Glukoz Tolerans Testi nedir? Detaylar

Açlık kan düzeyinin normalin üzerinde, ancak diyabet tanısı konulması için yeterli derecede yüksek olmadığı hastalara uygulanılması önerilen Glukoz Tolerans Testi, hastaya belli miktarda glukoz içeren bir çözelti içirildikten sonra belirli zaman dilimlerinde kan glukoz ölçümü yapılmakta ve glukozun dolaşımdan uzaklaştırılışı takip edilmektedir.

Doktor ya da beslenme uzmanı tarafından özel bir beslenme düzeni önerilmediyse, test yapılmadan önce üç gün normal şekilde yemek düzeni sürdürülmeli ve aşırı ya da her zamankinden farklı bir egzersiz yapılmamalıdır. Test uygulanmadan bir gece önce, saat 21:00’dan sonra su dışında herhangi bir yiyecek tüketilmemelidir.

Hastalar düzenli kullandıkları ilaç varsa ilaçlarını almaları gereken saatlerde almalıdır, ancak kullandıkları ilaç yiyeceklerle birlikte alınıyor ise test bitimine kadar bu ilacın alınması ertelenebilir. Ayrıca bazı ilaçlar Glukoz Tolerans Testisırasında hatalı sonuçlara yol açabilirler.

Bu nedenle test öncesinde hastanın kullandığı ilaçlar hakkında doktoruna bilgi vermesi ve bu ilaçların kullanılabilirliği hakkında onay alması gerekmektedir (Glukoz Tolerans Testi testini etkileyen ilaçların sıklıkla bir hafta öncesinden kesilmesi önerilmektedir).  Şüphe duyulan herhangi bir durumda mutlaka testi isteyen doktora danışılmalıdır. Glukoz Tolerans Testi enfeksiyon varlığında, ayrıca ağır bir stres, travma ya da cerrahi girişim söz konusu ise uygulanmamalıdır.

Glukoz Tolerans Testi sıklıkla kimlere uygulanmaktadır?

  • Taramalar sırasında açlık kan glukozu 110-126 mg/dL arasında bulunan kişilere
  • Diyabet şüphesi bulunan gebelere
  • Şişmanlığa eşlik eden diyabet veya glukoz tolerans bozukluğunun gösterilmesi için
  • Genç yaşta açıklanamayan nöropati, retinopati, ateroskleroz, koroner damar hastalığı veya periferik damar hastalığı olanlarda
  • Travma, cerrahi girişim, miyokard infarktüsü gibi stresli durumlarda hiperglisemi veya glukozüri saptanan kişilerde akut durum geçtikten sonra glukoz metabolizmasını değerlendirmek için.

Glukoz Tolerans Testi nasıl uygulanmaktadır?

10-12 saatlik gece açlığını takiben, hastadan glukoz ölçümü için açlık kan örneği alınmakta ve belli miktarda glukoz içeren bir içecek içirilip (300 ml su içinde  75 g glukoz), 120.dakikada kan glukoz düzeyi ölçülmü için ikinci bir kan örneği alınmaktadır. Testin uygulandığı süre boyunca çay, kahve, sigara içilmemeli, herhangi bir yiyecek tüketilmemelidir. Çok az miktarda su içilmesinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Anormal test sonucu ne anlama gelmektedir?

Sağlıklı bir kişide 2. saatte alınan kan örneğinde kan glukoz düzeyinin 140 mg/dL’nin altında olması beklenmektedir. Glukoz değerinin 140 – 200 mg/dL arasında ölçülmesi bozulmuş glukoz toleransı olarak tanımlanmakta ve bu kişiler ileride diyabet gelişimi için takip edilmesi gereken kişiler olarak tanımlanmaktadır. Glukoz Tolerans Testi’nde 2. saat glukoz değerinin 200 mg/dL’nin üzerinde bulunduğu hallerde ise diyabet tanısı konulmaktadır.

Diyabet tedavisi, beslenmenin düzenlenmesine ek olarak, ağızdan alınan ilaçlar veya insülin ile yapılmaktadır. Doktorunuz sizin için hangi tedavinin uygun olacağına karar verecek ve düzenli aralıklarla tedaviye verilen yanıtı takip edecektir.

 

Paylaşın

Gastroskopi nedir, nasıl uygulanır? Detaylar

‘Özofago Gastro Duodenoskopi’ veya kısa olarak Gastroskopi, üst sindirim sistemi kanalının içinin görülerek incelendiği teşhis yöntemine denir. İşlem sırasında kullanılan cihaz gastroskop’tur. Bu esnek, bükülebilir, ucunda minik bir kamera olan ve işaret parmağı kalınlığında tüp şeklinde ileri teknoloji ürünü bir cihazdır. 

Gastroskop ucundaki kamera midenin iç yüzünün görüntüsünü yüksek çözünürlüklü bir televizyon ekranına yansıtır. Bu sayede polipler, tümörler, iltihabi değişiklikler, kanamaya yol açabilen damarsal genişlemeler veya başka patolojik değişiklikler varsa görülür. Gastroskopi sırasında saptanan normal olmayan dokuların mikroskopik incelenmesinin yapılabilmesi (patoloji tetkiki) için küçük örnekler alınabilir (biopsi) veya  polip adını verdiğimiz yapılar tamamen çıkartılabilir.

Nasıl yapılır?

Normal bir gastroskopi 15-20 dakika sürer. Anestezi veya sedasyon altında yapılan bu uygulamada, gastroskop, hastanın ağzına yerleştirilerek dikkatli bir şekilde yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağına ulaşılması sağlanır. Bu işlem esnasında boğaz kısmında biraz baskı hissedilebilir ama şiddetli ağrı olmaz. Gastroskopun rahat hareket etmesi için özofagus içine hava basıncı uygulanır. Bu uygulama sayesinde sindirim sistemindeki anormallikler ekrana yansır. İşlem bittikten sonra gastroskop ağızdan yavaşça çıkarılır.

Hazırlık Gerekir mi?

Özel bir hazırlık gerekmiyor. Bu işlemin uygulanabilmesi için 8 saat açlık ve 4 saat susuzluk dönemi yeterli olmaktadır. Ancak özellikle ileri derece kalp yetmezliği ve KOAH hastalığı olan kişilerde bu işlemin yapılabilmesi için kardiyoloji ve / veya göğüs hastalıkları onamı alınması gerekir.

Kimlere yapılmalıdır?

  • 45 yaşın üzerinde mide rahatsızlığı şikâyeti olan herkese
  • 45 yaşın altında mide rahatsızlığı şikâyeti olup bulantı, kusma, kilo kaybı, yutma güçlüğü, ailede mide kanseri öyküsü gibi alarm bulguları olanlara
  • İlaç tedavisine rağmen mide rahatsızlık şikâyeti devam edenlere
  • Üst sindirim sistemi kanaması olanlara
  • Mide filminde şüpheli görüntüsü olanlarda
  • Mide kanseri öyküsü olanlarda
  • Nedeni ortaya konulamayan karın ağrısında
  • Uzun süreli reflü şikâyeti olan ve özellikle 50 yaş üzeri hastalarda
  • Barret özofaguslu hastalarda takip amacı ile
  • Nedeni ortaya konulamayan B12 vitamin eksikliği bulunanlarda
  • Nedeni ortaya konulamayan demir eksikliği ve depo demiri düşüklüğünde
  • Mide ülseri saptanan hastalarda 6-8 hafta sonra kontrol amacı ile
  • Siroz hastalarında

Gastroskopi sonrası dönem;

  • Boğazdaki uyuşukluk geçmeden, yaklaşık 1 saat süresince ağızdan hiçbir şey alınmaz
  • Kullanılan ilaçlar sonrası uyuşukluk hissedilmesi ve anlatılanların tam hatırlanmaması veya algılanmaması normaldir. Gastroskopi yapılan bireylerin mutlaka bir refakatçi eşliğinde evine götürülmesi gerekmektedir. İlaçların etkisinin geçeceği ertesi güne kadar motorlu araçlar kesinlikle kullanılmamalıdır
  • İlaçlar muhakeme gücünüzü etkileyebileceği için iş ve özel hayatınızı etkileyecek önemli kararlar 24 saat süreyle ertelenmelidir. Aynı süre zarfında alkol, yatıştırıcı ilaç, kas gevşetici vb. alınmamalıdır
  • Gastroskopi sırasında üflenen havanın kalan kısmı nedeniyle hissedilen şişkinlik ağız ve makat yoluyla çıkartılan gaz ile giderek azalır. Gastroskopi sonrası özellikle boğazın tahriş olmasına bağlı yada alınan biyopsiler ve polipler nedeniyle ağızdan çok az miktarda kan gelebilir
  • Karında şişkinlik ve ağrı hissinin 24 saatten sonra da devam etmesi, kusma, titreme ve ateş yükselmesi, nefes darlığı, makattan yada ağızdan sürekli veya bol miktarda kan gelmesi gibi durumlarda doktorunuzu hemen aramanız gerekmektedir

 

Paylaşın

Gastroenterit (bağırsak enfeksiyonu) nedir?

Her yaştan görülmekle birlikte küçük çocuklarda daha sık oluşan Gastroenterit (bağırsak enfeksiyonu), halk arasında ishal olarak da bilinmektedir. Gastroenterit (bağırsak enfeksiyonu), bireylerin yaşamı boyunca zaman zaman karşı karşıya kaldığı bir enfeksiyon hastalığıdır.

İshal, kusma, karın ağrısı gibi problemlere neden olduğundan günlük yaşamı zorlaştıran bu hastalık, aynı zamanda uzun sürmesi durumunda dehidratasyon (sıvı kaybı) gibi olumsuzluklara yol açarak ciddi boyutlara ilerleyebilir. Bu nedenle bağırsak enfeksiyonuna yakalanan bireyler mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurarak önerilen tedavi planına göre gereken önlemleri almalıdır.

Nedenleri;

Gastroenterit virüs, bakteri kaynaklı bir sağlık problemidir. Günlük hayatta birçok durum bu enfeksiyonun oluşmasına sebep olabilmektedir. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ellerinizden yediğiniz besinlere mikrop bulaşabilir. Bu durum da sindirim sisteminde enfeksiyona neden olabilmektedir
  • Soslu, kremalı yiyecekler, açıkta satılan yiyecek içecekler, pastörize olmayan süt ve süt ürünleri, çiğ gıdalar enfeksiyon sebebi olabilmektedir
  • Dışarda içeceklere eklenen buzlar genellikle musluk suyundan yapıldığı için enfeksiyona sebep olabilmektedir
  • Havuz ve kirli denize girmek de enfeksiyon kapmaya neden olabiliyor. Mümkün olduğunda temizliğinden emin olunan sulara girilmeli ve su yutmamaya özen gösterilmelidir

Belirtileri;

En yaygın belirtileri kusma ve ishaldir. Ayrıca mide ağrısı, ateşlenme, baş ağrısı gibi şikayetler de görülebilmektedir. Kusma ve ishalin yol açtığı su kaybı durumunda ise hastada ağız kuruluğu, göz altlarında çökme, koyu renkli idrar gibi problemler de oluşabilmektedir.

Gastroenteritin sebep olduğu ataklar çoğunlukla birkaç gün içerisinde kendiliğinden geçmektedir. Ancak birkaç günü geçen atak durumlarında ishal nedeniyle vücutta su kaybı oluşmaya başlar, bu durum da özellikle çocuklar için olumsuz sonuçlara neden olabilir.

Teşhisi;

Gastroenterit belirtileri ile birlikte sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarda öncelikli olarak detaylı tıbbi öykü alınmalıdır. Son 24 saatteki dışkılama sayısı ve kıvamı, hastanın kullandığı ilaçlar ve sahip olduğu kronik hastalıklar mutlaka öğrenilmelidir. Ardından hekim tarafından yapılacak fiziki muayene sırasında karında bazı bölgelere baskı yapıldığında ağrı hissedilip hissedilmediği sorulabilir, karın sesleri dinlenebilir. Hastadan dışkı örneği alınarak incelenmek üzere ilgili laboratuvarlara yönlendirilir.

Gaita testi olarak da adlandırılan bu test ile dışkıdaki enfeksiyon etkenleri araştırılabilir, parazit ve parazit yumurtaları var ise bunlar tespit edilebilir, dışkıda kan olup olmadığı araştırılabilir. Hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda tanının desteklenmesi ve farklı hastalık olasılıklarının ekarte edilmesi amacıyla birtakım kan testleri ve ultrason, tomografi gibi görüntüleme teknikleri istenebilir. Yapılan tüm testlerin sonucunda bağırsak enfeksiyonuna neden olan etken tam olarak belirlenir ve buna yönelik tedavi başlatılır.

Tedavisi;

Bağırsak enfeksiyonu, çok sık görülen ve genellikle istirahat, bol sıvı alımı ve uygun gıdaların tüketimi ile en geç 1 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşen bir hastalıktır. Bu nedenle hastalar genellikle doktora başvurma gerekliliği hissetmez. Bağırsak enfeksiyonu yaşayan hastalar dehidratasyonun önlenebilmesi için günlük 2-2,5 litre su tüketmeli, lif içeriği düşük olan ve sıvı ağırlıklı gıdalar tercih etmelidir. Yemekler az yağlı olarak hazırlanmalı, şeker tüketiminden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Probiyotik bakteriler içeren yoğurt, ayran, kefir gibi besinler enfeksiyonun giderilmesine ve ishalin önlenebilmesine yardımcı olur. Buna ek olarak haşlanmış patates ve pirinç tüketimi de bağırsaklarda su emilimini arttırdığından ishali hafifletir. Ateş söz konusu ise hekim tarafından parasetamol içerikli ilaçların kullanımı önerilebilir. Aşırı ve inatçı kusma durumunda ise sıvı kaybının önlenebilmesi açısından bulantı önleyici ilaçlar kullanılabilir.

Bunlara ek olarak hasta mümkün olduğunca istirahat etmeli, çevresindeki bireylere bulaşmanın önlenebilmesi için hastanın kullandığı tuvalet hastalık süresince başkaları tarafından kullanılmamalı, sonrasında ise çok detaylı bir şekilde temizlenmelidir. İnatçı baş dönmesi, idrar çıkışının azalması veya tamamen durması, dışkıda kan görülmesi, ateşin 38 derecenin üzerinde olması, sürekli kusmaya bağlı olarak hiç sıvı tüketilememesi, semptomların birkaç gün içerisinde hafiflememesi durumlarında ise hastalığın kendiliğinden geçmesi beklenilmeden bir an önce sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır.

Öneriler;

  • Vücudunuzun tuz, su ve mineral dengesine dikkat etmelisiniz. İshal ve kusma vücutta su kaybına yol açar, bu nedenle bol su içmelisiniz
  • İshal süresince yağsız beslenmeye özen göstermelisiniz. Patates haşlama, yoğurt, elma, muz, havuç gibi ishale iyi gelebilecek besinler tüketebilirsiniz
  • Baharatlardan, bol posalı meyve sebzelerden, kepek ekmeğinden uzak durmalısınız
  • Hekime danışmadan ishal ilacı ya da farklı bir ilaç kullanmamalısınız
  • Uzun süre devam edip, tedaviye cevap vermeyen ishal durumlarında, özellikle kanlı ve sümüklü ishal söz konusuysa altta yatan farklı ve ciddi bir bağırsak hastalığı olabilir. Bu nedenle böyle durumlarda en kısa zamanda Gastroenteroloji uzmanına başvurmalısınız
Paylaşın

Gastrit nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Son zamanlarda değişen yaşam koşulları ve beslenme şekilleri mide ile ilgili hastalıkların artmasına neden olmuştur. Gastrit de son zamanlarda gittikçe artış gösteren mide hastalıklarından biridir. Gastrit, mide iç yüzeyini döşeyen ve gastrik mukoza adı verilen zarın iltihaplanması durumudur.

Mide, yenen yiyecekler için tampon görevi görür. Yiyecekler midede karıştırılır, asidik özellikteki mide suyuyla sindirilir. Midede ayrıca diyetle alınan proteinleri parçalayan sindirim enzimleri de salgılanır. Mide suyu, mide mukozasında bulunan çok sayıda bezden üretilir. Mide mukozası mide suyunun kuvvetli asidik etkisinden korunmak için özelleşmiş hücrelerinden mide iç yüzeyini kaplayan ince viskoz bir mukus üretir.

Çeşitli faktörler; bu koruyucu mukus katmanına saldırabilir veya çok fazla mide asidi üretimine neden olabilir. Bunun sonucunda gastrit ortaya çıkar. Gastrit sıklıkla karın ağrısı, mide bulantısı ve midede ekşime gibi belirtilerle kendini gösterir. Ciddi bir hastalık değildir ve doğru beslenme ve ilaçlarla kolay bir şekilde tedavi edilebilir.

Nedenleri;

Gastrit mide astarının, mide asidinin fazla salgılanmasından dolayı aşınması nedeniyle iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Bu iltihaplanmaya sebep olan bir bakteri türü helikobakter pilori bakterisidir. Direkt olarak mide astarına enfekte olan bir bakteri türüdür. Bu enfeksiyonun kişiden kişiye bulaşması mümkündür. Kesin olarak kanıtlanmasa da bu bakterinin midede oluşması genetik koşullara da bağlıdır.

Aşırı alkol tüketimi, ibuprofen ve asprin gibi steroid olmayan ağrı kesici ilaçların rutin şekilde kullanılması, kokain gibi uyuşturucu maddelerin kullanımı, sigara kullanımı gastritin ortaya çıkmasına neden olabilir. Yaş ilerlerdikçe mide astarı zayıflar ve incelir. Bu nedenle ilerleyen yaşlarda gastritin görülme olasılığı artar. Yapılan çalışmalar günlük yaşamın getirdiği sorunlardan dolayı ortaya çıkan aşırı stresin de gastrite sebep olabileceğini göstermiştir.

Tip 1 diyabet gibi otoimmün bozukluğu olan kişilerde gastrit görülme olasılığı daha fazladır. Çünkü bu tür hastalıkların vücutta bulunan hücrelerin mideye zarar vermesine neden olur. B-12 eksikliğinin de gastrite neden olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Ayrıca HIV, AIDS Crohn hastalığı gibi bağışıklık sistemi hastalıkları da gastrit gibi enfeksiyonel hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

Belirtileri;

  • Midede rahatsızlık ve yanma hissi
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Özellikle yemeklerden sonra dolgunluk hissi
  • Hazımsızlık
  • Göbek ve alt kaburgalar arasında hissedilen kalıcı ağrı
  • İlerlemiş gastrit düzeyinde mide astarının çok fazla aşınmasından dolayı kanlı kusma (Kusmadan dolayı ortaya çıkan sıvı çoğunlukla kahve kıvamındadır.)

Tanısı;

Gastrit şüphesi olduğunda, doktor öncelikle hasta ile tıbbi geçmişi hakkında konuşur ve bir fizik muayene gerçekleştirir. Doktorunuz sizinle tıbbi geçmişiniz hakkında konuştuktan ve bir muayene yaptıktan sonra gastrit şüphesi taşıyor olsa da, kesin nedeni belirlemek için çeşitli testlerden bir ya da birkaç tanesinin yapılmasını isteyebilir.

Bu testler arasında H. pylori testi bulunur. H. pylori bakterisi, durumun ağırlığına göre kan testi, dışkı testi veya nefes testi ile tespit edilebilir. Nefes testi için bireye radyoaktif karbon içeren küçük bir bardak berrak, tatsız sıvı içirilir.

H. pylori bakterileri bu sıvıyı midede parçalara ayırabilir. Bir süre sonra bireyin bir torbaya üflemesi istenir. Eğer H. pylori enfeksiyonu mevcutsa nefes örneğinde radyoaktif karbon bulunacaktır.

Bireyin üst sindirim sistemini incelemek için endoskopi yapılabilir. Endoskopi sırasında doktor hastanın boğazından ve yemek borusundan, mide ve ince bağırsaklara ulaşana kadar bir lens yani endoskopi ile donatılmış esnek bir tüp geçirir.

Bu sistem sayesinde doktor mide içinde veya ince bağırsaklarda iltihap belirtileri arayabilir. Eğer doktor şüpheli bir alan bulursa laboratuvar incelemesi yapılması için küçük bir parça örnek alabilir yani biyopsi gerçekleştirebilir. Biyopsi sonucunda mide astarındaki H. pylori varlığını da saptamak mümkündür.

Anormalliği aramak için üst sindirim sisteminin röntgeninin çekilmesinden faydalanmak mümkündür. İçeride bulunan herhangi bir ülserli dokuyu daha görünür hale getirmek için sindirim sisteminin içini kaplayan ve baryum içeren beyaz, metalik bir sıvıyı içmek gerekebilir.

Tedavisi;

Gastrit genellikle herhangi bir ilaç tedavisine gerek duyulmadan alışkanlıklarda değişiklik ve beslenme önlemleriyle tedavi edilebilir. Bu değişiklikler yeterli olmadığında tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır.

  • Gastrit tedavisinde ilk adım, mide zarını tahriş eden her şeyden uzak durmaktır. Bu nedenle kahve, alkol ve sigara bırakılmalıdır.
  • Belirtiler şiddetli ise, bir veya iki gün boyunca yemek yememek faydalı olabilir. Kural olarak, zaten gastritin alevlendiği dönemlerde iştah kaybı ortaya çıkar.
  • Belirtiler biraz daha hafifse kolay sindirilebilir hafif yiyecekler küçük öğünler şeklinde tüketilmelidir.
  • Stres nedeniyle tetiklenen gastrit vakalarında meditasyon veya progresif kas gevşetme tekniği gibi rahatlama yöntemleri yardımcı olabilir.

Gastrit tedavisinde mide asidini baskılayıcı antiasitler, proton pompa inhibitörleri, H2 reseptör blokerleri gibi ilaçlar kullanılır. Helicobacter pylori ve diğer bakterilerden kaynaklanan durumlarda antibiyotik tedavisi başlanır. Kronik otoimmün gastrit sıklıkla B12 vitamini eksikliği ile birlikte seyreder. Bu nedenle otoimmün gastrit tedavisinde B12 vitamini enjeksiyonları da yapılır.

Paylaşın

Kangren nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi

Ülkemizde ve dünyada oldukça sık görülen hastalıklardan biri olan Kangren, kısaca kanlanma bozukluğu sonucu ortaya çıkan doku ölümü şeklinde tanımlanabilir. Cilt baskın olarak etkilendiği için dışardan çıplak gözle rahatlıkla görülebilir. Kangrenin temelinde yatan en olumsuz tarafı ise mutlaka duruma erken müdahalenin şart olmasıdır.

Kangren türleri kendi içerisinde 3 türe ayrılmaktadır. Bunlar; Kuru kangren, yaş kangren ve gazlı kangren olarak adlandırılmaktadır.

  • Kuru Kangren; Kapkara bir renk alan doku kuruyarak mumya halini alır. Bu tür kangrenin oluşum nedeni atardamarın tıkanması olarak gösterilmektedir. Hastalıklı olan alan çok net bir şekilde sağlıklı alandan ayırt edilebilmektedir. Ayırt edilmeyi sağlayan hatta ise demarkasyon hattı ya da atılma çizgisi adı verilmektedir.
  • Yaş Kangren; Beslenmenin ve damarsal ağın çok sağlam olmadığı dokularda herhangi bir hasar meydana geldiği zaman alanın mikrop kapması veya kuru kangrenin enfekte olmasıyla ortaya çıkar. Bu durum sıklıkla şeker hastalığında ortaya çıkar. İlgili enfeksiyon çok hızlı bir biçimde ilerlediği için kangrenli alan sağlam özellikteki dokuları da ele geçirerek önce kızarıklık ardından da su dolu kabarcıkların meydana gelmesine neden olur. Hastalıklı dokunun kana geçmesi sonucunda da hasta septik şoka girer. Kangren özellikle kol, bacak gibi uzuvlarda çok sık görülebildiği gibi ince bağırsak, apandist gibi organların üzerinde de görülmektedir.
  • Gazlı Kangren; Ciddi boyutlarda kas tabakasını etkisi altına alan bu kangren türü yaraların özellikle de oksijensiz kalan bölümlerinde bakterilerin bulaşmasıyla meydana gelir. Gazlı kangren durumuna erken müdahale edilmediği taktirde bu hastalık kesinlikle ölümle sonuçlanır. Bu kangren türünde clostridium perfringens bakterisi çok etkilidir. Gazlı kangrende, kangrenli doku gazla gerilir. En ciddi belirtisi ise kasın üzerinde yer alan zarın alt kısmında toplanan aşırı gerilme ve bununla beraber gelen ağrı belirtisidir.

Nedenleri;

Kangrenle sonuçlanan nihai doku ölümüne, özellikle olayın geliştiği alanlara yeterli kan akışının olmaması neden olmaktadır. Bu, deri ve diğer dokuların oksijen ve besinler ile beslenmesinin mümkün olmadığı anlamına gelir.

Kan dolaşımındaki bozukluk; kan damarlarında tıkanıklık, yaralanma, bakteriyel enfeksiyonlar sonucunda ortaya çıkar. Bazı organlarda meydana gelen şişkinlik sonucu damarların tıkanması, dolayısıyla kan akışının engellenmesi de kangrene neden olur.

Diabetes mellitus, obezite, alkol bağımlılığı, bazı tümörler, periferik damar hastalığı ve HIV gibi bazı hastalık ve durumlar da kangrene yol açabilir. Uyuşturucu ilaç kullanımı, sigara kullanımı ve sağlıksız bir yaşam tarzı da kangren gelişimine zemin hazırlar.

Kanser nedeniyle uygulanan kemoterapi ya da radyoterapi tedavilerinin bir yan etkisi olarak kangren ortaya çıkabilir. Protein ve vitamin bakımından oldukça fakir bir beslenme diğer bir neden olarak sayılabilir.

Belirtileri;

Kangren ilk başlarda kendisini deride kızarıklık ve dökülmeler olarak gösterir. Bunun yanında şişlik ve iltihaplanmada gözlemlenir. İltihap ile beraber kötü bir koku ve akıntı görülür. Bu belirtileri şiddetli ağrılar, yüksek hassasiyet, ciltte yabancı bir cisim hissinde ve nihayetinde his kaybı oluşumu izler.

Ayaklarda görülen kangrenlerde ayakların soğuması ve renksizleşmesi, ayak parmaklarında ve parmaklar arasında ölü hücrelerin neden olduğu yaralar ve ciltte akıntılı ülserler görülür. Hem yaş kangrende hem kuru kangrende kaşıntılar meydana gelir, fakat kuru kangrende görülen kaşıntı daha yüksek derecededir. Bu belirtilerin şiddeti ve şekli kişiden kişiye ve kangrenin hangi derecede olduğuna bağlı olarak değişebilir.

Tedavisi;

Kangren durumunun tedavisi, kangrenin türüne ve boyutuna göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin enfeksiyondan kaynaklı olan kangrenlerde antibiyotik kullanımı ya da mikrop kırıcı madde kullanımı ile kangren serumları yer alır.

Süt çocuklarında görülen kangren durumlarında ise seçilecek olan prosedür içerisinde antibiyotik tedavisi, elektrolit tedavisi işe su dengesi doğru bir düzenleme ile adım adım takip edilir. Bu hastalığın tedavisinde duruma göre kortizon tedavisi de uygulanmaktadır.

Dokuların canlılığını yitirmiş olan kısımları uygun cerrahi yöntemler kullanılarak vücuttan uzaklaştırılır.

Tedavisinde asıl önemli olan vakit kaybetmeden doktora gidilmesi ve durumun en kısa sürede çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Çünkü kangren zaman kaybetme lüksünün olmadığı bir hastalık olduğundan, hastanın hayatını riske sokmaktadır.

Dikkat edilmesi gerekenler;

Kangren tedavisi ve tedavi sonrası oldukça hassas bir süreçtir ve bu süreç içerisinde enfeksiyonun ya da kangrene neden olan durumun başka bölgeler sıçramaması için dikkatli olunması gerekmektedir. Kangren sonrasında dikkat edilmesi gerekenlerden bazıları şunlardır:

  • Hasta eğer sigara ya da alkol kullanıyorsa kesinlikle bırakmalıdır
  • Tedavi sonrasında hemen tempolu işler yapmamalıdır
  • Beslenmesine dikkat etmelidir
  • Düzenli olarak doktor kontrolünden geçmelidir
  • Eğer cerrahi bir müdahale söz konusu ise enfeksiyon oluşmaması için pansumanların düzenli olarak değiştirilmesi gerekmektedir
  • Bakterinin bol olduğu umumi ortamlardan kaçınmalıdır
  • Kişisel temizliğe önem verilmelidir
  • Kalp ve damar tıkanıklığına neden olabilecek hastalıklar konusunda bilinçli hareket edilmelidir
  • İyileşme süreci tamamlandıktan sonra düzenli spor yapılmalıdır
Paylaşın

Ganglion kistler nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kesin bir sebebi olmayan aniden ortaya çıkabileceği gibi aylar içinde yavaşça gelişebilen Ganglion kistler, eklem kapsülü, tendon veya tendon kılıfı üzerinden çıkan içi jel kıvamında bir sıvı ile dolu kistik yapıdaki iyi huylu tümörlerdir. Elde en sık rastlanan iyi huylu tümördür. Genellikle 20-40 yaş arasında ve daha çok kadınlarda görülür.

Ganglion kistleri çeşitli boyutlarda gözlenebilir. Küçük ganglion kistleri bezelye boyutunda olabilirken, daha büyük olanların çapı yaklaşık 2,5 santimetreyi bulabilir. Ganglion kistleri yakındaki bir sinire baskı yapacak konumda gelişirse ağrı hissedilebilir. Bazen de eklem hareketini engelleyecek şekilde gelişir.

Belirtileri;

İçi sıvı ile dolu bu kistler el bileğinde seyreden sinirlere baskı yaparsa ağrıya neden olur. Bazen çok büyür ve bileğin görüntüsünü bozabilirler. Ganglionlar eklemden kaynaklanır ve bir sap eklemine bağlantılarını devam ettirir. Kemik ve kasların arasından cilt altına kadar gelirler. El bileği aktifleştikçe kist de büyük. İstirahat ise kisti küçültür.Teşhis Doktor hastasına ganglionun ne zamandan beri var olduğunu, büyüklüğünün değişip değişmediğini ve ağrı yapıp yapmadığını sorar. Ganglion üzerine basarak hassas olup olmadığına bakar. Bazen MR ve ultrason yaptırmak da gerekebilir.

Tanısı;

Doktorunuz size bu balonsu yapının ne zamandan bu yana var olduğunu, ebadında bir değişiklik olup olmadığını, ağrılı olup olmadığını soracaktır. Yine muayene esnasında parmağı ile kistin üzerine bastırarak basınç uygulayacak ve bir ışık kaynağı ile kistin ışık altında ki görüntüsünü inceleyecektir. Çektireceğiniz bir grafi ile bu olayın romatizmal hastalığa bağlı eklem bozukluğundan yada bir kemik tümöründen kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılacaktır. Bazense çok küçük olan ağrılı ganglionlarda tanıyı netleştirmek için MRI istenebilir.

Tedavisi;

Ganglion kistleri genellikle ağrısızdır ve tedavi gerektirmez. Doktorunuz “gözlemle ve bekle” yaklaşımı önerebilir. Bunun nedeni ganglion kistlerinin yaklaşık yarısının kendiliğinden kaybolmasıdır. Fakat kist ağrıya neden oluyorsa veya eklem hareketini engelliyorsa, doktorunuz şu 3 yöntemden birini önerebilir:

  • İmmobilizasyon; Aktivite ganglion kistinin büyümesine neden olabileceğinden, bölgeyi geçici olarak bir destek veya atel ile hareketsiz hale getirmek işe yarayabilir. Kist küçülürken, sinirlerin üzerindeki baskı da azalacağından, ağrı azalır. Bununla beraber atelin uzun süre kullanılması kas zayıflamasına neden olur. Bu nedenle, doktorun tavsiye ettiği süreden daha uzun kullanılmaması gerekir.
  • Aspirasyon; Aspirasyon, genellikle hastanenin ya da polikliniğin ayakta tedavi bölümünde yapılır. Doktor gangliyonun içeriğini mümkün olduğunca çıkarmak için bir iğne ve şırınga kullanacaktır. Bölgeye bazen gangliyonun geri dönmesini önlemeye yardımcı olmak için bir doz steroid ilacı da enjekte edilir, ancak bunun geri dönüş riskini azalttığına dair net bir kanıt yoktur. İşlemden sonra cildinizdeki küçük delik üzerine bir bant yerleştirilir. Bu bant işlemden yaklaşık 6 saat sonra çıkarılabilir. Aspirasyon basit ve ağrısızdır ve hastaneden hemen ayrılabilirsiniz. Bu yaklaşım daha az girişim içerdiğinden ameliyattan daha önce önerilir. Ancak tüm gangliyon kistlerinin yaklaşık yarısı, bu tedaviden sonra geri gelir. Kist geri dönerse, ameliyat gerekli olabilir.
  • Cerrahi müdahale; Bir ganglion kistini çıkarmak için iki cerrahi yol vardır. Açık cerrahi, cerrahın etkilenen eklem veya tendon bölgesi üzerinde genellikle yaklaşık 5 cm uzunluğunda orta büyüklükte bir kesi yaptığı bir işlemdir. Artroskopik cerrahi yönteminde ise küçük kesiler yapılarak bir kamera ile eklemin içine girilir ve bu bölgedeki bozukluk tedavi edilir.

Her iki teknik de lokal anestezi ya da genel anestezi uygulanabilir. Seçim, gangliyonun nerede olduğuna, hangi anesteziyi tercih edeceğinize ve cerrahınızın tavsiyesine bağlıdır. Ameliyattan sonra cerrah kesikleri dikerek bir bandaj yerleştirir. Kesikler genellikle ağrılı değildir, ancak ameliyattan sonra herhangi bir rahatsızlık hissederseniz ağrı kesici reçetelenir.

Kist, elinizden veya bileğinizden çıkarılmışsa, ilk birkaç gün boyunca askı takmanız gerekebilir. Askı, kolunuzu herhangi bir darbeden koruyabilir, şişliği ve rahatsızlığı azaltabilir. Eklemlerin esnek kalmasına yardımcı olmak için parmaklarınızı düzenli olarak hareket ettirmeniz gerekir. Bir ganglion kisti operasyonundan sonra ne kadar zaman izin almanız gerektiği işinize ve gangliyonun nerede olduğuna bağlıdır. İşiniz elinizi aktif olarak kullanmanızı gerektiriyorsa, izin almanız gerekebilir. Kendinizi hazır hissettiğinizde tekrar araba sürmeye başlayabilirsiniz.

Paylaşın

Frajil X Sendromu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tüm zihinsel gerilik nedenleri arasında da Down Sendromu’ndan sonra ikinci sırada yer alan Frajil X Sendromu; genetik bir hastalıktır. Nesilden nesile geçebilen bu rahatsızlık zihinsel engele ve otizme neden olur. Görülme sıklığı erkeklerde 1/3600, kadınlarda 1/4000- 1/6000 kadardır.

İnsan vücudunda binlerce gen kromozomları oluşturmak için bir arada toplanır. Erkeklerde ve kadınlarda aynı olan ve çiftler halinde 1’den 22’ye kadar numaralanan 44 otozomal kromozom var. 23. çift ise cinsiyeti belirler. Cinsiyet kromozomu kadınlarda XX, erkeklerde ise XY olarak bulunur.

“FMR1” geni olarak adlandırılan gen “X” kromozomu üzerindedir ve beyin gelişimi için önemli olan bir proteini üretmekten sorumludur. Bu proteine FMRP (Frajil X Mental Gerilik Proteini) denir. Frajil X Sendromu olan insanlarda bu proteinin eksikliği vardır. Dünyada yaklaşık 4 bin erkek çocuktan birinde görülen Frajil X Sendromu genetik bir hastalıktır. Nesilden nesile geçebilen bu rahatsızlık zihinsel engele ve otizme neden olur. Erkeklerde ciddi zihinsel engellere neden olan Frajil X, kızlarda yaklaşık 6 bin kız çocuktan birinde görülür. Genellikle daha hafif sorunlar oluşturur. Bu sorunlar gelişim ve dil gelişimi gecikmeleri, öğrenme sorunu ve davranış problemleri olabilir.

Belirtileri;

Fiziksel;

  • Büyük kulaklar
  • Uzun, dar yüz
  • Ergenlikte/ erişkinlerde büyük testisler
  • Düz tabanlık
  • Şaşılık/ tembel gözler
  • Gevşek eklemler

Davranışsal;

  • Gelişimsel gecikme
  • Öğrenme ve entelektüel güçlük
  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
  • El çırpma ve/veya ısırma
  • Zayıf göz teması
  • Utangaçlık, endişe
  • Davranış sorunları
  • Konuşma/ dil gecikmesi
  • Hızlı, tekrarlayan konuşma
  • Geçişlerde zorluk

Tanısı;

Bir kişide Frajil X sendromu için premutasyon veya tam mutasyon olup olmadığını belirlemek için genetik test uygulanır. Bu test kandan veya yanak içi sürüntüden yapılabilir. Ayrıca riskli ailelerde, bebeğin frajil X sendromundan etkilenme olasılığının bulunup bulunmadığını öğrenmek için, gebelik sırasında da test yapmak mümkündür. Bu test türüne doğum öncesi tanı (prenatal diagnosis) adı verilir.

Frajil X sendromu tanısı konması, sadece ailede diğer riskli kişileri belirlemek için değil, bu sendroma özel geliştirilen yeni tedavilerden faydalanabilmek için de gereklidir ve otizm-gelişme geriliği-öğrenme güçlüğü olan bireylerde mutlaka düşünülmelidir.

Tedavisi;

Frajil X sendromundan etkilenen bireylerin ve ailelerinin hayatlarını iyileştirebilen birçok tedavi vardır. Bunlar arasında özel eğitim, konuşma, mesleki ve duyusal entegrasyon eğitimi ve davranış değiştirme programları bulunmaktadır. Eğitim çabaları, terapi ve destekle, frajil X sendromlu tüm bireyler ilerleme kaydedebilir. Diğer tedavi, etkilenen bir bireyin spesifik semptomlarına bağlı olabilir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir.

ABD’de ve dünyada Frajil X sendromuyla ilgilenen birçok klinik vardır. Bu klinikler, frajil X sendromlu bireyler için tedaviler, terapiler ve destek konusunda uzmanlaşmıştır ve ebeveynlere belirli semptomları ele almak için ilaç seçeneklerine rehberlik edebilir. Etkilenen bireyi tedavi etmek için yeni ilaçların kullanıma sunulması muhtemeldir ve uzman klinikler ebeveynlere güncel bilgiler konusunda yardımcı olabilir.

 

Paylaşın

Fobi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında hastalık olarak pek görülmeyen fobi, sık görülen bir anksiyete bozukluğudur. Fobi, kişinin belirli durum, canlı-cansız varlık veya mekana yönelik olarak hissettiği ileri düzeydeki korku hali olarak tanımlanmaktadır.

Fobisi olan kişiler belirli tehlikeleri gerçekte duyulması gerekenden daha fazla tehdit edici olarak algılayarak, tehlikeli kabul edilen bu durumlardan önemli düzeyde kaçınırlar. Bu kişiler fobinin nesnesi olan koşullarla karşı karşıya kaldıklarında ise çok büyük bir sıkıntı yaşarlar ki bu durum kendisini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir.

Belirtileri;

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Hatta bazı vücut salgıları tutulamayabilir, kalbin durması ve ölüm görebilir.

  • Çarpıntı
  • Yüz kızarması
  • Yüzde kaşınma ve yanma hissi
  • Titreme
  • Soğuk terleme
  • Bulanık görme
  • Nefes darlığı
  • Ağız kuruluğu
  • Yutkunma güçlüğü
  • Boğazda sıkılaşma
  • Mide bulantısı
  • Bilinç kaybı
  • Ani tansiyon düşüşü
  • Bayılma
  • Bunalım
  • Sinir krizi
  • Şok vb.

Tanısı;

Fobi hastaları sıklıkla fobilerinin farkındadırlar. Bununla birlikte basit fobiler genellikle ciddi yaşamsal sorunlara yol açmadığından, bu türden fobisi olan kişiler fobilerinden fazla şikayet etmemekte ve genellikle bir hekime başvurmamaktadır. Karmaşık fobilerde ise durum farklıdır. Bu fobilerde ciddi işlevsel bozulma görülür ve bu hastalar çok daha sıklıkla hekime gelmektedir.

Tedavisi;

Aşırı olan hiçbir durum sağlıklı değildir ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen fobi sahibi hastalar, korkularından kurtulmak için çözüm yolları aramalıdır. Bazı durumlarda, hastalar kendi başlarına fobilerinden kurtulabilirler fakat başaramadıkları durumlarda profesyonel yardım sayesinde büyük bir ölçüde korkuları azaltılabilir hatta kısa bir sürede kalıcı olarak tedavi edilebilir.

Fobi için çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır ve temel olarak popüler tedavi metotları iki kategori altında toplanabilir: ilaç tedavisi ve psikoterapi.

  • İlaç Tedavisi: Tıbbi olarak psikiyatri tarafından tanı konulduktan sonra ilaç ile tedavi edilmesi.
  • Psikoterapi ve Rahatlama Teknikleri: Psikoterapi sayesinde çevresel ve biyolojik etmenler göz önünde bulundurularak tedavi etmektir. Rahatlama teknikleri vücutta oluşan zararlı etmenleri hem zihin hem de bedensel olarak uzaklaştırmayı amaçlayarak tedavi etmektedir.

Fobinin türüne ve seviyesine göre tedavi yöntemi uygulanır ve her tedavi yöntemi hasta için aynı etkiyi yaratmayacağı için, yöntem değiştirilebilir. Ayrıca, birden fazla yöntem tedavi için aynı anda kullanılabilir.

Ayrıca, maruz bırakma, duyarsızlaştırma ve bilişsel davranışçı tedaviler de popüler olarak kullanılmaktadır.

  • Maruz Bırakma Tedavisi: Hastanın nesneye veya duruma bağlı olarak geliştirdiği korkuya ya da korkuyu tetikleyen durumlara maruz bırakılmasıdır. Bu sayede korkusu ile yüzleştirilip çözümleme yapılması sağlanır. Çözümleme yapıldıktan sonra sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
  • Duyarsızlaştırma Tedavisi: Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Derneği’ne göre bir psikoterapi yaklaşımı olan duyarsızlaştırma terapisi; fizyolojik temelli olup izole anıların işlenmesini sağlar ve beyni zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Bu sayede de fobiye neden olan travmalar ya da durumlar ortaya çıkarılıp çözümlenmesi yapılır. Bunun yardımı ile birlikte korkular azaltılıp tedavi edilebilir.
  • Bilişsel Davranışçı Tedavi (CBT): Türkiye Psikiyatri Derneği’ne göre bilişsel davranışçı terapi; düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışılır ve neden olan sorunlar ve etmenler üzerine odaklanılır. Sonrasında, hastanın başa çıkabilmesi için kişisel stratejiler üretilerek bazı beceriler kazandırılır. Bu beceriler sayesinde fobilerden kaynaklanan anormal korkular tedavi edilebilir.

Bazı fobi çeşitleri;

  • Anatidaefobi; Bu fobisi olan kişi, bir ördek tarafından izlendiğini düşünerek korkabilir. Bu fobi çoğunlukla çocukluk döneminde bir ördeğin saldırısına uğramış veya bir ördek tarafından kovalanmış kişilerde bulunur
  • Geletofobi; Kişinin kendisine gülünmesinden veya dalga geçilmesinden korkması durumudur. Bu fobiye sahip olan kişiler genelde bulunduğu ortamda atılan her kahkahanın kendileri hakkında olduğunu düşünür. Çoğu insan kendisine gülünmesini veya kendisiyle dalga geçilmesini sevmez fakat bu fobiye sahip olan insanların bu durumu içselleştirdiği ve bu duruma karşı fazla korku duyduğu görülür
  • Agirofobi; Bir caddede karşıdan karşıya geçme korkusuna denilir. Bu fobiye sahip olan kişiler özellikle de yaya geçitlerinde büyük korku yaşarlar
  • Panfobi; Her zaman var olan bir kötülüğe inanma ve bunun sonucunda da her şeyden korkma durumudur. Tıp literatüründe bu durum fobi olarak geçmez
  • Ranidafobi; Kurbağalardan korkmaktır
  • Ksantofobi; Bazı renkler insanı istemsiz bir şekilde tedirgin edebilir ve bu da sarı renge duyulan tedirginlik halidir. Bu fobi insanda psikolojik hatta hormonal olarak rahatsızlık yaratabilir
  • Obesofobi; Bu fobi insanların şişmanlamaktan fazla şekilde korkması olarak tanımlanır
  • Pogonofobi; Sakallardan veya sakallı kişilerden korkma durumudur. Bu fobi kişilerin çocukluk döneminde yaşadığı sakallı kişilerle alakalı kötü bir olaya işaret ediyor olabilir
  • Halitofobi; Obsesif kompülsif bozukluk yaşayan kişilerde sıklıkla görülen bu fobi kötü nefes fobisi olarak tanımlanır
  • Globofobi; Balonlardan özellikle de balonların patlamasından korkulmasıdır. Bu kişiler balon olan bir ortama girdiğinde büyük tedirginlik yaşarlar
  • Gametofobi; Kişilerin evlenmekten korkmasıdır. Bu fobiye sahip olan kişiler genellikle bir ortamda odak olmayı sevmeyen ve sosyal hayatlarında sıkıntılar yaşayan kişilerdir
  • Jinofobi; Çocukluk döneminde anne, abla, öğretmen veya kişide büyük etkisi bulunan herhangi bir kadınla alakalı kötü anıları bulunan, bu kişilerden kötü muamele gören kişilerde sıklıkla görülen kadınlardan korkma durumudur
  • Seksofobi; Kişinin cinsel aktivitelerden veya cinsel organlardan korkmasıdır. Geçmişte yaşanmış kötü anılar, aile eğitimi veya dinsel ve toplumsal baskılar kişide bu fobinin oluşmasını tetikler
  • Aritmofobi; Çocukluk veya gençlik döneminde matematikle alakalı kötü anıları bulunan kişilerde sıklıkla görülen sayılardan korkma durumudur
  • Nomofobi; Günümüzde çok yaygın şekilde görülen telefonsuzluktan korkmak olarak adlandırılan fobidir. Bu fobiye sahip olan kişiler telefonu yanında olmadan dışarıya çıktığında kendini tedirgin, gergin hissedebilir ve bu durumdan büyük korku duyar
  • Triskaidekafobi; Özellikle Batı ülkelerinde sıklıkla görülen bu fobi 13 sayısından korkmak anlamına gelir. Batı kültüründe 13 sayısının uğursuz olduğu düşünülür fakat bu düşünce bizim kültürümüzde yaygın değildir.
  • Tafefobi; Mezarlardan korkmak ve diri diri gömülme korkusu taşımak anlamındadır. Bu fobisi olan kişiler öldüklerinin sanılması ve bu nedenle gömülme korkusu taşırlar
  • Teknofobi; Gelişmiş olan teknolojiden korkmaktır. Son günlerde teknolojide görülen büyük yenilikler ve yapay zekanın oldukça geliştirilmesi bu fobiyi taşıyan kişilerin tedirginlik ve gerginlik düzeyinin artmasına neden olur. Yapay zekanın ilerlemesi ve kötü bir hal alması bu kişilerin en büyük korkuları arasındandır
  • Venüstrafobi; Bu fobi güzel kadınlardan korkmak olarak bilinir. Bu fobiye özgüvensizlik neden olabilir. Bu fobiyi taşıyan kişiler karşılarındaki güzel buldukları kadının gözlerine bakmakta bile zorlanabilir
  • Tetrafobi; Özellikle de Doğu Asya ülkelerinde görülen bu fobi dört sayısından korkmak anlamındadır. Doğu Asya ülkelerinde bu fobi o kadar yaygındır ki bazı asansörlerde dört sayısı yoktur
  • Roller Coaster Fobisi; Yükseklikten, hissedilen basınçtan ve yüksek hızdan kaynaklı görülen bir fobidir. Bu fobiye sahip kişiler Roller Coaster’a bindikleri zaman kendilerini güvensiz ve çaresiz hissederler
  • Androfobi; Çocukların veya gençlerin baba, abi veya öğretmen gibi hayatındaki önemli erkek figürlerden gördüğü kötü muamele veya bu kişilerle yaşadığı kötü anılar sonucu oluşabilen erkeklerden korkma olarak tanımlanan fobidir
  • Kronofobi; Zaman kavramına veya zamanın ilerleyişine karşı duyulan korkudur
  • Koumpounophobia; Giyinme konusunda kişilerin büyük sıkıntılar yaşamasına neden olan bu fobi kıyafetlerin düğmelerinden korkmak anlamına gelir
  • Kimofobi; Kişilerin küçük veya büyük fark etmeksizin dalgalardan korkmasıdır
  • Apifobi; İnsanlarda sıklıkla görülen bu fobi arılardan korkma durumudur. Çocukluk döneminde kendisinin veya yakın çevresinde bulunan bir kişinin arı tarafından sokulması kişide bu fobinin görülmesini tetikleyebilir
  • Asimetrifobi; Sıklıkla karşılaşılan bu fobi de simetrik olmayan cisimlere karşı duyulan korkudur
  • Atelofobi; Kişinin kusursuz olamamaktan korkmasıdır
  • Arakibutirofobi; Görülen en ilginç fobilerdendir. Kişinin fıstık ezmesi yerken fıstık ezmesinin damağına yapışmasından korkmasıdır.
  • Manyofobi; Kişinin yakın çevresinde psikolojik sorunlar yaşamış veya yaşamaya devam eden kişilerin bulunması sonucu oluşabilen kişinin delirmekten korkması durumudur
  • Paraskavedekatriafobi; Ayın 13’ü ve cuma gününe denk gelen günlerden korkmak anlamındadır
  • Peladofobi; Küçük yaşlardaki çocukların kel olan kişilerden etkilenmesi sonucu görülen kel kişilerden korkma veya kelleşmekten korkma durumudur
  • Fobofobi; Bu kişiler yeni korkular edinmekten korkarlar ve bu nedenle kendilerini korkutacak yeni bilgiler edinmekten uzak dururlar
  • Pentherafobi; Evli insanların kaynanalarının hayatlarına fazla etkisi bulunmasından korkmasıdır.
  • Politikofobi; Politikacılardan korkma durumudur
  • Takofobi; Yüksek hızdan korkulmasıdır

  • Transfobi; Genelde homofobik kişilerde görülen bu fobi transseksüel bireylerden korkulmasıdır
  • Tripanofobi; Özellikle çocuklarda sıklıkla görülen bu fobi iğne veya aşıdan korkulması durumudur
  • Gefirofobi; Köprülerden korkmak anlamına gelir ve bu fobiyi taşıyan kişiler köprülerin üzerinden geçmekten çekinirler
  • Helyofobi; Güneşten, güneş ışığından veya parlak olan ışıklardan korkulmasıdır bu fobi günlük hayatta birçok probleme neden olabilir
  • Hipnofobi; Genelde dengesiz hayat süren veya sıklıkla kabus gören kişilerde görülen bu fobi uykudan korkulmasıdır
  • Filemafobi; Birini öpmekten veya öpülmekten duyulan gerginliktir
  • Eisoptrofobi; Kendisinin veya bir başkasının yansımasını aynada görme korkusu olarak tanımlanır
  • Ablütofobi; Genellikle küçük yaştaki çocuklarda görülen yıkanma korkusudur
  • Pediofobi; Oyuncak bebeklerden korkulmasıdır. Bu fobiye sahip kişilerin robotlardan veya vitrin mankenlerinden de korktuğu görülebilir
  • Klostrofobi; Günümüzde sıklıkla rastlanılan bu korku her tarafı kapalı ve basık mekanlarda bulunmaktan duyulan korkudur
  • Haptofobi; Dokunulma hissinden korkulmasıdır. Dokunmak bu kişilerde yanma hissiyatına neden olur
  • Ksilofobi; Ormanlardaki ağaçlardan hatta tahta olan birçok cisimden korkulmasıdır
  • Cherofobi; Kişinin mutlu olmaktan hatta olumlu davranışlar sergilemekten veya olumlu duygular hissetmekten çekinmesidir
  • Tripofobi; Bu fobi de günümüzde sıklıkla görülen fobiler arasında sayılabilir. Delik korkusu veya delikli cisimlerden rahatsız olunması anlamına gelir
Paylaşın

Flatulans nedir? Detaylar

Flatulans, gazlı olmak ya da gaza bağlı karın şişliğini ifade eder. Flatulans, bazen yellenmek anlamında da kullanılabilir. Sağlıklı bir kişinin bağırsaklarındaki gaz miktarı 200 ml’den az ve ortalama çıkardığı gaz günlük 600 ml civarındadır.

Gastrointestinal sistemde normalde de bir miktar gaz bulunur. Hastanın çok gazı olduğunu söylemesi birçok anlam ifade edebilir. Mesela çok geğirmesi, karında şişkinlik-hazımsızlık gibi. O yüzden anamnezi derinleştirerek tam şikayet anlaşılmalıdır. Sık sık yellenmek hasta için rahatsız ediciyse de nadiren önemli bir hastalık göstergesidir.

Sabah yapılan ilk flatusta hacim gün içerisindekilere göre oldukça fazladır. Bu, kolonda uyku esnasında bağırsak gazının birikmesine, uyanma sonrasında ilk birkaç saatte peristaltik aktivitede zirveye veya rektal distansiyonun bağırsak gazının geçiş oranı üzerindeki kuvvetli prokinetik etkisine bağlıdır.

Gazın kaynağı;

İntestinal gazın %99’unu azot, oksijen, karbondioksit ve metan oluşturur. Bu gazların hepsi de kokusuzdur. Flatusun (yel) kokusuiçinde eser miktarda (çok az, yaklaşık %1) bulunan gazların miktarına bağlıdır. Bunlar; amonyak, hidrojen sülfid, uçucu aminoasitler (indole, skatole) ve kısa zincirli yağ asitleridir. Azot ve oksijenin kaynağı yutulan hava, karbondioksit, hidrojen ve metanın kaynağı ise bağırsaktaki bakterilerdir.

Koku;

Flatusun normal fizyolojik bir kokusu olamasına rağmen bazı hastalarda bu koku hastayı sosyal sıkıntıya sokacak kadar kötü olabilir. Artan koku barsak gazının diğer semptomlarından farklı olarak gazın fazla üretilmesi ile ilgili bir sorun değildir. Bazı hastalar bu kokuya aşırı hassas olabilir (Olfaktör Referans Sendromu (ORS))

Gaz çıkartırken meydana gelen ses, sfinkter kasının sızdırmazlığına, gazın hızına, su ve vücut yağı gibi diğer faktörlere bağlı olarak değişir.

Şişkinlik ve ağrı;

Genellikle karın şişliği ve barsakların aşırı gerilmesine bağlı olarak karın ağrısı şikayeti meydana gelir. En tanınan barsak hastalıklarından olan İrritabl barsak sendromu (İBS) bu semptomların görüldüğü ve aşırı gaz oluşumuyla karakterize bir hastalıktır. Barsak harketlerinin düzenin bozulması, aşırı gaz yapımı ve bu gazın vücuttan atılamaması ile karakterizedir.

Aşırı gaz (yellenme ya da şişkinlik), fazla hava yutmaktan, intestinal gıdaların bakterilerle olan metabolizmasındaki bozukluktan da kaynaklanabilir (klasik örneği laktaz intoleransı).

Tedavisi;

Tedavide hastaya yemeği sakin yemesi öğütlenir (yutulan hava!), süt, bakliyat, lahana ve benzeri gıdalara diyet uygulanır. Lifli gıdalar gaz üretimini artırabilir (sindirilemeyen maddeler). Bakteriyel overgrowth dan şüpheleniliyorsa (aşırı artış), 14 günlük tetrasiklin ya da metranidazol tedavisi genellikle etkilidir. İntestinal gazlara bağlanan maddeler de denenebilir; aktif karbon ve simethicon gibi.

(Kaynak: turkcerrahi.com)

Paylaşın

Fibrosarkom nedir? Belirtileri, Tedavisi

Nadir görülen bir kanser türü olan Fibrosarkom, kas, yağ, bağ dokusu, damar, sinir gibi her tür yumuşak doku yapısından köken alan kanserleri içerir. Fibrosarkom ortaya çıktığı zaman, fibroblastlar kontrolünü kaybeder ve tümör tüm vücuda yayılmaya başlar.

Sarkomlar yumuşak dokularda meydana gelirse ”yumuşak doku sarkomu”, kemiklerde ortaya çıkarsa kemik sarkomu veya ”osteosarkom” olarak adlandırılır. Sarkomlar çocukluk çağında daha sık görülür. Yetişkinlerde nadirdir. Sarkomlar çocukluk çağı kanserlerinin % 15’ini oluşturur. Sarkomlar sıklık sırasına göre kol ve bacaklarda, karında ve baş-boyunda daha çok görülür.

Belirtileri;

  • Vücudun çeşitli yerlerinde ağrılı şişlikler
  • Koyu renk dışkı
  • Öksürük, nefes kesilmesi
  • Kan kusmak,
  • Karın bölgesinde acı

Nedenleri;

  • Zayıflamış, zarar görmüş lenf sistemi
  • Radyasyona maruz kalmak
  • Kimyasallara maruz kalmak
  • Genetik anomaliler

Teşhisi;

Eğer vücudunuzda ele gelen bir kitle varsa doktorunuz biyopsiyi uygun bulabilir. Tümörün tipinin belirlenmesi ve evrelendirilmesi için biyopsi büyük önem taşır. Biyopsi doğrudan, ultrason altında veya tomografi eşliğinde yapılabilir. Yumuşak doku sarkomları en iyi MR ile görüntülenebilir. Direkt grafi, tomografi, PET, kemik taraması ve ultrason uygun bulunan durumlarda hastadan istenebilir. Osteosarkomda hastaların %50’sinde kanda serum alkalen fosfat, %25’de ise serum laktat dehidrogenaz (LDH) yüksek olarak tespit edilir. Direkt radyografi tanı koydurur. (Radyografik görüntüde; kemikte yapım ve yıkımın birlikte olduğu litik ve sklerotik lezyon mevcuttur).

Tedavisi;

Kanserin hangi evrede olduğuna bağlı olarak değişmektedir. 1. evrede tümörün çıkarılıp radyasyon terapisi verilmesi yeterli olurken, 4. evrede tümör alındıktan sonra kemoterapi tedavisi uygulanmaktadır. Hastalığın tedavisi ve kurtulma olasılığı, hastalığın evresine ve süregelen tedaviye bağlı olarak değişmektedir. Hastalığı önlemek için risk faktörlerinden olabildiğince uzak durmak ve genel vücut sağlığı için gerekli olan beslenme şekline uymak gerekmektedir.

Tedavisini kimler yapar?

Sarkom, yani yumuşak doku kanserlerinin tedavi ve takibini ortopedist, cerrah, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve patologdan oluşan bir ekip yapar.

 

 

 

Paylaşın