Bahçeli’den Erdoğan’a 2028 İçin Destek

Erdoğan’a yönelik desteğini de vurgulayan Bahçeli, “İleride şartlar ne olursa olsun Sayın Cumhurbaşkanımızın görevine devamından yanayım. 2028’de de devam etmeli. Eğer tekrar bir cumhurbaşkanlığı adaylığını düşündüğü zaman MHP olarak tam desteğimizi vereceğiz” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Sabah’tan Tuba Kalçık‘ın sorularını yanıtladı.

Terörsüz Türkiye sürecine dair neler söylemek istersiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımız bunun için de hassasiyetle çalışmaktadır. İlgili bakanlar da kendi alanlarında terörsüz Türkiye’nin başarıya ulaşması için gayret göstermektedir. Meclis’te temsil edilen siyasi partilerden oluşturulan 51 kişilik heyet, konu üzerinde çalışıyor ve bazı kesimlerin de düşüncelerini almak için kapıyı aralıyor. Meclis’in yüksek bir katkısı var. Sivil toplum kuruluşlarının katılımı, siyasi parti temsilcilerinin bulunması çok önemli.

Bunlar devlet politikası olarak işi çok kararlı ve tutarlı şekilde sonuçlandırmak için atılmış sağlıklı adımlardır. Komisyonda mutabakata varılmış olan hususlar Meclis’e, Meclis Başkanlığımızın yönlendirmesiyle aktarılırsa Meclis’te bu konular tartışılır ve yasalaşacak konular yasalaşır, mutabakata varılacak konular üzerinde bir kez daha durulur. Netice itibarıyla terörsüz Türkiye başarılı şekilde sonuçlandırılır.

MHP olarak ‘Oy kaybeder miyim’ kaygısı taşıdınız mı?

Hiçbir kaygı taşımadık, hiç böyle bir düşünceye de sahip olmadık. Atılması gereken bir adımın atılacağı inancıyla hareket ettik. Onun da temeli samimiyetle ifade etmek gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclis açılışındaki konuşmasıdır. 2025 yılında Meclis’te bulunan partilerin karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde verimli ve etkin çalışmasını temenni etmiştir. Milletvekili arkadaşlarımız da bu değerlendirmeye gönülden katılmıştır. Fakat Meclis’teki diğer partilerde ise ayrılırken ayağa kalmamak gibi, farklı farklı davranışlar sergilemesi gibi davranışlar oldu. Bazıları bundan siyaseten sonuç çıkarmaya çalışıyor.

İşte böyle bir anda hiçbir yerden tesir altında kalmaksızın yerimden kalktım, DEM Parti’ye giderek görevlilerin elini sıktım ve yeni çalışma döneminin hayırlara vesile olmasını temenni ettim. Meclis’teki bu davranış çok önemli bir tartışmaya da vesile oldu. Bu davranışımın sebebi de Cumhur İttifakı’nın bileşeni olarak MHP, Sayın Cumhurbaşkanımızın temennisine olumlu bir karşılık vermek mecburiyetindedir. Çünkü Cumhur İttifakı’nın gereği budur. Çözüm üreten bir Meclis’e doğru gidebilmek için hayırlı bir adım attığımız kanaatindeyiz. Yaptığımız şey budur.

‘İmamoğlu ve diğer belediye başkanları hakkındaki soruşturmalarla ilgili iddianameler hazırlanmalı’ açıklaması yapmıştınız.

Haklılar ise beraatleri sağlanmalı, suçlular ise gerekli cezayı almalılardır. Ekim ayı içerisinde iddianameler hazırlanmalı, kamuoyu ile paylaşılmalı ve mahkemeler başlamalıdır. Ve kısa zamanda da sonuçlanabilecek bir çalışma ortamına girebilmelidir. Bunu da yapabilecek çok değerli yargı mensubu var, bunlara da güvenmeliyiz.

CHP yönetiminin ‘Mahkemenin kararını tanımıyoruz’ açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanlış buluyorum. Hukuka saygı duymak gerekir. Mahkeme kararını tanımıyoruz diye bir olay olmaz. Mahkeme bir karar verdiyse onu tanıyıp, kararın gereğini yapmaya çalışmaları gerekiyor. Toplumu bazı tartışma zemininden uzaklaştırıp daha karşılıklı anlayışa dayalı bir toplum yapısına kavuşturmaları gerekiyor.

“Özgür Özel’in psikolojisini iyi görmedim” demiştiniz.

Çok sert konuşmalar yapıyor, bazı kavramları farklı kullanıyor. Bunlar da onun hareketlerine ve yüzündeki ifadeye yansıyor. Bu da televizyonlar tarafından toplumca görülüyor. Ana muhalefet partisinin lideri olarak daha sabırlı ve sakin davranması gerektiğini düşünüyorum.

İyi Parti’nin terörsüz Türkiye sürecine karşı tavrına ne dersiniz?

Bizim için bu söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Dikkate de almıyoruz. Tekrar bir araya gelme şansı yoktur ya da bir ittifak kurma gibi bir düşüncemiz de yok. Cumhur İttifakı’mız devam edecektir. Bizden ayrılıp ayrı parti kuranlar MHP’ye çok büyük hakaretler ve saygısızlıklar yapıyorlar. Türkiye’nin meselesi huzurdur, barıştır. Herkese sorumluluk düşüyor. PKK bu sorumluluğu üstlenmiştir, Türkiye’deki yasal partiler de en az PKK kadar sorumluluk almak zorundadır.

Sosyal medya ortamı hakkında neler söylemek istersiniz?

Sosyal medyanın kökü kazınmalı. Hem aile yapımız hem toplumsal barışımız hem de dayanışmamız ve yeni neslimizin sağlıklı yetişmesi açısından dikkatli olunması gerekiyor. Bana kalsa yarım saattin içinde sosyal medyanın hepsini kapatırım.

Sayın Cumhurbaşkanımızla nasıl bir dostluğunuz var?

Sayın Cumhurbaşkanımızla dostluktan ziyade bulunduğu makama karşı MHP’nin gösterdiği bir özen ve saygı vardır. Bu saygı samimiyetle karşılıklı olduğu zaman da birlikte düşünme ve paylaşma noktasına sizi taşır. Şu anda Sayın Cumhurbaşkanımıza tam destek veriyoruz. Türkiye 2 dönemden bu yana çok kritik aşamalardan geçmiştir. Özellikle 15 Temmuz ve sonrasında Cumhurbaşkanımızın değerli çalışmaları ülkemiz için yararlı olmuştur. Sosyal ve ekonomi meselelerinde sıkıntılar olabilir ancak bunlar aşılmayacak konular değil. İleride şartlar ne olursa olsun Sayın Cumhurbaşkanımızın görevine devamından yanayım. 2028’de de devam etmeli. Eğer tekrar bir cumhurbaşkanlığı adaylığını düşündüğü zaman MHP olarak tam desteğimizi vereceğiz.

Terörsüz Türkiye kapsamındaki yasal düzenlemeler konusunda neler söylemek istersiniz?

Meclis’teki komisyonda her şey değerlendiriliyor. Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Barışı uçurabilmek için ikinci kanadının da olması gerekiyor. Barışın tek kanadı Öcalan tarafından gerçekleştirilmiştir, PKK feshedilmiş ve silahlar bırakılmıştır. Şimdi beraberce yaşayabilmenin şartlarının neler olması gerektiği aşamasına gelinmiştir. Meclis’teki komisyon verimli çalışmasına devam ediyor. Ahmet Türk, Mardin Belediye Başkanı’ydı ama görevden alındı. Türkiye’de barışın ve huzurun sağlanabilmesi için PKK ile diyalogların kurulması konusuna katkı sağlayan biri.

Böyle bir durum karşısında Ahmet Türk görevine iade edilmeli. Belediyesiyle kavuşması gerekir. Kardeşlik ve barış duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Aynı şekilde Ahmet Özer de öyle. Eğer belediyede bir yolsuzluk ya da yasadışı davranışlar var ise bu ayrı bir konudur. Ama geçmişte PKK ilgili bazı düşüncelerini kamuoyu ile paylaşması ayrı bir konudur. Eğer Türkiye barış sürecine girdiyse Ahmet Özer’in tahliye edilmesi gerekiyor. Yolsuzluk gibi bir durum varsa gerekli cezayı da almalı. Bu iki konuyu birbirinden ayırmalıyız.

15 Eylül’deki CHP davasından mutlak butlan kararı çıkar mı?

Bilemiyorum tabii. Ama süreç başlamıştır. İl kongreleri, il kurultayları gibi şeyler birbirini tamamlayarak devam eder. Biz de geçmişte bunları yaşadık. Bizden de ayrı bir parti oluştu. Dış müdahalelerle başkaları yön vermeye çalışmamalıdır. Geçmişte bize de benzer bir müdahaleye yapmaya çalıştılar ama Allah’a şükür netice alamadılar.

‘Duruşma TRT’de de yayınlanabilir’ demiştiniz…

CHP’li yöneticiler ısrar ediyor yayınlansın diye. Bizce bir mahzuru yok. Türk halkı görsün her şeyi. Akşam beş tane konuşmacının tartışmalarıyla zihinleri bunaltacağı yerde, yargının önündeki gelişmeler karşısında halkın bir sonuca varması daha doğru olur.

CHP’nin İstanbul İl Kongresi’nin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilim devam ediyor…

Bu durum CHP’nin kendi iç meselesidir. CHP’de yaşanan bu durumu gündeme bu kadar taşıyan da medyadır. CHP’de iç meseleleri çözecek çok yetenekli şahsiyetler var. Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde önemli bir siyasi kurumdur CHP. Kendi içerisinde bu durumu aşacağını düşünüyorum. Tartışmalar bizim meselemiz değil, onların meselesidir.

Terörsüz Türkiye süreci bağlamında Suriye’deki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

PKK’nın kurucusu Öcalan, 27 Şubat’ta bir açıklamada bulundu. Topluma kendini çok net ifade etmiştir. Kendi kitlesine de net ifade etmiştir. Konuşmasının da arkasında durmuştur. PKK feshedilmiş ve silahlar bırakılmıştır. Dolayısıyla PKK ve buna bağlı bileşenler nerede var ise Öcalan’a tabi olmak, ona saygı duymak ve onun talimatları doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedir. Ayrı baş çekmek, Öcalan’ın dışındaki bazı çevrelerin kontrolüne girmiş olarak kabul edilir. Bu durumda biz de Öcalan’ın aldığı kararların uygulanması noktasındaki kararlılığımızı sürdürürüz.

Paylaşın

Bahçeli’den Özgür Özel’e Ağır Sözler: İşbirlikçi, Kimliksiz…

MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Lideri Özgür Özel’in Sinop’ta yaptığı konuşmayı sert bir dille eleştirerek, “Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur” dedi ve ekledi:

“Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır. Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı bir açıklamada bulundu. Devlet Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Saf ahlak, safi akıl, samimi mizaç, sağlam ve sağduyulu iradenin teşekkül ettiği siyaset ve düşünce insanları yaşadıkları dönemin şuuru, yaşanan hayatın huzur ve güven şuralarıdır. Bu sayede sorun çözme kültürünün işler ve işlevsel olması, devlet-millet dayanışmasının en üst düzeyde tecelli etmesi elbette mukadderdir. Cumhur İttifakı milli ve manevi değerlerin refakatinde ahlaki, tarihi ve milli sorumluluğun izindedir, idrakindedir. Türkiye’mizin temel sorun alanlarına kararlılıkla müdahale edilmektedir.

Yıllara sari kronik ve kumanda edilen sorunların böyle gelse de böyle gitmeyeceği, daha doğrusu gidemeyeceği artık gün gibi meydandadır. Türk milleti gelecek umutlarının gerçekleşeceğine inanmış, yüksek hedeflerine ulaşacağına ikna olmuş, bunların da Cumhur İttifakı’nın cesur, dürüst ve ilkeli mücadelesiyle hayat bulacağını takdir ve tensip etmiştir. Artık hiçbir şey eski usul ve esaslar çemberinde sıkışıp kalmayacaktır. Yeni dünyanın Türk yorumu Türkiye Yüzyılı olarak formüle edilmiştir. Devrin Türk milletinin devri olduğu netleşmiştir. Bu devir aynısıyla barış devri, kardeşlik devri, istikrar ve huzur devri olarak sivrilecektir.

Kökeni, yöresi ve anasının dili ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan bütün kardeşlerimiz eşit, hakkaniyetli ve onurlu bir beraberliğin, aynı şekilde muhabbet ve mehabetle bezenmiş kucaklaşma hissiyatının ikamesi ve inkarı asla düşünülmeyecek beşeri cevheri olmuşlardır. Türk ile Kürt arasındaki sarsılamaz, sorgulanamaz, sulandırılamaz birliğe ve bütünlüğe gölge düşürmeye, leke sürmeye, nifak saçmaya teşebbüs ve tevessül edenlerin tezgahı bozulmuştur. Milli irade muazzam bir destek ve sahiplenmeyle “Terörsüz Türkiye”nin arkasında yerini ve tartışmaya kapalı pozisyonunu almıştır. Yeni Yüzyıl köklü huzur ve kalıcı barışın timsali olacaktır.

Siyonist emperyalist plan ve projelerin tahrik ve tesiri kalmayacaktır. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ çalışmalarına devam etmektedir. Bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının yanı sıra tespiti yapılan yol haritası mucibince sarih amacı ortadayken görev alanı dışına çıkarma, mahzurlu ve maksatlı gündem başlıklarını araya sıkıştırma arayışları son derece yanlıştır. PKK’nın silah bırakma ve tasfiye aşamalarının teknik ve hukuki çerçevesini oluşturup olgunlaştırma çabalarının sabote edilmesi veya buna teşne olunması iyi niyetle açıklanamayacaktır.

Bazı mesleki kuruluşlarla CHP’nin başını çektiği siyasi ve ideolojik sabotaj girişimleri ‘Terörsüz Türkiye’nin doğasıyla çelişmekte ve çekişmektedir. Nitekim mezkur komisyonun çalışmalarına hız vermesi, görev sahası dışına taşmadan asıl ve yakın hedeflerine odaklanarak vaki toplantılarını ikmal etmesi hayırlı gelişmeleri birbiri ardına eklemleyecektir. En azından inancımız, beklentimiz ve ümidimiz bu şekildedir.

PKK’nın kongresini toplayarak fesih işlemini tamamlaması, bir grup PKK’lının da 11 Temmuz’da silahlarını yakması temkinli iyimserliğimizi güçlendirmiştir. Fakat o günden bugüne bir durgunluğun, bir ayak sürümenin, zamana karşı oynamanın, ısrarla top çevirmenin kimi hallerde telaşı kimi hallerde de kurnazlığı gözlerden kaçmamıştır. Lağvedilen PKK terör örgüne mensup terörist unsurlarının kademe kademe SDG/YPG’ye katılıp katılmadığı henüz tam berraklaşmayan bir muamma olarak önümüzdedir. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderi tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı bölücü terör örgütünün bütün bileşenleri için bağlayıcı mahiyettedir. SDG/YPG bu çağrıdan muaf ve istisna değildir.

Bölücü terör örgütü türevlerinin bütünüyle önderleri nezdinde sadakat ve samimiyet testinden geçtiği, Siyonist alçaklığın mı yoksa İmralı’nın mı belirleyeceği olacağı yakında iyice anlaşılacaktır. PKK’nın ve PKK’lı teröristlerin önderi konumundaki İmralı’ya SDG/YPG’nin aynısıyla bağlılık göstermesi, 27 Şubat açıklamasına uygun davranış ve tavır içinde bulunması herkesin çıkarına olduğu kadar terörsüz geleceğe ve bölgesel huzura da azami düzeyde katkı sağlayacaktır. Terör devleti İsrail, Suriye’nin bölünmesi ve parçalanması hususunda devamlı el yükseltmektedir. Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir.

YPG’li teröristbaşı Mazlum Abdi’nin, Almanya’da düzenlenen ‘Rojavalı Gençler Ulusal Konferansı’na gönderdiği video mesajında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yürürlükte olan ateşkesin devam etmeyebileceği, çatışmaların başlama ihtimalini dile getirmesi hain niyet ve eylemsel heveslerin tetikte beklediğine işaret etmektedir.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın’ın 10 Temmuz 2025 tarihinde, ‘Hepimizin uzlaşması ve şu sonuca varması gerekiyor: Tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye’ açıklamasından bir gün sonra, ‘SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.’ değerlendirmeleri ne kadar isabetliyse, 30 Ağustos 2025 tarihinde, ‘PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu’ sözleri bir o kadar sakıncalı ve sakattır.

Maalesef ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır. Soykırımcı İsrail örtülü operasyonlarla, silahlı ve zora dayalı şekilde Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne alenen kast etmektedir. Bu durum sadece Suriye için değil Türkiye’yi de çok sıcak ve birebir ilgilendiren aşırı güvenlik tehdididir. Aynı zamanda ‘Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’ hedeflerini bozma ve bitirme gayesiyle ilişkili mütecaviz hamlelerin sert adımlardır.

Türkiye’nin Suriye politikası şeffaf ve açıktır. Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüyle üniter yapısı vazgeçilmez politik tasavvur ve tercihimizdir. Nihayet bu tasavvur ve tercihten tavizin bedeli öngörülemeyecek kadar tehlikeli olabilecektir. Suriye için teklifi yapılan ‘Federasyonun bir tık altı’ beyanatları maskeli bölünme ve bölücülük önerisidir. SDG/YPG’nin sürekli yeni dayatmalarla gündemi meşgul etmesi, özerklikten bağımsızlığa varıncaya kadar sıralı talep listelerini paylaşması, nitekim ABD-İsrail’in oyuncağına dönüşmesi vahim bir karmaşanın ön habercisidir.

Geldiğimiz bu aşamada iki seçenek kalmıştır: Suriye’de ya huzur, barış ve istikrar hakim olacak; ya da İsrail’in tahayyülündeki parçalanma ve iç çatışma ortamı vasat bulacaktır. Netenyahu isimli caninin ‘Suriye’de aslında kiminle mücadele ettiğimizi biliyorum’ sözleri Türkiye ile İsrail’in görüş açısı sıfıra inmiş, hatta sıcak temasın muhtemel olduğu mahut cepheleşmesinin de itirafından başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti stratejik akılla, siyasi kararlılıkla, diplomasi sahasındaki sabır ve sebatıyla Suriye’de oyun kurmaya ve masa başı haritaları çizmenin arzusunda olan zalimlere direniş göstermektedir. Bu direniş meşru ve soylu bir direniştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin tutumu ve takip ettiği politika süreci hem iç güvenliğimize hem de bölgesel huzura büyük bir hizmettir. Türkiye Cumhuriyeti komşu coğrafyalarda oldubittilere müsaade etmeyecek güç, caydırıcılık, kabiliyet ve yetenektedir. SDG/YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart 2025 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir. Sözün yapamadığını yeri gelirse nice kahramanlık sahneleri başaracaktır.

‘Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’ hedefi tarihin, kardeşlik hukukunun, kader ortaklığının, hiç kuşkusuz üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın diriliş ve toparlanış kararıdır. Bu kararı tahrip etmeye, temelinden dinamitlemeye kalkışanlar buna pişman edilecektir. Kürt kardeşlerim oynanan oyunun bilincindedir. Üstelik hiçbir Kürt kardeşim Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, soykırımcıların telkin ve göz boyayan vahşi hesaplarına kurban verilmeyecektir. Suriye’de yaşayan Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar kardeşimizdir ve kurulan tuzaklar el birliğiyle kırılıp atılacaktır.

“İşbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin…”

Çevremizde bu kadar boğucu ve sancılı olaylar vuku buluyorken, CHP Genel Başkanı’nın Sinop’ta yaptığı konuşma ve içeriği rezalet ve kepazeliğin daha ötesidir. Özgür Özel akıl tutulmasının dibindedir. Bu patolojik vaka aynısıyla şunları söylemiştir: ‘Ben de Büyük Taarruz’un emrini veren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kişi olmak istiyorum. Savaş kazanan kumandan olmak istiyorum.’ Bu hezeyanla dolup taşan, tarif ve tanımında kelimelerin kifayetsiz kaldığı çarpık ifadelerin muhatabını sağlıklı ve sağgörülü addetmek mümkün değildir.

Demokrasi yolunda beraber yürümekten bahis açan, bu suretle Cumhur İttifakı’nda sanki sorun varmış gibi yaygara yapan Özgür Özel’in uçurumlarla ihata edilen inişli çıkışlı yolunun bizim hak ve hakikat yolumuzla kesişmesi hayal mahsulü bile değildir. Sivil siyaset ve demokratik mücadele halinde olduğunu iddia eden bir partinin sipariş başkanının düşmanın kim olduğunu, kime karşı taarruz yapacağını, hangi savaşı kazanacağını, kumandanlık görevini ne şekilde üstleneceğini berraklığa kavuşturması acil bir ihtiyaçtır.

Kendi dışındakileri düşman gören siyaset anlayışı 1930’lu-1940’lı yılların Hitler kafasıdır ve korkunç bir skandaldır. Türkiye’de düşman gözleyen ve gözetleyen Özgür Özel’in derhal bir sağlık merkezine müracaatı ya da ille de düşman arıyorsa etrafına bakması tavsiyemizdir. Sinop’ta Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur.

Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır. Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.

Aziz Atatürk’ü anladığını zanneden, ancak baştan ayağa yanlış anlayan bu şahsın Milli Mücadele yıllarında vatanımıza musallat olan müstevli emellerinden hiçbir farkı olmadığı ibret verici düzeyde karşımızdadır. CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir. Bu ilkel ve ilkesiz siyasi zihniyetin evvelemirde, yüzyılın en büyük rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk davası olarak anılan devasa vurgun ve yağmayla yüzleşmesi, bunun da demokratik ve hukuki hesabını vermesi adalet namusunun konusudur.

Dileğimiz, yeni adli dönemde görülecek yolsuzluk davalarının iddianame hazırlığının yapılarak süratle lazım gelen hükmün tesisi, kimin mücrim kimin masum hukuken tefrik ve tayin edilmesidir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır. Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı istikbalin kudretli devletini inşa edecek, istiklal ve egemenlik haklarımızı fedayı can inancıyla sonuna kadar muhafaza edecektir.”

Paylaşın

MHP’den Yargıya “Adil Yargılama” Mesajı

MHP’li Feti Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından 2025-2026 Adli Yılı’nın başlaması dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerinin yerine getirilmesinin önemine vurgu yaparak yeni adli yılın ülkeye hayırlar getirmesini dileyen Yıldız, paylaşımında yargının görevini şu ifadelerle hatırlattı:

Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hakim ve Cumhuriyet Savcıları yerine getirmektedir.

Yeni adli yıl için dileklerini sıralayan Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Açıklamasında şu hususları öne çıkardı: Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hâkim ve Cumhuriyet savcıları yerine getirmektedir. 2025-2026 Adli Yılı’nın milletimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Yargılamalarda: Suçsuzluk karinesinin esas alındığı, şüpheden sanığın faydalandığı, kimsenin kendini suçlamaya zorlanmadığı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde doğal hâkimlerin görev aldığı, duruşmaların sözlü, aleni ve hakkaniyete uygun yapıldığı, davaların makul sürede sonuçlandığı, delillerin vasıtasız olduğu, insan haklarına saygı duyan, koruyucu adaleti kuran, yargı denetimine bağlı hukuk devletinin güçlendirilmesi, insan onurunun korunması, ifade özgürlüğünün korunup geliştirilmesi, yargı hizmetlerine eşit ve kolay erişim, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi kavramların eşitlik temelinde var olması, adil yargılanma hakkının eksiksiz biçimde korunması, kırılgan gruplara karşı onarıcı, telafi edici adaletin güçlendirilmesi, makul sürede yargılanma hakkının güvencelerinin artırılması, hakların kullanılmasında uluslararası alanda kabul gören ilke ve kuralların gözetilmesi, öngörülebilir ve çözüm merkezli adaletin hâkim kılınması, yaptırım ve infaz dengesinin sağlanması, seçenek yaptırımların kesintisiz uygulanması devletin görevidir.

“Tutuklama bir ceza değildir”

Bütün yargılama önlemleri gibi, tutuklama da geçici niteliktedir. Tutuklama bir ceza değil, maddi gerçeğe ulaşılmasını, ceza davasının yürütülmesini ya da ileride verilmesi olası cezanın infazını sağlayan geçici bir araçtır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlandıran çok ağır bir koruma tedbiri olması nedeniyle, tutuklamanın sıkı şartlar altında, geçici, çok dikkatli ve özen gösterilerek uygulanması ve başvurulması gerekir.

Paylaşın

Bahçeli’den “Süreç” Açıklaması: Altın Fırsat Heba Edilmemeli

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, kardeşlik hissiyatı zedelenmemeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin 954. ve Büyük Taarruz’un 103. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk milleti tarih boyunca medeniyet ışığının taşıyıcı ruhu, merhamet ve mehabet ikliminin muhabbetle taçlanan burcu olmuştur. Bu yüksek haslet ve haysiyet zamanın dar kovuklarından dalga dalga sızarak yayılmış, sönük ve solgun, aynı zamanda durgun ve yorgun coğrafyaların sisli ufkunu fetih ve taarruz parlaklığıyla aydınlatmıştır.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un içyüzünü görebilen, okuyabilen ve özümseyenler için bu aydınlık Allah’ın bir lütfu, milletimizin de övünç kaynağıdır. Hem 954 yıl evvel, hem de 103 yıl evvel olmak suretiyle iki ayrı tarih diliminde Anadolu esaret zincirlerinden kurtularak asil ve aziz milletimizin şeref ve namusu olarak perçinlenmiştir.

Özellikle Malazgirt Ovası’nda küresel ve bölgesel kuvvet dengesi yeni baştan kurulurken, jeopolitik ve jeostratejik denklemlerin parametreleriyle birlikte dünyanın istikameti ve çağların şifreleri muhtevalı değişime uğramıştır. Mesele sadece hak ederek kazanılmış bir meydan savaşı veya ulaşılmış muvaffak ve muzaffer bir dönemin inşasıyla sınırlı görülmemelidir.

Malazgirt Zaferi, tefrika ve tezvirata mahkûm düşen Anadolu’nun yeniden doğuşunu müjdelemiş, haksızlığa ve zulme maruz kalan mazlumların dirilişini tetiklemiş ve teşvik etmiştir. 954 yıl önce ayrımcılık can evinden vurulmuş, ayrışmayı kamçılayan karanlık amaç ve arayışlar can pahasına darbelenmiştir.

Malazgirt Zaferi, Türk milletinin varoluşsal onurunun eşanlı olarak yurt tutma hedefiyle eklemlenmesi, mukadderatının özünü teşkil eden sarsılmaz birlik ve dayanışma duygusunun iman ve kahramanlıkla yoğrulmasıdır.

Bu zafer Bizans’ın kilitlediği bereket vadeden kapıları açmakla kalmayıp kırgın ve kırık gönüllerin de umut ve heyecan mayası olmuştur. Ötüken sancağı Malazgirt’te çok daha kudretli şekilde cihanşümul gayelere kilitlenmiş, maşeri vicdanda tıpkı bir cevher gibi saklı duran kutlu ülküler Kızılelma sevdasıyla coğrafyaları sarmıştır.

Müslüman Türk milleti Anadolu’yu ağırlık ve harekât merkezi yaparak İ’la-yi Kelimetullah aşkının peşine düşmüş, yerküreyi 360 derecelik açıyla aklen, kalben ve fikren kuşatmıştır. Elbette Malazgirt Zaferi’nin sonuçları hala müessir ve müsellemdir. Müstevli ve muhasım çevreler bu zaferden dolayı 9,5 asırdır huzursuz, sancılı ve rahatsızdır.

Türk milletinin varlığından, bir ve kardeşçe yaşamasından, acıda ve anıda, sevinçte ve hüzünde tek nefes olmasından korkuya kapılanların menhus ve menfur oyunları devamlı güncellenmiş, zaman zaman da genişlemiş ve genelleşmiştir. Hiç bitmeyen, hiç kesilmeyen, hiç eksilmeyen nice tertip ve tuzaklara rağmen Malazgirt’in manevi mirası, Büyük Taarruz’un kristalize olmuş soylu duruşu tahrip edilememiştir.

Malazgirt’in emanet olarak nesilden nesile intikal eden tarihsel dokusu, makus talihi değiştiren doğası ve kuşkusuz milli yüreklerde kor gibi yanan zafer ateşiyle “Terörsüz Türkiye”nin kararlı adımları ve kaderimize yön verecek sağlam atılımları el ele, güç birliği halinde yapılmaktadır.

Terörsüz Türkiye, fetihler sürecinin, taarruz bilincinin, hasılı ve son tahlilde Malazgirt Zaferi’nin istikbalin tertemiz yüzüyle birleşmesi, yeni yüzyılın barış, huzur ve kardeşlikle çelikleşmesidir. Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, coğrafyayı vatan yapan millet çatısı altındaki kardeşlik hissiyat ve hususiyeti zedelenmemelidir.

Malazgirt’te temerküz eden fetih aklının, insanlarımızın diliyle kökeniyle ilgilenmeyen, bunu dert etmeyen ve ortak değerlerde buluşmayı temel alan selim ve selis iradenin, elleri öpülesi ecdadımızın çığlık kadar hür muhteşem çağrısını ve muzaffer çehresini yere düşürmeyeceğine gönülden inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk tarihinin her bir döneminde, milli bekanın muhafazası için emsalsiz sorumluluklar üstlenmiş, en çetin imtihanları sabır ve vatanperverlikle geçmiş, milli birlik ve kardeşliğin nişanesi olmuş aziz ecdadımızı hürmet ve rahmetle anıyorum.

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz’un 103’üncü yıl dönümünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Taarruz ve zafer günümüz mübarek olsun. Vatanımız sonsuza kadar var olsun.”

Paylaşın

MHP’den “Anayasa” Mesajı: Altı Madde Kırmızı Çizgimiz

Anayasa’nın ilk 4, 42. ve 66. maddelerine ilişkin değişiklik tartışmalarına kapalı olduklarını belirten MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç kapsamında başlattığı “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temalı teşkilat buluşmalarına İstanbul’da devam etti.

Programa İstanbul’un yanı sıra Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak teşkilatları da katıldı. Toplantıda partinin anayasa yaklaşımı ve terörle mücadeleye ilişkin mesajlar öne çıktı.

Karar’ın aktardığına göre; MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, konuşmasında Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66. maddelerine vurgu yaptı. Bu maddelerin parti açısından değiştirilemez olduğunu belirten Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“Bizden hiç kimse, Anayasa’nın ilk 4 maddesini, 42. maddesini, 66. maddesinde izah edilen millet tarifini, vatandaşlık tarifini değiştireceğimizi düşünmesin. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bu maddeler emin olun hiçbir zeminde tartışma konusu olmaz.”

Yıldız ayrıca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 20 Ekim 2024’te yaptığı “Terörsüz Türkiye” çağrısını hatırlattı. Konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in 20 Ekim 2024 tarihinde yaptığı tarihî çağrıdan bugüne kadar geçen sürede, terörsüz Türkiye yolunda çok önemli bir viraj geride bırakılmıştır. Askerimize, polisimize, korucumuza, öğretmenimize, terörden büyük bedel ödeyen masum insanlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereği ne ise şimdi o yapılmaktadır.”

Paylaşın

MHP’den “Türkiyeli” İfadesine Tarihsel Açıklama

“Türkiyeli” kelimesinin kullanımına dair tarihsel bir değerlendirmede bulunan MHP’li Feti Yıldız, ifadenin ilk kez 1924’te yürürlüğe giren Muhâmat Kanunu’nda, ‘tebâ’ kelimesi yerine vatandaşlığı tanımlamak amacıyla yer aldığını söyledi.

Feti Yıldız,  ancak 1938 yılında “Türk” ifadesiyle değiştirildiğini ve kullanımının sona erdiğini ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Türkiyeli” kelimesinin kullanımına dair tarihsel bir değerlendirmede bulundu. Yıldız sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“’Türkiyeli’ kelimesi ilk kez ‘tebâ’ yerine, vatandaşlığa terfî amacıyla, 3 Nisan 1924 tarihli Muhâmat Kanunu’nda kullanılmış ve 1938’de ‘Türk’e dönüşerek tarihe karışmıştır. Muhâmat Kanunu ile bazı avukatlar tasfiyeye tabi tutulmuş, avukatlık kurumu yeniden düzenlenmiştir. Tasfiyeler, kanuni şartları avukatlık yapmaya uygun olmayanlar ile Mütareke Döneminde ülke aleyhine çalışanlara yöneliktir.”

Paylaşın

Erişim Belirteci Nedir Ve Neden Önemlidir?

Erişim belirteçleri, nesne yönelimli programlama alanında, özellikle kodunuzun güvenliğini, bütünlüğünü ve modülerliğini sağlamada önemli bir rol oynar. Tasarım gereği, bu belirteçler, sınıf üyelerinin (örneğin değişkenler, yöntemler ve iç içe geçmiş sınıflar) kodunuzun diğer alanlarına görünürlüğünü ve erişilebilirliğini kontrol etmek için vardır.

Haber Merkezi / Erişim belirteçlerinin amacı, iyi tanımlanmış sınırlar oluşturmak ve programınızın kritik dahili bileşenlerine yetkisiz erişimi veya istenmeyen değişiklikleri önlemektir. Erişim belirteçlerini kullanarak geliştiriciler, kodu korumak, doğru çalışmasını garanti altına almak ve sınıflar arasında daha düşük bağlantı sağlamak için kapsülleme ilkelerini izleyebilirler.

Erişim belirteçlerinin kullanımı, geliştiricilere programın farklı bölümlerinin sınıf üyeleriyle nasıl etkileşim kurabileceğini tam olarak belirleme gücü verir. Örneğin, genel belirteçler sınırsız erişime izin verirken, özel belirteçler erişimi yalnızca aynı sınıfa kısıtlar ve korumalı belirteçler, genellikle kalıtım amacıyla, erişimi türetilmiş sınıflara genişletir.

Bazı diller, sırasıyla aynı derleme veya paket içinde erişime izin veren dahili (C#) veya pakete özel (Java) gibi ek erişim denetimleri de sunabilir. Erişim belirteçleri için bu farklı seçeneklerin kullanılması, geliştiricilerin düzenli ve güvenli bir kod tabanı sürdürmesini sağlayarak hata ayıklama sürecini kolaylaştırır ve yeniden kullanılabilirliği artırır.

Erişim belirteçlerini kullanmak için en iyi uygulamalar

Erişim belirteçleriyle çalışırken, kod kalitesini, sürdürülebilirliğini ve güvenliğini sağlamak için belirli en iyi uygulamaları takip etmek önemlidir. İşte dikkate almanız gereken bazı yönergeler:

En az ayrıcalık ilkesini kullanın: Her zaman mümkün olan en kısıtlayıcı erişim düzeyini kullanın. Özel erişimle başlayın ve erişilebilirliği yalnızca gerekliyse artırın.

Verileri kapsülleyin: Örnek değişkenleri gizli hale getirin ve gerekirse herkese açık getter ve setter yöntemleri sağlayın. Bu, verilere nasıl erişileceğini ve değiştirileceğini kontrol etmenizi sağlar.

Net arayüzler tasarlayın: Sınıfınız için net ve kararlı bir arayüz tanımlamak üzere genel yöntemleri kullanın. Bu, kodunuz geliştikçe geriye dönük uyumluluğun korunmasına yardımcı olur.

Genel alanlardan kaçının: Genel alanlar kapsüllemeyi ihlal eder ve kodun diğer bölümlerini etkilemeden daha sonra uygulamanızı değiştirmenizi zorlaştırır.

Protected sınıfını dikkatli kullanın: Sadece net bir kalıtım stratejiniz varsa protected sınıfını kullanın. Protected sınıfının aşırı kullanımı, temel ve türetilmiş sınıflar arasında sıkı bir bağlantıya yol açabilir.

Kararlarınızı belgelendirin: Bir şeyi özel olmaktan çıkarıp daha erişilebilir hale getirmeyi seçtiğinizde, gerekçelerinizi belgelendirin. Bu, diğer geliştiricilerin tasarım tercihlerinizi anlamasına yardımcı olur.

Paket-özel erişimi göz önünde bulundurun: Bunu destekleyen dillerde (Java gibi), yalnızca belirli bir paket içinde kullanılması gereken sınıflar ve üyeler için paket-özel erişimi kullanın.

Doğrulama için araçlar kullanın: Gereksiz yere genel üyeler gibi erişim belirleyicileriyle ilgili olası sorunları belirlemeye yardımcı olabilecek statik kod analiz araçlarını kullanın.

Erişim belirteçleri hakkında sıkça sorulan sorular:

Erişim belirteçlerinin farklı türleri nelerdir?

Çoğu programlama dilinde genellikle dört tür erişim belirteci bulunur:

Genel: Genel olarak ilan edilen üyelere programın herhangi bir bölümünden erişilebilir.
Özel: Özel olarak beyan edilen üyelere yalnızca aynı sınıf içinde erişilebilir
Korunmuş: Korunmuş olarak beyan edilen üyelere aynı sınıf ve türetilmiş sınıflar içinde erişilebilir
Varsayılan (anahtar sözcük yok): Erişim belirteci olmayan üyelere aynı paket (veya ad alanı) içinde erişilebilir

Erişim belirteçleri neden önemlidir?

Erişim belirteçleri, kodu yapılandırmak, kapsüllemeyi kontrol etmek ve uygun veri gizlemeyi sağlamak için gereklidir. Geliştiricilerin, bir sınıfın arayüzünü tanımlayarak ve kodun hangi bölümlerinin belirli bir sınıf üyesiyle etkileşime girebileceğini belirterek güvenli, sürdürülebilir ve modüler kod oluşturmalarına olanak tanırlar.

C++’da erişim belirteçleri nasıl çalışır?

C++’ta erişim belirteçleri ‘public’, ‘private’ ve ‘protected’ anahtar sözcükleri kullanılarak belirtilir. Varsayılan olarak, bir C++ sınıfındaki tüm üyeler private’dır. İşte örnek bir kod parçası:

class MyClass  {
public:
int publicVar;

protected:
int protectedVar;

private:
int privateVar;
};

Java’da erişim belirteçleri nasıl çalışır?

Java’da erişim belirteçleri, varsayılan paket düzeyindeki erişim için ‘public’, ‘private’, ‘protected’ anahtar sözcükleri ve ‘no’ anahtar sözcüğü kullanılarak tanımlanır. Varsayılan olarak, bir Java sınıfındaki tüm üyeler paket düzeyinde erişime sahiptir. İşte örnek bir kod parçası:

public class MyClass  {
public int publicVar;
protected int protectedVar;
private int privateVar;
int defaultVar;
}

Paylaşın

MHP’den “Üniter Devlet’ Vurgulu Mesaj

“Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” hakkında açıklama yapan MHP’li Semih Yalçın, buluşmalardaki amacın, üniter devletten geriye dönüşün imkansız olduğu fikrini yerleştirmek olduğunu söyledi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partisinin düzenleyeceği “Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” hakkında açıklama yaptı.

Yalçın, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, söz konusu buluşmaların ilkinin 9 Ağustos 2025 Cumartesi günü Erzurum’da gerçekleştirileceğini ifade etti.

Semih Yalçın, “Toplantıya katılacak MHP Divan üyeleri, MYK ve MDK üyeleri, milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatlarımızın görevlileri; bir gün öncesinden, merkez ittihaz edilen Erzurum başta olmak üzere, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bingöl, Gümüşhane, Rize, Trabzon ve Tunceli illerine dağılarak bire bir temaslara başlayacaklardır” dedi.

Erzurum’dan sonraki ikinci toplantının 16 Ağustos 2025 Cumartesi günü İstanbul’da gerçekleştirileceğini bildiren Yalçın, “İstanbul merkezli toplantımızın katılımcı illeriyse Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak olacaktır” dedi.

Buluşmaların amaçları hakkında konuşan Yalçın, ‘üniter devlet’ vurgusu yaparak, “Üniter devletten geriye dönüşün imkânsız olduğu fikrini yerleştirmek” ifadelerini kullandı.

Semih Yalçın, buluşmaların amaçlarını şöyle özetledi:

“MHP’nin Terörsüz Türkiye tezinin haklılığına dair yaygın kabulün, daha geniş toplumsal katmanlara ve siyasi yelpazenin bütün dilimlerine yerleşmesine katkıda bulunmak, Terörsüz Türkiye hedefinin, siyasetler üstü bir mesele olduğunu izah etmek,

Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in, Terörsüz Türkiye ile Türk milletinin faydasını esas aldığı gerçeğini benimsetmek, MHP’nin, Terörsüz Türkiye ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin, gündelik siyasi kaygıların ötesinde olduğunun altını çizmek, Terörsüz Türkiye adımıyla asla siyasi taviz verilmediğini somut örneklerle anlatmak,

Üniter devletten geriye dönüşün imkânsız olduğu fikrini yerleştirmek, – Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilemez olduğu gerçeğini hafızalara kazımak, Türklüğe ve Türkçeye eş koşulması taleplerinin, kırmızı çizgimiz olduğunun hatırda tutulmasını sağlamak,

Milletimizin egemenliğine halel getirilmesinin asla mümkün olmadığını gerekçeleriyle anlatmak, toplumsal ve siyasi barışa duyulan konjonktürel ihtiyacı gerekçeleriyle anlatmak, Türkiye’nin sosyolojisinin, çatışma kültürüne değil; uzlaşma ve barış iklimine uygun olduğunu bilerek çalışmak,

Toplumsal uzlaşma ve barışın Türkiye’nin bekası bakımından taşıdığı önemi izah etmek, negatif imaj ve toplum mühendisliği çabalarını boşa çıkarmak, Genel Başkanımızın bilge liderliğinde MHP’nin eriştiği siyasi müessiriyet ve üretkenliğin güçlenmesine omuz vermek,

MHP’nin; çatışmacı değil, aksine -siyasi çatışmalara son verme kudretine sahip bir parti- olduğu kanaatini kuvvetlendirmek, MHP kadrolarının şiddet yanlısı olmadığını; bilakis toplumsal huzur, refah, barış ve esenliğe odaklandığını geniş kitlelere gerekçeleriyle izah etmek,

Toplumda giderek yerleşen, MHP’nin sorun üreten değil; sorun çözen parti olduğu inancına katkıda bulunmak, siyasi paradigma değişikliğini zaruri kılan bölgesel ve küresel gelişmeleri etraflıca izah etmek.”

Paylaşın

Bahçeli’den Özel’in TRT Çağrısına Destek: Yargıya Güven Artar

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, şeffaflık ilkesi doğrultusunda, Ekrem İmamoğlu duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanması çağrısına destek verdi.

Devlet Bahçeli, muhalefetin bu talebinin “makul ve meşru” olduğunu belirterek, duruşmaların canlı yayınlanmasının yargıya olan güveni artıracağını vurguladı. Yargı süreçlerinin hızla tamamlanması gerektiğini ifade eden Devlet Bahçeli, “İddianameler bir an önce bitirilmeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bizleri takip eden bütün vatandaşlarımızı yürekten selamlıyorum. Kırılmadan, kırışmadan, kıvırmadan, kısır heveslere kapılmadan her defasında yenilenerek mücadeleleri geride bıraktık. Yeri geldi candan geçtik ama ülkülerimizden, ülkemizden ve ilkelerimizden asla ödün vermedik. Her şeyden önce Türkiye dedik.

6 Temmuz günü aldığımız kara haber ile kahrolduk. Pençe Kilit Bölgesi’nde bir mağarada metan gazı zehirlenmesine bağlı olarak 12 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum… Ülkemiz huzur menziline doğru mesafe alırken dedikodu iklimini sıcak tutmaya çalışanları göz ardı etmiyoruz. Fitnebazların tehditlerini bozmak, bayatlamış tuzaklarını işlevsiz hale getirmek için teyakkuz halindeyiz.

Orman yangınları milletimizi derinden yaralamıştır. Özellikle İzmir’deki yangınların elektrik hatlarından kaynaklandığı il valisi tarafından açıklanmıştır. Orman yangınlarını istismar edip ortamı germeye çalışmak utanmazlıktır. Birbirinden uzak mesafelerde pek çok yangının çıkması ayrıca ele alınmalıdır. Devletimiz yangınlarla mücadele halindedir. Hayatını riske atan kardeşlerimiz başta olmak üzere ilgili bakanlıklara, kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Uzun süredir dile getirdiğimiz temiz siyaset ertelenemez mükellefiyettir. Siyaset alanının aklanmaya ihtiyacı var. Mahalli yönetimlerde tuz kokmuştur, emanet heba edilmiştir. CHP’deki belediyelerin yolsuzluk batağına saplanması bu partiyi neredeyse bu partiyi organize şebekeye çevirmiştir. Gayri ahlaki ve gayrihukuki ilişkiler teker teker deşifre edilmelidir.

Adana ve Adıyaman belediye başkanları yolsuzluk soruşturması ile yakayı ele vermiştir. İSKİ skandalının kat kat büyüğü mevcut CHP yönetimini sarıp sarmalamıştır. Emanete sahip çıkmayanlar erdemden bahsetmemelidir. Çalan çırpan, devlet kasasını boşaltanların adalet sözleri neyse suya yazılan odur. CHP’li başkanların hesap vermesi hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sonucudur.

İtirafçılar yine CHP maskesi takanlardır. İddianameler süratle hazırlanmalı, kovuşturmalar etkin şekilde, en kısa sürede tamamlanmalıdır. Savcılara güvenimiz tamdır ve gece gündüz çalıştıkları bellidir. Tavı kaçan yargı süreçlerinin siyasi kutuplaşmayı beslemesi muhtemel akıbettir. Yargı süreçlerin uzaması sakıncalıdır ve gerek yoktur. Adli yılın başlaması ile Bu ağır yükü ülkemizin gündeminden çekip çıkaralım.

Duruşmaların canlı yayınlanmasını talep etmişti muhalefet. Biz de bu beklentinin makul ve meşru şekilde değerlendirilmesini bekliyoruz. Suçlamaların odağındaki şahıslar Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu unutmamalıdır. Türkiye tarihi sürecin tam ortasındadır.

“Sokağa davet edeceğim günü ben bilirim, Mısır’daki meydanı izlediğiniz gibi izlersiniz” demişti Özgür Özel. Ölçüyü kaçırdığını görüyorum. Sokakta gezebilirsin, germeye gerek üretmeye gerek yok. Önüne geçen yok, haydi buyur sokak sokak gez de görelim, boyunun ölçüsünü alalım. Bu sokak merakı seni suça iterse karşında Türkiye Cumhuriyetini bulursun, milleti bulursun.

“CHP’nin rayından çıkması düşündürücüdür”

Mısır örneği vermesi densizlik ve gaflettir. Hakkında başlatılan soruşturma isabetlidir. Hayırdır Özgür Bey darbe mi düşünüyorsun? Sandıkla yapamadığını silahlar gölgesinde mi planlıyorsun? Bu dil sakıncalıdır, sakattır. Böyle demokrasi anlayışı, özgürlük bağlılığı olamaz. Tutuklananlarla ilgili esir tanımı kullanması aymazlık ve ayıptır. DEM’in Türkiye partisi olma çabası memnuniyet vericidir. CHP’nin ise rayından çıkması düşündürücüdür.

CHP’nin yanında yöresinde sıraya giren partilerin yönetici ve vekillerinin iktidara, insan onuruna saldırmaları ifade ve düşünce özgürlüğü ile nasıl ifade edilecektir. Malum tv’lerde, sağda solda sabah akşam fütursuzca konuşanların güvencesi nedir. Rüşvet ile mücadele konuşulurken bu kenelere neden göz yumuluyor. Fitne yayan muhaliflere katlanmak zorunda mıyız. Bunlar siyaset değil düşmanlık yapıyor. Gündelik polemiklerin, sürekli şaibe içeren beyanların, azgınlaşan parti ihtirasların ülkemizde ne var ne yok yutmasına müsaade edemeyiz.”

Paylaşın

Bahçeli, Muhalefeti Hedef Aldı: Kütük Gibi Görünenlerden…

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Güneş tutulması yaşayan muhalefetin siyasi ahlak ve vicdan bağlamında şiddetli bir yıkıma maruz kaldığı ortadadır” dedi ve ekledi:

“Filiz verip yapraklanması imkansız kütük gibi görünenlerden ne ülkemize ne de milletimize bir yararı dokunmayacaktır. Kuşku bulutlarının altında, tedirgin fısıltıların boyunduruğunda, şaibeli ilişkilerin merkezinde yer alanların dört başı mamur siyasi karakter ve ahlaki duruş göstermeleri boşuna bir hevestir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Leman Dergisi’ne yönelik başlatılan soruşturmaya ilişkin konuşan Bahçeli, “Yabancı benzerlerini aratmayacak ilkellikte yayın yapan, sözde bir mizah dergisinde efendimiz Resulullah’a yapılan iğrenç saldırıyı nefretle lanetliyor, İslamofobi tehdidinin ülke içine sızmasına karşı siyasi, stratejik, hukuki bir eylem planı hazırlanmasını önemli görüyorum” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında muhalefeti hedef alan Bahçeli, “Güneş tutulması yaşayan muhalefetin siyasi ahlak ve vicdan bağlamında şiddetli bir yıkıma maruz kaldığı ortadadır. Filiz verip yapraklanması imkansız kütük gibi görünenlerden ne ülkemize ne de milletimize bir yararı dokunmayacaktır. Kuşku bulutlarının altında, tedirgin fısıltıların boyundurluğunda, şaibeli ilişkilerin merkezinde yer alanların dört başı mamur siyasi karakter ve ahlaki duruş göstermeleri boşuna bir hevestir” dedi.

“Belediyeleri saran yolsuzluk tufanından tutun da parti kongrelerinin gölgelenmesine kadar her çarpık ve gayri meşru vakanın ortaya çıkması en başta milletimize büyük bir hakarettir” diyen Bahçeli, şunları söyledi: “CHP’nin mahkemelik olması, günden güne ağırlaşan hastalıklı bünyesinin bir sonucudur. Öyle ki CHP, sebebi meçhul bir acının pençesindeki ne yapacağını, ne isteyeceğini, ne söyleyeceğini bilemez haldedir.”

8 Eylül tarihine ertelenen CHP kurultay davası hakkında da konuşan Bahçeli, şunları ifade etti: “Elbette CHP’nin 38. Kurultayı ile ilgili görünen mutlak butlan davasının ve bu dava duruşmasının 8 Eylül 2025’e ertelenmesinin bizim nazarımızda herhangi bir değeri ve gündemi yoktur. Fakat CHP’nin kendi içinde birlik ve dirlik halinde olması, iç huzur ve dengeyi yakalamasının Türk demokrasisinin hayrına olacağı kanaatindeyim.

Sosyalist Enternasyonal’in yörüngesinde sorgusuz sualsiz dönerek değil, Atatürk’ün izinden yürüyerek istikrarsızlıktan ve sonu meçhul kargaşalardan kurtulacaklarının düşüncesindeyim. 8 Eylül’den bir gün sonra tarihi bir gün olan 9 Eylül’e bir ve bütün halinde ulaşması, CHP için demokratik bir fırsattır.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef alan Bahçeli, “CHP Genel Başkanı’nın Avrupa’da Türkiye’nin aleyhine konuşması karanlık üslubun, kararmış ve katılaşmış mensubiyetin bilincinin somut yansımasından başka bir şey değildir” dedi. Bahçeli, “Yabancıların karşısında nabza göre şerbet veren bir siyasetçinin ülkesini ve milletini tartışması, hatta kötüleme yarışına girmesi utanç duyulacak bir ilkesizlik ve itibarsızlıktır” diye konuştu.

“Terörsüz Türkiye hedefi doğru zamanda atılan doğru adımdır”

PKK’nin fesih ve silah bırakma kararını açıkladığı yeni süreç ile ilgili konuşan Bahçeli, “Terörsüz Türkiye hedefi doğru zamanda atılan doğru adımdır. Milli vicdanın tereddütsüz harekete geçmesidir. Süreklilik içeren barış ve refah ortamına duyulan özlemdir” dedi.

Bahçeli, şöyle devam etti: “27 Şubat İmralı açıklamasına müzahir şekilde PKK örgütsel varlığını feshettiğini ve silahları bıraktığını 12 Mayıs’ta açıklamıştır. DEM Parti’nin sorumlu ve sonuç odaklı temasları ise kayda değerdir. Kanlı süreç bütünüyle sonlanmalıdır. Kara bir dönem açılmamak üzere kapanmalıdır. Barış havası hakim olmalıdır. Bundan geriye dönüş yoktur, aksi halde doğacak sonuçların bedeli vahim ötesidir.”

Türkiye’nin yeni bir döneme geçtiğini belirten Bahçeli, “Bu nedenle PKK’nın silah bırakma sürecini tamamlaması bir an evvel sağlanmalı, provokasyon mahiyetli ve hiç kimsenin altından kalkamayacağı çatışmalara yol açacak sivri tahriklere karşı azami derecede dikkat edilmelidir.”

Paylaşın