Ajite (Ajitasyon) Nedir? Belirtileri Tedavisi

Ajite (Ajitasyon), toplumda oldukça yaygın görülen bir rahatsızlıktır; fakat tek başına bir hastalık olmaktan daha çok, psikiyatrik hastalıklarda baş gösteren bir rahatsızlık durumudur.

Ajite (Ajitasyon), aniden veya yavaş yavaş görünebilir ve birkaç dakika veya daha uzun sürebilir. Ajitasyon sırasında kişi, heyecanlı, sinirli, alaycı olabilir. Ajitasyon yükselirse, kişi etrafa saldırabilecek kadar ileri gidebilir.

Ajitenin (Ajitasyon) belirtileri;

Saç çekme
Aralıksız gezinme
El sıkma
Bilinçsiz hareketler
Patlamalar
Ayak karıştırma
Yumruklarını sıkılaştırma

Ajite (Ajitasyon) tedavisi;

Ajitasyonun tedavisi ise altında yatan esas psikiyatrik hastalığın tedavisi ile mümkündür. Dolayısıyla hasta ve hastanın doktoru, ilk olarak bu hastalığa yoğunlaşmalıdır. Bu tür depresif hastalıklar, oğunlukla ECT veya trisiklik ilaçlara cevap vermekte; ajitasyonun belirgin olduğu zamanlardaysa amitriptilin’in imipramin’den daha etkili olduğu düşünülmektedir.

Tedavi süresince baş gösterecek şiddetli ajitasyonları kontrol altına almak için fenotiazin’ler etkili olabilmekte, daha az şiddetli depresyonlarda ise bu ajitasyonları kontrol altına alabilmek için çoğunlukla benzodiazepin’ler ya da klordiazepoksid ve medazepam kullanılır. Fakat sayılan bu ilaçlardan bazıları da ajitasyona yol açabilmektedir. Dolayısıyla ajitasyon durumlarında tedavi çok hassas bir konudur.

İlaçların doz ayarları çok büyük bir titizlikle ve doğru şekilde yapılmalıdır. Birçok acil durum görevlileri, ajitasyon durumundaki hastaya telaşla yanlış dozlarda ilaç yüklemesi yapmakta, bunun sonucunda da hastada farklı sonuçlar baş göstermektedir. Bazense ajitasyonu tetiklediği gerekçesiyle anti-depresan ilaçları tamamen kesmek bile gerekli olabilmektedir.

Huzursuzluk ve ajitasyon için verilebilecek bazı bitkisel reçeteler de mevcuttur ve hastanın durumu çok ağır değilse, uyku getirecek ve algıları yavaşlatıp rahatlamayı sağlayacak olan bu reçeteler, hastanın kullanımı sonucu olumlu değişimler yapacaktır. Fakat şu da akıldan çıkarılmamalıdır ki; hasta araç ya da makine kullanacağı saatlerde değil de, akşamları (yani mesai saatleri dışında), araç ya da makine kullanımının olmayacağı saatlerde bu bitkisel ilaçları kullanmalıdır.

Bitkisel reçete de ise şunlar yer almaktadır: Kediotu kökü, şerbetçiotu çiçeği ve oğulotu yaprağı. Bu üç malzemenin de bir arada olacağı bir karışım hazırlanabileceği gibi, üçünden sadece ikisinin – Örneğin; kediotu kökü ile oğulotu yaprağı – karıştırılarak kullanımı da mümkündür.

Kullanımı ise şöyledir: 2 çay kaşığı karışım bir fincana konur. Üzerine kaynar su eklenir. Fincanının ağzı kapanır ve 10 dk. demlenmeye bırakılır. Ardından da süzülerek içilir. Taze hazırlanacak şekilde bu karışım, günde 2-4 defaya kadar içilebilir. Fakat çayın akşamları içilmesi, hem dikkat eksikliğinin yol açacağı sonuçlar bakımından, hem de uyku getirici özelliklerinden daha iyi olacaktır.

Paylaşın

Aile İçi İletişim Nedir? Sorunlar Ve Çözümler

Aile içi iletişim; En temel tanımı ile toplumun en küçük sosyal sistemi olana aile üyelerinin birbirlerine sözel ve sözel olmayan davranışları ile verdikleri tepkileri, mesajları kapsar. 

Bu iletişim doğru bir şekilde sağlandığında, insanlar karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlayabilir hale
gelir. Bu nedenle, etkili iletişim sadece kendini ifade etmekten değil, aynı zamanda söylenenleri de dinleyebilmekten geçer.

Aile içi iletişim ve ilişki, ailenin üyeleri arasında nasıl bir iletişimin ve ilişkinin bulunduğunu ifade eden bir kavramdır. Aile içi iletişimin iyi olduğu ailelerde bu durum tüm aile bireylerinin ruh sağlığını olumlu etkilemektedir.

Ailenin normal işleyebilmesinde sınırlar önemli rol oynuyor. Sınırların gereğinden fazla katı veya erimiş olduğu durumlarda ailede sorunlar yaşanıyor. Ailede yaşanan sorunların çözülmesi için ailenin geçirdiği evreler de büyük önem taşıyor.

Ailenin kuruluşu, evlilik, çocuğun doğumu, okul öncesi dönem, okul çağı ergenlik dönemi sorunların çözümlenmesinde son derece etkili. Eşler bu dönemlerde duygusal çalkantılar yaşıyor. Babanın bu dönemlerde eşine destek olması çocuğun büyütülmesine katkısı olması gerekiyor.

Aile içi iletişimin başarılı yürütüldüğü ailelerin mutluluğu aradıkları yer yuvalarının içidir. Yuvanın dışında bireyler arayışı içine girmeye ihtiyaç hissetmezler. Böylesine sağlıklı kurulan bir iletişim aile bireyleri arasındaki dayanışma ve sevgi, saygı temellerinin sağlıklı oluşmasına da yardımcı olur.

Aile içi iletişimde dikkat edilmesi ve uyulması gerekenler:

Etkili bir iletişim kurmanın temel prensiplerinden biri aile üyelerinin birbirlerine yeterince zaman ayırması ve iletişimi sıklaştırmaktır.

Açık ve doğrudan iletişim kurun. Ne istediğinizi, ne beklediğinizi, sizi üzen ya da sevindiren şeyi, direkt olarak ilgili kişiye iletin.

Sadece kendi istek ve beklentilerinizi anlatmayın, karşı tarafın ilettiği mesajları da dikkatli bir şekilde dinleyin.

İletişim kurmakta olduğunuz kişinin yaşını ve olgunluk düzeyini asla unutmayın. Küçük bir çocuğun sizi bir yetişkin gibi anlamasını beklemeyin. Eğer çocuğunuzla bir şeyler konuşuyorsanız, bunu mutlaka onun anlayabileceği dille yapın.

İletişim kurarken asla yüz ifadelerini ve beden hareketlerini göz ardı etmeyin. Bazen söylenenlerle, bedenen iletilenler birbirini tutmayabilir.

Sorunun ne olduğunu belirlemek elbette önemlidir ancak bunu yaparken olumlu şeylere odaklanın.

Kendi kızgınlığınızı kontrol edin, çocuğunuzu öfke ile terbiye etmeyin.

Bütün çocukların ilgi çekmek istediklerini unutmayın. Bir çocuğu olumlu davranışlara sevk etmenin en kolay yolu, iyi/doğru şeyler yaptığı zaman onunla ilgilenmektir.

Aile içerisinde kurallarınızı bir defa koyduğunuz zaman, bunların nedenlerini çocuğunuza anlatın ve kurallarınızı değiştirmeyin.

Ne olursa olsun çocuğunuzu etiketlemeyin. Bu etiket olumlu da olsa, olumsuz da olsa çocuk üzerinde belli belirsiz bir baskıya sahip olduğunu unutmayın.

Çocuğunuzu koşulsuz olarak sevin, olduğu gibi kabul edin. “Böyle yaparsan senin annen/baban olmayacağım” gibi cümlelerden kaçının.

Çocuğunuz için her zaman bir model işlevi gördüğünüzü unutmayın, bu nedenle kendinizin güçlü ve zayıf yanlarını onunla tartışmaktan çekinmeyin.

Çocuklar uzun sürede elde edebilecekleri kazanç ve ödüller için yeterince sabırlı değillerdir, bu nedenle bu gibi zamanlarda sık sık motive edilmeye ve cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyacaklardır.

Aile içi iletişim ve sosyal hizmet

Sosyal Hizmet müdahaleleri içinde önemli bir yer tutan aile sistemi belli aşamalarda yürütülen planlı bir değişim sürecidir. Aile terapisi ile ilgili donanımlı bir uzmanın da zaman zaman süper vizyon alması kaçınılmazdır. Bu sürecin başlangıcında aile sisteminin içinde bulunduğu durumu, aile üyelerinin tanımlanması ve güçlü yanlarının belirlendiği ön değerlendirmeden sonra bu aileyle ilgili planlama yapılır.

Planlama süreci ailenin probleminin önceliklerinin belirlendiği, problemlerinin ihtiyaçlara çevrildiği, ihtiyaçlara yönelik müdahalelerin değerlendirilerek amaçlar ve hedeflerin oluşturulduğu ve kontrat yapıldığı bir süreçtir. Uygulama aşamasında yapılması gereken bütün müdahaleler aile sistemi ya da odak kişilerle yürütülür.

Paylaşın

Ağrı Tedavisi Nedir, Nasıl Yapılır?

Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur.

Ağrı Tedavisi Bilim Dalı’nın (Algoloji), özellikle son 20 yıl içerisinde kaydettiği gelişmeler sayesinde, günümüzde hiçbir hasta ağrıları ile yaşamaya mecbur değildir.

Ağrılar genel olarak; kas, eklem, kemik, sinir gibi vücut dokularının veya diğer organların, ani veya uzun süreli (kronik) zarar görmesiyle oluşur. Kronik ağrılar, zarar gören dokuların iyileşmesinden sonra da devam eden ağrılardır. Uzun süre ağrı çeken kişilerde; ev ve iş hayatının olumsuz yönde etkilenmesi, genel durumlarının bozulması, giderek artan sıkıntı hali, hareketsizlik ve kilo alma, isteksizlik sık olarak rastlanan şikayetlerdir.

Hekimlik mesleğinin ortaya çıkışından itibaren ağrının dindirilmesi hekimlerin temel amaçlarından biri olmuştur. Modern tıpta ağrı kesici ilaç kullanımı tedavide önemli bir yer tutar. Ancak burada önemli olan nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılmaması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Ağrı Kesici Kullanım İlkelerine uyulmasıdır. Bu ilkeler ağrı kesicilerin kullanım yolunu, dozunu, ağrı kesici ilaca başlama zamanını, ilaç kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkilerle başa çıkma yollarını belirler.

Yapılan araştırmalarda tüm ağrı tiplerinin %90’ından fazlasının doğru ağrı kesici ilaç tedavisiyle kesilebileceği ortaya çıkarılmıştır. Ağrı kesici ilaçların etkili ve yeterli olmadığı durumlarda ise ağrının kaynağına göre fizik tedavi yöntemleri, cerrahi operasyonlar veya girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır. Bu noktada doğru yaklaşım hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi ve zaman kaybetmeden hastanın doğru tedaviye ulaşmasının sağlanmasıdır.

Ağrı kliniklerinde ağrı tedavisi için kullanılan başlıca yöntemler ilaç tedavileri ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Kronik ağrının ele alınması ve tedavisinin anesteziyoloji içindeki gelişiminin kaynağı girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Minimal invaziv yöntemler olarak tanımlanan bu girişimler tedavisi güç ağrılarda hastayı fazla bir zahmete sokmadan kolay ve etkin bir şekilde ağrının kesilmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yöntemlerin başlıcaları sinir blokajlarıdır. Vücutta çeşitli tipte sinir lifleri bulunur. Bazı sinirler kasların hareketinden sorumluyken bazıları duyulardan bazıları ise ağrı iletiminden sorumludur.

Ağrı hekiminin ilgi alanı bu ağrı sinirleridir. Örneğin, yüzde çok şiddetli elektrik çakması tarzında ağrı şikayetiyle kendini gösteren trigeminal nevraljide trigeminal sinire uygulanan blok işlemleri ile ağrının uzun süreli olarak (3-8 sene arası) ortadan kalkması sağlanır. Benzer şekilde bel ve boyun kireçlenmesine bağlı ağrılarda kireçlenen eklemlerin sinirlerine uygulanan blokla ağrı giderilir. Toplumda sık görülen bel ve boyun fıtıklarında uygulanan çeşitli enjeksiyonlar veya omurlar arasındaki diske uygulanan yöntemlerle fıtığın gerilemesi ve ağrının ortadan kalkması sağlanabilir.

Bu girişimsel yöntemler yaklaşık 30’45 dakika sürer, lokal (bölgesel) anestezi altında ve hasta hafif uyutularak (sedasyon) uygulanır. Bu nedenle hastalar ağrı ya da başka bir rahatsızlık hissetmezler. Enfeksiyondan korunmak amacıyla tüm işlemler, steril ameliyathane koşullarında ve tek kullanımlık malzeme ile yapılır. Girişimsel ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerin tümü görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda gerçekleştirilir.

Paylaşın

Ağız Kokusu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Ağız Kokusu (Halitosis), nefes verme ile birlikte dışarıya salınan kötü kokulu bir şikayettir. Bireyler için utanç verici hatta bazen kaygıya neden olabilen bir sorundur. 

Genel olarak ağız kokusu yapan nedenlere bakıldığında, yetersiz ağız hijyeni, tedavi edilmeyen diş çürükleri, diş eti hastalıkları ile sigara kullanımının ön planda olduğu görülüyor.

Ağız Kokusu nedenleri:

Gıdalar: Dişlerin arasındaki veya çevresindeki biriken yiyecek parçacıklarının parçalanması bakterileri artırabilir ve kötü kokuya neden olabilir. Soğan, sarımsak ve baharat gibi bazı yiyeceklerin tüketilmesi de ağız kokusuna neden olabilir.

Tütün ürünleri: Sigara içmek hoş olmayan ağız kokusuna neden olur. Sigara içenlerin ve diğer tütün ürünleri kullanıcılarının, bir başka ağız kokusu kaynağı olan diş eti hastalığına sahip olma olasılıkları daha yüksektir.

Yetersiz diş bakımı: Düzenli diş fırçalamayan ve diş ipi kullanmayan bireylerde, yiyecek parçacıkları ağızda kalıp ağız kokusuna neden olur. Bu gibi durumlarda, dişlerde renksiz ve yapışkan bir bakteri plağı oluşur. Bakteri plağı temizlenmediği takdirde, diş etlerini tahriş edebilir ve sonunda diş ve diş etlerinin arasında plak dolgulu cepler oluşturabilir (periodontitis). Dil ayrıca koku üreten bakterileri de hapsedebilir. Düzenli olarak temizlenmeyen veya uygun şekilde takılmayan protezler, kokuya neden olan bakteri ve yiyecek parçacıklarını barındırabilir.

Ağız kuruluğu: Tükürük, kötü kokulara neden olan partikülleri temizleyerek, ağzı temizlemeye yardımcı olur. Tıp dilinde kserostomi denilen ağız kuruluğunda, tükürük üretimi azaldığı için ağız kokusu artabilir. Ağız kuruluğu uyku sırasında doğal olarak oluşur, sabahları insanlarda normal olarak gözlenen kötü ağız kokusuna yol açar. Bu durum ağzı açık uyuyanlarda kötüleşerek daha fazla fark edilir. Kronik kuru ağız, bazı hastalıklardan ya da tükürük bezlerindeki problemlerden kaynaklanabilir.

İlaçlar: Bazı ilaçlar ağız kuruluğuna katkıda bulunup dolaylı olarak ağız kokusuna neden olur. Bazı ilaçlar ise vücutta metabolize olup parçalandıktan sonra birtakım kimyasallar oluştururlar. Bu kimyasallar kan dolaşımına katılıp ciğerlere ilerler ve kötü kokuya neden olur.

Ağızdaki enfeksiyonlar: Diş çekilmesi gibi ağız ve çene cerrahisi sonrasında ağızda oluşan yaralar, kötü kokuya neden olabilir. Bunun haricinde diş çürümeleri ve diş eti hastalıkları da kötü kokulara neden olur.

Burun ve boğaz hastalıkları: Sinüs enfeksiyonları, geniz akıntıları ve boğaz enfeksiyonları ağız kokularına neden olur.

Diğer tıbbi sebepler: Gastroözofageal reflü hastalığı gibi mide ile ilgili problemler ağız kokusuna neden olabilir. Bunun haricinde diyabet gibi metabolik bozukluklar veya kanserler belirgin bir ağız kokusuna neden olur. Küçük çocuklarda ağız kokusu, bir burun deliğine gizli bir şekilde yerleşen bir yiyecek parçasından ya da yabancı bir cisimden kaynaklanabilir.

Ağız Kokusu nasıl giderilir?

Ağız içinde kokuya yol açabilecek bir sorun saptanırsa, tedavisi kolaylıkla yapılıyor. Çinkolu, karbonatlı sakız çiğnemek, ağız hijyenine önem vermek, diş ipi ve özel içerikli gargaralar kullanmak, sigara ve alkol tüketimini sınırlamak ve bol sıvı alımına özen göstermek ağız kokusunu kabus olmaktan çıkaracak önlemler arasında.

Ancak sorun akciğer, sinüsler ve burun kaynaklıysa ayrıntılı bir incelemenin ardından altta yatan neden tespit edilir ve tedavi planlanır. Genellikle alt solunum yolları enfeksiyonları ve kan gazlarındaki değişimler nedeniyle ortaya çıkan ağız kokusu ise öncelikle sorunun tüketilen herhangi bir yiyecekten kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılıyor. Böyle bir neden saptanırsa da kokuya neden olan yiyecek ya da içecekleri tüketmemek ağız kokusunu gidermede yeterli oluyor.

Paylaşın

Apandisit Nedir, Neden Patlar? Tedavisi

Apendiks; karın boşluğunun sağ alt kısmında bulunur. İnce bağırsağın bittiği, kalın bağırsağın başladığı ve halk arasında kör bağırsak olarak bilinen bölgede yer alır. Solucan şeklinde bir bağırsak uzantısı olan Apendiks, her insanda farklı uzunluklara sahip olmasına rağmen ortalama 10 santimetre boyundadır.

Vücut içinde görevi tam olarak henüz belirlenmemiş olsa da Apendiks, sindirim sisteminin başlangıç noktası olan ağız, mikropların en yoğun olduğu bölgedir. Apendiks de kalın bağırsaktaki mikroplara karşı vücudu uyarır.

Apendiks bölümünde meydana gelen iltihaplanma sonucunda Apandisit denilen rahatsızlık ortaya çıkar. Şiddetli ağrı ile kendini gösteren apandisit mutlaka tedavi edilmesi gereken ciddi bir enfeksiyondur. İltihaplanan bölgedeki apse kana karışırsa vücutta hayati tehlikeye yol açan tablo ile karşılaşılır. Genellikle bakteriyel kaynaklı olan apendiksin patlamadan alınması oldukça önemlidir.

Apandisit neden patlar?

Meyve çekirdekleri, zararlı parazitler ve dışkı atıklarının vücuttan atılmaması,
Sindirim sisteminin enfeksiyon kapması sonucu apandis duvarındaki lenf dokusunun şişmesi,
İltihaplı bağırsak hastalıkları ve karın bölgesinin şiddetli darbe alması gibi durumlar apandis organının patlamasına neden olur.

Apandisitin belirtileri nelerdir?

Apandisit genellikle 3 yasından sonra görülmeye baslar. Tüm yas guruplarında rastlanmasına rağmen, 35 yasından sonra görülme sıklığı azalmaktadır.

Hastalığın belirtileri; kişiden kişiye değişmekle birlikte, karin ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık, büyük tuvalet yapma isteği ve ateş olarak sıralanabilir. Ağrı genellikle müphem bir karin ağrısı ve mide ağrısı olarak başlayabilir, sırt, bel, kasık ve bacağa vurabilir ve sonuçta, ağrı, karin bölgesinin sag alt kadranında toplanır.

Hasta genellikle hareketler ve sarsılmalarla ağrısının arttığını ifade eder. Bu şikayetlerin hepsinin ayni zamanda veya tek bir hastada varolması şart değildir. Bu aşamada hastanın tedavi edilmemesi durumunda iltihap ile dolmuş apendix sonunda delinir ve iltihap karin boşluğunun içine yayılır. Hasta bunu ağrının geçmesi ve genel durumunda rahatlama olarak algılar ancak yaklaşık 6 saat sonra karin zarlarına yerleşen iltihaba bağlı ateş ve karin ağrısı tekrar ortaya çıkar ve artık bu asamadan sonra hayati tehlike gündeme gelir.

Apandisit tedavisi nasıl olur? 

Apandisit teşhisi için doktor tarafından fizik muayene yapılır. Karın bölgesinde hassasiyet ve ağrı söz konusu ise bakteriyel enfeksiyonu olup olmadığına dair bilgi için kan sayımı testi istenebilir. Apandisit teşhisini doğrudan tespit edebilecek kesin bir kan tahlili yoktur. Hastalığın tedavisi kişiden kişiye değişebilir ancak genellikle ameliyat ile tedavi edilir. Ameliyatın tipi hastanın durumuna göre değişiklik gösterir.

Eğer apendiks bölgesindeki apse patlamamış ya da yırtılmamış ise doktor tarafından öncelikli olarak antibiyotik tedavisi uygulanır. Daha sonra ciltte geçirilen bir tüp yardımıyla organ içindeki apse boşaltılır ve bu işlemden sonra gerek görülürse apendiks alınabilir. Eğer apendikste yırtılma ya da sızma söz konusu ise acilen ameliyat yapılmalıdır. Apendektomi olarak adlandırılan apandiksin alınması açık ameliyat ya da laparoskopik cerrahi şeklinde olabilir. Çok nadir vakalarda apandisit ameliyat olmadan iyileşebilir.

Paylaşın

Alerji Nedir? Çeşitleri, Belirtileri, Tedavisi

Her yaş gurubunda görülebilen, çoğunlukla genetik olduğu düşünülen ve çevresel faktörlerin etkisi ile değişik yaşlarda ortaya çıkan Alerji, vücudumuzda bulunan antikorların, başkaları için zararsız olabilecek maddelere karşı savaş açması ve reaksiyon oluşturmasıdır.

Alerjiye yatkın insanlar ‘atopik’ olarak adlandırılır. Atopi bir hastalık olarak değerlendirilmez fakat kalıtsal bir özelliktir. Açık tenliler ile deniz kenarı ya da nemli ortamlarda yaşayan insanlarda daha fazla görülür.

Mevsimsel alerjiler üst solunum yollarındaki yer alan alerjilerdir ve allerjik rinitin en sık rastlanan formlarındandır. Diğer grupların yaptığı araştırmalar ABD’de her yıl 20 ila 40 milyon kişinin alerjiye bağlı semptomlardan etkilendiğini işaret etmektedir. Burun ve geniz (Nazal) alerjileri tipik olarak çocukluk çağında başlar, bu yaş ortalama olarak 10’dur. Olguların % 80’inde yakınmaların 20 yaşından önce ortaya çıktığı düşünülmektedir. Sıklık yetişkinliğe geçişle artar, ilerleyen yaşla birlikte azalır.

Alerji belirtileri;

Alerji belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterir. Alerjinin şiddeti de belirtiler üzerinde etkilidir. Kaşıntı, burun tıkanıklığı, sık hapşırma, kronik öksürük, nefes darlığı veya hırıltı, vücutta döküntü veya şişlik belirtiler arasında sayılabilir.

En sık rastlanan alerjenler;

Ot ve ağaç polenleri
Evcil hayvanların deri veya tüyleri
Çeşitli gıdalar (süt, yumurta, soya, deniz ürünleri, meyve ve kuruyemişler)
Ev ve toz akarları
Mantar veya küf sporları
Arı sokmaları
Birtakım ilaçlar
Kimyasal reçineler, lastik, nikel
Lastik, kauçuk tarzı maddeler
Kolye, küpe tarzı takılar

Alerjik hastalıklar;

Alerjik nezle veya alerjik rinit
Göz nezlesi ya da alerjik konjiktivit
Alerjik astım
Ürtiker (Kurdeşen)
İlaç alerjisi
Böcek alerjisi
Arı alerjisi
Gıda alerjisi
Egzama
Atopik Dermatit

Bebeklerde alerji olur mu?

Alerji her yaş gurubunda olduğu gibi bebeklerde de görülebilir. Alerjinin çoğunlukla genetik olduğuna inanılır. Ancak alerjinin şiddetini artıran sebepler vardır. Örneğin; annenin gebelikte veya doğumdan sonra sigara kullanması bulguların ortaya çıkmasını ve şiddetlenmesini kolaylaştırır.

Alerji testleri kime yapılmalıdır?

Alerji belirtileri sürekli olan hastalara tedavinin planlanması ve korunma sağlanması için alerji testi yapılır. Alerji testi bebeklikten itibaren tüm hastalara uygulanabilir. Bu testler, kandan veya cilt üzerine yapılarak değerlendirilir. Testlerin kesinlikle bir alerji uzmanı tarafından uygulanması gerekir. Test esnasında da ani bulgular oluşabilir.

Alerji ilaçları nelerdir?

Antihistaminikler (alerji ilacı), kortizon içeren burun spreyleri ve solunum yolu ile verilen türleri, nefes açıcılar ve alerji aşıları tedavide kullanılan başlıca ilaçlardır. Çocuğunuzda veya kendinizde alerji ile ilgili belirtiler görüyorsanız en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.

Paylaşın

Akupunktur Nedir, Nasıl Yapılır?

Vücutta oluşan hastalıkları veya fonksiyon bozukluklarını ortadan kaldırmak amacıyla yapılan Akupunktur, belirli vücut bölgelerine ince iğnelerin batırılmasını içeren geleneksel bir şifa tekniğidir.

Bütünsel bir şifa yöntemi olan Akupunktur, bundan yaklaşık 3000 yıl önce Çin’de geliştirilmiştir. Günümüzde tıbbi tedaviye ek olarak sıklıkla kullanılmaktadır.

Doktor tarafından yapılmasına dikkat edin

Akupunktur işlemine başlanmadan, hastanın akupunkturist doktor tarafından öyküsü alınır. Hasta muayene edilir, gerekli laboratuvar ve görüntüleme tetkikleri yapılır. Hastanın yaşı, yaşam stili, beslenme durumu, uyku düzeni, genel durumu, hastalıkları, belirtileri, aldığı tedaviler, tedavilere bağlı yan etkiler gibi birçok faktör göz önünde bulundurularak bir tedavi planı hazırlanır. Seansların sayısı, süresi ve uygulanacak yöntem belirlenir.

Akupunktur tedavisi nasıl yapılır?

Akupunktur tedavisinde iğneler tedavisi planlanan hastalığa bağlı olarak seçilen noktalara batırılır. Tedavide steril ve tek kullanımlık son derece ince iğneler kullanılır. Hasta genellikle sadece iğnelerin ilk girişinde çok hafif bir ağrı hisseder. Bir süre sonra, tedavi edilen bölgelerde hafif bir sıcaklık hissi gelişebilir. İğneler ciltte yaklaşık 20 ila 30 dakika kalır. Belirli etkilerin elde edilmesi için özel stimülasyon teknikleri kullanılır. Bunun için iğneler ilave olarak ısıtılabilir, bilinçaltı uyarma akımıyla uyarılabilir veya yukarı ve aşağı hareket ettirilebilir.

Akupunktur noktalarını kullanarak uygulanan başka tedavi prosedürleri de vardır. Akupresör yöntemi, akupunktur noktalarına parmaklarla masaj yapılarak bölgede toplanan enerji yoğunluğunun dağıtılması ve ilgili noktalarla bağlantılı olduğu düşünülen organların bu şekilde rahatlatılması esasına dayanır.

Akupunktur noktaları ciltte değişik bölgelere göre değişen derinin 2 mm ila 4 cm’ye kadar derinliğinde bulunur. Lazer akupunkturunda ilgili noktalara lazer iğne denilen, aslında gerçek bir iğne olmayan, bir lazer ışığı darbesiyle ulaşılarak uyarım sağlanır. Lazer akupunkturu iğnelerden rahatsız olanlar ve çocuklar arasında popüler olan hafif ve ağrısız bir yöntemdir.

Akupunktur tedavisinin etkili olduğu alanlar;

Kilo verme
Menopozal şikayetler
Baş ağrıları
Sigara bırakma
Çocuklarda idrar kaçırma
Kas, eklem ve bel ağrıları
Sebebi belli olmayan hipertansiyon
Böbrek ağrısı

Yüz felci
Stres, panik atak ve depresyon gibi duygu durum bozuklukları
Uykusuzluk
Doğum ağrısının azaltılması
Adet ağrıları
Spastik kolon
Sınav korkusu ve uçak korkusu

Akupunkturun yan etkileri nelerdir? 

Akupunktur ülkemizde sadece sertifikalı doktorlar tarafından uygulanmaktadır. Bu alanda yetkin bir hekim tarafından yapıldığı takdirde ciddi yan etkilerle karşılaşılma olasılığı oldukça düşüktür. Genellikle iğne batırılan noktalarda hafif ağrı ve kanama, hafif düzeyde çarpıntı gibi basit yan etkiler görülür. Nadiren ciltteki sinirlerde yaralanma sonucu 4 haftaya kadar süren ağrılar görülebilir. Fakat ehil olmayan kişilerce hijyenik olmayan şartlarda uygulanırsa tehlikeli enfeksiyonlar ve başka ciddi komplikasyonlar görülecektir.

Akupunktur ile zayıflama 

Kilo kaybı için akupunktur tedavisinin çeşitli mekanizmalar ile etkili olduğu düşünülmektedir. Akupunkturun, vücudun enerji akışını etkileyerek aşağıdaki mekanizmalarla zayıflamaya yardım ettiği düşünülmektedir;

Metabolizmayı hızlandırmak
İştahı azaltmak
Beyindeki açlık merkezini baskılamak
Stresi azaltmak

Geleneksel Çin tıbbına göre kilo alımı, vücuttaki dengesizlikten kaynaklanır. Eski öğretilere göre bu dengesizlik karaciğer, dalak, böbrek, tiroid bezi ya da hormonal bir işlev bozukluğundan kaynaklanır. Bu nedenle, kilo kaybı için, akupunktur tedavileri genellikle vücudun bu alanlarını hedef alır.

Diyet ve egzersiz olmadan tek başına akupunktur ile kilo vermek mümkün değildir. Bu nedenle spor ve diyetle birlikte kullanılır. Kilo vermek için en önemli akupunktur noktaları kulakta bulunur. Kulakta insan vücudundaki tüm organlar uyaran noktalar bulunur. Ayrıca kulakla beyin arasındaki mesafe kısa olduğu için kulaktaki akupunktur noktaları oldukça etkilidir.

Kulaktaki akupunktur noktaları vücutta yağ birikimlerinin bulunduğu bölgelere göre uyarılır. Olası eşlik eden belirtiler, örneğin diz eklemi osteoartriti, sırt ağrısı veya gastrointestinal problemler göz önünde bulundurulur ve tedavi konseptine dahil edilir. Amaç her zaman kalıcı bir sonuç elde etmektir. Bulgulara bağlı olarak iğneler 10 güne kadar kulakta kalır. Kulaktaki akupunktur noktalarına batırılan iğnelerin etkiler;

Daha hızlı tokluk hissedilir.
Açlık hissinde azalma olur.
Aşırı yeme ortadan kalkar
Metabolizma ve yağ yakımı hızlanır.
Toksinler vücuttan atılır.
Hastalar kendilerini daha sakin, daha dengeli ve aynı zamanda daha aktif hissederler.

İnsanların kilo almasının temel nedeni beslenme alışkanlıklarındaki hatalardır.  Beslenme alışkanlıklarının değiştirmesi hiç kolay olmaz. Diyet yaparken oluşan ve sonunda diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, mide problemleri, baş ağrısı, baş dönmesi, stres ve sinirlilik gibi şikâyetler akupunktur tedavisi ile kontrol altına alınır.

Akupunktur diyete uyum sağlama konusunda hastaya büyük kolaylıklar sağlar. Beyinde noradrenalin seviyesini düşürüp, serotonin ve endorfin adı verilen mutluluk hormonunu seviyelerini artırarak yemek yemeden de mutlu olmayı sağlar. Metabolizmayı hızlandırdığı için normalden daha fazla kalori yakılır ve böylece daha hızlı kilo verilir.

Akupunkturun aynı zamanda sindirimi düzenlediği, mide asidini azalttığı, insülin ve diğer hormonları dengelediği düşünülmektedir. Kilo verme, bölgesel zayıflama gibi konularda ancak iyi bir egzersiz planı ve sağlıklı bir diyet programı ile birlikte akupunktur tedavisi uygulanırsa daha hızlı ve kalıcı sonuçlar elde edilebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu şekilde uygulanan bir programla 2 ay gibi bir sürede kilonuzun yaklaşık %10 – 15’ini verebilirsiniz.

Paylaşın

Ensefalit (Beyin İltihabı) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Ensefalit (Beyin İltihabı), beynin virüsler tarafından enfeksiyonu anlamına gelmektedir. Virüsler bakteriler gibi mikroptur ve bulaşıcıdır. Bakterilerden farklı bir yapıya sahip olan virüsler antibiyotiklerle yok olmazlar.

Ensefalit etkenlerinin başında herpes virüsler gelmektedir. Bunlar içinde en çok korkulanı herpes simlpex tip I’dir. Herpes dışında başka pek çok virüs’da ensefalit yapabilir.

Ensefalit (Beyin İltihabı) belirtileri nelerdir?

Baş ağrısı
Yüksek ateş
Yorgunluk hissi
Güçsüzlük
Kas ve eklem ağrıları

Bebek ve çocuklarda görülen belirtiler

Vücutta sertlik
Bulantı ve kusma
Bebek kafatasının yumuşak bölgelerinde şişkinlik
Sürekli ağlama
İştahsızlık
Çocuğu kucağa aldığında daha çok ağlama

Acil müdahale gerektiren belirtiler

Şiddetli baş ağrısı
Çift görme
Nöbet geçirme
Kişilik değişikliği
Bilinç kaybı
Yüksek ateş
Kötü koku algısı
Konuşma ve duyma ile ilgili sorunlar
Kas zayıflığı
Vücudun belirli bölgelerinde his kaybı

Ensefalit (Beyin İltihabı) tanısı ve teşhisi

Başlangıç laboratuvar tetkikleri (tam kan sayımı, serum elektrolitleri, glukoz, üre, kreatinin, karaciğer enzimleri ve koagulasyon paneli) sonrasında kesin tanı için lumbal ponksiyon yapılmalıdır. Çoğu kez berrak olan beyin omurilik sıvısı analizinde hafif düzeyde pleositoz, normal veya orta derecede artmış protein düzeyi ve genellikle normal glukoz tespit edilir.

Beyin omurilik sıvısında sebep olan viral etken moleküler yöntem (polimeraz zincir reaksiyonu) veya seroloji ile gösterilebilir. Hemen lumbal ponksiyon yapılmasında klinik kontrendikasyon varsa acil kranial bilgisaraylı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yapılmalıdır. MRG en duyarlı ve tercih edilen beyin görüntüleme yöntemidir.

Beynin tutulan bölümlerinin saptanması sebep olan etken hakkında da bilgi verebilir. Örneğin herpessimpleks virüs ensefalitinde beyin tutulumu genellikle fokaldir. Hemen hemen her zaman temporal lob etkilenir. Elektro ensefalografide anormal değişiklikler saptanabilir ancak bulgular özgün değildir.

Ensefalit nasıl tedavi edilir?

Ensefalit tedavisinde temel hedef etken herpes virüs ise bunun tedavisidir. Bunun nedeninin elimizde diğer virüslere karşı yeterli etkinlikte antivirallerin olmaması olduğu kadar, herpes dışındaki diğer virüslerin de sıklıkla kalıcı nörolojik kayıplara neden olmamasıdır. Herpes virus enfeksiyonu varlığında veya şüphesinde damar içine uygulanan asiklovir isimli tedavi verilmelidir.

 

Paylaşın

Aglütinasyon Nedir, Neden Yapılır?

Aglütinasyon, uygun bir sıvı ortamda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır. Laboratuar şartlarında, aglütinasyon iki amaca yönelik olarak yapılmaktadır.

Bunlardan ilki, antijen olarak kullandığımız, bilinen bir bakteri veya hücre süspansiyonunu ayıraç olarak kullanarak, serumda buna karşı oluşmuş antikorları saptayarak hastalığın tanısını koymaktır.

Diğeri ise elde bilinen antikorların bulunduğu bağışık serumları ayıraç olarak kullanarak bir ortamdan soyutlanmış bir bakterinin antijenik yapısını ortaya koyarak onu identifiye etmektir.

Paylaşın

Annüloplasti / Idet Nedir?

Annüloplasti / Idet; Diskojenik bel ağrılarında kullanılmaktadır. Anulusun termal ısıtılmasına bağlı olarak anuler yırtıkların tamiri ve posterior anuler sinirlerin denerve edilmesi esasını içerir.

Bu floroskopi rehberliğinde posterolateral anulusun etrafına yuvarlak dirençli bir ısıtıcı eleman yerleştirilmesi yoluyla sağlanır. Posterolateral anulusun ısıtılmasıyla kollajen lifleri denatüre olur ve anulusun kontraksiyonuna yol açarak anuler yırtıkları tamir eder. Posterolateral anulusun 45 0C’nin üzerinde ısıtılmasıyla gerçekleştirilen anuloplasti posterior C liflerini de denerve eder.

Paylaşın