İsveç Ve Finlandiya, Türkiye’yi NATO Konusunda İkna Edebilecek Mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yeni yasama yılına başlaması, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) onay süreçlerine ilişkin nasıl bir takvimin ortaya çıkacağı sorularını da beraberinde getirdi.

Türk yasalarına göre, parlamento onayı gereken uluslararası sözleşmelerin TBMM’ye ne zaman gönderilecekleri Cumhurbaşkanlığı’nın kararına bağlı. Bu da hükümete, siyasi değerlendirmesine uygun bulmadığı bir sözleşmeyi dilediği kadar tutma yetkisini veriyor.

Ankara’da yapılan değerlendirmeler, özellikle İsveç’in “terörle mücadele ve suçluların iadesi” konularında yeterince adım atmadığı ve en son 26 Ağustos’ta yapılan üçlü teknik görüşmede somut bir ilerleme sağlanmadığı şeklinde.

Hükümetin İsveç ve Finlandiya’nın katılımına ilişkin onay sürecini aceleye getirmemek niyetinde olduğu, gelecek haftalarda yapılacak toplantıların sonucuna göre atacağı adımı belirleyeceği öngörülüyor.

Ankara’da İsveç ve Finlandiya’nın başvurularının ayrı ayrı ele alınması ve ilk olarak daha az sorunlu olan Finlandiya’nın katılımının onaylanması düşüncesi zaman zaman gündeme getiriliyor.

Ancak Finlandiya, ittifaka katılımının İsveç ile ortak proje olduğunu, dolayısıyla süreçlerin ayrılmasını istemediğini kaydediyor.

İsveç’in TBMM’nin açılmasından sadece bir gün önce Türkiye’ye dönük silah ticaretindeki kısıtlamaları kaldırdığını açıklaması ise yeni hükümetin de ittifaka katılımı öncelikli bir adım olarak gördüğünü göstermesi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İsveç, 2019 sonunda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Barış Pınarı Operasyonu’nu gerekçe göstererek silah satışına kısıtlama getirmişti.

İsveç’ten 1 Ekim öncesi önemli adım

İsveç ve Finlandiya’nın katılım süreçleriyle ilgili olarak Ekim ayında önemli toplantılar yapılacak.

Bu toplantıların ilki, 5-6 Ekim günlerinde suçluların iadesine ilişkin teknik konuları ele alacak olan Türkiye ve İsveç adalet bakanlıkları arasında gerçekleşecek.

Türkiye, İsveç’ten özellikle “terör zanlılarının” iadesi konusunda somut adım bekliyor.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, bu konuda her iki ülkeden de henüz somut bir adım atılmadığına dikkat çekmiş, bunun Ankara için önemini gündeme getirmişti.

Ekim ayında gerçekleşmesi beklenen diğer önemli toplantı ise Türkiye-Finlandiya-İsveç üst düzey yetkililerince yapılacak 2. Ortak Daimi Mekanizma görüşmesi olacak.

İsveç’te yaşanan seçim süreci ve hükümet değişikliği nedeniyle bu toplantının tam tarihi henüz netleşmedi. Ancak İsveç ve Finlandiya, bu toplantının bir an önce yapılmasını istiyor.

İsveç’in hükümet değişikliğine karşın NATO’ya katılım müzakerelerini sürdüren ekibi değiştirmemesi bu açıdan olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İsveç ve Finlandiya’ya göre ilerleme var

Ankara’nın “ilerleme yok” açıklamasına karşın İsveç ve Finlandiyalı yetkililer, özellikle 26 Ağustos toplantısının olumlu bir havada gerçekleştiğini ve ilerleme sağlandığını kaydediyorlar.

Türk basınına konuşan Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, “Bizim elimizdeki tablo ilerleme olduğuna işaret ediyor. Detaylara girmek istemem ama Ağustos ayındaki toplantıda olumlu bir hava görüldü ve ilerleme kaydedildi,” ifadelerini kullandı.

Fin diplomatik kaynaklar da, müzakerelerde gelinen noktayı Türkiye’den daha farklı gördüklerini, Türkiye’nin kaygılarını gidermek için çalışmalarını sürdürdüklerini kaydediyor.

Son dönemde yapılan görüşmeler sonucunda Ankara’nın dile getirdiği kaygılar karşısında daha yüksek bir farkındalık gösterip işbirliği gösterdiklerini anlatan kaynaklar, Türkiye ile Finlandiya ve Türkiye ile İsveç arasında geçmişte de yapılan birçok ikili anlaşma olduğunu, bunların daha dikkatli ve etkin şekilde uygulanması konusunda uzlaşma sağlandığına dikkat çekiyor.

2022 sonuna onay beklentisi var

Bu değerlendirmeler ışığında, Finlandiya ve İsveç’in beklentisi Türkiye’nin onay sürecini en geç 2022 sonuna kadar tamamlaması.

Fin diplomatik kaynaklar, Haziran’da başlayan müzakerelerin yılsonuna kadar altı aylık bir süreyi tamamlayacağını, bunun da sorunların aşılması için yeterli bir zaman olduğu düşüncesini dile getiriyor.

Aynı kaynaklar, Finlandiya ve İsveç’in savunma ve dışişleri bakanlarının ekim ve kasım aylarında yapılacak NATO bakanlar toplantılarına davetli ülke statüsünde katılacaklarını anımsatarak, bütün bu platformlarda yapılacak temasların iki İskandinav ülkesiyle Türkiye arasındaki sorunların çözülmesine katkı sağlayacağı değerlendirmesini yapıyor.

İsveç ve Finlandiya’nın beklentilerinin Türkiye’de nasıl karşılık göreceği, müzakerelerde elde edilen sonuçların TBMM’de onay sürecini hangi süratte başlatacağı ileriki dönemde netlik kazanacak.

Süreç nasıl gelişti?

İsveç ve Finlandiya, ittifaka resmi başvurularını 18 Mayıs’ta yapmışlardı. Bu iki ülkenin katılım protokolleri, 30 Haziran’da toplanan NATO liderler zirvesinden sonra 5 Temmuz’da Brüksel’de imzalanmış ve katılım süreci resmen başlamıştı.

1 Ekim itibarıyla 30 NATO üyesinden 28’i İsveç ve Finlandiya’nın katılımını meclislerinde onayladılar. Sürecin tamamlanması için Türkiye ve Macaristan’ın da meclis onayını tamamlaması gerekiyor.

Finlandiya ve İsveç, AB ve NATO içerisinde “başına buyruk” bir politika izleyen Cumhurbaşkanı Viktor Orban liderliğindeki Macaristan’ın yakın zamanda onay sürecini tamamlayacağı beklentisinde.

Taraflar arasında yapılan son temaslarda bu konuda bir görüş birliğine varıldığı Helsinki ve Stockholm tarafından dile getiriliyor.

Türkiye’nin pozisyonu ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Mayıs’ta yaptığı açıklamadan bu yana değişmedi.

Erdoğan, o açıklamasında, İsveç ve Finlandiya’nın başta “PKK olmak üzere terör örgütlerine ev sahipliği yaptığını” söylemiş ve bu konuda adım atmamaları durumunda Türkiye’nin bu ülkelerin ittifaka katılımına olumlu bakmayacağını söylemişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de girişimleriyle Türkiye, İsveç ve Finlandiya, 29 Haziran’da Madrid’de üçlü bir protokol imzalamış ve ancak bu adımla iki ülkenin ittifaka davet edilmelerinin önü açılmıştı.

Üçlü protokole göre İsveç ve Finlandiya, “Türkiye karşıtı terör hareketlerine izin vermeyecekleri, terör gruplarının topraklarında faaliyet göstermeyecekleri sözünü vermiş, genel olarak terörizmle mücadelede” Ankara ile daha sıkı işbirliği yapacaklarını bildirmişlerdi.

Aynı zamanda “terör zanlılarının Türkiye’ye iadesi ve silah satışında kısıtlamaları kaldıracaklarını” da kaydetmişlerdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya: Türkiye’ye Sınır Dışı Edilmeler Konusunda Karar Yargıya Ait

PKK ile ilişkili kişileri sınır dışı etmeye yönelik talep alıp almadıkları konusunda değerlendirmede bulunan Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, “Bunlar siyasetçilerin vereceği kararlar değildir. Bu tür kararları kamu görevlileri ve yargı kurumları verir” dedi.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda yaptığı konuşmadan sonra AP Başkanı Roberta Metsola ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Sputnik’te yer alan habere göre, Marin, Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusu ve Türkiye ile ilişkileri hakkındaki bir soru üzerine, şu anda başvuruyla ilgili NATO üyesi ülkelerdeki onay süreçlerinin devam ettiğini hatırlatarak, şunları dile getirdi:

“Onay sürecinin tüm NATO ülkelerinde mümkün olan en hızlı şekilde ilerlemesini istiyoruz. Tabii Türkiye ile sık sık gündeme getirdikleri konuları görüşüyoruz ve üzerinde mutabık kaldığımız zeminde çalışıyoruz. Şu anda bir onay sürecinin ortasındayız ve olmayan sorunlar hakkında spekülasyon yapmam istemem.”

PKK ile ilişkili kişileri sınır dışı etmesine yönelik talep alıp almadıkları sorulan Marin, şu yanıtı verdi:

“Finlandiya için hukukun üstünlüğü çok önem taşımaktadır. Bu önem verdiğimiz bir değerdir. Bunlar siyasi kararlar değildir. Finlandiya’dan birilerinin sınır dışı edilip edilmemesini hükümette tartışmıyoruz. Bunlar siyasetçilerin vereceği kararlar değildir. Bu tür kararları kamu görevlileri ve yargı kurumları verir.”

‘Ukrayna, bizim desteğimizle kazanacak’

Marin, AP Genel Kuruluna hitabında da Avrupa’nın Ukrayna’daki durum, enerji piyasasındaki istikrarsızlık, enflasyon artışları, kuraklık ve yangınla kendini gösteren iklim değişikliği nedeniyle olağanüstü zamanlardan geçtiğini vurguladı.

Marin, “Putin savaşı kaybedecek. Ukrayna, bizim desteğimizle kazanacak” ifadesini kullandı. Ülkesinin Rus gazına büyük oranda bağımlı olmadığını, enerji çeşitliliğini sağladığını ancak AB düzeyinde çözümler gerektiğini iddia eden Marin, “Yaptırımlar sıradan Rus vatandaşının günlük hayatını etkileyecek düzeyde olmalı” dedi.

Marin, savaşın savunma sanayisi ve enerji bağımsızlığının önemini gözler önüne serdiğini kaydederek, şunları kaydetti: “İtiraf etmeliyiz ki Rusya’ya karşı çok naif bir tavır benimsedik ve beklentilerimizi Rusya’nın işleyişine dayandırdık. Sovyet yönetimi altında yaşamış Baltık’taki ve Polonyalı dostlarımızı dinlememiz gerekirdi.”

Paylaşın

İsveç: Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye Teslim Etmeyeceğiz

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, “Kürtlerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyecek” dedi.

İsveç’te 11 Eylül Pazar günü yapılacak genel ve yerel seçimler öncesinde başkent Stokholm’de Rûdaw muhabirine konuşan Başbakan Andersson, “Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmeyeceğiz” dedi.

Andersson, Rûdaw muhabirinin Türkiye’nin İsveç hükumetinden talepleri hakkındaki sorusuna, şu yanıtı verdi:

“İsveç Başbakanı olduğum müddetçe her zaman Kürtlerin haklarını savunacağız;

Türkiye ile yaptığımız anlaşmaya rağmen İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyeceğini burada açıkça söylemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan hiç kimse sınır dışı edilemez, yani İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan herkesin hayatı tamamen korunmaktadır.”

İsveç’teki Kürt siyasi partiler, Kürt diasporası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Dışişleri Bakanı Anne Linde de, İsveç vatandaşlığına sahip hiç kimsenin hiçbir ülkeye iade edilmeyeceğini söylemişti.

İsveç ve Finlandiya’nın Nato üyeliği ve Türkiye ile anlaşma

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için başvuruda bulundu. Türkiye iki ülkenden, üyeliklerine onay verme karşılığında “PKK ve Gülen Cemmati” başta olmak üzere diğer örgütlere üye olmakla suçladığı 33 kişiyi teslim etmelerini istedi.

Haziran ayının sonunda Madrid’de yapılan NATO zirvesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir anlaşma imzalandı.

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 20 Ağustos’ta İsveç’in kendilerine sadece bir kişiyi teslim ettiğini ve bu kişinin dolandırıcılıktan arandığını söyledi. Öte yandan Bozdağ, Finlandiya’nın “terör suçlarından aranan” kişileri Türkiye’ye iade etmediğini belirtti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olabilmesi için tüm üyelerin istisnasız onayını alması gerekiyor.

Anketlerde Sosyal Demokat Parti önde

Navus Araştırma Şirketi’nin en son yayımladığı ankete göre, İsveç’te başbakan Magdalena Andersson’un partisi Sosyal Demokrat Parti, yüzde 27,8 oy oranıyla birinciliğini korudu.

Göçmen karşıtlığı söylemleriyle öne çıkan İsveç Demokratlar Partisi (SD) yüzde 20,6 ile ikinci sıraya yerleşti. Ana muhalefetteki ılımlı Muhafazakar Parti ise yüzde 17,3 oy oranı ile 3. sıraya geriledi.

Paylaşın

Türkiye, Yunanistan’la Yaşanan ‘S-300 Gerginliğini’ NATO’ya Taşıyacak

Milli Savunma Bakanlığının (MSB), Yunanistan’ın, “Ege ve Doğu Akdeniz’de görev uçuşu gerçekleştiren Türk jetlerine Rus yapımı S-300 Hava Savunma Sistemi ile yaptığı tacizin radar kayıtlarını”, NATO Genel Sekreterliği ve ittifak üyesi ülkelerin savunma bakanlıklarına göndermeye hazırlandığı bildirildi.

Ajanslar daha önce Akdeniz’de uluslararası hava sahasında görev uçuşlarını gerçekleştiren Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı F-16’lar’ın 23 Ağustos’ta “Girit Adası’nda konuşlu Yunanistan’a ait Rus yapımı S-300 Hava Savunma Sistemi tarafından taciz edildiğini, S-300 sistemine ait hedef takip ve füze güdüm radarının Rodos Adası batısında 10 bin feet irtifada görev uçuşundaki F-16’ya yerden havaya füze kilidi atıldığını” duyurmuştu.

Yunanistan’ın bu açıklamaları reddetmesi üzerine radar kayıtlarının NATO’ya gönderilmesi için harekete geçildiği bildirildi.

Bakan Akar’dan açıklama

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Sürekli gerginliği artırmaya çalışan komşumuzun bu yaptığının görülmesi lazım anlaşılması ve anlatılması lazım. Bu kadar aleni şımarıklık bu kadar pervasızlık kabul edilemez” açıklamasında bulunmuştu.

Erdoğan’dan tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’de düzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı konseri öncesi yaptığı konuşmada, Ege’de Yunan S-300’lerin Türk savaş uçaklarını tacizi nedeniyle Yunanistan ve ABD’ye tepki göstermişti.

‘Yunan siyasetçilerin yanlışta ısrar ettiğini’ söyleyen Erdoğan, “Yunanistan, bizim ne askeri, ne ekonomik, ne siyasi olarak dengimiz ve muhatabımız değildir” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO’nun en büyük gücü ABD’nin, Türkiye’nin tamamen kendi güvenlik ihtiyaçları için olduğunu defaatle ifade ettiği S-400 sistemleri almasını, güya kendi uçaklarına tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Demek ki mesele Rus hava savunma sistemleri ile Amerikan askeri ürünlerinin birlikte kullanılması değil, bizatihi ve mahsusan Türkiye’dir” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

NATO Üssünde Film Gibi Casusluk Hikayesi: Rus Ajan Yakalandı

Küresel Araştırmacı Gazeteciler Grubu “Bellingcat”, kendisini Perulu mücevher tasarımcısı olarak tanıtan bir Rus kadın askeri casusunun, Napoli’deki NATO üssünde bulunan subayları baştan çıkartarak, onlardan bilgi sızdırmaya çalıştığını iddia etti.

Etrafındakilere Alman babadan olma, Perulu anneden doğma olduğunu söyleyen ve yaklaşık 10 yıl kendisini mücevher tasarımcısı olarak tanıtan Maria Adela Kuhfeldt Rivera isimli kadının, gerçekte Rus Askeri İstihbarat (GRU) Servisi adına çalıştığı ve Napoli’deki NATO üssünde bulunan görevlilerin katıldığı partilere iştirak ettiği ortaya çıktı.

Bellingcat araştırmasına göre, Rus askeri istihbaratına çalışan kadın ajan, Napoli Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın merkezi olan Napoli’de 2013 yılından “Serein” isimli mücevher mağazası açıp, bu kentteki sosyal faaliyetlere aktif olarak katılarak casusluk faaliyetlerine başladı.

Genç kadınını Napoli’ye yerleşmeden önce Roma, Mala ve Paris arasında gelip gittiği belirlendi.

Napoli’deki uluslararası Lions kulübünün sekreterliğini üstlenerek, kentteki sosyal yaşama daha aktif bir şekilde katılan Rus kadın casus, bu sayede çok sayıda NATO görevlisiyle arkadaşlık kurma imkanına sahip oldu.

Bir NATO görevlisi, araştırmacı gazetecilere, genç kadın ile “kısa süreli romantik ilişki yaşadığını” bildirdi.

Bellingcat CEO’su Christo Grozev, Belarus sınır muhafızları tarafından kaydedilen ve bu ülkedeki rejime muhalifi bir grup bilgisayar korsanı tarafından kendilerine verilen sınır geçişleri ile ilgili veri tabanını incelerken ilk kez Rus casus kadının izine rastladıklarını bildirdi.

GRU operasyonları için kullanılan Rus pasaportlarını inceleyen Grozev, burada ilk kez Maria Adela Kuhfeldt Rivera ismiyle karşılaştığını söyledi.

Daha dikkatli bir araştırma sonucu, genç kadının GRU operasyonlarında kullanılan çeşitli Rus pasaportlarıyla yolculuk yaptığı ortaya çıktı.

Grozev, 15 Eylül 2018’de Rivera’nın Napoli’den Moskova’ya uçtuğunu tespit etti.

Bellingcat ve Rusya’da iş birliği yaptığı Insider isimli site, bu tarihten bir gün önce yayınladıkları araştırmada, İngiltere’de Salisburg kentinde Sergey Skripal ve kızının zehirlenmesinden sorumlu olduğu iddia edilen kişilerin Ruslan Boshirov ve Alexander Petrov, sahte kimliğiyle yolculuk yaptığını açıklamıştı.

Bellingcat, daha sonra gerçek ismi Olga Kolobova olduğu belirtilen Rus kadın ajanın Moskova’nın deşifre olduğundan şüphe duyulduğu ve diğer casusluk operasyonlarını tehlikeye atmamak adına Moskova’ya hemen geri çekildiğini yazdı.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Üçlü Zirve Sonuçsuz Kaldı

Türkiye, Finlandiya ve İsveç tarafından 28 Haziran’da Madrid’de gerçekleştirilen NATO zirvesinde imzalanan mutabakat çerçevesinde kurulan Daimi Ortak Mekanizma, ilk toplantısını bugün Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de gerçekleştirdi.

Haber Merkezi / Daimi Ortak Mekanizma toplantısında Türk heyetine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal, İsveç heyetine Başbakanlık Devlet Sekreteri Oscar Stenström, Finlandiya heyetine Dışişleri Bakanlığı’da Daimi Devlet Sekreteri Jukka Salovaara başkanlık etti.

İsveç ve Finlandiya, Türkiye’ye taahhüt ettiği konularda henüz somut adım atmazken toplantı sonrası ele alınan konularla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Finlandiya ve İsveç, Üçlü Muhtıra’da kayıtlı; terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede Türkiye’yle tam dayanışma ve iş birliği sergileyecekleri, PKK terör örgütü başta olmak üzere milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verecekleri, PYD/YPG ve FETÖ’ye destek sağlamayacakları yönündeki taahhütlerini yineledi. Mekanizma kapsamında ele alınan konularda somut ilerleme kaydedilmesi için ilgili kurumlar arasında teknik düzeyde iş birliğinin yoğunlaştırılması konusunda mutabık kalındı.”

Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında 28 Haziran’da Madrid’de gerçekleştirilen NATO zirvesinde imzalanan anlaşmada ise şu ifadelere yer verilmişti:

“Ülkeler Washington Antlaşması’nda belirtilen ilkelere ve değerlere bağlılıklarını ifade ederler. İttifakın en temel unsurlarından biri, üye devletlerin milli güvenliğinin yanı sıra uluslararası barış ve istikrara doğrudan tehdit teşkil eden terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede tam dayanışma ve iş birliğidir. Müstakbel NATO müttefikleri olarak Finlandiya ve İsveç, milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verirler. Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır. Türkiye de milli güvenliklerine yönelik tüm tehditlere karşı Finlandiya ve İsveç’e tam destek verir”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imzalanan anlaşma sonrası yaptığı açıklamada “İsveç ve Finlandiya ile mutabakatta yer alan uygulamaları takip edip, adımlarımızı buna göre atacağız. İsveç’in verdiği sözü şudur, 73 teröristin Türkiye’ye iadesi sağlanacak” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

İsveç: Türkiye’ye İadeler Hukuka Göre Devam Edecek

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ve İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen Kuzey Avrupa ülkeleri zirvesi kapsamında bir araya geldi.

Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve İzlanda liderlerini bir araya getiren zirve kapsamında bir araya gelen Olaf Scholz ve Magdalena Andersson, düzenledikleri ortak basın toplantısında İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine başvurusunu ve Türkiye’nin tutumunu da ele aldı.

Konuşmasında Finlandiya, İsveç ve Türkiye arasında, İspanya’nın başkenti Madrid’de 28 Haziran’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne değinen Andersson, “Madrid’deki NATO zirvesinde Türkiye’nin endişelerini gidermeye yönelik imzalanan üçlü memoradumun şartlarına uyacağız” dedi.

Söz konusu anlaşmanın şartlarından birinin de “Türkiye’ye iadeler” olduğunu hatırlatan Andersson, “İsveç’te işleme alınan iade davaları elbette İsveç hukuku uluslararası hukuka göre işlenecek” dedi.

Türkiye, her iki ülkenin NATO üyeliğine başvuru yaptığı 18 Mayıs öncesinden itibaren “terör” ile ilgili endişelerini dillendirerek İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine karşı çıkıyordu. Söz konusu anlaşmazlık, 28 Haziran’da imzalanan bir memorandum ile giderildi. Bu bağlamda Türkiye’nin taleplerinden biri de İsveç ve Finlandiya’da bulunan toplam 33 kişinin Türkiye’ye iadesiydi.

İsveç makamları, geçtiğimiz hafta yıllar sonra ilk kez Türkiye’den bir iade talebine onay vererek Türkiye’de kredi kartı dolandırıcılığından hüküm giymiş bir kişinin Türkiye’ye iade edileceğini açıklamıştı.

Scholz: Bu konuda çok iyimserim

İsveç Başbakanı Andersson ile ortak basın toplantısında konuşan Almanya Şansölyesi Olaf Scholz de İsveç ve Finlandiya’nın “NATO üyeliklerinin önünde önemli bir engel kalmadığını ve Türkiye’nin iki ülkenin üyeliklerini yakın bir zamanda onaylayacağını düşündüğünü” söyledi.

“Artık hızlı bir şekilde yol alınacağını düşünüyorum, bu konuda çok iyimserim” diyen Scholz, iki ülkenin üyeliği konusunda meclis kararını henüz çıkarmamış ülkelere atıfta bulunarak özetle şöyle konuştu:

“Türkiye dahil, meclis onayını henüz vermemiş NATO ülkelerinin bunu yakında yerine getireceğini bekliyorum.”

Türkiye ile birlikte yedi NATO ülkesi, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği için gerekli olan meclis onay işlemlerini henüz tamamlamadı.

Ne olmuştu ve bundan sonra ne olacak?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından 18 Mayıs’ta resmen NATO üyeliğine başvuran Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılım protokolleri dün (5 Temmuz) Brüksel’deki NATO Karargahında imzalandı.

30 üye ülkenin temsilcileri, İspanya’nın başkenti Madrid’de 29-30 Haziran’da yapılan NATO zirvesinde Türkiye’nin itirazlarını bir kenara bırakmasıyla iki ülkenin ittifaka davet edilmesi yönünde alınan karar doğrultusunda gerekli formaliteleri tamamlamak için karargahta bir araya geldi.

Bu bağlamda, 30 NATO üyesi ülkenin temsilcileri, İsveç ve Finlandiya’nın İttifaka katılım protokollerini imzaladı.

Söz konusu katılım protokollerinin NATO üyesi ülkeler tarafından kendi ulusal yasaları ve prosedürleri uyarınca onaylanması gerekiyor.

Tüm üye ülkeler, kendi onay süreçlerini tamamladıktan sonra Washington Antlaşması’nı saklayan Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) yeni üyenin katılımını öngören protokolleri kabul ettiklerine dair bildirim yapıyor.

Bütün aşamalar tamamlanınca NATO Genel Sekreteri, bu durumda Jens Stoltenberg, yeni üyeleri İttifaka katılmaya çağırıyor.

Son olarak yeni üyeler de kendi ulusal yasal sürecini tamamlayarak katılım belgesini ABD’ye teslim ediyor ve katılım süreci tamamlanıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

Business Insider’dan Dikkat Çeken Türkiye Analizi

ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarından Business Insider, Türkiye-Yunanistan-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hattında yaşanan gelişmeleri mercek altına alarak kapsamlı bir analiz yayınladı.

“ABD yapımı savaş uçakları için teklif savaşı NATO’nun en az arkadaşça üyeleri arasındaki gerilimi tırmandırabilir” başlığının kullanıldığı analizde, “Atina ve Ankara’nın ABD ile farklı ilişkileri var ve iki ülke de farklı yanıt alabilir. İki ülke arasındaki gerilim halihazırda iki NATO müttefiki arasında kırılgan olan ilişkileri daha da bozabilir” denildi.

Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’nun en kıymetli fakat en düşmanca müttefikleri olduğunun belirtildiği analizde, her iki ülkenin de Washington’dan savaş uçağı satın almak istediği hatırlatıldı. Yunanistan’ın 20 adet F-35 satın almak istediği belirtilirken, Türkiye’nin de kısa bir süre önce F-16 ve F-16 modernizasyon kiti satın almak istediğine dikkat çekildi.

Makalede, “Yunanistan’ın savaş uçağı satın alma talebi, Atina’nın Washington’la güvenlik ilişkilerinin giderek büyüdüğü bir dönemde geldi. Türkiye’nin talebi için ise bu satışı desteklediğini söyleyen ABD Başkanı Joe Biden’ın Kongre’yi bu satışın ABD’nin ulusal güvenliği için önemli olduğuna ikna etmek zorunda” denildi.

Türkiye ve Yunanistan’ın NATO için stratejik bir noktada olduğuna dikkat çekilirken, “İlişkileri NATO’nun geri kalanından farklı bir yönde gidiyor ve uzun yıllardır devam eden rekabetleri birinin yeni jet alıp diğerinin almaması durumunda daha da kötüleşebilir. Türkiye ve Yunanistan’ın zayıf bir ilişkisi var” denildi.

“Hesaplar değişebilir”

Makalede, her iki ülke arasında çözülmemiş sorunlar olduğuna dikkat çekilirken, “Türkiye’nin diğer NATO üyeleri ve özellikle ABD’yle de ilişkileri kötüleşti. Ankara, F-35 programının parçasıydı fakat Rusya’dan S-400 satın alınmasıyla ABD tarafından bu programdan çıkarıldı” yorumuna yer verildi. Ankara’nın ABD’den olumlu yanıt alamaması durumunda alternatiflere yöneleceği de belirtilirken analizde dikkat çekici bir yorum da yapıldı.

Makalede, “ABD, uzun süredir Yunanistan ve Türkiye’yi destekleyerek düşmanlığı kontrol altına almaya çalıştı çünkü bu iki ülke Avrupa’nın güneydoğusu için önemli bir konumda. ABD’nin tarafsız bir arabuluculuk yapması için çağrılar devam ederken Atina ile gelişen ilişkilerin ve Ankara’yla gerilimin artması Washington’da hesaplamaların değişebileceğine işaret ediyor” yorumu yer aldı.

(Kaynak: Sözcü)

Paylaşın

Rusya’dan Çarpıcı Açıklama: ABD Ve NATO Silahlarını Vurduk

Rusya Savunma Bakanlığı, içinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer bazı NATO ülkeleri tarafından Ukrayna’ya verilen çok sayıda silahın bulunduğu bir cephaneliğin vurulduğunu öne sürdü.

Bakanlık Sözcüsü General İgor Konaşenkov tarafından yapılan açıklamada, Ukrayna’nın Karadeniz’e kıyısı olan liman kenti Odessa’da, içinde ABD üretimi çok sayıda Harpoon füzesinin olduğu bir deponun vurulduğu, ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde de Himars tipi çoklu roketatar sisteminin yine vurularak kullanılamaz hale getirildiğini ifade etti.

Rusya’nın bu açıklaması tarafsız kaynaklar tarafından doğrulanmış değil. Silah uzmanları Amerikan Himars sistemlerinin yerini tespit etmenin ve vurmanın çok zor olduğunu belirtiyor.

Ukraynalı yetkililer daha önce yaptıkları açıklamalarda, Harpoon füzelerinin ağırlıklı olarak Rus Deniz Kuvvetleri unsurlarına karşı kullanıldığını bildirmiş, Himars sisteminin de Rus güçlerine karşı çok başarılı olduğunu duyurmuştu.

Rusya Savunma Bakanlığı bugün sabah saatlerinde ayrıca, karadan havaya atışlarla Ukrayna Hava Kuvvetlerine ait Su-25 tipi bir savaş uçağı ile Donetsk bölgesinde Mi-17 tipi bir savaş helikopterini düşürdüklerini bildirmişti.

Konaşenkov, Harkiv bölgesinde yaklaşık 200 Ukraynalı askerin de öldürüldüğünü dile getirdi. Bakanlıktan Cumartesi günü yapılan açıklamada, Ukrayna’daki saldırıların artırılacağı duyurulmuştu. Ukrayna Genelkurmayı düşman ateşinin özellikle topçu birlikler tarafından yoğunlaştırıldığını bildirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın