İnsülin direnci nedir? Belirtileri, Tedavisi

İnsülin, pankreastan salgılanan şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormondur. İnsülin Direnci ise, insan vücudunun kaslarında, yağında ve karaciğerde bulunan hücrelerin insüline doğru şekilde tepki vermediği ve bu nedenle enerji için kandaki glukozu kullanamadığı durumdur.

Aynı zamanda metabolik sendrom olarak bilinen insülin direnci, obezite, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tip 2 diyabet gibi tıbbi sorunlara yol açabilir.

Nedenleri;

  • Aşırı Kilo; Araştırmalara göre, aşırı kilo veya obezite insülin direncine neden olmaktadır. Özellikle, bel çevresindeki fazla yağın primer sebep olabileceği düşünülmektedir. Bel ve göbek bölgesinde yoğunlaşan yağ dokuları insülin direnci, yüksek tansiyon, dengesiz kolesterol ve kardiyovasküler hastalık gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen hormonları ve diğer maddeleri üretmektedir
  • Fiziksel Aktivite Yetersizliği; Fiziksel olarak aktif olmama genellikle tip 2 diyabete yol açan insülin direnciyle ilişkili olmaktadır. Vücuttaki kaslar diğer dokulardan daha fazla glikoz kullanmaktadır. Normalde aktif kaslar depolanmış glikozu enerji için yakmakta ve kan glikoz seviyelerini dengede tutmaktadır. Böylece, kan dolaşımındaki glikoz da sürekli olarak yenilenmektedir
  • Diyabet (Şeker Hastalığı); Tip 2 diyabet vücuttaki insülin seviyelerini artırabilmektedir. Sağlıklı insanlarda, insülin, yağ hücreleri, kas hücreleri ve karaciğer hücreleri gibi çeşitli hücresel hedeflerde bulunan insülin reseptörlerine bağlanmada aracılık etmektir. Tip 2 diyabet hastalığını bulunan kişilerde meydana gelen yüksek kan şekeri seviyeleri aynı zamanda, yüksek insülin seviyelerini de tetiklemektedir. Bu da, insülin seviyelerinin yüksek olmasına rağmen insüline karşı bir direnç kazanabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Yüksek kan şekerinin başlangıç nedeni, vücuttaki yüksek karbonhidrat seviyeleri olabilmektedir
  • D Vitamini Eksikliği; Vücuttaki D vitamini eksikliği, insülin direncine ve insülin duyarlılığına etki edebilmektedir. Bu nedenle, glikoz toleransında oynadığı role bağlı olarak insülin direncine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir
  • Polikistik Over Sendromu; Polikistik over sendromu gibi hastalıklar insülin direnci ile ilişkili olabilmektedir. Diğer yandan, polikistik over sendromunun insülin direncine neden olup olmadığı veya hastalık sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkıp çıkmadığı tam olarak bilinmemektedir. Cushing sendromu ve hipogonadizm gibi diğer hastalıkların da insülin direncine yol açabileceği düşünülmektedir

Belirtileri;

Bireyler, insülin direnci gösterirken genellikle açıktan fark edebilecekleri semptom ya da belirtilere sahip değillerdir. İnsülin direncini saptamak için kan şekeri seviyelerini kontrol eden bir kan testi yaptırmak gereklidir.

Yine benzeri şekilde insülin direnci sendromunun bir parçası olan yüksek tansiyon, düşük “iyi” kolesterol seviyeleri ve yüksek trigliseritler gibi diğer koşulların kontrol edilmesi için de bir takım testlerin yapılması ve sonuçların tıp uzmanları tarafından incelenmesi gereklidir.

Normal şartlar altında insülin direnci teşhisi konulması için arasında aşağıdaki maddelerin en az üç tanesinin görülmesi gereklidir.

  • Erkeklerde 95 cm ve kadınlarda 80 bel çevresi
  • 130/80 veya daha üstünde tansiyon değerleri
  • 100 mg / dL üzerinde bir açlık glukoz / şeker seviyesi
  • 150 mg / dL üzerinde bir açlık trigliserit seviyesi
  • Erkeklerde 40 mg / dL, kadınlarda 50 mg / dL altında HDL kolesterol seviyesi
  • Ciltte lekelenmeler ve akantozis nigrikans adı verilen koyu, kadifemsi cilt lekeleri

Tanısı:

İnsülin direncinin tanısı için açken yapılan kan şekeri ve insülin testi belirleyicidir. Gerekli durumlarda “Şeker yükleme testi” ile kan şekeri ile insülin değerlerinin değişimine bakarak değerlendirme yapılabilmektedir. İnsülin direnci teşhisinde kullanılan HOMA değeri; kan şekeri ve insülin değerlerinden hesaplanan matematiksel bir formülün sonucudur. Ayrıca kan yağları, karaciğer enzimleri gibi bazı veriler de teşhis için yardımcı olabilmektedir.

Tedavisi;

İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım, yaşam tarzı değişiklikleridir. Tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve hareketin artırılması, uyku düzeninin sağlanması ve sürdürülebilir olması önemlidir. İnsülin direnci tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi; bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve yaşam şekline göre kişiye özgün olarak belirlenir.

  • İnsülin direnci diyeti tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermelidir
  • Kısa dönem şok programlar uygulanmamalıdır
  • Vücut ağırlığının 6 ayda yaklaşık %5-10’unun azaltılması hedeflenmelidir. Bireyin günlük mevcut kalori alımı hesaplanmalı ve ortalama 400-600 kcal azaltılmalıdır
  • Haftalık 0.5-1kg ağırlık kaybı hedeflenmelidir
  • Sürdürülebilir, uygulanabilir ve lezzetli bir program hazırlanmalıdır
  • Dengeli beslenme programı 4-6 öğünden oluşmalıdır. Sık aralıklarla beslenme bir sonraki öğünde fazla yemeyi önler
  • Günlük protein alımı toplam kalorinin %20-35’ini oluşturmalıdır. Proteinin yeterli miktarda alınması tokluk hissi ve yağsız vücut kitlesini koruması açısından önemlidir
  • Günlük kalorinin %25-35’i de yağlardan alınmalıdır
  • Yağda eriyen vitaminlerin emilimi( A, D, E, K) olumsuz etkilenebileceğinden yağ oranı çok azaltılmamalıdır.
  • Günlük kalorinin %50-65’i de karbonhidratlardan alınmalıdır
  • Basit karbonhidratlar yerine(şeker gibi), kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller) tercih edilmelidir

Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya yarar görmeyen hastalara bazı ilaçlarla tedavi önerilebilir. İştah ve hafif kilo kaybı etkisi gösterir. Metformin özellikle HbA1c % 5.7-6.4 arasındaki açlık ve/veya tokluk kan şekeri normal sınırın üzerinde olan, gebelik diyabeti öyküsü bulunan, vücut kitle indeksi 35’ten büyük hastalarda diyabet gelişme riskini %30 azaltmaktadır.

İnsülin direnci tedavisinde öncelikle bir kan testi yapılarak direnç seviyesi ölçülür. Direncin yüksek olduğu kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir. İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir. Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur.

İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar. İnsülin direncini önleyen ilaçlar şeker tedavisinde de kullanılan ilaçlardır ve 2-3 ay içinde insülin direnci kontrol altına alınıp, seviyesi tamamen normale getirildikten sonra ilaç tedavisi sonlandırılır.

Böylece kilo alımı, aşırı yağlanma, damar yağlanmaları, ateroskleroz yani damar sertliği, kalp damar hastalığı riskleri, karaciğer yağlanması riski, özellikle risk altındaki insanlardaki diyabet hastalığına doğru gidişat tamamen engellenmiş olur. Özellikle şeker hastalığı riski taşıyan hastalarda insülin direnci tespit edilip, doğru tedavi uygulandığında hastalık hiç başlamadan önlenmiş olur. Bu nedenle insülin direnci zamanında tedavi edildiğinde şeker hastalığı riskini ortadan kaldırmak mümkündür.

İnsülin direnci tedavisinde bir başka yaklaşım da insülin fazlalığının sadece dışarıdan insülin verilmesi ile değil Tip 2 diyabetik hastaların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ile de teşvik edilmesidir. Bu nedenle tedavi tümüyle ele alınmalıdır.

İnsülin direnci tedavisi doğru ve yeterli beslenme planı, kişinin günlük yaşamı ile uyumlu hale getirilmelidir. Aksi takdirde tedavinin tümüyle kontrolsüz gitmesine neden olabilir. Mümkün olduğu kadar öğünlerde rafine karbonhidrat kısıtlanmalı, yeterli kalori alımı kilo kontrolü hedeflenerek sağlanmalıdır. Beslenmenin şekli ve gıdaların hazırlanması da çok önemlidir. Yemekler yavaş, çok çiğnenerek, doyma hedeflenmeden yenilmelidir.

İnsülin direnci ve diyabet tedavisinde egzersiz ve beslenme ile ilaç tedavisinin zamanlaması oldukça önemlidir. Her hastanın bir sporcu gibi davranmasını beklemek ve onu bu konuda zorlamak doğru değildir. Yeterli düzeyde egzersizi en uygun dönemde yapmaya teşvik etmek gerekir. Komplikasyonlar mutlaka değerlendirildikten sonra egzersiz planlaması yapılmalıdır. Yemeklerden sonraki ilk 30-60 dakika içinde oturma ve çay içme alışkanlığından vazgeçilmelidir.  Bu dönemlerde 10-15 dakikalık yürüyüşler ya da sofra toplama gibi hareketler yapılması daha doğrudur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Düşük nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hamileliklerin neredeyse %15’i düşük ile sonlanır. Aslında bu oran bu tahminden daha da yüksektir. Zira bazı hamilelikler o kadar erken sonlanır ki, çoğu kadın gebeliğinin farkında değildir. Hamileliğin 12. haftasından önce gerçekleşen düşükler ‘erken düşük’ olarak değerlendirilirken 12. ila 20. haftası arasında gerçekleşen düşükler de ‘geç düşük’ olarak adlandırılıyor.

Gerçekleşen düşüklerin çoğunda ana neden genetik sebeplerdir. Yani genetik yapısı bozuk olan gebelik mahsulü ilk üç aydaki kalite kontrol mekanizmalarından geçemez ve düşükle sonuçlanır. İleri yaş gebelerinde genetik yapı bozukluğu olan embriyo gelişimi daha fazladır. İleri yaş gebeliklerindeki düşük riskinin fazla olmasındaki ana neden de budur.

Nedenleri;

Pek çok düşüğün sebebi, bebeğin normal şekilde gelişememesinden kaynaklanır. Düşük, bebeğin genetik yapısındaki bozukluk nedeniyle görülebilir. Fakat bu bozukluk illa anneden veya babadan geçmek zorunda değildir. Annenin hastalıklarına bağlı olarak düşük gelişir. Günlük olarak yapılan aktiviteler düşüğe neden olmaz. Buna çok şiddetli bulantı ve kusma yaşanması da dahildir. Düşme veya başka yaralanmalarda da düşük gelişmesi olacak diye bir kaide yoktur. Daha çok hayati tehlike bulunan durumlarda düşük gelişebilir.

Belirtileri;

Düşük belirtilerinin ilki kanamadır ve kanamaya kimi zaman doku parçaları da eşlik edebilir. Bu durumda düşük riski akıllara gelir ve düşük tanısı da konabilir. Çoğu zaman kanama ile beraber kasıklarda ya da bel bölgesinde arı da görülebiliyor. Kimi zaman da kanama olmadan vücudun bu bölgelerinde ağrı yaşanabiliyor. Bazı anne adaylarında ağrının sırta ya da kalçaya doğru yayılım gösterebildiğini söyleyebiliriz. Vajinal akıntının pembe renkte olması da düşük belirtilerinden biri olarak kabul edilebilir.

Belirtiler yüksek ateş ya da halsizlik gibi semptomlar şeklinde de ortaya çıkabiliyor. Ancak gebelik döneminde her belirtiyi düşük riski ile ilişkilendirmek de doğru olmaz. Mide bulantısı ve kusma düşük belirtileri arasındadır ancak her zaman düşükten kaynaklı olarak yaşanmayabilir. Gebeliğin belirli dönemlerinde de mide bulantısı ve kusma şikayetleri ortaya çıkabiliyor. Buna kokulara karşı hassasiyet de eşlik edebiliyor. Bu gibi durumlarda yapılması gereken en doğru davranış doktorunuzu bilgilendirmenizdir.

Düşük riski kaçıncı aya kadar devam eder?

Düşük tehdidi olan gebeler sıkı gözlem altında tutulurlar. Bazen haftalık kontrollerle gebelik kesesi ve fetus kalp atımları izlenir. Bazen de rahim boynu (collum) uzunluğu ölçülerek düşük riski gözlenir. Genellikle ilk üç ay içerisinde yani 12 haftanın bitimiyle işler normale dönse de bazen riski oluşturan patoloji (örneğin tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonları) ortadan kalkana kadar devam edebilir.

Teşhisi;

Vajinal kanama, lekelenme, karın veya bel bölgenizde ağrı, kramp gibi şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuza bildirin. Doktorunuz rahim ağzının açıklığını kontrol edecek, ultrasound ile de bebeğinizin kalp atışlarına bakacaktır. Böylelikle gelişimin normal olup olmadığı tespit edilecektir. İhtiyaç halinde kan ve idrar tahlilleri de istenebilir. Kanamanız bulunuyor ama rahim ağzı açılmamışsa bu, düşük tehdidi olduğu anlamına gelir. Böyle hamilelikler genelde başka bir sorun çıkmadan devam edecektir. Fakat kanama ile birlikte rahmin kasılması ve rahim
ağzı açılması da varsa düşük kaçınılmazdır.

Tedavisi;

Düşük tehdidi varsa kanama ve ağrı geçene kadar istirahat gereklidir. Bu sırada egzersiz ve cinsel ilişkiden uzak durulmalıdır. Seyahate çıkmanız da bir o kadar sakıncalı olacaktır. Özellikle de acil tedavi imkânı olmayan yerlere gitmeniz oldukça risk taşır. Kanama başladı ve rahim ağzı da açıksa bu düşük yapıyor olduğunuz anlamına gelir. Fakat rahminizde gebeliğe ait dokuların bir bölümü kalabilir. Bu yüzden kürtaj gibi bir işlem gerekebilir. Bu işlem esnasında rahim ağzı genişletilir ve rahimde kalan parçalar alınır.

Yeniden ne zaman hamile kalınabilir?

Düşük yaşandıktan sonra, adet düzeniniz başladığı andan itibaren. Fakat unutmayın ki fiziksel olduğu kadar duygusal açıdan da buna hazır olmalısınız. Aynı zamanda eşinizin de buna yeniden hazır olması gerekir. En azından bir adet dönemi geçmesini bekleyebilirsiniz. Yaşadığınız düşük sayısı birden fazlaysa bunun nedenlerinin araştırılması gerekir. Bu düşüklere, rahminizde bulunan sorunlar, bağışıklık sistem bozuklukları veya hormon bozuklukları neden olabilir. Belli bir neden bulunamasa bile sakın umutsuzluğa kapılmayın. Tekrarlayan düşük yaşamış kadınların pek çoğunun bebekleri olmuştur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Sarılık (İktel) nedir? Belirtileri, Tedavisi

Sarılık (İktel), kandaki bilirubin düzeyinin artması sonucu deri, göz ve mukozaların sarı renk alması durumudur. Bu sarı renge, sarı-turuncu safra pigmenti olan yüksek bir bilirubin seviyesi neden olur. Safra, karaciğer tarafından salgılanan sıvıdır. Bilirubin, kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasından oluşur.

Sarılık bir hastalık değil belirtidir. Birçok hastalık, sarılık belirtilerine neden olabilir. Örneğin, ana safra kanallarında taş olması sarılığa neden olabilir.

Nedenleri; 

Sarılığa neden olabilecek altta yatan durumlar şunlardır:

  • Karaciğerin akut iltihabı; Bu, karaciğerin bilirubini konjuge etme ve salgılama yeteneğini bozarak birikmeye neden olabilir
  • Safra kanalının iltihabı; Bu, safranın salgılanmasını ve bilirubinin çıkarılmasını önleyerek sarılıklara neden olabilir
  • Safra kanalının tıkanması; Bu, karaciğerin bilirubini atmasını önler
  • Hemolitik anemi; Büyük miktarlarda kırmızı kan hücresi parçalandığında bilirubin üretimi artar
  • Gilbert sendromu; Bu, enzimlerin safra atılımını işleme yeteneğini bozan kalıtsal bir durumdur
  • Kolestaz; Bu, karaciğerden safra akışını keser. Konjuge bilirubin içeren safra, atılacağı yerde karaciğerde kalır

Sarılığa neden olabilecek daha nadir durumlar şunlardır:

  • Crigler-Najjar sendromu; Bu, bilirubinin işlenmesinden sorumlu spesifik enzimi bozan kalıtsal bir durumdur
  • Dubin-Johnson sendromu; Bu, konjuge bilirubinin karaciğer hücrelerinden salgılanmasını önleyen kalıtsal bir kronik sarılık şeklidir
  • Yalancı sarılık; Bu zararsız bir sarılık şeklidir. Cildin sararması fazla bilirubinden değil beta-karoten fazlalığından kaynaklanır. Yalancı sarılık genellikle aşırı miktarlarda havuç, kabak veya kavun yemekten kaynaklanır.

Belirtileri;

  • Göz içi ve ciltte sarılık
  • Kaşıntı
  • Halsizlik/yorgunluk
  • Koyulaşan idrar
  • Açık renkli dışkı
  • Karın ağrısı
  • Kilo kaybı
  • Ateş

Tanısı;

Sarılık, kandaki ya da idrardaki bilirubin miktarının ölçülmesi ile anlaşılır. Bilirubin seviyeleri desilitre başına miligram (mg/dL) olarak ölçülür. Yetişkinler ve büyük çocuklarda kandaki bilirubin seviyeleri 0,3 ile 0,6 mg/dL arasında olmalıdır. 37. haftadan sonra doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 97’si 13 mg/dL’den daha az seviyelerde bilirubine sahiptir. Bundan daha yüksek seviyelere sahip olan hastalar, daha fazla araştırma için ilgili birimlere yönlendirilirler.

Tedavisi;

Sarılık genellikle yetişkinlerde tedavi gerektirmez (bebeklerde daha ciddi bir sorundur). Sarılık tedavisi, sarılık semptomlarından ziyade nedeni hedefler.

Anemiye bağlı sarılık, demir takviyeleri alarak veya daha fazla demir açısından zengin gıdalar yiyerek kandaki demir miktarını artırarak tedavi edilebilir. Demir takviyeleri reçetesiz olarak temin edilebilir.

Hepatite bağlı sarılık, antiviral veya steroid ilaçların kullanılmasını gerektirir. Doktorlar tıkanıklığın neden olduğu sarılığı tıkanıklığı cerrahi müdahale ile çıkararak tedavi edebilir. Sarılık bir ilacın kullanımından kaynaklanıyorsa, tedavi alternatif bir ilaca geçmeyi içerir.

Sarılık tedavilerinin bazı komplikasyonları/yan etkileri vardır.

  • Kabızlık
  • Şişkinlik
  • Karın ağrısı
  • Gaz
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İshaldir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

İnsülin ve insülin uygulama nedir? Detaylar

Pankreastaki beta hücreleri tarafından salgılanan İnsülin, kan şekeri (glukoz) düzeyini kontrol altında tutan hormondur. İnsülin ,enzimler tarafından parçalanarak şekere dönüşen yiyeceklerin, kandan hücre içine girişini sağlar.

Kanda şeker (glukoz) seviyesinin uzun süreli olarak yüksek olması (hiperglisemi), diyabet sorunlarına yol açar. Hiperglisemi kalp ve kan damarlarını bozarak göz, sinir ve böbrek hasarlarına, kalp krizi ve inmeye neden olabilir. Bu sebeple kan şekerinin olabildiğince normale yakın seviyelerde tutulması çok önemlidir.

İnsülin çeşitleri; İnsülin çeşitlerini 5 farklı gruba ayırabiliriz.

  • Kısa etkili (regüler) insan insülini
  • Hızlı etkili (analog) insülinler
  • Orta etkili (NPH) insan insülini
  • Uzun etkili analog insülinler
  • Karışım insülinlerdir

İnsülin uygulama yöntemleri;

  • İnsülin uygulama kalemleri
  • Enjektör
  • İnsülin kalemleri

İnsülin uygulama bölgeleri ve insülin uygulama;

Enjektör ile insülin uygulama;

  • Ellerinizi yıkayın
  • İnsülin flakonunu ellerinizin arasında yuvarlayın
  • Flakonun kapağını alkollü ped ile silin
  • Enjektöre uygulanacak insülin miktarı kadar hava çekin
  • Enjektörü flakona sokun ve havayı flakonun içine boşaltın
  • İğneyi çıkarmadan flakonu çevirin
  • Uygulanacak dozda insülini enjektöre çekin
  • Enjektör içinde hava olup olmadığını kontrol edin
  • İğneyi flakondan çıkarın ve dikkatlice kapağını kapatın

Uygulama;

  • Enjeksiyon bölgesini seçin
  • Bölgeyi gerkirse alkollü pamuk ile silin.( alkolün uçmasını bekleyin,çünki alkol insülinin etkisini değiştirir.)
  • Cildinizi baş ve işarte parmağınızla hafifçe sıkıştırıp kaldırın.İğneyi cilde dik açıyla batırın
  • Enjektörün pistonuna bastırarak insülini cilt altına verin
  • Beşe kadar sayın ve iğneyi cillten çıkarın,ve cildi serbest bırakın
  • Bölgeyi kesinlikle ovalamayın.Kanama olursa kuru pamukla 1-2 sn bastırın
  • Her uygulamada enjektörü yenileyin.

İnsülin kalemi ile uygulama;

Önemli noktalar;

  • •İnsülin kaleminizi 25o C ye kadar oda sıcaklığında saklayabilirsiniz
  • İğne uçlarını en fazla 2 kez kullanınız
  • Her iğne ve kartuş değişiminde kalemin havasını çıkarınız
  • İnsülinlerinizi hergün aynı saatte uygulamaya çalışınız
  • İnsülin çeşidinize göre önerilen zaman bekledikten sonra mutlaka yemeğinizi alınız
  • Kan şekeri takiplerinizi doktor ve hemşirenizin söylediği aralıklarda kontrol edip, kaydediniz
  • İnsülin yapılan bölgeleri dönüşümlü olarak kullanınız
  • Kullanmadığınız insülinlerinizi buzdolabının kapak kısmında saklayınız. ASLA dondurmayınız. Bu hem insülinin bozulmasına hem de kalem içine konulduğunda patlamasına neden olur
  • Paketi açılan insülinlerin ömrü 1 aydır.1 ay sonunda atınız
  • İnsülinlerinizi seyehate giderken termos içinde yada buza paketiyle birlikte sararak taşıyınız. Isı farklılıkları nedeniyle bozulabileceğinden bagaja koymayınız
  • Doktorunuz ve diyabet hemşirenizden sormak istediğiniz konular hakkında yardım isteyebilirsiniz
  • Unutmayın ki 1 ünite insülin bile kan şekerinizi ayarlamakta önemlidir. Bu nedenle insülin uygulamayı en iyi şekilde öğrenmeli ve uygulamaya çalışmalısınız

İnsülinin emilimini etkileyen faktörler;

  • Enjeksiyonun yeri; İnsülin uygulaması normal enjeksiyon uygulamasından farklıdır. insülin yağ dokusundan emilir.Bu yüzden derimizin yağ tabakası olan kısmına uygulanır.( kollar, bacaklar, ve göbek bölgesine ). En çok yağlı bölüm göbek çevresi olduğundan en çok emilim gösteren bölge göbek bölgesidir
  • Enjeksiyonun derinliği; İnsülin kalemlerinin iğneleri farklı büyüklüktedir. Genelde çocuklar için 5-6 mm, yetişkin-zayıf hastalara 8mm, kilolu hastalar için se 12 mm kalınlıktaki iğne uçları önerilir. İnsülin uygulaması hangi bölgeden olursa olsun dik açıyla uygulanmalıdır. ( Kolumuzda yağlı bölgeyi kavrayamadığımızdan 45 derece açı ile uygulanır )
  • Gemilim hızı; İnsülin uyguladıktan sonra bölge kesinlikle ovalanmamalı, masaj uygulanmamalıdır. Eğer kanama varsa kuru pamukla sadece 1-2 sn bastırılmalıdır. Masaj yapıldığında insülinin emilimi çok hızlı olmakta ve ani şeker düşmesine neden olabilmektedir
  • İnsülinin Türü; İnsülin çeşitlerine göre emilim hızları farklıdır. Bu yüzden doktor yada hemşirenizin söylediği süre kadar ,insülini yapıp yemek için beklemeliyiz
  • Yaş; Küçük çocuklarda ve yağ dokusu az olan çok zayıf hastalarda insülinin emilimi daha hızlıdır
  • İnsülinin dozu; Küçük dozlarda yapılan insülin daha hızlı emilim
  • Egzersiz; İnsülini uyguladığımız bölgeyi çalıştıran bir egzersiz insülinin istenilenden daha hızlı emilmesini sağlar.
  • Ortamın ve vücudun ısısı;  Yüksek ısı insülinin daha hızlı emilimini sağlar

En iyi insulin tedavi yöntemi hangisidir?

Tek ve en iyi yöntem, size özel basit ve sizin kolayca uyum sağlayabileceğiniz, yaşamınızı aksatmayan, tepki vermenize yol açmayan ve etkin kan şekeri kontrolünü sağlayan yöntemdir.

İnsülin tedavisinin yan etkileri var mıdır?

İnsülin tedavisinin en önemli yan etkisi kan şekeri düşmesidir (hipoglisemi). Kan şekeri 50 ml/dl’nin altına düştüğü zaman hipoglisemi görülür.

  • Doktorunuza danışmadan insülin dozunda değişiklik yaparsanız, öğün atlarsanız
  • Öğünde almanız gereken miktarlardan daha az miktarda karbonhidrat içeren besin tüketirseniz
  • Diğer günlere kıyasla daha fazla hareketliyseniz veya egzersiz yaparsanız hipoglisemi yaşayabilirsiniz.

Hipoglisemi belirtileri;

  • Terleme
  • Titreme
  • Dikkat dağılması
  • Baş dönmesi
  • Şuur bulanıklığı
  • Bulanık görme
  • Uykudan uyanamamadır

Hipoglisemi evinizden uzakta, yolculukta veya herhangi bir yerde ve zamanda olabilir. Bu nedenle diyabet kimlik kartınızı mutlaka yanınızda taşıyınız.

Hipoglisemi belirtileri hissedince, her zaman yanınızda, işyerinizde, kullandığınız arabada kesme şeker, toz şeker, meyve suyu, limonata gibi basit karbonhidrat içeren bir besin bulundurunuz.

Aile bireylerinin, arkadaşlarınızın ve yardımcılarınızın hipoglisemi belirtilerinin neler olduğunu ve nasıl tedavi edildiğini öğrenmeleri, sizin için hayati önem taşımaktadır.

Paylaşın

İnmemiş testis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Erkek çocuklarda en sık görülen ve çocuk cerrahlarının en sık takip ve tedavi ettiği gelişimsel hastalıklardan biri olan İnmemiş Testis, erkeklik hormonu ve sperm üretiminden sorumlu organ olan testislerden birinin ya da daha nadir olarak ikisinin torbaya yerleşememesi durumudur.

Anne karnındaki erkek bebeğin yumurtalıkları (testisler) karın içinde bir yandan gelişmeye devam ederken bir yandan da göç ederek kasık kanalından geçer ve doğumdan kısa bir süre önce torbaya (skrotum) yerleşirler. Testislerden birinin ya da daha nadir olarak ikisinin torbaya yerleşememesine inmemiş testis denir. Bir ya da iki testis torbada ele gelmez. Prematüre bebeklerde görülme sıklığı %60-70’leri bulmaktadır. Görülme sıklığı zamanında doğmuş bebeklerde %4’dür. Bir yaşından sonra inmemiş testis görülme oranı %1’in altına inmektedir. % 60 sağ tarafta görülmekle birlikte solda ya da iki taraflı da olabilir.

Nedenleri;

Nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber ailesinde inmemiş testis hikayesinin olması, erken doğum, düşük doğum ağırlıklı doğmak, endokrin bozuklukları (hormonal eksiklikler veya hormonlara karşı duyarsızlık, östrojen fazlalığı) anatomik bozukluklar ve gebelik sırasında kullanılan bazi ilaçlar gibi faktörler sebep olarak gösterilebilir.

Belirtileri;

Normalde 28. Hafta itibariyle bebeklerde testisler yavaş yavaş yerine inmeye başlar. Fakat bazen hormonsal sebeplerden dolayı testis torbaya doğru inemez, karın içerisinde veya torbanın üst kısmında kalabilir.

Testis olması gerektiği gibi inmezse ve torba içerisine giremez yani vücut içerisinde kalırsa hem hacmi küçülür hem de sperm kalitesi düşebilir. Bu durumda kısırlık veya kanser gelişme riski oldukça yüksek seyreder. Yine travmalara bağlı kazalarda da zarar görme ihtimali yüksek olur. Kendi kendine inmeyen testislerde hekimin de uygun görmesi durumunda mutlaka ameliyat gerekmektedir.

Tanısı;

Çoğu inmemiş testis bebek doğduktan hemen sonra yapılan dikkatli bir fizik muayene ile tespit edilebilir. Bazen hidrosel diye adlandırılan ve halk arasında su fıtığı olarak bilinen hastalığın varılığı testisin muayene ile bulunmasını zorlaştırabilir. İnmemiş testis şüphesi ile çocuk cerrahisi polikliniğine başvuran bebeklerin çoğunda ek tetkiğe ihtiyaç duyulmadan fizik muayene ile tanı kouyulur.

Fizik muayene ile bulunmayan hastalara ultrasonografiden yararlanılabilir. Karın boşluğunda kalan testislerin tespiti için ultrasonografinin tanı değeri düşük olması sebebi ile laparoskopik yöntemden faydalanılır. Bu yöntemde hasta genel anestezi altındayken laparoskop ile karına girilir ve karın boşluğunda, pelviste testis dokusu aranır.

Tedavisi;

Erkeklerde torbalardaki ısı vücut ısısından 2-4 derece daha düşüktür. Bu sıcaklık testisle ilgili yapıların gelişmesi ve normal işlev görmeleri için zorunludur. Vücut içinde bulunan testiste yüksek ısı nedeniyle olumsuz değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler 6. ayda başlamaktadır. Giderek artan yapısal bozukluklar uzun sürdüğünde çocuk sahibi olma yeteneğinin kaybına (steriliteye) kadar varan sonuçlara yol açabilir. Ameliyatla yerine indirilen testisler normal gelişimine kaldığı yerden devam ederler.

İnmemiş testis tedavi edilmediğinde;

  • Hormon ve sperm üretiminin bozulması ile kısırlık oluşabilir
  • Testis kanseri görülme riski 4-10 kat artar
  • Testis damarları etrafında dönebilir ve testisin kanlanması bozularak kaybedilebilir
  • Yukarıda kalan testis travmaya maruz kalabilir
  • Kasık fıtığına neden olabilir
  • Testisin torbada olmamasından kaynaklı psikolojik sorunlar yaşanabilir
  • Tartışmalı olmakla birlikte inmemiş testisin, diğer tarafta bulunan ve sağlıklı olan testise de zarar vereceği gibi riskler taşımaktadır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

 

Paylaşın

Bağırsak tıkanması (ileus) nedir? Detayları

Tüm yaşlarda görülebilen bağırsak tıkanması (ileus), yiyecek veya sıvının ince bağırsağınızdan veya kalın bağırsağınızdan (kolon) geçmesini engelleyen durumdur. Genel cerrahi kliniklerinin aciline başvuran hastaların % 10-20’sini oluşturur.

Tedavi edilmezse, bağırsağın tıkalı kısımları ölebilir ve ciddi sorunlara yol açabilir. Bununla birlikte, acil tıbbi bakımla, bağırsak tıkanıklığı genellikle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

Nedenleri;

Yetişkinlerde bağırsak tıkanmasının en yaygın nedenleri şunlardır:

  • Bağırsak yapışıklıkları
  • Abdominal veya pelvik cerrahiden sonra karın boşluğunda oluşabilen fibröz doku bantları
  • Kolon kanseri

Çocuklarda bağırsak tıkanmasının en yaygın nedeni bağırsağın iç içe geçmesidir.

Bağırsak tıkanıklığının diğer olası nedenleri;

  • Fıtıklar – vücudunuzun başka bir yerine çıkıntı yapan bağırsak bölümlerİ
  • Crohn hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıkları
  • Divertikülit – sindirim sistemindeki küçük, şişkin keselerin (divertikül) iltihaplandığı veya enfekte olduğu bir durum
  • Kolonun bükülmesi (volvulus)
  • Etkilenen dışkı

Belirtileri;

  • Gelen ve giden kramplı karın ağrısı
  • İştah kaybı
  • Kabızlık
  • Kusma
  • Bağırsak hareketine veya gaz geçişine sahip olamama
  • Karın şişmesi

Ne zaman doktora görünmeli?

Bağırsak tıkanıklığından kaynaklanan ciddi komplikasyonlar nedeniyle, şiddetli karın ağrınız veya diğer bağırsak tıkanıklığı semptomlarınız varsa derhal tıbbi yardım alın.

Teşhisi;

Bağırsak tıkanıklığı teşhisi konulacak kişinin tüm şikayetleri genel cerrahi uzmanı tarafından dinlenir, hastanın fizik muayenesi yapılır, ve teşhis konur. Bağırsak tıkanması teşhisinde en önemli tanı, hastanın yatar pozisyonda çekilen röntgen grafileridir. Tıkanıklığın ne kadar ilerlediğini, seviyesini bu grafiler ortaya koyar. Bunun dışında bazı hastalara tanı, bilgisayarlı tomografi cihazıyla konulur.

Tedavisi;

Bağırsak tıkanıklığı tedavisinde iki seçenek uygulanabilir. Birincisi medikal tedavi, ikincisi cerrahi tedavidir. Hastalık henüz ilerlememiş ve başlangıç seviyesindeyse ilaç tedavisi ile bu hastalıktan kurtulunabilir. Ancak hastalık ilerlemişse, hatta bağırsak da kangren durumu söz konusu ise, kalın bağırsak tamamen tıkanmışsa kesinlikle ameliyat şarttır.

Risk faktörleri;

  • Sıklıkla yapışıklıklara neden olan karın veya pelvik cerrahi – yaygın bir bağırsak tıkanıklığı
  • Crohn hastalığı, bağırsak duvarlarının kalınlaşmasına ve geçiş yolunu daraltmasına neden olabilir
  • Karnınızdaki kanser, özellikle karın tümörünü veya radyasyon tedavisini çıkarmak için ameliyat olduysanız

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

İleri yaş gebeliği nedir, riskleri nelerdir?

Anne olmak için 20 ile 35 yaşlar arası en uygun dönem gibi görünmektedir. Gebeliğinde 35 yaş ve üstünde olan anne adayları, ileri anne yaşı grubuna girmektedirler. Yaş ilerledikçe risklerin arttığı da bilinen bir gerçek. 

Zaten riskli gebelik dendiğinde ilk akla gelen risk faktörlerinden birisi ileri yaş. Bu hamileliklerde Down Sendromu (Mongolizm) başta olmak üzere bazı kromozomal bozuklukların görülme sıklığında önemli artışlar gözleniyor. Öte yandan artan yaş ile birlikte anne adayında hipertansiyon, şeker hastalıkları gibi sistemik hastalıkların görülme sıklığında da bir artış var. İşte bu nedenlerden dolayı ileri yaş gebelikleri yüksek riskli gebelikler olarak kabul ediliyor.

Riskler;

Anne için;

Bilim alanında yaşanan gelişmeler sonucu yardımcı üreme teknikleri ile hamile kalan kadın sayısında büyük bir artış var. Yıllarca hamile kalamamış pek çok kadın bu yolla hamile kalmanın mutluluğunu yaşıyor. Bunun doğal sonucu olarak ileri yaş gebelikleri daha çok görülüyor. Öte yandan kadınların sosyal ve iş yaşantısında giderek artan rollerinin evlenme ve anne olma yaşını ilerilere çektiği bir gerçek. İşte bu açıdan her geçen yıl bir öncesine oranla daha fazla sayıda ileri yaş gebeliği yaşanıyor. İleri anne yaşı olan gebelerde gebeliğe bağlı hipertansiyon, şeker hastalığı, peripartum kardiyomyopati (doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği ), doğum sonrası kanamalar , plasental anormallikler, erken doğum, ölü doğum ve artmış sezaryen oranı dikkati çeken başlıca problemler arasındadır. Anne yaşının artmasıyla gebelikte diğer sistemik hastalıklar olma şansı da artmaktadır. Ancak ileri yaşta olmasına rağmen, genel sağlık durumu normal olan hastalarda bu risk minimale indirilebilir.

Bebek için;

İleri yaşta anne olmak sadece hamileler açısından değil bebekler açısından da riskler taşıyor. 35 yaşın üzerinde oluşan gebeliklerde ortaya çıkan önemi sorunlardan biri de artmış kromozom anormalliği olasılığıdır. Bunlar arasında Down sendromu (mongolizm) önemli bir yer tutar. Annede oluşan gebeliğe bağlı hastalıklar, gebeliğe bağlı hipertansiyon ,şeker hastalığı ve plasental anormallikler nedeniyle bebeğin erken doğurtulduğu durumlarda bebek erken doğumdan kaynaklanan risklere maruz kalmaktadır.

Alınması gereken önlemler;

Her ne kadar ileri gebelikler daha çok risk taşısa da bu konuda alınabilecek tedbirler mevcut. İleri anne yaşında bebekte oluşabilecek kromozom anormalliklerini tespit etmek amacıyla prenatal tanı yöntemlerinden olan, amniyosentez ve koryon villus biyopsisi (CVS) etkin olarak kullanılıyor. Bu hastalar ileri yaş gebeliklerinde oluşabilecek problemler veya gebelik öncesi var olan hastalıklar yönünden yakından izlenmelidirler.

Paylaşın

İktiyozis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Genetik geçişli bir deri hastalık olan ve alk arasında balık pulu hastalığı olarak bilinen iktiyozis vulgaris, sürekli ölen deri hücreleri ciltte birikerek balık pulu gibi görüntüler oluşması durumudur. Toplumda oldukça nadir görülen bir hastalıktır.

Normal bireylerde cildin yüzeyindeki epidermis hücreleri sürekli yenilenir; oluşan ölü epidermis hücreleri dökülerek cilt yüzeyi sürekli yenilenir. Balık pulu hastalığına sahip bireylerde ciltte oluşan ölü deri hücreleri dökülemez ve atılamaz. Bu durumda ölü deri hücreleri cilt yüzeyinde birikip yamalar halinde kalın, kuru bir tabaka oluştururlar. Yamalar halinde oluşan bu ölü hücre katmanları balık puluna benzediği için bu hastalığa balık pulu hastalığı ismi verilmiştir.

Çeşitleri;

Genetik geçişli bir hastalık olan balık pulu hastalığının semptom ve klinik tabloları benzer olmakla birlikte genetik geçiş açısından farklılıklar taşıyan bir kaç tipi mevcuttur. Genellikle otozomal dominant geçiş gösteren tipi yaygın olarak görülmesine rağmen Y kromozumuna bağlı olarak taşınan bir formu da mevcuttur. Bu formda sadece erkek çocuklar hasta olurlar. Genetik geçişin haricinde bazı hastalıklar sonrasında kazanılmış hastalık çeşitleri de mevcuttur.

Belirtileri;

Kuru cilt yapısı, balık pulu biçiminde oluşumlar, derinin kalınlaşması biçiminde sıralanır. Bu kalınlaşmalar genellikle dirsek ve dizde olurken bazen de kollara ve ellere kadar yayılmış olabilir.

Kafa derisinde pullanma, ciltte kaşıntı, ciltte poligan şekilli pullar, çok kuru ve kalınlaşmış cilt, kahverengi, gri veya beyaz pullar…

Tanısı;

Cilt hastalıkları konusunda uzmanlaşan dermatologlar ilk gördükleri anda bu hastalığın tanısını koyabilir. Hastaların aile hikayeleri, çocukluk çağına ait anamnezleri sorgulanarak tanı kesinleştirilir. Kan testleri uygulanabilir. Ciltte görülen lezyonlardan biyopsi yapılarak kein tanı konulur. Ayırıcı tanı özellikle benzer lezyonlara sahip olabilecek Psöriazis yani Sedef Hastalığı arasında yapılır. Cilt biyopsisi bu iki hastalığın ayrımını yapar.

Tedavisi;

Maalesef iktiyozis tekrarlayıcı kronik bir deri hastalığıdır ama çok yoğun olduğu durumlarda cildiye uzmanları tarafından önerilen ilaçlarla yoğunluğu azaltılabilmektedir. Özellikle gen tedavisindeki gelişmeler umut vadetmekte yakın bir gelecekte bu hastalığın tamamen tedavi edilmesi için yoğun bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Sistit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

İdrar yolu enfeksiyonunun ikincil etkisi olarak ortaya çıkan Sistit, mesanenin bir tür enfeksiyonudur. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Kadınlarda daha fazla görülen sistit; ağrılı ve acılı geçebilir.

Hafif sistit vakaları genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşebilmektedir. Ancak sık sık sistit geçiren kişilerin düzenli veya uzun süreli tedavi ihtiyaçları olabilir. Sistite neden olan bakterilerin çoğu sağlıklı bağırsak florasını oluşturur.

İdrar yolu enfeksiyonlarının büyük bir çoğunluğu bağırsakta bulunan ve idrar yoluna ulaşan bakterilerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla hem tedavide hem de sistitin tekrarlamasını engellemede bu geçişi engellemek önemlidir.

Nedenleri;

Farklı etkenler sistit nedenleri arasında sayılabilmektedir. Ancak genellikle sistit nedeni bakteriyeldir. Normalde bağırsak ve sindirim sisteminde bulunan ve zararsız olan bakterilerin mesaneye ulaşması sistit nedeni olmaktadır.  Sistite en çok Escherichia coli (E. coli) bakterisi yol açmaktadır. Bakteriyel sistitin haricinde mesanenin zarar görmesi veya tahriş olması da sistit neden olabilir.

Belirtileri;

En sık belirtiler idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma isteğidir. İdrar yaparken yanma bazı bayanlarda çok şiddetli olabilir. Ateş basit sistitte sık rastlanan bir bulgu değildir. Ateşiniz 38 derece ve üstünde ise hemen doktora başvurmalısınız. Eğer ateş ile beraber böğür ağrısı da varsa böbrek iltihabı şüphesi ile hastaneye yatmanız gerekebilir.

Teşhisi;

Bir ürolog şikayetlerin tarifine ve testlere dayanarak teşhis koyabilir. Bu testler idrar analizleri, sistoskopi (özel bir aletle uretra ve mesanenin gözlenmesi) ve damar içi pylogram denilen özel bir röntgen çekimini kapsar. Enfeksiyona neden olan bakteriyi tanımlayabilmek için de idrar kültürü gerekebilir. Sistit hemen ve uygun şekilde tedavi edilirse önemli bir hastalık değildir. Sistit ve altında yatan neden tedavi edilmezse, kronik bir hal alabilir.

Tedavisi;

Basit sistit tedavisi sıklıkla 3-5 günlük antibiyotik kullanımı ile yapılabilir. Ancak doktorunuzun önerisine göre bu süre uzatılabilir.

Basit sistit tekrarlar mı?

Sistit atakları bayanların çoğunda tekrarlamaz. Tekrarlayan sistit atakları için mutlaka üroloji uzmanına danışılmalı ve gerekirse ileri tetkikler yapılmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Isıyla oluşan yanıklarda ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Herhangi bir ısıya maruz kalma sonucu oluşan doku bozulmasıdır. Yanık, genellikle sıcak su veya buhar teması sonucu meydana geldiği gibi, sıcak katı maddelerle temas, asit/alkali gibi kimyasal maddelerle temas, elektrik akımı etkisi ya da radyasyon nedeni ile de oluşabilir.

Kaç çeşit yanık vardır?

Fiziksel yanıklar:

  • Isı ile oluşan yanıklar
  • Elektrik nedeni ile oluşan yanıklar
  • Işın ile oluşan yanıklar
  • Sürtünme ile oluşan yanıklar
  • Donma sonucu oluşan yanıklar

Kimyasal yanıklar:

  • Asit alkali madde ile oluşan yanıklar

Yanığın ciddiyetini belirleyen faktörler nelerdir?

  • Derinlik
  • Yaygınlık
  • Bölge
  • Enfeksiyon riski
  • Yaş
  • Solunum yoluyla görülen zarar
  • Önceden var olan hastalıklar

Yanıklar nasıl derecelendirilir?

  1. derece yanık: Deride kızarıklık, ağrı, yanık bölgede ödem vardır. Yaklaşık 48 saatte iyileşir
  2. derece yanık: Deride içi su dolu kabarcıklar (bül) vardır. Ağrılıdır. Derinin kendini yenilemesi ile kendi kendine iyileşir
  3. derece yanık: Derinin tüm tabakaları etkilenmiştir. Özellikle de kaslar, sinirler ve damarlar üzerinde etkisi görülür. Beyaz ve kara yaradan siyah renge kadar aşamaları vardır. Sinirler zarar gördüğü için ağrı yoktur

Yanığın vücuttaki olumsuz etkileri nelerdir?

Yanık, derinliği, yaygınlığı ve oluştuğu bölgeye bağlı olarak organ ve sistemlerde işleyiş bozukluğuna yol açar. Ağrı ve sıvı kaybına bağlı olarak şok meydana gelir. Hasta/yaralının kendi vücudunda bulunan mikrop ve toksinlerle enfeksiyon oluşur.

Isı ile oluşan yanıklarda ilkyardım işlemleri nedir?

  • Kişi hala yanıyorsa paniğe engel olunur, koşması engellenir
  • Hasta/yaralının üzeri battaniye ya da bir örtü ile kapatılır ve yuvarlanması sağlanır
  • Yaşam belirtileri değerlendirilir (ABC)
  • Solunum yolunun etkilenip etkilenmediği kontrol edilir
  • Yanmış alandaki deriler kaldırılmadan giysiler çıkarılır
  • Yanık bölge en az 20 dakika çeşme suyu altında tutulur (yanık yüzeyi büyükse ısı kaybı çok olacağından önerilmez)
  • Ödem oluşabileceği düşünülerek yüzük, bilezik, saat gibi eşyalar çıkarılır
  • Takılan yerler varsa kesilir
  • Hijyen ve temizliğe dikkat edilir
  • Su toplamış yerler patlatılmaz
  • Yanık üzerine ilaç ya da yanık merhemi gibi maddeler de sürülmemelidir
  • Yanık üzeri temiz bir bezle örtülür
  • Hasta/yaralı battaniye ile örtülür
  • Yanık bölgeler birlikte bandaj yapılmamalıdır
  • Yanık geniş ve sağlık kuruluşu uzaksa hasta / yaralının kusması yoksa bilinçliyse ağızdan sıvı (1 litre su -1 çay kaşığı karbonat -1 çay kaşığı tuz karışımı) verilerek sıvı kaybı önlenir
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Kimyasal yanıklarda ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Deriyle temas eden kimyasal maddenin en kısa sürede deriyle teması kesilmelidir
  • Bölge bol tazyiksiz suyla, en az 15–20 dakika yumuşak bir şekilde yıkanmalıdır
  • Giysiler çıkarılmalıdır
  • Hasta/yaralı örtülmelidir
  • Tıbbi yardım istenmelidir (112)

Elektrik yanıklarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Soğukkanlı ve sakin olunmalıdır
  • Hasta/yaralıya dokunmadan önce elektrik akımı kesilmelidir, akımı kesme imkanı yoksa tahta çubuk ya da ip gibi bir cisimle elektrik teması kesilmelidir
  • Hasta/yaralının ABC’si değerlendirilmelidir
  • Hasta/yaralıya kesinlikle su ile müdahale edilmemelidir
  • Hasta/yaralı hareket ettirilmemelidir
  • Hasar gören bölgenin üzeri temiz bir bezle örtülmelidir
  • Tıbbi yardım istenmelidir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın