık kapıları, gazdan kaçıyor çocuklar.’ Sonra da öbür kapıdan çıktılar, güvende evlerine gittiler.

Balonlara bak: ‘Ekrem İmamoğlu. Suç örgütü kurma, ihaleye fesat karıştırma, iş adamlarıyla hareket etme, ihaleler, hizmet alımları, muvazalı sözleşmelerde usulsüzlük yapma.’ İddiası bile demiyor, iddiası. ‘İddiası’ bile demiyor. Bütün gece 4 saat bunu yayınlıyor adamlar. Ondan sonra, ondan sonra bir de diyorlar ki Halk TV’ye “Sinan Ateş’in katilleri dedin, daha mahkeme bitmedi, ceza öde.’ Nerede adalet? Nerede insaf? Nerede bu ülkede hepimizin paralarıyla, hepimizin vergilerinden maaşları ödenen TRT’nin yaptığı bu işler? Her darbe TRT’yi hedef alır. Her darbede TRT’den bir bildiri okurlar. Cuntanın ilk hedefidir ama 15 Temmuz’da nasıl cuntacılar gittiler TRT’yi ele geçirdiler ama en sonunda milletten şamarı yediler. 19 Mart cuntası da TRT’yi ele geçirmiş olabilir ama millet bizimledir.

Döviz tutabilmek için 50 milyar dolar, 1.9 trilyon lirayı cayır cayır yaktılar. Mehmet Şimşek denen bu darbenin mali ayağı. ‘Biz bu rezervleri bu günler için topladık’ diyor. Oysa bakın, parayı Ekrem İmamoğlu’nu hapse atıp tepki yükselince, dolar yükselince onu bastırmak için, borsa batınca, 1 günde 31,5 milyar değer kaybedince, küçük yatırımcı ezilince, yabancı yatırımcı parasını alıp yurt dışına kaçarken, 3 milyar dolarlık hisse senedi satılıp giderken dolar fırlamasın diye almış bu parayı tutmuş. Bu 31,5 50 milyar dolar, 1.9 trilyon lira. Burada bizim yayını kaydeden kameraman arkadaşım, tertemiz bir kardeşimiz.

Bu kardeşimize desek ki ‘Gel buraya, bu 1.9 trilyon lira sana emanet. Bu parayı al, en doğru yerde harca.’ Kardeşim derse ki “Bu milletin çiftçisi çok ezildi. Türkiye’deki bütün çiftçilerin toplam borcu 1 trilyon lira. Toplam borç bu kadar.” 1.9 trilyonun 1 trilyon lirasıyla bütün çiftçi borçları kapanıyor. Geriye kalan 900 milyar lira ile çiftçi başına 412.000 lira para veriyorsun, destekleme. 412.000 lira Bugün çok eski olmayan bir traktör satın alır mesela. Her çiftçiye 412.000 lira verebilirsin. Ya da bütün borçları kapatırsın, o borcu olan çiftçiye borcu kadar üstüne para verebilirsin. Böyle bir parayı yaktılar, Ekrem İmamoğlu korkusundan.

Bu darbenin siyasi hedefi CHP ve İmamoğlu’nun önünü kesmekti. Bu darbenin bir de şeytani hedefi var. Kanal İstanbul o da. Operasyonun gelmesine 19 gün var cuntanın başı oturmuş Kanal İstanbul projesine bakıyor. Bugün bakan olan Murat Kurum ‘Kanal İstanbul gündemimizde yok’ demişti. Bu darbeyi yapanlar 24 bin konut için planlamayı yapmışlar. Arap basınında reklam yayınladılar Kanal İstanbul konusunda. Bu projeyi İmamoğlu durdurdu, seçildi ve bir kumpas davası uyduruldu. Arap medyası şimdi orada satılacak dairelerin reklamlarını yapıyor.

İBB başkanı İstanbul’un muhafızı Ekrem İmamoğlu olunca, ‘Ya Kanal ya İstanbul!’ deyince, ‘bu projenin adı Kanal İstanbul değil, ihanet İstanbul’dur’ deyince İstanbullu da Ekrem İmamoğlu’nu seçince işte o yüzden bir terör örgütü uydurulacak, bir kumpas davası uydurulacak. İkisi aynı anda işleme alınacak. Hırsız damgasından uğraşırken kayyum atanacak. O kifayetsiz muhteris kardeşim milletin adaletiyle değil Tayyip Bey’in adaletiyle adil kardeşim gidip kayyum olarak oraya oturacak. Yanı başında oturttu verse onu işler yolunda olacak. Olmayınca İstanbullu “kalk oradan oraya Ekrem oturacak’ deyince kayyum atayıp bir başkasını oraya oturtmaya çalışıyorlar.

Ve Arap medyası şimdi cayır cayır cayır bu dairelerin satışının reklamlarını veriyor. Ve oraya gitti arkadaşlar hiç haberimiz yok İSKİ’ye bildirilmeden Sazlıdere İstanbul’da Avrupa yakasının çoğu Anadolu’dan Avrupa’ya basılıyor. Avrupa yakasının kendi su haznesi yüzde 100 olan içme suyu kullanımını 3 yıl önce yüzde 0’a değiştirmişler. ‘Buranın suyu kullanılamaz artık.’ demişler. Kullanmayacaksınız. Neden sebep? Sebep etrafını yapılaşmaya açıyorlar. Artık orası su da toplayamaz. Artık orasının temizliği de korunamaz. Sazlıdereyi bırakın suyu başka yerden bulun diye karar almışlar. İSKİ’ye tebliğ etmemişler. Yeni öğreniyoruz, yeni öğreniyoruz.

İhale açmışlar bakanlık eliyle 24 ihale. Şu anda 100’ün üzerinde şirket alt işverenlerle birlikte binlerce dozer kamyon çalışıyor oralarda. Kanalı daha yapamıyorlar. Ona İstanbul’un muhafızı Ekrem İmamoğlu engel oluyor ama etrafındaki konutların inşaatına başlamışlar. Neden? Söz vermişler, söz vermişler, satmışlar. Belki de bilmediğimiz kısmının paranın baştan peşin almışlar. İşte bu yüzden iyi ki İstanbullular oraya muhafız diye Ekrem Bey’i dikmişler. İyi ki bu darbe girişimi olup da kayyum ısınma hareketlerini yaparken İstanbullular Saraçhane’de 1 milyon kişi dikilmişler. Maltepe’de 2.2 milyon kişi dikilmişler. İyi ki Yozgat’ta o traktörleri çalıştırmışlar. İyi ki İstanbul’u bunlardan kurtarmışlar.

İşin işin özeti budur arkadaşlar. İşin özeti budur. Her çarşamba İstanbul’da bir ilçede her cumartesi Türkiye’de bir ilde itirazı yükseltmeye mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bakın, ayda yüzde 2,5 faiz düşecek. ‘Tayyip Bey çok biliyorum’ dedi, 9 olan faizi 50’nin üstüne çıkardı. Seçimden sonra Nebati’yi yolladı, yerine rasyonel, sözde rasyonel, sözde demokrat, sözde namuslu, darbenin en önemli ayağı, mali ayağı olan, bütün dünyada artık kimsenin yüzüne bakmayacağı Mehmet Şimşek’i getirdi. 2,5 kar puan, 2500 bas puan diyorlar, %2,5. Düşe düşe güya enflasyon düşecek. Niye? Vaktiyle enflasyonun üstüne faiz verilse Almanya gibi, Amerika gibi başaracakken Tayyip Bey inadıyla fırlattı, şimdi kademe kademe düşüyordu. 2,5 puan düşeceği gün 3,5 puan artış oldu. Yüzde 6, İmamoğlu’nun tutuklanmasının faiz karşılığı. O gün Avrupa Merkez Bankası 2.75’ten 2,5’a indirdi faizi. Biz Türkiye’de faizi yüzde 46 yaptık.

Dünyanın en yüksek ikinci faizi. Neredeyiz biliyor musunuz? En yüksek faiz Venezuela’da, orada da seçim sonucu, seçimler adil yapılmadı diye iktidar muhalefet arasında büyük bir mücadele var. Üçüncü sırada olan da Zimbabve, yüzde 35’le. Hani ekonomide en iyi noktada olanlar var ya, A’dan Z’ye diziliyoruz. Zimbabve ile Venezuela’nın arasına, V ile Z harfinin arasında Y var ya, bizim Yozgat’ı soktu bunlar. Yozgat dünyanın Zimbabve ile Zimbabve ile Venezuela arasına Yozgat’ı sokanlara, Türkiye’yi sokanlara, Ankara’yı, İstanbul’u sokanlara yazıklar olsun. Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 172 milyar lira arttı.

Rahmetli Ecevit’in döneminde 68.000 atanmamış öğretmene ‘Ey Ecevit ey vicdansız Ecevit madem atamayacaktın niye okuttun sabileri?’ diyen Erdoğan ‘madem atamayacaktın niye okuttun sabileri?’ diye soracağım 1.045.000 öğretmen mezun etmiştir. Şimdi o 1.045.000 öğretmenin 15.000’ini sadece atayıp onu da kendi kurduğu akademi yöntemiyle mülakat yöntemiyle kendince kendine yakınlardan seçmenin gayreti içindedir. Ama bir yandan da proje okullar denen ülkenin göz bebeği en iyi öğrencilerin sınavla girdiği okullardan 6000 en iyi öğretmeni atıp yerine 6000 kendi sendikasından yandaş öğretmen getirmenin gayreti içindedir.

Erdoğan’ın gözlerinin içine baka baka seçmenin sorması gereken soru şudur: Sen 14 Mayıs’ta birinci turda seçimi kazanamadın. 28 Mayıs’ta karşıma çıktığında ‘Mülakat kalkacak’ dedin. Onun için oy verdim. Asgari ücret enflasyonlu dönemde bir kere değil hani temmuzda yapılıyordu gerekirse martta, temmuzda, ekimde ve aralıkta dört kere zamlanır dedin. Onun için oy verdim. Emekliyi asla enflasyona ezdirmeyeceğiz dedin onun için oy verdim. Kanal İstanbul yok diye söz verdiniz seçimde. Onun için oy aldınız. Şimdi hepsinin tersini yapıyorsun. Gözümün içine bak ey Erdoğan utanmıyor musun utanmıyor musun diye seçmenin sorma hakkı vardır.

Doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk Filistin davasına destek veren bir yazı yazdığı için 25 Mart’ta ABD’de gözaltına alındı. Rümeysa’nın kefaletle serbest bırakılma talebi bile reddedildi ama Erdoğan’dan bir tane ses yok. Trump ona hatırlatıyor. ‘Severim onu’ diyor. ‘İyi anlaşırım. Bir rahibim vardı elimde onu ondan almıştım’ diyor. Hatırlayın Erdoğan Trump’a şöyle söylüyordu: ‘Bu can bu bedende durdukça benim rahibi vermeden sen rahibini alamazsın. Ey Trump ver papazı al papazı’ diyordu. O gün papaz dediği kişi Amerika Birleşik Devletleri’nde öldüğü güne kadar yaşadı.

Asla ve asla Amerika’daki papazı kendisine vermediler. Fethullah Gülen’i söylüyor. Ama Trump bir sert telefonla kendi papazını aldı. Şimdi gevrek gevrek hatırlatıyor. ‘Papazımı almıştım’ diyor. Yani ‘Ayağını denk al. Ben sana hiçbir şey vermeden senden istediğimi alan biriyim’ diyor. Ya bari bu cümlenin üstüne ya. İnsan bir telefon açar da ‘Bak o zaman verdim papazı şimdi bırak Rümeysa kızımızı’ diyemeyen Trump’ın karşısında tir tir titreyen İstanbul’a yapacağı darbenin icazetini dahi Trump’tan alan bir tükenmişle muhatabız arkadaşlar. Filistin’de öldürülen Ayşenur kızımıza da sahip çıkamadı.

Gazze’de tehcir planı uyguluyor Trump. ‘Güzelmiş ya burası’ diyor. ‘Buralara oteller yapılır’ diyor. ‘Casinolar yapılır’ Kumarhane işletecek. Filistinlilere de diyor ‘3-5 ülkeye gidiverin’ Türkiye’ye ve etraftaki Arap ülkelerine gidecek. Gazze’de soykırım yaptı yetmez tehcir yapacak. Oraya kurulacak ama esas mesele buradaki kumarhaneler değil Ege’deki hidrokarbon yatakları 100 yıl Avrupa’ya yetecek kadar doğalgaz Gazze’nin önünde var. Trump bunun hesabını yapıyor. Netanyahu ile oyunu kurmuş işletiyor. Erdoğan da susuyor. Trump’a gık diyemiyor. Netanyahu ile yalandan kayıkçı kavgasına tutuşuyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hafta sonu İstanbul örgütümüz yürümek istedi izin vermediler. Ama İstanbul Valisi ‘burada kimseye izin yok’ dedi. 2023’te TÜGVA’yı tam o istikametten yürüttmüştü. Yürüyenin kim olduğuna göre Filistin davasıyla ilişki kuran bir iktidar var ve sıcak salonlarda hamaset yaparak Filistin davasını artık öyle bile savunmayan bir iktidar var. Ve maalesef biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Trump’ın Gazze tehcir planına karşı bütün dünyada ses duyurmaya çalışırken bunların ağzından bir kelime çıkmıyor. Ama bir yandan bir yandan Ekrem Başkan’a yaptıkları yüzünden Alman hükümeti Eurofighter’ları vermemeye karar vermiş.

Bakın Trump’ın iktidarını sürdürürsün. ‘Türkiye’de darbe yaparsın ses etmem’ ama ‘Gazze’ye çökeceğim sen de ses etme’ pazarlığı ortada. Bu sırada Eurofighter’lar verilmiyor. Bir anda şunların haline bakın. Biz Almanya’daki muhataplarımıza ‘Aman yapmayın’ diyoruz. Bizim buradaki meselemiz için Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atmayın diyoruz. Türkiye Erdoğan’dan büyüktür. Türkiye Erdoğan’dan ibaret değildir diyoruz.

Hani Erdoğan diyor ya ‘dünya 5’ten büyüktür’ ‘Türk milleti de 1’den o tek adamdan büyüktür’ diyoruz. Kimse endişelenmesin. İş Almanya’yla çözülecek olsun. Yeni şansölye atanınca önce tebrik mesajını atarız. Ondan sonra da bu kurulacak iktidardaki iktidar ortaklarına hem şansöyleye hem iktidardaki tüm ilgili bakanlara gerekirse gider yüz yüze görüşürüz. Türkiye’nin hakkını bu kifayetsizler gibi Trump’tan tırsarak ya da fırsatçılık yaparak değil aslanlar gibi biz savunuruz.

Biz ne bekliyoruz? Türki Cumhuriyetler Kıbrıs’ı tanıyacak. Bekliyoruz ki tanısınlar. Ne oldu? Bırak Kıbrıs’ı Türki Cumhuriyetlerin tanımasını Türki Cumhuriyetler Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan oturdular Semerkant’ta. Bizimkiler aval aval bakarken ikna edildiler. Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Tanımak yetmez Güney Kıbrıs’a büyükelçi görevlendirdiler. Tam olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin tam olarak dış politikasının paspas edildiği Kıbrıs davamızın paspas edildiği beceriksiz bir dış politika….

“Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler”

Bizimkileri Kıbrıs’a yollayan Kıbrıs’ı kurtaran sağda Erbakan solda Ecevit varken bugün o Kıbrıs’ı satan Erdoğan Erdoğan Erdoğan. Ey Erdoğan Kıbrıs davası bu ülkenin namusudur. Satamazsın sattırmayız. Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler. Kıbrıs kadar turp çıktı ey heybeden. Kıbrıs kadar! Eski KKTC Büyükelçisi Yasin Ekrem Seri, Babası Maksut Serim Akbil, İkdaş, Belbim davaları sırasında Vakıfbank Valide Sultan şubesinin müdürü…

O günden beri o ilişki içindeler. Bir açıp okuyalım, bir açıp okuyalım neler olmuş Akbil’de. Nasıl yolsuzluktan yargılanılmış? Bütün Harun Karaca en son bütün Akbil yolsuzları nasıl yıllarca milletvekilliği ile kaçırılmış? Sonra o davalara neler yapılmış?

Maksut Serim ya Vakıfbank’ın şube müdüründen örtülü ödenek başkanı yaptı. Yanından ayırmıyor. Gelmiş gelmiş onun oğlu Yasin Ekrem Serim meslekten gelmez dışişlerine sokulmuş, özel kalem yapılmış, büyükelçi yapılmış. Kıbrıs gibi yere meslekten gelmeyen büyükelçi atanmış. 6 ay sonra buradan söyledim pis kokular geliyor ne oluyor diye görevden aldılar. Niye aldınız kardeşim söyleyin cevap yok. Bakın. Bir hesap hareketleri var. Gemiler var. Onunla ilgili kimler kimler var.

Hakan Fidan’ın Binali Yıldırım’ın isimleri geçiyor. Ben geçen hafta da aynı özeni söyledim. Çocuklarının ismi geçiyor ama biz bir kişi düzgünce soruşturulup yargılanıp ceza alıp kesinleşmeden ne kişiye bir şey deriz ne ailesine bir şey deriz. Buradan Sayın Hasan Doğan Sayın Erdoğan’ın özel kalemi. Bazı konuşmaların bazı kısımlarını Sayın Erdoğan’ın dikkatine sunduğunu duyuyoruz. Bu kısmını söyleyin. İzlesin Erdoğan. Bir bizim kitabımızda aile ile uğraşmak yok. Eğer ailenin bir suçu varsa o babasının oğlu olduğu için sanıklara giderek değil bizzat kendisi sorgulanır, yargılanır ceza alır kesinleşirse orada kesinleşir.

Hani siyaseti belli sınırların içinde yapılacak ya. Biz öyle aileye sağa sola olmadan saldırmayız. Ama şuna bakın şuna şuna Sayın Erdoğan. Şimdi bir yandan 45 kaset 40’ı var 5’i kayıp. O 5’inde neler var neler diye söyleyenler her tarafa dökülen bilgiler bu 40 kaset 45 kaset işini ilk söyleyen Sedat Peker. Söylediği Süleyman Soylu o gün İçişleri Bakanı İçişleri Bakanı ne işi var Dubai’de Sedat Peker’in peşine Dubai’ye? O günden sonra bakanlıktan alındı ama burada bir kenarda tutuluyor. Şimdi o birileri ya bu işte Süleyman Soylu var da Hakan Bey yok mu? Binali Yıldırım’ın oğlu yok mu?

‘Erdoğan’ın oğlunu Özgür Özel niye konuşmuyor?’ diye bize alttan bilgi akıtanlar var ya Sayın Erdoğan senin aileni karıştırmaya çalışanları uzaklarda arama. Bu içinde cümlesinde kurduğum cümlelerde ara. Çok soylu bir davranış var çok soylu. Kendini kurtaracak ya kendini kurtaracak ya o yüzden izlesin bunu Sayın Erdoğan. ‘Ya o kasetler bizde de var. İçinde bir ben mi varım? Özgür Özel’e söyleyin birazcık da soyadı Erdoğan olanları konuşsun’. Ey Süleyman Soylu ben nerede ne konuşacağımı senden öğrenecek olsam senden beter olayım. Ama milletimizin de vicdanına sığınırız. Bir tarafta Kıbrıs yıkılıyor. Kasetler, söylenenler, tanıklar, ispatlar onu söyleyen. Ya bir soruşturma açılmıyor.

Bir yandan Sayın Bahçeli ‘terörsüz Türkiye’ye ne diyorsun’? Eyvallah dedik. Terörsüz Türkiye istiyoruz. Şehitlerin gazilerin rızasını istiyoruz. Tüm mağdurların rızasını istiyoruz. Annelerin gözyaşı akmasın diyoruz. Bunun üstüne şunu söyledik bir hafta. Siz de gerçek bir demokratikleşme ile hem terörsüz hem çetesiz Türkiye istiyor musunuz? Mafyasız Türkiye istiyor musunuz? Buna bir cevap alamadık. Terörsüz Türkiye’ye var mısın? Varım. 3 Y’ye de varım.

Terörsüz Türkiye’ye tutuksuz yargılamaya TRT’den yayına varım dedi. Yine cevap yok. Bugün 23 Nisan mesajı yayınlamış Sayın Bahçeli. Dün ayakta videosunu gördük. Memnun olduk. Bu kürsüde söylemiştim. Sayın Bahçeli ayağa kalkana kadar siyasete dönene kadar biz ona bir şey söylemeyeceğiz. Kültürümüzde yok hastayla uğraşmak. Kültürümüzde yok birisi yatarken, yerdeyken ona vurmak. Bir yandan kendi partisi içinde kendisi yatarken onun hakkında tezviratları yapanlar, yayanlar suçüstü yakalandı. Velihat diye kendisini gösterenlerin esas nasıl davaya ihanet içinde oldukları lidere ihanet içinde oldukları yakalandı.

Sayın Bahçeli ayağa kalktı. Güya onlara hesap soracaktı. Ona hesap soracağına bugün Allah razı olsun yazmış da yazmış. ‘CHP’ diyor ‘Özgür Özel’ diyor. Benim kendisine söyleyeceğim şu. Diyor ki: ‘Savaş ilan ediyormuşsun.’ Bizim kültürümüzde yok. Yurtta barış cihanda barış. Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz. Ben savaş ilan ederim demedim. Bu yapılanı savaş ilanı kabul ederim dedim. Gazinin partisi savaş ilan etmez ama işgale sessiz kalmaz. İşbirlikçilere sessiz kalmaz.”

Paylaşın

“Boykot” Çağrısı İçin Kim Ne Dedi?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı boykot çağrısı, üniversite öğrencilerinin çağrısıyla yeni bir boyut kazandı.

Haber Merkezi / Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin bir bölümü üniversite öğrencilerinin boykot çağrısına destek verirken, iktidar ve iş dünyasından boykot çağrısına sert tepkiler geldi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, üniversite öğrencilerinin 2 Nisan’da tüketim yapmama yönündeki sosyal medya çağrılarına destek vereceğini açıkladı.

Özel, 1 Nisan akşamı yaptığı paylaşımda “Öğrencilere, annelere, babalara, kardeşlere yapılan bu zulme karşı gençlerin başlattığı tüketim boykotunu gönülden destekliyorum. Herkesi bu boykota katılarak tüketimden gelen güçlerini kullanmaya davet ediyorum” dedi.

Boykot çağrılarına tepki gösteren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise ilk çağrıyı yapan Özgür Özel’i hedef aldı. Çelik, sosyal medya paylaşımında “Özgür Özel’in Türkiye’nin kazanımlarına zarar vermek için yürüttüğü faaliyet sadece kendisine zarar verecektir. Vatandaşlarımız bu sahte siyaseti ve saldırgan siyasetçileri boykot edecektir” ifadelerini kullandı.

Özel’in geldiği noktanın siyasi muhalefet değil Türkiye’yi topyekun tehdit etmek olduğunu savunan Çelik, “CHP’nin tüm dinamiklerini esir alarak kurultayda kendi genel başkanlığını korumak için toplumsal ve ekonomik hayatı hedef almaktadır. Özgür Özel’in yeteneksiz siyasi performansı, siyasi tarihimizdeki en büyük ‘siyasi fanatizm’ ve ‘sosyal bölücülük’ olarak kayda geçmiştir” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomik boykot çağrısı hakkında paylaşım yaptı. Yerlikaya, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi de ‘boykot’ diyorlar. Peki kim, kimi boykot edecek? Milletimiz; kendi esnafını, çiftçisini, yerli ve milli ürünlerini, üreticilerini, öz sanayisini boykot edecek, öyle mi? ‘Demokratik hak’ kalkanı gölgesinde istenen bu mu? Unutulmasın ki, bu çağrı ekonomik bağımsızlığımıza yönelik bir sabotajdır.

Bu boykot çağrısı, binlerce insanın ekmeğiyle oynamak demektir! Bu çağrı milli ekonomimize suikasttır! Kendi insanımızın ekmeğini küçültmektir. Ekonomimize bir darbe girişimidir! Oysa biz ‘Boykotla değil, üretimle büyürüz!'”

Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Boykot çağrısı yapanlara karşı ticaretinde maddi kaybı olanların tazminat davası açabileceğini” söyledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan da, “Sokak ve boykot çağrıları ile toplumsal huzuru ve ekonomik istikrarı hedef alan bir muhalefet kaybetmeye mahkumdur” açıklaması geldi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise, “İstihdam oluşturan girişimcilerimizin ve sanayicilerimizin ekmeğiyle, helal kazancıyla oynamaya çalışanlar asla amacına ulaşamayacaktır” ifadesini kullandı.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Üreten, istihdam sağlayan, yatırım yapan şirketlerin hedef haline getirilmesi ve boykot yanlış. Şirketlerimiz siyasi tartışmaların dışında tutulmalı” dedi.

Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, “Süreci bu boyuta çekmek, ülke ekonomisini hedef almak bir duruş değil aksine akıl tutulmasıdır” dedi. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bu ekonomik zorlukta müşterisine hizmet etmeye çalışan esnaf ve sanatkara destek olunması gerektiğini” söylerken “ticaret durdurulmamalı” çağrısı yaptı.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Türkiye’nin yerli ve bağımsız ekonomisinin ürünü ve istihdam kaynağı olan şirketlerine saldırılamaz” dedi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı, boykot çağrılarının “Yerli ve milli sermayeyi zayıflatmaya ve küresel sermayeye alan açmaya yönelik açık bir girişim” olduğunu savundu.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Ülkemizde ticari hayatı sekteye uğratacak, üretim hayatında olumsuz sonuçlar doğuracak çağrılar konusunda dikkatli ve duyarlı olunmalıdır” dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ise boykota destek açıklaması yaptı.

RTÜK Başkanı Şahin’den medyaya “boykot” uyarısı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomik boykot çağrısı hakkında paylaşım yaptı. Ebubekir Şahin, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Millî ekonomiyi hedef alan boykot çağrılarıyla, Türkiye’nin değerleri ve kazanımları sarsılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu büyük millet; kendi emeğine, üretimine ve değerlerine sahip çıkmaya devam edecektir. Toplumda itibar kaybeden bazı çevrelerin, manipülatif söylemlerle birlik ve beraberliğimizi zedeleme çabaları asla amacına ulaşamayacaktır.

Millî ve manevi hassasiyetlere saygılı yayıncılığı teşvik etmeye devam edecek, ülkemizin güçlü medya yapısını koruma kararlılığımızı sürdüreceğiz. Boykot çağrısında bulunan, boykota destek veren kanallar ve yayınlar izleme değerlendirme uzmanlarımızca takip edilmekte olup, gereği yapılacaktır. Milletimizin ortak değerlerine zarar vermek isteyenler, her zaman kaybetmeye mahkûmdur.”

Soruşturma başlatıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk olarak öğrencilerin başlattığı 2 Nisan Çarşamba gününe yönelik ekonomik boykot kampanyası hakkında Salı günü akşam saatlerinde soruşturma açıldığını duyurdu.

Yazılı açıklamada, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya yayın organlarında halkın bir kesiminin ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemeye yönelik, kamuoyunda ‘boykot’ çağrıları olarak bilinen ayrıştırıcı söylemler ve bu söylemleri yayan şahıslara yönelik re’sen ‘nefret ve ayrımcılık’ ile ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlarından soruşturma başlattı” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Boykot” Açıklaması: Listemizin Arkasındayız

CHP Lideri Özgür Özel, genel boykot çağrılarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Boykot bir anaysal haktır. Yapan yapar, uyan uyar. Biz Saraçhane’deki listemizin arkasındayız” dedi ve ekledi:

“Biz bugün kendi ilan ettiğimiz boykotun dışında 301 öğrenci arkadaşımızın tutuklu olması dolayısıyla üniversite öğrencilerinin bugün yaptığı boykot çağrısına destek verdi. ‘Bizim için birgün’ dediler biz de destek verdik. Bugün ne sonuç alınacak her beraber göreceğiz. Biz boykotyap.net’i takip edelim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Trabzon’da usta sanatçı Volkan Konak’ın cenaze töreninin ardından basın mensuplarına konuştu.

BirGün’ün aktardığına göre; Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Özel, Volkan Konak hakkında rezil sözler sarf eden Çatalca Müftüsü’ne tepki gösterirken AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Sen bi koltuğu işgal ediyorsun ama iktidarda değilsin. Alma o herifi (Çatalca Müftüsü) görevden. Alma ki ona bakan seni görsün. Ölünün arkasından konuşan birini görsün” sözleriyle yüklendi.Boykot çağrısını yayanlar hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan CHP lideri, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iyice endazeyi kaçırdı, şuurunu kaybetti. Ne yaptığı belli değil. Boykotun bir anayasal hak olduğu net. Bu boykotu Türkiye siyasetine yakın dönemde en çok taşıyan parti AK Parti” dedi.

Bugün yapılan genel boykot hakkında da konuşan Özgür Özel, şunları söyledi: “Boykot bir anaysal haktır. Yapan yapar, uyan uyar. Biz Saraçhane’deki listemizin arkasındayız. Biz bugün kendi ilan ettiğimiz boykotun dışında 301 öğrenci arkadaşımızın tutuklu olması dolayısıyla üniversite öğrencilerinin bugün yaptığı boykot çağrısına destek verdi. ‘Bizim için birgün’ dediler biz de destek verdik. Bugün ne sonuç alınacak her beraber göreceğiz. Biz boykotyap.net’i takip edelim.

Bu bir sürekli boykot kararı değil. Sürekli boykot yaptığımız, başta Doğuş Grubu olmak üzere. A Haber, CNN ve yandaş kanallar ile bu kanalların sahipleri. Örneğin Demirören Grubu. Biz ATV’yi boykot ediyoruz. ATV’nin elinde olmayan bir yerden maçı açar dinleriz. Biz bu akşam Fenerbahçe-Galatasaray maçını izlemek için ATV’ye bakmayacağız tabii ki. Çok izlenirse çok kazanacaklar. Ekrem Başkan’a bu kadar iftiralar atan, her fırsatta bize küfredenlerin reytinglerini güçlendirmek istemiyoruz. Bu akşam ATV’ye reklam veren firmaların da gönlümüzde yeri olmayacak. Dün akşam boykota karşı cumhurbaşkanı yardımcısı, bakanlar, TOBB Başkanı olmadık açıklamalar yaptılar. AK Parti’nin fişlemelerinin tamamını Saray’ın önünde bidonla yakarım. O fişlemelerin hepsini bulacağım Saray’ın önünde gençlerle yakıp kutlayacağız. Kimse korkmasın. Bugünkü sistemin aparatları korksun. Hepsiyle hesaplaşacağız.”

Sosyal medya hesabından boykota destek verdiği için rol aldığı ‘Teşkilat’ dizisinden çıkartılan Aybüke Pusat’a destek veren Özel, açıklamalarına şöyle devam etti: “Aybüke Pusat’ın hemen bugün ekmeğiyle oynamışlar. Bizzat ben sahip çıkacağım. Hangi dizide oynarsa rekorlar kırdırtacağız. Onlara sahip çıkmak bizim işimiz. Psikolojik üstünlük artık bugünün muhalefetinde, yarının iktidarındadır. Ahlaki üstünlük zaten bizde. Psikolojik üstünlük bizde. Bugün boykota katılırız, yarın yine o esnafın gönlünü alırız. Çoğunluk enerjisi bizde, bütün muhalefette. Bu iktidara yol görünmüştür, geri sayım başlamıştır. Bugünkü iktidar sahipleri 19 Mart’tan beri cuntanın başı.”

“Biz makul ve haklı çoğunluğuz”

Son olarak dün telefonla katıldığı yayında boykot çağrısı yapanlar için ‘azgın azınlık’ diyen Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a da yanıt veren Özel, “Azgın azınlık sizsiniz. Bir avuçsunuz. Siz ikinci parti olmuştunuz. Son anketlerde fark da açılıyor. Daha da beter olacaksınız. Azgın azınlık, bükemediği bileği kırmaya çalışan bir ekiple karşı karşıyayız. Biz makul ve haklı çoğunluğuz” diye konuştu.

Paylaşın

Erdoğan’a Seslenen Özel: Hizbullahçıları Değil Türkiye’nin Geleceğini Serbest Bırak

Saraçhane’deki İBB Binası’nda gündeme ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a, Hizbullahçıları değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırak çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Saraçhane’de açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: “Bu zulme hazırlanan iktidar partisi ya da bloğu bileşenlerinin üyelerini, oy verenlerini, geçmişte onlara gönül verenleri en sıcak duygularla selamlıyoruz. Ama o Saray aklına, darbeye kalkışanlara, 15 milyon kişi tarafından püskürtülen darbecilere, ne bayramda, ne demokrasi sınırları içinde söylenecek söz bulamıyoruz.

Bu milletin bayramını zehir edenlere söylenecek uygun söz yoktur. Hak ettikleri sözler bayramlık ağzımızı açtığımızda söyleyeceğimiz sözlerdir. Hepsini bayramın sonrasına, onları rezil edeceğimiz, milletin de artık bunların yüzüne bakmayacağı bir sürece bırakıyoruz. Yalancı şahitlerle ceza peşindeler. Hak ettikleri sözleri bayram sonrası yasal düzeyde vereceğiz.

Volkan Konak’ı sahnede geçirdiği kalp kriziyle Kıbrıs’ta kaybettik. Ailesine başsağlığı diliyoruz. İlk ayağa kalkan ilk başını kaldıran kişiydi. Bayrağı ilk çekmiş sanatçıdır. Sonra hukuk adalet be demokrasi için omuz omuza veren sanatçılar, imzaları vermeye başladığında, bu metne imza koyması için kendisini arayan arkadaşına, Volkan Konak, ‘Ben o metne imzamı değil, kalbini basarım’ dedi. Acaba sanatçılardan çıt çıkacak mı derken, bu tweeti atan Konak’ı kaybettik. Acımız çok büyük. Yerini nasıl dolduracağız bilmiyoruz. Ama adını yaşatmak ve onun özlediği Türkiye’yi, gençlerle dost olan doğa ile hayvanlarla dost olan bir Türkiye’ye kavuşmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

‘Her şey çok güzel olacak Berkay’ı ziyaret ettik. Moral bulduk. Koğuşlar ağzına kadar dolu. İtirazla serbest bırakılmaları, ilk duruşmaya kadar da içeride tutulmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bayramda Hizbullahçıları yetki kullanıp serbest bırakan Erdoğan’a, Türkiye’nin geçmişini karartan canilere değil Türkiye’nin geleceği aydınlansın diyen, hiçbirinin elinde kan olmayan gençleri Silivri’de tutmanın utancını, bunun ne kadar kötülük içeren ruh halinde olduğunu kendisine hatırlatıyoruz. Hizbullah’ı değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırakması gerektiğini söylüyoruz.

2 genç koymuşsunuz, geri kalan 47 kişi hepimizin dudaklarını uçuklatacak hükümlerle cezaevinde yatanlar. Bu olacak iş değildir. Oradaki gençleri bu psikoloji içinde tutmak doğrudan psikolojik işkencedir. Gerekli başvuruları yaptık, bir an önce sonuç alınmasını istiyoruz. Bu öğrencilere ters kelepçe takıldı, saatlerce ailelerinin bilmediği yerlerde tutuldu. 60 kişiye 4 şişe su veridi. Kötü muameleler, küfürler her bir öğrenci tarafından rapor edildi. Bunun saatlerini yerlerini biliyoruz. Rapor edilen yatırıp kafaya basmanın, surata tekme atmanın nerede kimler tarafından yapılmış olabileceğini biliyoruz.

Bundan sonra anayasaya göre kanunsuz emri uygulamayıp yazılı isteme hakkını tüm emri uygulayanlara hatırlatıyorum. Geçmişte bunlara şahit olanlar, gerçekleri kapalı zarfa yazıp emanete alsınlar, o zaman siz kurtulacaksınız, bu çetenin yaptıkları çorap söküğü gibi ortaya çıkacak. Geçmişte önemli görevler yapmış yürütmüş kişilerin yönlendirmeleriyle üstünde olduğumuzu herkes bilsin. O enseye, surata basanın günü gelince gırtlağına hukuk basacak. Suç işlemeyen korkmasın. Gördüğünüz şahitlikleri unutmadan yazın kapalı zarfa yazın. Bu soruşturma seneye değilse öbür sene var. Bunun ucunu bırakan hesabını sormayan asla ve asla biz olmayacağız.

Kötü muameleye hukuk ceza verecek. Kötü muamelenin zaman aşımı ve affı olmaz. Kazanınca geçmişi unutmayacağız. İftiraları unutmayacağız, takip edeceğiz, hesap soracağız. Suça ortak olmayın, suçu ihbar etmek için bugünden yazın. Zarfı kapatın en güvendiğinize verin.

“Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız”

Türkiye’deki 35 ili ve o geceki veriye göre 412 belediyeyi kazandığımız önemli bir başarıdır. Sandıktan gelen mesajı anladık. Partili ayırmadan hizmet ettik. İstanbul’u kaybetmenin acısı içindeler. Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız.

5 tane siyasi yasak istemi, 31 yıl önce verilen diplomanın iptal istemiyle, kamera şakası bile olamayacak adımları peş peşe attılar. 47 ay daha dayanamadılar. Yüzlerce polisle şafak vakti ailesiyle birlikte yaşadığı İBB’nin resmî konutunu basıp başkanımızı ve arkadaşlarını gözaltına aldılar. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır şeklinde iman ettiği gerçeklik yüzünden rakibini ekarte edip kendisini yenebilecek herkesi ekarte edip kendisini yenebilecek bir adayla yarışmak hatta katılımın yüzde 40’lara indiği göstermelik bir seçimin öz hazırlığı şeklinde bir darbe yapmaya karar verdi.

Cumhur İttifakı’ndan bir genel başkan yardımcısı, gazeteci Sinan Burhan’a, ‘İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak’ diye mesaj attı. Kim olduğunu biliyoruz.

İstanbul’u Maltepe’de eyleme, gücünü göstermeye davet ettik. Geçen sene televizyonlarda “İstanbul boş, mitingin iptali söz konusu” diyerek duyurdular. Bugün hep birlikte milyonlarda kişi Maltepe Meydanı’na aktı. Herkesin hedefi Maltepe Miting alanı olmuştur. Gençlerin coşkusu ve her yaştan İstanbullunun kararı İmamoğlu oldu. Çoğunluk İmamoğlu’nun arkasındadır. Arkalarında ne devlet ne millet vardır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. RTÜK’ten dışarıya halkın haber alma özgürlüğüne ateş açılmaktadır.

Şimdi yandaş kanallar, kendi içlerinde üstünlüğün nasıl muhalefete geçtiğini ve bunun nasıl geri alınacağını düşünüyorlar. Gelecek Cumhurbaşkanı adayına darbe girişimi milletin çıplak elleriyle püskürtülmüştür. Arkalarında kimse yoktur. Ne devlet ne de millet vardır. Devlet ve millet yarışırsa millet kazanır. Devleti bir partinin emrine verenler, partiyi devletleştiremedikleri gibi devleti de partileştiremezler. O seçimler yapılana kadar devletteki herkese devlet adamı gibi çalışmak düşer.

Bundan sonra CHP olarak attığımız her adımı bir öncekinden daha büyük kararlılıkla atacağız. Hiç kimse, şöyle bir şey düşünmesin ‘Güç ellerinde, devlet ellerinde’ 19 Mart sabahı test ettiler millet cevabı verdi. Bugün son seçimlerde ikinci turda da olsa seçilmiş olmasına rağmen, milletten aldığı yetkiye rağmen millete sırtını dönenlerin, anketlerde yerlerde sürüklenenlerin milletin gönlünde bir karşılığı yoktur.

Avrupa’da kendi evinde demokrasicilik oynayıp Türkiye’de bir otokrasicilik oynayan vatandaş bu iktidarın değişeceğini bilecek. Bugünlerde sessiz kalan tüm dostlara, içeriden dışardan şunu söylüyorum; bu zor günlerde 18 yaşındaki çocuklarımıza, peşinden koştuğunuz İmamoğlu’na bunlar yapılıyorken siz bugün hangi tutumdaydınız dönüp bunlara bakacağız. Bugünkü iktidar otokrasiye mahkum olmuş bir cunta yönetimidir. Aha orada duruyor. İsteyen ilişki kursun, isteyen oyun planını ona göre kursun.”

Paylaşın

Özgür Özel Saraçhane’de Konuştu: Gözaltıyla Tutuklamayla Azalmayız Çoğalırız

İstanbul Saraçhane’de toplanan vatandaşlara hitap eden CHP Lideri Özgür Özel, “Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ikinci gününde binlerce vatandaş, tutuklama kararını protesto etmek için İBB’nin bulunduğu Saraçhane’de toplandı.

Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Saraçhane’de toplanan protestoculara hitap etti. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde: “Burada yüzbinler, Türkiye’de milyonlar var. Sandık başında 15 milyon yürek var. Kendisini mücadeleye adamış bir Türkiye var.

Biz çokuz. Kalabalığız, omuz omuzayız. Ama karşımızda bir avuç insan var. Onların arkasında ne devlet var ne millet var. Bir avuç çıkar çevresine karşı omuz omuzayız.

Biz ne zenginleşelim istedik ne mal istedik. Biz üniversiteliye yurt, yenidoğmuşa kreş, insanca yaşam, eşitlik, mutluluk ve huzur istedi. ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen kibirinden yanında durulamayan, milyonlara saldıran sinir küpüne karşı biz de ‘Birini bulalım, karşısına çıkaralım’ dedik.

Önce bütün üyelerimize sormak istedik. Sonra baktık ondan korkuyorlar. Yıllar önce aldığı diplomasına bile göz koydular. ‘Bu aday sadece CHP’nin değil hepimizin adayıdır, sandık koyalım oylayalım’ dedik.

Birileri Ekrem Başkanı Silivri’ye koyarken siz de sandığı önünüze koydunuz, onun arkasında kapı gibi durdunuz.

Dosyada kimsenin görmediği, sadece savcının bildiği iftiracı müptezellerin ifadeleri var. Ekrem Başkana iftira atıyor. Kim söylüyor? Söyleyemem. Kod adı, Çınar. Kim biliyor? Kod adı, Ladin. Kim getirdi bunları?

Ben getirdim. Allah seni kahretsin odun. Çınarla ladini getiren odunu da onu oraya getiren odunu da Allah’a havale ediyorum. Ekrem Başkan yalnızca girdiği seçimlerde Erdoğan’a yenilmemiş bir siyasetçi değil bir sonraki seçimde Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayıdır.

Eyy Erdoğan, şu kadarcık cesaretin varsa Ekrem İmamoğlu’na kurduğun kumpas davalarını TRT’den yayınla. Cesaretin var mı? O polis kardeşlerimi günde 15 saat çalıştıran ve mesaisini vermeyenler, onlara kanunsuz emir verip gençlerimizin üstüne gaz sıktırıyorlar. Polis de ne aldığı maaştan memnun, ne aldığı emirden memnun.

Ama öyle ki her iki tarafı da mağdur eden körüklüyor. Dün 80 milletvekilimiz görev yaptığı halde biz burada beklerken onlar haksız işlemlerle gençlerimize saldırdılar, hem de gözaltı işlemleri yaptılar. Dün emniyet müdürünü uyardım, Vali’yi uyardım. Şimdi Vali’ye söylüyorum; ‘Bu meydan boşalmadan, herkes evine gitmeden ben bu otobüsün üstündeyim.

Eğer bir gencime bu gece cop vurursan, plastik mermi atarsan, senin alnını karışlamayan namerttir. Yettiniz be! Ne sözünüze güveniliyor, ne yeminize güveniliyor. Eğer bu kadar halktan koptuysan sensin marjinal! Biz utancımızı kaybetmedik. Ama korkuyu unuttuk. Bu akşam bu meydanı provoke ederseniz, bu meydanın huzur içinde dağılmasına engel olursanız yarın sizi en rahatsız eden yere 500 bin kişilik çağrı yaparım.

Bugün sekiz gazeteciyi, ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ı tutukladılar. Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız. Gözaltına alınan gazeteciler, adliyeden Vatan emniyete geri götürdüler çünkü İstanbul hapisanelerinde yerleştirecek yer kalmadı. Yarın civar illere gönderilmek için planlar yapılıyor. Öğrencileri ve gazetecileri içeri ata ata hapiste yer kalmamış.

Yeni boykot listesi!

Kimlere boykot yapıyoruz söyleyelim. İktidara yalakalık bize düşmanlık yapan TRT’ye yazıklar olsun. TRT’nin düğmesini tamamen kapatıyoruz. Kanal D, CNN Türk işi gücü bırakmışlar, İstanbul’un iradesine kafa tutup ne gazetecilik ne televizyonculuk. Kanal D ve CNN Türk bizden uzak olsun.

TGRT’yi, A Haber’i, Sabah’ı, Turkuaz’ı İhlas’ı gören okuyan, izleyen, bunlardan bir şey satın alan bizden değildir. İHA ve DHA’ya a abone olan belediye başkanlarımı, tüm şirketleri uyarıyorum. Espressolab’ın önünden geçmeyelim. D&R’ı gördüğünüzde karşı kaldırıma geçin.

Bakan’ın ETS Tur’unu yerin dibine batırın.  Milli Piyango’dan uzak durun, misli.com, iddia.com bu sitelerin yanına yanaşmayın. Gençler kafayı takmış, Ülker diye bağırıyorlar.

HaberTürk ile CNN ipin üstünde yürüyorlar. Bugün grubu vermişler yarıdan fazla. İyi hal durumundan izliyoruz. Ama sınıfı geçen biri var. Demirören AVM’yi başkaları almış, İstiklal’de. Beni aradılar, ben de ‘tabelayı kaldır’ dedim. İsimleri sökmüşler, adlarını İstiklal AVM yapmışlar. Bu boykotun gücü.

Yarın bu binada sizin sayenizde bir seçim yapılacak. Tarihin en büyük açık hava halk oylamasını yapacağız. Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmak için, canlı yayında yargılamalar talep etmek, erken seçim için bir büyük mitinge var mısınız?

Yüzde 80 oyla Maltepe seçildi. Yenikapıcılar kaybetti. Anadolu yakasına gidiyoruz, Ekrem Başkan’a sahip çıkıyoruz. Cumartesi günü saat 12’de Maltepe’de buluşuyoruz. Cumartesi günü Maltepe’de tarih yazacağız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Bu meydan boşalana kadar buradayım.”

Paylaşın

Özgür Özel: 19 Mart Sivil Darbe Girişimi Engellenmiştir

CHP Lideri Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi önünde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “19 Mart sivil darbe girişimi, yine milletin iradesiyle darbecilerin karşısına sokaklara milletin dökülmesiyle engellenmiştir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri Cezaevi’nde (Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu) tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüştü.

BirGün’ün aktardığına göre; CHP Lideri Özgür Özel, görüşmenin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Maalesef Silivri’deyiz, 2025 yılındayız. Cumhuriyet’in kurucu partisinin, son seçimlerin birinci partisinin, son seçimlerde ekonominin yüzde 80’ine, nüfusun yüzde 65’ine hitap eden belediyeleri kazanmış olan partinin genel başkanı, biraz önce Silivri’de dünyanın en tanınmış metropolüne üç kez artan oylarla belediye başkanı seçilmiş Ekrem İmamoğlu’nu, iki belediye başkanı Resul Emrah Şahan ve Memmet Murat Çalık’ı ve yıllardır burada hepimizin yerine esir tutulan arkadaşlar adına da Gezi tutuklularından Tayfun Kahraman’ı ziyaret ettim” dedi.

İktidara tepki gösteren Özel, şöyle devam etti: “Ben içinde bulunduğum atmosferden, Türkiye’ye yaşatılan bu durumdan Türkiye’yi yönetenler adına utanıyorum. Bükemedikleri bileği yargı eliyle kırmaya çalışıyorlar. ‘Ekrem İmamoğlu’nu yenemedik, yenemiyorum, yenemeyeceğim, o zaman ondan kurtulacağım.’ O kadar kolay sandılar. Hesap etmedikleri Saraçhane’deki milyonlar değil sadece, hesap etmedikleri geçen pazar günü bütün dünyanın ilgisini Türkiye’ye çeken 15,5 milyon insan…”

“19 Mart sivil darbe girişimi, yine milletin iradesiyle darbecilerin karşısına sokaklara milletin dökülmesiyle engellenmiştir” vurgusunu yapan Özel, şunları kaydetti: “15 Temmuz gecesi kendi yetiştirip büyüttükleri, altlarına tank verdikleri, uçaklarını havalandırttıkları bir örgüt darbeye kalkışmıştı, sandıktan çıkana sahip çıktı vatandaş. 15 Temmuz’da sokağa dökülenler öyle Recep Tayyip Erdoğan’ın kara kaşına, kara gözüne değil… Biz de çağırdık, herkes çağırdı. Biz de koştuk, Meclis’e gittik. Bu ülkede iktidarların sandıkla değişmesine, halkın iradesine sahip çıkmışlardı. Şimdi de sahip çıkılan halkın iradesinden başka birşey değildir.”

CHP’nin ön seçimine vurgu yapan Özel, iktidara da eleştirilerde bulunarak şunları söyledi: “Ben içeride dimdik, başları dik, alınları açık, kendileriyle, aileleriyle, çalışma arkadaşlarıyla gurur duyan, korkmayan, sadece korkakların korktuğu ama kendileri korkmayan üç aslanla görüştüm. Aslanlar gibiler aslanlar gibi. Bir kaygı varsa Tayyip Erdoğan’a kalmış. Bir korku varsa yüzünde görüyoruz zaten. Hasetlikten çatlayan, o kullanılan 15,5 milyon oyu kıskanan Tayyip Erdoğan’a söylüyorum.

Bundan sonra o fotoğraf tarihe kaldı. Sen zorla ‘İşe gireceğim’, ‘Ver kimliği’; tayin ister, ‘Ver kimliği’; ‘Kömür alacağım’, ‘Ver kimliği’; ‘Açım, sosyal yardım’, ‘Ver kimliği’… Kaydedip, kaydedip bitiremediğin, 23 yıl boyunca kota vere vere bütün il başkanlarına, ilçe başkanlarına, gençlik kollarına, kotalarla, ödüllerle 11,5 milyon üye yaptırdın. 15,5 milyon kişi resmi olmayan, oy kullanmazsan cezası olmayan, kaydı bile olmayan sandıklara koşa koşa gitti bu insanlar. Demokrasi devrimi, rüzgârı Ekrem Bey’in, arkadaşlarımızın arkasındadır.

Demokrasi devrimi Tayyip Bey’in anti demokratik düzenini ayaklar altına almıştır. O yaşlı teyzemin bastonu altında ezilmiştir saray rejimi. O 1,5 yaşında çocuğun 32 numara spor ayakkabısının altında ezilmiştir saray rejimi. Bu saray rejimi vicdanlara mahkûm olmuş, kendi seçmenini mahcup etmiştir. Ben hiçbir AK Partilinin, hiçbir MHP’linin bu hazımsızlığa oy vermediğini biliyorum. Bu hazımsızlığı yapanların ayıbı sırtınızda değildir.”

“Muhalefetle bayramlaştık, iktidarın yaptığı bu kumpasta ne bayramlaşacağız”

“AK Parti’ye oy vermiş seçmen… Senin de utandığını biliyorum. Bu utancı paylaşma” diyen Özel, şunları ifade etti: “Bu utancı paylaşmamak için bu bayram AK Parti’nin seçmeniyle de MHP’nin seçmeniyle de bayramlaşmaya geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi bayrama kadar 16 muhalefet partisi ile Saraçhane‘de her bir ziyaretlerinde bayramlaştı, kucaklaştı. Bu bayramda Ankara’da bayramlaşmıyoruz. Muhalefetle bayramlaştık, iktidarın yaptığı bu kumpasta ne bayramlaşacağız. Gelip de bayram şekerini bana Akın Gürlek mi tutacak? Akın Gürlek mi bayram şekerini tutacak?

Onun o olmazsa olmaz diye götürdüğü, canı ciğeri, 10’uncu Sulh Ceza’ya koyup tutuklattırdığı hâkimi kolonya mı dökecek elimize? Bu bayram milletimizle birlikte 81 il, 973 ilçe, tüm belde ve köylerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri ve 15,5 milyon neferi bu bayramda bayramlaşacak. Bu bayramın Tayyip Erdoğan’a yeni bir sürprizi olacak. Durmuyoruz. Şaşırtmaya, güçlenmeye, korkutmaya devam edeceğiz. Özgür Özel Silivri’ye arkadaşlarını, yoldaşları, siyaset arkadaşlarını, belediye başkanlarını görmeye geldikçe, Tayyip Erdoğan’ın gözü ne kadar dönerse dönsün hep birlikte gönlümüzü milletimize döneceğiz. İlk fırsatta onu, bu kötülük yuvasını başımızdan def edeceğiz.”

Paylaşın

Özel’den “Ekrem İmamoğlu” Açıklaması: Tek Suçu Erdoğan’ı Yenmek

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması kararının ardından Çağlayan Adliyesi’nde açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, ”Tek suçu Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek olduğu için tutuklandı” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı, “terör” soruşturmasında ise serbest bırakıldı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması kararının ardından Çağlayan Adliyesi’nde açıklama yaptı. Özel karara ilişkin ”Tek suçu Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek olduğu için tutuklandı” dedi ve ekledi:

“İki kumpasla karşı karşıyayız. Terör iddiasından tutuklama talebi reddedildi ama diğer dosyadan tutuklanmasına karar verdiler. İstanbul’un iradesine kayyum atama ihtimalinin ortadan kalkması yönünden önemlidir. Başkanın hızla özgürlüğüne kavuşması için hem hukuki hem toplumsal itirazlar yapılacak.

Dört gündür Ekrem İmamoğlu için onların sokakları meydanları. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kilometrelerce kuyrukta bekleyen insanların bu sevgisi ve güveni düşü değil. Halka rağmen kimseye kumpas kurup onu oyun dışına itemezsiniz. Görevini sorumluluktan yardım alamazsınız.”

DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan: Mücadelemizi sürdüreceğiz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun uydurma gerekçeler ve siyasi saiklerle tutuklanmasını en güçlü şekilde reddediyoruz!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla, milyonlarca yurttaşın iradesine siyasi müdahale yapılmıştır. Türkiye’de günlerdir gerilimi arttıran ve toplumu huzursuzluğa sürükleyen bu anlayış, Türkiye’nin iç barışına en büyük zararı vermeye devam ediyor.

16 milyonun iradesine darbe yapılması Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimleri daha fazla tetiklemiştir. İstanbul halkının seçme-seçilme hakkını hiçe sayan, yargıyı siyasi bir müdahale aracına dönüştüren bu hukuksuzluğu en güçlü şekilde kınıyorum. Bu karardan hızlı şekilde dönülmesi çağrısı yapıyorum. Hakkâri’den İstanbul’a uzanan irade gasplarına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”

DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, İmamoğlu’nun tutuklanmasına sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Tülay Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının iktidar talimatlı yargı tarafından tutuklanması adalet ve demokrasiye dönük darbedir. Şimdiden kara bir leke olarak tarihe geçmiştir. Sayın İmamoğlu’nun tutuklanmasını en güçlü şekilde kınıyoruz.

İstanbul, Türkiye’nin tamamı demektir. Bu kentin seçilmiş iradesine yönelik tamamen siyasi saiklerle verilen tutuklama kararı bu iktidarın utancı olacaktır. ‘Biz sivil darbelerden çok çektik, haksızlık ve hukuksuzluğa çok uğradık’ diyerek siyasi kariyer yapanların bugün vardıkları liman hukuksuzluklar silsilesi olmuştur. Tarihe en büyük kumpasçılar ve iktidarları uğruna 85 milyonun hayatıyla oynayanlar olarak geçecekler.

Sayın İmamoğlu ile ilgili bu kararın gözden geçirilmesi ve kendisiyle birlikte tutuklanan herkesin bir an önce serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!”

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. İnce, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar. Yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

ABB Başkanı Mansur Yavaş: Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz

Tutuklama kararının ardından ilk tepki Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş’tan geldi. Yavaş, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için oyunu verdikten sonra İmamoğlu’nun tutuklanması hakkında konuştu. Yavaş, “Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz açıkçası” diye konuştu.

Mansur Yavaş ayrıca “Sonuç ortada, ben kayyum atanmamasına sevindim öncelikle, çünkü yapılan uygulamalara bakılırsa o yönde de bir çalışma var gibiydi” dedi ve ekledi: “Umuyorum itirazla tutukluluğu kalkar, çünkü her şeyden önce masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var. Bunların hepsi çöpe atıldı.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararı üzerine sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Güzel ülkemize yazık ediyorsunuz. Soruşturma usul ve esaslarını yok sayarak, adalete güveni yok ederek, yargıyı araçsallaştırarak elde edeceğiniz tek şey daha fakir ve daha mutsuz bir Türkiye olur.

Gençlerimizin umutlarını, ülkemizin geleceğini bir inat uğruna, iktidarınızı korumak için heba edemezsiniz. Bugün istediğinizi elde etmiş gözükebilirsiniz ama kaybettiğinizin farkında bile değilsiniz. Üstelik sadece kendinize değil, hepimize kaybettiriyorsunuz. Meşru zeminde anayasal hakkını kullanarak bu sürece itiraz eden, yapılanları reddeden her bir vatandaşımızın da sağduyuyu elden bırakmamasını rica ediyorum.”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “AKP’nin yargı temsilcileri tarafından ‘Saray kararı’ onanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna hükmedildi. Her zaman söylediğimiz gibi demokrasiler, iktidarın kavgasız dövüşsüz el değiştirmesidir.

Görünen o ki Erdoğan ve onun tensibine muhtaç, onun kaybetmesi ile her şeylerini kaybetmekten korkan bürokratları demokrasinin bu vasfını yok saymaktalar. Bizler, demokrasi ve adaleti bu güzel ülkenin en önemli kolonları addeden demokratlar, bu değerler için bugüne dek mücadele ettiğimiz gibi bu ülke için, vatanımız için, aziz milletimizin huzuru için kavga etmesini de biliriz. Bu ülkenin bir asırlık maddi birikimini iç ettiniz, iki asırlık demokratikleşme gayretini yok etmenize izin vermeyeceğiz.

‘Eski Türkiye’ diye kara çalmaya çalıştığınız ülkeyi, cübbesinde düğme olmamasının sebebini bilen yargı mensuplarını, makamının kerameti sadakatinde değil, liyakatinde olan bürokratları, iktidarın medya sopası olmak yerine hakem kuruluş vasfını koruyan RTÜK’ü, Sarayı memnun etmek yerine veri üreten, dolandırıcılık yaparak çalışanın, memurun lokmasını çalmayan TÜİK’i, kendi safahatını değil her inançtan vatandaşın ibadetinde, inancında rahatını düşünen Diyaneti, adalet dağıtan mahkemeleri, denetleyen parlamentoyu, nemalanan değil sorgulayan medyayı, demokrasiyi koruyan idarecileri, adaleti, zenginliği, hürriyeti, ‘konuşan Türkiye’yi geri getireceğiz!”

Ahmet Davutoğlu: Bu bir darbe pratiğidir

İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukuki bir sürecin değil, bir siyaset mühendisliğinin sonucudur. Kendi bakanları, bürokratları, siyasetçileri ve belediye başkanları ile ilgili son derece açık yolsuzluk iddiaları ile ilgili kılı bile kıpırdamayan otoriter iktidar sadece seçilen bir belediye başkanını değil, onu seçen milyonlarca seçmeni cezalandırmaktadır.

28 Şubat post-modern darbesinde, 367 e-muhtırasında, 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da hepimizin gür sesle savunduğu ve platformlara adını verdiğimiz “milli irade” kavramının böylesine örselenmesi iktidardaki güç yozlaşmasının en çarpıcı yansımalarından biridir. O kara günlerde seçmenin milli iradesini nasıl kararlılıkla savunduysak bugün de aynı ilkesel kararlılıkla milli iradeyi yok sayan her tür uygulamaya karşı çıkıyoruz.

Kendi kuruluş ilkelerini çiğneyen iktidar sahiplerinin Türkiye’nin uluslararası itibarına zarar veren, TCMB’nın rezervlerini tüketmeye kadar giden ve bedelini milletin yoksullaşarak ödediği ekonomik kayıplara yol açan bu anti-demokratik uygulamalara yönelmesi kirlenmiş yolsuzluk düzenlerini kaybetme korkusundan başka bir şey değildir. Bu hukuksuz karar sonrasında İBB’ne kayyum atanması gibi vahim bir adım daha atılmamalı; siyasi rekabet doğal demokratik zemininde seyretmeli ve siyasi mühendislik çabalarına son verilmelidir.

Otoriter rejim yapılanmasına karşı güçler ayrılığı ilkesini kararlılıkla savunmaya, siyasi yozlaşma ve kirlenmeye karşı siyasi ahlak mücadelemizi tavizsiz şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Çağlayan’da yaptığı açıklamada, kararın yılgınlığa düşürme amaçlı olduğunu savundu. “Biz tam tersini yapmak zorundayız. Hep beraber daha kararlı biçimde direnmeye devam edeceğiz. Akşam Saraçhane’de buluşuyoruz.” dedi.

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, “Bütün emek ve demokrasi güçlerine düşen görev birleşik bir mücadeleyi, #GenelGrevGenelDireniş’i örgütlemektir. Bütün gücümüzle ve olanaklarımızla mücadele etmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Özgür Özel: Meydanları Boş Bırakmayacağız

Erdoğan’ın “sokak çağrıları kabul edilemez” açıklamasına yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel,  Kurtuluş Savaşı’na atıfta bulunarak, “Atatürk, bu topraklara düşman postalı basmasın diye Çanakkale’de ölümü göze aldı” dedi ve ekledi:

“Ama bir adamın imzasıyla İstanbul işgal edildi. O dönem, İstanbul Üniversitesi mitingleri örgütledi ve bu eylemler tüm Anadolu’ya yayıldı. Bugün de meydanlardayız ve burayı İstanbul Üniversitesi öğrencilerine borçluyuz. Bizi provokasyonlarla yolumuzdan çeviremezler.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve soruşturmalara dair Saraçhane’de düzenlenen protestoların dördüncü gününde İBB’de halka seslendi.

“81 ilin, 973 ilçenin her birisinde bu hukuksuzluklara, bu haksızlıklara karşı omuz omuza, kol kola, yan yana, engel tanımadan, hiçbir yasaya karşı sessiz kalmadan, korkmadan, yılmadan, her şeyi göze alıp demokrasiye, sandığa ve seçtiklerine, seçebilme hakkına sahip çıkan tüm yurttaşlarımızı yürekten selamlıyorum, yürekten selamlıyorum.

Dün nasıl konuştuysak, ne dediysek, nasıl sonuç aldıysak hep beraber bu gece fazlasını başaracağız, fazlasını. Değerli, değerli İstanbullular, siz bir şeyi geri aldınız. Siz evlerinizden çıkıp buraya gelmek istediğinizde dört gün önce Erdoğan’ın talimatı, valilik kararıyla emniyet, üç kişinin bir araya gelip toplanmasını, gösteri yapmasını, miting yapmasını yarına kadar yasaklamıştı. O kararın, o kararın ardından buraya gelen bütün yollar, Haliç’in üstündeki köprüleri kaldırdılar. Buraya gelen tüm viyadükler, tüm yollar kapatıldığı halde ilk gün 110 bin kişiyle, ikinci gece 210-220 bin kişiyle, dün akşam, dün akşam 220 bin dedik.

Drone görüntülerini görünce neye uğradığımızı biz de şaşırdık. Gözün gördüğü yerde 550 bin kişi vardı ve buralara yaklaşamıyorlardı. Ve siz göremiyorsunuz, bilmiyorum. Orada bir ekran var, canlı yayın aktarılırsa göreceksiniz ki bir uçtan Bozdoğan Kemeri’nin önünden ta gözün görebildiği yere kadar hep birlikteyiz. 550 bin kişiyle göz göze tarihi yarımadada bağlantı yollarıyla birlikte 1 milyon kişi gönül gönüleyiz, 1 milyon kişi.

Siz neyi başardınız biliyor musunuz? Siz, siz sokakları geri kazandınız, meydanları kazandınız. Tepki ve protesto hakkının yasaklanamayacağını kazandınız. Hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum. Genciyle yaşlısıyla buradasınız. Kadınıyla erkeğiyle buradasınız. Tüm tercihlere saygılı, doğayı seven, insanı seven, hayvanı seven ve bunların ortak düşmanını bilen, ona karşı burada kol kola giren herkesi saygıyla selamlıyorum. Burada, burada birbirinden renkli, birbirinden güzel, solun, sağın her rengi var.

Zaten şunu hep beraber bilelim ki yıllar, bin yıllar, çok önceki zamanlarda daha, daha doğa olayı gerçekleştiğinde ortak dili olmayan kabileler bile bir şeyin karşısında hayranlıkla, korkudan değil yere kapanarak selamlarlardı. O doğa olayı gökkuşağıdır. Renklerin yan yana, birbirinin içine ve işine karışmadan ortaya koydukları o güzelim gökkuşağını ben bu akşam burada görüyorum, Saraçhane’de görüyorum, İstanbul’da görüyorum. Türkiye’nin gelecek umudunu bu gökkuşağında görüyorum.

Buradan özellikle, dün akşam söyledim. Kanunsuz bir emir verdi Erdoğan. Ne yapsın vali, ne yapsın emniyet müdürü? Bir tarafta emri veren, kanunsuz emri veren bir kişi, tek kişi, tek adam. Karşısında, ondan korkmayan milyonlar var. Kim durdurabilir sizleri? Ancak dün akşam, gaz atılırken bizim buradan seslenişimize yanıt veren il başkanımın telefonlarıyla Bozdağ Kemeri’ndeki gençlere yapılanlara karşı orayı durdurup onları buraya çağırmamıza imkân tanıyan ve bundan sonra da bu gece, yarın ve devamında karşımızdaki polise, kanun dışı emirler vermemesi noktasındaki duyarlılığımıza hassasiyet göstereceğini beklediğim İstanbul Valisi’ne sesleniyorum.

Bu akşam burada, İstanbul’da bir tarih yazılacak. Bunun karşısında durmayın, duramazsınız. Erdoğan’ın bütün tehditlerine rağmen, nerede ne oluyor söyleyin. Yok abim gaz falan yok, ben görüyorum. Gaz yok, görüyorum, olduğu zaman söylüyorum. Şimdi, nerede, nereden atılıyor? Bozdağ kemeri, orada değil mi o? Değerli arkadaşlar, Bozdağ Kemeri’nin tarafına doğru havai fişek atılması gibi bir durum olursa, bunu ne sahiplenebiliriz ne savunabiliriz.

Lütfen oradaki arkadaşlar bu tarafa gelsinler. Bu gece ne yapacaksak hep beraber yapacağız. Gençler için, İstanbul için, Ekrem İmamoğlu için, gözaltına alınmış 393 arkadaşımız için hep birlikte olmalıyız. Ancak haklıyken haksız çıkamayız.

Karşınızdaki polise, oradaki grup için söylüyorum, havai fişek atarsanız ben bunu savunamam. O havai fişeğin nasıl bu tarafta fişek atıldığında evlatlarımız Gezi’de kör olduysa, bir babanın evladı ya da minicik bir çocuğun babası bir polis kör olursa, sakat kalırsa biz bunun hesabını o evlada, o babaya veremeyiz. Lütfen barışçıl ve haklı pozisyonumuzu savunalım. İşte bu meydanın gücü haklılığında kardeşim. Haklıyız biz, biz kazanacağız.

Gidin uyarın, alın gelin. Bakın, olmaz böyle şey. Bu meydanda hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Bu meydanda hepimiz aynı şeyi istiyoruz ve hep birlikte haykırıyoruz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hep beraber. Bu gece sevgili Dilek İmamoğlu’yla, değerli oğlu Selim’le birlikte birazdan el ele kol kola girip Ekrem Başkan’ın sorgulandığı, sorulan her soruya yargılayan cevaplarla haklılığını ortaya koyduğu, bir kumpası çökerttiği ve tertemiz, çalışkan ve cesur bir yönetici olarak görevini nasıl yaptığını tutanaklara, evraklara nakşettiği bu akşam da onun yanına gideceğiz. Bugün ondan size büyük bir selam getirdim.

Sizi İmamoğlu selamlıyor, Ekrem İmamoğlu! Sayın Sayın Gökhan Günaydın’a, Sayın Gökhan Günaydın’a Boğaziçi Üniversitesi’ne üç milletvekilimizi yönlendirmesini, Sayın Vali’ye Boğaziçi Üniversitesi’ndeki müdahalelerin derhal durdurulmasını ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrenciler ne yapmak istiyorlarsa, bu meydanı istiyorlar mı? Boğaziçi ne istiyorsa onun diplomasisini hızla gerçekleştirelim. Oradaki saldırıyı durduralım. Buradan Boğaziçi’ni selamlıyorum, saygıyla selamlıyorum Boğaziçi’nin büyük direnişini. Bugün Erdoğan tuttu şöyle bir açıklama yaptı, dün akşam saatlerinde bugün haberdar olduk. Diyor ki: “Sokak çağrıları kabul edilemez. Türkiye sokakta kurulmuş bir ülke değildir.”

Sayın Erdoğan şunu bil, bu ülke, bu güzel şehir Gazi Mustafa Kemal Atatürk buralara yabancı gemiler gelmesin diye, yabancı postal ayak basmasın diye Çanakkale’de ölümü göze aldı. Askerlerine savaşmayı değil ölmeyi emretti. Bu meydandaki Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin, bu meydandaki Alevi’nin, Sünni’nin, bu meydandaki Müslüman’ın, Hristiyan’ın dedeleri orada kucak kucağa yatıyor. Ama sonra bir, bir tek adam bir imzasıyla izin verdi ve İstanbul’a o donanmalar geldi. İstanbul işgal edildi. İstanbul işgaline ilk tepki İstanbul meydanlarında protesto mitingleri oldu. O mitingleri Darülfünun öğrencileri organize ediyorlardı.

Muhalefet partilerine teşekkür

Gazi, gazi o mitinglerden aldığı güçle, o öğrencilerden aldığı güçle Anadolu’ya, Anadolu’ya seslendi. ‘İşgal kabul edilemez. İşgale karşı örgütlenin, protestolar yapın, mitingler yapın.’ Ve bunun üzerine tüm mitingler, tüm mitingler her tarafa Anadolu’nun dört bir tarafına yayıldı. Şimdi bir tek adamın, Gezi’mizi, Gezi’yi kriminalize eden, halen arkadaşlarımızı içeride tutan tek adamın yarattığı atmosfer adım adım adım adım adım adım bu günlere getirirken ülkeyi yine bir bariyeri, bir engeli ilk aşan İstanbul Üniversitesi oldu. Bugün bu meydan varsa, İstanbul Üniversiteli gençlerin kararlılığı sayesinde var.

Dün buraya bütün muhalefet partileri eksiksiz koştular, geldiler. Gelemeyenler aradılar. Bugün yolda olanlar, ilerleyen saatlerde buraya gelip size hitap edecek olan arkadaşlarımız var. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendimizi bu meydanın bir sahibi olarak değil, kendimizi bu meydanın bir bileşeni, bu mücadelenin bir bileşeni ve ortaya konulan eylemin bir ev sahibinden öte en önemli bileşenlerinden bir tanesi olarak görüyoruz ve tüm partileri, tüm oluşumları sesini duyurmak için bir araya gelmiş her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum.

Ekrem Başkan 1 saat önce savcılık sorgusuna girdi. Geçtiğimiz günlerde iki ayrı sorgusu toplamda 6,5 saat sürmüştü. Bugün de en az 5 saat o iki ayrı sorgunun savcılık ayağının olacağını ümit ederiz o aşamadan sonra bir mahkemeye sevk olmayacağını. Ama mahkemeye sevk olursa neredeyse bir o kadar zamanın da geçeceğini yani Çağlayan’daki sürecin sabahın ilk ışıklarına kadar devam edebileceğini oradaki avukat arkadaşlarımız bize bildirdiler. Orada 30 ayrı savcı ifade alacak ama daha sonra ifadelerin birleştirilmesiyle birlikte hakimliğe sevkten önce birkaç saatlik bir ara olacak. Biz bu süreci en yakından takip edeceğiz, size düzenli olarak bilgi vereceğiz. Siz, Ekrem Başkan’la bugün görüştük. Sevgili eşi Dilek Hanım, Ekrem Başkan Çatalca’ya gidince bizim de hep beraber Çağlayan’a gitmemizi arzu etti ve o planlamayı yapıyorduk.

Ekrem Başkan’a avukatlarını gönderdik. Ekrem Başkan’ın cevabı şu oldu: “O meydandaki 500.000 kişi, Türkiye’deki 10 milyonlar ilk günden beri bana sahip çıkıyorlar. İstanbul’un iradesine sahip çıkıyorlar. İstanbul’un bize emaneti Saraçhane’dir. Saraçhane’yi size emanet ediyorum. Orada olun.” dedi.

Dilek Hanım da buna ‘Doğru olur. Ekrem Bey böyle diyorsa’ dedi. Ben de bu karara uyudum. Saraçhane’ye sahip çıkıyoruz bu akşam. Ancak buradan sonra Ekrem Başkan’a yönelik sorgu ve devamında bir husumet, mevcut husumetin devamı, bir kötü niyet, mevcut kötülüklerin devamı ve bir tenezzül, bugüne kadar edilen tenezzüllerin devamı olursa nereye gitmemiz gerekiyorsa akacağız, gideceğiz, orada olacağız. Bundan herkes emin olsun.

O tarafa polise doğru da bir şey atılmayacak. Polis de bu tarafa gaz sıkmayacak. Bunun bir başka yolu yok, bunu böyle sürdüreceğiz. Bu geceyi doğru yöneterek, Ekrem Başkanımızı alarak, arkadaşlarımızı alarak, meydanı, sokağı geri alarak ancak buradan ayrılacağız. Bizim gücümüz cesaretimizde, haklılığımızda. Haklıyken haksız duruma düşmeyeceğiz.

Ant olsun ki, bu meydanın bu birlikteliği, bu inancı, bu kararlılığı ve bu sağduyusu, ant olsun ki Taksim’i de hep beraber alacağız, söz veriyorum. Bu büyük yasaktan, bu büyük yasağa rağmen milyon olup buraya gelenlere söylüyorum. Önce Taksim’i isteyeceğiz. Ne zaman? Nisan’da, 1 Mayıs’ta bu kitleye Taksim’i isteyeceğiz. Açacaklarsa açacaklar, açmazlarsa biz açacağız orayı, söz mü? Bu gece, bu gece Saraçhane’ye, Çatalca’ya sahip çıkmaya ve 1 Mayıs’ta Taksim’i almaya var mıyız? Var mıyız? Var mıyız? İşte bu güç kazanır, bu güç kazanacak, bu güç başaracak. Yasakları aldınız tahta Bey’in elinden. Yasakları aldınız, yırtıp attınız. İstediği kadar uzatsın, son sözü artık bu ülkede “Ben bilirim.” ben değil, siz biliyorsunuz, siz biliyorsunuz.

Ve yarın, yarın 1.750.000 üyemize ‘Gelin, seçin, tarihe geçin.’ demiştik. Şimdi tüm üyelerime sesleniyorum. Arkadaşını, eşini, dostunu, komşunu yarınki sandıktan haberdar et. Oy kullanmaya teşvik et. Sandığa kadar eşlik et. Yarın 23 Mart Türkiye baharına, demokrasi devrimine katılmaya, arttırmaya, bundan sonra sandık gitmesin diye yarınki sandığa koşmaya var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Türkiye’nin dört bir yanında, hiç bulamayan il başkanlıklarında, ilçe başkanlıklarında CHP’nin sitesinden baktığınızda hemen hemen her mahallede sandık var.

Yerini CHP üyeleri biliyor, ilanlar var. Sandık isteyen, sorusu olan, en yakın sandığı merak edenleri de oraya gönderiyoruz. Yarın geleceğiz, seçeceğiz, tarihe geçeceğiz. Yarın biz kimin gideceğini biliyoruz. Onu gönderecek ismi belirlemek için sandıklara koşuyoruz. Bugün bugün, bugün çok sayıda hesap kitap, çok sayıda Türkiye ile ilgili açıklama yapıldı, yayınlandı. Gerçekten bir aralar Tayyip Bey ‘15.000 dolar oldu milli gelirlerimiz. Artık çok iyi bir noktaya geldik. Dünyada 67. sıraya tırmandık.’ dedi.

Bugün bütün ekonomistler buna isyan ettiler ve şunu açıkladılar: Türkiye bugün 67. evet. 1997’de 60’ıncıydı. 98’de 59’uncuydu. 20 yıl önce $1.800’lık milli geliriyle yine 61. sıradaydı. 30 yıl önce 61. sıradaydı. Bugün Tayyip Bey ilk geldiğinde 2003’te 67. sıradaydı, bugün yine 67. sırada. Ondan önce adım adım zenginleşen, büyüyen Türkiye şimdi yerinde sayarken Tayyip Erdoğan yarattığı yoksulluğu doları baskılayarak, yalandan milli gelir artışı yaparak hepimize yutturmaya çalışıyor. Ama ben buraya, Saraçhane’ye soruyorum: Tayyip Bey iktidarda karnı doyan var mı? Zenginlik var mı? Demokrasi var mı? Gençlerin umudu var mı? Gençlerin gelecekten tek umudu var, o da Tayyip Erdoğan’ın gitmesidir.

Yarın Tayyip Bey’in yerine kimin geleceğine karar vermeye var mıyız? Var mıyız? Yarın Ekrem İmamoğlu’nun arkasında durmaya ve bütün kötülüklere rağmen, kendisi söylüyor, ‘Benim dilim varmıyor.’ Biz onunla yol arkadaşıyız, can arkadaşıyız, kardeşten ileriyiz. Ben ona bu yargılama süreci başladığında o bana şöyle dedi: ‘Genel Başkanım, ben 23 Mart günü nerede olursam olayım, ben aranızda olmasam da o sandık her şeyden önemlidir. Ona sahip çıkar mısın?’ Ben de kendisine şunu söyledim: ‘Ekrem Başkanım, canım başkanım, eğer 23 Mart günü toprağın altında değilsem sandığın başındayım.’ dedim, sandığın başında. İlk kez tüm halka açık olarak, resmi kayıtlı üyeler resmen, diğerleri dayanışma oylarıyla yarın milyonlar kendisini saydıracak, iradesini ortaya koyacak.

Yarın hep beraber tek adamın karşısına bir yiğidi koyacağız, arkasına 10 milyonlar duracağız. Hadi dokunsunlar bakalım, hadi dokunsunlar. Bir yandan da, bir yandan da, bir yandan da büyük algı operasyonlarıyla, yalanlarla mücadele ediyoruz. FETÖ’cüler firarda ama maalesef fikirleri ve marifetleri sarayda ve sarayın aparatlarında. Şu kadar ki kişinin evine baskın yapıyorlar, bir şey yok. Şirketine gidiyorlar, kasayı açtırıyorlar. İki deste parayı yayıyorlar, “Evde bulunan paralar.” diye servis ediyorlar.

12 yıl önce Devlet Bankası’nın genel müdürünün evinde ayakkabı kutularında paralar çıkınca önce ‘Ne var bunda? Faiz haram, parayı evde tutuyor olabilir.’ dediler. Sonra bakanların, bakan evlatlarının evlerinde koli koli paralar çıkınca ‘Kumpas kuruldu, FETÖ’cüler koydu.’ dediler. Günü gelip de işin üzerinden 1 yıl geçince yazı isteyip el konulan paraları faiziyle geri istediler. Ama yarından itibaren bir kırılma yaşanacak. Yarından itibaren bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

Şunu hatırlayın, bugün Ekrem Başkan’a sorulan sorulara ki, haddini aştıklarında isyan etti. Ayağa kalktı, ‘Kendinize gelin.’ dedi. Geri geri adım attılar. Ama şunu bilin ki, Ekrem Başkan’dan bir hırsız, bir yolsuz, bir terörist çıkarmaya çalışan bir FETÖ aklı devrededir.

Ekrem Başkan’dan hırsız da çıkmaz, terörist de çıkmaz. Ama bunu, Recep Tayyip Erdoğan, bundan yıllar önce, ülkenin 26. Genelkurmay Başkanı’na, Sayın İlker Başbuğ’a, terör örgütü lideri diyen bir FETÖ iddianamesine inanıp, Genelkurmay Başkanı’nı tutuklatıp, Silivri Cezaevi’ne koyan, iki kere ağırlaştırılmış müebbet hapis veren, yani imkân olsa idam ettirecek olan Erdoğan, 15 Temmuz gecesi elini FETÖ sabunuyla yıkadı, temizlendi, aramıza karıştı.

Şimdi o Erdoğan, o gün Zekeriya Öz’e yaptırdığını bugün bir başkasına yaptırarak, bu sefer ülkenin Genelkurmay Başkanı’na değil, kendi rakibine, kendisini bir kez Beylikdüzü’nde, üç kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’na elindeki kiri bulaştırıp, rüşvet, hırsızlık lekesi sürmeye çalıştı. Ama bugün sabah ortaya çıkardığımız belgelerle, gizli tanığın verdiği ifadelerin en önemli kısmı, İBB’den ihale alanlar, şirketler, naylon fatura kesiyorlar, yapılmamış işin parasını alıyorlar, bir kısmını İmamoğlu örgütüne aktarıyorlar diye bir yalancı tanık. Ne kanıt var, ne dekont var, ne hesap hareketi var.

Peki, ne çıktı, ne çıktı? Bu sabah 11’de ilan ettim. Bu sanıklardan, bu suçlananlardan bir tanesi 2015’le 2021 yılları arasında 6 yıl İBB’ye fatura kesmiş. Doğru. Bir ihale almış 2015’te, 2 yıl, 2 yıl uzatmışlar. 2019’da buraya Ekrem, evladınız, kardeşiniz, Ekrem abiniz gelmeden önce 2 yıl daha uzatmışlar. 2 yıl reklam şirketi buranın işlerini yapmış, sözleşmeye göre parasını almış. Sonra bir daha ihaleye bile girmemiş.

Nereye gitmiş? İletişim Başkanlığı’na gitmiş. Ona hangi kampanyayı vermişler? En son Türkiye Yüzyılı kampanyasını vermişler. 18 bakanlıktan iş vermişler. 1.7 milyar TL para ödemişler o kişiye. Şimdi, dönemin Zekeriya Öz’ünün kumpas aklı, İBB’den iş alan şirketleri alıp da yalancı tanıkla naylon fatura derken, o şirketlerden biri de 2009, 2019-21 arası Ekrem Başkan döneminde göründü diye aynı iftirayı oraya da yazmışlar. Adam, adam, sabah 6’da kapıya polis dayanmış. Bunu almış, 105 kişiden 99’u bulunmuş, karşısına polis yazmış.

Elde, yani gözaltında. Son aşağıdan 5’i almış, bulunamamış, firarda. Arada bir kişi var. Bu kişi, karşısında ne yazıyor? Şubeden serbest. Nezarethaneye konmadan, şubeden serbest. Peki, bu kişiyi, gitmiş ya, bu kişi şubeye giderken, evden alınırken ilk telefonu kime açmış? Ali Erdoğan’a, yani Sayın Erdoğan’ın koruma müdürüne.

Peki, bu şirketin ortağı kimmiş? Ali Bey’in kardeşi, Ömer Erdoğan. Bu kardeşiniz, bu bilgiyi çıkarıp kamuoyuyla paylaşınca bir anda, bir anda paniğe kapıldılar. Sonra açıklama yaptılar. Bıraktığımız doğru değil, nezarette.

Oysa bu kardeşiniz, Gezi’de gözaltına alınan hemen herkesi, her öğrenciyi, her eylemciyi, İstanbul’un nezarethanelerinde ziyaret etmiş, bu kardeşiniz. 267 hapishaneye 380 ziyaret yapmış bu kardeşiniz. Yer mi? Yer miyim? Dedim ki, bir, şirketine gitmiş, biz açıklayınca korkuyla oradan aldınız. Getirip nezaret haneye koyamadınız çünkü ben, nezaretteki herkese partinin avukatlarını yollayarak birinci önemli soruyu sorarım.

İlk gün: “İyi misin? Senin iyiliğini kime bildirelim?” Eşini ararız, anasını ararız, babasını ararız, çocuğunu ararız, iyi deriz. Biz nezaretteki 98 kişiyi bulduk, bunu 4 gün aradık, bulamadık. Sonra, ‘Burada.’ dediler. Sorduk: ‘Doktor muayenesine gidiyor bunlar her gün, 3 günlük doktor muayenesini göster.’ Yok. Ama o binada. Nerede? Amirin odasında. Nereden biliyoruz? Telefonu elimde, WhatsApp’tan görüşmesi elimde arkadaşlar. WhatsApp görüşmesi elimde.

Şimdi, bir gizli tanığın, bir gizli tanığın herkese attığı bu yalan, buraya atılınca adam kendini Ali Erdoğan üzerinden kurtartırınca duvara vurdu. Şimdi bu gizli tanığın diğer ifadeleriyle işlem yapacaklar, öyle mi? Ekrem Başkan’a hırsız yaftası vuracaklar, öyle mi? Ekrem Başkan, iki ailenin çocuğu, iki ailenin. Birisi onu pırıl pırıl yetiştirmiş, eğitmiş, büyütmüş, okutmuş, haramdan uzak tutmuş, alın teriyle, böyle terler anlı onun. Alın teriyle çalışıp kazanmayı öğretmiş İmamoğlu ailesidir.

Diğeri, diğeri bu ülkeyi en zor gününde kurtaran, cumhuriyeti kuran, bu günlere getiren Cumhuriyet Halk Partisi ailesidir. İki ailenin de, iki ailenin de evladı Ekrem İmamoğlu’yla emin olun, eşi Dilek Hanım kadar gurur duyuyoruz, oğlu Selim kadar gurur duyuyoruz. Ve, ve biz bugün, şimdi Dilek Hanım’la birlikte, Selim’le birlikte sizden selam için geri geleceğim. Sizden selam için, Çağlayan’a gitmeme, ona evladını götürmeme, ona Dilek Hanım’ı götürmeme, sizden, sizin selamlarınızı götürmeme müsaade var mı?

Buradan Ekrem Başkan’a selam var mı? Dayanışma var mı? Türkiye’nin umudu yarınki sandığa sahip çıkmanın sözü var mı? Ekrem Başkan’ı seviyor muyuz? Birbirimizi seviyor muyuz? Ülkemizi seviyor muyuz? Bu kötü gidişe biz el koyduk. Bundan sonra da bunu, elimizi bu ülkeden, yanımızdakinin omzundan, girdiğimiz koldan çekmemeye, mücadeleyi meydan meydan, sokak sokak büyütmeye, bu tek adam rejimini sokakta, meydanda yenmeye, bu ülkeyi bir kez daha kurtarmaya hazır mıyız? Biz size güveniyoruz. Ben ne kendime, ne partime, ne siyaset arkadaşlarıma, hepsine birden ama hepsiyle birden size güveniyorum. Size inanıyorum. Sizi saygıyla selamlıyorum.

Bir misafir var. Bir misafir var. İstanbul’a misafir ama gönlünüze misafir değil. Onun gönlünde siz, sizin gönlünüzde o. Ekrem Başkan’la birlikte bir fotoğraf çektirdiğimizde Türkiye’de yeri yerinden oynatan o var. Mansur Başkan var, Mansur Başkan!

Bu gece biz buradan ayrılırken, Ekrem Başkan, Mansur Başkan ve ben bir fotoğrafta buluşmuşken bütün Türkiye büyük bir umutla doldu. Birazdan, ümit ederiz, belki yarın bu saatlerde o fotoğrafı bir daha çektirmeyi ümit ediyoruz. Umutumuz bu yöndedir. Mücadelemiz bu yöndedir. Ama biz Ekrem Başkan’a giderken, Mansur Başkan’ı size, sizi de ona emanet ederken buradan ona hangi şarkıyı yollayalım? Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz…”

Paylaşın

CHP, Kayyım Tehdidine Karşı 6 Nisan’da Seçimli Olağanüstü Kurultaya Gidiyor

Saraçhane’deki İBB binası önünde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, partiye “kayyım atanması” ihtimalini ortadan kaldırmak için 6 Nisan’da Olağanüstü Kurultay kararı aldığını açıkladı.

Özel, “23 Mart günü yapacağımız Cumhurbaşkanı ön seçimine engel olmaya çalışan kötücül akla ‘Haydi işinize’ diyerek yolumuza devam ediyoruz” diye konuştu. Özel, cumhurbaşkanı adaylarının her koşulda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu olacağını da yineledi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı geçen ay, 2023 yılındaki CHP kurultayında “para karşılığı oy kullandırıldığı” iddiasıyla yapılan ihbar üzerine Ocak 2024’te soruşturma başlatıldığını açıklamıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması sonrası üç gündür bulunduğu Saraçhane’de, partinin Olağanüstü Kurultay’a gideceğini duyurdu.

Özel, “Bu hafta içinde biz başvurumuzu yapmasaydık bugün mesai bitimine doğru bir kayyım ataması yaparak ön seçim sandığımızı elimizden almaya çalışacaklardı. Tüzüğümüzün bana verdiği yetkiye dayanarak 15 gün sonrasına, 6 Nisan’da olağanüstü kurultay kararı aldığımızı, partiyi olağanüstü kurultaya götürmek suretiyle kayyım girişimlerinin önünü kestiğimizi tüm Türkiye’ye ilan ederiz” diye açıklama yaptı:

Özel şunları söyledi: “Türkiye’de anayasal güvencelerin, hukuk güvencelerinin tamamını askıya almayı göze almış bir iktidarla karşı karşıyayız. Günlerdir de bize, bizlere neler yaptıklarını görüyorsunuz.

CHP’yi karıştırmaya ve Cumhurbaşkanı adayı belirleme iradesini engellemeye yönelik olarak Başsavcılık İstanbul’da bir gizli soruşturma yürütüyor. En nihayetinde her şeye tenezzül edenler ön seçimi engellemek için her şeyi yaptılar. En son 23 Mart’a dört gün kala, gittiler Sayın İmamoğlu’nu gözaltına aldılar. Amaç; kampanyayı kesmek ve bu seçimi yaptırmamak.

Adayımız belirlememek için bugün bir tenezzül, yeni bir tasarruf, yeni bir girişim. CHP’ye kayyım atayarak, pazar günkü seçime engel olmaya çalışanları, hazırlıklarını gördük. Buna karşı bugün içinde aldığımız bir kararı, yaptığımız resmi kayıtlara girmiş olan bir başvuruyu size açıklamak isterim.

Tüzüğümüzün Genel Başkan sıfatıyla bana verdiği yetkiye dayanarak, 15 gün sonrasına Olağanüstü Kurultay kararı aldığımızı, partiyi Olağanüstü Kurultay’a götürmek suretiyle kayyım girişimlerinin önünü kestiğimiz tüm Türkiye’ye ilan ederiz.

Bundan sonraki süreçte 15 gün sonra, 6 Nisan günü CHP’nin delegeleri Olağanüstü Kurultay sandığının başına geçip iradelerini tazeleyecekler.

CHP’nin Genel Başkanı olarak partiyi Olağanüstü Kurultay’a götürüyorum. Ve bunu 23 Mart günü yapacağımız Cumhurbaşkanı ön seçimine engel olmaya çalışan kötücül akla ‘Haydi işinize’ diyerek yolumuza devam ediyoruz.”

Özel gazetecilerin, “Ön seçim takviminde bir değişiklik var mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Hiçbir değişiklik yok. Zaten bu Pazar günkü takvimin teminatıdır. Pazar günü yönetimde eğer bir kayyım atsalardı, atadıkları kayyıma Pazar günkü seçimi yaptırmayıp Ekrem İmamoğlu‘nun adaylığının önünü kesmeye, daha doğrusu Ekrem İmamoğlu‘na yönelik bu büyük sahiplenişi sakatlamaya çalışacaklardı.

Pazar günü bütün Türkiye’yi, CHP’lileri AKP‘ye, MHP’ye oy vermiş, bu yapılanlara ‘Olmaz kardeşim. Bize yapıldığında karşı çıkıyorduk. Tayyip Bey yıllar önce Saraçhane‘den hapishaneye giderken yanlış buluyorduk. Biz demokrasinin arkasındayız’ diyen herkesi dayanışma sandığında demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

Olağanüstü kurultay, kayyumu engeller mi?

CHP’li hukukçular, kurultay iptaline ilişkin soruşturmanın, 38. Olağan Kurultay’da delegelere “para karşılığı oy kullandırıldığı”, usulsüzlük yapıldığı iddialarıyla başlatıldığına dikkat çekerek, kurultay yenileme kararıyla soruşturmanın, hukuken “konusuz” kaldığı için düşeceğine işaret ediyorlar.

Kurultay yargı eliyle iptal edilse de mevcut delegelerle parti yönetimi seçiminin yenileneceğine işaret ediyorlar. Partinin kendi iradesiyle kurultay kararı alındığı için 38. Olağanüstü kurultayın iptali ve kayyum atanması olasılığının ortadan kaldırıldığını belirtiyorlar.

CHP tüzüğüne göre olağanüstü kurultay kararı alınması halinde 45 gün içinde büyük kurultayın yapılması gerekiyor. Ancak Özel, kurultay tarihini de açıkladığı için bu süre beklenmeyecek.

Olağanüstü Kurultay, genel başkanın belirlediği gündemle toplanabilecek ve başka bir konu görüşülemeyecek. Özel, seçimli kurultay çağrısı yaptığı için Genel Başkan, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliği seçimi yapılacak.

Paylaşın

Özgür Özel: Hukuk Devleti İptal Edildi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından İstanbul Saraçhane’de konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Türkiye Cumhuriyeti’nde hukuk devleti, hukuk güvencesi iptal edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasının bulunduğu Saraçhane’de konuştu.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Özgür Özel, konuşmasında şunları söyledi: “Bugünün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı geçmiş dönemde hepinizin bildiği tekrar etmeyeceğim 20’ye yakın ve tamamı siyasi davalarda mahkeme mahkeme gezdirilip istenen kendisine dikte ettirilen kararların alınmasının sağlandığı bir adalet giyotinini, seyyar giyotin olarak gezmişti. Dünyanın en mobilize hakimiydi. En çok gezdirilen hakimiydi. Sonra ödüllendirildi siyasi bir makama gitti.

Erdoğan’ın diliyle eskiden bakanlar siyasi, başyardımcıları, müsteşarlar teknikti. Bu yeni sistemde bakanlar teknik, yardımcıları siyasi diyordu ve o siyasi kişilik hakimler ve savcılar siyasete girdiklerinde, milletvekili aday adayı olduklarında bile artık siyasi görüşleri belli olduğundan göreve dönemezken ülkeyi yöneten kişinin, bir partinin genel başkanının siyasi bir makama getirdiği, görev verdiği kişiyi sana İstanbul’da ihtiyacım var diye buraya geri yollamıştı.

Geçmişin seyyar giyotinini burada Cumhuriyet Başsavcısı oldu. 9 Ekim gününden beri adaleti katletmeye, başta partimiz olmak üzere tüm muhalefete saldırmaya, bunları haber yapanları da suçlu görmeye, tweet atanı suçlu görmeye, beğeni yapanı suçlu görmeye, ifadeye çağırmaya, hapse atmaya, bizleri yıldırmaya ve bıktırmaya çalışıyor.”

Bunu yapmasının sebebi 31 Mart seçimlerinin Recep Tayyip Erdoğan tarafından hazmedilmemiş olmasıdır. Milletin verdiği mesajı almamıştır. Yenilmeyi kabullenememiştir. Güya yenilmezdi. Bütün meşrutiyetini sandıktan alıyordu. Her sandık önceden yaptıklarını ibra ediyor, temizliyor. Bundan sonra yapacaklarına alan açıyordu. 31 Mart’ta partisinin kurulduğu günden beri ilk kez kaybetti, ikinci parti oldu ve İstanbul’u İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder dediği İstanbul’u, İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır dediği İstanbul’u üçüncü kez Ekrem İmamoğlu’na kaybetti.

Ekrem İmamoğlu onu dört kez üst üste yendi, Beylikdüzü dahil. Ona hiç yenilmedi. Kendini yenilmez gören o gece artık kaybedendi. Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra birinci partiydi ve karşısında dört tür yenemediği birisi vardı ve İstanbul’u kazanmıştı. O yüzden her gece kendi sesiyle uyanıyor. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır. İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.

İstanbul’u kaybeden Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi kaybedecekti. İstanbul’u kazanan Ekrem İmamoğlu da Türkiye’yi kazanacaktı. İşte, işte bu ruh hali, işte bu psikoloji, işte bu hazımsızlık. Her şeyi, geldiği her makamı borçlu olduğu milletin kararına hürmetsizliği, saygısızlığı, tanımamayı, öyle ya demokrasi trendi, işine geldiği yere kadar binmişti, işine gelen istasyonda inecekti.

Demokrasi treninden indi, darbecilerin safına o istasyonda katıldı. Tayyip Bey’in indiği istasyonda 15 Temmuz darbecileri vardır. Tayyip Bey’in indiği istasyonda Kenan Evren vardır. Tayyip Bey’in indiği istasyonda Türkiye Cumhuriyeti tarihinde darbeye kalkışmış, başarmış başarmamış herkes vardır. Artık bu yüzden tercihi, bu yüzden tercihi bir kez daha milletin karşısına devleti dikmek olmuştur. Bu millet, bu halk devletini sever, saygı duyar, çağırın askere gider, ister vergi verir, evladını şehit verir ama devlet milletin karşısına dikilirse, devletle millet yarıştığında millet kazanır.

“Erdoğan’a karşı bu millet yine kazanacaktır”

Daha önce Kenan Evren bu millete ‘geç bu kişiyi seç’ dediğinde, parmağıyla işaret ettiğinde sandığın birisinde kendi varken onun dediğini değil bir sivil adayı seçen bu milletin feraseti 15 Temmuz’da demokrasinin karşısındaki o meczuplar ordusuna karşı sandığı ve sandığın seçtiklerini koruyan bu millet nasıl 31 Mart’ta valiler il başkanı, kaymakamlar ilçe başkanı, Anadolu Ajansı Cumhur İttifakı ajansı, TRT AK Parti’nin televizyonu olmuşken, karşımıza devlet dikilmişken millet kazandıysa, milletin adayı Ekrem İmamoğlu kazandıysa bu sefer de milletin karşısına devleti diken Erdoğan’a karşı bu millet yine kazanacaktır.

Sayın, en son Sol Parti ziyaret etti. Sayın Müsavat Dervişoğlu sağ olsun yoldaymış, geliyor. Dayanışma ziyaretlerini de burada kabul edeceğiz. Milletin emanetini, milletin emanetine sonuna kadar sahip çıkan bir belediye başkanına, bir belediye meclisine ve İstanbul’un iradesine katkı sağlamak, onlarla birlikte olmak, onlarla mücadele etmek için ben Saraçhane’deyim. Biz Saraçhane’deyiz. Nerede olalım diye soranlara buyurun Saraçhane’ye diyoruz.

Artık Pazar günü 81 ilde 973 ilçede, ilçelerin mahallelerinde kurulacak sandıklar tek değildir. Oraya bir sandık koyacağız. 1 milyon 750 bin üyemizle adayımızı belirleyeceğiz. Ancak yanında bir sandık daha olacak. O sandığın adı dayanışma sandığıdır. O sandığa oy vermeye tüm siyasi partiler, her görüş, her görüşten ama demokrasiden yana olan herkes davetlidir. Bir sandıkta bir parti bugüne kadarki en demokratik yolla adayını belirleyecek ve arkasına geçecektir.

Diğer sandıkta ise cumhuriyete inanan, demokrasiye inanan, sandığa inanan, o sandığın kendisinin, evladının, torununun geleceği, geleceğinin garantisi olduğuna inanan, bu ülkenin Afganistan olmamasına, Suriye olmamasına yönelik teminatın da, yıllarca çalışıp didinip aldığı evin tapusunun teminatının da, bankadaki parasının teminatının da demokrasi olduğunu, böyle yamyamların bir gece sırf kendisine rakip olanın diplomasına çöktükleri gibi malına, mülküne, canına kastedilmesin diye demokrasiye ihtiyaç duyan herkesi 23 Mart’ın dayanışma sandığına bekliyoruz. Artık 23 Mart Pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday belirlemesini kapsayan ama aşan bir demokrasi direnişinin günüdür. Bütün Türkiye’yi dayanışma sandıklarında olmaya davet ediyorum.

Burada olmaya, mücadele etmeye, direnmeye devam edeceğiz. Yol, yol önemlidir. Yolcunun başına neyin geldiği değil, o yolun varlığı önemlidir. Biz hepimiz o yolun yolcusuyuz. Bizi bu yola bu ülkenin kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk çıkardı. Bu yolda dönenler olur, bu yolda ölenler olur. Ama bu yolun yolcuları tükenmez. Son Cumhuriyet Halk Partili hapse tıkılana, son Cumhuriyet Halk Partili vurulana kadar bu yolun yolcusuyuz. Önderimizin gösterdiği yolda yürümeye devam ediyoruz.”

Paylaşın